Kızıldeniz krizi uluslararası ticarette Çin’i öne çıkarttı

Kuşak ve Yol Girişimi, kötü niyetli bir komplo değil, belirsizlik zamanında her ülkenin ihtiyaç duyduğu şeye dair bir plandı

Shutterstock
Shutterstock
TT

Kızıldeniz krizi uluslararası ticarette Çin’i öne çıkarttı

Shutterstock
Shutterstock

Parag Khanna

Son iki ayda Husilerin Kızıldeniz’i Umman Denizi’ne bağlayan stratejik Babu’l Mendeb Boğazı’ndaki saldırılarının ani bir şekilde artması üzerine dünyanın en büyük taşımacılık şirketleri, Süveyş Kanalı’ndan geçişi birkaç haftalığına durdurdu. Bu şirketler, ABD’nin ve Birleşik Krallık’ın Yemen’e saldırılar düzenlemelerinden ve durumun daha da kötüleşmesinden sonra da gemilerinin rotalarını değiştirdi.

Akdeniz’deki veya Umman Denizi’ndeki gemiler yavaşlayıp seçeneklerini değerlendirirken, diğer gemiler Boğaz’ı tamamen atlıyor.

Aralık ayının ortasında Arabistan Yarımadası’ndan Akdeniz’e bir ‘kara köprüsü’ inşa edileceği duyuruldu. Bu köprü, malların Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) Cebel Ali Limanı ya da Bahreyn’deki bir liman gibi Basra Körfezi limanlarında boşaltılmasına ve bu topraklardan kamyonlar yoluyla İsrail’in Hayfa limanına geçmesine imkân tanıyor.

Evet, okuduklarınız doğru. Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e karşı gerçekleştirdiği korkunç saldırı, İbrahim Anlaşmaları’nı başarısızlığa uğratmakla kalmadı, aynı zamanda denizdeki sıkıntılarla başa çıkmak için İsrail’le altyapı iş birliğini de hızlandırdı. Bu arada Suudi Arabistan, çatışmanın sona ermesi için iki devletli çözüme dayalı (ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre 1967 sınırlarında) bir Filistin devletinin tanınmasına da güçlü bir destek veriyor.

Söz konusu köprü, genelde Mısır’a akan geçiş vergilerini toplama imkânı sağlıyor. Kara taşımacılığını tercih edenler için daha da güzel olan şey ise Körfez-İsrail koridorunun, Kızıldeniz yolunu geçmek için suda gerekli süreyi on gün kısaltmasıdır.

Küresel ekonominin en büyük bölgelerini (Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya), Kızıldeniz’deki Husi terörü yüzünden zayıf deniz geçitlerine mahkûm etmenin anlamı yok

Bunu fark etmiş tek ülke olan Çin, senelerdir buna göre hareket ediyor. Çin’in, öne çıkan Kuşak ve Yol Girişimi’nin onuncu yıldönümünü kutlamak üzere 130’dan fazla ülkenin liderlerini ve temsilcilerini geçtiğimiz ekim ayında Pekin’de bir araya getirmesi, on yıl önce olduğu gibi şimdi de çok sayıda Batılı lideri rahatsız etti. Bu girişim, küresel ticaret ağlarının merkezine Çin’i yerleştirerek, Batı liderliğindeki uluslararası düzeni baltalamayı hedefleyen gizli bir plan olarak görülüyor.

Bununla birlikte pratik açıdan Kuşak ve Yol Girişimi, tüm ülkelerin kendi ulusal çıkarları için yapmaları gereken şeyi temsil ediyor: Gerek beklenmedik sıkıntılara karşı korunmanın gerekse de iletişim ve nüfuz becerisini artırmanın bir yolu olarak, arzın talebi karşılaması için olabildiğince çok güzergâh inşa etmek.

Böyle bir önleme duyulan ihtiyaç, 2021 yılında tamamen netleşti. Bu yılda dev konteynır gemisi Ever Given, Süveyş Kanalı’nda karaya oturmuş ve dünyanın Kovid-19 salgını ortasında ticareti canlandırmaya çalıştığı bir zamanda Avrupa ile Asya arasındaki ticareti neredeyse felce uğratmıştı. Sıkışan gemilerin çoğu, iki hafta içerisinde geçse de bu, siparişleri gerektiğinde teslim eden ve bu yüzden imalatçılarla tüccarların sorunsuz ticaret varsayımına dayalı olarak düşük düzeyde parça ve mal stoğu yaptıkları küresel tedarik zincirleri için zorlu bir deneyim oldu. Bu deneyim aynı zamanda geç kalan sevkiyatlar için haftalık sigorta ücretlerinde de büyük bir artışa yol açtı.

Deniz geçişi noktalarındaki zayıflık ister Kızıldeniz’deki Husi terörü veya Rusya’nın Karadeniz’deki tahıl ablukası ister Panama Kanalı’ndaki kuraklık isterse Çin Denizi’nde Malakka Boğazı yakınlarında muhtemel bir çatışma nedeniyle meydana gelmiş olsun fark etmez, küresel ekonominin en önemli bölgelerini (Kuzey Amerika, Avrupa ve Asya), zaman zaman yaşanan ve kontrol edilemeyen böylesi olaylara mahkûm etmenin bir anlamı yok.

Reuters
Reuters

Hiç kuşkusuz gemiler, Afrika’daki Ümit Burnu’nu çevreleyen Süveyş Kanalı öncesinde bir yol seçip, normalde 20-30 gün süren sevkiyat süresine 10 ila 14 gün ekleyebilirler. Ama (en büyük iki ticari ortak) Çin ve Avrupa, bunun yerine daha akıllıca bir yol izledi: Trans-Avrasya demiryoluyla mal taşımacılığı iki katına çıkarak, 2021 yılı başlarında aylık bin yük trenine ulaştı. Bu sayede daha fazla güvenilirlik ve dakiklik de sağlandı.

Trans-Avrasya otoyolları ile karayollarının ve Hint Okyanusu ile Arktik Okyanusu boyunca limanların artması; küresel ekonominin sağlıklı işleyişine temel oluşturan küresel emtia ticareti ve taşımacılık için alternatif yollar geliştirmek ve esneklik sağlamak açısından hayati öneme sahip. Bu tür yatırımlar; korumacılıktan, jeopolitikten ve iklim değişikliğinden kaynaklanan enflasyon darbelerine karşı etkili önleyici uygulamalardır.

Kuşak ve Yol Girişimi’nin bir dönüşüm gerçekleştirmediğini söylemek zor. Nitekim 2013 yılından bu yana bu girişimin üyelerine inşaat projeleri ve finansal olmayan yatırımlar bağlamında yaklaşık bin milyar dolar sermaye aktı.  

Güçlü altyapı; yoğun nüfusa sahip gelişmekte olan ülkelerin yerel talepleri karşılaması, ekonomik çarpan etkileri elde etmesi ve küresel ekonomiyle bağlantı kurma becerisi edinmesi için şarttır. Macaristan ve Sırbistan gibi ikincil öneme sahip Avrupa ülkeleri, Kuşak ve Yol Girişimi’nden fayda sağladı. Ancak bu, Zambiya ve Sri Lanka gibi diğer ülkelerde olduğu gibi aşırı borçlanma ve Çin’e bazı siyasi çıkarlar sağlama pahasına gerçekleşti.

Batı Avrupa’da ise İtalya, 2019’da katıldığı bu girişimden 2023 yılı sonlarında geri çekildi. Bu, Avrupa’nın, büyük ikili ticarette Çin pazarına yeterli düzeyde karşılıklı erişim elde edememesinden duyduğu memnuniyetsizliğin bir göstergesi.

Afro-Avrasya bir kez daha küresel demografinin, ekonominin ve jeopolitiğin merkezi haline geldi. Bu Hint-Pasifik sistemindeki tüm ülkeler, küreselleşmeyi azaltmak değil, güçlendirmek istiyor

Bu arada geçtiğimiz eylül ayında Yeni Delhi’de düzenlenen son G20 zirvesinde ABD; Hindistan, Ortadoğu ve Avrupa arasında Kuşak ve Yol Girişimi’ne rakip olarak önerilen, ancak daha ziyade onun yerel bir koluna benzeyen 20 milyar dolarlık multimodal bir ekonomik koridordan duyduğu memnuniyeti dile getirdi.

Zira Hindistan Başbakanı Narendra Modi de İran üzerinden Rusya’ya bir ticaret koridoru açılmasını teşvik ediyor ki bu, Washington’ın duymaktan hoşlanmadığı bir şey. Aynı şekilde Suudi Arabistan’ın ve BAE’nin ABD, Avrupa, Rusya, Çin, Hindistan ve Japonya ile aynı anda yakınlaşmasından da anlaşıldığı üzere kendine güvenen Arap Körfezi ülkeleri, Yeni Soğuk Savaş denen dönemde herhangi bir taraf tutmuyor ve Avrupa, Afrika ve Asya arasında bir coğrafi kesişim noktasında yer almaları bakımından rollerini güçlendirmek için ustaca bir yaklaşımla çok yönlülük tavrı benimsiyorlar.

Bu coğrafi bölgelerin toplamından Afro-Avrasya terimi ortaya çıkıyor. Bu, bilim adamlarının sömürgecilik öncesi medeniyet ve ticaret eksenlerine işaret etmek için kullandıkları bir terim. Aslında bu bölge, ‘Yeni Dünya’nın sözde keşfinden önce bilinen dünyayı oluşturuyor.

Foto: 27 Ağustos 2023’te in Sahil Güvenliği, Pasifik Okyanusu’nun kuzeyinde devriye gezerken (AP)
 27 Ağustos 2023’te in Sahil Güvenliği, Pasifik Okyanusu’nun kuzeyinde devriye gezerken (AP)

Bugün Afro-Avrasya bir kez daha küresel demografinin, ekonominin ve jeopolitiğin merkezi haline geldi. Bu Hint-Pasifik sistemindeki tüm ülkeler, küreselleşmenin azalmasını değil, artmasını istiyorlar. En bağlantılı güçler; ticaret yapan ülkeleri başkalarının coğrafyaları yerine kendi coğrafyalarını kullanır hale getirmekle kazanç sağlayanlardır.

Bu ülkeler, bölünmüş bir dünyadan değil, birbirine daha fazla bağlanan ve çok sınıflı bir dünyadan fayda sağlıyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da başkalarından geri kalmak istemediği için aynı G20 zirvesinde Irak’ın güneyindeki Basra limanından Türkiye’ye, oradan da Avrupa’ya uzanan başka bir ticaret koridoru önerdi.

Avrupa Birliği (AB) ülkeleri, Çin’in Hint-Pasifik Okyanusu bölgesindeki stratejik nüfuzuna karşı koymak ve pazarlarını Çin’in güneş paneli ve elektrikli ürünlerine maruz kalmaktan korumak için ABD’nin yanında yer aldı. Ancak Avrupalı liderlerin Hindistan’a, Vietnam’a, Endonezya’ya ve Singapur’a defalarca yaptığı ziyaretlerden de anlaşılacağı üzere Avrupa; Arap ve Asya ekonomilerine yönelik ihracatını artırma konusunda halen istekli.

2016 yılında Çinli COSCO şirketinin Yunanistan’ın Pire limanındaki çoğunluk hissesini elde etmesi üzerine bir gürültü kopmuştu. Ancak bu liman Hindistan, Ortadoğu ve Avrupa arasındaki multimodal koridor için öngörülen sonun ta kendisidir.   

Taşımacılığın Süveyş Kanalı’ndan Avrasya demiryollarına, hatta Kuzey Kutbu’ndaki en hızlı deniz yoluna kendiliğinden geçiş yapabilme yeteneği, küresel ekonominin darbeler karşısında daha esnek olabilmesinin yoludur

Batılı diplomatlar ve analistler, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ni artık hafife almıyorlar. Ancak bu girişimin arkasındaki bağlamı da henüz tam olarak anlamış değiller.

Bu girişim başlangıçta saldırgan olmaktan ziyade, savunmacı bir biçim aldı. Çin, dünyanın fabrikası haline gelmişti ve bu fabrika, büyüyen endüstriyel tabanını beslemek için büyük miktarda enerji ve ithal hammadde ithalatına ihtiyaç duyuyordu. Ancak bugün küresel tedarik zincirlerini sıkıntıya sokan aynı dar noktalara maruz kalmaya da devam ediyordu. Aynı zamanda da çelik ve diğer ürünlerdeki devasa üretim fazlasını alabilecek pazarlar arayışındaydı.  

AFP
AFP

Çin; savunma harcamalarını artırdıkça, silah ihraç ettikçe ve hem haydut rejimlerle hem de ABD’nin müttefikleriyle stratejik ilişkiler kurdukça Kuşak ve Yol Girişimi’ne Çin’in büyük stratejisinin önemli bir unsuru ve dünyaya yollar ve binalar sağlamayı hedefleyen kötü niyetli bir komplo olarak bakılır oldu. Ancak jeopolitik, doğrusal değildir. Çin hem Hindistan sınırı boyunca Himalayalar’a ve Güney Çin Denizi’ne yönelik düşmanca müdahaleleriyle hem de bazı eleştirmenlerin ‘borç tuzağı diplomasisi’ olarak adlandırdığı yıpratıcı mali şartlarla şüpheleri hızla üzerine çekti.

Bunun üzerine Batılı güçler ile müttefikleri, karşı önlemler almaya başladı. Örneğin askerî alanda Avustralya’yı, Hindistan’ı, Japonya’yı ve ABD’yi içine alan Dörtlü İttifak; Hint-Pasifik bölgesinde deniz iş birliğini güçlendirdi, Güney Çin Denizi’ne kıyısı olan Vietnam gibi ülkelere silah satışları artırıldı ve Çin’in toprak ıslahını bahane ederek yaptığı gibi, Filipinler de adaların güçlendirilmesi konusunda desteklendi.

Altyapı ve ticaret alanlarındaki Stratejik Rekabet Yasası, ABD’deki Çip ve Bilim Yasası, ABD Uluslararası Kalkınma Finansmanı Kurumu, AB’nin Küresel Geçit Projesi, Japonya ve Hindistan Bağlantı Koridorları, Çok Taraflı Tedarik Zinciri Esnekliği Girişimi ve G7 Daha İyi Bir Dünya İnşa Etme Girişimi… Tüm bunlar, ülkeleri Çinli borç verenler yerine çok taraflı borç verenlerden kolaylaştırılmış faizlerle borç almaya ikna etmek ya da 5G ağları veya internet kabloları kurmak için (Huawei gibi) Çinli şirketler yerine (İsveçli Ericsson gibi) Batılı şirketlerle sözleşme yapmaya ikna etmek için tasarlanan birçok programın sadece görünen yüzleri…

Batı, sadece konuşmak yerine para harcaması da gerektiğinin farkına vardı. Altyapı alanındaki yarış, güçlü bir şekilde ilerliyor. Batılı güçlerin onlarca yıldır ihmal ettiği altyapı sorununu dünyanı gündemine taşıdığı için üstünlük Çin’de. Ancak hayati altyapı alanına küresel yatırımlar arttıkça her yolun Çin’e çıkma ihtimali azalır. Batı, büyük oyunun bu son turunda geride kalmış olabilir, ama rekabet sahasında fırsat eşitliği sağlama konusunda başarı elde etmeye başladı.

Çin liderliğindeki girişimler ile Batı liderliğindeki bu girişimler sıfır toplamlı olarak kabul ediliyor, yani bir tarafın kazandığını diğer taraf kaybediyor. Ancak limanlar ve elektrik ağları gibi altyapılar, çoğu durumda gözden çıkarılamaz ve rekabete konu değildir, yani her ticari kullanıcıya açıktır ve onlara eşit hizmet sunar. İster bir boru hattı ister elektrik ağı ister internet kablosu olsun, her iş birliği projesi dünyayı birbirine bağlı bir tedarik zinciri sistemine dönüştürme yönünde çok daha büyük bir projeyi istemeden de olsa güçlendirir.

Halihazırda çalkantılı olan dünyamızda gerekli olanı yapmaktan daha önemli bir gerçek yok. Arzın talebi karşılaması için yolları artırmak, enflasyonun darbelerini savuşturmaya yardımcı olur. Daha fazla ülkede daha fazla gıda yetiştirmemiz, daha fazla yarı iletken üretmemiz, daha fazla nadir toprak minerallerini işlememiz ve bunların dünya çapındaki hareketine yönelik olası tehlikelerin gerçekleşmemesini sağlamamız gerekir.

Taşımacılığın Süveyş Kanalı’ndan Avrasya demiryollarına, hatta Kuzey Kutbu’ndaki en hızlı deniz yollarına kendiliğinden yönelme yeteneği, küresel ekonominin darbeler karşısında daha esnek olabilmesinin ya da Nassim Nicholas Taleb’in tabiriyle ‘antikırılgan’ hale gelebilmesinin yoludur. Sadece bu temel üzerinde hiper bağlantılı altyapıya sahip bir dünya, arzu edilir ve mevcut sistemimizden üstün olur. Ayrıca bu, iklim değişikliği hızlanırken medeniyetin ayakta kalması için de gereklidir.

Güneyden ve Güneydoğu Asya’dan Avrupa’ya ve Orta Asya’ya göç gibi, daha önce benzeri görülmemiş ölçekte yeni göç eğilimlerine tanık oluyoruz

İklim baskısı bu yüzyılda bir milyar veya daha fazla insanın göçünü teşvik edebilir. Nitekim insanlar sahil bölgelerinden iç bölgelere, alçak noktalardan daha yüksek noktalara, daha sıcak yerlerden daha serin yerlere taşınıyor. Halihazırda Güneyden ve Güney Doğu Asya’dan Avrupa’ya ve Orta Asya’ya göç gibi, daha önce benzeri görülmemiş ölçekte yeni göç eğilimlerine tanık oluyoruz. İnsanların büyük çoğunluğu, Avrasya topraklarında yaşıyor. Bu yüzden insanların Doğu Avrupa ile Orta Asya’da iklim değişikliğine karşı daha dirençli coğrafi bölgelere doğru kaçınılmaz hareketini öngörmek ve konut, ulaşım, sağlık hizmetleri ve diğer tesisler gibi gerekli kentsel altyapıyı kurmak önemli.

Halihazırda çok sayıda eski petrol boru hattı altyapımız ve tuzdan arındırma tesisleri, güneş enerjisi çiftlikleri, enerji yeterliliğine sahip uygun fiyatlı konutlar ve hidroponik/topraksız tarım merkezleri çok az yeni altyapımız var. Bu yatırımlar, küresel ekonomiyi yönlendiren büyük küresel geri dönüşüm sürecinin bir parçasıdır: Altyapı; iş fırsatı sağlayıp üretimi artırır, tüketimde ve ticarette büyümeyi teşvik eder, yetenekleri ve sermaye akışını cezbeder.

Modern uygarlığı ifade eden kentsel yerleşimlerin kurulması ve birbirine bağlanması, insanlığın son on bin yıldaki öyküsüdür. Her ne kadar Roma yollarından İngiliz demiryollarına ve Amerikan üslerine kadarki birikmiş altyapı katmanlarımız, altyapıyı kontrol edenlerin değiştiğinin kalıcı bir kanıtı olsa da bu, uzun vadede sıfır toplamlı bir oyun değildir.

Altyapının kaderine ilişkin sorunun cevabı, altyapıyı destekleyen küreselleşmeye ilişkin sorunun cevabıyla aynı: Daha fazlası.

Foreign Policy dergisi yazarı Khalla’nın makalesi Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir



WHO: Ebola, ‘küresel salgın acil durumu’ düzeyine ulaşmadı

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda Ebola virüsüne yakalandığından şüphelenilen bir çocukla birlikte yürüyen sağlık görevlileri, 9 Eylül 2018. (AP)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda Ebola virüsüne yakalandığından şüphelenilen bir çocukla birlikte yürüyen sağlık görevlileri, 9 Eylül 2018. (AP)
TT

WHO: Ebola, ‘küresel salgın acil durumu’ düzeyine ulaşmadı

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda Ebola virüsüne yakalandığından şüphelenilen bir çocukla birlikte yürüyen sağlık görevlileri, 9 Eylül 2018. (AP)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nin doğusunda Ebola virüsüne yakalandığından şüphelenilen bir çocukla birlikte yürüyen sağlık görevlileri, 9 Eylül 2018. (AP)

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde yayılan Ebola virüsüne ilişkin riskin ulusal ve bölgesel düzeyde yüksek, küresel düzeyde ise düşük olduğunu açıkladı. Örgüt, mevcut durumun ‘küresel salgın acil durumu’ seviyesine ulaşmadığını bildirdi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, WHO Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Cenevre’de düzenlediği basın toplantısında, “WHO, salgın riskini ulusal ve bölgesel düzeyde yüksek, küresel düzeyde ise düşük olarak değerlendiriyor” dedi.

WHO Acil Durum Komitesi Başkanı Lucille Blumberg ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki Ebola salgınının pandemi ilanı için gerekli eşiği karşılamadığını belirtti.

Güney Afrika’dan açıklama yapan Blumberg, “Uluslararası düzeyde endişe yaratan halk sağlığı acil durumu ilanına ilişkin mevcut koşullar ve kriterler değerlendirildiğinde, mevcut durumun küresel salgın ilanı kriterlerini karşılamadığı konusunda hemfikiriz” ifadesini kullandı.

Öte yandan Almanya Sağlık Bakanlığı, virüse yakalanan bir ABD vatandaşının tedavi amacıyla Berlin’deki Charite Hastanesi’ne nakledildiğini duyurdu.

Hastanın, Ebola vakalarının hızla yayıldığı Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde enfekte olduktan sonra üniversite hastanesindeki özel izolasyon ünitesine alındığı bildirildi.

Almanya Sağlık Bakanı Nina Warken, Alman haber ajansı DPA’ya yaptığı açıklamada, ortak ülkelere yardım etmenin Alman hükümeti açısından doğal bir sorumluluk olduğunu belirterek, Almanya’nın yüksek derecede bulaşıcı hastalıklara yakalanan hastalar da dahil olmak üzere güçlü bir sağlık bakım ağına sahip olduğunu söyledi.

Warken, “Hasta mümkün olan en iyi bakımı alacak ve en üst düzey güvenlik önlemlerini uygulayacağız” ifadesini kullanırken, ABD’nin Almanya’dan yardım talep etmesinin nedeninin de bu olduğunu kaydetti.

Warken ayrıca, hastanın nakli ile Charite Hastanesi’ndeki tıbbi bakım ve hemşirelik sürecine katılan tüm ekiplere teşekkür ederek, “Hastaya acil şifalar diliyorum” dedi.

Almanya Sağlık Bakanlığı, ABD makamlarının, uçuş süresinin daha kısa olması nedeniyle Almanya’dan destek istediğini açıkladı. Hastanın, yüksek derecede bulaşıcı hastalıklara yönelik özel donanımlı bir uçakla Uganda’dan Berlin’e nakledildiği bildirildi.

Ardından hasta, özel olarak donatılmış bir araçla Charite Hastanesi’ne sevk edildi. Nakil konvoyuna çok sayıda polis aracı ve motosikletinin yanı sıra itfaiye ve ambulans ekiplerinin eşlik ettiği belirtildi. Özel aracın hastaneye yerel saatle 03.00’ten kısa süre önce ulaştığı kaydedildi.

FVFRVB
Sağlık görevlileri, Ebola virüsüne yakalandığı teyit edilen bir hastayı hastaneye naklediyor. (Arşiv – AFP)

Charite Hastanesi’ndeki özel izolasyon ünitesinin, son derece tehlikeli ve hızla yayılan bulaşıcı hastalıkların tedavisine yönelik özel altyapıya sahip olduğu belirtildi.

Ünitenin tamamen kapalı, korumalı ve hastanenin rutin işleyişinden ayrı şekilde faaliyet gösterdiği, böylece diğer hastalarla herhangi bir temas riskinin önüne geçildiği ifade edildi.

Cezayir’de ise Sağlık Bakanlığı, sınır kapıları ve havaalanlarında gözetim ve erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi talimatı verdi. Bakanlık, sağlık denetimlerinin artırılması, koruyucu ekipmanların sağlanması ve şüpheli vakalara hızlı müdahale edilmesini içeren sıkı önlemlerin uygulanmasını istedi.

Bakanlığın iki gün önce 22 vilayetteki sağlık birimlerine ve sınır sağlık kontrol merkezlerinin yöneticilerine gönderdiği notta, uluslararası hareketlilik nedeniyle bulaş riskine karşı giriş noktalarındaki teyakkuz seviyesinin yükseltilmesi gerektiği vurgulandı.

Söz konusu notta, mevcut salgının Ebola virüsünün Bundibugyo varyantından kaynaklandığı ve bu türe karşı şu ana kadar onaylanmış bir aşı veya özel tedavi bulunmadığı belirtildi. Bu nedenle önleme ve izleme tedbirlerinin sıkılaştırılması gerektiği ifade edilirken, salgının Orta ve Batı Afrika’nın bazı bölgelerinde, özellikle Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda ve komşu ülkelerde yayılmayı sürdürdüğü kaydedildi.

Bakanlık ayrıca, şüpheli vakaların erken tespit edilmesi ve hızla izole edilmesinin yanı sıra, uluslararası sağlık düzenlemeleri çerçevesindeki yükümlülüklere uyularak salgının ülkeye taşınması riskini azaltmak amacıyla farklı sektörler arasında koordinasyon sağlanmasını tavsiye etti.

Açıklamada, sınır sağlık kontrol merkezlerindeki tıbbi ve yardımcı sağlık ekiplerinin güçlendirilmesi, kişisel koruyucu ekipmanlar, dezenfeksiyon malzemeleri ve ateş ölçüm cihazlarının temin edilmesi çağrısında bulunuldu. Bunun yanında, 24 saat hizmet verecek donanımlı ambulansların tahsis edilmesi ve havaalanlarında termal kameraların devreye alınması istendi.

FDRJYBH
Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Uganda arasındaki bir sınır noktasında asılı bir Ebola uyarı afişi (AFP)

Cezayir Sağlık Bakanlığı, sınır sağlık kontrol merkezlerinin sorumlularından, sınır polisiyle koordinasyon halinde Ebola’dan etkilenen Afrika ülkelerinden gelen yolcuların tespit edilmesini istedi. Bakanlık ayrıca, şüpheli vakalara derhal müdahale edilmesi, hastaların izole edilmesi ve cerrahi maske takmalarının sağlanması talimatını verdi. Açıklamada, tek kullanımlık cihazlarla ateş ölçümü dışında doğrudan temasın en aza indirilmesi, hijyen ve korunma kurallarına sıkı şekilde uyulması ve müdahalede görev alacak personel sayısının minimum düzeyde tutulması gerektiği belirtildi.

Şüpheli vakaların ise tam donanımlı tıbbi ambulanslarla referans hastanelerine sevk edilmesi gerektiği kaydedildi. Bakanlık, nakil sırasında koruyucu önlemlere eksiksiz uyulmasının yanı sıra, hastanın varış saatine ilişkin referans hastanenin önceden bilgilendirilmesini zorunlu tuttu.


Vance: Polonya'ya ABD askerinin konuşlandırılması iptal edilmedi, ertelendi

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, basın mensuplarına açıklama yapıyor (AP)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, basın mensuplarına açıklama yapıyor (AP)
TT

Vance: Polonya'ya ABD askerinin konuşlandırılması iptal edilmedi, ertelendi

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, basın mensuplarına açıklama yapıyor (AP)
ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance, basın mensuplarına açıklama yapıyor (AP)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance dün yaptığı açıklamada, Polonya'ya 4 bin asker konuşlandırılması kararının iptal edilmediğini, ertelendiğini söyledi. Vance, bununla birlikte Avrupa'nın artık kendi ayakları üzerinde durması gerektiğinin altını çizdi.

ABD'li yetkililer, geçen hafta 4 bin askerin Polonya'ya gönderilmesi planının iptal edildiğini bildirmiş ve bu adımı, ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO üyesi Avrupa ülkelerinde konuşlu ABD askerlerinin sayısını azaltma politikasının devamı olarak nitelendirmişti.

Avrupa'nın politikalarına yönelik en sert eleştirileri yönelten ve ABD'nin Ukrayna'ya verdiği desteğe en şüpheci yaklaşan isimlerden biri olan Vance, Trump'ın ilk başkanlık döneminden beri Avrupalı müttefiklerine savunma konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeleri çağrısında bulunduğunu hatırlattı.

Beyaz Saray'daki basın brifinginde "Avrupa'nın kendi ayakları üzerinde durmasının" gerekliliğini vurgulayan Vance, "Avrupa politikamız bu şekilde kalmaya devam edecek" ifadesini kullandı.

Ancak askerlerin geri çekilmesi ve Polonya ile ilgili bir soru üzerine Vance, "Bu sadece bir birlik rotasyonu ertelemesidir. Bu kuvvetler Avrupa'da başka bir yere gidebilir. Onları başka bir bölgeye göndermeye de karar verebiliriz" ifadelerini kullandı. Vance ayrıca, "Bu birliklerin nihai olarak nereye sevk edileceğine dair henüz kesin bir karar vermiş değiliz" diye belirtti.

Geçen hafta üst düzey bir askeri yetkili, Kongre'deki bir oturumda yaptığı açıklamada, "ABD Avrupa Komutanlığı (EUCOM) Komutanı'na Polonya'daki asker sayısının azaltılması yönünde talimat verildiğini" belirtmişti.

Trump'ın, Ortadoğu'daki savaşa destek vermeyen ve İran tarafından fiilen kapatılan Hürmüz Boğazı'ndaki barış gücüne katkıda bulunmayan müttefiklerini cezalandırma konusunda kararlı olduğu görülüyor.

Pentagon, mayıs ayının başında da Almanya'dan 5 bin askerin geri çekileceğini duyurmuştu.


Moritanya'daki mültecilerden Afrika Kolordusu hakkında tüyler ürpertici tanıklıklar

Çocuklarıyla birlikte Moritanya topraklarındaki çadırda yaşayan Malili bir mülteci (Avrupa Birliği)
Çocuklarıyla birlikte Moritanya topraklarındaki çadırda yaşayan Malili bir mülteci (Avrupa Birliği)
TT

Moritanya'daki mültecilerden Afrika Kolordusu hakkında tüyler ürpertici tanıklıklar

Çocuklarıyla birlikte Moritanya topraklarındaki çadırda yaşayan Malili bir mülteci (Avrupa Birliği)
Çocuklarıyla birlikte Moritanya topraklarındaki çadırda yaşayan Malili bir mülteci (Avrupa Birliği)

Moritanya'nın doğusundaki mülteci kamplarından birinde yaşayan Şerife, gözyaşlarıyla ıslanmış başörtüsüyle ve boğuk bir sesle geçtiğimiz yaz Mali'de, Mali ordusu ve Rus paralı askerleri tarafından başı kesilerek öldürülen oğlunu anlatırken, "Onun ölümü benim en büyük acım" ifadelerini kullandı.

Güvenlik gerekçesiyle takma ad kullanılan Şerife gibi Moritanya'daki yaklaşık 10 Malili mülteci de Mali ordusu ve teröristlere karşı yürütülen savaşta ona destek veren Rus müttefiklerinin sivillere yönelik şiddet eylemlerine ilişkin tanıklıklarını anlattı.

Basit bir tuğla yapının gölgesinde oturan altmışlı yaşlarındaki kadın, oğlunun ve beraberindeki dört kişinin geçtiğimiz yıl ağustos ayında ticaret yapmak üzere Mali'ye giderken sınırdan birkaç kilometre ötede Afrika Kolordusu bünyesindeki Mali ordusu ve Rus paralı askerleriyle karşılaştığını anlattı.

Saldırganların onları bağlayıp öldürdüğünü ve malları ateşe verdiğini söyleyen Şerife, beş adamın cesetlerinin, pusu ya da tuzak kurulmuş olabileceği kaygısıyla ertesi güne kadar kimse tarafından kaldırılamadığını belirtti. Şerife, bölgede gizlenen çobanlar gördüklerini söyledi.

Güneşin yüzüne işlediği bu Bedevi kadın, duygulanarak ‘cesetlere ertesi gün ulaşabildiklerini kaydetti. Diğerleri gibi ‘hiçbir şey yapmamış’ olan oğlunun naaşına ‘son kez bakmaya cesaret edemediğini’ belirten acılı anne, Mali ordusu ile Rus paralı askerlerin ‘kinlerini masum, zayıf ve savunmasız bir halkın üzerine boşalttığını’ ifade etti.

Fulaniler ve Tuaregler

Merkezi otoriteye bağlı güçler, özellikle Mali'deki terör örgütleri ve ayrılıkçıların saflarına katıldığından şüphelenilen bireylerin bulunduğu Fulani ve Tuareg topluluklarını hedef alıyor. General Assimi Goïta önderliğindeki askeri konsey, 2020 yılındaki darbenin ardından ülkede güvenliği yeniden tesis edeceği vaadiyle iktidara geldi. Fransa'dan uzaklaşan askeri konsey, Rusya Savunma Bakanlığı'na bağlı Afrika Kolordusu’na dönüşen Wagner güçlerinden destek almaya başladı.

Bu grubun ihlalleri geniş çapta belgelendi. Çatışmaları izleme konusunda uzman bir sivil toplum kuruluşu olan ACLED'in verilerine göre Mali hükümetine bağlı güçlerin, 2020 yılından bu yana Rus paralı askerlerle birlikte ya da onlarsız yürüttüğü operasyonlarda yarısı sivil olmak üzere 8 bin 500 kişi hayatını kaybetti. Rusların hükümet güçlerine eşlik ettiği operasyonlarda sivil kayıpların oranı yüzde 60'a çıkarken, tek başlarına yürüttükleri operasyonlarda bu oran yüzde 90'ı aşıyor.

İşkence

Geçici mülteci çadırlarında Rus paralı askerler için hala ‘Wagner’ adı kullanılıyordu. Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı habere göre bu isim aynı zamanda pek çok travmayı yeniden alevlendiriyor. Ellili yaşlardaki Tuareg mülteci Nedoune, vücudunda işkence izleri taşıyor, sol gözünden ameliyat geçirmiş ve süregelen ağrılarla baş etmeye çalışıyor. Çoban olan Nedoune, iki yıl önce Mali'nin kuzeyindeki Timbuktu bölgesinde bir kuyudan su almak üzere yola çıkmıştı. Bir Rus konvoyu tarafından durduruldu. Dövüldüğünü, ardından kelepçelenip iki gün boyunca bir araca kapatıldığını anlattı. Tüm bu süre zarfında Rusların sivilleri tutuklayıp kampları yerle bir ettiğini belirten Nedoune, “Her şeyi yaktılar, bütün hayvanları öldürdüler" dedi.

Gözlerini örten sarığındaki küçük açıklıktan bakan Nedoune, grubun bir Fulani adamı durdurup ağır şekilde dövdükten sonra öldürerek araçtan attığını gördüğünü söyledi. Ardından ülkenin orta kesimlerindeki Bafo kampında dört gün boyunca Ruslar tarafından işkenceye maruz kaldığını anlatan Nedoune, bu süre içinde kendisine yalnızca az miktarda ekmek ve su verildiğini vurguladı.

Sorgulanması sırasında elektrik şoku uyguladıklarını belirten Nedoune,"Sorular hep teröristler hakkındaydı. ‘Onları tanıyor musunuz? Kim onlar? Neredeler?’ diye soruyorlardı” dedi. Nedoune, sonunda bu yoksul ülke için oldukça yüklü bir meblağ olan 310 bin Afrika frangı (550 dolar) ödeyerek serbest bırakıldı.

Cinsel şiddet

Moritanya'nın çöl olan Doğu Havzası bölgesinde bugün 14 yıldır savaşın parçaladığı Mali'deki çatışan çeşitli tarafların şiddetinden kaçan 300 bin mülteci bulunuyor. Bu sivillerin büyük bölümünün ulaştığı sınır kenti Fassala'da Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) çalışanları, darp, kurşun yaraları ile kadın ve erkeklere yönelik tecavüzün yol açtığı ağır psikolojik travmaların boyutunu yakından gözlemliyor.

MSF Bölge Koordinatörü Mayoury Savant, işkence yöntemleri arasında ‘diri diri gömüldüklerini anlatan kişilerin tanıklıklarının’ da yer aldığını belirtti. Ancak Savant, MSF’nin şiddet eylemlerinin sorumlularını tespit edemediğine dikkat çekti. Doğu Havzası bölgesi son aylarda, El Kaide bağlantılı Cemaat Nusret el-İslam vel-Müslimin (CNIM) örgütünün bazı bölgelere ‘ya terk edin ya da ölüme razı olun!’ şeklinde ültimatom verdiği tehditlerin ardından kaçan mültecilerin yoğun akınına sahne oluyor.

İnsan hakları ihlalleri

Birkaç hafta önce aralarında Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu'nun da bulunduğu sivil toplum kuruluşları, Mali Silahlı Kuvvetleri ve Afrika Kolordusu’nun gerçekleştiği insan hakları ihlalleri iddialarına ilişkin Afrika İnsan ve Halkların Hakları Mahkemesi'ne şikâyette bulundu. Ülke içindeki durum, geçtiğimiz nisan ayı sonlarından bu yana her zamankinden daha belirsiz bir hal aldı. Azavad Kurtuluş Cephesi'nden (FLA) Tuareg ayrılıkçılar ile CNIM militanlarının Mali askeri konseyine karşı eşi ve benzeri görülmemiş koordineli saldırılar düzenlemesinin ardından kuzeyde Tuareg ayrılıkçıların kalesi Kidal şehrinin düşmesi, Bamako ve Rus müttefikleri için ağır bir yenilgi oldu.

Parlak taşlarla süslü siyah bir elbise giyen Fatimata (30), üç yıl önce Timbuktu yakınlarındaki köyünü hedef alan hava saldırılarının ardından köyden nasıl kaçtığını ağlayarak anlattı. Orada kalan kadınlar için “Ölüm dışında her şey yaşandı, bazılarının işkenceye maruz kaldığını biliyoruz" diyen Fatimata, “Ruslar gelmeden önce huzur içinde yaşıyorduk” ifadelerini kullandı. Pek çok mülteci gibi, bu Tuareg kadını da Azawad Kurtuluş Cephesi'ni destekliyor ve "Timbuktu'yu ve çevresini geri alırlarsa, evime dönebileceğim" diyor.