Pakistan-İran sınırına ilişkin sorular ve dersler

Tahran’ın füze saldırılarıyla ortaya koyduğu yeni model, yurt içindeki ve dışındaki sorunları çözmeyecek.

Tahran’da 10 Aralık’ta düzenlenen kutlamada, hizmete giren Kerrar insansız hava araçları sergilendi. (EPA)
Tahran’da 10 Aralık’ta düzenlenen kutlamada, hizmete giren Kerrar insansız hava araçları sergilendi. (EPA)
TT

Pakistan-İran sınırına ilişkin sorular ve dersler

Tahran’da 10 Aralık’ta düzenlenen kutlamada, hizmete giren Kerrar insansız hava araçları sergilendi. (EPA)
Tahran’da 10 Aralık’ta düzenlenen kutlamada, hizmete giren Kerrar insansız hava araçları sergilendi. (EPA)

Halid Hamade

İran geçtiğimiz hafta, Suriye’de İdlib yakınlarındaki İslami örgütlerin eğitim kamplarına, Irak’ın Erbil eyaletinde Mossad tarafından kullanıldığını iddia ettiği bir mevzie ve Pakistan’da da Ceyşü’l-Adl (Adalet Ordusu) örgütüne ait eğitim üslerine benzeri görülmemiş bir füze bombardımanı başlattı.

Tahran’a göre Irak’taki yoğun saldırıların hedefi, Süleymani suikastının yıl dönümünde Kirman’a saldırı düzenleyen DEAŞ örgütünden intikam almaktı. Erbil’deki saldırıların hedefi ise Suriye’de İran Devrim Muhafızları liderlerinden Rıza Musevi’ye ve Lübnan’da Hamas hareketi lideri Salih el-Aruri’ye düzenlenen suikastlara karşılık vermekti.

İran’ın Pakistan’a ve Erbil’e yönelik beklenmedik ve benzersiz saldırıları, Tahran için alışıldık bağlamların dışında görünüyor ve akıllara birçok soru getiriyor.

Bu saldırıları nasıl okuyabiliriz? Basit bir şekilde İranlı hedeflere düzenlenen saldırılarla ilişkilendirilebilir mi?

İran ile Pakistan sınırları arasında yer alan ve hakkında pek bir şey bilinmeyen bölgelerin sakinleri olan ‘Beluç ayrılıkçıların’ karmaşıklığıyla alakalı derin hususiyetlerle birlikte, iki ülke arasındaki son karşılıklı saldırılar dünyanın ücra bir sınır bölgesinde onlarca yıldır devam eden saldırılarda gözle görülür bir artışa işaret ediyordu. Gerçekleşen son saldırı, Aralık 2023’te Ceyşül-Adl’in İran’daki bir polis karakoluna yönelik saldırısıydı. Bundan bir yıl önce de Saravan’da silahlı kişiler, İran Devrim Muhafızları’na mensup dört kişiyi öldürmüş, sonra da Pakistan’a geri kaçmıştı. O dönemde İran Silahlı Kuvvetleri, buna karşılık Pakistan’a herhangi bir saldırıda bulunmamıştı. Peki, şimdi ne değişti?

Bir tutumun değerlendirmesi

ABC News ve diğer kanalların yayınladığı haberlere göre İran muhalifi Cundullah örgütü (Ceyşü’l-Adl’in çekirdeği), 2007 yılından bu yana Amerika’dan yardım alıyor. Dolayısıyla Tahran’ın Pakistan topraklarındaki Ceyşü’l-Adl’e yönelik saldırı kararında Washington’a karşı gerekçeleri var. Bu durumda, Pakistan’ın Ceyşü’l-Adl’in Belucistan bölgesinde faaliyet yürütmesine neden izin verdiğine dair soru işaretleri doğuyor. Bu, ABD için yerine getirilen daha önceki hizmetlerin bir devamı mıydı?

Pakistan, öngörülür ve hızlı bir tepki göstererek, iki ülkenin doğrudan bir çatışmayı tırmandırma arzusu veya imkânı olup olmadığına bakmaksızın, İran’ı üs olarak kullanan Beluç milliyetçilere bir hava saldırısı düzenledi.

Böyleyse eğer Pakistan bunun için iki ülke arasındaki yıllık iki milyar doları aşan ticari ilişkileri tehdit edebilecek bir bedel ödeyebilir. Bir o kadar önemli diğer soru şu: İran neden Beluç milliyetçilerin, İran Belucistan’ı dışında faaliyet göstermek ve Pakistan’a karşı operasyonlar düzenlemek üzere güvenli bir sığınak olarak İran topraklarını kullanmalarına izin verdi?

Dikkate alınması gereken tüm bu faktörlerin yanı sıra, Pakistan askerî kurumunun göz ardı edilemeyecek hususları da var. Bu kurum daima, sınırlarının karmaşıklığının bilincinde olan, ancak Pakistan toprakları herhangi bir saldırıya maruz kaldığında da seyirci kalamayan, saha tecrübesine sahip generaller tarafından yönetiliyor.

zscefvgr
Pakistan Başbakanı Enver el-Hak Kakar, Ulusal Güvenlik Konseyi üyelerini ve ordu komutanlarını 19 Ocak’ta İslamabad’da topladı. (AFP)

Pakistan öngörülür ve hızlı bir tepki göstererek, iki ülkenin doğrudan bir çatışmayı şiddetlendirme arzusu veya imkânı olup olmadığına bakmaksızın 18 Ocak gününün erken saatlerinde, İran’ı üs olarak kullanan Beluç milliyetçilere bir hava saldırısı düzenledi. Kararı Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’na katılan geçici Pakistan Başbakanı Enver el-Hak Kakar’ın mı yoksa ona vekaleten ordunun mu aldığı ise belli değil.

Sonuç olarak İslam Devrimi Muhafızları’nın doğuda Pakistan’a karşı ve ondan önceki gün de Irak Kürdistan’ında düzenlediği pervasız saldırıları nasıl açıklayabiliriz? Amerikan güçlerinin İsrail ile Hamas arasındaki çatışmanın yayılmasını önlemek adına Körfez’de ve Umman Denizi’ndeki olası tehditlere karşı koymak üzere konuşlandığı bir durumda, İran’ı bir füze saldırısı başlatarak risk almaya iten şey ne olabilir? İran Devrim Muhafızları sadece birkaç gün önce, 3 Ocak’ta Kirman’da Kasım Süleymani’nin vefatının yıl dönümü için düzenlenen ve Süleymani’nin oğullarıyla üst düzey yetkililerin de katılması beklenen tören sırasında meydana gelen patlamada 90’dan fazla kişinin öldürülmesinin intikamını alma sözü vermemiş miydi? Patlamanın sorumluluğunu Kürtler, Beluçlar, İsrail veya ABD ile bağlantılı herhangi bir örgüt değil de Horasan eyaletindeki DEAŞ örgütüne bağlı Tacik üyeler üstlendiği halde neden İran’ın Belucistan ve Kürdistan sınırındaki  bölgelerinin bombalanmasına öncelik verildi?

İran saldırısının sonuçları ve dersleri

Bu saldırı, İran’a sadece dış tehditlere karşı değil, iç sahadaki tehditlere karşı da gücünü gösterme imkânı verdi. Aynı şekilde Pakistan da Belucistan Kurtuluş Ordusu’nun ve Belucistan Kurtuluş Cephesi’nin İran’daki kalelerine yönelik saldırılar düzenlemiş oldu. Bununla beraber İslamabad’ın İran ordusundan uzak duran hedefleri seçmesi, İran’ın Pakistan ordusundan uzak duran Ceyşü’l-Adl’e yönelik saldırılarına karşı orantılı ve ölçülü bir tepkiydi. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığı analize göre bu, gerilimi tırmandırma arzusu taşınmadığına delalet etmekle birlikte birçok yönde caydırıcı bir mesaj da içeriyor.

Tahran, yanıt vermemeye devam etmenin bölgesel bağlamda oldukça maliyetli olacağını anladı.

İran’ın bu saldırıları, İslam Cumhuriyeti’nin, yıllar boyunca kaydettiği başarısızlık veya gerek İsrail’in Suriye’deki Devrim Muhafızları karargâhlarına yönelik sürekli bombardımanı gerekse ‘İran nükleer projesinin babası’ olarak anılan Muhsin Fahrizade gibi nükleer projesini yürüten bazı bilim adamlarına ya da liderlerine yönelik suikastlar üzerinden çıkarlarına ve nüfuz bölgelerine düzenlenen çeşitli saldırılara yanıt verememesi nedeniyle caydırıcılık yeteneğinin aşınmasına ilişkin endişesini yansıtıyor. 7 Ekim’deki Aksa Tufanı operasyonunun ardından bölgesel sahnenin İran üzerinde oluşturduğu ve İran’ın bu sebeple kendisini Gazze’de olup bitenlerden aklamaya çalıştığı baskı da İran’ı Pakistan’daki Ceyşü’l-Adl’e ait olduğu iddia edilen hedeflere saldırmak suretiyle alışıldığının dışında bir eylemde bulunmaya sevk etmek için yeterli olabilir.

İran’ın Pakistan’a yönelik saldırılarının arkasında yatan mesajları anlayabilmek, yani Tahran’ın hatalı davranışlarını, Ceyşü’l-Adl’den alınan ve Pakistan’ı kışkırtmayı hedefleyen bir intikam olarak görmemek çok önemli. Bu saldırılar, İran’ın sınırların ötesindeki herhangi bir saldırıya karşı koyma konusunda sahip olduğu füze becerisini gösterme çabası olarak değerlendirilmelidir. Diğer yandan İran’ın bölgesel güvenliğin istikrar sütunlarından birini oluşturma kabiliyeti konusunda ABD’ye, İsrail’e ve Arap dünyasına gönderilen bir mesaj da söz konusu.

scfedr
Lahor şehrindeki Pakistanlı göstericiler 19 Ocak’ta İran’ın Belucistan eyaletine yönelik bombardımanı kınadı. (EPA)

Tahran, artan saldırılara karşılık vermemeye devam etmenin, bölgesel bağlamda oldukça pahalıya mal olacağının farkına vardı. Diğer yandan Pakistan’ın buna verebileceği en üst tepki de karşılanabilir olacak. Dolayısıyla bu cevap, Tahran’a ABD’nin misillemelerinden kaçınmakla birlikte gücünü gösterme fırsatı da verecektir.

Tahran, Gazze savaşına kendisine daha fazla manevra kabiliyeti kazandıracak şekilde yatırım yapmaya çalışıyor. Bu doğrultuda Hizbullah’ı, kuzey sınırında İsrail’le çatışmaya sevk ederken, Husileri de Kızıldeniz’deki ulaşım hatlarına saldırmaya ve Amerikan güçleriyle doğrudan çatışmaya sevk etti. Bu arka planda, bir yandan uranyum zenginleştirme oranını endişe verici seviyelere çıkarıyor, diğer yandan da balistik silahlar alanındaki hedeflerini hızlandırıyor. Ancak tüm bu provokasyonlara rağmen ne ABD ne de İsrail, İran topraklarında nitelikli bir operasyon yoluyla doğrudan bir yanıt verdi.

Peki, Tahran Suriye’ye, Irak’a ve Pakistan’a yönelik son füze saldırılarıyla, bu bölgesel kargaşadan daha fazla yararlanmak üzere yeni çatışmalar çıkarmak ve sınırlarında çatışmalara hazır olduğunu duyurmak, aynı zamanda İranlı Kürtlere ve Beluçlara da rejimin sınır ötesi etnik çatışmalar da dahil olmak üzere her türlü çatışmaya hazır olduğu yönünde bir uyarı mesajı mı vermek istedi?

Tahran’ın bölgede yaşadığı güvenlik ve siyaset sorunlarıyla başa çıkmak üzere araçlarını kullanma konusunda çeşitlilikten yoksun oluşu, füzelerin her yönde tekrar fırlatılmasına sebep olacak.

Füze saldırılarıyla ortaya konan yeni model, hiç şüphesiz İran’ın yurt içinde ve dışında yaşadığı güvenlik ve siyaset sorunlarına bir çözüm getirmeyecek. Nitekim bu saldırıların ardından İranlı güvenlik güçleri Pakistan sınırında öldürüldü. Sınırın her iki tarafındaki dağınık terör örgütleri de yeni çatışmalar çıkarmaya her zaman müsait.  

Karşılıklı saldırılar yeniden tırmanır mı? Bu gerilim odağı, İran’ın vekillerinin Yemen’de, Gazze’de, Suriye’de ve Lübnan’da dahil olduğu süregelen çatışmalara nasıl ayak uyduracak?

Hiç kuşkusuz uluslararası toplumun bu gerilimler karşısındaki seçenekleri kısıtlı. Hele de ABD’nin Pakistan’a ve Pakistan ordusuna karşı mesafeyi koruma kararından dolayı ABD’nin İslamabad üzerindeki nüfuzu azalmışken. Ayrıca Washington, daha önce saldırıların Pakistan-Afganistan sınırları üzerinden yayılması konusunda da ciddi bir endişe göstermemişti.

Tahran’ın bölgede yaşadığı güvenlik ve siyaset sorunlarıyla başa çıkmak üzere araçlarını kullanma konusunda çeşitlilikten yoksun oluşu, füzelerin her yönde tekrar fırlatılmasına yol açacak. Bu da İran ile Pakistan ve Irak arasında siyasi gerilime yol açmakla kalmayacak, aynı zamanda İran’ın faaliyetleri ile vekillerinin faaliyetleri arasındaki benzerliğe dair bir başka gösterge sunacak.

Ayrıca Pakistan’ın Tahran’ın beklemediği şekilde hızlı bir tepki vermesi ve herkesin aşmaktan kaçındığı sınırları aşması da Tahran’ın bölgede askerî yeteneklerini sürekli sergileme çabasının tarihî komşusuyla daha derin bir çatışmaya ve bölgede herkesin izleyeceği bir örneğe dönüşmesinden korkarak, dikkatle değerlendireceği bir model oluşturacaktır.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Washington ile Tahran arasındaki diyaloğu ilerletmek için bölgesel girişimler

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta. (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta. (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Washington ile Tahran arasındaki diyaloğu ilerletmek için bölgesel girişimler

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta. (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, son Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında New York’ta. (İran Dışişleri Bakanlığı)

Tahran, dün Washington ile müzakerelere hazır olduğunu açıkladı. Bu açıklama, iki ülke arasındaki diyaloğun ilerletilmesi amacıyla yürütülen bölgesel girişimlerle eş zamanlı geldi. İran hükümeti sözcüsü Fatıma Muhacerani, “Mantık, diyalog yolunu seçmemizi gerektiriyor; ancak hiçbir koşulda haklarımızdan taviz vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Katar Dışişleri Bakanlığı sözcüsü ise Washington ile Tahran arasındaki müzakerelerde ilerleme sağlanması amacıyla temas ve ziyaretlerin sürdüğünü belirtti. Sözcü, istikrarı hedeflediği sürece Mekke İttifakı da dahil olmak üzere bölge ülkelerinin ortaya koyduğu her türlü girişimi Katar’ın desteklediğini belirtti.

Öte yandan İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkenin füze sanayisiyle yakın bağlantıları ile tanınan Mehrdad Ahlaki Kitabçı’yı savunma bakanlığı görevine aday gösterdi. Diğer yandan İran Parlamentosu, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi hakkında, dini liderin onayı olmaksızın ABD tarafıyla temas kurduğu iddiasıyla soruşturma talebinde bulundu.


 Uydu görüntüleri, İsrail’in hedef aldığı İran nükleer tesisindeki faaliyetlerin yeniden başladığını ortaya koydu

İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınlarında bulunan “Cebel el-Fes” bölgesindeki tünel girişleri, 30 Haziran’da. (Reuters – Vantor)
İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınlarında bulunan “Cebel el-Fes” bölgesindeki tünel girişleri, 30 Haziran’da. (Reuters – Vantor)
TT

 Uydu görüntüleri, İsrail’in hedef aldığı İran nükleer tesisindeki faaliyetlerin yeniden başladığını ortaya koydu

İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınlarında bulunan “Cebel el-Fes” bölgesindeki tünel girişleri, 30 Haziran’da. (Reuters – Vantor)
İran’daki Natanz nükleer tesisinin yakınlarında bulunan “Cebel el-Fes” bölgesindeki tünel girişleri, 30 Haziran’da. (Reuters – Vantor)

“Vantor Technologies” şirketinin geçen eylül ve bu ekim ayında çektiği yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri, Tahran’ın kuzeydoğusunda bulunan ve İsrail’in “Yükselen Aslan” operasyonu sırasında ortaya çıkarıp hedef aldığı nükleer silah geliştirme tesisi “Min Zedayî”de faaliyetlerin belirgin şekilde yeniden başladığını gösterdi.

Şarku’l Avsat’ın İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth’tan aktardığı habere göre saldırının, yer altı tesislerinin yanı sıra çok sayıda binanın da imha edilmesine yol açtığı bildirildi.

İsrail gazetesine göre söz konusu bilgiler, Uluslararası Bilim ve Güvenlik Enstitüsü’nün yayımladığı bir raporda yer aldı.

Son uydu görüntüleri, bölgede kapsamlı temizlik çalışmasının tamamlanmasının ardından tesis çevresinde araç hareketliliğinin yeniden düzenli hale geldiğini gösterdi. Çalışmalar kapsamında enkaz ve molozlar kaldırılırken, tepenin yamacında meydana gelen hasarlar da onarıldı.

Mart 2026’da saldırıya uğrayan bölgelerden birinde ise toprağın tesviye edilmesi ve taşınmasına yönelik çalışmaların sürdüğü görülüyor.


Sorumluluklarından kaçan Netanyahu, 7 Ekim’in lanetleriyle boğuşuyor

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuşmasının ardından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndan ayrılırken (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuşmasının ardından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndan ayrılırken (AFP)
TT

Sorumluluklarından kaçan Netanyahu, 7 Ekim’in lanetleriyle boğuşuyor

 İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuşmasının ardından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndan ayrılırken (AFP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuşmasının ardından Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’ndan ayrılırken (AFP)

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Ekim tarihini takvimden silebilme imkânına sahip olsaydı, bunu bir an bile gecikmeden yapardı. Zira bu tarih, hayatını ve çevresindeki pek çok kavramı altüst eden bir lanet oldu. Yıllar geçtikçe tekrarlanan bu tarih, ortadan kaldırılması için ilahi bir mucizeye ihtiyaç duyduğu bir dizi lanetin üst üste binmesine dönüştü.

Üç yıl önce o gün, gökyüzü başına yıkıldı. Saat 06.40’ta uykusundan uyandırıldığında, yani Hamas’ın güneydeki İsrail yerleşimleri ve askeri mevzilerine yönelik saldırısının başlamasından 11 dakika sonra, kendisine olayın haber verilmesiyle ne olduğunu anlamlandıramadı. İlk ayrıntılar aktarıldığında, Gazze’ye götürülen çok sayıda ölü, yaralı ve esir bulunduğu bilgisi karşısında psikolojik bir şok yaşadı. Maariv gazetesi yazarı Ben Caspit’in yayımladığı tanıklıklarda, o saatlerde Netanyahu’yu yakından gören kişilerin, “Netanyahu’nun alt çenesi düşmüş gibiydi, yüzü solgundu, çok az konuşuyordu ve davranışlarına bir miktar saplantı ve hezeyan hâkimdi” ifadelerine yer verildi. Netanyahu, Hamas liderlerini kastederek, “Bunu neden yaptılar?” diye soruyordu.

Saldırıdan dört gün sonra Netanyahu ile görüşen Gadi Eisenkot da onu hayal kırıklığına uğramış ve şaşkın bir halde gördüğünü söyledi.

Kendini ‘Gazze’yi silmeye’ adadı

Pratikte Netanyahu, saldırının püskürtülmesi ve buna misilleme yapılması konusundaki devlet yönetimini orduya ve diğer güvenlik birimlerine bıraktı. Kamuoyunun karşısına çıktığında yaptığı açıklamalar ise bu komutanlardan duyduklarını adeta papağan gibi tekrarlamaktan ibaretti. Dönemin Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, o gün sabah saat 06.30’da evden çıkmak üzereyken eşinin kendisine “Nereye gidiyorsun?” diye sorduğunu, kendisinin de “Gazze’yi baştan sona silmeye” yanıtını verdiğini anlattı. Bu ifade zamanla bir eylem planına, ardından da ordu ve İsrail devletinin tamamı için yeni bir askeri doktrine dönüştü. Netanyahu ise bunu siyasi bir dile çevirmeye başladı.

fgthy
Hükümetin başarısızlığı konusunda bağımsız soruşturma talep eden kurban ailelerinin bir araya geldiği Ekim Konseyi’nin bir üyesi, Knesset önünde Netanyahu’nun kolaj halindeki bir fotoğrafını kaldırıyor. (Reuters)

Ancak İsrail televizyonu Kanal 12’de yayımlanan Uvda programında gazeteci Ilana Dayan’ın hazırladığı araştırmaya göre ilk tepkiler paniğe işaret ediyordu. Araştırma, Netanyahu’nun o aşamadaki en önemli kaygısının 7 Ekim’deki başarısızlıktan sorumlu tutulmaktan kaçınmak olduğunu ortaya koydu. Dayan, Netanyahu’nun yardımcısı Eliezer Feldstein’in ifadelerine yer verdi. Feldstein, saldırının ilk günlerinde Netanyahu’nun durumunu ‘paniğe kapılmış’ ve ‘son derece hayal kırıklığına uğramış’ olarak nitelendirdi. Netanyahu, olayın kapsamlı stratejik boyutuna odaklanmak ve buna uygun talimatlar vermek yerine medya ekibine ‘ilk ve doğrudan görev’ olarak, medya fırtınasını derhal kontrol altına alacak ve siyasi sorumluluktan kaçınmasını sağlayacak bir plan hazırlama talimatı verdi. Netanyahu’nun öfkeyle, haberlerde hâlâ başarısızlıktaki kişisel sorumluluğundan söz edilip edilmediğini sorduğu aktarıldı.

Uyanış anı

Netanyahu’nun kişiliğini yakından takip eden birçok kişi, onu kişisel hayal kırıklığından çıkaran şeyin ekibinde ve kendisine yakın bakanlarda gördüğü hayal kırıklığı olduğunu belirtiyor. Bunun ardından Netanyahu adeta saldırgan bir aslana dönüştü. Kamuoyunun kendisini ve ekibini içine düştükleri zayıflık haliyle görmesinden ve bunun sonucunda görevden alınmasını talep etmesinden korktu. Bunun üzerine ekibine, “Bu psikolojiden çıkın. Hakkımızda (yani benim hakkımda) ne yazdıklarını okuyun ve onlara cevap verin. Burada korkunç şeyler yazılıyor; bunun yerine orduyu ve istihbaratı suçlayın” diye seslenmeye başladı.

Böylece hükümetin siyasi söylemi, askeri liderleri görevlerini yerine getirmemekle ve nöbette uyumakla suçlama çizgisine oturdu. Buna göre askeri liderler, Hamas’ın saldırıya geçmesinden önce istihbarat toplama ve örgütün saldırısını engelleme görevlerini yerine getirmemişti. Güvenlik kurumları ise kendilerini savunmaya çalıştı. Sorumluluğun bir bölümünü kabul ederek kurum içi soruşturmalar yürüttü, bazı yetkilileri cezalandırdı ve bu kurumların tüm başkanları istifa etti. Bunlar arasında orduda Herzi Halevi, Şin-Bet Başkanı Ronen Bar, Mossad Başkanı David Barnea ve çok sayıda general bulunuyordu.

İsrail kamuoyunda, ordunun ve diğer güvenlik kurumlarının başarısızlıktan gerçekten sorumlu olduğu yönünde bir kanaat bulunuyor. Ancak kamuoyu aynı zamanda Netanyahu’nun da sorumluluk üstlenmesini istiyor. Netanyahu ise bunu reddediyor. Bununla da kalmayarak, yaşananları soruşturmak üzere bir yargıç başkanlığında resmi bir soruşturma komisyonu kurulmasına dahi karşı çıkıyor. Netanyahu, eşi Sara’nın çeşitli medya görüşmelerinde ifade ettiği üzere, kendisini ‘Tanrı’nın doğru zamanda İsrail halkına bahşettiği ilham veren lider’ olarak görmeye devam ediyor.

Derin uyku

Bugün Netanyahu, 27 Ekim 2026’da yapılması planlanan genel seçimleri siyasi ve medya çevrelerinin ifade ettiği gibi İsrail halkı açısından değil, kendisi açısından kader niteliğinde görüyor. 7 Ekim ise bu meselenin merkezinde yer alıyor. Tarihi geride bırakmak için gösterdiği tüm çabalara rağmen siyaset, medya, akademi ve devletin derin yapısı içindeki çok sayıdaki rakibi, kamuoyuna bu tarihi hatırlatmakta ısrar ediyor.

Rakiplerinin yönelttiği suçlamalarla artık doğrudan yüzleşmeye başlayan Netanyahu, “Beni yarım saat önce uyandırsalardı sonuç farklı olurdu” diyor. Ben Caspit ise 8 Eylül 2026’da bu konuda şöyle yazdı: “Bugün, ‘Beni uyandırsalardı her şey tamamen farklı olurdu’ demeye cesaret ediyor. Ancak gerçekte şunu söylemek mümkün: O gece gerçekten uyandırılmış olsaydı hiçbir şey değişmezdi. Hiçbir şey.”

qwderft
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve eşi Sara, Kudüs’te 7 Ekim saldırısının kurbanlarını anma töreninde (AP)

Bu sonuca ulaşmak zor değil. Ne yazık ki o gece kimse Netanyahu’yu uyandırıp Hamas’ın güneye yönelik benzeri görülmemiş bir saldırı başlatmaya hazırlandığını ve 6 bin militanın engelleri aşarak yerleşimleri ve askeri üsleri ele geçireceğini söyleyemezdi. Çünkü bunu onlar da bilmiyordu. Bu, eşi benzeri görülmemiş bir istihbarat ve operasyon başarısızlığıydı. Bundan sorumlu olan tüm yetkililer sorumluluğu üstlendi ve istifa etti.

Aslında söz konusu kişiler onu haftalar ve aylar boyunca uyarmaya çalışmıştı. Kim uyarmadı ki? Genelkurmay Başkanı onu uyarmaya çalıştı, ancak Netanyahu bunu dinlemek istemedi. AMAN’ın başkanı kendisine üç mesaj gönderdi, fakat Netanyahu bunları okumak istemedi. Liron Megid’in ifadesiyle, “Burada bir abartı var” diyordu. Avigdor Lieberman onu uyardı, Yair Lapid uyardı. Savunma Bakanı Yoav Gallant onu uyandırmaya çalıştı. Gadi Eisenkot ise Netanyahu’ya bir mektup göndererek durumun Yom Kippur Savaşı’nın arifesindekinden daha tehlikeli olduğunu söyledi. Hiçbir girişim sonuç vermedi. Şimdi ise Netanyahu, o sabah kendisini uyandırmadıklarından şikâyet ediyor. Oysa çalıştırılmamış hiçbir alarm zili yoktu. Uyanmak istemeyen ise kendisiydi.

Kader belirleyici seçimlerde bir engel

Netanyahu, seçmenleri kendi bakış açısına ikna edeceğine ve seçimleri kazanacağına inanıyor. Kendisine ve ekibine, “Seçimleri kazanmalıyım. Kazanmamamın hiçbir faydası yok. Buna izin verilemez. Bu çok tehlikeli” diyor. Bununla kastettiği, seçimi kaybetmesi halinde ilk olarak resmi bir soruşturma komisyonu kurulacak olması. Netanyahu, tarafsız bir soruşturmanın başarısızlıktaki rolünü tüm boyutlarıyla ortaya çıkaracağını kendisinden ve soruşturmacılardan daha iyi biliyor. Çünkü güvenlik kurumlarını Hamas’a milyonlarca doları çantalar içinde aktarmayı kabul etmeye zorlayan kişi oydu. Ayrıca “Hamas bir hazine. Onun sayesinde ve güçlü kalmasını sağlayarak bir Filistin devletinin kurulmasını engelliyoruz” diyen de Netanyahu’ydu. Hatta bu görüşü hükümetindeki en aşırı isimlerden biri olan Bakan Bezalel Smotrich’e bile kabul ettirdi.

fgt
Ramallah yakınlarındaki er-Rants kasabasında, Filistinlilere ait bir zeytinlikte duran Filistinli bir çiftçinin arkasında, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun seçim afişleri görülüyor. (AFP)

Netanyahu iktidardan düşerse, halihazırda devam eden yolsuzluk davasının yanı sıra yolda olan denizaltılarla ilgili başka bir yolsuzluk davasıyla karşı karşıya kalacak. Buna, 7 Ekim’deki başarısızlıklardaki rolü nedeniyle üçüncü bir davanın eklenmesi de mümkün. Bu durumda akıbeti hapis olabilir. Bu nedenle Netanyahu, seçimlerin ertelenmesine yol açacak bir savaş başlatmak anlamına gelse bile, bu tehlikeyi önlemek için elinden gelen her şeyi yapacak.