Hamas’ın ‘köpek planı’ İsrail’in özel köpek birimini nasıl başarısızlığa uğrattı?

İsrail ile Hamas arasındaki ‘köpek savaşı’ alevleniyor

İsrail, Gazze’deki savaşında büyük ölçüde köpeklere güveniyor (AFP)
İsrail, Gazze’deki savaşında büyük ölçüde köpeklere güveniyor (AFP)
TT

Hamas’ın ‘köpek planı’ İsrail’in özel köpek birimini nasıl başarısızlığa uğrattı?

İsrail, Gazze’deki savaşında büyük ölçüde köpeklere güveniyor (AFP)
İsrail, Gazze’deki savaşında büyük ölçüde köpeklere güveniyor (AFP)

İsrail ordusu, Gazze’deki savaşında, patlayıcılar ve Hamas üyelerinin yerini tespit etmek ve aynı zamanda Filistinli sivilleri sindirmek için büyük ölçüde köpeklere güveniyor.

Ancak Hamas yakın zamanda, iki taraf arasında gizlice gerçekleşen ‘gölge savaşının’ bir parçası olarak, İsrail polis köpeklerine benzer bir silahla karşı koymayı başardı.

Şarku’l Avsat’ın Yedioth Ahronoth gazetesinden aktardığı habere göre Hamas hareketi, ordunun polis köpeklerinin patlayıcıları ve Filistinli unsurları tespit etme görevleri sırasında, sokaklara ‘oldukça büyük köpekler’ bırakarak dikkat dağıtmaya ve korkutmaya çalışıyor.

İsrail askerlerinin, eğitimli köpekleri kullanan ‘Oketz’ birliğinden askerler araştırma için gittikleri ev ve bahçelerde, ‘polis köpeklerini korkutmak için’ halatlarla ve uzun zincirlerle bağlanmış köpekler buldu, bu da araştırma görevinin yürütülmesini zorlaştırdı.

İsrail ordusu köpeklerini, diğer hayvanlar tarafından dikkatinin dağıtılmaması, gürültü ve silah seslerinden etkilenmemesi için eğitiyor.

Ancak bazı durumlarda, birimdeki köpekler bu konuda başarısız olabiliyor.

Habere göre, İsrail askerleri, Hamas’ın ‘bu karşı silahıyla’ ilgili özel brifingler aldı.

İsrail ordusunun polis köpeği birimi çatışmanın çok önemli bir unsuru.

Bu birime İbranice ‘ısırık’ anlamına gelen Oketz adı veriliyor.

Dünyanın en iyi eğitimli köpek birimlerinden biri olarak kabul edilen Oketz’de, terörle mücadele ve arama kurtarma gibi görevler için özel olarak eğitilmiş köpekler yer alıyor.

edvfe
İsrail ordusunun polis köpeği birimi çatışmalarda önemli bir unsur (Reuters)

İsrail’i vuran bir saldırı dalgasının ardından 1974 yılında Sirkin üssünde kurulan Oketz birimi, yalnızca 11 köpekle işe başladı.

Daha sonra Almanya, Hollanda ve Belçika’dan ithal edilen ve genellikle Alman Çoban ve Doberman ırklarından yüzlerce köpeği kapsayacak şekilde genişledi.

Birimin çalışmaları, Lübnan’ın güneyindeki bir operasyonun ardından 1988’de resmi olarak duyurulmadan önce, 70’li ve 80’li yıllarda gizlice başladı.

Köpekleri eğitmek üzere yetiştirilmiş eğitimli askerler tarafından denetlenen birimde, 17 ay sürebilecek eğitimin yapılabilmesi için birime alınacak köpeklerin 6 aylıktan büyük olmaması gerekiyor.

İsrail ordusu, birliğe katılmanın gönüllülük esasına dayalı olduğunu ve bu nedenle askerlerin katılmadan önce zorlu bir test ve eleme sürecinden geçtiğini belirtiyor.

Her köpek, belirli bir uzmanlık alanında (saldırı, arama kurtarma, silahların yerinin belirlenmesi, patlayıcıların tespiti vb.) eğitim alıyor.

Yedioth Ahronoth gazetesinde yer alan haberde şu ifadelere yer verildi;

“Köpek ile eğitmeni arasındaki ilişki çok kişiseldir. Birlikte çok zaman geçirirler. Askeri operasyonlar sırasında köpeklerle askerler arasındaki bağ çok önemlidir ve birimin özelliklerinin ayrılmaz bir parçasını oluşturur.”

Bu birim Lübnan, Gazze ve Batı Şeria’daki çeşitli operasyonlara katıldı ve bu operasyonlarda 150’den fazla köpeği kaybetti.

İsrail medyasına göre köpekler henüz yavruyken her biri 10 ile 15 bin dolar arasında değişen fiyatlarla satın alınıyor.

df df vd
İsrail askerleri Okitz birimine ait bir köpeği tutuyor (Reuters)

İsrail Ordu Sözcüsü Daniel Hagari aralık ayında yaptığı bir açıklamada, Oketz biriminden köpeklerin, Gazze tünellerindeki Hamas üyelerini ve patlayıcıları tespit etme operasyonlarına katıldığını söyledi.

Hagari, tuzakların kurulabileceği tüneller ve diğer alanlara ilk olarak bu köpeklerin girdiğini belirterek “Bu köpekler harika bir iş çıkarıyor” dedi.

Ancak Yedioth Ahronoth gazetesinin haberine göre İsrail Savunma Bakanlığı, ‘Hamas’ın dikkatleri dağıtma planı karşısında’ Oketz biriminden köpeklerin görevlerini yerine getirememesi üzerine, Gazze savaşında kullanmak üzere Avrupa’dan eğitilmiş köpekler satın almak üzere harekete geçti.

İsrail Savunma Bakanlığı Satın Alma Direktörü, Hollanda ve Almanya’dan çoğunluğu Malinois cinsi eğitimli köpeklerin temin edilmesine yönelik süreci başlattı. 

Yeni köpeklerin önümüzdeki aylarda gelmesi bekleniyor.

İsrail ordusu ayrıca, diğer ülkelerden de patlayıcı tespit ve kurtarma köpekleri tedarikçileri arıyor.

Bir veteriner ve baş eğitmenden oluşan İsrail heyeti, şu anda bu birim adına en iyi köpekleri seçmek için Avrupa’ya gitti.

Gazze savaşında, şu ana kadar Oketz birimine ait 17 köpek öldürüldü.

Bu birimden eğitimli köpekler, Gazze Şeridi’nde patlayıcıların olduğu en az 160 alan buldu ve onlarca Hamas üyesinin yakalanmasına yardımcı oldu.

İsrail ordusu, kasım ayında sosyal medyada yaptığı açıklamada, Hamas’a ait patlayıcı tuzakları ve silah depolarının tespit edilmesine yardımcı olan dört köpeğin öldürüldüğü bilgisini verdi.

New York Times gazetesinde yer alan bir haberde  Oketz biriminin yakın zamanda Filistinlileri korkutmak için uygunsuz kullanıldığını gösteren haberlerin ardından, birimin çok fazla tartışmaya yol açtığına dikkat çekildi.

Gazze’deki  habere göre Kemal Advan Hastanesi Çocuk Hastalıkları Bölümü Başkanı Husam Ebu Safiyye aralık sonunda düzenlediği basın toplantısında, İsrail ordusunun, hastanedeki sağlık personeli ve sivillerin üzerine köpekleri saldığını bildirdi.

Ebu Safiyye, aynı zamanda bu olayla ilgili uluslararası bir soruşturma yapılması çağrısında da bulundu.

rftbrtgf
Oketz birimi son zamanlarda pek çok tartışmaya yol açtı (Reuters)

Gazze’de savaşın başlamasından bir ay önce, Eylül ayında Haaretz gazetesinde yer alan bir haberde, İsrailli askerlerin Batı Şeria’da Filistinlilere ait bir evde arama yaparken, ev sakinlerini bu köpekleri kullanarak korkuttuğu vurgulandı.

Times of Israel’in haberinde ise İsrail’in savaşın başlamasından bu yana, en az bir papağan ve üç atın yanı sıra çok sayıda köpek ve kediyi Gazze’den Tel Aviv’e getirdiği ifade edildi.

Haberde, bu davranışın ‘uluslararası hukuk ve Cenevre Sözleşmesi tarafından yasaklanan organize yağma veya soygun eylemi’ olarak görüldüğünün altı çizildi.

İsrail Uluslararası Adalet Divanı’nda soykırım suçlamasıyla karşı karşıyayken İsrail karşıtı bazı aktivistler, Gazze’deki İsrail kuvvetlerinin ‘ahlak ve prensip eksikliği’ konusunda, evcil ve diğer hayvanların İsrail’e getirilmesi konusuna tamamlayıcı delil olarak bakıyor.

Suriye asıllı İngiliz gazeteci Richard Medhurst konuya ilişkin şu yorumu yaptı;

“İsrail askerleri yağma yapıyor. İnsanların evcil hayvanlarını, mücevherlerini çalıyor. Bunu yaparken kendi çektikleri videolarını bile yayınlıyorlar.”

Londra merkezli, Filistin yanlısı haber ajansı Middle East Monitor’ün Facebook hesabından geçtiğimiz ay yayınlanan bir videoda ise Gazze’nin kuzeyindeki İsrail askerlerinin, Filistinlilerin deve ve eşeklerini çaldığı görülüyor.

Kudüs İbrani Üniversitesi uluslararası hukuk uzmanı olan Tal Mimran’a göre uluslararası hukukun özellikle hayvanlar konusunu ele alan nispeten az hükmü var. 

Mimran konu hakkında, “Hayvanları kurtarmak için götürmek muhtemelen yasayı ihlal etmeyecektir, ancak hayvanı kaçıran kişinin malı haline getirilmesi durumunda yasayı ihlal edebilir” şeklinde değerlendirmede bulundu.

Hukuk uzmanı ayrıca, “Cenevre Sözleşmesi yağmayı yasaklıyor ama tanımlamıyor. Bir hayvanı almanın yağma teşkil edip etmediği birçok faktöre bağlı olacaktır. Hayvan başkasının mülkünden mi, yoksa sokaktan mı alındı? Onu alan kişinin eline mi geçti, yoksa kurtarılması için yetkililere mi teslim edildi? Dolayısıyla İsrail bu konuyla ilgili suçlamalardan rahatlıkla kurtulabilir” şeklinde konuştu.



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.