Mossad'ın eline yüzüne bulaştırdığı beş operasyon

Independent Türkçe, İsrail'in dış istihbarat örgütü Mossad'ın son 50 yıl içinde dikkat çeken 5 talihsiz operasyonunu inceledi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Mossad'ın eline yüzüne bulaştırdığı beş operasyon

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

2024 hızlı başladı.

Daha doğrusu geçen yıldan miras acılar, savaş hali ve gerilim kaldığı yerden sürüyor.

İsrail, Gazze Savaşı'nın bütün bir yıla yayılabileceğini söylerken sivil can kaybı sayısı gün geçtikçe artıyor.

Diplomasi, siyasetin yanında bir yandan da istihbarat servisleri çalışıyor.

Haftanın iki önemli gelişmesi aynı gün içinde iki farklı ülkede, Lübnan ve Türkiye'de yaşandı.

7 Ekim'deki Aksa Tufanı Operasyonu sonrası eleştirilerin odağında olan İsrail istihbaratın sağladığı bilgilerle Lübnan'da Hamas üst düzey yöneticilerinden, Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el-Aruri öldürüldü.

Aynı gün, Türkiye'de Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad'a yönelik İstanbul merkezli 8 ilde operasyon düzenlendi. 

Operasyon sonrası 34 kişi gözaltına alındı.

Hakimliğine sevk edilen 34 şüpheliden 15'inin tutuklanmasına, 11 şüpheli hakkında adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına, 8 şüphelinin ise sınır dışı edilmek üzere İl Göç İdaresine teslim edilmesine karar verildi.

Şüpheliler Türkiye’de yaşayan yabancılara yönelik keşif, takip ve adam kaçırma planlamakla suçlanıyordu.

İsrail istihbarat servisi yetkililerinin bu kişilerle sosyal medya üzerinden iletişime geçtiği, savaştan sonra Filistin lehine çalışmalar yürüten İsrail ve Filistinli aktivistlerin isim bilgilerini verip bu kişileri takip etmelerini istediği öne sürülüyor.

Şüphelilerin aldıkları isim bilgileri doğrultusunda hedef kişileri takip ettiği, hatta kimi kişilerin fotoğraflarını çekip bu kişilere ait bilgileri İsrail ile paylaştığı dillendiriliyor.

Aslında bunun Türkiye'de İsrail'in Mossad bağlantılı casus şebekesine karşı ilk hamle olmadığı biliniyor. 

Son adımın 2021'den bu yana süregelen Muteni, Nekpet, Neoplaz, Köstebek gibi bir dizi operasyonun devamı olduğu ifade ediliyor.

O tarihten bu yana Türkiye'de İsrail'in en üst düzey casusluk teşkilatı ile bağlantısı olan çok sayıda kişi tutuklanmış durumda.

Kuşkusuz diğer ülkelerde operasyon yürütmek casusluk işinin doğasının parçası.

Ancak Ankara, Mossad'ın iç istihbarat yetkililerini bilgilendirmediği ve Türkiye sınırları içerisinde Türkiye'ye karşı faaliyetler yürüttüğü kanaatinde. 

Mossad ilk kez bu tarzda suçlamalarla karşı karşıya kalmıyor. 

Tarihten bugüne uzanan ve İsrail'i ABD dahil birçok farklı ülkeyle karşı karşıya getiren çok sayıda operasyon ve skandal yaşandı. 

Independent Türkçe, Mossad'ın son 50 yıl içinde en çok dikkat çeken 5 başarısız operasyonu ve kurum içindeki çalkantılı anları inceledi.

1- Hamas liderine Coca-Cola kutusuyla zehirli suikast girişimi

İsrail ve Ürdün arasında o dönemde yeni bir barış anlaşmasına rağmen Mossad'ın suikast operasyonlarını yöneten Kidon Birimi üyeleri, Temmuz 1997'de Kudüs'teki bir pazarda meydana gelen ve 16 İsrailli'nin ölümüne, 169 kişinin ise yaralanmasına neden olan Hamas saldırısına misilleme yapmak istiyordu.

Hedefte o dönem Hamas liderliği koltuğunda oturmayan örgütün önemli isimlerinden Halid Meşal vardı.

Mossad ekibi Eylül 1997'de Ürdün'e geldiğinde İsrail'i birkaç ay önce başbakanlığa seçilen Benyamin Netanyahu yönetiyordu.

Netanyahu operasyonun gizli olmasını istemişti.

Bu yüzden Mossad'da görevli bilim insanlarından biri temas halinde öldüren ancak otopside tespit edilemeyen yeni bir zehirin kullanılmasını önerdi.

Öneri kabul gördü.

Mossad ajanları, sahte Kanada pasaportları taşıyan Barry Beads ve Sean Kendall olarak Ürdün'ün başkenti Amman'da turist kılığına büründüler.

Planları, Meşal'in SUV aracıyla gelmesini beklemek ve ardından evine yürürken onu zehirlemekti.

Ajanlar, çalkalanan bir Coca-Cola kutusunu açarak patlayan kola ile Meşal'i oyalayacak, sprey yardımıyla zehiri boynuna püskürtecek sonrasında ise kalabalığın arasında hızlı adımlarla uzaklaşacaklardı.

Ama evdeki hesap çarşıya uymadı.

Suikastçılar Meşal'e yaklaştığında, birden küçük kızı araçtan atlayıverdi.

Peşi sıra hem Meşal hem şoförü  kızın peşinden koştu.

Mossad'ın sahadaki takım lideri, Beads ile Kendall'a görevi iptal etmeleri için haber vermeye çalışsa da ikili uyarının farkına varmadı.

Hedefe kilitlenmişler, planın dışında ortaya çıkan sahnede doğaçlamaya soyunmuşlardı.

Meşal'a yaklaştıklarında Kendall, Coca-Cola kutusunu açtı.

Ancak bekledikleri gibi kutu çalkalandıktan sonra patlamadı.

Bu kez Beads devreye girdi.

Ve Meşal'e spreyle zehri sıkmaya çalıştı.

Fakat bu kez de Meşal'in şoförü olup biteni fark edip Mossad ajanına elindeki gazeteyle vurdu.

Beads, Meşal'in kulağına birkaç damla zehri bulaştırmayı başarsa da "hedef" olay yerinden kaçmıştı. 

Sonrası mı?

Turist kılığına giren ajanlar Ürdün polisi tarafından tutuklandı.

Suikast girişimi İsrail ile Ürdün hükümetleri arasında infiale neden oldu, iki ülke ilişkileri gerildi.

Kral Hüseyin, Netanyahu zehirin panzehirini verene kadar Mossad ajanlarını hapse atma tehdidinde bulununca Netanyahu "Panzehiri verin!" talimatı verdi.

Sonunda İsrail, Beads ve Kendall'ın serbest bırakılması karşılığında Hamas lideri Şeyh Ahmed Yassin'i serbest bırakmak zorunda kaldı.

Beads ve Kendall, Kanada büyükelçiliğine teslim edildikten sonra İsrail'e dönebildi. 

Kanadalılar ise Mossad ajanlarının sahte Kanada pasaportları kullanmasından dolayı çok rahatsız ama muhtemelen her zamanki gibi kibarlardı.

2- Aşkının ya da uçkurunun kurbanı Mossad başkanı: Yossi Cohen

Avustralyalı iş insanı James Packer'dan kızının düğünü için 20 bin dolarlık hediye almış, yine kızı için Birleşik Arap Emirlikleri hükümeti aracılığıyla Dubai'de yüksek maaşlı iş garantisi sağlamıştı.

Ancak Mossad'ın başkanı Yossi Cohen sadece kızıyla ilgilenmiyordu.

Onu asıl tefe koyan ismi hala kimliği sır olan bir hostesle yaşadığı gizli ilişkiydi.  

2021'deki bir araştırma raporu, Mossad'ın eski başkanı Cohen'in devlet sırlarını, ilişkisi olduğu hostes ve o dönemki kocasına ifşa ettiğini ortaya çıkarmıştı.

HaMakor soruşturma programına göre Cohen'in gizli ilişkisi 2018 sonlarına dayanıyordu.

Cohen dünya çapındaki istihbarat örgütü Mossad'ın operasyonlarına dair çeşitli gizli ayrıntıları bilmesiyle övünüyor, çifte seyahatleri hakkında bilgi veriyordu.

Hostesin kimliği belli değildi ama aldatılan eş kendisini gizlememişti.

İsrail finans piyasalarının bilindik simalarından Guy Shiker tüm işittiklerini hatta tanık olduklarını sadece mahkeme karşısında değil basının önünde de bir bir anlattı.

Mossad hakkında bir sürü hikaye anlattı. Çenesi çok düşük. Bana Mossad'ın ünlü bir Arap liderinin doktorunu 'izlediğini' söylemişti"

Cohen'ın eşine "Prensesim" ve "Güzelim" diye hitap ettiği mesajlar gönderdiğini söyleyen Shiker, "Şu anda bir aileyi mahvediyorsun" diye Mossad direktörüne çıkıştığından bahsedecek, Cohen'in Mossad'daki yönetim tarzıyla ilgili bazı ayrıntıları paylaştığını da aktaracaktı:

Bana dedi ki, 'Mossad başkanı olarak atandığımda, dikkatlice dinle, 10 gün içinde altı üst düzey yetkiliyi kovdum... çünkü sisteme sadık değillerdi, iyi değillerdi. Ben onların eşitleri olduğumuzda en iyi arkadaşları olduğumu düşündüler. Ben atandığımda onları kovdum hem de merhamet tanımadan"

Cohen elbette iddiaları reddetti.

Asla güvenlik sırlarını veya paylaşmaması gereken bilgileri paylaşmadığını söyledi.

Olaydan kısa süre önce Cohen, Mossad'ın İran'ın Natanz'daki yeraltı santrifüj tesisini patlattığını ima ettiği bir röportajdan dolayı eleştiri almış, 2018'de Mossad'ın Tahran'daki bir depodan İran'ın nükleer arşivini çaldığı operasyonu ayrıntılı bir şekilde anlatmış, İran'ın öldürülen üst düzey nükleer bilim insanı Muhsin Fahrizade'nin yıllardır Mossad'ın hedefinde olduğunu doğrulamış ve İsrail'in İran'ın nükleer silah elde etmesini önleme konusundaki taahhütlerinin ciddi olduğunu anlatmıştı.

Mossad'dan ayrıldığından beri Cohen, etik ihlalleriyle ilgili birkaç suçlamayla karşı karşıya kaldı.

Cohen'in Mossad başkanlığı haziran 2021'de sona erdi ve yerine David Barnea geçti.

Cohen'i göreve atayan ise Benyamin Netanyahu'ydu.

3- Mossad terörist yerine Faslı garsonu öldürüyor

Altı Gün Savaşları'nın üzerinden beş yıl geçmişti.

İsrail ve Arap ülkeleri silahlanmaya devam ediyordu.

1972 Yaz Olimpiyatları düzenleniyordu.

Adres sporun evrenselliğinden çok terörün acımasızlığının ön plana çıkacağı Müniht'ti.

Kara Eylül örgütü üyesi silahlı militanlar İsrail Olimpiyat takımının on bir üyesini rehin almış, olay rehineler ve bir polisin ölümü ile sonuçlanmıştı. 

Bir yıl sonrası, 1973...

Mossad ajanları Münih katliamından sorumlu tuttukmları Kara Eylül terör örgütünün lideri Ali Hassan Salameh'i yakalamak istiyordu.

İsrail intikam peşindeydi. 

Salameh'in Norveç'te olduğu bilgisini aldılar.

"Süngü Operasyonu" olarak da anılan "Tanrı'nın Gazabı" operasyonu için düğmeye basıldı.

Aslında operasyon Filistinli tercüman Wael Zwaiter'in Roma'da vurulması ve Kara Eylül'ün liderlerinden olduğu öne sürülen Mahmud Hamşari'nin Paris'te arabasına bomba konulmasıyla zaten başlamıştı.

Önce Zwaiter'in terör örgütü ve saldırılarla herhangi bir bağlantısı olmadığı iddia edildi.

Ama asıl skandal Norveç'te gerçekleşecekti.

Münih'teki yaz olimpiyatlarında yaşananların intikamı, seneler sonra kış olimpiyatlarına ev sahipliği yapacak 20 bin nüfuslu küçük Norveç kasabası Lillehammer'de alınacaktı. 

Mossad ekibinin genç ve tecrübesiz lideri Mike Harari, Salameh sandıkları adamı buldu.

Ancak bu Faslı garson Ahmed Bouchiki'den başkası değildi.

Faslı garson Münih saldırılarının sorumlusu Salameh'e talihsiz şekilde çok benziyordu.

Bouchiki'nin Salameh sanılması Kara Eylül örgütü adına kuryelik yapmış, ardından Mossad için çifte ajanlığa soyunmuş Kemal Benamane'nin marifetiydi.

Bouchiki, işten eve dönerken vurularak öldürüldü.

Sonrası kaos...  

Zira küçük Norveç kasabasında neredeyse yarım asırdır tek bir cinayet vakası kaydedilmemişti.

Kasabadaki on iki yabancının varlığı zaten halk ve polisçe fark edilmişti.

Bu yüzden Bouchiki öldürüldüğünde polis yakındaydı.

Harari ve ekibin bir kısmı kaçmayı becerdi, altı ajan ise Norveç polisi tarafından tutuklanıp cinayetle suçlandı.

Mahkemede ajanlar Mossad'ın gizli faaliyetleri ve suikast yöntemleri hakkında utanç verici ayrıntılar içeren itiraflarda bulundu. 

Skandalın ardından Mossad, Avrupa'daki tüm güvenli evlerini, gizli telefon numaralarını bir bir terk edip ortadan kaldırdı.

Olan 30 yaşındaki genç garsona olmuştu. 

4- Münih'in intikamını alırken siviller de ölüyor

Norveç'teki Lillehammer felaketinden beş yıl sonrası...  

Mossad bir kez daha Münih Olimpiyatları'ndaki saldırıladan sorumlu tuttuğu Ali Hassan Salameh'in hala peşindeydi.

Bu kez hata yapmak istemiyorlardı.

Ancak İsrailliler Salameh'in aradan geçen yıllar içinde bir CIA'in bir piyonu haline geldiğini bilmiyorlardı.

CIA, Salameh'in statüsü ve Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) içindeki bağlantılarını kullanıp ABD'ye yönelik olası saldırıları önlemeyi umuyordu.

Hatta iddiaya göre Washington'ın bu hamlesi sayesinde dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger bir suikastten kurtulmuştu.

İsrail'in o dönem bir numaralı hedefi olan CIA'in kiralık ajanı işini iyi yapıyordu.

Bununla birlikte Salameh'in hizmetleri karşılığında para almayı reddettiği de söylenecekti.

Sadece Amerikalılar ile Filistinliler arasında daha iyi ilişkileri teşvik etmek istediğini söylese dahi CIA pahalı balayının masraflarını ödemişti. 

Mossad daha sonra CIA ile Salameh'in ilişkisi hakkında bilgi istedi.

İsrail'in şüphelerini gidermek için CIA, teröristle herhangi bir ilişkisinin olmadığını kesin bir dille reddetti.

Haliyle Mossad yeniden işe koyulabileceğini düşündü.

1978'in son günleriydi.

Erika Chambers, Salameh'i bulmak için Beyrut'a gönderildi.

Kendisini Filistinli çocuklara bakım sağlayan yardım kuruluşunda çalışan İngiliz bir kadın olarak takdim etti.

Kısa sürede diğer Mossad ajanları teröristi bulmuştu.

Hemen günlük rutinini öğrenmeye giriştiler.

Rizk ile evlenen Salameh, FKÖ Genel merkezi, ilk eşi ve iki çocuğunun evi ile Rizk'in daireleri arasında düzenli olarak mekik dokuyordu. 

22 Ocak 1979...

İsrailliler bir Volkswagen kiraladı.

Onu patlayıcılarla doldurup Salameh'in sık kullandığı rota üzerine park ettiler.  

Salameh'in Chevrolet'i Volkswagen'in yanından geçerken patlayıcılar radyo vericisiyle infilak ettirildi.  

Patlamada Salameh ve onu bir Land Rover ile takip eden korumalarıyla birlikte dokuz kişi öldü.

Bir görgü tanığı, tanık olduklarını şöyle tarif edecekti: 

Cehennem gibiydi. İnanılmazdı. Daha önce hiç böyle bir şey görmemiştim, hatta Beyrut'ta bile. Tüm şehir yanıyormuş gibi hissedildi. Bir sürü ölü insan, yanmış araçlar ve sokakları süsleyen genç cesetler. Sonra Hassan Salameh'in bir arabadan çıkıp yere düştüğünü gördüm. İnsanlar bana kim olduğunu söyledi."

İsrail amacına nihayet ulaşmıştı.

Ancak yaşamını yitirenler arasında çok sayıda sivil de vardı. 

5- İsrail ile ABD'yi karşı karşıya getiren adam: Pollard

1985 yılıydı.

Eski bir ABD Deniz Kuvvetleri istihbarat analisti olan Jonathan Pollard, İsrail için casusluk yapması nedeniyle FBI tarafından tutuklanmıştı.

Pollard, Mossad'a binlerce gizli belge sağlamış ve bunlardan bazıları iddiaya göre diğer ülkelere de iletilmişti. Olay, İsrail ile ABD arasında büyük bir ayrılığa neden oldu. 

Peki iki müttefiği karşı karşıya getiren bu adam kimdi?

Jonathan Jay Pollard 1954'de Texas'ın Galveston şehrinde doğdu, Amerikalı bir Yahudi'ydi.

Babası saygın bir bilim insanıydı.

Stanford Üniversitesi'nde eğitim aldı Pollard.

Ardından 1979'da Maryland, Suitland'deki ABD Deniz Kuvvetleri İstihbarat Servisi'nde istihbarat analisti olarak göreve başladı.

Zaman içinde rütbesini yükseltti.

Bu, hassas bilgilere erişebileceği anlamına geliyordu.

Mayıs 1984'te İsrail ajanları tarafından işe alındı.

Sonraki 18 ay boyunca, o dönem New York'ta eğitim izninde olan İsrail Hava Kuvvetleri Albayı Aviem Sella'nın oyuncağına dönüştü.

Tabi yüklü miktarda para karşılığında...

Pollard İsrail'e, Ortadoğu ve diğer ülkelere dair neredeyse sınırsız bilgi sağladı.

Bilgiler 1960'lardan beri İsrail Savunma Bakanlığı'nda faaliyet gösteren, eski Mossad görevlisi Rafael Eitan'ın yönettiği bağımsız istihbarat şebekesi "Bilimsel İrtibat Birimi" aracılığıyla iletiliyordu. 18 ay süresince Pollard'a hizmetleri için ödeme yapıldı.

İsrail ve Avrupa'ya seyahat etti.

Olayın farkına varılması halinde kendisine sığınma sözü verildi.

İsrailliler onun işe alınmasını hiçbir İsrail savunma bakanı veya kabine tarafından yetkilendirilmediğini iddia etse de bu ABD'de çok da inandırıcı bulunmadı.

FBI ajanları Pollard'ı ve eşini takibe başladığında çift siyasi sığınma talebiyle Washington'daki İsrail büyükelçiliğine kaçtı.

Ancak büyükelçilikten çıkarııp 21 Kasım 1985'te tutuklandılar.

Tutuklama ve açıklamalar, Amerikan Yahudi liderliği dahil olmak üzere halkın  tepkisine neden oldu.

İsrail, Reagan yönetimi ve ABD Kongresi ile açık bir çatışma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştı. 

ABD, soruşturmada İsrail'den işbirliği talep etti.

1 Aralık 1985'te dönemin başbakanı Şimon Peres, İsrail'in ilgili kişileri ABD yetkilileri tarafından sorgulanmasına izin verdi.

Tek taahhüdü bu değildi.

İsrail Pollard aracılığıyla temin edilen tüm belgeleri iade edecek, Bilimsel İrtibat Birimi'ni fesh edecek ve sorumlu İsraillileri cezalandıracaktı.

Pollard hiç mahkemeye çıkarılmadı.

Anlaşma gereği o dönemki eşi Anne'ın beş yıl hapis cezasını kabul etti.

Haziran 1986'da casusluk suçlamalarında suçlu olduğunu itiraf etti.

Ancak buna rağmen Mart 1987'de ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.  

2015 yılında 30 yıl hapis cezası sonrasında şartlı olarak serbest bırakıldı.

Independent Türkçe



Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.


İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
TT

İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?

Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia

Elie Kuseyfi

Salı günü Cenevre'de Rusya-Ukrayna ve ABD-İran müzakerelerinin eş zamanlı olarak yapılması sadece bir tesadüf müydü? Yoksa bu, her iki müzakereye de katılan, Moskova ve Kiev arasında arabuluculuk yapan ve Umman arabuluculuğuyla İran ile müzakere eden ABD'nin kasıtlı bir hamlesi miydi? Bu eş zamanlılığın nedeni, Cenevre'deki her iki müzakereye de katılan Steve Witkoff ve Jared Kushner'in orada bulunması olabilir. İki müzakere oturumunun aynı şehirde yapılması, onları başka bir yere gitmekten kurtardı ve bu da bilhassa Başkan Donald Trump'ın her iki sorunu, özellikle de Rusya-Ukrayna çatışmasını çözmekte acele etmesi nedeniyle görevlerini hızlandırmaya katkıda bulunabilir. Nitekim Trump, Kiev'i hızla bir anlaşmaya varmaya teşvik ediyor ve bu durum Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy'yi kızdırdı, Trump'ın kendisine uyguladığı baskının hiçbir gerekçesi olmadığını belirtti.

İki konu arasında ortak bir bağlantı arayışı, bizi perşembe günü Umman Denizi ve Hint Okyanusu'nda iki ülke arasında yapılacak ortak tatbikatlarla yeni bir seviyeye ulaşacak olan Rus-İran askeri iş birliğine götürüyor. Ancak en önemli konu, Tahran'ın Ukrayna şehirlerini bombalamak için Moskova'ya insansız hava araçları tedarik etmesi olmaya devam ediyor. Fakat bu neden, İran'ın nükleer dosya dışında herhangi bir konuyu görüşmeye hazır görünmemesi nedeniyle biraz olasılık dışı görünüyor. Her ne olursa olsun, bu iki müzakere turunun aynı şehirde eş zamanlı olarak yapılması, bizi bugün dünyadaki en önemli ve ABD’nin de tamamen dahil olmuş durumda olduğu iki olay ile karşı karşıya bırakıyor.

Bu da bizi, İran-ABD müzakerelerinin bölgedeki diğer tüm dosya, çatışma ve anlaşmazlıkların önüne geçtiği bölgeye götürüyor. Ancak burada gündemde olan soru, bu müzakerelerin bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların seyrine bir etkisi, daha doğrusu bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların, özellikle de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının ve bölgesel sonuçlarının, bu müzakerelerin seyrine bir etkisi olup olmadığıdır. Daha önemli olan soru ise iki yıldan fazla süren ve yeni jeopolitik gerçeklikler yaratan, İran'ın stratejik konumunda bir gerilemeye yol açan savaşın sonucundan bağımsız olarak Washington ve Tahran arasında bir anlaşmaya varılıp varılamayacağıdır. Bu nedenle, Washington ve Tahran arasındaki müzakereler bağlamında sorulan temel soru, Hizbullah ve Hamas'ın zayıflaması, Suriye rejiminin devrilmesi ve ABD-İsrail'in İran'ın derinliğine yönelik saldırıları, dahası İran'daki eşi benzeri görülmemiş iç bölünmeden sonra, bu müzakerelerin beklenen sonuçlarının İran'ın stratejik konumundaki bu gerilemeyi yansıtıp yansıtmayacağıdır. Keza Tahran'ın Donald Trump'ın onunla bir anlaşmaya varma arzusunu göz önünde bulundurarak, bu gerilemeyi telafi edip edemeyeceğidir.

Devam eden Amerikan askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile temel Amerikan hassasiyetlerine dokunuyor

 Her ne pahasına olursa olsun bir anlaşma mı?

Başka bir deyişle, Amerikan Başkanı, bölgesel savaşın tüm sonuçlarını ve İsrail'in tüm kırmızı çizgilerini, özellikle de İran’ın füze programı ve Tahran tarafından desteklenen bölgesel milis gruplar meselesiyle ilgili kırmızı çizgilerini göz ardı ederek, İran ile her ne pahasına olursa olsun anlaşmak mı istiyor? Önceliği, içeriği İran'ın stratejik konumundaki gerilemeyi yansıtmasa ve İran rejimini hem içeride hem de uluslararası alanda kurtarsa bile, İran ile bir anlaşmaya varmak mı?

Trump gibi bir başkanın ne istediğini tahmin etmek zor olsa da İran nükleer meselesini çevreleyen koşullar, ABD Başkanı’nın herhangi bir anlaşmayı kabul edebileceğini göstermiyor. Ancak bu, İran dosyasını yönetmenin onun için kolay olacağı anlamına gelmiyor. Hatta Rusya-Ukrayna savaşı dosyası ve uzun süreli sonuçlarını yönetmekten bile daha zor olabilir. Şüphesiz ki, Başkan ve genel olarak Amerikalılar için iki konu arasındaki temel fark, ABD'nin, 28 Aralık'ta Tahran'daki rejime karşı protestoların başlamasından bu yana Ortadoğu'da olduğu gibi, Rusya-Ukrayna savaşında doğrudan asker konuşlandırmaması ve askeri yığınak yapmamasıdır.

dcf
Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner, İsviçre'nin Cenevre şehrinde ABD ve İran arasında yapılacak dolaylı görüşmeler öncesinde, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bu devam eden ABD askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile ABD'deki temel iç hassasiyetlere dokunuyor. Zira MAGA hareketinin Cumhuriyetçi Başkan ile temel anlaşması, ABD'nin yabancı savaşlara karışmaması üzerine kurulu. Bu durum şimdi ABD'nin İsrail'e verdiği desteğe de yansıyor. Geçtiğimiz kasım ayında yapılan bir YouGov anketi, 45 yaşın altındaki Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 51'inin, 2028 başkanlık ön seçimlerinde İsrail'e vergi mükelleflerinin vergileri ile finanse edilen silah transferlerini azaltmayı savunan bir adayı desteklemeyi tercih edeceğini gösterirken, sadece yüzde 27'si İsrail'e silah tedarikini artırmayı veya sürdürmeyi savunan bir adayı tercih ettiklerini söyledi. Bu, Trump destekçilerinin geniş bir kesiminin “Önce ABD” veya “ABD'yi Yeniden Harika Yap” gibi sloganlara dair anlayışını yansıtıyor ve bu anlayış, bu sloganların kapsamının ABD'nin ötesine uzandığını dikkate almıyor. Ancak, başka iki anket, Amerikalıların yüzde 59'unun geçen haziran ayında İran nükleer tesislerine yapılan ABD saldırısını onayladığını gösterdi. Dolayısıyla olası bir askeri saldırıya desteğinin veya muhalefetinin, saldırının hedeflerine ulaşmadaki başarısına bağlı olduğu göz önüne alındığında, Trump'ın İran ile ilgili herhangi bir kararını etkileyen iç Amerikan faktörü tek yönlü değildir. Trump, tabanına diplomasiye bir şans verdiği ancak bunun ABD çıkarları için olumlu sonuçlar vermediği gerekçesini sunabilir.

Mevcut ABD askeri yığınağı, iki uçak gemisi, 12 savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içerirken, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi

Cenevre turunda bir ilerleme kaydedildi mi?

Washington ve Tahran arasında yeniden başlatılan müzakerelerin salı günü Cenevre'de yapılan ikinci turunun gidişatı bu bağlamda anlaşılabilir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin “ABD ile temel ilkeler konusunda bir uzlaşıya varıldığı ve önceki tura kıyasla olumlu gelişmeler olduğu” yönündeki açıklamalarının verdiği iyimserlik esintisine rağmen, konu her zamankinden daha karmaşık görünüyor. Zira Donald Trump'ın, ABD'nin Ortadoğu'daki stratejisinde tam bir darbe gerçekleştirmeye hazır olmadığı sürece, İsrail pahasına İran için stratejik kazanımlar garanti eden bir anlaşmaya varabileceğini hayal etmek zor; ki bunun için henüz hiçbir işaret de yok.

İranlı üç yetkilinin New York Times'a verdikleri demeçlerde, Tahran'ın Trump'ın başkanlığı döneminde uranyum zenginleştirmeyi askıya almaya ve yaptırımların, petrol ambargosunun kaldırılması karşılığında Washington'a yatırım fırsatları sunmaya istekli ve hazır olduğunu belirtmeleri bile mevcut durumla uyumsuz görünüyor. Zira İran dosyası ile ilgili olarak mevcut durum iki nokta ile özetlenebilir; birincisi, Tahran rejimi hem iç hem de uluslararası alanda en zor stratejik gerileme dönemini yaşıyor. İkincisi, İsrail, ABD'nin desteğiyle bölgedeki stratejik konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu nedenle, ABD'nin İran ile yapacağı herhangi bir anlaşma bu denklemi alt üst etmemelidir. Aksi takdirde, bu anlaşma ABD'nin aleyhine İran’ın elde edeceği açık bir kazanç ve ana müttefiki İsrail için bir kayıp anlamına gelecektir.

Bu sebeple, Arakçi'nin “olumlu gelişmeler, Washington ile yakında bir anlaşmaya varacağımız anlamına gelmiyor, ancak süreç başladı” şeklindeki açıklaması, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in de müzakerelerin iyi ilerlediği ancak İranlıların Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgileri kabul etmeye istekli olmadığı yönündeki açıklaması, bu müzakereleri çevreleyen zorlukları yansıtıyor. Müzakerelerin İran'ın pazartesi günü Devrim Muhafızları gözetiminde stratejik Hürmüz Boğazı'nda tatbikatlara başlayacağını duyurması veya son 24 saat içinde bölgeye F-35, F-22 ve F-16'lar da dahil olmak üzere 50 ilave ABD savaş uçağının ulaşması gibi iki taraf arasında devam eden askeri gerilim ortamında gerçekleştiği göz önüne alındığında, kendisini çevreleyen zorluklar daha iyi anlaşılacaktır. Bu uçaklarla birlikte ABD'nin mevcut askeri yığınağı halihazırda iki uçak gemisi, yaklaşık on iki savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içeriyor. Ayrıca, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi. Ancak bu devasa yığınak, büyüklüğüne rağmen, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin arifesindeki Amerikan askeri yığınağının boyutuna henüz ulaşmadı. O zamanlar altı taarruz grubu bulunurken, şimdi sadece iki grup var. Bazı İsrailli seslere göre bu durum, Trump bunun olabilecek en iyi şey olacağını söylemiş olsa da İran'da rejim değişikliğini amaçlamadığının kanıtıdır.

İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez

Ancak, ABD merkezli Axios sitesi, bilgi sahibi kaynaklara atıfta bulunarak dün Trump yönetiminin artık İran ile “büyük bir savaşa” girmeye daha yakın olduğunu ve mevcut diplomatik çabaların başarısız olması durumunda bunun yakında gerçekleşebileceğini bildirdi. Ayrıca, İran'a karşı askeri operasyonun, sınırlı operasyonlardan ziyade tam ölçekli bir savaşa daha yakın, haftalarca sürecek geniş bir harekata dönüşebileceği tahmininde bulundu. Bu harekatın, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük savaştan daha geniş kapsamlı ve daha büyük etkiye sahip ortak bir ABD-İsrail harekatı olabileceğine de işaret etti.

Bu da müzakere sürecinin hem ABD hem de İsrail tarafından savaşa hazırlanmak için daha fazla zaman kazanmak amacıyla kullanılan bir geciktirme taktiği mi yoksa Trump'ın İsrail'in taleplerini göz ardı eden bir anlaşmaya gerçekten hazır olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Bu talepler arasında, Binyamin Netanyahu'nun sadece zenginleştirmeyi durdurmakla kalmayıp tüm nükleer altyapının ortadan kaldırılmasında ısrar ettiği nükleer program, Tel Aviv'in menzili 300 kilometreyi geçmeyen füzelerle sınırlandırılmasını istediği İran'ın balistik füze cephaneliği yer alıyor. İsrail, özellikle füze programlarının uluslararası alanda ele alınması konusunda, taleplerini savunurken 1991'deki Irak ve 2003'teki Libya örneklerini gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre buna ek olarak, İsrail'in Tahran’ın onlara desteğinin kısıtlanmasını talep ettiği İran yanlısı milis gruplar sorunu da var. Buna karşılık, Tahran müzakereleri füze ve milis gruplar sorunlarını içerecek şekilde genişletmeyi, keza nükleer programını tamamen bitirmeyi reddediyor.

fvgb
İsviçre Dışişleri Bakanı ve Federal Konsey Üyesi Ignazio Cassis ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre'de İsviçre ve İran arasında yapılan ikili görüşme sırasında, 17 Şubat 2026 (Reuters)

Bütün bunlar Donald Trump'ı zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor. Bir yandan, bölgesel müttefiklerinin çekinceleri ve potansiyel maliyetler ve riskler göz önüne alındığında, İran'a karşı askeri harekatı önleyecek bir anlaşma istiyor. Diğer yandan, Tahran ile iki yıldan uzun süren en uzun bölgesel savaşını yürüten İsrail'in bölgedeki stratejik üstünlüğünü zayıflatacak bir anlaşmaya varamaz. Aynı zamanda İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “Sünni dünyayı birleştirerek ve Mısır gibi eski Arap düşmanlarını da içeren yeni bir bölgesel sistem kurarak” İsrail'i diplomatik olarak kuşatmaya çalıştığı değerlendirmesinde bulunuyor. Onlara göre Ankara'nın amacı, İran’ın ateş duvarını İsrail'i çevreleyen birleşik bir Sünni diplomatik duvarla değiştirmek, böylece İsrail'in manevra özgürlüğünü azaltmak ve onu siyasi olarak izole etmektir. Bu nedenle, İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez. Bu durum, ana müttefiki olan ABD'nin çıkarlarını ve stratejik konumunu da etkiliyor. Yahut en azından, bu durum Washington'u İsrail ve bölgedeki diğer müttefiklerinin çıkarlarını dengelemek gibi zorlu, hatta çok meşakkatli bir görev ile karşı karşıya bırakıyor. Ancak, tasavvur edilmesi ve anlaşılması daha zor olan, Trump'ın, zamanlaması ve içeriğiyle, Netanyahu'nun son iki yıldır ABD’nin büyük finansmanıyla desteklenen “Ortadoğu'yu değiştirmek” ile ilgili tüm açıklamalarını kesin ve nihai olarak geçersiz kılacak bir anlaşma yoluyla İran'ı kurtarma hamlesinde bulunmasıdır.