Modi, 2024 seçimlerine yoksullara destek ve Hindu milliyetçiğini canlandırarak hazırlanıyor

Tasarım: Eduardo Ramon
Tasarım: Eduardo Ramon
TT

Modi, 2024 seçimlerine yoksullara destek ve Hindu milliyetçiğini canlandırarak hazırlanıyor

Tasarım: Eduardo Ramon
Tasarım: Eduardo Ramon

Şakir Hüseyin

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 4 Kasım’da Orta Hindistan’da düzenlenen bir mitingde ülkenin 1,4 milyarlık nüfusunun yaklaşık yüzde 60’ını besleyen gıda yardımı programının devam ettiğini duyurdu. Dünyanın en kalabalık ülkesinde ve beşinci büyük ekonomisinde gıda güvenliğinin sağlanması, Modi’nin siyasi hayatta kalması ve Hindistan Halk Partisi’nin (Bharatiya Janata Partisi-BJP) iktidarının devamı açısından hayati önem taşıyor.

Gerçek şu ki Hindistan, GSYİH’sı nispeten büyük olmasına rağmen kişi başına düşen gelir açısından dünyanın en fakir ülkeleri arasında yer alıyor.

Hindistan’ın nominal GSYİH’sının 3,7 trilyon dolar olduğu tahmin ediliyor; bu da kişi başına düşen gelirin veya her kişinin kazandığı ortalama gelirin yaklaşık 2 bin 600 dolar olduğu anlamına geliyor. Bunu Bangladeş gibi bir ülkeyle karşılaştırdığımızda, Bangladeş’te kişi başına düşen ortalama gelirin biraz daha yüksek olduğunu, Suudi Arabistan Krallığı gibi bir ülkeyle karşılaştırdığımızda ise 2022’de kişi başına düşen ortalama gelirin 13 kat daha yüksek olduğunu görürüz. Zenginlik dağılımındaki keskin eşitsizliği hesaba kattığımızda yoksulluk sorunu daha da vahim hale geliyor.

Modi’nin garantisi

Kâr amacı gütmeyen kuruluş Oxfam, 2023 raporunda bu eşitsizliğe net bir şekilde dikkat çekti. Hindistan’ın en zengin yüzde 1’i 2021’de toplam servetin yüzde 40,5’inden fazlasına sahipken, nüfusun en fakir yüzde 50’sinin payı toplam servetin yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturuyordu. Oxfam, Zenginlerin Hayatta Kalması: Hindistan’ın Hikayesi başlıklı raporunda ülkedeki milyarder sayısının 2020’de 102’den 2022’de 166’ya yükseldiğini belirtti.

“Modi’nin bir sonraki büyük mücadelesi 2024 ulusal seçimleri. Yoksullara gıda tahılı sponsorluğu yapmaya yönelik gıda yardımı programının devam ettiğinin duyurulması, güçlü bir adım olarak değerlendirilebilir.”

Ayrıca raporda açlık, işsizlik, enflasyon ve sağlık felaketleri gibi çoklu krizlere de vurgu yapıldı ve yoksulların hayatta kalmak için temel ihtiyaçlarını bile karşılayamadıklarını açıklandı. Böyle bir durum sosyal ve politik açıdan patlayıcı olabilir ve Hindistan’ın iktidar partisi, yoksullar arasındaki tehlikeli hoşnutsuzluğun, ülkedeki siyasete hâkim olma yönündeki uzun vadeli hırslarına son verebileceğinin farkında.

Modi ve BJP için bir sonraki büyük mücadelenin 2024’teki ulusal seçimler olduğunu gözönüne aldığımızda, Yoksullara Gıda Tahılı Programı olarak bilinen gıda yardımı programının devam ettiğinin duyurulması, güçlü bir adım olarak değerlendirilebilir.

Modi, Chhattisgarh eyaletindeki bölgesel seçim mitinginde yaptığı konuşmada, “BJP hükümetinin önümüzdeki beş yıl boyunca 800 milyon yoksul insana bedava gıda tahılı sağlama planını genişletmesine karar verdi. Bu siyasi bir söz değil, Modi’nin garantisidir” ifadelerini kullandı. Bu da meseleyi son derece kişisel kılıyor.

Modi, 2014’te başbakan oldu ve Mayıs 2019’da ikinci dönem için seçildi. Bu yıllar boyunca, BJP’nin popülist siyasetiyle karşı karşıya gelemeyen bölünmüş bir muhalefetle Hindistan’daki siyasi sahneye hakim oldu. Bu iki seçim zaferi, partinin Hinduizm’i canlandırma yönündeki ana politikasından ve kalkınma vaadinden kaynaklanıyor.

Mutlu temel

On yıl boyunca BJP’nin başlıca siyasi ve ekonomik programları, ‘Müslümanların çoğunlukta olduğu Cemmu ve Keşmir bölgesinin özel statüsünün iptal edilmesi ve Uttar Pradeş’te 16. yüzyıldan kalma yıkık Babri Camii yerine devasa bir tapınak inşa edilmesi’ gibi adımlarla, çekirdek Hindutva (Hindu milliyetçisi) seçmen kitlesini mutlu etmeye odaklandı. Ayrıca bu programlar, muhalefete, partinin toplumsal kurumların otoritesi üzerindeki hakimiyetini zayıflatma izni vermiyor.

“Modi hükümeti otoyollar, havaalanları, demiryolları, limanlar, ticari bölgeler ve diğer altyapı tesislerinin oluşturulması için altyapı harcamalarını hızlandırdı.”

En savunmasız gruplara ayda 5 kg tahılın ücretsiz olarak dağıtıldığı gıda yardımı programı, Kovid-19 pandemisinin ardından 2020 yılında başlatılmış ve kısa aşamalarla uzatılmıştı. Resmi rakamlara göre, Aralık 2022’ye kadar olan yedi aşamada hükümetin mali maliyeti 3,9 trilyon rupinin (yaklaşık 47 milyar dolar) üzerinde gerçekleşti.

Yardım programının beş yıl uzatılması kesinlikle birçok Hinti, BJP’nin zaferinin daha fazla sosyal refah önlemlerine olanak tanıyacağı umuduyla Modi’ye oy vermeye teşvik edecektir. Ancak bu aynı zamanda uluslararası yatırımcılar tarafından büyük bir tüketici pazarı olarak görülen Hindistan’daki açlık ve yetersiz beslenmeyle ilgili önemli sorunlara da dikkat çekiyor. En azından bu tür önlemler, özellikle Hindistan ekonomisinde işsizliğin arttığı bir dönemde toplumsal huzursuzluğun hafifletilmesinde faydalıdır. Artan enflasyona ilişkin endişeler bu zorlukları artırıyor.

Modi hükümeti otoyollar, havaalanları, demiryolları, limanlar, ticari bölgeler ve diğer altyapı tesislerinin kurulması için altyapı harcamalarını hızlandırdı. Bu harcama çılgınlığı, Hindistan’ın ekonomik büyüme öyküsünü beslemeye yardımcı oluyor ve BJP yanlısı iş dünyası arasında geniş bir desteğe sahip. Ancak devasa altyapı harcamaları ve ekonomik kurtuluş planları yeterli iş fırsatları yaratmada başarısız oldu.

Hiç şüphe yok ki Hindistan borsası hızla büyüyor ancak portföy yatırımı Hindistan’ın ihtiyaç duyduğu milyonlarca işi yaratacak bir şey değil. Bloomberg’in 21 Kasım tarihli raporuna göre mevcut hisse senedi fiyatları da yüksek. Raporda, “Hindistan’daki şirket yöneticileri hisselerini inanılmaz bir hızla satarak bu yılın ilk 10 ayında 12 milyar dolar satış yaptılar. Investing 101’e göre bu, piyasanın aşırı değerli olduğunun açık bir işareti” ifadelerine yer verildi.

Tasarım: Eduardo Ramon
Tasarım: Eduardo Ramon

Borsada ne yaşanırsa yaşansın, reel ekonominin hoşnutsuzluğu giderek artan gençlere iş sağlaması gerekiyor. Bu gençlerin çoğu, tüketiciliğin ve modern yaşam tarzlarının taleplerinin daha fazlasını arzulayan istekli sınıflardan geliyor. Bu sınıfın maddi taleplerinin, bir miktar gıda yardımı ile yetinen yoksulların taleplerinden daha fazla olduğu açık. Bu genç kesimi üniversite eğitimi aldıktan sonra en önemli istekleri maaşlı işler, barınma, sağlık, özel arabalar ve sosyal güvenliktir. Birçoğu Batı ülkelerinde, özellikle de İngilizce konuşulan ülkelerde istikrarlı bir yaşam arayışı içinde göç etmeyi veya Körfez bölgesinin gelişen ekonomilerinde iş bulmayı arzuluyor.

Tapınak kağıtları

Üst kasttaki birçok Hindu, BJP tarafından benimsenen Hindutva ideolojisi, Hindu milliyetçiliği ile gurur duyuyor. Bunlar, sadece geniş bir seçmen tabanı oluşturmakla kalmayıp, aynı zamanda yoğun bir ses çıkarıyor ve kurumsal sektöre, medyaya ve hükümete hakimler. BJP’nin onları kendi tarafında tutması çok önemli.

“Gençlere yönelik yeterli fırsatların bulunmamasına ilişkin yaygın şikâyetlere rağmen Ayodhya şehrindeki Ram tapınağı projesinin yaklaşan genel seçimlerde BJP’ye verilen desteği artıracağı kesin.”

Gençlere yönelik yeterli fırsatların bulunmamasına ilişkin yaygın şikâyetlere rağmen Ayodhya şehrindeki Ram tapınağı projesinin yaklaşan genel seçimlerde BJP’ye verilen desteği artıracağı kesin. Bir zamanlar Babri Camii’nin bulunduğu alandaki tapınakta yapılan inşaat çalışmaları, Hindistan Yüksek Mahkemesi’nin 2019 yılında alanı Hindulara verme kararı vermesinden bu yana hızla ilerledi. Hindu fanatikleri, Kongre Partisi’nin iktidarda olduğu 6 Aralık 1992’de camiyi yıkmıştı. Müslümanlar yapının restore edilmemes adaletsizliğinden memnun olmasalar da kararı kabul ettiler.

Modi, Ocak ayında Ayodhya’daki büyük tapınak törenine katılacak. Bu etkinliğin, Mayıs 2024’ten önce yapılması planlanan parlamento seçimleri öncesinde medyada önemli ölçüde yer alması bekleniyor. Hindistan Başbakanı, hem Hint kitleler hem de diaspora topluluklarındaki Hindular arasında Hindu kimliğini güçlendirmesi beklenen bir sahnede ilahları Rama’nın heykelini taşıyacak. Binlerce rahip, profesyonel, iş adamı ve politikacının Ayodhya’da bir araya gelmesi bekleniyor. Raporlar, 22 Ocak’ta yapılması planlanan ana etkinliğe bazı yabancı liderlerin de davet edileceğini gösteriyor.

Uttar Pradeş eyaleti, parlamentodaki 543 sandalyenin 80’ine sahip ve bu da Hindistan’ı yönetmeyi uman her parti için büyük bir ödül. 240 milyonluk nüfusun yaklaşık yüzde 20’sini Müslümanlar oluşturuyor.

Tapınak meselesi üzerindeki toplumsal kutuplaşma ve şiddet, BJP’nin ülke çapında sadece iki sandalye kazandığı 1984 genel seçimlerinden bu yana siyasi yükselişine yardımcı oldu.

Babri Camii’in yok olmasıyla BJP ve destekçileri, siyasetlerinin gerektirmesi halinde itimat edebilecekleri diğer iki tarihi cami (Varanasi’deki Gyanvapi Camii ve Mathura’daki Shahi Eidgah Camii) sorunuyla karşı karşıya kaldı. Parti aynı zamanda İslamofobi ile ilgili bir dizi konuyu da siyasi istismar amacıyla kızıştırıyor.

Altın Çağ’ın vaatleri

Ana muhalefet partisi Kongre Partisi’nin önümüzdeki seçimlerde Hindutva hareketinin hızla büyüdüğü BJP’ye karşı karşılaşacağı benzer bir durum yok. BJP’nin ikinci düzey radikal liderleri, bu olayda daha önce Kongre Partisi’ne yönelik organize grevler düzenlemişti. Tapınağın amacına ulaşma ve Hindu gururunu yeniden tesis etme konusunda onlara yakınlaşmıştı. Gerçekten de Kongre Partisi’nin yumuşak Hindutva’sı ve Babri Camii’nin yıkılmasının ardından çıkan uluslararası kargaşayı yönetmedeki diplomatik becerileri olmasaydı, radikal Hindutva’nın büyümeyeceğini kabul ediyorlar.

“Hindistan’daki dini kutuplaşmanın tapınak törenleri ve 2024 seçimlerine giden süreçte daha da artacağı kesin.”

Hindistan’daki dini kutuplaşmanın tapınak törenleri ve 2024 seçimlerine giden süreçte daha da artacağı kesin.

Tarihin ve geçmişin Hindutva mitleri ve yanılsamalarına tehdit oluşturan kısımlarının silinmesi, BJP’nin ‘kökleri geçmişin altın çağına dayanan görkemli bir gelecek’ vaatlerini güçlendirmek için hayati önem taşıyor. Üst sınıflar arasında böylesi bir milliyetçilik coşkusu varken, BJP’nin ideolojik annesi olan Ulusal Gönüllüler Derneği, geri ve alt sınıfları da görevlendirmeyi amaçlayan gruplar kurdu. Destekçileri arasında, radikal milis grubu olan Bajrang Dal, üyelerinin büyük bir kısmını alt tabakalardan kendisine çekiyor. Bajrang Dal, Müslümanlara yönelik bir dizi mafya cinayetine ve inek bekçilerinin saldırılarına karışmakla suçlanıyor. Fransız siyaset bilimci Christophe Jaffrelot, ‘Modi’nin Hindistanı: Hindu Milliyetçiliği ve Etnik Demokrasinin Yükselişi’ adlı kitabında, üyelerini mafya olarak nitelendirdi.

2047… Yeni Hindistan

Hindistan’ın düşük gelirli bir ülke olarak mevcut durumu, jeopolitik yarışta yüksek gelirli ülkeler kadar iddialı olamayacağı anlamına gelmiyor. Bugün önümüzdeki yirmi beş yıl boyunca Amrit Kaal olarak bilinen bir dizi ekonomik ve politik hedeften bahsediliyor. Bu hedef, Hindistan’ın Britanya’dan bağımsızlığının yüzüncü yılı olan 2047’ye kadar uzanıyor. Modi, geçen yıl 15 Ağustos Bağımsızlık Günü dolayısıyla yaptığı konuşmada, “Hindistan’ı önümüzdeki 25 yıl içinde gelişmiş bir ülkeye dönüştürmeliyiz” dedi.

“Modi, milliyetçi duyguları güçlendirmek için Hindistan’ın kölelik zihniyetinden ve sömürgeci zihniyetten kurtulmasından söz etmeye devam ediyor. BJP, iktidarını, gelecek yıl kazanması beklenen beş yılın ötesine uzatmaya çalışıyor.”

İddialı ekonomik hedeflere ulaşılmadan Yeni Hindistan’ın ortaya çıkmasının mümkün olmayacağına dair keskin bir farkındalık var. Hükümet, Hindistan’ın gayri safi yurt içi hasılasında Japonya ve Almanya’yı geçerek 2027 yılına kadar dünyanın üçüncü büyük ekonomisi haline gelmesini bekliyor. Bu konu, stratejik araştırma merkezlerinin resmi açıklamalarında ve tartışmalarında yer almaya devam ediyor.

FOTO: Nisan ayında Hindistan’ın Bihar eyaletinde aile planlaması kursuna katılmış kadınlar ve çocukları (AFP)
Nisan ayında Hindistan’ın Bihar eyaletinde aile planlaması kursuna katılmış kadınlar ve çocukları (AFP)

Modi ayrıca, milliyetçi duyguları güçlendirmek için Hindistan’ın kölelik zihniyetinden ve sömürgeci zihniyetten kurtulmasından da söz ediyor. BJP, iktidarını gelecek yıl kazanması beklenen beş yıllık dönemin ötesine uzatmaya çalışıyor. Partinin politikası, sürekli olarak ‘Hindu üstünlüğü’ fikrini teşvik ederek, Ulusal Gönüllüler Birliği ve şubelerinin faaliyet gösterdiği savaş kuralına göre ilerliyor.

BJP’nin belirttiği hedefler arasında Hindistan’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) daimi üyeliği de yer alıyor. Partinin karmaşık mücadelesi, medya söyleminin kontrol edilmesini ve diğer siyasi partilerin ve muhalefet seslerinin bastırılmasını içeriyor. Yoksulların yiyecek kıtlığı nedeniyle protesto yapması uygun görülmezken, orta ve alt orta sınıfın kriket, eğlence ve profesyonel uğraşlarla yeterince meşgul olması gerekiyor. BJP’yi her zaman endişelendiren şey, muhalefetin yoksulluğu istismar edebilmesidir. Her ne kadar BJP siyasi muhalefeti yönetebilmiş olsa da ancak 2021’de aşağılayıcı bir geri çekilmede bulunmak zorunda kaldı. O dönemde özellikle Pencap’ta benzeri görülmemiş çiftçi protestoları, hükümeti tartışmalı üç yeni tarım yasasını geri çekmeye zorlamıştı.

Hangi dış politika?

BJP’nin uzun vadeli iç gündemini ilerletmesi için elverişli bir dış ortam yaratmak çok önemlidir. Ancak dış politikada başarının sağlanması diğer ülkelerin işbirliğine bağlıdır.

Ama beklenmedik dönüşler meydana gelebilir. Öyle ki Kanada’nın, Hindistan hükümeti ajanlarının Kanada’daki ayrılıkçı bir Sih liderinin öldürülmesine karıştığı yönündeki suçlamalarının ardından, bu yıl Hindistan’ın Kanada ile ilişkilerinde bir kriz yaşandı.

Öte yandan Kovid-19 salgını, Hindistan’da büyük ekonomik sıkıntıya neden olan ani bir şoktu.

“Batılı olmayan ülkelerin çoğu, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal etmesi ve Gazze halkına karşı soykırım yapması sorununu ele alabilir. Ancak Hindistan, ılımlı da olsa İsrail’i eleştiremiyor.”

Haziran 2020’de Ladakh bölgesinde Hint ve Çinli askerler arasında çıkan kanlı kavgada en az 20 Hint askeri ve 4 Çinli asker hayatını kaybetti. Şiddetli çatışma gerilimin artmasına ve sınır bölgesine büyük askeri takviyelerin yapılmasına yol açtı. Ardından 2022’de Rusya ile Ukrayna arasında yaşanan çatışma patlak verdi ve Hindistan’daki politika yapıcılar için pek çok ekonomik ve dış politik belirsizlik ortaya çıktı.

Hindistan’ın dış politika yapısı, Batı’nın Hindistan’ın geleneksel müttefiki Rusya’ya karşı yürüttüğü savaşa ilişkin Batılı taleplerle baş etmekte zorlanıyor. Batı, son yıllarda teknoloji, finans, silah ve ihracat pazarları açısından ABD öncülüğündeki Batı’ya giderek daha bağımlı hale gelen Hindistan üzerinde nüfuzunu artırdı. Hindistan dış politikasının karşı karşıya olduğu son zorluk, daha geniş İsrail- Filistin çatışması çerçevesinde ortaya çıkan İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşıdır.

Onlarca yıldır Hindistan’ın Filistin davasını desteklediği görülüyor, ancak artık İsrail’le derin askeri, güvenlik ve ticari bağları var. Hindistanlı elitler, açıkça İsrail yanlısıdır. İsrail’in binlerce Filistinli çocuk ve kadını öldürmesi küresel çapta kınanmasına rağmen, Hint medyası sanki İsrail askeri sözcüsü gibi davranıyor.

Batılı olmayan ülkelerin çoğu, İsrail’in uluslararası hukuku ihlal etmesi ve Gazze halkına karşı soykırım yapması sorununu ele alabilir. Ancak Hindistan, ılımlı da olsa İsrail’i eleştiremiyor.

Bu politikanın, Hindistan’ın Arap ve Müslüman nüfus arasındaki imajının yanı sıra dış ilişkileri üzerinde de geniş kapsamlı etkileri olabilir. Bunun yanı sıra etkisi, Hindistan’ın iç politikasında da hissedilecek.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafınan Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Macaristan, Moskova'ya karşı Avrupa yaptırımlarının geçmesini Kiev'in bir petrol boru hattını yeniden açmasına bağlıyor

Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)
Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)
TT

Macaristan, Moskova'ya karşı Avrupa yaptırımlarının geçmesini Kiev'in bir petrol boru hattını yeniden açmasına bağlıyor

Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)
Macaristan Başbakanı Viktor Orban (Reuters)

Macaristan ve Slovakya başbakanları, Kiev'in ülkeye Moskova'dan petrol sağlayan önemli bir petrol boru hattını yeniden açmadığı sürece, Avrupa Birliği'nin Rusya'ya uygulamayı planladığı 20 günlük yaptırım paketinin Macaristan tarafından onaylanmasını engelleyeceğini açıkladı.

Başbakan Viktor Orbán, X platformunda şöyle yazdı: “Yaptırımlara destek yok. 20. paket reddedilecek.”

Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto ise şöyle yazdı: “Ukrayna, Druzhba boru hattı üzerinden Macaristan ve Slovakya'ya petrol sevkiyatını yeniden başlatana kadar, Kiev için önemli kararların alınmasına izin vermeyeceğiz.”

Ukrayna, kendi topraklarından geçen ve Rus petrolünü Slovakya ve Macaristan'a taşıyan boru hattının 27 Ocak'ta Moskova'nın düzenlediği saldırılarla hasar gördüğünü belirtiyor.

Şubat ayı başında, Avrupa Birliği Rusya'nın bankacılık ve enerji sektörlerini hedef alan yeni yaptırımlar önerdi. Bu önerilen paket, Moskova'nın 24 Şubat 2022'de Ukrayna'yı işgalinden bu yana 20. Yaptırım paketidir.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre yaptırımların yürürlüğe girmesi için 27 AB üye ülkesinin tamamının onayı gerekiyor.

Avrupa Komisyonu ayrıca, Rusya'ya yeniden ihracat riski yüksek olan ülkelere tüm kablosuz cihaz ve ekipmanların ihracatını yasaklamak için ilk kez zorlama önleme aracını devreye sokmayı planlıyor.

Slovakya Başbakanı Robert Fico dün akşam, Kiev boru hattını yeniden açmazsa Ukrayna'ya acil elektrik tedarikini kesme tehdidini yerine getireceğini söyledi.

Facebook'ta yaptığı bir paylaşımda, “Pazartesi günü (bugün) Ukrayna'ya acil elektrik tedarikinin kesilmesini talep edeceğim” diye yazdı.

“Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya dışında başka bir yerden petrol almamızı isterse, bu bize çok pahalıya mal olsa bile, buna cevap verme hakkımız var” dedi.


Putin, Rusya'nın "nükleer üçlüsünün" geliştirilmesini "mutlak öncelik" olarak görüyor

Putin, Kremlin'de Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (AP)
Putin, Kremlin'de Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (AP)
TT

Putin, Rusya'nın "nükleer üçlüsünün" geliştirilmesini "mutlak öncelik" olarak görüyor

Putin, Kremlin'de Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (AP)
Putin, Kremlin'de Ulusal Güvenlik Konseyi toplantısına başkanlık ediyor (AP)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin dün yaptığı açıklamada, ABD ile imzalanan Yeni START anlaşmasının süresinin dolmasının ardından Rusya'nın nükleer güçlerini geliştirmenin artık "mutlak öncelik" olduğunu söyledi.

Kremlin'in himayesinde düzenlenen askeri ve ulusal geçit törenleriyle kutlanan Vatan Savunucuları Günü'nde yayınlanan bir video mesajında Putin, “Rusya'nın güvenliğini garanti altına alan ve dünyada etkili bir stratejik caydırıcılık ve güç dengesi sağlayan nükleer üçlüsünü geliştirmek, mutlak öncelik olmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Putin, “ordunun ve donanmanın kapasitesini güçlendirmeye” devam edileceğini ve Ukrayna'da dört yıl süren savaştan elde edilen askeri deneyimlerden yararlanacağını taahhüt etti. Silahlı kuvvetlerin tüm kollarının, “savaş hazırlığı, hareket kabiliyeti ve en zorlu koşullarda bile operasyonel görevleri yerine getirme yeteneği” dahil olmak üzere iyileştirileceğini belirtti.

Dünyanın en büyük iki nükleer gücü arasındaki son anlaşma olan Yeni START anlaşması bu ayın başında sona erdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Washington, Rusya Devlet Başkanı'nın her iki tarafın nükleer silah cephaneliği sınırını bir yıl uzatma teklifine yanıt vermedi. Ancak Rusya, Washington da uymaya devam ettiği sürece Yeni START anlaşması kapsamındaki nükleer silah kısıtlamalarına uyacağını açıkladı.


ABD güçleri bir ay içinde Suriye’den tamamen çekilecek

TT

ABD güçleri bir ay içinde Suriye’den tamamen çekilecek

ABD güçleri bir ay içinde Suriye’den tamamen çekilecek

ABD’nin DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’na (DMUK) liderlik eden güçlerinin, DEAŞ’a karşı yürütülen operasyon kapsamında Suriye’den tamamen çekilmeyi planladığı bildirildi. Konuya ilişkin bilgi veren bir Suriye hükümet yetkilisi, bir Kürt kaynağı ve bir diplomatik kaynak, çekilmenin bir ay içinde tamamlanacağını belirtti. Bu açıklama, ülkenin kuzeydoğusundaki bir üssün boşaltılmaya başlanmasıyla eş zamanlı olarak geldi.

Adı açıklanmayan Suriye hükümet yetkilisi, “Bir ay içinde Suriye’den çekilecekler ve sahadaki hiçbir üslerinde askeri varlık bırakmayacaklar” dedi.

Kürt kaynak da aynı zaman çizelgesini doğrularken, diplomatik kaynak ise çekilmenin 20 gün içinde tamamlanabileceğini belirtti ve Washington’ın Suriye’de hiçbir askeri üs bırakmayacağını vurguladı.

ABD, 2014 yılında DEAŞ’ın Suriye ve Irak’ta geniş topraklar ele geçirmesinin ardından bu örgüte karşı kurulan DMUK çerçevesinde her iki ülkede de asker bulundurmuştu. Örgüt, 2019’a kadar kademeli olarak bu bölgelerden çıkarılmıştı.

Kürt kaynak, ABD’nin bugün Suriye’nin kuzeydoğusundaki ana üsten çekilmeye başladığını ve önceki iki üssü de iki hafta içinde boşalttığını belirtti.

İsminin açıklanmasını istemeyen kaynak, “Haseke’deki DMUK güçlerinin merkezi üssünden askeri ve lojistik araçların Irak yönüne çekilmesi süreci devam ediyor. ABD’nin Suriye’den çekilmesi bir ay içinde tamamlanacak” dedi.

dcfvgthy
Suriye’nin Kamışlı kentinde ABD ordusu devriyesi (Arşiv – Reuters)

ABD ordusu, bu ayın ortasında Suriye’deki stratejik bir üsten tamamen çekildiğini ve üssü Suriye güçlerine devrettiğini açıkladı. Bu gelişme, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlenmesine işaret eden en son adım olarak değerlendiriliyor ve daha geniş çaplı bir Amerikan çekilmesine zemin hazırlayabilir. Şarku’l Avsat’ın Wall Street Journal’dan aktardığına göre ABD güçleri, Suriye’deki kalan tüm üslerden önümüzdeki iki ay içinde çekilmiş olacak.

Haseke yolunda

Fransız muhabirlerinin aktardığına göre, Kürt güçlerinin son kalesi olan Haseke ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ni bağlayan uluslararası yolda bugün onlarca ağır kamyon görüldü. Kamyonlar, zırhlı araçlar ve önceden inşa edilmiş barınaklarla doluydu ve ABD askerî araçları ve helikopterler eşlik ediyordu.

Kürt kaynak, Amerikan hareketleri, “Haseke’deki DMUK güçlerinin merkezi üssünden askeri ve lojistik araçların Irak yönüne çekilme süreci devam ediyor” cümlesiyle aktardı.

fgthy
ABD, Suriye’deki Kasrak Üssü’nden çekilmeye başladı. (AFP)

Kaynağa göre önümüzdeki günlerde, kuzey ve doğu Suriye’deki iki kalan üsten askeri ve lojistik malzeme, radar sistemleri ve füzelerden oluşan ardışık konvoylar taşınacak. DMUK güçleri, askerlerin çoğunu hava yoluyla çekerken, kara birlikleri konvoylara eşlik edecek.

Hava müdahalesi

Son iki hafta içinde ABD, Tanf Üssü’den ve kuzeydoğudaki eş-Şeddadi yakınlarındaki bir diğer üsten ardışık olarak çekildi. Bu ikinci üs, Kürt güçlerinin DEAŞ mensuplarını tuttuğu bir cezaevine ev sahipliği yapıyordu; geçen ay bölgeye Suriye hükümet güçleri ilerlemişti.

DMUK, bu üsleri DEAŞ’a karşı savaşmak ve son yıllarda örgüte yönelik ağır hava saldırıları düzenlemek için kullanmıştı.

ABD, zaman zaman Suriye’de örgüte ait hedefleri vurduğunu açıklarken, Suriye makamları da aralıklı olarak örgüte bağlı hücrelere karşı güvenlik operasyonları yürütüyor.

Diplomatik kaynak, hem Şam hem Washington’la yakın ilişkisi bulunan ülkesinin bilgisine dayanarak, ABD’nin bölgedeki üslerinden havadan Suriye’ye müdahale edebileceğini, yani DEAŞ’a karşı potansiyel operasyonlar gerçekleştirebileceğini belirtti. Bu açıklama, örgütün iki yıl aradan sonra cumartesi günü yayımladığı ses kaydında hükümet güçleriyle çatışmaya çağrılmasıyla bağlantılı görülüyor.

DEAŞ halen uyuyan hücreler aracılığıyla hareket ediyor ve ara sıra saldırılar düzenliyor; son olarak hükümet güçlerine karşı bir saldırı gerçekleştirdi.

Ocak ayında ise Suriye ordusu, uzun yıllar örgüte karşı sert mücadele veren ve on binlerce militan ile ailelerini kamplar ve gözaltı merkezlerinde tutan Kürt güçlerinin kontrolündeki bölgelere ilerledi.

erg
Bir Amerikan kamyonu, Suriye’nin kuzeydoğusundaki Haseke vilayetinin Kamışlı kenti dışındaki bir otoyolda konvoy halinde ilerliyor. (AFP)

Bu ay içinde Washington, örgüte bağlı olduğu şüphesi bulunan 5 bin 700’den fazla tutukluyu kara yoluyla Irak’a naklettiğini açıkladı.

Aynı dönemde, el-Hol Kampı’nda bulunan ve örgüt üyelerinin ailelerini barındıran kamp, neredeyse tamamen boşaltıldı. Çoğu sakin bilinmeyen bir yere gitmişken, geride kalanlar Suriye’nin kuzeyindeki Halep kontrolündeki başka bir kampa nakledildi.

ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını güçlendirdi ve artan İran gerilimi nedeniyle bölgede iki uçak gemisi ve eşlik eden savaş gemilerini konuşlandırdı. Tahran ise olası herhangi bir saldırıya, bölgede Amerikan askeri hedeflerini vurarak yanıt vereceğini açıkladı.