Eş-Şebab’ın Somali’deki saldırılarını yoğunlaştırmasının anlamı

En son Mogadişu’da herkes tarafından bilinen bir pazar hedef alındı.

Bir intihar bombacısı geçen ocak ayında, Mogadişu’nun Hamar Wen bölgesinde saldırı düzenledi. (EPA)
Bir intihar bombacısı geçen ocak ayında, Mogadişu’nun Hamar Wen bölgesinde saldırı düzenledi. (EPA)
TT

Eş-Şebab’ın Somali’deki saldırılarını yoğunlaştırmasının anlamı

Bir intihar bombacısı geçen ocak ayında, Mogadişu’nun Hamar Wen bölgesinde saldırı düzenledi. (EPA)
Bir intihar bombacısı geçen ocak ayında, Mogadişu’nun Hamar Wen bölgesinde saldırı düzenledi. (EPA)

Somali’nin başkenti Mogadişu’da geçtiğimiz salı günü, herkes tarafından bilinen meşhur bir pazar yerinde meydana gelen bombalı saldırı endişeye neden oldu. Saldırı, Afrika Boynuzu’nda artan bölgesel gerilimin ortasında, güvenlik ve ekonomik açıdan zorlu koşullarla karşı karşıya olan Somali’de yeni bir terör saldırısı dalgası korkusu uyandırdı.

En az 10 kişinin ölümüne yol açan saldırı, Afrika Birliği (AfB) Somali Geçiş Misyonu’nun (ATMIS), dört aylık bir gecikmenin ardından üç bin askerin de dahil olduğu geri çekilmenin ikinci aşamasının tamamlandığını duyurmasından birkaç gün sonra yaşandı. ATMIS’in Somali topraklarından bu yılın sonuna kadar tamamen çekilmesi bekleniyor.

Eş-Şebab Hareketi, hükümet güçlerinin verdiği karşılığa, ABD hava saldırılarına ve AfB kuvvetlerinin karadaki operasyonlarına rağmen, başkent de dahil olmak üzere güvenlik ve sivil hedeflere yönelik saldırılarını sürdürüyor.

Dün Somali Genelkurmay Başkanı İbrahim Şeyh Muhyiddin, Uganda’nın başkenti Kampala'da Uganda Devlet Başkanı Yoweri Museveni ile bir araya geldi. Toplantıda, Uganda’nın ATMIS’te çok sayıda gücü olmasından ötürü iki taraf, iki ülke arasındaki güvenlik ve terörle mücadele iş birliğini tartıştı.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre Eş-Şebab terör örgütünün operasyonları, güney ve orta Somali’de büyük çapta alanları etkilemesinin yanı sıra Uganda, Kenya ve Etiyopya dahil olmak üzere bölgedeki birçok ülkeyi de etkiledi. Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Eş-Şebab’a karşı ‘topyekün savaş başlatma’ sözü verse de hareket, sivilleri ve güvenlik güçlerini hedef alan saldırılar düzenlemeye devam ediyor.

Geçen yıl 27 Mayıs’tan 23 Haziran’a kadar olan dönemde, Silahlı Çatışma Yer ve Olay Verileri Projesi (ACLED), Somali’de terör hareketi tarafından gerçekleştirilen ve 700’den fazla ölümle sonuçlanan 200’den fazla saldırı ve şiddet vakası kaydetti.

Şiddetin büyük kısmı başkent Mogadişu’yu çevreleyen Aşağı Şabel bölgesinde meydana geldi. Eş-Şebab Hareketi, hükümet güçlerinin hareketin birkaç yıldır kontrol ettiği köy ve kasabalardaki geniş arazileri kurtarmadaki başarısına rağmen, ATMIS güçlerini hedef alan birçok saldırı başlattı.

Somali Enformasyon Bakanlığı, hükümet güçlerinin, Eş-Şebab Hareketi’nin kontrolü altındaki toprakların üçte birinden fazlasını geri almayı başardığını bildirdi. Somali hükümeti ayrıca saldırıların ilk aşamasında 3 bin ‘radikalin’ öldürüldüğünü, 3 bin 700’den fazlasının da yaralandığını bildirdi.

fv
Eş-Şebab unsurları. (Arşiv-Reuters)

Söz konusu saldırılara rağmen hareket halen hükümet kurumlarına veya ticari ve askeri hedeflere büyük saldırılar düzenleme gücüne sahip. Mogadişu ve çevresinde Kasım ve Aralık 2023’te bir düzineden fazla bombalama olayı meydana geldi.

Kahire Üniversitesi Lisansüstü Afrika Araştırmaları Programı’nda siyaset bilimi alanında yardımcı doçentlik yapan Dr. Ahmed Emel, Somali’deki Eş-Şebab’ın ‘klasik radikal bir örgüt’ olarak görülemeyeceğine dikkat çekti. Örgütün yıllar içinde Somali toplumundaki köklerini ve nüfuzunu genişletmesini sağlayacak derin ekonomik ve sosyal temeller oluşturmayı başardığını ve bunu yaparken devletin 1990’lardan bu yana dağınık durumda olmasından istifade ettiğini belirtti. Emel, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un iktidara gelmesinden bu yana Somali hükümetinin net bir stratejisi olmasına rağmen, Eş-Şebab Hareketi üyelerine yönelik saldırıların bitirici ve kararlı olduğunu söylemenin zor olduğunu, zira çatışmanın genişlediğini ve Somali’ye bölgesel ve uluslararası düzeyde destek verilmesi gerektiğini vurguladı. Son yıllarda yapılan iyileştirmelere rağmen, devletin veya güçlerinin ve güvenlik hizmetlerinin mevcut yeteneklerinin, terörist ve radikal örgütlerin yayılma tehdidiyle mücadele etmek için hala yetersiz olduğunu kaydetti.

Eş-Şebab dünyanın en zengin silahlı örgütlerinden biri sayılıyor. Gözlemcilere göre, gasp yoluyla, yasa dışı ticaretle ve ele geçirdiği bölgelerdeki yol ve limanların kontrol noktalarında mallardan haraç alarak yılda 100 ila 150 milyon dolar arasında kazanç elde ediyor. Hareket, ticari faaliyetlerin tarıma dayalı olduğu ülkenin merkezi ve güneyindeki geniş alanları kontrol ediyor.

Afrika Boynuzu’ndaki çalkantılı bölgesel ortamın Somali’deki durumu etkilediğini ifade eden Emel, ATMIS’in Somali’den yıl sonuna kadar çekilecek olmasının, radikal örgütleri eylemlerini yoğunlaştırmaya teşvik ettiğini belirtti. Ayrıca, Addis Ababa ile Somaliland bölgesi arasındaki anlaşmayla bağlantılı olarak Somali ile Etiyopya arasındaki ilişkilerde yaşanan mevcut karışıklığın da iki taraf arasındaki güvenlik ve istihbarat iş birliğini bozabildiğini ve bunun terörle mücadele çabalarına yansıdığını kaydetti. Emel, Husilerin Babu’l Mendep Boğazı’nda bazı gemilere yönelik gerçekleştirdiği operasyonlara işaret ederek Somali’de yaşananlar ile Kızıldeniz’in karşı yakasında yaşananların bağlantılı olduğuna dikkat çekti. Somali’deki Eş-Şebab’ın faaliyetlerini Yemen’deki Husi grubuna ve hatta bölgedeki bazı İran faaliyetlerine bağlayan birçok uluslararası ve ABD raporunun olduğunu vurguladı.

sdvre
Somali’nin Puntland eyaletindeki Garove’deki polis güçleri. (DPA)

Emel, Somali devletinin güvenlik işlevlerini yüksek verimlilikle yerine getirebilmesi için imkanlarını yeniden oluşturması gerektiğini söyledi. Bunun için ‘büyük bölgesel desteğin yanı sıra Somali’nin iç sorunlarını ve son zamanlarda bölgede gerilimlerin kaynağına dönüşen Etiyopya başta olmak üzere bölgesel sorunlarını tamamen ve kapsamlı bir şekilde çözmeye’ ihtiyacı olduğunu vurguladı.

Dİğer yandan Ulusal Ortadoğu Araştırmaları Merkezi’nden araştırmacı Ziyad Zekeriya, merkezin internet sitesinde yer alan bir analizinde, Eş-Şebab Hareketi’nin son dönemde gerçekleştirdiği operasyonların ‘propaganda hedeflerinden’ başka bir şey olmadığını ifade etti. Hareketin, ardı ardına aldığı darbeler sonucunda verdiği kayıpların büyüklüğünü fark etmeye başlamasıyla, Somali hükümet güçlerinin gerçekleştirdiği operasyonlar karşısında ‘direndiğini’ ve başta hareketin kontrolündeki ve iç bölgelerdeki alanlar olmak üzere hükümetin kontrolündeki ve başkentteki alanlarda nitelikli eylemler gerçekleştirme gücünü göstermeyi amaçladığına dikkat çekti.



İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.