Pakistan-İran sınırına ilişkin sorular ve dersler

Tahran’ın füze saldırılarıyla ortaya koyduğu yeni model, yurt içindeki ve dışındaki sorunları çözmeyecek.

Tahran’da 10 Aralık’ta düzenlenen kutlamada, hizmete giren Kerrar insansız hava araçları sergilendi. (EPA)
Tahran’da 10 Aralık’ta düzenlenen kutlamada, hizmete giren Kerrar insansız hava araçları sergilendi. (EPA)
TT

Pakistan-İran sınırına ilişkin sorular ve dersler

Tahran’da 10 Aralık’ta düzenlenen kutlamada, hizmete giren Kerrar insansız hava araçları sergilendi. (EPA)
Tahran’da 10 Aralık’ta düzenlenen kutlamada, hizmete giren Kerrar insansız hava araçları sergilendi. (EPA)

Halid Hamade

İran geçtiğimiz hafta, Suriye’de İdlib yakınlarındaki İslami örgütlerin eğitim kamplarına, Irak’ın Erbil eyaletinde Mossad tarafından kullanıldığını iddia ettiği bir mevzie ve Pakistan’da da Ceyşü’l-Adl (Adalet Ordusu) örgütüne ait eğitim üslerine benzeri görülmemiş bir füze bombardımanı başlattı.

Tahran’a göre Irak’taki yoğun saldırıların hedefi, Süleymani suikastının yıl dönümünde Kirman’a saldırı düzenleyen DEAŞ örgütünden intikam almaktı. Erbil’deki saldırıların hedefi ise Suriye’de İran Devrim Muhafızları liderlerinden Rıza Musevi’ye ve Lübnan’da Hamas hareketi lideri Salih el-Aruri’ye düzenlenen suikastlara karşılık vermekti.

İran’ın Pakistan’a ve Erbil’e yönelik beklenmedik ve benzersiz saldırıları, Tahran için alışıldık bağlamların dışında görünüyor ve akıllara birçok soru getiriyor.

Bu saldırıları nasıl okuyabiliriz? Basit bir şekilde İranlı hedeflere düzenlenen saldırılarla ilişkilendirilebilir mi?

İran ile Pakistan sınırları arasında yer alan ve hakkında pek bir şey bilinmeyen bölgelerin sakinleri olan ‘Beluç ayrılıkçıların’ karmaşıklığıyla alakalı derin hususiyetlerle birlikte, iki ülke arasındaki son karşılıklı saldırılar dünyanın ücra bir sınır bölgesinde onlarca yıldır devam eden saldırılarda gözle görülür bir artışa işaret ediyordu. Gerçekleşen son saldırı, Aralık 2023’te Ceyşül-Adl’in İran’daki bir polis karakoluna yönelik saldırısıydı. Bundan bir yıl önce de Saravan’da silahlı kişiler, İran Devrim Muhafızları’na mensup dört kişiyi öldürmüş, sonra da Pakistan’a geri kaçmıştı. O dönemde İran Silahlı Kuvvetleri, buna karşılık Pakistan’a herhangi bir saldırıda bulunmamıştı. Peki, şimdi ne değişti?

Bir tutumun değerlendirmesi

ABC News ve diğer kanalların yayınladığı haberlere göre İran muhalifi Cundullah örgütü (Ceyşü’l-Adl’in çekirdeği), 2007 yılından bu yana Amerika’dan yardım alıyor. Dolayısıyla Tahran’ın Pakistan topraklarındaki Ceyşü’l-Adl’e yönelik saldırı kararında Washington’a karşı gerekçeleri var. Bu durumda, Pakistan’ın Ceyşü’l-Adl’in Belucistan bölgesinde faaliyet yürütmesine neden izin verdiğine dair soru işaretleri doğuyor. Bu, ABD için yerine getirilen daha önceki hizmetlerin bir devamı mıydı?

Pakistan, öngörülür ve hızlı bir tepki göstererek, iki ülkenin doğrudan bir çatışmayı tırmandırma arzusu veya imkânı olup olmadığına bakmaksızın, İran’ı üs olarak kullanan Beluç milliyetçilere bir hava saldırısı düzenledi.

Böyleyse eğer Pakistan bunun için iki ülke arasındaki yıllık iki milyar doları aşan ticari ilişkileri tehdit edebilecek bir bedel ödeyebilir. Bir o kadar önemli diğer soru şu: İran neden Beluç milliyetçilerin, İran Belucistan’ı dışında faaliyet göstermek ve Pakistan’a karşı operasyonlar düzenlemek üzere güvenli bir sığınak olarak İran topraklarını kullanmalarına izin verdi?

Dikkate alınması gereken tüm bu faktörlerin yanı sıra, Pakistan askerî kurumunun göz ardı edilemeyecek hususları da var. Bu kurum daima, sınırlarının karmaşıklığının bilincinde olan, ancak Pakistan toprakları herhangi bir saldırıya maruz kaldığında da seyirci kalamayan, saha tecrübesine sahip generaller tarafından yönetiliyor.

zscefvgr
Pakistan Başbakanı Enver el-Hak Kakar, Ulusal Güvenlik Konseyi üyelerini ve ordu komutanlarını 19 Ocak’ta İslamabad’da topladı. (AFP)

Pakistan öngörülür ve hızlı bir tepki göstererek, iki ülkenin doğrudan bir çatışmayı şiddetlendirme arzusu veya imkânı olup olmadığına bakmaksızın 18 Ocak gününün erken saatlerinde, İran’ı üs olarak kullanan Beluç milliyetçilere bir hava saldırısı düzenledi. Kararı Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’na katılan geçici Pakistan Başbakanı Enver el-Hak Kakar’ın mı yoksa ona vekaleten ordunun mu aldığı ise belli değil.

Sonuç olarak İslam Devrimi Muhafızları’nın doğuda Pakistan’a karşı ve ondan önceki gün de Irak Kürdistan’ında düzenlediği pervasız saldırıları nasıl açıklayabiliriz? Amerikan güçlerinin İsrail ile Hamas arasındaki çatışmanın yayılmasını önlemek adına Körfez’de ve Umman Denizi’ndeki olası tehditlere karşı koymak üzere konuşlandığı bir durumda, İran’ı bir füze saldırısı başlatarak risk almaya iten şey ne olabilir? İran Devrim Muhafızları sadece birkaç gün önce, 3 Ocak’ta Kirman’da Kasım Süleymani’nin vefatının yıl dönümü için düzenlenen ve Süleymani’nin oğullarıyla üst düzey yetkililerin de katılması beklenen tören sırasında meydana gelen patlamada 90’dan fazla kişinin öldürülmesinin intikamını alma sözü vermemiş miydi? Patlamanın sorumluluğunu Kürtler, Beluçlar, İsrail veya ABD ile bağlantılı herhangi bir örgüt değil de Horasan eyaletindeki DEAŞ örgütüne bağlı Tacik üyeler üstlendiği halde neden İran’ın Belucistan ve Kürdistan sınırındaki  bölgelerinin bombalanmasına öncelik verildi?

İran saldırısının sonuçları ve dersleri

Bu saldırı, İran’a sadece dış tehditlere karşı değil, iç sahadaki tehditlere karşı da gücünü gösterme imkânı verdi. Aynı şekilde Pakistan da Belucistan Kurtuluş Ordusu’nun ve Belucistan Kurtuluş Cephesi’nin İran’daki kalelerine yönelik saldırılar düzenlemiş oldu. Bununla beraber İslamabad’ın İran ordusundan uzak duran hedefleri seçmesi, İran’ın Pakistan ordusundan uzak duran Ceyşü’l-Adl’e yönelik saldırılarına karşı orantılı ve ölçülü bir tepkiydi. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre bu, gerilimi tırmandırma arzusu taşınmadığına delalet etmekle birlikte birçok yönde caydırıcı bir mesaj da içeriyor.

Tahran, yanıt vermemeye devam etmenin bölgesel bağlamda oldukça maliyetli olacağını anladı.

İran’ın bu saldırıları, İslam Cumhuriyeti’nin, yıllar boyunca kaydettiği başarısızlık veya gerek İsrail’in Suriye’deki Devrim Muhafızları karargâhlarına yönelik sürekli bombardımanı gerekse ‘İran nükleer projesinin babası’ olarak anılan Muhsin Fahrizade gibi nükleer projesini yürüten bazı bilim adamlarına ya da liderlerine yönelik suikastlar üzerinden çıkarlarına ve nüfuz bölgelerine düzenlenen çeşitli saldırılara yanıt verememesi nedeniyle caydırıcılık yeteneğinin aşınmasına ilişkin endişesini yansıtıyor. 7 Ekim’deki Aksa Tufanı operasyonunun ardından bölgesel sahnenin İran üzerinde oluşturduğu ve İran’ın bu sebeple kendisini Gazze’de olup bitenlerden aklamaya çalıştığı baskı da İran’ı Pakistan’daki Ceyşü’l-Adl’e ait olduğu iddia edilen hedeflere saldırmak suretiyle alışıldığının dışında bir eylemde bulunmaya sevk etmek için yeterli olabilir.

İran’ın Pakistan’a yönelik saldırılarının arkasında yatan mesajları anlayabilmek, yani Tahran’ın hatalı davranışlarını, Ceyşü’l-Adl’den alınan ve Pakistan’ı kışkırtmayı hedefleyen bir intikam olarak görmemek çok önemli. Bu saldırılar, İran’ın sınırların ötesindeki herhangi bir saldırıya karşı koyma konusunda sahip olduğu füze becerisini gösterme çabası olarak değerlendirilmelidir. Diğer yandan İran’ın bölgesel güvenliğin istikrar sütunlarından birini oluşturma kabiliyeti konusunda ABD’ye, İsrail’e ve Arap dünyasına gönderilen bir mesaj da söz konusu.

scfedr
Lahor şehrindeki Pakistanlı göstericiler 19 Ocak’ta İran’ın Belucistan eyaletine yönelik bombardımanı kınadı. (EPA)

Tahran, artan saldırılara karşılık vermemeye devam etmenin, bölgesel bağlamda oldukça pahalıya mal olacağının farkına vardı. Diğer yandan Pakistan’ın buna verebileceği en üst tepki de karşılanabilir olacak. Dolayısıyla bu cevap, Tahran’a ABD’nin misillemelerinden kaçınmakla birlikte gücünü gösterme fırsatı da verecektir.

Tahran, Gazze savaşına kendisine daha fazla manevra kabiliyeti kazandıracak şekilde yatırım yapmaya çalışıyor. Bu doğrultuda Hizbullah’ı, kuzey sınırında İsrail’le çatışmaya sevk ederken, Husileri de Kızıldeniz’deki ulaşım hatlarına saldırmaya ve Amerikan güçleriyle doğrudan çatışmaya sevk etti. Bu arka planda, bir yandan uranyum zenginleştirme oranını endişe verici seviyelere çıkarıyor, diğer yandan da balistik silahlar alanındaki hedeflerini hızlandırıyor. Ancak tüm bu provokasyonlara rağmen ne ABD ne de İsrail, İran topraklarında nitelikli bir operasyon yoluyla doğrudan bir yanıt verdi.

Peki, Tahran Suriye’ye, Irak’a ve Pakistan’a yönelik son füze saldırılarıyla, bu bölgesel kargaşadan daha fazla yararlanmak üzere yeni çatışmalar çıkarmak ve sınırlarında çatışmalara hazır olduğunu duyurmak, aynı zamanda İranlı Kürtlere ve Beluçlara da rejimin sınır ötesi etnik çatışmalar da dahil olmak üzere her türlü çatışmaya hazır olduğu yönünde bir uyarı mesajı mı vermek istedi?

Tahran’ın bölgede yaşadığı güvenlik ve siyaset sorunlarıyla başa çıkmak üzere araçlarını kullanma konusunda çeşitlilikten yoksun oluşu, füzelerin her yönde tekrar fırlatılmasına sebep olacak.

Füze saldırılarıyla ortaya konan yeni model, hiç şüphesiz İran’ın yurt içinde ve dışında yaşadığı güvenlik ve siyaset sorunlarına bir çözüm getirmeyecek. Nitekim bu saldırıların ardından İranlı güvenlik güçleri Pakistan sınırında öldürüldü. Sınırın her iki tarafındaki dağınık terör örgütleri de yeni çatışmalar çıkarmaya her zaman müsait.  

Karşılıklı saldırılar yeniden tırmanır mı? Bu gerilim odağı, İran’ın vekillerinin Yemen’de, Gazze’de, Suriye’de ve Lübnan’da dahil olduğu süregelen çatışmalara nasıl ayak uyduracak?

Hiç kuşkusuz uluslararası toplumun bu gerilimler karşısındaki seçenekleri kısıtlı. Hele de ABD’nin Pakistan’a ve Pakistan ordusuna karşı mesafeyi koruma kararından dolayı ABD’nin İslamabad üzerindeki nüfuzu azalmışken. Ayrıca Washington, daha önce saldırıların Pakistan-Afganistan sınırları üzerinden yayılması konusunda da ciddi bir endişe göstermemişti.

Tahran’ın bölgede yaşadığı güvenlik ve siyaset sorunlarıyla başa çıkmak üzere araçlarını kullanma konusunda çeşitlilikten yoksun oluşu, füzelerin her yönde tekrar fırlatılmasına yol açacak. Bu da İran ile Pakistan ve Irak arasında siyasi gerilime yol açmakla kalmayacak, aynı zamanda İran’ın faaliyetleri ile vekillerinin faaliyetleri arasındaki benzerliğe dair bir başka gösterge sunacak.

Ayrıca Pakistan’ın Tahran’ın beklemediği şekilde hızlı bir tepki vermesi ve herkesin aşmaktan kaçındığı sınırları aşması da Tahran’ın bölgede askerî yeteneklerini sürekli sergileme çabasının tarihî komşusuyla daha derin bir çatışmaya ve bölgede herkesin izleyeceği bir örneğe dönüşmesinden korkarak, dikkatle değerlendireceği bir model oluşturacaktır.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Trump İran'a: Anlaşmaya uyun, yoksa bombalamaya devam edeceğiz

ABD Başkanı Donald Trump, Fransa'nın Evian kentinde düzenlenen G7 zirvesinin kapanışında, ekonomi ve diplomasi ekibiyle birlikte bir basın toplantısında, (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Fransa'nın Evian kentinde düzenlenen G7 zirvesinin kapanışında, ekonomi ve diplomasi ekibiyle birlikte bir basın toplantısında, (AFP)
TT

Trump İran'a: Anlaşmaya uyun, yoksa bombalamaya devam edeceğiz

ABD Başkanı Donald Trump, Fransa'nın Evian kentinde düzenlenen G7 zirvesinin kapanışında, ekonomi ve diplomasi ekibiyle birlikte bir basın toplantısında, (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Fransa'nın Evian kentinde düzenlenen G7 zirvesinin kapanışında, ekonomi ve diplomasi ekibiyle birlikte bir basın toplantısında, (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün, imzalanması beklenen mutabakat zaptına İran'ın uymaması halinde ülkesine yönelik bombardımanın yeniden başlatılabileceği uyarısında bulunarak, anlaşmanın “nihai olmadığını” söyledi.

Trump, ülkesinin İran'ın balistik füze programını ve Tahran'ın müttefik gruplara verdiği desteği, İran ile yürütülen anlaşma sürecine paralel bir hat üzerinden inceleyeceğini belirtti.

Fransa'nın Evian kentinde düzenlenen G7 Zirvesi kapsamında konuşan Trump, mutabakatın “bugün ya da yarın” imzalanabileceğini ifade ederek, Tahran'ın anlaşmayı yapmak istediğini söyledi. Trump ayrıca, imza törenine bizzat katılma ihtimalini de dışlamadı.

Tahran yönetimi ise mutabakatın ABD Başkanı ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan tarafından imzalanması fikrinin hâlen değerlendirme aşamasında olduğunu açıkladı.

ABD'li yetkililer, 14 maddeden oluşan mutabakat taslağının ayrıntılarını ilk kez kamuoyuyla paylaştı. Taslakta, Lübnan dâhil olmak üzere askerî operasyonların durdurulması, 60 günlük nihai müzakere sürecinin başlatılması, ABD'nin deniz ablukasının 30 gün içinde kaldırılması, Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması ve İran'ın anlaşmanın imzalanmasının hemen ardından petrol satışına başlamasına izin verilmesi öngörülüyor.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre taslak ayrıca, yeniden imar için en az 300 milyar dolar büyüklüğünde bir fon oluşturulmasını içerirken, buna karşılık İran'ın nükleer silah edinmemeyi taahhüt etmesi ve zenginleştirilmiş uranyum stoklarını Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın denetimi altında azaltması şart koşuluyor.

İran Meclis Başkanı ve Baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf ise “siperin füze rampalarındaki savaşçılardan devralınması” gerektiğini belirterek, savaş sonrası dönemde ekonomik baskıların hafifletilmesine ve ülkenin yeniden inşasına odaklanılması çağrısında bulundu.

Lübnan konusunda da değerlendirmelerde bulunan Trump, Lübnan Cumhurbaşkanı'nın bir veya iki hafta içinde Washington'u ziyaret edeceğini belirterek, “Lübnan dosyası üzerinde çalışılması gerekeceğini” söyledi.

Öte yandan Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım, “Silahlarımızın bırakılmasını öngören hiçbir proje hayata geçirilemeyecek” dedi. Kasım, “Ne deneme bölgeleri ne de İsrail için güvenli bölgeler vardır; aksine İsrail'in çekilmesi gerekir” ifadelerini kullandı.

Kasım ayrıca, “Büyük İsrail projesini bozduk” diyerek, İran ile ABD arasında varılan anlaşmanın ardından ortaya çıkan “bu kritik dönüm noktasından” yararlanılması çağrısında bulundu.


İsrailli yetkili: Lübnan konusunda Amerika ile "zorlu" görüşmeler yürütüyoruz

İsrail'e ait Merkava tankları Lübnan-İsrail sınırına yakın bir yerde ilerliyor (AFP)
İsrail'e ait Merkava tankları Lübnan-İsrail sınırına yakın bir yerde ilerliyor (AFP)
TT

İsrailli yetkili: Lübnan konusunda Amerika ile "zorlu" görüşmeler yürütüyoruz

İsrail'e ait Merkava tankları Lübnan-İsrail sınırına yakın bir yerde ilerliyor (AFP)
İsrail'e ait Merkava tankları Lübnan-İsrail sınırına yakın bir yerde ilerliyor (AFP)

Başbakan Binyamin Netanyahu'ya yakın üst düzey bir İsrailli yetkili, Reuters'a yaptığı açıklamada, İsrail'in Güney Lübnan'daki askeri varlığının sürdürülmesi konusunda ABD ile “zorlu müzakereler” yürüttüğünü söyledi. Yetkili, İsrail'in bu konudaki tutumundan geri adım atmayı düşünmediğini de vurguladı.

İsrail ordusu bugün daha önce yaptığı açıklamada, Güney Lübnan'da devam eden çatışmalarda bir askerin öldüğünü, 7 askerin ise yaralandığını duyurmuştu.

Ordudan yapılan kısa açıklamada, 29 yaşındaki Kıdemli Çavuş Aleksandr Filin'in dün çatışmalar sırasında hayatını kaybettiği belirtildi.

Açıklamada ayrıca yedi yedek subay ve askerlerin orta ve hafif derecede yaralandığı ifade edildi.

Askerin ölümüne ilişkin açıklama, ABD Başkanı Donald Trump ile İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın Ortadoğu'daki savaşı Lübnan dâhil bütün cephelerde sona erdirmeyi amaçlayan mutabakat zaptını imzalamasından saatler önce geldi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Washington ile Tahran arasında anlaşmaya varıldığının duyurulmasının ardından, Hizbullah ile İsrail arasındaki saldırı ve askeri operasyonların yoğunluğu azalsa da tamamen sona ermedi.

Lübnan makamları daha önce, İsrail'in yoğun hava saldırıları ve kara operasyonları sonucunda şu ana kadar 3 bin 800'den fazla kişinin hayatını kaybettiğini açıklamıştı.

İsrail tarafında ise 2 Mart'tan bu yana 31 asker ile bir sivil sözleşmeli personelin öldüğü açıklandı.


Kinşasa, anayasa değişikliklerinin önünü açmaya yönelik adımlar atılmaya devam ederken "siyasi bir çıkmazla" karşı karşıya

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı (Cumhurbaşkanlığı sayfası X )
Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı (Cumhurbaşkanlığı sayfası X )
TT

Kinşasa, anayasa değişikliklerinin önünü açmaya yönelik adımlar atılmaya devam ederken "siyasi bir çıkmazla" karşı karşıya

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı (Cumhurbaşkanlığı sayfası X )
Demokratik Kongo Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı (Cumhurbaşkanlığı sayfası X )

Kongo Demokratik Cumhuriyeti, ülkede anayasa değişikliği sürecinin ilk adımını, siyasi sistemin etkinliğini artırma gerekçesiyle halk oylamalarına izin veren bir yasanın kabul edilmesiyle attı. Ancak muhalefet bu adımı, Cumhurbaşkanı Félix Tshisekedi’nin görev süresini uzatmaya yönelik bir hazırlık olarak değerlendirerek sert şekilde reddetti.

Tshisekedi (62), ilk görev dönemini Ocak 2019–2023 arasında yürütmüş, 2024–2029 dönemi için yeniden seçilmişti. 2006 Anayasası, cumhurbaşkanlığı görevini her biri 5 yıl olmak üzere en fazla iki dönemle sınırlıyor. Bu nedenle, üçüncü kez aday olabilmesi ancak parlamentoda çoğunluk ve ardından halk referandumuyla onaylanacak bir anayasa değişikliğiyle mümkün olabiliyor.

Kongo Senatosu, geçtiğimiz günlerde Ulusal Meclis tarafından da onaylanan ve ülkede referandumların düzenlenmesine yönelik ilk yasal çerçeveyi oluşturan tasarıyı kabul etti. Şarku’l Avsat’ın Fransız Radyosu RFI’den aktardığına göre bu adım, anayasa revizyonu sürecinin ve olası değişikliklerin halk oylamasına sunulmasının önünü açıyor.

Afrika uzmanı Muhammed Turşin’e göre bu düzenleme, siyasi sistemin etkinliğine dair mevcut sorunların çözümü iddiasıyla, Cumhurbaşkanı Tshisekedi’ye yakın elitler tarafından desteklenen girişimin devamı.

Muhalefet ise referandum sürecinin asıl amacının, cumhurbaşkanlığı görev süresi sınırlarını kaldırmak, sınırsız yeniden seçilme imkânı yaratmak ya da görev sürelerini üç dönemle genişletmek olduğunu savunuyor. Bu durumun, Tshisekedi’nin iktidarda kalmasının önünü açacağı ve bunun kesinlikle kabul edilemez olduğu ifade ediliyor.

Hem Senato hem de Ulusal Meclis’te yapılan oylamalar, muhalefet milletvekillerinin haftalar önce protesto amacıyla meclisten çekilmesi nedeniyle muhalefet katılımı olmadan gerçekleşti.

Yasa kabulünden günler önce, başkent Kinşasa’daki parlamento çevresinde düzenlenen protestolarda, muhalefetin önde gelen isimleri anayasa değişikliği girişimini protesto etmiş, güvenlik güçleri göstericileri göz yaşartıcı gazla dağıtmıştı. Gösteriler sırasında muhalefet liderlerinden Martin Fayulu’nun destekçileri tarafından başından yaralı olduğu halde uzaklaştırıldığı bildirildi.

Associated Press’in (AP) haberine göre Kongo Demokratik Cumhuriyeti muhalefeti, mevcut düzenlemenin Cumhurbaşkanı Tshisekedi’ye üçüncü bir dönemin yolunu açabileceği gerekçesiyle yasayı “iktidarın gaspı” olarak nitelendireriyor.

Hükümetin girişimleri, ülkede Ebola salgını ve Ruanda destekli 23 Mart Hareketi isyancılarıyla süregelen çatışmalar gibi ciddi krizlerin yaşandığı bir dönemde meydana geliyor.

Tshisekedi geçtiğimiz ay, ülkede barış sağlanmadan ve çatışma çözülmeden seçimlerin sağlıklı şekilde yapılamayacağını ifade etmişti.

Uzmanlara göre yeni yasa, hükümet ile muhalefet arasında sert siyasi gerilimleri daha da artırabilir. Bu durumun, ülkedeki güvenlik krizleriyle birleşerek siyasi çıkmazı derinleştirmesi ve geniş toplumsal tepkilere yol açması bekleniyor.

Ayrıca, geçmişte Mobutu Sese Seko ve Laurent-Désiré Kabila dönemlerinde yaşanan benzer iktidar krizlerine atıf yapılarak, bu sürecin ülkeyi yeniden uzun süreli siyasi istikrarsızlığa sürükleyebileceği de değerlendiriliyor.