Afrika kuruluşlarının başarısızlığı çöküşlerinin habercisi mi?

Kuruluşu, 1960’lı yıllarda çoğu ülkenin bağımsızlığının şafağında Afrika kıtasında başladı.

Afrika örgütlerinin dağılması, ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle egemen ülkelerin ortaya çıkmasıyla başladı (AFP)
Afrika örgütlerinin dağılması, ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle egemen ülkelerin ortaya çıkmasıyla başladı (AFP)
TT

Afrika kuruluşlarının başarısızlığı çöküşlerinin habercisi mi?

Afrika örgütlerinin dağılması, ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle egemen ülkelerin ortaya çıkmasıyla başladı (AFP)
Afrika örgütlerinin dağılması, ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle egemen ülkelerin ortaya çıkmasıyla başladı (AFP)

Afrika kıtasında art arda yaşanan krizler ve etkilerinin şiddeti arttıkça, kıtanın birçok ülkesindeki kayda değer siyasi ve askeri dönüşümler ve bunların halkları üzerindeki etkileriyle paralel olarak kıta çapında organize olan uluslararası kuruluşlar parçalanmaya başladı. Bu değişiklikler, kuruluşların bunlarla yüzleşmek için önleyici bir yaklaşım benimseme konusundaki açık yetersizliğiyle birlikte baş gösterdi. Bağımsızlığından bu yana sürekli çatışmalar, askeri darbeler, ayrılma talepleri, bazı ülkelerin bölünmesi ve barışı korumak için Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı uluslararası güçlerin müdahaleleri, doğal kaynaklar açısından zengin stratejik bölgelerdeki uluslararası güçler arasındaki rekabet, çıkar mücadeleleri ve terör örgütlerinin giderek büyümesi gibi durumlar yaşanıyor. Tüm bunlar çerçevesinde Afrika Birliği’nin (AfB) rolü asgari düzeydeyken, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Doğu Afrika’da Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Doğu ve Güney Afrika Ortak Pazarı (COMESA) ve Sahel-Sahra Eyaletleri Topluluğu gibi diğer alt kuruluşlar daha büyük ama aynı zamanda sınırlı bir rol oynadı. Bu örgütler, ülkelerinin tam bir yetki ve anlaşması olmaksızın faaliyetlerini sürdürdüler. Bunların bir kısmı çatışmanın sıcak noktalarını görmezden geldi, bir kısmı ise üye devletlerdeki savaşlarla seçici bir şekilde ilgilendi. Rolünü etkileyen ve sınırlayan bağlamı göz ardı etmenin, mücadeleden kaçınmanın ve krizleri ciddiyetle çözmeye çalışmanın da tutsağı olarak kaldılar.

Müdahaleler nedeniyle bu ana grupların kapsamı dışında, çoğu zaman birbiriyle kesişen görevler üstlenen çok sayıda bölgesel kurum ve kuruluşun ortaya çıktığı görülmektedir. Bunlar, Güney Afrika Kalkınma Topluluğu’nu (SADC), Orta Afrika Devletleri Ekonomik ve Parasal Topluluğu’nu (CEMAC) ve Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliği’ni (EMWA) içeriyor. Nil Nehri ve Havzası su krizleriyle birlikte ortaya çıkan bir grup nehir havzası organizasyonu da bulunuyor. Bu kuruluşlar, genellikle sınırlı kurumsal kapasite ve zayıf uluslarüstü otorite ile karakterize ediliyor. Afrika’nın herhangi yerindeki tek bir ülke, yaklaşık sekiz farklı bölgesel kuruluşa ve organa ait olabilir.

Değişimin tezahürü

Afrika kıtasında örgütlerin kurulması, geçen yüzyılın altmışlı yıllarında çoğu ülkenin bağımsızlığının şafağında başladı. Afrika Birliği Örgütü, 1963’te kuruldu ve 2002’de Afrika Birliği’ne dönüşene kadar, sömürgecilikten kurtuluş sonrası ve ulusal hükümetlerde birlik umutları üzerinde çalıştı. Onlarca yıl sonra bu dönemin yerini yeni bir çatışma ve ideolojik çatışma dönemi aldı. Küresel emperyalizmden etkilenen ve Afrika milliyetçilerini etkileyen Afrika düzeyinde ‘emperyal’ fikirler ortaya çıktı. Afrika siyasetinin doğasındaki rüya gibi idealizmden katı realpolitike geçiş, onlarca yıl sonra Afrika Birliği, IGAD ve diğer örgütlerin yaşadığı mevcut felçte en açık şekilde görüldü. ECOWAS’ın çöküşü, Nijer, Mali ve Burkina Faso’nun blok üyeliğinden çekilme kararında açıkça görüldü. Bunun sonucunda, blokun kendilerine uyguladığı baskı ve ülkeye geri dönmeleri için sert yaptırımlar uygulandı.

Bu, bölgesel iş birliği ve entegrasyon sloganlarının, sömürgecilik sonrası dönemin tarihsel seyrinin ve bağımsızlığın babalarının manevi ihtiyacının bir sonucu olduğunu gösteriyor. Ancak sınırların bölünmesi, çıkarların kesişmesi, etnik ve ideolojik farklılıkların ortaya çıkmasının yanı sıra, uzlaşmalara açık bir siyasi kimliğin ortaya çıkmasının ardından, ülkeler içinde ve ülkelerle çeşitli bölgesel kuruluşlar arasında iktidar tekeli ilkesine göre müzakereler başladı. Buna bağlı olarak üyeliklerdeki örtüşme, ülkeleri bölgesel örgütler kurmaya iten nedenlerin göz ardı edilmeye başlanmasıyla belirgin hale geldi. Bunun sonucunda üye devletlerin iç güç dengesi ve bağlılıkları, kuruluş ilkelerinden büyük ölçüde farklılaşmış, daha sonra ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle hegemonik devletlerin ortaya çıkmasından sonra bu örgütlerin dağılması başlamıştır. Bu durum, bloğun çabalarını artırarak veya engelleyerek bölgesel dinamikleri etkileme konusunda ona büyük bir yetenek kazandırıyor.

Kuruluşların bölünmesi

Sudan ve diğer Afrika ülkelerindeki kriz, diğer sorunların yanı sıra  Afrika Birliği, IGAD, ECOWAS vb. bölgesel kuruluşların etkisizliğini ortaya çıkardı. Sudan’daki çatışmanın yol açtığı kan ve şiddetin durdurulması için acilen harekete geçmesi gereken yaklaşık 55 ülkeyi kapsayan Afrika Birliği, bunu çok az ve çok geç yaptı, hatta işi IGAD’a emanet etti. Geçtiğimiz nisan ayında Sudan’da meydana gelen çatışmayı kınama konusunda üye ülkeler arasında açık bir birlik ve fikir birliği eksikliği vardı. IGAD’ın, empoze edilen ateşkesin üç gün uzatılarak krizin çözülmesine yönelik önerileri içeren ve silahlı kuvvetlerle Hızlı Destek Kuvvetleri temsilcilerinin Güney Sudan’ın başkenti Cuba’ya gönderilmesini içeren girişimini sunması yalnızca iki hafta sürmesine rağmen, IGAD’ın hareketleri hâlâ etkisiz. Ayrıca Egemenlik Konseyi Başkanı ve Sudan Ordu Komutanı Abdülfettah el-Burhan’ın kendisine yönelttiği suçlamalar nedeniyle etkinliğini de bir miktar kaybetti.

IGAD gibi kuruluşların Sudan ile herhangi bir dayanışma ruhu göstermede başarısız oldukları ve zamanında harekete geçmedikleri görülüyor. Bu durum, Afrika’nın çeşitli bölgelerindeki çatışmaların, krizlere uygun çözümün yakın zamanda bulunamayacağı bir noktaya kadar tırmanmasına neden oldu. Uzun zamandır tartışılan bir gerçek var ki o da Afrika örgütlerinin kıta sorunlarına ilişkin bölünmesi. Öyle ki IGAD, ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri arasında bölünmüş durumda. Uluslararası toplum, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin sivil halka yönelik uyguladığı yağma ve öldürme kampanyasını şiddetle kınarken, IGAD liderleri bu konuda yorum yapmaktan kaçındı.

Bununla birlikte IGAD, seçici bir oluşum olduğunu ilk kez kanıtlamadı. Nijer ve Mali krizleri, bazı üyelerin BM’nin bu ülkelerdeki durumu istikrara kavuşturma çabalarını desteklemesi ve diğerlerinin ise bu konuda tarafsız kalması nedeniyle ECOWAS’ın blok içinde fikir birliği eksikliğini de ortaya çıkardı.

Diktatörlük rejimleri mi yoksa yarı demokratik rejimler mi tercih ediliyor?

Bu kuruluşlar farklı amaçlarla var olsalar da Afrika hala siyasi, güvenlik, ekonomik ve çevresel zorluklarla dolu bir sahne olmaya devam ediyor. Ülkeler arasında ve ülke içinde çözülemeyen krizler, bölgesel güvenlik ve aralarındaki ekonomik entegrasyon konusunda da engeller yarattı. Alternatif olarak Çin, Rusya, Türkiye ve İran gibi uluslararası aktörler ortaya çıktı. Bir yanda bu güçler, diğer yanda ABD’nin başını çektiği Batılı güçler ve Avrupa ülkelerinin eski sömürgecileri arasındaki rekabet belirginleşti. Batının rolü, taktiksel geri çekilme ile çeşitli hususlar nedeniyle bazı alanlara odaklanma arasında değişiyor. Bu durum ister gönüllü olarak, isterse de Mali, Nijer ve Burkina Faso’da olduğu gibi darbeci hükümetlerin baskısıyla bu ülkelere bağlı güçlerin geri çekilmesi nedeniyle güvenlik boşluğu yarattı. Bu ülkelerdeki darbe liderleri, iç rejimin güvenliğini artırmak için bölgesel eğilimden yararlandı. Ancak yeni başkanlar ile ECOWAS başta olmak üzere bölgesel kuruluşlar arasındaki yabancılaşma nedeniyle uzlaşma kabul edilmedi. Bu da özellikle örgütün askeri müdahale tehdidinde bulunmasının ardından, örgütten çekilme kararıyla sonuçlandı. Bu ülkeler, darbelerden ve Afrika’daki nüfuzlarının azalmasından önce Fransa’ya ve Batılı güçlere bağlıydı.

Üç ülkenin çıkış nedeni, örgüt üyeliğinin sadece demokratik ülkelerle sınırlı kalması isteği değildi. Öyle ki bölgesel örgütler, bu ülkelerin imajını iyileştirip etkili uluslararası kuruluşlarla ağ oluşturarak Batı’nın memnuniyetini kazanmaya çalışmanın yanı sıra, kaynak ve hayatta kalma stratejileri sağlayarak ve Afrika’daki rakiplerle yüzleşerek bir dizi otoriter hükümetin hayatta kalmasına yardımcı oldu. Demokratik olan, ancak siyasi ve güvenlikle ilgili çalkantılar yaşayan ülkeler yerine diktatörlük veya yarı demokratik ama istikrarlı rejimleri tercih etmeye başladılar. Bu istikrarlı rejim, sadece bölgesel anlaşmalar yoluyla demokrasiye, insan haklarına riayete ve hukukun üstünlüğüne doğru ilerlemek için güçlendirilebilir ve motive edilebilir. Hele ki bazı ülkeler, uluslararası tanınırlıklarını kaybetmelerine yol açan olumsuz dış etkenleri kontrol altına almak ve çeşitli destek biçimlerini kaybetmemek için bu taleplere boyun eğiyor.

Çözüm yolları

Mevcut karmaşık dinamikler krizin çözümüne giden yolda kolaylaştırıcılardan biri olarak göz önüne alındığında gözlemciler, Afrika Birliği’nin Sudan krizindeki rolünün, özellikle çeşitli bölgesel girişimlerde yer alması nedeniyle, bölgesel çözümleri dikkate alması gerektiğine inanıyor. Ayrıca Mısır ile Etiyopya arasındaki gerginlik durumu ve krize ilişkin Arap- Afrika bölünmesi dikkate alınmalı. Washington ateşkese yol açacak arabuluculuğu ve barışa ulaşmak için insani yardımın geçişini desteklerken, IGAD daha önce krizi kontrol altına almak için askeri müdahale önermişti. Bu da ordu liderlerinin kendileri tarafından önerilen çözümlere karşı isteksiz olmasına yol açtı. Bu, BM veya diğer Afrika kuruluşları tarafından desteklenmedi ve bu adımın yerini, çatışmanın her iki tarafına ve bölgesel aktörlere, ‘her ikisini de desteklemekten kaçınmaları yönünde’ baskı aldı.

Uzun yıllar boyunca Afrika bölgesel örgütleriyle çatışma bölgelerinde iyi bir iş birliği kurulmuştur. Ama bu, faydaları stratejik olarak belirlenen bir iş birliği değildi. Kuruluşların çabaları, ekonomik iş birliği veya siyasi çözüm önerileri bağlamında merkezi bir konumda kalmadı. Aynı zamanda kalkınma krizlerini çözme ve çatışmaları, göçü ve yerinden edilmeyi önleme konusundaki yetersizliğini de kanıtladı. Bu ve diğer nedenlerden dolayı ECOWAS’tan çekilen ülkelerin konumu dikkat çekiciydi. Ancak bundan daha fazlası, Afrika bölgesel örgütlerinin, çeşitli krizlerin çözümünde ve uluslararası müdahalelere karşı koymada ‘merkezi ortaklar’ olarak üstlendikleri rolü kaybetmelerinin başlangıcıdır.

* Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Saklanmak ve su aramak... Savaş uçağı düşürüldüğünde bir pilotun elinde hangi seçenekler kalır?

İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)
İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)
TT

Saklanmak ve su aramak... Savaş uçağı düşürüldüğünde bir pilotun elinde hangi seçenekler kalır?

İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)
İsrail Hava Kuvvetlerine ait bir F-15 savaş uçağı, İsrail'in orta kesimi üzerinde uçuyor (EPA)

ABD, dün İran üzerinde düşürüldüğü bildirilen uçağı kullanana Amerikalı pilotu İran güçleri ona ulaşmadan önce bulmak için zamana karşı yarışırken, emekli bir Amerikalı pilot AFP'ye, düşman topraklarına paraşütle atladıktan sonra hayatta kalmak için bir pilotun atması gereken adımları açıkladı.

İran silahlı kuvvetleri, bir F-15E savaş uçağını düşürdüklerini açıkladı. Bu arada, ABD medyası, pilotlardan birinin fırlatma koltuğunu kullanarak uçaktan ayrıldığını ve ülkenin güneybatısında özel kuvvetler tarafından düzenlenen operasyonla İran'dan çıkarıldığını, diğer pilotun, yani uçağın silah sistemlerinden sorumlu navigatörün ise aranmaya devam ettiğini bildirdi.

Emekli pilot Houston Cantwell, şu anda Mitchell Havacılık ve Uzay Çalışmaları Enstitüsü'nde çalışıyor ve bir pilotun ilk tepkisinin genellikle "Aman Tanrım, iki dakika önce saatte 800 kilometre hızla uçan bir savaş uçağındaydım ve bir füze kafamın sadece 4,5 metre uzağında patladı" olduğunu söyledi.

Bir savaş uçağının, onu imha etmeyen hasar alması veya kaçınılmaz olarak düşmesine yol açacak teknik bir arıza yaşaması durumunda, pilot, koltuğunu yüksek hızda kokpitten dışarı fırlatan sistemi devreye sokarak kaçmasını ve paraşütle iniş yapmasını sağlayabilir.

Pilot daha sonra, yakalanmaktan kaçınmak için pratik yaptığı, hayatta kalma, düşmandan gizlenme, direnme ve kaçmaya odaklanan SERE (Survival Retention and Rescape - Hayatta Kalma, Düşmandan Gizlenme, Direnme ve Kaçış) eğitimini hızla uygulamaya başlar.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre Cantwell telefon görüşmesinde bu prosedürün pilot iniş yapmadan önce başladığını belirtti.

Şöyle açıkladı: “En iyi bilgiyi paraşütle inerken elde edersiniz… Nereye gitmek isteyebileceğiniz veya nereden kaçınmak isteyebileceğiniz konusunda en iyi görüş açısına paraşütle inerken sahip olursunuz, çünkü yukarıdan bakıldığında görüş alanı geniştir.”

Cantwell'in askeri sicili, Irak ve Afganistan üzerindeki görevler de dahil olmak üzere yaklaşık 400 saatlik muharebe uçuşunu içeriyor ve zorlu paraşüt inişlerinde kapsamlı eğitim aldı.

Eski pilot, paraşütle bile olsa yere çarpmanın pilotu ayak, ayak bileği veya bacak yaralanması riskiyle karşı karşıya bıraktığı konusunda uyardı.

Şöyle devam etti: "Vietnam Savaşı'ndan kurtulan ve uçaktan atlayarak ağır yaralanan birçok insanın hikayesi var..." Bir pilotun yere indiğinde, "hareket edebilecek durumda olup olmadığını belirlemek için" durumunu değerlendirmesi gerektiğini belirterek, "Hareket edebiliyor muyum?" diye sordu.

Pilot daha sonra durumu değerlendirmeye ve konumunu belirlemeye başlar: düşman hatlarının gerisinde olup olmadığını, nerede saklanabileceğini ve komutasıyla nasıl iletişim kurabileceğini belirler.

Cantwell, pilotun mümkün olduğunca uzun süre düşman tarafından yakalanmaktan kaçınmaya çalışması gerektiğini vurguladı. "Eğer çöl ortamındaysam, su bulmaya çalışırım" dedi.

Mensubu olduğu kuvvetler, derhal muharebe arama ve kurtarma (CSAR) ekiplerini, yüksek eğitimli askerleri ve havacıları yüksek alarma geçirecektir.

Cantwell, bunun, "sizi kurtarmak için ellerinden gelen haer şeyi yapacaklarını bilmek büyük bir iç huzuru sağlıyor" dedi, ancak "intihar görevine çıkmayacaklarını" da kabul etti.

Kurtarma görevi

Bu durumda, kayıp mürettebatın güvenli bir kurtarma operasyonunun imkanlarını artırma konusunda ek bir sorumluluğu vardır.

Cantwell bunu, "En büyük önceliğim yakalanmamak" ve "beni kurtarabilecekleri bir yere ulaşmak" diye açıkladı.

Şehirlerde bu yer bir çatı olabilir; kırsal alanlarda ise helikopterlerin inebildiği bir alan olabilir. İdeal olarak, kurtarma operasyonu ilave koruma sağlamak için gece yapılmalıdır.

Amerikalı pilotlar, Cantwell'e göre fırlatma koltuklarında veya uçuş kıyafetlerinde "bazı temel gıda malzemeleri, su, bazı hayatta kalma ekipmanları ve iletişim cihazları" içeren küçük bir çanta taşırlar; "bunlar, mümkün olan en kısa sürede kurtarılmanızı sağlayacak şeylerdir."

Eski pilot, F-16'yı kullanırken yanında bir tabanca da taşıdığını belirtti.

Bu arada, arama kurtarma personeli yüksek alarmda ve sürekli teyakkuz halinde bulunuyor; örneğin, 1993'te Somali'nin başkenti Mogadişu'da bir Amerikan helikopterinin düşürüldüğü "Kara Şahin Düşürme Operasyonu"na katılan emekli Başçavuş Scott Waltz gibi.

Waltz, “Herhangi bir operasyon gerçekleştirilmeden önce… her zaman bir muharebe arama ve kurtarma planı vardır,” diye vurguladı.

Buna paralel olarak, kayıp pilotun yeri ve durumuyla ilgili olarak, “insan istihbaratından görüntülere… ve arama ve sinyal istihbaratında kullandığımız tüm farklı insansız hava araçlarına kadar her şeyden” elde edilen çok miktarda istihbarat toplanıyor ve analiz ediliyor… tüm bunlar bu kişiyi bulmaya çalışmak için kullanılıyor.

Konum belirlendikten sonra, ekip üyeleri onları olay yerine taşıyan helikopterlerde acil bir kurtarma planı hazırlarlar.

Waltz, "Nişancılar tehditleri tespit edip arar, pilotlar iniş yeri arar ve biz de düşen pilotla temas kurarız" dedi. Ona ulaştıklarında, aradıkları kişi olup olmadığını teyit ederler ve tıbbi ihtiyaçlarını değerlendirirler.

Ekip, öncelikle "karşı karşıya olduğumuz acil tehlikenin niteliğini, onu kurtarmak için ne kadar zamanımız olduğunu ne tür yaralanmaları olduğunu" hızlı bir şekilde değerlendiriyor ve ardından olay yerinde gerekli tedavi türüne ve miktarına karar veriyor veya tehdidin büyüklüğüne bağlı olarak hemen ayrılmamız gerekip gerekmediğine karar veriyor.


ABD ordusu, pilotlarını savaş bölgelerinin kalbinden nasıl kurtarıyor?

 ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)
ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)
TT

ABD ordusu, pilotlarını savaş bölgelerinin kalbinden nasıl kurtarıyor?

 ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)
ABD Hava Kuvvetleri’ne bağlı paraşütlü kurtarma ekipleri ile ‘hayatta kalma’ tatbikatını canlandıran bir kişi, ordunun eğitim tatbikatının bir parçası olarak helikopterin inişini izliyor. (Arşiv – ABD Hava Kuvvetleri)

ABD ve İran, savaşın başlamasından bu yana ilk kez yaşanan bir olay kapsamında, İran topraklarına düşen Amerikan uçağının pilotlarından birini bulma yarışına girdi.

Arama ve kurtarma operasyonları, ABD ordusu için zaman faktörü açısından en karmaşık ve hassas görevlerden biri olarak kabul ediliyor. Şarku’l Avsat’ın BBC’den aktardığına göre bu tür görevler için özel olarak eğitilen hava kuvvetlerinin seçkin birimleri, genellikle uçakların kaybolabileceği çatışma bölgelerine önceden konuşlandırılıyor.

Savaş ortamındaki arama ve kurtarma operasyonları nedir?

Savaş ortamındaki arama ve kurtarma operasyonları, düşen uçak pilotları veya izole askerler gibi yardıma muhtaç kişileri bulmayı ve onlara yardım sağlamayı amaçlayan askeri görevlerdir.

Geleneksel arama-kurtarma operasyonlarının aksine -ki bunlar genellikle bir felaket sonrası gerçekleşir- savaş ortamında arama ve kurtarma, düşman bölgelerinde veya çatışma alanlarında yürütülür.

Bu operasyonlar genellikle helikopterler aracılığıyla gerçekleştirilir; hava ikmal uçakları ve diğer askeri uçaklar da alanı bombardıman veya devriye ile güvence altına almak için destek sağlar.

ABD’nin CBS kanalına konuşan eski bir paraşütle kurtarma birimi komutanı, İran’da bildirilen operasyonun en az 24 paraşütle kurtarma personelini kapsayacağını, Black Hawk helikopterleri ile bölgenin taranacağını söyledi. Komutan, ekibin gerektiğinde uçaktan atlamaya hazır olacağını ve yere ulaştıklarında önceliklerinin kayıp mürettebatla temas kurmak olacağını ifade etti.

Kayıp pilota ulaşıldığında, kurtarma ekibi gerekli ise tıbbi müdahalede bulunur, düşmandan kaçınır ve güvenli bir tahliye noktasına ulaşmayı hedefler.

İran’dan dün paylaşılan görüntüler, en az bir Amerikan askeri helikopteri ve bir hava ikmal uçağının Huzistan eyaleti üzerinde faaliyet gösterdiğini ortaya koydu.

Zaman faktörünün önemi

Bu görevler, zaman açısından son derece hassas kabul ediliyor; çünkü düşman güçlerin de aynı bölgeye gönderilerek, kurtarma ekiplerinin bulmaya çalıştığı Amerikalıları ele geçirmeye çalışması muhtemel.

Eski bir ABD Deniz Piyadeleri özel operasyon uzmanı olan Jonathan Hackett, BBC kanalının The World Tonight programına yaptığı açıklamada, kurtarma ekibinin önceliğinin, kişinin hâlâ hayatta olduğuna dair herhangi bir işaret bulmak olduğunu söyledi.

Hackett, “Ekip, o kişinin en son bilinen konumundan başlayarak tersine çalışıyor ve ardından bu zorlu arazi koşullarında kişinin ne kadar hızlı hareket edebileceğine göre arama alanını genişletiyor” ifadesini kullandı.

Arama ve kurtarma operasyonlarının tarihi

Hava destekli savaşlarda arama ve kurtarma operasyonlarının uzun bir geçmişi bulunuyor. Bu uygulama, Birinci Dünya Savaşı sırasında pilotların düşen meslektaşlarını kurtarmak için Fransa’da rastgele inişler yapmasıyla başladı.

Amerikan ordusundaki paraşütle kurtarma birimlerinin kökeni, 1943 yılında iki askeri cerrahın Burma’ya (günümüzde Myanmar) paraşütle atlayarak yaralı askerleri kurtarmaya çalıştığı göreve kadar uzanıyor.

Dünya çapında ilk helikopterle kurtarma operasyonu ise bundan bir yıl sonra gerçekleşti; US Lieutenant, Japon hatlarının gerisinde dört askeri kurtardı. Şarku’l Avsat’ın Air & Space Magazine’den aktardığına göre bu olay, aynı zamanda helikopterin savaşta ilk pratik kullanımını temsil ediyor.

ABD, savaş sonrasında resmi arama-kurtarma birimleri kurdu; ancak modern savaşta arama-kurtarma operasyonlarının bugünkü formu, Vietnam Savaşı sırasında şekillendi. Bu dönemde ‘Bat 21’ adlı görev sırasında, Kuzey Vietnam hattının gerisinde düşen bir pilotu kurtarma çabaları esnasında birçok uçak kaybedildi ve Amerikalı askerler hayatını kaybetti.

Vietnam Savaşı, savaşta arama-kurtarma operasyonlarının kapsam ve karmaşıklık açısından genişletilmesini gerektirdi. Bu deneyim, Amerikan ordusunun modern kurtarma operasyonlarının temelini oluşturan taktik ve prosedürleri geliştirmesine katkı sağladı.

ABD Hava Kuvvetleri’nin paraşütlü kurtarma ekipleri

ABD Hava Kuvvetleri, askerleri bulma ve kurtarma görevlerinin temel sorumluluğunu üstleniyor. Bu operasyonlar, esas olarak ‘paraşütle kurtarma ekipleri’ olarak bilinen birimler tarafından yürütülüyor; bu birimler, daha geniş özel harekât topluluğunun bir parçası olarak faaliyet gösteriyor. Birliğin mottosu: “Biz bunları, başkalarının yaşaması için yapıyoruz.”

Paraşütle kurtarma personeli, hem savaşçı hem de sağlık görevlisi olarak yüksek düzeyde eğitim alıyor ve Amerikan ordusunun en zorlu eğitim programlarından birine tabi tutuluyor.

Seçme ve eğitim süreci baştan sona yaklaşık iki yıl sürüyor. Program, paraşütle atlama, dalış, su altı eğitimleri, hayatta kalma, direnç ve kaçış tekniklerinin yanı sıra tam kapsamlı bir sağlık görevlisi eğitimi içeriyor. Ayrıca savaş alanı tıbbı, karmaşık kurtarma operasyonları ve silah kullanımı gibi özel eğitimler de veriliyor.

Sahada bu ekipleri, savaş ortamında kurtarma operasyonlarında uzmanlaşmış subaylar yönetiyor; bu subaylar, kurtarma görevlerinin planlanması, koordinasyonu ve yürütülmesinden sorumlu.

Son dönemdeki ABD kurtarma operasyonları

Paraşütle kurtarma ekipleri, Irak ve Afganistan savaşları sırasında geniş çapta görevler üstlendi; binlerce operasyonda yaralanmış veya tahliye edilmesi gereken Amerikalı askerler ve müttefiklerini kurtardı.

2005 yılında, ABD Hava Kuvvetleri kurtarma ekipleri, bir devriye sırasında pusuya düşen ve üç takım arkadaşını kaybeden bir ABD Özel Deniz Kuvvetleri (Navy SEAL) askerini bir Afgan köyünde yaralı halde bulup kurtardı. Bu olay daha sonra Lone Survivor filmine konu oldu.

Öte yandan, düşürülen Amerikan pilotlarının kurtarılması operasyonları son yıllarda nadirdi. 1999’da Sırbistan üzerinde düşürülen F-117 Nighthawk uçağının pilotu paraşütle kurtarma ekipleri tarafından bulundu ve güvenli bir şekilde kurtarıldı.

1995’te Bosna’da gerçekleşen ve geniş medya kapsamı bulan bir diğer olayda ise Amerikan pilotu Scott O’Grady, uçağı düşürüldükten sonra altı gün boyunca düşman tarafından esir alınmaktan kaçtı ve Hava Kuvvetleri ile Deniz Piyadeleri iş birliğiyle gerçekleştirilen operasyonla güvenli şekilde kurtarıldı.


Riyad'daki ABD Büyükelçiliği saldırısı: "İran şehirde istediği her hedefi vurabilir"

İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)
İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)
TT

Riyad'daki ABD Büyükelçiliği saldırısı: "İran şehirde istediği her hedefi vurabilir"

İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)
İran ordusunun drone'ları, Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği binasını koruyan hava savunma sistemlerine yakalanmadan ilerlemiş (AFP)

İran'ın Suudi Arabistan'daki ABD Büyükelçiliği'ne düzenlediği saldırıda açıklanandan daha fazla hasar oluştuğu aktarılıyor.

Adlarının paylaşmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan ABD'li yetkililer, 3 Mart'taki saldırıda İran ordusuna ait drone'ların, Riyad'daki hava savunma sistemlerine yakalanmadan binayı vurduğunu söylüyor.

İlk gönderilen drone'un binada büyük bir delik oluşturduğu, ikinci insansız hava aracının (İHA) da buradan girerek patlamaya yol açtığını belirtiyorlar.

Birkaç dakika arayla binaya isabet eden İHA'ların 100'den fazla kişinin çalıştığı üç kata hasar verdiği aktarılıyor.

Vurulan binalar arasında CIA tarafından kullanılan bir yapının da yer aldığı ifade ediliyor.

Suudi Arabistan Savunma Bakanlığı, saldırının binada hafif hasara ve küçük bir yangına yol açtığını bildirmişti.

Ancak yetkililer, yapının vurulan kısmının ağır hasar aldığını ve çıkan yangının söndürülmesinin yarım gün sürdüğünü söylüyor.

Kaynaklar, saldırının gece yerel saatle 01.30'da gerçekleştirildiğine, mesai saatleri içinde düzenlenmiş olsa birçok kişinin yaşamını yitirebileceğine işaret ediyor. Bu saldırıyla İran'ın "Amerikalıları kendilerini güvende hissettikleri yerlerde vurabileceği mesajını verdiğini" vurguluyorlar.

Birkaç saat sonra başka drone'ların da bölgeye girdiği fakat hava savunma sistemleri tarafından vurulduğu aktarılıyor. Bir İHA'nın enkaz parçaları bölgedeki anaokulunun yakınına düşmüş.

Yetkililer, İHA'lardan birinin Suudi Arabistan'daki en üst düzey ABD'li diplomatın, büyükelçilikten birkaç yüz metre uzaktaki konutunu hedef aldığını öne sürüyor.

Suudi Arabistan dahil Basra Körfezi ülkeleri hakkında deneyimli eski CIA terörle mücadele şefi Bernard Hudson şunları söylüyor:

Kendi imkanlarıyla ürettikleri bir silahı yüzlerce kilometre öteye ateşleyip en büyük rakiplerinin büyükelçiliğine isabet ettirdiler, bu da şehirdeki istedikleri her hedefi vurabilecekleri anlamına geliyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı, büyükelçilik binasına düzenlenen saldırıyla ilgili detay paylaşmayı reddederken, geçen hafta yaptığı açıklamada Suudi Arabistan'daki ABD vatandaşlarına otellere, Amerikan işletmelerine ve eğitim kurumlarına gitmeme uyarısında bulunmuştu.

İran ordusu, Suudi Arabistan'da ABD'ye ait Prens Sultan Hava Üssü'ne de geçen hafta saldırı düzenlemişti.

Operasyonda, ABD Hava Kuvvetleri'nin erken uyarı ve gözetleme uçağı E-3 Sentry'nin imha edildiği aktarılmıştı. 375 kilometrenin üzerinde radar menziline sahip uçağın maliyeti yaklaşık 550 milyon dolardı.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN