İran Pakistan'ın tarafsızlık politikasının sonunu mu getiriyor?

Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Dr. Necmettin Acar, İran'ın Pakistan'a saldırısını, arka plan detaylarıyla AA'ya kaleme aldı

(AA)
(AA)
TT

İran Pakistan'ın tarafsızlık politikasının sonunu mu getiriyor?

(AA)
(AA)

Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanı Dr. Necmettin Acar, İran'ın Pakistan'a saldırısını, arka plan detaylarıyla AA için kaleme aldı.

İsrail’in Gazze’ye yönelik sürdürdüğü vahşi katliam 3'üncü aynı tamamlamışken İran’ın son bir hafta içerisinde Irak ve Suriye’den sonra salı günü Pakistan topraklarına düzenlediği saldırılar gerilimin daha geniş bir coğrafyaya taşınması açısından oldukça önemli. İran bu saldırıların Pakistan topraklarında yuvalanarak İran’a yönelik saldırılar düzenleyen Ceyşul Adl isimli örgüte yönelik olduğunu açıkladı. Saldırı sonrası Pakistan’ın bu saldırıları egemenlik ihlali olarak tanımlayıp İran’la diplomatik ilişkileri askıya alması ve saldırılardan kısa bir süre sonra İran’a yönelik misillemede bulunması iki ülke arasındaki gerilimi tırmandırdı.

Geleneksel olarak Hindistan ile girdiği jeopolitik rekabete odaklanan ve Orta Doğu ve İslam ülkeleri arasındaki düşmanlık ve rekabette tarafsız kalmaya özen gösteren Pakistan’ı hedef alan saldırılar bölgesel düzlemde önemli sonuçlar doğuracaktır. Her iki ülkenin sınır güvenliğine dair sorunları uzun zamandır aralarında düşük yoğunluklu da olsa gerilim yaşanmasına yol açıyor. Ancak bugünkü gerilimin arkasında Pakistan’ın Çin ve Suudi Arabistan ile İran’ın ise Hindistan ile geliştirdiği yakın işbirliğinin önemli rol oynadığı anlaşılıyor. Dikkatlerin Gazze’deki İsrail vahşetine odaklandığı bir zamanda İran’ın Pakistan egemenliğini ihlal eden beklenmedik saldırıları Pakistan dış politikasında önemli değişimlere yol açacaktır.

İran-Pakistan rekabetinin temelleri

İki ülke arasında güvensizliğe yol açan temel faktör İran ve Pakistan’ın bölgede rakip aktörlerle geliştirdiği ilişki biçimidir. Pakistan açısından ana ulusal düşman olan Hindistan ile girdiği jeopolitik rekabet en önemli ulusal güvenlik sorunu. Hindistan ile girdiği bu jeopolitik rekabette İslam dünyasını bir ağırlık merkezi olarak gören İslamabad yönetimi, Orta Doğu ve İslam ülkeleri arasındaki ihtilaflarda tarafsız kalmaya özen gösteriyor. Hindistan ile yakın işbirliği geliştiren İran ise Suudi Arabistan ile girdiği rekabete büyük önem atfediyor. Etkili bir askeri kapasiteye sahip olan ve aynı zamanda nükleer bir güç olan Pakistan’ın zaman zaman Suudi Arabistan ile yakınlaşması İran’ı doğudan çevrelenme endişesine sevk ediyor.

İslam Devrimi öncesi yakın işbirliği geliştiren iki aktör İran’ın devrim ihracı politikası benimsemesiyle gerilimli bir ilişki dönemine girdi. 1990’lı yıllar boyunca Pakistan toprakları İran ve Suudi Arabistan arsındaki vekalet savaşlarına konu oldu. Bu dönemde ülkenin yaklaşık yüzde 30’unu oluşturan Şiiler ile Sünniler arasında yoğun bir çatışma yaşandı. Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle başlayan süreçte İran-Suudi rekabetinin sönümlenmeye başlamasıyla Pakistan iç siyasetindeki bu gerilim de önemli ölçüde hafifledi.

2010’lu yıllardan itibaren iki ülke topraklarında yaşayan ve Sünni bir halk olan Beluciler arasında yaygınlaştığı iddia edilen "ayrılıkçı eğilimler" iki ülkeyi yeniden karşı karşıya getiren önemli bir faktör oldu. Çünkü 2010 sonrası dönemde İran’ın Sistan-Belucistan ve Pakistan’ın Belucistan bölgelerinde İran ve Pakistan güvenlik kuvvetlerini hedef alan çok sayıda kimliği belirsiz saldırı meydana geldi. Her iki ülke de bu saldırılarda birbirini suçlamaya devam etti. İran tarafı Pakistan hükümetinin İran topraklarında terör eylemleri gerçekleştiren Ceyşul Adl ve Cundullah gibi terör örgütlerine güvenli bir alan sağladığını iddia ederken Pakistan tarafı ise İran’ın Belucistan Özgürlük Ordusu adlı ayrılıkçı terör örgütüne destek verdiğini savunuyor. Pakistan kendi topraklarındaki bu saldırıları Hindistan’ın İran topraklarını bir üs olarak kullanarak gerçekleştirdiğini savunuyor.

İki ülke arasındaki gerilimi tırmandıran başka bir faktör ise jeoekonomik rekabettir. İran deniz ticaretinin yüzde 80’ini gerçekleştirdiği Bender Abbas limanının derin su limanı olmaması, Hürmüz boğazının içerisinde kalması sebebiyle son yıllarda sınırlarının Hint Okyanusu’na bakan bölümünde yer alan Çabahar’da derin su limanı inşa etmeye başladı. Amerika Birleşik Devleti’nin (ABD) yaptırım listesinin dışında tuttuğu Çabahar limanı İran-Hindistan işbirliğinin de önemli bir sembolüdür. Hindistan, Çin’in geliştirdiği Kuşak ve Yol inisiyatifini dengelemek ve İran ve Afganistan üzerinden Hazar havzasına ve Avrupa’ya güvenli bir erişim elde etmek için liman ve limanın iç bölgelerle bağlantısına büyük yatırım yaptı. Çin ise uzun yıllardır 60 milyar doların üzerinde bir yatırım yaparak Çin-Pakistan ekonomik koridorunu inşa ediyor. Kuzeyde Doğu Türkistan topraklarında başlayan bu ekonomik koridorun güney ucunda Pakistan’ın Hint Okyanusunda yer alan ve dünyanın en derin su limanı olan Gwadar yer alıyor.

Hem Gwadar hem de Çabahar limanları Belucilerin yaşadığı bölgede yer alıyor. İran ve Pakistan arasında bölünen ve her iki ülkenin de ekonomik olarak en az gelişmiş bölgeleri olan Beluci toprakları jeopolitik ve jeoekonomik önemi sebebiyle son yıllarda Hindistan ve Çin yatırımlarının en önemli adreslerinden biri haline geldi. Beluci bölgesine stratejik yatırımlar yapan Hindistan ve Çin arasındaki gerilim İran ve Pakistan’ı karşı karşıya getiren önemli bir faktör olarak sayılabilir.

Pakistan tarafsızlığının sonu mu?

Hindistan ile girdiği jeopolitik rekabete odaklanan ve İslam dünyasını bu rekabette bir ağırlık merkezi olarak gören Pakistan başta İran-Suudi rekabeti olmak üzere bölgesel meselelerde dengeli ve tarafsız bir politika izlemeye çalışıyor. Örneğin 2015 yılında Suudiler Yemen’e yönelik operasyon başlattıklarında Pakistan kara birliklerine güvenmişlerdi. Ancak Pakistan, Yemen savaşına asker göndermeyi kabul etmeyerek Suudileri şaşkınlığa uğrattı. Yine aynı yıl içerisinde Suudilerin öncülüğünde kurulan ve adı konmasa da pan-Sünni bir nitelik arz eden "İslam Ordusu" koalisyonuna komutan olarak Pakistan Genel Kurmay Başkan Yardımcısı Rahel Şerif’in atanması da İran’da endişe ile karşılandı. 2019 yılında Malezya’da düzenlenen, Türkiye ve İran’ın en üst düzeyde katıldığı İslam İşbirliği Teşkilatı’na alternatif olarak tanımlanan Kuala Lumpur Zirvesi’ne Pakistan’ın devlet başkanı seviyesine katılma girişimi de Suudi Arabistan’ı oldukça kızdırdı. Riyad’ın gösterdiği sert tepki üzerine toplantıya İmran Han yerine Pakistan Dışişleri Bakanı katıldı.

İran’ın hafta başında düzenlediği saldırılar Pakistan’ın bölgesel meselelerdeki tarafsız ve dengeli politikasının sonunu getirecektir. Bu saldırılar, Batı ile yakın işbirliğine dayanarak bölgesel meselelerde etkinliğini hızla artıran Hindistan karşısında güvensizliği artan Pakistan’da yeni ittifak arayışlarına neden olacaktır. İran’ın bölgedeki en önemli rakibi olan Suudi Arabistan ile Pakistan arasındaki ilişkilerin derinleşeceğini ve Pakistan’ın İran-Suudi rekabetindeki tarafsızlığını kaybedeceğini rahatlıkla söyleyebiliriz. İran-Pakistan arasındaki bu gerilim tıpkı 1990’lı yılarda olduğu gibi Pakistan içerisinde Şii-Sünni çatışmalarını yani İran-Suudi vekalet savaşlarını yoğunlaştırabilir. İran’ı dengelemek ve çevrelemek isteyen Suudilerin İslamabad’a olan ihtiyacı iki ülke ilişiklerin hızla ilerlemesine yol açacaktır.

İran’ın Irak ve Suriye’den sonra Pakistan’a saldırması ABD nezdinde de ciddi bir endişeye yol açtı. Uzu yıllardır kritik su yollarının güvenliğini sağlamak için yoğun çaba sarf eden ABD’nin Kızıldeniz ve Hürmüz’den sonra Hint Okyanusu’nda yeni bir gerilimi istemeyeceği aşikar. Bu saldırılar sonrası uzun zamandır bir gerilim yaşayan ABD-Pakistan ilişkilerindeki gerilimin düşeceğini tahmin edebiliriz.

Her ne kadar İran ile Pakistan arasında önemli gerilim kaynakları olsa da bu gerilimin sıcak savaşa dönüşüp dönüşmeyeceği Çin’in tavrına bağlıdır. Çin’in bölgeye dönük çıkarları ve her iki ülkenin de Çin ile yakın ilişkileri göz önüne alındığında Çin’in sıcak çatışmaya onay vermesinin zor olduğunu söyleyebiliriz. Her ne kadar Pakistan İran’a yönelik bir misilleme yapmış olsa da çatışmaların yoğun bir savaşa dönmesi zayıf bir ihtimal.

[Dr. Necmettin Acar Mardin Artuklu Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.]



Rusya ve Çin neden İran’a yardım etmiyor?

Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
TT

Rusya ve Çin neden İran’a yardım etmiyor?

Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)
Tahran’a düzenlenen hava saldırısının ardından yükselen dumanlar, 1 Nisan 2026 (AFP)

İran, Rusya ve Çin ile siyasi ve ekonomik ortaklıklara sahip olmasına rağmen, mevcut gerginlik ortamında bu iki ülkenin doğrudan askeri destek sunmamış olması geniş çaplı soru işaretleri yaratıyor. Uzmanlar, Moskova ve Pekin’in bu tutumunu, stratejik çıkar hesapları, ABD ile doğrudan bir çatışmadan kaçınma isteği ve çatışmanın uzamasından doğabilecek fırsatları değerlendirme gayretiyle açıklıyor.

Jeopolitik ve ABD güvenliği uzmanı Justin Mitchell, bu değerlendirmeyi National Interest dergisinde yayımlanan raporunda dile getirdi.

Mitchell’e göre, İran izole bir durumda ve varlığını sürdürmek için bir savaş yürütüyor. Buna karşın, İran’ın partnerleri olan Çin ve Rusya, dikkat çeken bir şekilde sahnede yok. Her iki ülke de İran’a yönelik saldırıları kınayıp düşmanlıkların sona ermesini talep etse de, büyük bir askeri destek sunmaktan kaçınıyor. Bu sırada ABD, olası bir kara harekâtına hazırlık kapsamında, bölgeye daha fazla asker sevk ediyor.

Analistler, Çin’in harekete geçmemesini ‘Pekin’in yaşadığı karışıklığın kanıtı’ olarak nitelendirirken, Rusya’nın ‘kritik bir müttefike yardım edememesi’ durumunu da utanç verici olarak değerlendiriyor.

Ancak durum, ilgisizlik veya ihmal değil; her iki ülke de ulusal çıkarlarını daha disiplinli tanımlıyor ve bu da doğrudan müdahalelerini sınırlıyor. Ayrıca, her iki ülkenin de ABD’nin çatışmaya daha fazla karıştığı sürede stratejik kazanç elde etmesi muhtemel.

Çin, dış politika ve askeri stratejisini öncelikli olarak Asya ve yakın çevresi ekseninde şekillendiriyor. Ortadoğu, enerji ve ticaret açısından önemli olsa da, Pekin onu hiçbir zaman Tayvan, Japonya veya Avrupa kadar öncelikli görmedi. Modern tarihinde Çin, resmi ittifaklara girmekten kaçındı; tek güvenlik anlaşması 1961’den beri Kuzey Kore ile ve bu bağın gücü bile sorgulanabilir düzeyde.

Mitchell, Çin’in İran’a yıllar boyunca silah sağladığını ancak bu ilişkinin Çin’in Rusya veya Kuzey Kore ile olan güvenlik ilişkileriyle kıyaslanamayacağını vurguluyor. İran, Çin için derin bir güvenlik ortağı değil ve Çin’in öncelikli sahasında yer almıyor; bu da Pekin’e İran lehine müdahale etmek için sınırlı gerekçeler sağlıyor.

Enerji, Çin’in İran ile ilişkilerinin temel motoru olarak öne çıkıyor. Sadece 2025 yılında Çin, İran’ın petrol ihracatının yüzde 80’inden fazlasını satın aldı. Bu, Çin’in toplam petrol ithalatının yüzde 13,4’üne denk geliyor. Hürmüz Boğazı’nın kapanması, İran ve diğer Körfez ülkelerinin çoğu petrol ihracatını durduracağından, Çin’in enerji dengesi üzerinde doğrudan etkili olacak.

Mitchell’e göre, savaşın devam etmesi ve petrol akışının aksaması, Çin’i Ortadoğu’daki enerji güvenliğini ABD’ye emanet etme stratejisini yeniden gözden geçirmeye zorlayabilir.

Buna karşın, Çin’in petrol rezervleri, ülkenin ihtiyacını yaklaşık 120 gün boyunca karşılayabilecek kapasitede. Ayrıca Rusya gibi alternatif tedarikçiler, bu şoku hafifletebilir. Petrol piyasasındaki bu çalkantılara rağmen, ABD’nin Asya-Pasifik bölgesinden Körfez’e askeri odak kaydırması ve gücünü yeniden yönlendirmesi, Çin’in stratejik çıkarlarına hizmet ediyor.

Çin’deki askeri planlamacılar, esasen ülke çevresine odaklanan stratejilerini göz önünde bulundurarak, ABD’nin askeri gücünü Çin yakınlarından Ortadoğu’ya kaydırmasını memnuniyetle karşılıyor olabilir. ABD, Hint-Pasifik bölgesinden silah ve birlikleri zaten taşımaya başladı; bunlar arasında Güney Kore’den İran’a sevk edilen bir THAAD füze savunma bataryası da yer alıyor. Savaş, ABD’nin sınırlı önleyici füze stoklarını tüketiyor. Diğer yandan Pentagon bölgeden Ortadoğu’ya kara ve deniz kuvvetlerini kaydırdı.

fdewrv
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln’de bulunan savaş uçakları (Reuters)

Rusya ise İran’ı dış politikasında belirleyici bir unsur olarak görmüyor. Rusya’nın 2023 yılında açıkladığı Dış Politika Konsepti, ‘yakın çevreyi’ öncelikli alan olarak belirlerken, İran Ortadoğu ülkeleri arasında alt sıralarda yer aldı. Çin’in aksine Rusya, Ortadoğu’ya petrol ve gaz açısından bağımlı değil ve İran ile ticaret hacmi sınırlı.

Rusya, Belarus ve Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (CSTO) ülkeleriyle güvenlik düzenlemelerine bağlı, ayrıca Çin ile ‘kapsamlı ortaklık ve stratejik iş birliği’ ilişkisi sürdürüyor. Rusya, İran’a çok sayıda silah satışı gerçekleştirdi. Ancak buna rağmen İran, Rusya için yeterli önemde değil.

Mitchell’e göre, Çin’de olduğu gibi Rusya da bu savaştan özellikle enerji alanında önemli kazançlar elde edebilir. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, Çin ve Hindistan gibi ülkeleri Rusya’dan daha fazla petrol ithal etmeye zorlayacak. Küresel enerji fiyatlarındaki keskin artış ve petrol yaptırımlarının askıya alınması ise fosil yakıtlara dayalı Rus ekonomisi için ihtiyaç duyulan ek gelirleri sağlayabilir.

ABD’nin İran’a müdahalesi aynı zamanda Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına da dolaylı destek sunuyor. ABD operasyonları özellikle önleyici füzeleri tüketiyor; THAAD, Patriot veya Tomahawk sistemlerinden İran’a yönlendirilen her füze, Ukrayna’daki cephelere ulaşamayacak. Ayrıca Rusya, İran’a ABD güçlerini hedef alırken istihbarat desteği sunarak Ortadoğu’daki Amerikan askeri tesislerinin konumlarını belirlemesine yardımcı olma fırsatına da sahip.

fvvfr
ABD’ye ait USS Delbert D. Black destroyeri, Epic Fury Operasyonu kapsamında bir Tomahawk füzesi fırlatırken (Reuters)

Böylece Rusya, ABD ile doğrudan bir çatışmaya girmeden İran’a dolaylı ve uzaktan destek sağlayabilir, savaşın avantajlarından faydalanabilir.

Mitchell’e göre, Çin ve Rusya’nın gösterdiği bu ölçülü tutum, ihmal değil, stratejik bir disiplinin göstergesi. ABD ordusunun kaynaklarının tükenmiş ve çok sayıda cepheye dağıtılmış olması, Çin’in Pasifik bölgesindeki çıkarlarına ve Rusya’nın Ukrayna’daki savaşına hizmet ediyor. Savaş ne kadar uzun sürerse, her iki ülke için potansiyel kazançlar da o kadar artıyor.


Pentagon, İran’a kara operasyonu planını hazırladı: Tarihin en karmaşık harekatı olacak

ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)
ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)
TT

Pentagon, İran’a kara operasyonu planını hazırladı: Tarihin en karmaşık harekatı olacak

ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)
ABD ve İsrail, geçen yıl haziranda hedef aldıkları İsfahan'ı 28 Şubat'ta başlayan savaşta da vurdu (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın talimatıyla Savunma Bakanlığı (Pentagon), İran'daki uranyum stoklarını ülkeden çıkarmak için kara harekatı planı hazırladı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Washington Post'a (WP) konuşan yetkililer, yaklaşık 450 kilogramlık uranyumun taşınması için hazırlanan planın geçen hafta Trump'a sunulduğunu belirtiyor.

Wall Street Journal, Beyaz Saray'ın kara harekatını değerlendirdiğini yazmıştı ancak Trump'ın doğrudan operasyon planı hazırlattığı bilinmiyordu.

Plan radyoaktif maddelerin kazılarak çıkarılması ve toplanmasını sağlamak için binlerce askerin ve ağır ekipmanın hava yoluyla İran'a gönderilmesini gerektiriyor.

Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'na (UAEK) göre İran'da yüzde 60 seviyesinde zenginleştirilmiş yaklaşık 440 kilogram uranyum stoku var. Bunun yarısının İsfahan'daki tesislerde yerin yaklaşık 90 metre altında depolandığı düşünülüyor. Geri kalan uranyumunsa Natanz ve diğer nükleer tesislerde saklandığı tahmin ediliyor.

Kaynaklar, plan kapsamında özel harekatçıların bölgeye gönderilebileceğini, Isfahan'daki tünellerden çıkarılan uranyum konteynerlerinin hava yoluyla taşınabileceğini söylüyor.

Ancak bazı uzmanlar bunun çok tehlikeli bir operasyon olacağına dikkat çekiyor. Emekli CIA görevlisi ve Deniz Piyadesi subayı Mick Mulroy şunları söylüyor:

Bu, tarihin en karmaşık özel operasyonlarından biri olacaktır. Silahlı kuvvetler için büyük bir risk teşkil ediyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) ve Özel Harekat Komutanlığı'nın başında bulunmuş emekli General Joseph Votel, uranyumu almanın en iyi yolunun ateşkes sağlandıktan sonra UAEK personeliyle koordineli çalışmak olduğunu belirtiyor.

Diğer yandan "Oraya girmek için savaşmak zorunda kalırsanız, bu şekilde de yapılabilir" diyor ve ekliyor:

Pek çok risk var. Son derece karmaşık bir planlama gerektiriyor. Muhtemelen kayıplar yaşanacaktır. Ancak bu, ABD Özel Harekat Kuvvetleri'nin üstlenmesi gereken bir görev. Bizim işimiz bu. Bu tür ortamlara girmek üzere özel olarak eğitilmiş personelimiz var.

Askeri yetkililer, ocak ayında Venezuela'ya düzenlenen harekata ya da 2011'de Usame bin Ladin'in Pakistan'da öldürüldüğü operasyona kıyasla bunun çok daha karmaşık ve ölümcül olacağını vurguluyor.

Amerikan komandolarının, mühendislerinin ve iş makinelerinin sürekli düşman ateşi altında çalışmak zorunda kalacağı ve büyük kayıplar verilebileceği belirtiliyor. Uzmanlara göre süreç sorunsuz ilerlese bile operasyonun tamamlanması haftalar alabilir.

Trump, İran savaşının temel hedeflerinden birinin Tahran yönetiminin nükleer silah üretmesini engellemek olduğunu öne sürüyor.

Cumhuriyetçi lider, savaşın başlarında İran'ın ABD anakarasını vurabilecek nükleer bombaları çok kısa sürede üretebileceğini iddia etmiş ancak istihbarat yetkilileri bu yönde raporlar olmadığını söylemişti.

Öte yandan Trump, çarşamba günü Reuters'a verdiği röportajda İran'daki uranyum stokuna dair şunları söyledi:

Bunlar yerin çok altında, dolayısıyla umurumda değil. Oradaki durumu uydularla her zaman takip edebiliriz.

ABD Başkanı, çarşamba gecesi Beyaz Saray'da yaptığı ulusa sesleniş konuşmasında İran'ın uranyum stokunu kullanmak için hamle yaptığını gördükleri an "füzelerle çok sert saldırılar düzenleyeceklerini" söylemişti.

Independent Türkçe, Washington Post, Guardian


Trump, İran’ı yıkmak isterken daha da güçlendirdi: Tüm kuralları çiğnedi

İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)
İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)
TT

Trump, İran’ı yıkmak isterken daha da güçlendirdi: Tüm kuralları çiğnedi

İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)
İran ordusu, misilleme olarak hem İsrail'i hem de ABD varlıklarının yer aldığı Körfez ülkelerini vuruyor (Reuters)

ABD, İran'la anlaşma yapmadan savaşı sonlandırırsa Tahran enerji kaynakları üzerindeki hakimiyetini artırarak daha da güçlenebilir.

Reuters'ın analizinde, savaş sonrası durumla ilgili net garantiler oluşturulamaması halinde ABD'nin müttefiki Körfez ülkelerinin tehlikeli bir pozisyonda kalacağı belirtiliyor.

Dubai merkezli düşünce kuruluşu B'huth Araştırma Merkezi'nden Muhammed Baharun, ABD güçleri Körfez ülkelerindeki üslerde varlığını sürdürdükçe bu devletlerin İran'ın saldırısına açık olacağını söylüyor.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'ta İran'a yönelik saldırıları başlatmasıyla Devrim Muhafızları, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğini durma noktasına getirdi.

Analize göre boğazdaki geçişlerin aksamasıyla başlayan ekonomik kriz, savaş net bir anlaşmayla sona ermezse Körfez ülkelerini uzun süre olumsuz etkileyebilir.

BAE'li analist Baharun, Körfez ülkelerinin bu savaşı engellemek için 28 Şubat öncesinde yoğun diplomatik çaba sarf ettiğini de hatırlatıyor. İran'ın enerji kaynakları üzerindeki hakimiyeti nedeniyle Körfez devletlerinin savaşa girmekten çekindiğini savunuyor.

ABD ve İsrail'in ortak operasyonunda İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in yanı sıra Devrim Muhafızları'ndan birçok üst düzey yetkili öldürüldü.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Ortadoğu Enstitüsü'nden Alex Vatanka, bu hamlelerin Tahran'ı zayıflatmak yerine daha da radikalleştirdiğini söylüyor:

Hamaney bir Ayetullah'tı, böyle bir şey yapılmaz. Hele ki bir Ayetullah'ı öldürmek, yabancı bir gücün yapacağı bir şey değildir. Ama Trump kendini tutamayan bir adam. Şii dini otoriteler açısından her türlü kuralı ve protokolü çiğnedi.

Analist Magnus Ranstorp da İran'ın "henüz asıl gücünü göstermediğini" savunuyor. Tahran yönetiminin desteklediği örgütleri küresel ölçekte kullanarak ABD ve İsrail'e çok daha kuvvetli bir darbe indirme kapasitesine sahip olduğunu vurguluyor.

Diğer yandan Yemen'deki Tahran destekli Husilerin de 28 Mart'ta İsrail'e füze fırlatarak savaşa girmesi bölgedeki çatışmaların daha da yayılması riskini doğurdu.

Husi yönetiminin Enformasyon Bakan Yardımcısı Muhammed Mansur, dünkü açıklamasında Körfez ülkelerinin savaşa katılması halinde Babülmendep Boğazı'nı kapatma tehdidi savurdu.

Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne bağlayan boğazın kapanması, Hürmüz Boğazı'ndaki durumun yarattığı küresel ekonomik krizi daha da derinleştirebilir.

 Henüz hiçbir Körfez ülkesi savaşa doğrudan katılmamış olsa da Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) Hürmüz'ün açılması için ABD ve İsrail'e askeri destek sağlamayı değerlendirdiği aktarılmıştı.

Wall Street Journal'ın 1 Nisan'daki haberinde,  BAE'nin Hürmüz Boğazı'ndaki adaların ABD tarafından işgal edilmesini istediği de öne sürülmüştü.

Suudi Arabistan devletine ait Arab News'de yayımlanan analizde, savaşın Arap devletleri arasındaki birlik eksikliğini gösterdiği vurgulandı:

Arap dünyası için bu savaşın etkileri çok daha derin. Bu çatışma, bölgesel güvenliğin sadece dış güçlere devredilemeyeceğini ve parçalanmış ulusal stratejilerle yönetilemeyeceğini bir kez daha ortaya koydu. Birleşik bir Arap güvenlik çerçevesinin yokluğu, hem bölgesel hem de uluslararası dış aktörlerin defalarca istismar ettiği stratejik boşluklar yarattı.

Independent Türkçe, Reuters, Times of Israel, Arab News