İran basını İsrail suikastlarında Rusya’nın rolünü sorguluyor

İran gazeteleri Suriye'de Devrim Muhafızları liderlerine düzenlenen suikastı nasıl ele aldılar?

Kadınlar, 28 Aralık 2023'te Tahran'da düzenlenen cenaze töreninde Seyyid Rıza Musavi’nin portresinin yanında duruyor. (EPA)
Kadınlar, 28 Aralık 2023'te Tahran'da düzenlenen cenaze töreninde Seyyid Rıza Musavi’nin portresinin yanında duruyor. (EPA)
TT

İran basını İsrail suikastlarında Rusya’nın rolünü sorguluyor

Kadınlar, 28 Aralık 2023'te Tahran'da düzenlenen cenaze töreninde Seyyid Rıza Musavi’nin portresinin yanında duruyor. (EPA)
Kadınlar, 28 Aralık 2023'te Tahran'da düzenlenen cenaze töreninde Seyyid Rıza Musavi’nin portresinin yanında duruyor. (EPA)

Hanan Azizi

İsrail’in Suriye’de İran Devrim Muhafızları Ordusu komutanlarına yönelik düzenlediği suikastlar İran basınının da dikkatini çekti. Mustafa Arani ise Heft Sabah gazetesinin 21 Ocak tarihli sayısında Mezze mahallesindeki terör saldırısına ilişkin 10 gerçek" başlıklı makalesinde şunları söyledi:

Şam'daki Mezze bölgesi sakin bir bölge olarak kabul ediliyor ve Başkanlık Sarayı’nın yakınında yer alıyor, birçok yabancı elçiliğin bulunduğu ve sıkı güvenlik önlemlerine tabi.

Mezze 20 Ocak’ta gâsıp çetenin (İsrail’in) terör saldırısına tanık oldu ve aralarında Kudüs Gücü İstihbarat Birimi’nin sorumlusu olan Sadık takma adındaki Yusuf Ümidzade'nin de bulunduğu Devrim Muhafızları üst kademesinden beş kişi öldürüldü.

Devrim Muhafızları’nın yaptığı açıklamada, bu süreçte Huccetullah Ümitvar, Ali Ağazade, Hüseyin Muhammedi ve Said Kerimi’nin öldürüldüğünü duyurdu. Resmi olmayan kaynaklar, operasyonda 8 kişinin hayatını kaybettiğini, 10 kişinin de yaralandığını belirtirken, resmî açıklamalarda 4 kişinin öldüğü, yalnızca 1 kişinin de yaralandığı belirtildi.

Muhammedi Camisi yakınında saat 11:00 sıralarında operasyon düzenlendi ve İsrail roketlerinin 4 katlı bir binayı hedef alması sonucu bina tamamen yıkıldı. Saldırı, eski hava savunma ve erken uyarı sistemlerine yakalanmayan Sabis 1000 akıllı füzeler ile gerçekleştirildi.

Eğer bu bilgiler doğruysa bu operasyon, yaklaşık 25 gün önce Seyyide Zeyneb bölgesinde Direniş Cephesi’ne bağlı İsnad biriminin başında bulunan Seyyid Razi Musavi’nin suikastına yol açan saldırının benzeridir.

“İran'ın tepkisi en önemli konudur, özellikle de bu, İsrail'in şehirdeki İranlı askeri liderleri hedef alan ikinci operasyonu olduğundan İran!ın tepkisi en önemli konudur”  Heft Sabah Gazetesi.

Hedef binanın askeri ve güvenlik toplantılarının yapıldığı geçici bir yer olarak kullanıldığı, ikamet yeri olmadığı söyleniyor. Seyyide Zeyneb bölgesindeki üst düzey İranlı yetkililerin ikametgahı. Hedef alınanların saldırıdan 2 saat önce toplantı yapmak amacıyla binaya girdikleri, saldırıdan 48 saat önce de Suriye'ye girdikleri söyleniyor.

Kudüs Gücü'ndeki istihbarat birimi başkanının kişisel ve pratik hayatı hakkında yeterli bilgiye sahip değiliz ancak Haziran 2023'te yayınlanan Discord platformunda yayınlanan Amerikan istihbarat ve askeri belgeleri, Amerikan istihbarat teşkilatının Suriye'deki ABD kuvvetlerine yönelik saldırılar beklediğini gösteriyor.

s dfd
Amerikan askerleri 24 Ocak'ta Suriye'nin doğusundaki Kamışlı kentinde konuşlanmış durumda. (AFP)

İsrail, 21 Mart 2023’te başlayan İran yılında Suriye'de Devrim Muhafızları'nın 6 üyesini öldürdüğünden, özellikle de bu şehirdeki İranlı askeri liderleri hedef alan ikinci İsrail operasyonu olmasından dolayı İran'ın tepkisi en önemli konudur. Gözlemcilerin çoğu İran'ın Erbil ve Pakistan'a yönelik saldırıların sonuçlarından sonra daha bilinçli misilleme adımları atacağına inanıyor ancak benim sosyal medya kullanıcı grubum bir an önce misilleme yapılmasının gerekliliğinden bahsediyor. Örneğin Batı Asya Meseleleri uzmanı Ali Rıza Tagviniya, Devrim Muhafızlarının İsrail'in hesaplarını boşa çıkarması gerektiğini ve Siyonist örgütün liderlerinin güvenli olduğunu düşündüğü yerlerde MOSSAD unsurlarını hedef alması gerektiğini söylüyor.

Devrim Muhafızlarının, MOSSAD unsuru kişiyi hedef alınacağı korkusu olmadan ve korkusuz bir yerde öldürmesi gerekir. Devrimci güçler, Rusya'nın gözetimindeki Suriye hava savunma sistemlerinin Mezze saldırısını neden engelleyemediğini merak ediyor. X platformundaki İslami hareketin aktivistlerinden Ali Kalheki soruyor: “Suriye hava savunmasının çoğunluğunu kim yönetiyor? Seyyid Razi'nin öldürülmesi sürecinde de S-400 sisteminin çalışmaması normal mi?”

“Eğer Suriye hükümetinin işgal altındaki topraklara saldırı yapmasına ve Siyonistleri hedef almasına izin verilmiyorsa İranlı danışmanların orada kalmasının ne önemi var?” Heft Sabah Gazetesi.

Bazıları Suriye rejimini eleştirdi. Örneğin muhafazakâr hareketin "Mekşufat" kanalı Telegram'da şunları yazdı: Eğer Suriye hükümeti işgal altındaki topraklara saldırılara ve Siyonistlerin hedef alınmasına izin vermiyorsa, İranlı danışmanların orada kalmasının ne anlamı var? İranlı askeri liderleri orada tutmamalı ve onları Siyonistlerin hareketli hedefleri haline getirmemeliyiz… Beşşar Esed, sadece Suriye'deki İran varlığının maliyetini taşımamız gerektiğini değil, aynı zamanda Beşşar Esed'in güçlerimizin güvenliğinin korunması için füze saldırıları yapmamız, mitingler düzenlememiz ve Suriye’den ayrılmamız için bütün kolaylıkları sağlaması gerektiğini bilmesi gerekir.

İsrail’in Erbil’e yapılan füze saldırılarından darbe aldığını ve bu nedenle Suriye’deki saldırılarla karşılık verdiğini düşünen sabit fikirli bir grup var. el-Muhallel adlı Telegram kanalı, Mezze operasyonuna değinerek, Mezze operasyonu ile Erbil operasyonunun taktiksel planlamasının, Mezze saldırısının Erbil saldırısına kılıf olduğuna dair benzer işaretler taşıdığını aktardı. İsrail saldırısının hedefi, İran’ın Beyrut Büyükelçiliği ve Birleşmiş Milletler Ofisi gibi yabancı büyükelçiliklerin güvenlik bölgesinde askeri güvenlik toplantılarının yapıldığı bir binaydı. Saldırılar arasındaki benzerliklerden bir diğeri ise, MOSSAD’ın merkezine yönelik saldırının, ABD’nin Erbil Konsolosluğu yakınındaki gizli bir bölgede gerçekleşmesidir. Mezze’deki saldırı istihbarat birimi lideri, yardımcısı ve yardımcısının ölümüne yol açtı ve bu durum ve Kuzey Irak'ın İsnad bölgesinde 3 kişi ile birlikte Mossad liderinin ölümüne yol açan Erbil saldırısındaki hedeflere çok benziyor. Saldırının Mezze’de, hedeflerin binaya girmesinden saatler sonra gerçekleşmesi, onların İsrail tarafından bilindiklerini gösteriyor.

sadcvreb
İsrail'in 20 Ocak'ta Şam'da düzenlediği hava saldırısında öldürülen Muhammed Emin es-Samadi'nin 22 Ocak'ta İran'ın başkentinde cenazesi sırasında. (AFP)

MOSSAD görevlileri binaya girdikten dakikalar sonra Erbil'de hedef alındı. İsrail'in Mezze’deki operasyonu, Erbil'deki MOSSAD askeri binasının on bir füze ve iki balistik füzeyle hedef alınmasına karşılık değilse, İsrail'in binayı sekiz füzeyle hedef alması mantıklı görünmüyor.

Reformist Gazeteci Ahmed Zeyd Âbadi, savaş hayaletinin yaklaştığını belirterek, Mezze’deki suikast operasyonunun savaşın Ortadoğu'da giderek daha fazla yayılmaya başladığını gösterdiğini söyleyerek “Ya bölgedeki tüm çatışmalara kapsamlı bir çözüm çerçevesinde çözüm bulunacak ya da savaş tüm Ortadoğu'ya yayılacak” dedi.

Hemşehri gazetesinin internet sitesinde 21 Ocak'ta "Umutsuzluğun sebeplerine dayalı suikastlar" başlıklı bir haber yayınlandı ve haberde "Tel Aviv neden Kudüs Gücü liderlerine suikast düzenledi?" sorusuyla birlikte “Devrim Muhafızlarından Suriye’deki dört danışmanın şehadeti Gazze'deki stratejik hedeflere ulaşmada ciddi başarısızlığın farkında olan Tel Aviv'in bir kez daha, suikastlar sırasında sahte başarılar yaratmaya başvurdu” denildi.

“Tel Aviv, "Aksa Tufanı" sonrasında "Direniş Ekseni" karşısında üst üste yaşadığı başarısızlıklar nedeniyle kaybettiği prestijini yeniden kazanmaya çalışıyor.” Hemşehri Gazetesi.

Haberde şu ifadelere yer verildi: "Gözlemciler, Siyonistlerin, Filistinli direniş liderleri ile direniş eksenini aynı anda hedef alarak ve Gazze savaşında daha fazla rol almaları için başta ABD olmak üzere yabancı güçleri zorlayarak savaşın kapsamını bölgenin her yerine genişletmeye çalıştığına inanıyor.  Son birkaç haftadır Siyonist örgüt bölgedeki başarısızlıklarından kaçmak için direniş aklını hedef alarak Salih el-Aruri, Rıza Musevi ve Visam Tavil’e suikastler düzenledi. Bu strateji şimdiye kadar Tel Aviv'e fayda sağlamadığı göz önüne alındığında, gözlemcilerin Tel Aviv, Aksa Tufanı saldırıları sonrasında Direniş Ekseni karşısında peş peşe başarısızlıkları nedeniyle kaybettiği prestijini yeniden kazanmak için çok uğraştığını, bunun üzerine Tel Aviv'deki bazı güvenlik görevlileri, direniş liderlerinin öldürülmesi hakkında kamuoyu önünde konuşmaya başladığını" belirttikleri ifade edildi.

Gazetenin haberinde “Hüccetullah Ümitvar, Amerikan-Siyonist kampının uzun süredir suikast listesinde yer aldığı dönem ve bölgedeki gelişmeler üzerindeki özel etkisi nedeniyle Devrim Muhafızları'nın Suriye'deki tanınmış danışmanlarından biriydi. Tel Aviv'i farklı bölgelerdeki direniş ekseninin liderlerini hedef alacağı” ifade edildi.

Amerikalılar "Hac es-Sadık"ı biliyor

Haberde, Amerikalıların, Suriye'deki Amerikan askeri ve güvenlik faaliyetlerini azaltma çabalarından dolayı Hac es-Sadık'ı iyi tanıdığına dikkat çekilerek "Amerikan medyasında çıkan haberler Ümitvar’ın Suriye'deki rolüne işaret ediyor. Washington Post 1 Haziran 2023 tarihli haberinde Ümitvar’ın Amerikan kuvvetlerine yönelik saldırıların planlayıcısı olduğunu, son birkaç yıldır Suriye hükümetinin Suriye’de terörle mücadeleye yardım için davet ettiği Suriye'deki İranlı askeri danışman sayısına karşı Tel Aviv'in saldırısına uğrayan Devrim Muhafızları'nın 4 üst düzey danışmanının Siyonist örgüt tarafından öldürüldüğü belirtildi.

İsrail suikastları listesinde, 2008’de Şam’ın Kefer Susa semtinde gerçekleşen İmad Muğniye suikastı başta yer alıyor. Listede Lübnan'dan Suriye'ye giden bir araca İsrail'in füze saldırısında öldürülen İran'ın Suriye'deki askeri danışmanı General Muhammed Ali Allah Dadi gibi Devrim Muhafızları komutanları da yer alıyor. Bu saldırı, 18 Ocak 2015'te Kuneytra’da 4 kişinin ölümüne yol açmıştı. Yine bu listede İsrail'in Humus eyaletindeki Tifur havaalanına düzenlediği baskında 7 İranlı askeri danışmanın öldürülmesi, İran ordusunun danışmanları Murtaza Said Nejat ve İhsan Kerbelai Bur'un 8 Mart 2022'de İsrail tarafından Şam kırsalına düzenlenen saldırıda öldürülmesi, 2 Aralık 2023'te Siyonist Örgüt nezdindeki danışma görevi sırasında Suriye'deki askeri danışmanların yanı sıra Mohammad Ali Atayi Şurce ve Benah Takizade’nin öldürülmesi,İran'ın Suriye'deki üst düzey askeri danışmanlarından Rıza Musavi ve arkadaşı Kasım Süleymani'nin 25 Aralık 2023'teki İsrail saldırısıyla öldürülmesi ve 20 Ocak 2024'te Şam'ın el-Muzha bölgesine düzenlenen İsrail baskını sırasında Hüccetullah Ümitvar’ın öldürülmesi yer almıştır.

“Suriye'de Ruslara güvenmeli miyiz? Bu sorunun cevabı kolay değil ancak tüm olasılıkların dikkate alınması gerekiyor.” Cumhuri İslami Gazetesi.

Cumhuri İslami gazetesinde yayınlanan "Rusya, Suriye'de İranlı liderlere yönelik suikasta karıştı mı?" başlıklı haberde, "Son günlerde Siyonist örgütün füze saldırılarında öldürülen İranlı liderler ve üst düzey danışmanlar sıradan insanlar değil, becerileri ve uzun tecrübeleri olan insan sermayesiydi ve İsrail tarafından hedef alınmışlardı. Kritik durumlarda, bu hayatları kurtarmak için ne yapmamız gerektiğini kendimize sormalıyız.

İlk soru Suriye hava savunma sistemini kontrol eden S-400 sistemi İsrail’in Şam’daki Zeynebiye ve Mezze bölgesine karşı saldırılarını neden önleyemedi? Ruslardan sadece kendilerini korumalarını mı beklememiz gerekiyor? Ruslar Siyonist örgüt ile iyi ilişkilerinden dolayı mı müdahale etmediler? Ruslar S-400 sistemini Suriye’de neden kurdular ve ne zaman kullanmak istiyorlar?

İkinci soru: Siyonistler için danışmanların yerleri, toplantılarının kesin zamanı ve Mezze ve Zeynebiye'deki varlıklarını ben mi verdim? MOSSAD’ın bu tür bilgileri elde etme konusunda çok büyük bir güce ve yeteneğe sahip olduğunu düşünürsek, bu MOSSAD’ın boyutunun abartılmasıdır. Bilgiyi Siyonistlere verenin İranlı unsurlar olmasının pek olası olmadığı, dolayısıyla düşmanın casuslarını İranlı olmayanlar yani Suriyeliler ve Ruslar arasında tartışılması gerektiği” ifade edildi.

Rus hilesi

Haberde "Suriye'de bulunan Ruslara güvenmeli miyiz? Bu sorunun cevabı kolay değil ama her ihtimali göz önünde bulundurmak zorundayız. Başka ülkelerden de darbe aldık, onlara güvenmedik. Öyle mi? Kuzey komşularımızın İran İslam Cumhuriyeti ile dostluk konusunda yaydığı yalanları nasıl unutabiliriz, Ukrayna savaşı konusunda Rusların bizi kandırmasını nasıl unutabiliriz, Rusların pay taleplerini nasıl unutabiliriz? DEAŞ yangınının bastırılmasının ardından Suriye'de ne oldu? Gerçekçi mi? Siyonist varlığın insanları, insani yeteneklerimizi çok hızlı bir şekilde yok edecekler ve biz sadece intikamdan bahsetmiyoruz! Misillemede başarılı olacağımızı varsayarsak, ama bu insani yeteneklerdeki açığı kapatabilir miyiz? Görünüşe göre artık asıl görevimiz istihbarat ve güvenlik aygıtlarımızı izinsiz girişleri engelleyecek şekilde güçlendirmek. Son yıllarda bu müdahalelerden acı darbeler alıyoruz ve bunlara bir sınır koymak gerekiyor ve bu da sloganlarla değil, izinsiz girişleri önlemek için kesin ve hızlı pratik politikalarla sağlanıyor” denildi.

“Eğer İsrail korkuyu dengelemek için direnişin hedeflerine saldırmak yeterli iken neden doğrudan hassas alanlara saldırdı?” Şark Gazetesi.

Şark gazetesi 21 Ocak'ta "Tel Aviv ve Ateş yolu" başlıklı haber yayınladı. Haberde Şam Mezze’deki saldırıya ve Devrim Muhafızları liderlerinin öldürülmesine değinildi. Batı Asya ilişkileri analisti Vahid Beyani, Şark gazetesine İsrail saldırıları hakkında verdiği röportajda: “İsrail, İran'ı doğrudan bir savaşa yol açacak şekilde kışkırtmak istiyor. Özellikle İran'ın Irak ve Suriye’de Kürdistan bölgesindeki teröristlere yönelik füze saldırılarından sonra gelişmelerin ülkeye karşı yıkıcı ve doğrudan bir savaşa yol açabileceğini unutmadan İran'ın son derece istihbarat ve doğrulukla hareket etmesi, terör ve güç dengesini gözeten esnek bir politika benimsemesi gerekiyor. Joe Biden'ın genel seçim yılında olduğunu yani İsrail'e doğrudan destekten vazgeçemeyeceğini unutmamalıyız. Ayrıca bölgedeki çatışmanın kapsamını genişletmenin de mantıklı olmadığını unutmamamız gerekiyor” dedi.

ascdverg
Güvenlik görevlileri, İsrail'in 20 Ocak'ta Şam'da Devrim Muhafızları üyelerini öldüren baskınında yıkılan bir binanın kalıntılarını arıyor.(AFP)

Siyasi analist Mücteba Rahimi, Şark gazetesi ile yaptığı röportajda “İran'ın Irak ve Suriye'nin Kürdistan bölgesine yönelik füze saldırılarından birkaç gün sonra Suriye'de İsrail tarafından İranlı askeri danışmanların hedef alınmasının, Tel Aviv'in İran ile doğrudan savaşma niyetinin olmadığını aksine korku dengesini araştırmasını gösterdiğine” inanıyor. Beyani: “Suriye'de Devrim Muhafızları füzelerle Suriye’nin hedef alınması sonucu İsrail’e İran’ın bunun anlamını anladığını gösteren dolaylı bir uyarı göndermek istedi. İsrail'in İran'ın füze saldırısından sonra korku dengesini araştırmak istediğini artık düşünmüyorum. İsrail korku dengesini araştırmak isteseydi doğrudan saldırır, bu hassas saha çalışmasını yapmazdı. Aksine, direnişin hedeflerine saldırı düzenlemek yeterli olurdu. İranlı askeri danışmanlara suikast düzenlemeye yönelik bir istihbarat çalışmasının sonucu olarak gerçekleştirilen İsrail saldırısı, Tel Aviv'in İran'ı doğrudan bir savaşa sürüklemeyi planladığı anlamına geliyor" dedi.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
TT

Fransa-Almanya ilişkilerinin geleceği ve Avrupa liderliği mücadelesi

Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)
Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Belçika'daki Alden Biesen Kalesi'nde düzenlenen gayri resmi Avrupa zirvesinde, 12 Şubat (AFP)

Hattar Ebu Diyab

Avrupa güvenliği ile ilgili endişeler ve transatlantik ilişkilerdeki temkinlilik, “uluslararası düzenin sarsıldığı” bir dönemde 62. Münih Güvenlik Konferansı'na damgasını vurdu. Bu forumun önemli bir yönü, Fransa ve Almanya'nın Avrupa ile ilgili vizyonlarını sunmalarıydı; bu, Berlin ve Paris'in 1960'lardan beri ortak Avrupa eyleminin ve başarılarının başlıca itici güçleri olması nedeniyle önemli.

Ancak, Şansölye Angela Merkel'in görev süresinin sona ermesinden bu yana en büyük iki Avrupa gücü arasındaki birikmiş anlaşmazlıklar, Avrupa Birliği'nin (AB) performansına ve ortak politikaların geliştirilmesine gölge düşürdü. Şüphesiz ki Avrupa liderliği ve Avrupa karar alma süreçlerindeki örtük rekabet, Fransa-Almanya iş birliğini engelliyor. Dahası, Donald Trump ve Vladimir Putin döneminde iki taraf arasındaki çelişkiler daha da karmaşık hale geliyor. Öte yandan, yaşlı kıtanın karşı karşıya olduğu meydan okumalar, Fransa-Almanya ilişkilerinin yeniden düzenlenmesini, Avrupa'nın çağdaş tarihin bu kritik anında eksik kutup haline gelmesini önlemek için ortak bir Avrupa yaklaşımının geliştirilmesini gerektiriyor. Küresel düzen artık güç dengesini koruyamıyor ve ekonomik ve teknolojik savaş yoğunlaşarak küresel nüfuzun yeni bir dağılımına zemin hazırlıyor.

Fransa-Almanya ayrılığı

“Stratejik kaos” ve uluslararası düzenin yeniden şekillenmesi bağlamında, Avrupa'nın marjinalleşmesi yeni bir hipotez gibi görünüyor; özellikle de Avrupa'nın gelişimine ilişkin vizyon konusunda iki ana itici güç olan Fransa ve Almanya arasındaki anlaşmazlık nedeniyle henüz jeopolitik bir kutbun şekillenmediği göz önüne alındığında.

Son istatistikler, Avrupa Birliği'nin 2024 yılında uluslararası mal ve hizmet ticaretinin yaklaşık yüzde 16'sını oluşturarak, dünyanın önde gelen ticaret gücü olduğunu gösteriyor. Bu, 450 milyon insanı kapsayan Ortak Pazar'ın ağırlığı ve Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand ile Almanya Şansölyesi Helmut Kohl'ün o dönemdeki çabaları sayesinde tek para birimine geçiş olmasaydı mümkün olmazdı. Yani o dönemde Fransız-Alman ortaklığı Avrupa için itici bir güç olmuştu; bu ortaklık, Angela Merkel ve Emmanuel Macron'un çabaları sayesinde Kovid-19 pandemisinin ardından verilen büyük kredinin onaylanması sırasında da tekrarlandı.

Élysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını teşvik ediyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası'nın eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federal yaklaşımı savunuyor

Şu an ise tam aksi oluyor; Fransa ve Almanya arasındaki ilişkiler, özellikle ekonomi, AB reformu, savunma ve diğer ekonomik bloklarla yapılan anlaşmalar konusunda derin siyasi bölünmeler yaşıyor.

Fransa ve Almanya arasındaki uçurum, özellikle Güney Amerika (Mercosur) ülkeleriyle yapılan ticaret anlaşması ile en belirgin şekilde ekonomik cephede kendini gösterdi. Ekonomisi büyük ölçüde sanayi ihracatına dayanan Almanya için bu anlaşma, Moskova ve Washington ile yaşanan engeller ışığında yeni pazarlara açılmak için bir can simidi niteliğinde. Ancak Fransa, bunu tamamen farklı bir perspektiften değerlendiriyor; tarım sektörüne yönelik varoluşsal bir tehdit ve siyasi yansımalar olarak görüyor.

Almanya, AB'nin borç batağına saplanmış bir blok haline gelmesinden açıkça korkarken, Paris ise Berlin'in mali disiplin uygulamasının Fransa'da toplumsal huzursuzluğa yol açmasından endişe ediyor.

Avrupa borç havuzu oluşturulması konusunda anlaşmazlıklar

Avrupa ekonomisi dikkate değer bir direnç gösteriyor. 2025 yılında, euro bölgesindeki büyüme bir önceki yılki %0,9'a kıyasla %1,5'e ulaştı. Ancak, borç krizi hala önemli bir sorun olmaya devam ediyor (sadece Fransa'nın borcu yaklaşık 3,9 trilyon avro) ve Paris ile Berlin arasında bir uçurum yaratıyor. Bu nedenle, yeni bir borç havuzu (eurobond) oluşturulması konusu önemli bir anlaşmazlık noktası olmaya devam ediyor.

Elysee Sarayı, Avrupa yatırımlarını finanse etmek için borç dayanışmasını savunuyor. Paris, Avrupa Merkez Bankası eski başkanı Mario Draghi'nin önerdiği federalist yaklaşımı destekliyor. Emmanuel Macron, Avrupa'nın Çin ve ABD'ye yetişmek için güvenlik ve savunmaya, yeşil geçiş teknolojilerine ve yapay zekaya büyük yatırımlar yapması gerektiğini vurguladı.

tyhty
ABD Başkanı Donald Trump, sağında Fransız mevkidaşı Emmanuel Macron ile birlikte, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'yi dinliyor. Beyaz Saray'da yapılan görüşmede fotoğrafın sağında Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb da görülüyor, 25 Ağustos (AFP)

Buna karşılık Berlin para politikasında geleneksel bir yaklaşım sergiliyor. Son olarak, Almanya Dışişleri Bakanı Johannes Wadephul, Fransa'nın sınırlı savunma harcamalarını eleştirerek, Paris'ten Avrupa'da güvenlik egemenliğini destekleme çağrılarını somut yeteneklere dönüştürmek için daha fazlasını yapma çağrısında bulundu. Bu yorumlar, iki Avrupa devi arasındaki ilişkilerde artan gerilimi yansıtıyor.

Yeni olan husus, Almanya'nın ilk kez AB'ye liderlik etme arayışında Fransa'ya alternatif bulmaya çalışmasıdır. Bu bağlamda, Berlin ve Roma, “tek bir Avrupa borsası, tek bir Avrupa ikincil piyasası oluşturulmasını ve finansal istikrarı tehlikeye atmadan krediler için sermaye gereksinimlerinin gözden geçirilmesini” desteklediler. Ancak bu, Paris ve Berlin'deki bazı kişilerin İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'nin, Donald Trump'ın Avrupa'nın gümrük tarifelerine karşı birleşik tutumunu bozmak için kullandığı bir “araç” olduğundan şüphelenmelerini engellemiyor. Zira bilindiği üzere Trump yönetiminin stratejisi Avrupa'daki sağ ve aşırı sağ kanattaki destekçilerine dayanıyor.

Avrupa'nın geleceği ve ABD ile ilişkisi

Birçok Fransız yetkilinin de belirttiği gibi, Avrupa'nın “yeni imparatorluklar” (Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya) tarafından baskı altında olduğu bir dönemde, Macron ve Alman Şansölyesi Friedrich Merz, yaşlı kıtanın geleceği konusunda farklı görüşlere sahipler.

Fransa, 2017'de Fransa Cumhurbaşkanı tarafından ortaya atılan “stratejik özerklik” terimine bağlı kalarak, egemen bir Avrupa'yı sürekli olarak savunuyor. Alman Şansölyesi ise AB'nin bağımsızlığını güçlendirmeyi ABD ile tarihi bağları korumakla birleştiren bir uzlaşma çağrısında bulunuyor.

Şubat 2025 seçimlerinde Avrupa'nın kademeli olarak “ABD'den gerçek bağımsızlığını” elde etmesi çağrısında bulunan Merz, fikrini değiştirmiş gibi görünüyor. Bu, birçok Avrupa başkentinin görüşüne göre Avrupa kendi güvenliğini birkaç yıl boyunca garanti edemeyeceği için bir zayıflık itirafı anlamına geliyor. Yine bunlara göre sert jeopolitik gerçekler ve “büyük birader” veya “Amerikan koruyucu” olmadan “bağımsız bir Avrupa” inşa etmenin zorlukları nedeniyle, transatlantik ortaklığa hâlâ ihtiyaç var.

Peki, nasıl bir ortak Avrupa savunması?

Son haftalarda, Amerikan güvenlik şemsiyesinin kalıcı olmayacağı ve Ukrayna'daki savaş ve Grönland çevresindeki gerilimlerin dayattığı yeni gerçekler göz önüne alındığında, Avrupa'nın yakın gelecekte kendi savunmasından sorumlu olmasının acil bir ihtiyaç olduğu ortaya çıktı. Gerçekten de Ukrayna öngörülebilir gelecekte Avrupa güvenlik söyleminin merkezinde yer alan konu olmaya devam edecek.

Askeri sanayi konusunda, yeni nesil Avrupa savaş uçakları projesiyle ilgili olarak Fransa ve Almanya arasında bir dereceye kadar temkinlilik söz konusu. Nitekim Alman şirketleri ve konsorsiyumları, Fransız havacılık grubu Dassault'u kendi şartlarını dayatmaya çalışmakla suçluyor.

NATO'daki Amerikan rolünün gerilemesi ihtimali göz önüne alındığında, 1945 sonrası düzenin sona ermesiyle birlikte, Avrupalıların nükleer caydırıcılığa ilişkin karar konusunda ABD’yi yetkili kılamayacakları aşikar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre bu nedenle, iki nükleer Avrupa gücü olan Fransa ve İngiltere'nin nükleer kapasitelerine dayalı “entegre bir Avrupa nükleer caydırıcılığına” değinilmeye başlandı. Macron'un konuyla ilgili bu ayın 27'sinde bir konuşma yapması bekleniyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar, Almanya'nın kendi sanayisini tercih ederek, tek taraflı hareket edeceğinden korkan Fransa'da endişe yaratıyor.

Finansman konusu, Fransa ve Almanya arasındaki en önemli anlaşmazlık noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Bu bağlamda, Berlin'in yeniden silahlanmaya ayırdığı kaynaklar Fransa'da endişe yaratıyor

Paris, iki ülke arasındaki tarihin ağırlığı nedeniyle aşırı temkinli davranırken, Merz “Avrupa'da büyük güç politikası Almanya için bir seçenek değil” diye vurguluyor. Ancak en önemli husus, Birlik içinde veya “istekli devletler grubu” arasında ortak bir savunma vizyonunun geliştirilmesidir. İşte Fransa, Almanya ve Belçika tarafından ortaya atılan, ancak bazı İskandinav ülkeleri ve Macaristan tarafından çekincelerle karşılanan “sağlam bir çekirdek” oluşturma önerisi burada öne çıkıyor.

dferft
Alman askerleri, 18 Ocak'ta Grönland'ın Nuuk kentinden kalkan bir uçağa biniyor (AFP)

İngiltere Başbakanı Keir Starmer'ın da Münih Güvenlik Konferansı sırasında “Avrupa NATO'su” fikrini ortaya attığını belirtmekte fayda var. Bu nedenle, İngiltere’nin AB'den ayrılmasına rağmen, ABD'den ayrışma daha belirgin hale gelirse, bazı Avrupa ülkeleri ile İngiltere arasında bir savunma ittifakı uzak ihtimal değil. Zira ABD’den ayrışma Avrupalıların bölünme lüksünden kaçınmasını gerektiriyor. Avrupa'nın ancak üye devletlerinin geçmişe göre daha yakın olarak bir arada durmasıyla hayatta kalabileceği açık ve net.

Yukarıda zikredilenlere ilave olarak, Amerikan nükleer caydırıcılığını Fransız gücüne dayalı bağımsız bir Avrupa nükleer caydırıcılığıyla değiştirmekte tereddüt eden Almanya, örtük olarak bu gücün ve Fransa'nın BM Güvenlik Konseyi'ndeki daimi koltuğunun paylaşımını talep ediyor gibi görünüyor. Dolayısıyla, Charles de Gaulle ve Konrad Adenauer arasındaki büyük uzlaşmadan bu yana ortak modern tarihlerine rağmen, bu iki Avrupa gücü arasında zorlu bir geçmişin hayaleti hâlâ varlığını koruyor.

Sonuç olarak, birikmiş anlaşmazlıklar, Fransız-Alman motorunu engelliyor ve AB içindeki karar alma süreçlerini tehdit ediyor. AB içinde karşıt blokların oluşması veya federalizmin aceleyle gündeme getirilmesi sihirli çözümler değildir. En iyi yol, tarihsel uygulamada olduğu gibi, kademeli ilerleme, aşamalı kazanımlar ve siyasi irade yoluyla uzlaşma arayışında olmaktır. Şüphesiz, 2027 cumhurbaşkanlığı seçimlerinden bir yıl önce Fransa'nın içinde bulunduğu “geçiş” durumu ve Almanya'nın Avrupa bağımsızlığı konusundaki tereddüdü, kısa vadede Avrupa'nın yeniden canlanması için elverişli faktörler değildir.

*Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
TT

İran: ABD’nin herhangi bir saldırısı, hatta sınırlı saldırıları bile ‘saldırganlık’ olarak kabul edilecek

Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)
Tahran’da ABD karşıtı bir duvar resminin önünden geçen İran askeri (EPA)

İran bugün yaptığı açıklamada, ABD’den gelecek herhangi bir saldırının -sınırlı hava harekâtı dahil- ‘saldırganlık’ olarak değerlendirileceğini ve buna karşılık verileceğini duyurdu. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın böyle bir ihtimali değerlendirdiğini söylemesinin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, haftalık basın toplantısında yaptığı açıklamada, “Sınırlı bir saldırı ile ilgili soruya gelince; sınırlı saldırı diye bir şey yoktur. Her türlü saldırı, saldırganlık olarak kabul edilecektir” dedi.

Bekayi, “Her ülke, meşru müdafaa hakkına dayanarak saldırıya güçlü bir şekilde karşılık verir; biz de bunu yapacağız” ifadesini kullandı.

Bekayi’ye yöneltilen soru, Trump’ın cuma günü yaptığı ve Umman arabuluculuğunda süren müzakerelerde anlaşma sağlanamaması halinde Tahran’a sınırlı bir saldırı düzenlemeyi ‘değerlendirdiğini’ belirttiği açıklamasına atıfta bulunuyordu.

Taraflar, şubat ayı başında Umman arabuluculuğunda dolaylı görüşmelere yeniden başlamış; şimdiye kadar Maskat ve Cenevre’de iki tur müzakere gerçekleştirmişti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, üçüncü turun perşembe günü Cenevre’de yapılacağını doğruladı.

İran heyetine başkanlık eden Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ise dün yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında diplomatik bir uzlaşıya varılması için ‘iyi bir fırsat’ bulunduğunu söyledi.

Arakçi, ABD merkezli CBS televizyonuna verdiği röportajda, “Hâlâ herkes için fayda sağlayacak diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda iyi bir fırsatımız olduğunu düşünüyorum” dedi. Müzakerecilerin bu ay gerçekleştirilen iki tur görüşmenin ardından ‘anlaşmanın unsurları ve taslak metni üzerinde çalıştıklarını’ belirten Arakçi, buna karşın ülkesinin uranyum zenginleştirme hakkından vazgeçmeyeceğini vurguladı.

Washington ile temel anlaşmazlık noktalarından biri olan bu konuda Arakçi, “Egemen bir ülke olarak bu alanda kendi kararımızı verme hakkına sahibiz” diye konuştu.

Tahran ile Washington arasındaki görüşmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik askeri seçenekleri gündeme getirdiği bir ortamda yeniden başlamıştı. Trump önce İran’daki protestolara yönelik kanlı müdahaleleri gerekçe göstermiş, daha sonra ise özellikle nükleer program konusunda anlaşmaya varılamaması halinde askeri adım atılabileceği uyarısında bulunmuştu.

Diplomatik sürece paralel olarak ABD, Ortadoğu’daki askeri varlığını da artırdı. Washington yönetimi bölgeye iki uçak gemisi gönderirken, savaş uçakları, askeri nakliye uçakları ve havada yakıt ikmali yapabilen tanker uçaklardan oluşan filoları da konuşlandırdı.

ffvbf
Arap Denizi’ndeki ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln (AFP)

ABD’nin müzakere heyetine başkanlık eden Özel Temsilci Steve Witkoff cumartesi günü yaptığı basın açıklamasında, Başkan Donald Trump’ın İran’ın ABD’nin askeri yığınağı karşısında neden ‘teslim olmadığını’ sorguladığını söyledi.

Bu açıklamaya yanıt veren Bekayi ise teslimiyetin İranlıların karakterinde olmadığını belirterek, ülkelerinin tarihi boyunca böyle bir tutum sergilemediğini ifade etti.


Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Kallas, İran sorununa ‘diplomatik çözüm’ çağrısında bulundu: Başka bir savaş istemiyoruz

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)
Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, AB dışişleri bakanları toplantısı öncesinde Brüksel’de basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (AP)

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas bugün, İran ile ABD arasında beklenen görüşmeler öncesinde, Tahran dosyası için ‘diplomatik bir çözüm’ çağrısında bulundu. Bu açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın Tahran’ı askeri müdahalelerle tehdit ettiği bir döneme denk geldi.

Kallas, AB üyesi ülkelerin dışişleri bakanları toplantısı öncesinde yaptığı açıklamada, “Bu bölgede bir başka savaşa ihtiyacımız yok; zaten çok sayıda savaş var” dedi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Kallas, “İran şimdiye kadarki en zayıf dönemini yaşıyor. Bu zamanı diplomatik bir çözüm bulmak için değerlendirmeliyiz” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi dün, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki perşembe günü Cenevre’de yapılacağını duyurdu. Busaidi, müzakereler için ‘ekstra çaba göstermeye yönelik olumlu bir ivme’ olduğunu da belirtti.

ABD, İran’dan uranyum zenginleştirme stokundan vazgeçmesini, Washington’a göre nükleer bomba yapımında kullanılabilecek bu stokların imhasını, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

İran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor, ancak yaptırımların kaldırılması karşılığında bazı sınırlamaları kabul etmeye hazır olduğunu söylüyor. Tahran, nükleer konuyu füze programı veya silahlı gruplara destek gibi diğer meselelerle ilişkilendirmeyi ise reddediyor.