Şam Operasyonu sorusu: Mossad, Devrim Muhafızları Ordusu'na mı sızdı?

Tel Aviv şu anda doğrudan İran'ı hedef alarak ‘Ahtapot Doktrini’ adını verdiği yeni bir formülü uyguluyor.

 İranlı nükleer bilimci Muhsin Fahrizade’nin cenaze töreninden. / Fotoğraf: AFP
İranlı nükleer bilimci Muhsin Fahrizade’nin cenaze töreninden. / Fotoğraf: AFP
TT

Şam Operasyonu sorusu: Mossad, Devrim Muhafızları Ordusu'na mı sızdı?

 İranlı nükleer bilimci Muhsin Fahrizade’nin cenaze töreninden. / Fotoğraf: AFP
İranlı nükleer bilimci Muhsin Fahrizade’nin cenaze töreninden. / Fotoğraf: AFP

Sevsan Mehanna

İsrail tarafından gerçekleştirilen spesifik operasyonlar, İran'ın askeri ve nükleer tesislerini hedef alan saldırılar içeriyor. İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) üyelerini, Hizbullah, Hamas ve Tahran yönetimine bağlı diğer milislerin liderlerini hedef alan suikast operasyonları, nitelikleri açısından ‘öfke’ uyandırıyor. Söz konusu suikast operasyonlarının sonuncusu, Suriye'deki Kudüs Gücü istihbarat yetkilisi Sadık Ümidzade, yardımcısı ve diğer iki DMO üyesinin Şam'da İsrail bombardımanı sonucu öldürülmesiydi. Amerikan Washington Post gazetesine göre, Mezzeh mahallesinde öldürülen İranlı yetkililerin Amerikan güçlerine yönelik saldırıların beyni olması, şu soruları gündeme getirdi: İran güvenlik güçleri ve DMO istihbarat sızıntıları mı yaşıyor? Mossad, hedeflerine ulaşmak için İranlı ajanları mı kullanıyor?

Mossad'ın itibarı

Haziran 2021'de eski İran İstihbarat Bakanı Ali Yunusi, İsrail istihbaratının İran'a sızmasının tüm İranlı yetkililerin hayatlarından endişe etmelerini gerektirecek bir noktaya ulaştığı uyarısında bulundu.

Eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi hükümetinde (1998-2005) İstihbarat Bakanı görevini yürüten Yunusi, “Benim bakanlığımdan sonra istihbarat servislerinin rekabeti nedeniyle İstihbarat Bakanlığı'nda gerçekleşen paralel çalışmalar ve İstihbarat Bakanlığı'nın karşısında oluşturulan yeni örgütler bakanlığı zayıflattı” dedi. Yunusi sözlerini şöyle sürdürdü:

Mossad'ın ihmal edilmesi, bu şekilde sızmasına ve saldırmasına neden oldu. Öyle ki Mossad, İran’daki rejim yetkililerini açıkça tehdit ediyordu.

İranlı bir yetkilinin Mossad'ın sızma faaliyetlerine ilişkin bu uyarısı ilk değildi. Bu konuya ilk dikkat çeken kişi DMO eski komutanlarından Hüseyin Alai olmuş, daha sonra bu uyarılar DMO eski komutanı Muhsin Rıdai ve eski İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad tarafından da tekrarlanmıştı.

O dönem Iran Wire internet sitesine göre, bu durum, İsrail'in İranlı yetkilileri korumakla görevli Ensar Koruma Birlikleri'ne kapsamlı bir şekilde nüfuz ettiğini göstermekteydi. Aynı zamanda sitedeki bilgilere göre, farklı dönemlerde İranlı yetkililerin korumalarından bazıları ABD'ye kaçtı. Sitede ifade edilenlere göre, ABD ve İsrail, Ensar Koruma Birlikleri içinde bir ağ kurmayı başarmış olabilir.

İran eski Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ise basına verdiği bir röportajda, “İran istihbaratındaki harici casusluk yetkilisinin bizzat kendisinin İsrail için casusluk yaptığını öğrendiğini” açıklamış ve daha önce Tahran yönetiminin açıklamadığı bir olaya atıfta bulunarak, İstihbarat Bakanlığı’yla beraber nükleer ve füze alanında çalışan kurumlar içinde yaygın ve organize bir güvenlik sızmasının varlığını o dönemde vurgulamıştı.

Ahmedinejad, İran Uzay Ajansı'na ait belgelerin cumhurbaşkanının ofisindeki dolapta bulunduğunu ve Mossad ajanlarının “tavanda bir delik açarak içeri girip dolabı açtıklarını, tüm belgeleri aldıklarını, daha sonra da güvenlik makamlarının ülkedeki en önemli nükleer belgelerin çalınmasına sessiz kaldıklarını” açıklamıştı.

İsrail, Mossad'ın faaliyetleri hakkında nadiren yorum yapıyor. Ancak BBC'nin Şubat 2022'de aktardığına göre, İsrail ordusundan emekli general ve eski Savunma Bakanlığı yetkilisi Amos Gilad, bunun iyi bir nedeni olduğunu söyledi:

Ben her türlü propagandaya karşıyım. Eğer ateş etmek istiyorsanız, bunun hakkında yaygara çıkarmadan ateş edin. Mossad'ın itibarı, gizli operasyonları kamuoyuna hissettirmeden gerçekleştirmesine bağlıdır.

Tel Aviv'de kim çalışıyor?

İranlı nükleer bilim adamı Muhsin Fahrizade, 27 Kasım 2020'de Tahran'ın doğusundaki Demavand’de bir suikasta kurban gitti. Operasyona ilişkin İran güvenlik ve medya kurumlarında ilk andan itibaren kafa karışıklığı açıkça ortaya çıktı. “İran nükleer bombasının babası” olarak adlandırılan Fahrizade’nin korunmaması konusunda sorumluluklar yüklenmeye başlandı.

İran topraklarında gerçekleştirilen suikast, halkın öfkesi dalgasıyla karşı karşıya kaldı. Tahran sokaklarında olayı kınayan ve ‘hızlı tepki’ talep eden öfkeli protestolar düzenlendi. Birçok İranlı, güvenlik yetkililerini suçladı. Bazı sosyal medya kullanıcıları, “İstihbarat ve güvenlik servislerinin, öğrencileri, feminist aktivistleri, gazetecileri ve farklı fikirlere sahip insanları baskı altına almakla meşgul olduğu bir dönemde, nükleer bilim insanları güpegündüz sokakta suikastlara uğruyor” ifadesini kullandı.

2020 yılı başında İran güvenlik servislerinin birçok olayı önleyemediği dikkat çekiyor. Aynı yıl 3 Ocak'ta suikasta uğrayan ‘gölge adam’ Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani için nasıl bir plan hazırlandığına dair bilgi verilmedi. Süleymani ve Fahrizade'nin gizli bir hayat yaşadığı biliniyor. Suikastın ardından İranlı yetkililerin açıklamaları arasındaki çelişki bariz bir şekilde ortaya çıktı. Resmî açıklama, birkaç gün sonra İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Şemhani tarafından yapıldı. Suikast “elektronik cihazların kullanıldığı karmaşık bir operasyondu ve olay yerinde hiç kimse yoktu.”

O dönemde İran Mehr Haber Ajansı'nın bildirdiğine göre DMO Komutan Yardımcısı Ali Fadavi ise şuna dikkat çekti:

Suikast, uydular ve internet aracılığıyla kontrol edilen yapay zekâ kullanılarak makineli tüfekle gerçekleştirildi. Olay yerinde terörist yoktu.

Aynı yılın 27 Kasım tarihli bir New York Times haberi, çelişkinin ‘iktidar içinde gerginlik’ anlamına geldiğine dikkat çekti ve şunu yazdı:

Her iki taraf da sorumluluk üstlenmekten kaçınmaya çalışıyor. Fahrizade'nin öldürülmesinin rejimi sarsan aşağılanma duygusu, olayı yeniden yazmaya ve bir bilim kurgu romanı gibi yönlendirmeye yöneltti. İsrail'in onu uzaktan kumanda kullanarak veya saldırganlardan herhangi biri olay yerinde olmadan, bilim adamının arabasına sağanak gibi kurşun atan yönlendirilmiş bir makineli tüfek kullanarak öldürdüğünü söylediler.

Aynı Amerikan gazetesi, üç istihbarat yetkilisinin “Fahrizade suikastının arkasında İsrail'in olduğunu” doğruladığını aktardı.

Tahran'ın kalbinde

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Mayıs 2018'de düzenlediği bir basın toplantısında İsrail istihbarat servisinin İran'da ulaştığı ve İsrail'e getirdiği belgeleri sundu. O sırada İran'ın nükleer programı hakkında önemli detaylardan bahsetti ve “Bu ismi hatırlayın: Fahrizade” dedi.

İsrail verilerine göre Fahrizade, yeni milenyumun başında el-Emel adı altında ülkesinin askeri nükleer programını yönetiyordu. 4 Aralık 2020'de yayınlanan Fahrizade Dosyası başlıklı bir makalede Yedioth Ahronoth gazetesinin istihbarat işleri analisti Ronen Bergman, Mossad'ın 2018'deki operasyonu sırasında Tahran'da 55 bin sayfadan fazla gizli belge elde ettiğini belirtti. Mossad ajanlarının özel cihazlar kullanarak, belgelerin içeriden birilerinin yardımı olmadan erişilemeyecek müstahkem bir yerde çok sıkı bir şekilde kapatılmış birkaç kasayı açtığına dikkat çekti. İsrail istihbaratının İranlı nükleer fizikçinin faaliyetlerini 1993'ten beri takip ettiğini ve nükleer programın ilk adımlarını o zaman attığını vurguladı.

İngiliz The Times gazetesi ise o dönemde yayınladığı bir analizde, Mossad'ın Tahran'ın kalbinde gerçekleştirdiği operasyonunu “İran güvenlik servisleri için özellikle de İran nükleer programının askeri kısmından sorumlu olan ve bu programda kendi dar çevresinden insanları istihdam eden DMO İstihbarat Teşkilatı için bir skandal” olarak değerlendirdi.

Analizde, “İstihbarat yetkilileri, İranlı bilim adamına yönelik suikastı Mossad'ın İran'ın nükleer programını yok etme projesinin doruk noktası olarak tanımlıyor” denildi. Mossad’ın çabalarının on yıldan uzun bir süredir devam ettiği ve bu çabaların Tahran sokaklarında güpegündüz suikastlar ve bombalamalar içerdiğine dair yaygın inanışa işaret edildi. Analizde, gizli uranyum zenginleştirme laboratuvarlarında Stuxnet virüsünün masum görünümlü bir veri belleği kullanılarak işletim sistemlerine dahiyane bir şekilde sokulmasından da söz edildi. Fahrizade’nin suikasta uğradığı pusuya ilişkin olağanüstü anlatılar ortaya çıkmadan önce bile operasyonun başarısının “bir planlama şaheseri olarak kutlandığı” belirtildi.

2010-2012 yılları arasında dört İranlı nükleer bilimciden (Mesut Muhammedi, Mecid Şehriyarı, Derviş Rızainecad ve Mustafa Ahmedi Ruşan) üçü, Tahran'da manyetik bombalar kullanılarak suikasta uğradı ve öldürüldü. Dördüncüsü ise evinin önünde vuruldu. İranlı yetkililer hem İsrail'i hem de ABD'yi bu operasyonların arkasında olmakla suçladı. İsrail suçlamalarla ilgili yorum yapmayı reddetti, ancak eski İsrail Savunma Bakanı Moşe Yalon şu açıklamayı yaptı:

“İsrail, hiçbir koşulda İran'ın nükleer silaha sahip olmasını kabul edemez. Bunun bir anlaşma ya da yaptırım yoluyla yapılmasını tercih ederiz, ancak İsrail her türlü tehlike karşısında kendisini savunacaktır.”

Ahtapot Doktrini

İran ve İsrail sıklıkla gizli bir çatışmaya ya da ‘gölge savaşı’ olarak bilinen bir savaşa girdiler. Karada, havada ve denizde bazen vekil güçler aracılığıyla sessizce birbirlerine saldırdılar. Ocak 2023'te Washington Post'ta yapılan bir analize göre her iki taraf da “topyekûn bir savaşa dönüşme riski taşıyan açık çatışmalardan kaçınmaya” çalıştı. Ancak Amerikan gazetesine göre son zamanlarda çatışmalar ‘daha belirgin’ hale geldi.

Temmuz 2006'da Lübnan ve İsrail arasındaki savaştan sonra Tel Aviv Üniversitesi Ulusal Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü, 2007 yılı sonunda enstitüde Lübnan ve Suriye meseleleri alanında araştırmacı olan Danny Berkovic'in ‘Hydra'nın Kafalarını Kesmek Mümkün mü?’ başlıklı 96 sayfalık bir çalışmasını yayınladı. Çalışma, şu temel soruyu yanıtlamaya yönelikti: Hizbullah nasıl zayıflatılabilir? Onu, Yunan mitolojisinde adı geçen ve yılana veya ejderhaya daha yakın olan efsanevi yaratık Hydra’ya benzetiyordu. Özetle, efsanevi savaşçı Herkül, o efsanevi yılanla karşılaştığında, bu dokuz başlı vahşi canavarın her bir kafasını kestiğinde yerine iki kafa çıkıyordu. Kafalar çoğaldıkça kötülüğün gücü iki katına çıkar, dolayısıyla tehlikesi de artar, ortadan kaldırılması da güçleşir.

Berkovic, teorisini ortaya koyarken, bu canlının kafalarından kurtulmanın imkânsız olduğu gibi, onu kökünden sökmenin veya ortadan kaldırmanın da imkânsız olacağına inanıyor. Ancak İsrail'in (ABD dahil) takip etmesi durumunda onu zayıflatabilecek çeşitli stratejiler var. Çalışma, o dönemde Hizbullah’ı zayıflatmak ve bölgesel arenadan dışlamak için çeşitli önerilerde bulundu. Ayrıca zamanın avantaj sağlaması nedeniyle bu uygulamanın hızlandırılması gerektiğinin altı çizildi.

Hydra teorisi, eski İsrail Başbakanı Naftali Bennett'in Haziran 2022'de İngiliz dergisi The Economist ile yaptığı konuşmada açıkladığı şu teoriyle örtüşüyordu:

Tel Aviv, doğrudan İran'ı hedef alan Ahtapot Doktrini’ni uygulayarak bölgede yeni bir denklem benimsiyor.

Bennett, o dönem İsrail'in yaklaşık 40 yıldır İran'a karşı yürüttüğü ‘gölge savaşına’ değinerek, “Biz Ahtapot Doktrini’ni uyguluyoruz. Artık kollarla, yani İran'ın vekil güçleriyle uğraşmıyoruz. Yukarı yönlü hedef alarak yeni bir denklem oluşturduk” ifadelerini kullanmıştı.

Bennett, İran'ın bölgedeki vekil güçlerinin Lübnan'daki Hizbullah ve Tahran'ın desteklediği Gazze Şeridi'ndeki Hamas olduğuna dikkat çekmişti. İsrail Askeri İstihbarat Teşkilatı’nın eski Başkanı Amos Yadlin ise İranlıların beş cepheyi yönettiğini ve bunların hepsinde gerilimin artmaya başladığını doğruladı. Aynı dönemde Kanal 12'de Yadlin'in şu sözleri aktarılmıştı:

İran'ın büyük bir intikam arzusu olduğuna şüphe yok. Geçmişte de aynı şekilde intikam almaya çalıştı. İsrailli bilim insanlarına ve askeri personele zarar vermeye çalıştı. Bugün her İsrailli ve belki de her Yahudi onun hedefidir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Independent Arabai'dan çevrilmiştir.



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.