Putin'in Afrika'da ‘Wagner’ rolünü canlandırma planı

24 Haziran 2023 tarihinde Rostov-on-Don kentinde, bir araçta arama yapan Rus paralı asker grubu Wagner üyeleri. (AFP)
24 Haziran 2023 tarihinde Rostov-on-Don kentinde, bir araçta arama yapan Rus paralı asker grubu Wagner üyeleri. (AFP)
TT

Putin'in Afrika'da ‘Wagner’ rolünü canlandırma planı

24 Haziran 2023 tarihinde Rostov-on-Don kentinde, bir araçta arama yapan Rus paralı asker grubu Wagner üyeleri. (AFP)
24 Haziran 2023 tarihinde Rostov-on-Don kentinde, bir araçta arama yapan Rus paralı asker grubu Wagner üyeleri. (AFP)

Said Taniyus

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov'a 3 Kasım'da, Washington'ın Rus paralı asker grubu Wagner'in temsilcilerinin Pantsir uçaksavar füze sistemlerini Hizbullah grubuna devredebileceğinden endişe duyduğu yönündeki haberleri sorduğumda, kendisi muğlak bir şekilde yanıt vererek şöyle demişti:

ABD, bu grubun Pantsir hava savunma sistemini Hizbullah grubuna devretme olasılığına ilişkin endişelerini Rusya Savunma Bakanlığı'na iletebilir.

Ayrıca Peskov, Yevgeniy Prigojin'in oğlu Pavel'in Wagner grubunun başına geçebileceği bilgisine net bir cevap vermekten kaçınarak şunları söyledi:

Bu Kremlin'de bizi ilgilendiren bir konu değil. Bu bizim konumuz değil. Benim bu konuda herhangi bir bilgim yok. Böyle bir grubun (Wagner) yasal olarak var olmadığını, ancak birçok yerde ve ülkede fiili olarak halen yaygın olduğunu söylemiştik. Yani tüm bu ABD korkuları, hiçbir şeye dayanmıyor ve hiçbir temeli yok. Washington'da gerçekten de Wagner'in neler yapabileceğine dair endişeler varsa, ordu aracılığıyla acil durum iletişim kanalları mevcut.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin geçtiğimiz temmuz ayında Kremlin'de Wagner grubunun üyeleri ve liderleri Yevgeniy Prigojin ile bir toplantı yaptığında, onlara, komutanlarından birinin komutasında devlet otoritesi altında daha ileri eylemler için çeşitli seçenekler sunuldu. Ancak orada bulunan Prigojin bu teklifi reddetti.

Putin, “Sunumumu yaptığımda birçok kişi başını salladı” dedi. Önde oturan ve arkadaki adamlarının yüz ifadelerini göremeyen Prigojin, “Hayır, adamlarım bu karara katılmıyor” ifadesini kullandı.

Prigojin'in Tver bölgesi üzerinde meydana gelen uçak kazasında ölümü bu belirsizliğe son verdi. Çok sayıda rapora göre Wagner artık özel bir askeri güvenlik şirketi olarak tamamen dağıldı ve eski savaşçıları resmi yapılarda hizmet vermeye devam ediyor. Böylece bazı eski paralı askerler Çeçen özel kuvvetleri Ahmat’ın bir parçası oldular ve onun içinde kendi birimlerini kurdular. Katılımcıları, şu anda eğitim alanlarında muharebe koordinasyonu yürüttüklerini ve Ukrayna'daki savaş cephelerinde görev yapmaya hazırlandıklarını söyledi.

Bugün Ortadoğu'da savaş tamtamları çalmaya devam ederken, birçok ülkede çatışmalar patlak verirken ve bu daha geniş bir çatışma korkusu yaratırken, Wagner grubu yeniden ilgi odağı haline geldi. Grubun kurucusu ve lideri Yevgeniy Prigojin'in geçen yaz uçağının düşmesi sonucu ölmesinden bu yana parıltısı sönmüştü.

Wagner'in Moskova'ya karşı isyanının başarısızlıkla sonuçlanmasından yedi ay sonra ve Prigojin'in üst düzey komutanlarıyla birlikte uçağının düşmesinden beş ay sonra, bu vahşi grubun savaşçıları şimdi Kremlin'in onayıyla göreve çağrılıyor.

Rus paralı asker grubu Wagner’in milisleri bu sefer Kremlin'in gizlice yönettiği Afrika Lejyonu aracılığıyla ön saflara geri döndü. Bu lejyon, Moskova'nın nüfuzunu Afrika kıtasına (özellikle de Libya, Sudan, Angola, Mali, Burkina Faso ve Nijer’e) yaymak, pekiştirmek, oranın zenginlik ve kaynaklarından (özellikle petrol ve maden) yararlanmak için sürdürdüğü rekabette en uzun güvenlik kolu olarak görev yapacak.

Keskin nişancı eğitimi

Bu milisler, Belarus İçişleri Bakanlığı güçlerinin eğitim merkezinde de yeniden ilgi odağı haline geldi. Belarus İçişleri Bakanlığı'nın Telegram kanalından yayınladığı mesaja göre, keskin nişancı eğitim kursu Wagner grubundan eğitmenlerin gözetiminde başladı.

Mesajda şunlar yazıyordu:

Keskin nişancılar yeni ve dar bir uzmanlık alanında ustalaşmaya başlıyor. İç Kuvvetler Eğitim Merkezi'nde Wagner’den eğitmenlerin gözetiminde keskin nişancılar için uzmanlık kursu başladı.

Wagner eğitmenlerinin gözetiminde özel taktik eğitim kursunun altıncı döneminin tüm hızıyla devam ettiğini belirtmekte fayda var. Sadece birkaç gün içinde, özel kuvvetler, savaş öncesi ve muharebe düzenlerinde hareket etmek üzere eğitildi ve ormanlık alanlarda çeşitli hazırlık görevleri gerçekleştirdi.

ebfd
Eski bir askeri aracın üzerine asılan Rus paralı asker grubu Wagner’in bayrağı. (AFP)

Belarus Devlet Başkanı Alexander Lukaşenko geçtiğimiz ağustos ayında, Wagner askerlerinin Afrika, Ukrayna ve Suriye'deki savaş deneyimlerini Belarus ordusuna ve özel kuvvetlere ücretsiz olarak aktardığını söyledi.

Belarus Savunma Bakanlığı, Wagner grubuyla savaş deneyimini aktarmak için net bir algoritma geliştirdiğini açıkladı.

Belarus İçişleri Bakan Yardımcısı Nikolai Karpenkov ise şunları söyledi:

Belarus İçişleri Bakanlığı organlarının iç birlikleri ve özel kuvvetlerinin askerleri, yalnızca Wagner temsilcilerinin deneyimlerinden öğrenmekle kalmıyor, aynı zamanda savaş operasyonlarını yürütüyor ve koordine ediyor.

Karpenkov, özel kuvvet birimlerinin Wagner grubunun eğitmenleri sayesinde çok güçlü bir özel muharebe eğitimi aldığını doğruladı.

Putin'in kışkırtmaları

Kendi yönetimine ihanet eden bu milislere karşı daha ihtiyatlı hale gelen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, faaliyetlerini yurt dışına yönlendirmeye ve bir yol bulduğu her yerde Rusya'nın etkisini ve kişisel nüfuzunu artırmak için mümkün olan her alanda onlardan yararlanmaya karar vermiş gibi görünüyor. Bu sebeple söz konusu silahlı grubun altında savaşacağı yeni bir bayrak, yani ‘Afrika Lejyonu’ kuruldu. Bu ad, İkinci Dünya Savaşı'nda Libya'da İngiliz kuvvetlerine ve onların müttefik kuvvetlerine karşı çatışmaya katılan Mareşal Erwin Rommel liderliğindeki Alman birliğini taklit ediyor.

Eski Wagner grubu, isimleri ve bayraklarının renkleri ne olursa olsun, Afrika ülkelerindeki varlığını güçlendirmenin yanı sıra, son derece değişken bir bölgenin parçası olan Libya ve Sudan'daki varlığını da güçlendirmek için çalışıyor. Birçok eski Wagner milisinin Afrika Lejyonu’na katılmakla ilgilendiğini ifade ettiği söyleniyor.

Rusya Devlet Duması Savunma Komitesi Başkanı Andrey Kartapolov, “Yasal bir yapı olarak Wagner bugün ne resmi ne de fiili olarak mevcut değil ve savaşçıların çoğu başka yapılara geçme sürecinde” dedi. Wagner milislerinin birçoğu Afrika ülkelerinde görev yapmaya devam ediyor, ancak farklı kurum çatısı altında. Bazıları Savunma Bakanlığı'nın himayesinde bazılarıysa Ulusal Muhafızlar’ın...

Kartapolov, Putin'e yakın bir milletvekilinin şu ifadelerini aktardı:

Bazı askerler hak ettikleri dinlenmeyi seçtiler, ancak durum ne olursa olsun, eski Wagner katılımcılarının büyük çoğunluğu anavatanımızı korumak için muharebe misyonlarını sürdürmeye istekli.

Kartapolov ayrıca eski Wagner savaşçılarının Savunma Bakanlığı veya Ulusal Muhafızlarla sözleşme kapsamında gönüllü statüsünde olduğuna da dikkat çekti. “Her biri kendi tercihine göre ve bireysel olarak giriyor. Yani Wagner’in tek bir yapı olarak herhangi bir kurum tarafından özümsenmesi söz konusu değil” dedi.

Bu açıklamayla, Rusya’nın Perm ve Novosibirsk bölgelerindeki bölgesel yayınlar tarafından, eski Wagner milislerinin Ulusal Muhafızlar’a kitlesel olarak işe alınmasına ilişkin yayınlanan ilk raporların sahte olduğu ortaya çıktı. Gazeteciler özellikle Prigojin'in oğlu Pavel'in onlara liderlik edeceğini yazdı, ancak Rusya Devlet Duması Bilgi Teknolojileri Komitesi Başkanı Alexander Khenshtin bu bilgiyi yalanladı.

Khenstin Kasım ayı sonlarında resmi Telegram kanalında şunu yazdı:

Tekrar söylüyorum, özel askeri şirketlerin Ulusal Muhafızlar’a katılması söz konusu değil. Eski savaşçılar yalnızca bireysel olarak gönüllülerse sözleşme imzalayabilecekler. Bu güçlerin tamamının Ulusal Muhafızlar tarafından yapısal olarak absorbe edilmesi tanım gereği imkansızdır.

Herhangi bir güç yapısıyla öncelikli olarak ilgilenen eğitimli ve deneyimli eski Wagner savaşçılarının, ek motivasyonlarına gelince, yeni hiçbir şey yok ve hiçbir özel koşul planlanmadı.

Senatör Vladimir Kozin konuşmasında bunu doğruladı:

Askeri personelin aldığı tüm ayrıcalıklar, ödemeler vb. gibi her şeyi bir araya getirirsek, dünyada benzerini bulmak çok zor olacak bir teşvik paketi elde edeceğiz. Yani bu bakımdan yeterli motivasyon var.

Kozin şunu ekledi:

Wagner Grubu'ndan sorumlu kişiler ciddi ve iyi organize olmuş kişilerdir. Bu nedenle pek çoğu ister Afrika Lejyonu'na katılarak, ister Rus güvenlik servislerinde Rusya'nın kanun ve kurallarına uygun olarak hizmet ederek, bu teklifi değerlendiriyor.

Afrika'ya dönüş

Kremlin'in Afrika ve Ortadoğu'daki nüfuzunu güvenle pekiştirmeye çalıştığı, Ortadoğu'da savaşın ve artan gerilimin sağladığı fırsatlardan yararlanmak istediği Rusya'da bir sır değil. Ayrıca Rusya, mevcut istikrarsızlıktan yararlanarak, önemli bir küresel ticaret yolunu korumak için ABD ve İngiliz savaş gemilerinin Husilerle savaştığı Kızıldeniz'deki Port Sudan'da planladığı deniz üssüne de yeniden odaklanıyor.

Wagner, devrik Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir döneminden bu yana Sudan'da konuşlandırılıyor ve liman projesinin ilk çalışmalarını yürütüyordu. Yetkililer, Kremlin'in aynı zamanda Ortadoğu'daki çatışmadan istifade etmeye ve bunu elinden geldiğince kendi lehine kullanmaya hazırlandığını söylüyor.

Putin, Afrika ve Ortadoğu'da Rus nüfuzunun pekişmesini denetlemek ve Wagner militanlarının bu iki bölge ülkelerine yayılması da dahil olmak üzere eldeki her şeyi kullanmak amacıyla kendisine yakın iki kişiyi görevlendirdi. Bunlar, 1999 yılında Kosova bölgesinde NATO güçleriyle savaşan Rusya Savunma Bakan Yardımcısı İnguş General Yunusbek Yevkurov ve Kremlin'in Afrika'daki yeni harekâtını yönetmekle görevlendirilen Rus Askeri İstihbarat Teşkilatı'ndan Tümgeneral Andrei Avrianov'dur.

İki isim, Bingazi'de Hafter ile görüşmek üzere Libya'ya gitti. Ayrıca, askeri darbelerle iktidarı ele geçiren askeri rejimlerin Fransa liderliğindeki Batılı güçleri kendilerinden çekilmeye zorlamasının ardından Wagner'in taşınmaya çalıştığı Orta Afrika Cumhuriyeti, Burkina Faso, Mali ve Nijer'i de ziyaret ettiler.

Batı, 2014'te Ukrayna'da Putin’e sadık Viktor Yanukoviç'e karşı yapılan darbeye öncülük etmişti. Rusya'nın Suriye krizindeki tutumuna, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed'in yanında durmasına ve yönetimini doğrudan ve etkili bir askeri müdahaleyle düşmekten kurtarmasına yanıt olarak Kiev'e Batı’ya sadık bir otorite getirdi. Bu nedenle Putin, Ortadoğu ve Afrika'da Batı'ya misilleme yapmayı düşünüyor.

Rusya'nın son üç yıldır Ukrayna'ya odaklandığı ve Ortadoğu'da çok büyük olan nüfuzunun gözle görülür biçimde azaldığı açık. Artık bir geri dönüş yolu görüyorlar ve Wagner, şimdi ve gelecekte adı ne olursa olsun, çok yararlı bir güç. Ancak öncekinden farkı şu ki artık Prigojin ve yoldaşları gibi kişilerin kontrolü yerine Kremlin'in doğrudan kontrolü altında olacak.

Batı Afrika'da Fransızların başına gelenlerden sonra artık bir güvenlik boşluğunun oluştuğu ve Rusya'nın, Afrika'da geniş deneyime sahip, siyasi ve askeri ilişkileri olan Wagner milislerini kullanarak bu boşluğu doldurmaya çalıştığı inkar edilemez.

drebt
Wagner bayrağının asılı olduğu bir tank. (AFP)

Wagner'in yerini alacak ve onun Afrika kıtasında konuşlandırılan kuvvetlerini absorbe edecek Afrika Lejyonu'nun oluşumunun açığa çıkması, ilk olarak Rus askeri blog yazarları tarafından yazıldıktan sonra Rusya'da her yerde duyuldu.

Bu birlik, oradaki milisler için yeni örgütsel çerçeve oluşturmanın yanı sıra, sözde ve eylemde Wagner’in varisidir. Afrika Lejyonu, mali ödemeler karşılığında güçlü rejimlerin ve yöneticilerin güvenliğini sağlamaktan başlayarak, grubun en parlak döneminde izlediği aynı görevleri yerine getirecek ve aynı hedeflere odaklanacak. Ayrıca bölgede Batı yanlısı rejimlerin devrilmesine yardım ederek, Rusya'nın varlığını ve nüfuzunu güçlendirmeye ve şu anda uluslararası rekabetin arenası olan bir kıtada siyasi ve ekonomik çıkarlarını güvence altına almaya çalışacak.

Wagner’in çoğaltılması

Rus paralı asker grubu Wagner'in deneyimi, ABD’li Blackwater'a karşı etkinliğini ve üstünlüğünü kanıtladı. Askeri liderler de Ukrayna cephesindeki savaş üstünlüğü konusunda hemfikir.

Ukraynalı parlamenter Oleksiy Goncharenko, mahkumların Ukrayna silahlı kuvvetleri saflarına alınmasını öngören bir seferberlik yasa tasarısı hazırlanmasına yönelik çalışmaları doğruladı ve bunun askeri personelin rotasyonuna izin verdiğini açıkladı.

Goncharenko Telegram hesabında şunu yazdı:

Alternatif seferberlik kanun taslağı, mahkumların askere alınmasını da içeriyor. Cephelerdeki askeri personeli rotasyona tabi tutmamız gerekiyor. Bu, bunu yapmak için iyi bir fırsat olabilir.

Ukrayna Adalet Bakanı Yardımcısı Elena Vysotskaya geçtiğimiz ocak ayında,, Adalet Bakanlığı'nın, hükümlü ve tutuklu vatandaşların askere alınmasına resmi olarak izin verilmesini öngören seferberlik mevzuatında değişiklik yapılması yönünde Parlamento'ya teklif gönderdiğini söyledi. Zira Ukrayna mevzuatı şu anda hükümlülerin ve cezalarını tamamlamış kişilerin askere alınmasını yasaklıyor.

*Bu haber Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Tom Barrack ve Irak'ın Washington ve Tahran arasındaki kritik soruları

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)
TT

Tom Barrack ve Irak'ın Washington ve Tahran arasındaki kritik soruları

Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)
Irak Başbakanı Ali el-Zeydi ve ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi ve Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, Bağdat'ı ziyaretinde, 15 Haziran 2026 (AFP)

İyad el-Anbar

Tom Barrack'ın birkaç gün önce Bağdat'a yaptığı ziyaret, önceki ziyaretlerinden farklıydı. Anayasal görev süresi sona ermiş olan önceki hükümetle yaptığı görüşmelerin aksine, Barrack, Hükümet Sarayı'nda başbakan olarak tam yetkiye sahip Ali el-Zeydi ile görüştü. Bu nedenle Barrack, “X” platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda ziyaretinin amacının “ABD Başkanı Donald Trump'ın Irak hükümetine desteğini iletmek” ve ayrıca, “iki taraf arasındaki ilişki için yeni ve sürdürülebilir bir yol haritası çizmek amacıyla Irak ve ABD arasındaki stratejik ortaklığı” görüşmek olduğunu açıkladı.

ABD Özel Temsilcisi’nin Bağdat ve Erbil'deki görüşmelerinin ayrıntılarına ilişkin spekülasyonlar ve sızıntılar bir yana, Tom Barrack yanında, ana hedefi Irak'taki Amerikan varlığını yeniden yapılandırmak olan bir dizi dosya taşıyordu. Zira Irak'ta yeni bir ABD stratejisi şekillenmeye başlıyor ve bu strateji, askeri varlığa odaklanmaktan ziyade yeniden siyasi varlığı önceliklendiriyor. Bu değişim, güçlü siyasi varlığı nedeniyle 2003'ten beri Irak siyaseti, güvenliği ve ekonomisinin birçok yönünü şekillendirebilen İran'ın Irak'taki nüfuzuna bir karşı duruş gibi görünüyor.

Tom Barrack'ın diplomasiye Trump'ın 2024'te yeniden seçilmesinin ardından girdiği doğru. Ancak Barrack'ın geçmişi hukuk, gayrimenkul yatırımları ve Trump'ın 2016 başkanlık kampanyası için bağış toplama gibi alanları da içeriyor. Körfez ülkeleri ve Türkiye gibi önemli bölgesel oyuncularla mükemmel ilişkileri var. Ortadoğu'daki çatışmalara en iyi çözümün, bölge halkına fayda sağlayan ve onları çatışmalara devam etmekten uzaklaştıran ekonomik fırsatlar ile savaşların bitirilmesi olduğuna inanıyor. Ahmed eş-Şara'nın Suriye'de iktidara gelmesinden sonra Şam ile Beyaz Saray arasındaki ilişkilerin kurulmasındaki rolü de yadsınamaz.

Bununla birlikte, Barrack'ın en zorlu görevi Irak olabilir, çünkü İran nüfuzunun uzantıları güvenlik ortamına derinden yerleşmiş durumda. İranlılar, 11 Kasım 2025 seçimlerinden sonra yeni hükümetin kurulmasıyla ilgili ABD’nin şartları fırtınasına boyun eğseler bile, “direniş ekseni”nin çeşitli fraksiyonları aracılığıyla güçlü varlıkları onlar için en önemli ve Amerikalıların gözünde en tehlikeli kozları olmaya devam ediyor.

Bağdat'taki ABD Büyükelçiliği'nden yapılan açıklamaya göre, Barrack'ın ziyareti ve Başbakan Ali Zeydi ile görüşmesi, Başkan Trump'ın Bağdat ve Washington arasındaki ortaklığın geleceğini görüşmek üzere temmuz ortasında Beyaz Saray'da Zeydi'yi ağırlamayı sabırsızlıkla beklediğini gösteriyor. Yine açıklamaya göre, görüşmede, silahın devletin elinde toplanması dosyasına ve Irak'ın, devletin yetkisi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı örgütlerin ve oluşumların tamamen silahsızlandırılması ve feshedilmesine yönelik planlarının uygulanması konularına odaklanıldı. Ayrıca, Amerikan şirketlerinin Irak'ta petrol ve elektrik sektörlerine yatırım yapmaları için prosedürlerin tamamlanması gerektiği de vurgulandı.

Hukuk, gayrimenkul yatırımları ve Trump'ın 2016 başkanlık kampanyası için bağış toplama gibi alanlarda deneyime sahip olan Tom Barrack’ın, Körfez ülkeleri ve Türkiye ile mükemmel ilişkileri var. Ortadoğu'daki çatışmalara en iyi çözümün ekonomik fırsatlar ile bitirilmesi olduğuna inanıyor

Washington ziyareti

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD'nin Irak'tan ne istediği çok açık ve artık spekülasyonlara veya kapalı toplantılar hakkında dolaşan sızıntılara tabi bir mesele değil. Birinci, ikinci ve üçüncü olarak Irak’tan istenilen silahın devletin elinde toplanmasıdır. Ne var ki Zeydi hükümeti henüz bu Amerikan talebini uygulamaya yönelik stratejisini açıklamadı. Koordinasyon Çerçevesi içindeki bazı silahlı fraksiyonlar, silahlı faaliyetlerini siyasi faaliyetlerinden ayırma girişimlerini duyurmuş olsalar da, silahsızlanma ve silahlarını devlete teslim etme ile ilgili detaylar belirsizliğini koruyor. Silahsızlanmayı reddeden silahlı fraksiyonlar da pozisyonlarını koruyorlar. Silahlarıyla ilgili yeni görüşmelere katılma yönünde herhangi bir hareketlilik görünmüyor.

Zeydi hükümetinin 14 bakanla güvenoyu almasının üzerinden bir aydan fazla zaman geçmesine rağmen, kalan dokuz bakanlık hâlâ boş. Ve bu günlerde bunlara atama yapılacağından da söz edilmiyor. İronik bir şekilde, güvenlik ve silahın devletin elinde toplanması dosyalarını yönetmek için en önemli iki bakanlık olan Savunma ve İçişleri Bakanlıklarına henüz bir bakan atanmadı!

İç siyasi ortam ile Irak'ın dış politikasına yansımaları arasındaki karmaşık ilişkiye gelince, Bağdat'ta birbirini takip eden hükümetlerin sorunu, uluslararası ve bölgesel tanınma olmadan iktidar meşruiyetlerinin eksik olduğuna inanmalarıdır. Bu nedenle, dış ziyaretler ve komşu devlet başkanlarıyla yapılan ikili görüşmeler, devletin yüksek çıkarları ile bağlantılı siyasi bir bağlamdan ziyade, hükümetin ve iktidarının tanınması olarak görülüyor. Dolayısıyla, bu görüşmelerin kalkınma projelerini ne ölçüde etkilediği veya paralel silahlı fraksiyonlara karşı devletin kontrolünü yeniden kazanması çabalarını ne ölçüde ilerlettiği önemsiz. Bunun yerine, sosyal ve siyasi meşruiyetinde bir çöküş yaşayan yönetici sınıf için siyasi bir kazanım olarak görülüyor.

bgnjuk
Irak Başbakanı Ali Zeydi, Bağdat'ta ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüştü, 16 Haziran 2026 (Reuters)

Zeydi hükümetinin Washington ziyareti ve ABD Başkanı Donald Trump ile görüşmesi, ABD, İsrail ve İran arasındaki değişken çatışmadan savaşı sona erdirmek için bir ön barış anlaşmasının imzalanmasına geçişin ardından, bölge için kritik bir dönüm noktasında önemli bir adım olabilir. Ancak, bu ziyaretin ABD yönetiminin hükümete verdiği desteği yinelemesinden, Bağdat ile Washington arasındaki stratejik ortaklığın teyit edilmesinden ve silahın devletin elinde toplanması meselesinin ele alınmasından öte bir sonuç vermesi olası görünmüyor.

İronik bir şekilde, stratejik ortaklığın etkinleştirilmesi ve ayrıntılarının yeniden düzenlenmesiyle ilgili karmaşık konular, siyasi aktörler arasındaki görüşme masasında kendisine yer bulamıyor. Zira Zeydi hükümeti henüz başlangıç ​​aşamasında. Kararları hükümeti etkileyen etkili siyasi taraflar, ABD ile ilişki konusunda belirsiz bir tutum sergiliyor: Hem ekonomik hem de güvenlik düzeyinde tam teşekküllü bir ortaklık mı istedikleri, yoksa “Büyük Şeytan ABD” sloganı ile siyasi kazanımlarını korumak için şartlarını kabul etme çıkarları arasında halen tereddüt mü ettikleri belirsiz.

Tahran'dan önce Washington

Zeydi'nin Beyaz Saray ziyareti ve Başkan Trump ile görüşmesi eğer ertelenmezse, Irak Başbakanı Ali Zeydi'nin dış ziyaretlerinin ilk durağı Washington olacak. Böylece İbrahim el-Caferi'den sonra göreve gelen ve dış gezilerine ABD'den değil İran'dan başlayan önceki başbakanların teamüllerini bozan ilk başbakan olacak.

Zeydi, Irak'ta ABD ve İran arasındaki nüfuz yönetiminin yalnızca kendi hükümetinin kararlarıyla ilgili bir mesele olmadığının farkında. Aksine, bu, İran'ın siyasi aktörler ve silahlı fraksiyonlar üzerindeki etkisini de içeren karmaşık bir konu. Ancak Amerikan nüfuzunun boyutu, Bağdat hükümetine baskı yapmaktan ve kararlarını ve tercihlerini etkilemekten ibaret.

ABD'nin Irak'taki yaklaşımı, Trump yönetiminin nüfuz alanlarının Tahran'ın nüfuz alanlarından ayrılması için öncelikli gördüğü konulara ilişkin doğrudan baskıya dayanıyor. Ancak bu, hükümetin imzalayıp uygulamaya geçireceği bir başkanlık kararnamesi veya yürütme emrinin konusu olacak bir mesele değil. Aksine, iki ülke arasındaki resmi ve diplomatik çerçeveler aracılığıyla ikili ilişkilerin mantığını aşan karmaşık bir sorunlar ağıdır. İran nüfuzunun kolları Irak'ta silah ve siyaset düzeyinde açıkça görülse de, dolar ve petrol kaçakçılığıyla bağlantılı ekonomik mafyalar şeklinde faaliyet gösteren arka kanallar, iki ülke arasındaki ilişkiyi yeniden tanımlamak için gerçek bir yüzleşme ve varlıklarını ortadan kaldırmak için somut adımlar gerektiriyor.

İroni şu ki, stratejik ortaklığın etkinleştirilmesi ve ayrıntılarının yeniden tanımlanması gibi karmaşık konular siyasi aktörler arasındaki görüşme masasında kendisine yer bulamıyor

 Zeydi, göreve seçilmesi ve hükümetinin kurulması konusunda İran'ın tarafsızlığından faydalanmalı. İran, Irak'taki değişiklikler ile bir adım geriye atma politikasıyla başa çıkıyor gibi görünüyor. Irak dosyasının yönetimiyle ilgili dış politikasını yeniden değerlendirme aşamasında da olabilir. 40 günlük savaştan sonra İran'ın Irak'a yaklaşımı, askeri perspektiften ziyade siyasi perspektife öncelik vermeye doğru kayıyor olabilir. Bundan sonra İran, bir tarafın kazanıp diğer tarafın kaybettiği sıfır toplamlı oyun mantığından vazgeçerek, Irak'ta ABD ile nüfuz paylaşımına dayalı bir ortaklığı kabul edebilir. Bu dönemin, belki de Irak'taki müttefikleriyle olan ilişkilerinde sadakati siyasi zekâ ve stratejinin önüne koymanın ötesine geçmeyi gerektirdiğine inanıyor.

Kısacası, ABD ile ateşkes anlaşmasına vardıktan sonra İran, bölgesel çevresiyle ilişkisini tanımlamada yeni bir aşamaya girecektir. Ancak Irak söz konusu olduğunda, İran'ın ulusal güvenliğine dair vizyonu ile Irak arasındaki bağların tamamen koparılmasını kabul edemez, zira ne tarih ne de coğrafya buna izin verir. Fakat ekonomik bağları korumak karşılığında askeri ve bir ölçüde siyasi nüfuzunun azaltılmasını kabul edebilir; çünkü ekonomik bağları çöküşten kurtulmanın tek yolu olarak görüyor. Buna karşılık, ABD, İran'ın Irak'taki askeri nüfuzunun azaltılmasının iyi bir başlangıç ​​olduğuna ve gerisinin de kendiliğinden geleceğine inanıyor.

Yeni Irak hükümetinin, dış ilişkileri yönetmeye, savaş yerine gerilimi azaltma konusunda anlaşmalarından sonra Tahran ile Washington ile ilişkileri belirlemeye yönelik vizyonunu, keza iç anlaşmazlıklarla boğuşan ve dış müdahaleye açık hibrit bir güvenlik sistemini yönetmeye dair görüşlerini henüz kimse bilmiyor. Zeydi hükümeti, Amerikalıları ve İranlıları Irak'ın bir çekişme noktası değil, bir buluşma noktası olması gerektiğine ikna etme zorluğuyla karşı karşıya. Bu, öncelikle Irak'ın siyasi yapısını düzene koymayı ve ardından rekabet eden taraflar arasında kontrole değil, ortaklığa dayalı bir eksen olması için ekonomiyi canlandırmayı gerektiriyor. Ancak, devletin dış politikada karar alma yetkisini birden fazla kurumun, partinin ve liderin gasp ettiği bir ülkede yaşarken, bu nasıl başarılabilir?


Likud Partisi’nde sorulması yasak o soru gündeme geldi: Netanyahu'nun yerini kim alacak?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü Kudüs'te düzenlenen bir konferans sırasında (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü Kudüs'te düzenlenen bir konferans sırasında (Reuters)
TT

Likud Partisi’nde sorulması yasak o soru gündeme geldi: Netanyahu'nun yerini kim alacak?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü Kudüs'te düzenlenen bir konferans sırasında (Reuters)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, pazar günü Kudüs'te düzenlenen bir konferans sırasında (Reuters)

On yıllardır ilk kez, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun liderliğini yaptığı Likud Partisi içinde sağlık durumu, süregelen davalarla bağlantılı hukuki durumu ve son anketlerde düşen popülaritesine yönelik eleştirilerin yükseldiği bir ortamda onun ne zaman çekileceğine ilişkin gayri resmi tartışmalar başladı.

Netanyahu (77), İsrail tarihinin en uzun süre başbakanlık görevini üstlenen ismi. 1996'dan bu yana toplamda yaklaşık 10 yıllık kesinti dönemleriyle ülkeyi yöneten Netanyahu, bu aralarda çoğunlukla bakan ya da muhalefet sıralarında yer aldı.

İsrail merkezli haber sitesi Walla'ya göre "Netanyahu'nun yerini kim alacak?" sorusu geçtiğimiz yıla kadar destekçileri arasında neredeyse tabu niteliği taşıyordu. Hatta müstehcen ve yasak bir soruydu. Onun ayrılması ihtimalini düşünmek bile aralarında panik yaratıyordu. Bu soru henüz Likud Partisi toplantılarında resmi olarak gündeme gelmese de ardı ardına yaşanan gelişmeler son zamanlarda kapalı kapılar ardındaki tartışmalarda bu sorunun sorulmaya başlandığına işaret ediyor.

Netanyahu, önümüzdeki eylül-ekim aylarında yapılması planlanan parlamento seçimlerine yeniden aday olmayı ve hükümet kurabilecek bir çoğunluk ya da koalisyon elde etmek için yarışmayı planlıyor.

Emeklilik ivme kazanıyor

Walla'ya göre bakanlar, Knesset üyeleri, şube başkanları ve önde gelen aktivistler Netanyahu'nun siyasetten çekilmesi, kimin onun yerini alacağı ve bunun ne zaman gerçekleşeceği konularını aralarında tartışıyor.

İsrail’in önde gelen yorumcularından Barak Seri, Netanyahu'nun on yıllardır siyasi sisteme hükmetmesinin ardından emeklilik tartışmalarının ivme kazandığını belirtti.

Seri'ye göre gerekçeler birikmeye devam ediyor. Bunların başında Netanyahu'nun sağlık durumu geliyor. Kalp pili taşıyan, kanser tedavisi gören ve hastaneye sık sık başvuran Netanyahu'nun bu durumu, diğer her şeyden fazla onu zorlayan ve istikrarını sarsan mahkeme süreciyle birleşiyor. Son kamuoyu yoklamalarındaki gerileme de tabloya ekleniyor.

Seri, değerlendirmesinde, “Tüm siyasi sistemde şöyle bir inanç hâkim: Eğer kendi ve Likud Partisi’nin, özellikle de Netanyahu bloğunun popülaritesi artmazsa, bir sabah Netanyahu'nun suçunu kabul eden bir anlaşma imzalayarak siyasetten çekildiği haberini alabiliriz” tespitinde bulundu.

vfbgtynhjy
Netanyahu, kendisine yöneltilen yolsuzluk suçlamalarıyla ilgili ifade vermek üzere mahkeme karşısına çıkarken (Reuters)

İsrail'deki son kamuoyu yoklamaları, Likud Partisi’nin ve Netanyahu'nun birlikte gerilediğini ve bloğunun hükümet kuramayacağını ortaya koydu. Netanyahu ise mahkemede olduğu iki günde de savcılığa sert çıkarak “Bana tuzak kurdular ve düştüm” dedi.

Seri, şöyle yazdı:

“Netanyahu, şu an seçimlere gitmesinin kendisi açısından büyük risk taşıdığını biliyor. Eğer şimdi bir uzlaşma anlaşması talep ederse, özellikle siyasetten çekilmeyi de içermesi halinde, iyi bir anlaşma yapma şansı yüksek olabilir. Ancak seçimlere girip kaybederse yargı mercilerinin ona iyi bir anlaşma sunma güdüsü büyük ölçüde azalır. Çünkü o zaman yalnızca muhalefette bir Knesset üyesine dönüşür ve savcılık ile hükümetin hukuk danışmanı üzerinde herhangi bir baskı aracı kalmaz."

Likud Partisi’nde gerilim

Walla, Likud Partisi’nin gergin bir ortamda olduğunu aktardı. Parti mensupları Netanyahu'nun gerçekte nereye gittiğini bilmiyor. Zira ona bağımlılar ve siyasi kaderleri onun elinde. ‘Netanyahu istifa ederse Likud Partisi seçimlerde saf dışı kalabilir ve çoğu üye evine geri dönmek zorunda kalır, öte yandan seçimlere girerse parti içi ön seçim yapılır’ düşüncesi ise ikileme yol açıyor. Netanyahu, Knesset'te garantili sandalye kazanabilmeleri için Likud listesinde yalnızca 10 aday istiyor. Bu da mevcut Knesset üyeleri ve bakanların büyük bölümünün de evine döneceği anlamına geliyor. Ön seçim meselesi partide ciddi bir iç krize yol açıyor.

cdvfghy
2022 yılında Kudüs’teki bir pazarda Likud Partisi destekçilerinin düzenlediği seçim yürüyüşünden bir kare (AFP)

İsrail gazetesi Yediot Ahronot, ön seçim meselesinin partiyi sarstığını ve Netanyahu'nun bu konuda karar almaya hazırlanmak için istişareler yürüttüğünü yazdı. Netanyahu, Likud yetkilileriyle yaptığı görüşmelerde ‘ya adayları seçecek bir komite istiyorum (ön seçim olmaksızın) ya da ön seçim ama kendisinin belirleyeceği garantili sandalyeler şartıyla’ dediği aktarıldı.

Gazeteye göre Netanyahu'nun bu hafta konu hakkında karar alması bekleniyor. Netanyahu, yetkililere "Ya düzenleyici komite ya da garantili sandalyeler" dedi.

Likud Partisi içindeki değerlendirmeler, Netanyahu'nun hem listeyi tek başına oluşturmak hem de dahili seçimlere harcanacak milyonlarca şekeli parti kasasında tutmak amacıyla ön seçimleri iptal etme yönünde baskı uyguladığına işaret ediyor. Netanyahu kapalı kapılar ardındaki görüşmelerde ‘zorlama değil uzlaşıya dayalı bir karar alma sürecini’ hedeflediğini öne sürerek alınacak kararın Likud'un üst düzey yetkilileriyle iş birliği içinde şekilleneceğini vurguladı.

sfrgt
Likud Partisi lideri Binyamin Netanyahu, eşi Sara ile birlikte 2022 seçimleri sırasında Kudüs’teki seçim kampanyası merkezinde destekçilerine hitap ederken (AFP)

Gazete, bu meselenin Likud'u sarstığını yazdı. Partinin deneyimli hukuk danışmanı Avukat Avi Halevi, Netanyahu'nun onayını almaksızın ön seçim konusunda Likud'a hukuki temsil sağladığı gerekçesiyle Netanyahu'nun yönelttiği eleştirilerin ardından görevinden istifa etti. Partinin iç denetçisi Avukat Şay Galili ise Netanyahu'nun ön seçimleri iptal etme girişiminin yasadışı olduğunu belirten bir rapor yayımladı. Yediot Ahronot, “Bu süreçte parti içinde ön seçim yanlıları ve karşıtları arasında bir cephe oluşmakta; nüfuzlu ve etkili bir isim olarak bilinen Knesset üyesi David Bitan, Netanyahu aleyhine 'Likud mahkemesine' dilekçe sundu” diye yazdı.

Oyunun kuralları oyun sürerken değişmez

Bitan, Netanyahu'nun ön seçimleri iptal etme girişiminin anayasal bir ihlal olduğunu söyledi ve "Oyunun kuralları oyun sürerken değiştirilemez" dedi.

Bitan, Yediot Ahronot’a verdiği röportajda "Ön seçim olmaksızın Likud silinip gidecek" diye konuştu ve şu argümanı öne sürdü: Netanyahu'yu Likud liderliğine taşıyan ön seçimler olmasaydı, o da zaten Likud'a giremezdi” şeklinde konuştu.

fdvfdb
İsrail parlamentosu Knesset’te düzenlenen oturumdan bir kare (Knesset internet sitesi)

Netanyahu'nun Likud listesinde kişisel garantili sandalyeler elde etme seçeneği hakkında Bitan, “Garantili sandalyeler olmasında herhangi bir sorun yok, asıl soru bunların kaç tane olacağı ve hangi sıralarda yer alacağı” ifadelerini kullandı.

Netanyahu'nun tutumu henüz resmi olarak netlik kazanmasa da İsrail resmi kanalı KAN, dün ilerleyen saatlerde Netanyahu'nun ön seçimleri iptal etme planından vazgeçtiğini bildirdi. Buna göre Netanyahu, bu adımın listede kendisine 8 ile 10 arasında garantili sandalye sağlayacağını ümit ediyor. Ancak Bitan henüz bu talebi kabul etmedi.

Meselenin perşembe günü netlik kazanması bekleniyor. O gün Likud'un anayasa komisyonu, temmuz sonuna kadar yapılması planlanan önümüzdeki ön seçimleri görüşmek üzere toplanacak. Hükümet koalisyonu liderleri ise salı günü Knesset'in feshedilmesi tarihini görüşmek üzere bir araya gelecek. İsrail televizyonu Kanal 12, seçimlerin 20 Ekim 2026'da yapılmasının beklendiğini aktardı.


Washington, terör örgütü DEAŞ’a finansman sağladığından şüphelenilen ağlara yeni yaptırımlar uyguladı

ABD Hazine Bakanlığı’nın Washington’daki genel merkezindeki amblemi (Reuters)
ABD Hazine Bakanlığı’nın Washington’daki genel merkezindeki amblemi (Reuters)
TT

Washington, terör örgütü DEAŞ’a finansman sağladığından şüphelenilen ağlara yeni yaptırımlar uyguladı

ABD Hazine Bakanlığı’nın Washington’daki genel merkezindeki amblemi (Reuters)
ABD Hazine Bakanlığı’nın Washington’daki genel merkezindeki amblemi (Reuters)

ABD, dün terör örgütü DEAŞ’ın mali işlemlerini kolaylaştırdığı şüphesiyle üç kişiye ve altı şirkete yaptırım uyguladı.

ABD Hazine Bakanlığı, ‘bu adımın DEAŞ’ın bölgesel kolları arasında para transferi yapmasını sağlayan kilit aracıları hedef aldığını’ açıkladı.

Fransa'da ikamet eden Mevlud Abdurrahman, Suriye'de ikamet eden Abdulhakim Bukitiç ve Nijerya'da ikamet eden Muhtar Adamu Muhammed’e yaptırım uygulandı.

Hazine Bakanlığı, Bukitiç'in eski Hollanda vatandaşı olduğunu ve yaptırım kapsamına alınan ‘Bitcoin Exchange’ adlı şirketi yönettiğini de bildirdi.

Bakanlık, Bitcoin Exchange’in Norveç, Belçika, Hollanda, Güney Afrika ve ABD'deki IŞİD ortakları adına para transferi yaptığına dikkati çekti.

Dün açıklanan tedbirler, Bitcoin Exchange’in yanı sıra Türkiye merkezli ‘Spider’ ve ‘El-Kerem’ adlı iki finans hizmetleri şirketini de kapsadı.

ABD Hazine Bakanlığı, Fransız vatandaşı olduğu değerlendirilen Abdurrahman'ı ‘örgütün bağlı birimleriyle mali işlem yapmak ve DEAŞ sempatizanlarına patlayıcı yapımı konusunda eğitim vermekle’ suçladı.

Fransız haber ajansı AFP’nin aktardığına göre Batı Afrika cephesinde ise yaptırımlar Nijerya'daki Muhtar Adamu Muhammed'i ve onun yönettiği düşünülen üç döviz bürosunu hedef aldı.