Soykırım ne anlama geliyor ve Güney Afrika neden İsrail’e bu konuda dava açtı?

Güney Afrika hükümetinin İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçladığı davaya yönelik pankart tutan bir kişi (Reuters)
Güney Afrika hükümetinin İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçladığı davaya yönelik pankart tutan bir kişi (Reuters)
TT

Soykırım ne anlama geliyor ve Güney Afrika neden İsrail’e bu konuda dava açtı?

Güney Afrika hükümetinin İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçladığı davaya yönelik pankart tutan bir kişi (Reuters)
Güney Afrika hükümetinin İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçladığı davaya yönelik pankart tutan bir kişi (Reuters)

İsrail, Gazze’de soykırım yaptığı yönündeki suçlamalara karşı bugün Uluslararası Adalet Divanı huzurunda kendisini savunuyor.

Şarku’l Avsat’ın Sky News’ten aktardığı habere göre, Güney Afrika, İsrail’in ‘Gazze’deki Filistinlileri öldürerek, onlara ciddi bedensel ve zihinsel zarar vererek, onları fiziksel yıkıma yol açacak yaşam koşullarına maruz bırakarak’ Birleşmiş Milletler (BM) Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiğini öne sürerek dava açtı.

Güney Afrika, İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarının derhal askıya alınması için ihtiyati tedbir kararı çıkarılmasını da talep etti.

Dünya Mahkemesi olarak da bilinen Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda görülecek olan dava, İsrail’i 1948 tarihli Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemekle suçluyor. Davanın duruşması iki sürecek.

İsrail, davayı mahkemenin ‘aşağılayıcı bir istismarı’ olarak nitelendirdi.

FOTO: Güney Afrika hükümetinin İsrail’e karşı açtığı soykırım davasının başarısı için dua eden bir kadın (Reuters)
Güney Afrika hükümetinin İsrail’e karşı açtığı soykırım davasının başarısı için dua eden bir kadın (Reuters)

Ayrıca, Güney Afrika’yı Hamas hareketinin çıkarları için ‘şeytanın avukatı’ rolünü oynamakla suçladı.

Hem Güney Afrika hem de İsrail 1948 sözleşmesine taraf olduğundan, mahkemenin İsrail’in Gazze’deki saldırısını durdurma yetkisine sahip olduğu öne sürülüyor.

Soykırım ne anlama geliyor?

Soykırım terimi, 1945’te kurulduktan kısa bir süre sonra BM tarafından kabul edildi ve 1948’de bu konuyla ilgili özel bir sözleşme kabul edildi.

BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ne göre, soykırım, ‘ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu tamamen veya kısmen yok etmek amacıyla işlenen şu eylemlerden herhangi biri’ anlamına geliyor:

-Bir grubun üyelerini öldürmek

-Grubun üyelerine ciddi bedensel veya zihinsel zarar vermek

-Grubun yaşam koşullarını, grubun tamamını veya bir kısmını fiziksel olarak yok edeceği hesaplanarak kasıtlı olarak bozmak

-Grup içinde doğumları önlemeye yönelik eylemlerin uygulanması

-Gruba ait çocukların zorla başka bir gruba nakledilmesi

BM, Nazilerin 1941 ile 1945 yılları arasında yaklaşık altı milyon Yahudiyi öldürdüğü Holokost’un ardından, uluslararası toplumun ‘bir daha asla’ taahhüdünün bir parçası olarak kuruldu.

FOTO: Filistinliler, İsrail’in Gazze’deki saldırısı sırasında öldürülen aile üyelerinin cesetlerinin yanında duruyor (AFP)
Filistinliler, İsrail’in Gazze’deki saldırısı sırasında öldürülen aile üyelerinin cesetlerinin yanında duruyor (AFP)

Kurulmasından bu yana, BM tanımına göre, kanıtlanmış yalnızca üç soykırım vakası yaşandı.

Bunlar, 1970’lerde Kamboçyalı azınlık gruplarının Kızıl Kmerler tarafından öldürülmesi,1995’te Bosna’daki Srebrenica Katliamı ve 1994 yılında Ruanda’da Tutsilerin öldürülmesiydi.

Güney Afrika neyi iddia ediyor?

Güney Afrika’nın davasını içeren 84 sayfalık mahkeme belgesine göre, İsrail’in 7 Ekim saldırıları sonrasındaki eylemlerinin ‘soykırım niteliğinde’ olduğu belirtiliyor.

Bu eylemlerle, ‘Gazze Şeridi’ndeki Filistin grubunun bir parçası olan Filistin ulusal, ırksal ve etnik grubunun önemli bir kısmının yok edilmesini amaçladıkları’ iddia ediliyor.

Güney Afrika, İsrail’in Hamas'la savaşında ‘soykırımı önlemede başarısız olduğunu ve soykırım yaptığını’ vurguluyor.

29 Aralık’ta sunulan mahkeme belgelerinde, 7 Ekim ve sonrasında ‘İsrailli siviller ve diğer vatandaşların doğrudan hedef alınması ve Hamas tarafından rehin alınmasının’ da uluslararası hukuku ihlal edebileceği kabul ediliyor.

Güney Afrika ayrıca, İsrail’in Filistin topraklarını işgalini kendi Apartheid dönemiyle karşılaştırıyor.

Güney Afrika’nın Filistin halkıyla uzun süredir devam eden bir yakınlığı var.

Nelson Mandela hapishaneden çıkıp Güney Afrika Devlet Başkanı olduktan sonra, “Filistinlilerin özgürlüğü olmadan özgürlüğümüzün eksik olduğunu çok iyi biliyoruz” dedi.

Ayrıca, daha sonra 1990’da Cezayir’de düzenlenen bir Pan-Afrikan etkinliğinde Filistine özgü bir geleneksel keffiye giydi.

Mevcut Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa, İsrail’in Gazze’deki saldırısını başından beri kınadı.

İsrail nasıl karşılık verdi?

İsrail, tarihsel olarak uluslararası mahkemelere katılmayı reddetmişti, ancak bu kez Lahey’e kendisini savunması için bir hukuk ekibi gönderiyor.

FOTO: İnsanlar Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nın önüne pankart asmaya hazırlanıyor (AP)
İnsanlar Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nın önüne pankart asmaya hazırlanıyor (AP)

İsrail, Güney Afrika’yı ‘ikiyüzlü’, davayı ise ‘kanlı iftira’ olarak nitelendirdi.

Bu terim, kökenleri Orta Çağ’a kadar uzanan, Yahudi karşıtı asılsız iddialar için kullanılıyordu.

Bundan sonra ne olabilir?

Uluslararası Adalet Divanı, dava süresince geçerli olacak ‘geçici tedbirler’ (yasal açıdan bağlayıcı mahkeme emirleri) çıkarma yetkisine sahip.

Güney Afrika, bunların ‘Gazze içindeki ve Gazze’ye yönelik askeri operasyonların derhal askıya alınması’ için kullanılmasını istiyor.

Yasal olarak bağlayıcı olmalarına rağmen bunlara her zaman uyulmuyor.

Örneğin, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’yı işgaline karşı açılan ortak dava, Moskova’nın askerlerini geri çekmesi için geçici önlemler alınmasıyla sonuçlandı, ancak bunlar Kremlin tarafından gözardı edildi.

Soykırım eylemlerini gerçekleştirme ‘niyetini’ kanıtlamak zor ve uzun bir süreç olduğundan, daha öncekiler gibi bu dava da muhtemelen yıllarca sürecek.

İngiltere’deki Durham Üniversitesi’nde avukat ve hukuk profesörü olan Alexander Horne, İsrail’in ‘7 Ekim’de meydana gelen korkunç olayların ardından, ordusunun etik ve orantılı davrandığını kanıtlamaya kararlı olduğunu’ söyledi.

Horne, İsrail’in temsilci olarak İsrail Yüksek Mahkemesi eski Başkanı Aharon Barak’ı seçmesinin, davayı ‘çok ciddiye’ aldığını gösterdiğini de sözlerine ekledi.

Mahkemenin geçici tedbirler uygulaması halinde, İsrail’in ‘tüm rehineler teslim edilene kadar devam edeceğinin sözünü verdiği’ saldırısı açısından ‘büyük ölçüde sorunlu’ olacağını da sözlerine ekledi.

İsrail güçleri, Hamas’ın bin 200 kişinin öldürülmesi ve 240 kişinin kaçırılmasıyla sonuçlanan, 7 Ekim’deki sınır ötesi operasyonunun ardından Gazze Şeridi’ne saldırı başlattı.

İsrail’in yoğun saldırıları, Gazze’nin büyük bir kısmını yok etti. Gazze Şeridi’ndeki 2,3 milyon sakinin neredeyse tamamını en az bir kez yerinden etti ve bu da bir insani felakete neden oldu.



Tarihteki en büyük petrol arzı kesintisi… Trump: İran yenilgiye yaklaşıyor

TT

Tarihteki en büyük petrol arzı kesintisi… Trump: İran yenilgiye yaklaşıyor

Tarihteki en büyük petrol arzı kesintisi… Trump: İran yenilgiye yaklaşıyor

Ortadoğu’da birden fazla cephede hızla tırmanan gerilim sürerken, ABD Başkanı Donald Trump, ABD’nin İran’ın yeniden inşasını “neredeyse imkânsız” hâle getirme kapasitesine sahip olduğunu belirtti ve Tahran’ın yenilgi noktasına yaklaştığını söyledi.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise savaşın sona erdirilmesi için bazı şartlar öne sürdü. Pezeşkiyan, saldırıların kalıcı biçimde durdurulmasını garanti altına alacak uluslararası güvencelerin verilmesini ve tazminat ödenmesini talep ederken, İran’ın “meşru haklarının” tanınmasının da gerekli olduğunu vurguladı.

Irak’ta ise yetkililer, Perşembe günü şafak vakti Irak açıklarında hedef alınan iki petrol tankerinden birinin mürettebatından bir kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Öte yandan International Energy Agency (IEA), Ortadoğu’daki savaşın petrol arzında tarihteki en büyük kesintiye yol açtığını duyurdu. Açıklama, ajansın bir gün önce stratejik rezervlerden rekor miktarda petrolün piyasaya sürülmesini onaylamasının ardından geldi.

Sahadaki gelişmelere bakıldığında, son saatlerde İsrail’in Hizbullah hedeflerine yönelik yoğun hava saldırılarının ardından Beyrut’un güney banliyölerinde temkinli bir sakinlik hâkim. İsrail saldırılarının başkentteki Arman ve Ramlet el-Baida bölgelerini de kapsadığı, saldırılarda ölü ve yaralıların bulunduğu bildirildi.

Buna paralel bir gelişmede, bazı medya kuruluşları İran ve Hizbullah tarafından Tel Aviv yönüne füzeler fırlatıldığını aktarırken, İsrail ordusunun da Tahran’da İran rejimine ait hedeflere yönelik geniş çaplı hava saldırıları başlattığı bildirildi.


Trump’ın oğullarının ortak olduğu İHA şirketi Pentagon ile sözleşme imzalamak istiyor

Eric Trump (sağda) ve Donald Trump Jr. (Arşiv – Reuters)
Eric Trump (sağda) ve Donald Trump Jr. (Arşiv – Reuters)
TT

Trump’ın oğullarının ortak olduğu İHA şirketi Pentagon ile sözleşme imzalamak istiyor

Eric Trump (sağda) ve Donald Trump Jr. (Arşiv – Reuters)
Eric Trump (sağda) ve Donald Trump Jr. (Arşiv – Reuters)

Pentagon’un saldırı amaçlı insansız hava araçlarının (İHA) tedariki için açtığı ihalelerde onlarca şirket rekabet ederken, bu şirketler arasında biri özellikle öne çıkıyor.

Powerus adlı şirket, güçlü nakit rezervlerine sahip olması ve rakip firmaları satın alarak hızla büyümesiyle dikkat çekiyor. Şirketin bir diğer özelliği ise ABD Başkanı Donald Trump’ın iki oğlunun şirkete ortak olması.

Trump ailesi, başkanın desteğini kazanmak isteyen yabancı ülkelerde gayrimenkul faaliyetlerini genişletmesi ve politikalarından yararlanan kripto para projelerinden milyarlarca dolar gelir elde etmesi nedeniyle eleştirilmişti. Ancak daha az dikkat çeken bir başka konu da ailenin federal hükümetle sözleşmeli şirketlerde edindiği yeni hisseler. Bu şirketler, roket parçaları ve nadir mıknatıslardan yapay zekâ çipleri ve bilgisayar ekipmanlarına kadar çeşitli ürünler tedarik ediyor.

Washington Üniversitesi St. Louis Hukuk Fakültesi’nde hükümet etiği uzmanı olan Kathleen Clark, “Bu yolsuzluk. Hükümetteki karar vericiler, başkanın ailesinin servetini artırmak için sözleşme verilmesi yönünde baskı hissedebilir” değerlendirmesinde bulundu.

Trump ailesinin son girişimi, Pentagon’un İHA’lar için ABD’de üretim altyapısı oluşturmak amacıyla ayırdığı 1,1 milyar dolarlık bütçeden pay almayı hedefliyor. Trump yönetiminin Çin’den bu tür araçların ithalatını yasaklamasının ardından söz konusu fon oluşturulmuştu.

Powerus şirketi ise yaptığı açıklamada, başkanın oğullarının servetini artırabilecek olsa bile devlet fonları için teklif vermelerinde herhangi bir sorun olmadığını savundu.

Şirketin kurucu ortaklarından Brett Velicovich, Trump kardeşlere atıfta bulunarak, “Burada herhangi bir çıkar çatışması yok. Yaptıkları her şey kendi özel işleri. Şirket olarak odak noktamızın siyasetle bir ilgisi yok” dedi.

Olası çıkar çatışması iddialarıyla ilgili yorum talep edildiğinde Eric Trump şu açıklamayı yaptı: “İnandığım şirketlere yatırım yapmaktan büyük gurur duyuyorum. İHA’ların geleceğin yükselen alanı olduğu açık.”

Yaklaşık bir yıl önce emekli askerler tarafından kurulan Powerus şirketi, çoğunlukla ticari amaçlarla İHA üretiyor. Bu araçlar gübre püskürtmeden orman yangınlarını söndürmeye kadar çeşitli alanlarda kullanılıyor. Ancak şirket hızla büyüyerek ABD Savunma Bakanlığı’na, Ukrayna ve Rusya’nın kullandığı türden silahlı insansız hava araçları (SİHA) tedarik etmeyi hedefliyor. Bu tür araçların son dönemde İran tarafından da ABD ile müttefik Körfez ülkelerine yönelik yıkıcı saldırılarda kullanıldığı belirtiliyor.

Şirket son altı ay içinde üç rakibini satın aldı ve daha fazla şirketi bünyesine katmayı planlıyor.

Powerus, satın alma hamlelerini finanse etmek için yatırımcılardan 60 milyon dolar topladı. Şirket ayrıca ‘ters birleşme’ yoluyla ek finansman sağlamayı hedefliyor. Bu yöntemde özel bir şirket, borsada halihazırda işlem gören bir şirketi satın alarak halka açık hale geliyor. Genellikle bu şirketler düşük faaliyet gösteren ya da neredeyse hiç aktif olmayan firmalar oluyor.

Bu durumda halka açık şirket, Florida merkezli ve kısmen Eric Trump ile Donald Trump Jr.’a ait olan Aureus Greenway Holdings olacak. Bazı golf sahalarına sahip olan şirket Nasdaq borsasında işlem görüyor.

Trump kardeşler arasında federal hükümetle sözleşmeli şirketlerle en fazla bağlantı kuran isim ise Donald Trump Jr. olarak öne çıkıyor. Trump Jr., 1789 Capital adlı risk sermayesi fonu aracılığıyla bu alanda faaliyet yürütüyor.

Trump’ın yeniden seçilmesinden kısa süre sonra 1789 Capital fonu Donald Trump Jr.’ı ortak yaptı ve ardından kendi satın alma kampanyasını başlattı. Fon, bir yıl içinde 25 şirkete yatırım gerçekleştirdi.


Farsça sayılarla yapılan gizemli yayın: Bu sayılar casuslara verilen talimatlar mı?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Farsça sayılarla yapılan gizemli yayın: Bu sayılar casuslara verilen talimatlar mı?

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Independent Arabia

Basında yer alan son haberler, Farsça bir radyo yayını sırasında İran'a şifreli sayı dizileri gönderildiği tespit edildikten sonra, ‘sayı istasyonları’ olarak bilinen dünyanın en gizemli istihbarat araçlarından birinin geri döndüğüne işaret etti. İngiltere’nin günlük gazetelerinden Financial Times'ın haberine göre bu radyo istasyonu, ABD ve İsrail ile İran arasında yaşanan askeri gerginlikle paralel olarak yürütülen gizli bir istihbarat savaşının parçası olabilir.

Bu yayınlar basit ama çarpıcı bir mesajla başladı. Financial Times'a göre kısa dalga radyo paraziti arasında Farsça konuşan bir erkek sesi duyuluyor ve bu ses, ‘dikkat’ kelimesini üç kez tekrarladıktan sonra, sabit bir ses tonuyla “Altı... dört... sıfır... dokuz... üç... dokuz” gibi bazı sayıları okumaya başlıyor.

Financial Times gazetesi, bu gizemli mesajların 28 Şubat'ta ABD ve İsrail'in İran'a ilk saldırılarından sadece birkaç saat sonra yayınlanmaya başladığını belirtiyor. Mesajlar, Batı Avrupa'da bir yerde olduğu tahmin edilen bir vericiden uzun menzilli kısa dalga radyo aracılığıyla gönderiliyor.

Eski istihbarat uzmanları, bu radyo istasyonunun ortaya çıkmasının İran'da şiddetli bir şekilde süren istihbarat savaşında yeni bir aşamanın habercisi olabileceğine inanıyor. Gazeteye göre ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) eski yetkilisi John Sipher, bu yayınların İran'daki ajanlarla iletişim kurmak için yedek bir araç olabileceğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times'tan aktardığı habere göre Sipher, bu mesajların ‘büyük olasılıkla İran'daki kaynaklarımızla iletişim kurmak için yedek bir araç’ olduğunu söyledi. Sipher, bu tür ajanların ‘özellikle savaş zamanlarında onlarla iletişimi kaybetme riskini göze alamayacaklarını’ da ekledi.

Ancak bu yayınlar cevapsız kalmadı. Birkaç gün sonra, elektronik sesler ve ıslık sesleri dalgaları sinyali bastırdı. Uzmanlar, bunun İran'ın radyo yayınını kesintiye uğratmak için yaptığı bir parazitleme operasyonu olduğunu düşünüyor. Fakat Financial Times'a göre gizemli ses kısa sürede yeni bir frekansta yayına geri döndü ve sayıları okumaya devam etti, bu da bu tür bir yayını kesmenin ne kadar zor olduğunu ortaya koydu.

Financial Times, söz konusu radyo istasyonunun, istihbarat kurumlarının casuslara tek yönlü şifreli talimatlar göndermek için kullandıkları bir tür kısa dalga radyo yayını olan ‘sayı istasyonu’ olarak bilinen sistemin bir örneği olduğunu bildirdi.

Bu sistem, sahadaki ajanın sayıları dinleyip özel bir deftere yazmasına, ardından şifreleme anahtarlarını kullanarak bunları anlaşılabilir mesajlara dönüştürmesine dayanıyor.

Bu istasyonlar, mesajların tamamen şifrelenmiş olması ve kolayca çözülemeyeceği için istihbarat iletişiminin en güvenli araçları arasında yer alıyor. İstasyona radyosu olan herkes erişebilir, bu da mesajı kimin dinlediğini bilmek neredeyse imkânsız hale getirir.

Financial Times'a göre kısa dalga radyo gözlemcileri bu istasyona V32 adını vermişlerdir. Bu, yaklaşık çeyrek asırdır Farsça yayın yapan ilk bilinen sayısal istasyondur.

Benzer bir istasyon, 2001 yılında ABD'nin Afganistan'ı işgali sırasında kısa bir süreliğine ortaya çıkmış ve kullanılan sayıların düzeni nedeniyle o dönemde bu yayının Rusya tarafından yapıldığı yönünde spekülasyonlara yol açmıştı.

Yeni istasyon şu anda İran saatiyle sabah 5.30 ve akşam 9.30'da günde iki kez yayın yapıyor ve her yayın yaklaşık bir buçuk saat sürüyor.

İstihbarat uzmanları, bu eski yöntemin halen oldukça etkili olduğuna inanıyor. Financial Times'ın aktardığına göre eski bir ABD karşı istihbarat subayı olan Chris Simmons'a göre sayı istasyonları, ajanlara mümkün olan en basit ve en güvenli araçları sağlar ve aynı zamanda gizlenmesi ve gerekçelendirilmesi kolay araçlar olarak kabul ediliyor.

Mesajların genellikle birkaç kez tekrarlandığını, bu yüzden ajanın bunları sadece bir kez dinleme riskini alması gerektiğini açıklayan Simmons, “Çok basit araçlar var; Standart bir radyo ve tehlike durumunda hızla imha edilebilen, tek kullanımlık şifreleme anahtarları içeren bir defter” diye ekledi.

Financial Times’ın haberine göre Simmons, yıllardır radyo sahibi olan birinin tamamen normal görünebileceğini ve bu sayede casusun şüphe uyandırmadan ‘göz önünde saklanabileceğini’ söyledi.

Bu yöntem, İranlı yetkililerin daha önceki krizlerde olduğu gibi internet ve dış dünya ile iletişime yönelik kısıtlamaları sıkılaştırdığı bir dönemde kendini göstermişti. Financial Times'a göre internetin ve telekomünikasyon hizmetlerinin kesintiye uğraması, ülke içindeki ajanlarla alternatif iletişim araçlarına sahip olmayı gerekli kılıyor.

John Sipher, bu teknolojinin tüm modern araçlar kesintiye uğrasa bile iletişimin devam etmesini sağladığını söyledi. Sipher, bu iletişim yönteminin ‘halen verimli bir şekilde çalışan eski yöntemlerden biri’ olduğunu da ekledi.

Ancak bazı uzmanlar, bu istasyonun ortaya çıkması için başka açıklamaları da göz ardı etmiyor. Financial Times, eski bir ABD istihbarat yetkilisi olan Robert Gorelick'in istasyonun İranlı muhaliflerin ülke içindeki ağlarıyla iletişim kurmak için bir araç olabileceğini söylediğini aktardı.

Ancak Gorelick, böyle bir yayın yapan bir istasyonun işletilmesinin muhtemelen Batılı bir istihbarat teşkilatının üstü kapalı onayını gerektireceğine inanıyor.

Bir başka olası açıklama ise, bu radyo istasyonunun İran güvenlik güçleri içinde şüphe uyandırmayı amaçlayan psikolojik bir savaşın parçası olması. Sadece şifreli mesajlar yayınlamak bile İran karşı istihbarat servislerinin rejim içinde Washington veya Tel Aviv'den talimat bekleyen üst düzey ajanlar olduğunu düşünmesine yol açabilir.

Financial Times'a göre Gorelick, böyle bir hamlenin İran güvenlik servisleri üzerindeki baskıyı artırabileceğini, çünkü var olmayan ajanları aramak zorunda kalacaklarını belirtti.

Soğuk Savaş'ın sona ermesinden sonra sayı istasyonları fenomeni azalmış olsa da, tamamen yok olmadı. İstihbarat kurumları, Rusya, Polonya, Tayvan ve Kuzey Kore gibi ülkelerin halen bu tür radyo yayınlarını kullandığını düşünüyor.

Uzmanlar, bu eski tekniklerin basit, güvenli ve izlenebilir dijital izler bırakmadıkları için hala yararlı olduklarına inanıyor.

Financial Times'a göre Lunds Üniversitesi'nde karşı casusluk araştırmacısı olan Tony Ingesson, bu istasyonların ‘geçmişte olduğu gibi bugün de hala işe yarayan eski bir iletişim yöntemleri cephaneliği’ olduğunu söylüyor.

Dijital iletişimin gözetlendiği ve izlendiği bir dünyada, bazı istihbarat kurumları halen Soğuk Savaş döneminden kalma, ancak bilinmeyen bir casusa gizli bir mesaj iletmek için aynı görevi yerine getirebilen araçları kullanmaya geri dönüyor gibi görünüyor.