Soykırımın şahidi gazeteciler İsrail'in hedefinde

İsrail, propaganda gücünü ve dolayısıyla meşruiyetini tamamen kaybetmesinden gazetecileri sorumlu tutuyor. Bu sebeple de kendince gazetecilere bu sürecin diyetini ödetiyor

(AA)
(AA)
TT

Soykırımın şahidi gazeteciler İsrail'in hedefinde

(AA)
(AA)

Sosyolog İsmail Mansur Özdemir, İsrail'in gazetecilere yönelik katliamını ve İsrail'in bu suçla yargılanması için atılabilecek adımları, AA için kaleme aldı.

Filistin toprakları kadim yıllardan itibaren bir şiddet ve işgal sarmalının içinde oldu. Bu sürecin modern dünya tarihine karşılık gelen boyutu da 1948’den itibaren bu topraklardaki sistematik İsrail terörü ve işgalidir. Her geçen yıl artan bu işgal süreci, Filistin topraklarının demografik yapısının yanı sıra bölgesel istikrarı da tümüyle yok eden bir duruma doğru evrildi. Bölgede bulunan Filistin halkı topraklarından sürüldü. Topraklarında kalarak direnenler de şiddetin her türlüsüne maruz kalıyor. Filistin halkının işgalci terör devletinin topraklarından çıkartılması için verdikleri mücadele ise tüm insanlığın gözü önünde gerçekleşiyor.

İsrail işgal rejimi, 7 Ekim 2023 itibarıyla Amerika Birleşik Devletleri (ABD), İngiltere, Fransa, Almanya başta olmak üzere bazı ülkelerden aldığı destekle kontrolsüz ve ölçüsüz bir saldırganlık içine girdi. Bugün işgal ve saldırının geldiği nokta korkunç bir haldedir. İnsanlığın modern dönemlerde ürettiği tüm vicdani ve normatif değerlerin ayaklar altına alındığı, savaş hukuku prensiplerinin devre dışı bırakıldığı bu saldırı tüm dünyanın gözleri önünde gerçekleşiyor. Tüm bu saldırılar ve katliamlar arasında en cüretkarı da gazetecilere ve medya mensuplarına yönelik olanlardır.

İsrail neden bu kadar açık bir katliama yöneldi?

İsrail, 7 Ekim sonrasında içine düştüğü travmatik korku halinin etkisiyle saldırı ve vahşetini korkunç düzeylere ulaştırdı. Savaşın başından itibaren Gazze'deki gazeteciler ve bazı uluslararası medya kuruluşları olağanüstü gayretleriyle bu vahşeti dünyaya duyurmak için muazzam bir çaba ortaya koydu. Neredeyse yaşanan her türlü ihlal ve savaş suçu tüm insanlığa gazeteciler eliyle servis edildi.

İsrail’in yalan üzerine kurulan propaganda makinesi de gazetecilerin muazzam gayretiyle püskürtüldüğü için İsrail "savaşı" propaganda boyutunda da kaybetti. Yani İsrail, propaganda gücünü ve dolayısıyla meşruiyetini tamamen kaybetmesinden gazetecileri sorumlu tutuyor. Bu sebeple de kendince gazetecilere bu sürecin diyetini ödetiyor. Tüm dünya Gazze’de yaşanan süreci fedakar gazetecilerin gayretleriyle tüm şeffaflığıyla izliyor. Ancak tüm normatif değerler gibi basın özgürlüğü ve gazetecinin emek ve yaşam hakkı da İsrail eliyle yok ediliyor.

Gazetecilik mesleği ve gazeteci emeği uluslararası teamüller ve yasal uygulamalar temelinde özel bir anlama ve korunmaya sahiptir. Basın özgürlüğü temelinde ele alınabilecek pek çok küresel ilke ve uygulamadan bahsedilirken bugün 121 gazeteci Gazze’de ve civar sınır bölgelerde bizzat İsrail güvenlik birimlerince katledildi. Görevini yaparken katledilen gazeteciler arasında farklı ülke vatandaşları yanında Filistin vatandaşları da bulunuyor.

İnsanlık tarihinin milatlarından biri olarak görülecek İsrail'in Gazze'ye saldırılarında, İsrail tarafından 121 gazeteci öldürülmesine rağmen uluslararası kuruluşlardan hatırı sayılır bir yaklaşım, tutum ve tavır hala çıkmadı. Sadece ülkemizde Ankara Filistin Dayanışma Platformu ve bünyesinde oluşturulan Diplomasi ve Basın Komisyonu, tarihin hiçbir döneminde bu kadar cüretkar bir hal almayan gazeteci katliamına odaklanarak bir yol haritası çıkardı ve bazı çalışmalar ortaya koydu. Ulusal ve uluslararası düzeyde basın ve medya konusunun tüm taraflarına açık çağrı yapan Ankara Filistin Dayanışma Platformu gazeteci katliamlarına karşı etkin mücadeleye odaklı ve 2 temel hedefle çalışıyor.

Platform, ulus ötesi etkileşimi temin edecek tematik eylemlerde bulunmaya odaklanarak İsrail vahşetinin etkisini ortadan kaldırmaya ve İsrail’in hukuk ve diplomasi nezdinde haksızlığının ifşasına ve yargılanmasına yönelik çalışmalar hedefliyor.

Gazze’deki gazeteci katliamıyla mücadele

Bir stratejik yol haritasıyla hareket eden komisyon devlet ve devlet dışı tüm organizasyonları da bu sürece destek vermeye çağırdı ve ulusal kuruluşlar yanında uluslararası kuruluşların da katkı verdiği çalışmalarda şu ana kadar çok etkili eylemler gerçekleştirdi. Bu eylemlerden ilki 24 Aralık'ta Ankara’da gerçekleşen Büyük Gazze Yürüyüşü'ndeki Gazeteci Korteji oldu. Yüzlerce yerli ve yabancı gazetecinin katıldığı bu devasa yürüyüşte on binler İsrail'in gazetecilere yönelik katliamına "hayır" dedi. Pek çok mülakat ve görüşmeyle ülkemizde bulunan küresel ölçekli kuruluşlarla beraber Gazze’de yaşanan süreç ve özellikle gazeteci katliamı değerlendirildi. Görüşmeler sonucunda geniş bir uzlaşma ve ortak hareket zemini sağlandı. 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kapsamında, çalışırken katledilen gazeteciler güçlü ve uluslararası bir anma programıyla gündemde tutulmaya çalışıldı. Uluslararası gazetecilere verilen röportaj ve mülakatlarla konunun geniş bir evrende algılanmasına yönelik çalışmalar yapıldı.

Vicdan ve ahlakın iki kahramanı: Anadolu Ajansı ve Al Jazeera

Gazze’de yaşanan süreçte iki önemli yayın kuruluşu Anadolu Ajansının (AA) ve Al Jazeera'nın da tarihi bir misyon üstlendiği görülüyor. Bu iki kuruluş sahada oynadığı etkin tarihi rol sebebiyle İsrail’in saldırılarına uğruyor ve şu ana kadar şehit verdikleri gazetecilerle de aslında tarihi bir sürecin tarafı oldular.

İki kuruluşla yapılan görüşmeler neticesinde ortak iki önemli faaliyet gerçekleştirildi. AA muhabirlerinin sahadaki etkin faaliyetleri sebebiyle neredeyse tüm dünya Gazze’yi AA kadrajından görüyor. AA tarafından çekilen fotoğraflar, tüm dünya medyası tarafından kullanılıyor. AA, İsrail’in yalan makinesini çökertti ve işin bu boyutuyla milletimizin yüz akı konumundadır. Bu sebeple, AA tarafından çekilen ve başta Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı'na (UAD) soykırım belgeleri olarak sunulan fotoğraflar olmak üzere "Gazze’de Şahitlik" isimli fotoğraf sergisi düzenleniyor. Bu sergi, gazetecilerin sahada yaşadıkları olağanüstü zorluğun anlatıldığı bir tematik sergi olarak önemli anlamlar taşıyor.

Nasıl katledilen gazetecilerin sesi oluruz?

Açılış programında bizzat fotoğrafların sahiplerinin orada hazır bulunduğu buluşmanın aynı gününde yapılan Uluslararası Gazze’ye Özgürlük Konferansı'nda ise gazeteci katliamı ve İsrail’in basın özgürlüğüne yönelik ihlalleri konuşuldu. Pek çok uluslararası kuruluşun canlı verdiği bu etkinlikler, gazeteci katliamlarını gündemde tutmak açısından çok büyük bir anlam taşıyor.

Fakat bu çalışmalar devam eden gazeteci katliamlarını durdurmaya yetmiyor. Bu sebeple tamamlayıcı diğer çalışmaların da devam etmesi gerekiyor. Bu çerçevede hazırlanan yol haritasında yapılması gereken birçok önemli çalışma bulunuyor. Örneğin, uluslararası katılımlı konferansların "İsrail tarafından katledilen gazeteciler" başlığı ile Avrupa başkentlerine taşınması gerekiyor. Avrupa’da kaybolan ve İsrail’in tekeline giren devlet aklının bizzat Avrupalı gazetecilerle birlikte Avrupa başkentlerinde sorgulanması gerekiyor. Bizzat Avrupalı gazeteci konseylerinin bu sürecin etkin tarafı olarak baskılanması gerekiyor.

Bu konuda artık zaman kaybetmeden İletişim Başkanlığı koordinesinde ve etkin bir biçimde, TRT ve AA marifetiyle nitelikli kamu diplomasisi içerikleri oluşturulmalıdır. Yani belgeseller ve infografiklerle basın şehitlerinin biyografik içerikleri üretilmeli ve bunlar çok dilli bir şekilde uluslararası toplantılara taşınmalıdır. Kısacası güçlü bir kamu diplomasisi hamlesi yapılmalıdır. Ayrıca, "İsrail tarafından katledilen basın mensupları" konusunda davalara mesnet oluşturacak nitelikte, katledilen gazetecilerin biyografileri ve katledilme anlarına yönelik bilgilerin ve görsellerin olduğu raporların ve kitapların kaleme alınması gerekiyor.

Ülkemizin yanı sıra yurt dışında da şehirlerin merkezi noktalarında sivil partnerler eliyle katledilen gazeteciler konusunda anma programları gerçekleştirilmesi ve katledilen gazetecilerin aileleriyle etkileşime geçilerek yaygın etki oluşturulması gerekiyor. Ayrıca, Avrupa ülkelerindeki basın konseyleri ülkemizden ve yurt dışından gazeteciler vasıtasıyla ziyaret edilerek tutumlarına göre birlikte ya da ayrı basın açıklamaları yapılmalıdır. Son olarak, İsrail’in bu açık suç sebebiyle uluslararası mahkemelere şikayet edilmesi ve "Gazeteci Katili ve Basın Özgürlüğü Düşmanı" sıfatının uluslararası mahkemeler yoluyla tescilli hale getirilmesinin sağlanması gibi alanlarda da çalışmalar yapılmalıdır.

İsrail’in gazetecilere yönelik katliamı savaş suçudur

İsyanımızı yükselttiğimiz ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuru adımını atacağımız günlerde Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün (RSF) bu konuyu uluslararası gündeme taşımasını olumlu fakat ihtiyatla karşıladık. RSF dahil herhangi bir örgütün bu konuyu uluslararası mahkemelere yüksek bir inanç, iyi delil, nitelikli izleme ve sonuçlandırma ilkeleriyle yapmasını arzu ediyoruz. Bu sürecin takipçisi olacak ve günü kurtarma ya da başkalarını oyunda düşürme adımı olarak kullanılmasına müsaade etmeyeceğiz. Bu konudaki en temel tedirginliğimiz RSF’nin her yıl çıkardığı Basın Özgürlüğü Endeksi'nde İsrail ve ABD’yi kapsam dışı tutmasıdır. Bir Fransız kuruluşu olarak İsrail gibi bir vahşi rejimi bu konuda kapsam dışı bırakması, endeks dışı tutması RSF’ye güven konusunda bizi tedirgin ediyor. Tüm bunlara rağmen iyi niyet perspektifi temelinde RSF'nin İsrail’in gazeteci katliamı hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) yaptığı başvuru talebini değerli buluyoruz.

İsrail Gazze’de insanlık tarihinde şu ana kadar görülmemiş bir kontrolsüzlük içinde soykırım yapıyor. Güney Afrika Cumhuriyeti, bu konuyu Lahey'deki UAD'ye taşıdı. İsrail’in bu sefil saldırganlığına karşı mücadele etmeyi bir insani ödev olarak sayıyoruz.

Ankara Filistin Dayanışma Platformu olarak bileşenlerimizle bu süreci gücümüz yettiğince; çok uluslu, çok dilli bir şekilde devam ettirmeye gayret edeceğiz. Kamuoyu önünde gerçekleştirdiğimiz faaliyetlerimiz ve haykırdığımız isyanımızla bu sürecin arkasındayız. Kim yaparsa yapsın, niyet sorgusu yapmadan destek verecek ve nihayetinde İsrail’in bir gazeteci katili olduğunu tescil ettirmeye ve hüküm giymesine gayret edeceğiz.

[Sosyolog İsmail Mansur Özdemir, Türk dış politikası ve kamu/kültür diplomasisi üzerine yazılar kaleme almaktadır.]



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.