İran’da endişe hâkim: ABD ile savaş çıkar mı?

İran’da ABD ile ‘Gizli diplomasiyi’ etkinleştirme çağrıları arttı

10 Aralık 2023’te Tahran’daki kutlama esnasında, hizmete giren Kerrar insansız hava aracını selamlayan İranlı yetkililer (EPA)
10 Aralık 2023’te Tahran’daki kutlama esnasında, hizmete giren Kerrar insansız hava aracını selamlayan İranlı yetkililer (EPA)
TT

İran’da endişe hâkim: ABD ile savaş çıkar mı?

10 Aralık 2023’te Tahran’daki kutlama esnasında, hizmete giren Kerrar insansız hava aracını selamlayan İranlı yetkililer (EPA)
10 Aralık 2023’te Tahran’daki kutlama esnasında, hizmete giren Kerrar insansız hava aracını selamlayan İranlı yetkililer (EPA)

Hanan Azizi

28 Ocak’ta Ürdün-Suriye-Irak sınırındaki ABD üssü et-Tanf’ın Ürdün kısmındaki Kule 22’ye düzenlenen saldırı sonucunda 3 Amerikan asker öldü ve yaklaşık 30 asker de yaralandı.

Olayı farklı açılardan ele alan İran basınında belki de en öne çıkan değerlendirme, ABD’nin askerî tepkisinin İran topraklarında gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ve bu karşılığın ABD ile İran arasında doğrudan bir savaşın patlak vermesine yol açıp açmayacağı oldu. Bununla birlikte İran sokaklarının iki ülke arasında bir savaşın çıkması ihtimalinden yana kaygılı olduğuna da dikkat çekildi.

Ancak bu saldırıya ve muhtemel yansımalarına ilişkin İran makalelerine hâkim eğilim, iki ülkenin de savaş istemediğiydi. Ayrıca ABD Başkanı Joe Biden’ın Senato’da Cumhuriyetçiler tarafından İran’a güçlü bir karşılık vermesi, hatta savaş ilan etmesi yönünde maruz kaldığı baskılara da odaklanıldı ve Biden’ın böyle bir seçeneğe başvurmasına pek ihtimal verilmedi. Zira Biden, “Ne İran’la ne de bölgedeki diğer ülkelerle savaşa girmek istemiyor. Çünkü bu, onun Çin ve Rusya ile olan rekabetini olumsuz etkiler.”

Yayınlanan bazı makaleler de İran rejiminin lideri Ali Hamaney’in, ülkesini 35 yıldır herhangi bir savaşa sokmama kararlılığını takdir ederek, bunu makul bir tavır olarak niteledi.

Bazı İranlı yazarlar da ‘gerilimi kontrol altına almak’ için Washington ile Tahran arasından doğrudan müzakere yürütülmesini öneriyor.

İran basını, Tahran’daki yetkililerin İran’a bağlı milislerin emirleri İran’dan almadığına dair ifadelerini tekrar ediyor, ancak diğer taraftan ABD’nin İran topraklarına yönelik herhangi bir askerî tepkisinin, bu milislerin bölgedeki Amerikan güçlerine yönelik saldırılarını sürdürmelerine sebep olacağı konusunda da uyarıyor.

Aşırı radikal harekete bağlı haber ajansı Raja News, Ürdün-Suriye sınırı yakınındaki Amerikan üssü Kule 22’ye bir saldırı düzenlendiğini ve saldırıda 3 Amerikan askerin ölüp, yaklaşık 30 askerin de yaralandığını bildirdi.

29 Ocak’ta yayınlanan raporda, “Ürdün’e yönelik saldırı ABD’ye, Aksa Tufanı’ndan sonra dünyanın eskisinden tamamen farklı bir hale geldiği, ‘hegemonya’ ve ‘süper güç’ gibi kavramların da geçmişte kalacağı yönünde güçlü bir mesaj gönderdi. ABD; Irak’ta, Afganistan’da ve Vietnam’da olduğu gibi olamaz” ifadeleri dikkat çekti.

Cumhuriyetçilerin İran’a keskin ve doğrudan bir misilleme için Demokrat yönetime baskı uyguladığını belirten rapora göre “ABD’nin Ortadoğu’daki koşulları, İran’ın konumu, doğrudan çatışmanın doğuracağı büyük zorluklar, Çin ve Rusya ile rekabet ve yaklaşan ABD seçimleri sebebiyle ABD, İran’la kapsamlı bir savaşa giremez.”

Raporda ayrıca şu ifadeye de yer verildi:

“ABD’nin bir sonraki intikamına ilişkin çeşitli tahminler söz konusu. Birçok medya kuruluşuna göre İran’la savaş çağrısı yapan bazı Cumhuriyetçi Senatörlerin açıklamaları sebebiyle İran, bu intikamın hedefi olacak.”

İran’a yönelik askerî saldırı, Tahran’ı nükleer programını büyük ölçüde hızlandırmaya sevk eder ki bu, ABD’nin istemediği bir şey.   Raja News

Raporun devamında şu ifadeler yer aldı:

“Bu açıklamalar, Cumhuriyetçilerin, Biden yönetimini zorlu bir yol ayrımına getirmek ve bu krizi partinin hedefleri için kullanmak istediklerini gösteriyor. Bu şartlar altında Biden ya İran’a savaş ilan etmek zorunda kalacak ki bu, Cumhuriyetçiler için büyük bir zafer ve Biden yönetimi için üstesinden gelmesi zor bir zorluk teşkil eder. Ya da tepkisiz kalmayı tercih edecek, ki o zaman da Cumhuriyetçiler tarafından bir korkak olduğu ve Amerikan caydırıcılığı politikasına zarar verdiği yönünde eleştirilere maruz kalır.”

Raporda (Kasım Süleymani suikastı üzerine) Aynu’l-Esed Üssü’ne doğrudan yapılan füze saldırısının ardından Trump yönetiminin İran’a askerî bir saldırıda bulunmadığı hatırlatılarak, bunun nedeninin Amerikalıların, askerlerinin hayatı için endişelenmesi olduğu ifade edildi.

Rapor şu ifadelerle devam etti:

Biden yönetimi, ABD’nin Irak’ta ve Afganistan’da gösterdiği başarısızlığı tekrarlamak istemiyor. Bu yüzden ne İran’la ne de bölgedeki diğer ülkelerle bir savaşa girmemesi gerektiğini düşünüyor. Dolayısıyla kendisini yeni ve büyük zorluklarla karşı karşıya bırakacağı için iyi düşünülmemiş, aceleci bir karar almaktan kaçınıyor. Nitekim Ukrayna’ya müdahale ettikten sonra bunu yaşadı.

scfe
2 Şubat’ta Dover Hava Kuvvetleri Üssü’nde Başkan Biden ve eşi, Kule 22’ye yönelik saldırıda öldürülen askerlerin naaşı taşınırken elini kalbinin üzerine koyuyor (AFP)

Aynı rapora göre ABD, Çin ve Rusya ile kıyasıya bir rekabet halinde. Bu yüzden başka bir savaşa girmesi, bu güçlerle olan rekabetini çok olumsuz etkiler ve uluslararası düzeydeki rolünün ve otoritesinin azalmasına yol açar.

Raporda Amerikalı gözlemcilerin, “İran’a yönelik askerî saldırı, Tahran’ı nükleer programını büyük ölçüde hızlandırmaya sevk eder ki bu, ABD’nin asla istemediği bir şey” ifadeleri aktarıldı. Bu gözlemcilere göre ABD’nin İran’a yönelik askerî tepkisi, bölgede büyük bir gerilime de sebep olacak ve Gazze’de ateşkese ilişkin olası bir anlaşmayı kenara itecektir. Ayrıca Husiler, Kızıldeniz’deki saldırılarını sürdürecek, İran’ın Suriye’de ve Irak’taki vekilleri, ABD ve İsrail güçlerini hedef almaya devam edecek ve Hizbullah, İsrail hükümetini daha büyük sıkıntılara sokacaktır.

Rapor, durumu şu sözlerle özetledi:

“Bu, Biden yönetiminin uzak durmaya çalıştığı büyük bataklık olacaktır. Çünkü Biden’ın bir dönem daha başkan olma umutlarını bitirecek ve onu daha da yenilmiş biri olarak gösterecek.”

ABD, İran’a karşı savaş kararı alırsa bu tüm bölgeyi yakar.          -Nameh News

Öte yandan dış politika alanında uzman analist Ali Baghdali, 31 Ocak’ta analiz haber sitesi Nameh News’e verdiği röportajda, ‘İran’ın, Direniş Ekseni’nin Tahran’dan emir almadığı yönündeki açıklamasına’ işaret etti. ‘Amerikalıların bu açıklamayı kabul etmediklerini’ düşünen Baghdali, Amerika’nın İran’a askerî bir saldırı başlatmasını engellemek için ülkesinin ‘gizli diplomasiyi’ etkinleştirmesini ve Katar gibi arabulucular üzerinden Amerikalılarla müzakere yürütmesini önererek şöyle dedi:

Tehlikeli ve benzeri görülmemiş bir dönemeçten geçiyoruz. Biden bir yol ayrımında; hem 3 Amerikan askerin öldürülmesine göz yumamaz hem de Amerika’nın nasıl bir karşılık vereceğinden emin değil. Ayrıca başkanlık seçimleri için mücadele ediyor ve bu karşılık, onun seçimlerdeki kaderini etkileyebilir.

Açıklamasına “ABD bir karşılık verecek. Ancak İran ve ABD, çatışma alanını genişletmek istemiyor. ABD, İran’a karşı savaş kararı alırsa bu savaş, tüm bölgeyi yakar” ifadeleriyle devam eden Baghdali, sözlerini şöyle tamamladı:

Bir diğer sorun da Tahran ile Washington arasında doğrudan bir savaşa yol açabilecek bu etki-tepki dalgasının devam etmesidir.

“Bağımsız vekiller”

Sadullah Zirai, 30 Ocak’ta “Direnişin Yenilikleri Işığında Bölgedeki Gelişmeler” başlıklı makalesinde, Amerikan üssü Kule 22’ye yönelik saldırının yeni ve önemli bir gelişme olduğunu ifade etti. Zirai’ye göre İran’ın bölgedeki vekilleri, Amerikan üslerini hedef alırken pek çok şeyi hesaba katıyorlardı, ancak Şii Haşd-i Şabi (Şii Halk Seferberlik Güçleri) lideri Müştak Talib es-Saidi’nin öldürülmesi işleri karıştırdı.

Bu vekillerin mecbur kalmadıkça gerilimi tırmandırmadıklarına dikkat çeken Zirai, bu durumun, ABD’nin İsrail’i destekleme yönündeki mevcut askerî politikasına bağlı olduğuna dikkat çekti.

Rıza Sadr el-Hüseyni de 31 Ocak’ta Cam-ı Cem (Jamejam) gazetesinin internet sitesi için “ABD’nin Bölgedeki Nüfuzunun Gerilediğine Dair Göstergeler” başlıklı bir makale yazdı. Makaleye, ABD’nin bölgedeki nüfuzunun gerilemesi üzerine Amerikalı yetkililerin kendi tutumlarını bölge ülkelerine empoze etmek için bölgeye sürekli ziyaretlerde bulunduğunu söyleyerek başlayan Hüseyni’ye göre bu, ABD’nin bölgedeki nüfuzunu kullanamadığının bir göstergesidir.

Yazar, Irak’taki Ketaib Hizbullah’ın Amerikan güçlerine yönelik saldırılarını askıya alma kararını savundu ve İran’daki yetkililerin, “Bu karar, Irak’ın kararının bağımsızlığını teyit ediyor” ifadelerini tekrarladı. Bu kararı, “Irak Hizbullah’ı, Gazze’ye destek vermek için başka bir yaklaşıma yöneldi” ifadesiyle gerekçelendiren yazar, bu kararın İran’a bağlı örgütün tutumlarında stratejik bir değişiklik olarak yorumlanmaması gerektiğini söyledi.

İran ile ABD arasında doğrudan bir gerilim, İsrail’in çıkarına olur.     -İtimad gazetesi

Emir Debiri Mihr ise 26 Ocak’ta Armân-ı İmruz gazetesinde “Savaş Olmayacak” başlığıyla yayımlanan yazısında, Kule 22’ye yönelik saldırının İran sokaklarında İran ile ABD ve İsrail arasında bir savaş çıkması ihtimaline ilişkin endişelere sebep olduğunu belirtti ve savaş ihtimalinin şu dört nedenden dolayı gerçekleşmeyeceğini söyledi:

Birincisi: İsrail, İran’a zarar veren operasyonlarını sürdürecek, ancak İran’la doğrudan karşı karşıya gelme cesareti ve imkânı yok. İki taraf arasındaki çatışma, mümkün olduğunca üçüncü bir ülkede gerçekleşecek. Yani çatışma, güvenlik düzeyinde ve İran sınırları dışında olacak. Bu çatışmanın büyük bir kısmını da psikolojik savaş oluşturacak.

İkincisi: ABD, seçim yılında İran’la doğrudan bir çatışmaya girmeyecek ve İsrail’in Gazze’deki savaşına destek vermekten vazgeçecek.

thn
2 Şubat’ta Dover Hava Kuvvetleri Üssü’nde, Kule 22’ye yönelik saldırıda hayatını kaybeden askerlerden birinin naaşının taşındığı sırada Biden (AFP)

Üçüncüsü: İran rejiminin lideri Hamaney, son otuz beş yıldır, Afganistan’da İranlı diplomatların öldürülmesi ve 11 Eylül olayları gibi büyük hadiselerde bile İran’ın savaşlara girmesine asla izin vermedi. İran’ın bu politikası, güçlü bir şekilde devam ediyor.

Dördüncüsü: İran’ın savaşlardan kaçınma yaklaşımı, akıllıca görünüyor.”

Ebulfazl Fatih de İtimad (Etemad) gazetesinin 31 Ocak tarihli sayısında yayımlanan makalesinde, “İran ile ABD arasında doğrudan gerilimin tırmanması, Gazze çıkmazına dalmış İsrail’in çıkarına olur” ifadelerine yer verdi.

Fatih’e göre “Netanyahu ve aşırı sağ liderliğindeki İsrail, Gazze’deki hedeflerini gerçekleştiremedi. İran ile ABD arasındaki doğrudan askerî çatışmanın sonuçları, yıkıcı olur. Gerilimi kontrol altına almaya dönük doğrudan ve acil müzakereler ise kazan-kazan oyunu yoluyla her iki tarafın da uzun vadeli çıkarlarını güvence altına alacaktır.”

Fatih, makalesinde şu ifadelere de yer verdi:

“Tahran ile Washington arasında, özellikle de askerî çatışma başlamadan önce yapılacak müzakereler, iki taraf için de en iyi seçenek olmaya devam ediyor. İki taraf arasındaki müzakereler; bölgenin, bölgedeki güç dengelerinin, Gazze halkının ve genel olarak insanlığın yararına olacaktır. Çünkü bölgedeki krizlere ilişkin olarak iki taraf arasında göreceli bir anlaşma fırsatı sağlayacak ve ateşkes anlaşmasına varma yolunda İsrail’e karşı bir baskı kartı oluşturacak.”

Netanyahu, İran’ı savaşa çekmeye çalışıyor ve eğer dünya ona karşı koyamazsa en büyük savaşlara yönelecek. Tevsia-yı İrani gazetesi

Tevsia-yı İrani gazetesi de 30 Ocak’ta Mahbube Veli’nin kaleminden “Biden, İran’ın Kırmızı Çizgisini Aşma Riskini Göze Alır mı?” başlıklı bir makale yayımladı.

Bu makalede, “İran, Direniş gruplarının Amerikan hedeflerine yönelik saldırılarıyla bir bağlantısı olmadığını açıkladı. İran’a yönelik askerî bir saldırının bir kırmızı çizgi olduğunu da duyurdu. Dolayısıyla ABD, bu kırmızı çizgiyi aşarsa bölgedeki olaylar kontrolden çıkabilir” ifadelerini kullanan yazar şöyle devam etti:

İsrail’in ana ve en büyük destekçisi olan ABD, Direniş kampı tarafından bombalanmasını durdurmak için İsrail’i dizginlemeye ve onu Gazze’deki savaşa son vermeye ikna etmeye mi çalışacak? Yoksa bölgede karşılıklı ateş yoluyla yeni bir domino dalgası başlatacak ve istemeden de olsa İran’ın savaşa çekilmesi ihtimaline mi yol açacak? Bekleyip görelim.

* Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir..

 



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.