Afrika kuruluşlarının başarısızlığı çöküşlerinin habercisi mi?

Kuruluşu, 1960’lı yıllarda çoğu ülkenin bağımsızlığının şafağında Afrika kıtasında başladı.

Afrika örgütlerinin dağılması, ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle egemen ülkelerin ortaya çıkmasıyla başladı (AFP)
Afrika örgütlerinin dağılması, ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle egemen ülkelerin ortaya çıkmasıyla başladı (AFP)
TT

Afrika kuruluşlarının başarısızlığı çöküşlerinin habercisi mi?

Afrika örgütlerinin dağılması, ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle egemen ülkelerin ortaya çıkmasıyla başladı (AFP)
Afrika örgütlerinin dağılması, ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle egemen ülkelerin ortaya çıkmasıyla başladı (AFP)

Afrika kıtasında art arda yaşanan krizler ve etkilerinin şiddeti arttıkça, kıtanın birçok ülkesindeki kayda değer siyasi ve askeri dönüşümler ve bunların halkları üzerindeki etkileriyle paralel olarak kıta çapında organize olan uluslararası kuruluşlar parçalanmaya başladı. Bu değişiklikler, kuruluşların bunlarla yüzleşmek için önleyici bir yaklaşım benimseme konusundaki açık yetersizliğiyle birlikte baş gösterdi. Bağımsızlığından bu yana sürekli çatışmalar, askeri darbeler, ayrılma talepleri, bazı ülkelerin bölünmesi ve barışı korumak için Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı uluslararası güçlerin müdahaleleri, doğal kaynaklar açısından zengin stratejik bölgelerdeki uluslararası güçler arasındaki rekabet, çıkar mücadeleleri ve terör örgütlerinin giderek büyümesi gibi durumlar yaşanıyor. Tüm bunlar çerçevesinde Afrika Birliği’nin (AfB) rolü asgari düzeydeyken, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Doğu Afrika’da Hükümetler Arası Kalkınma Otoritesi (IGAD), Doğu ve Güney Afrika Ortak Pazarı (COMESA) ve Sahel-Sahra Eyaletleri Topluluğu gibi diğer alt kuruluşlar daha büyük ama aynı zamanda sınırlı bir rol oynadı. Bu örgütler, ülkelerinin tam bir yetki ve anlaşması olmaksızın faaliyetlerini sürdürdüler. Bunların bir kısmı çatışmanın sıcak noktalarını görmezden geldi, bir kısmı ise üye devletlerdeki savaşlarla seçici bir şekilde ilgilendi. Rolünü etkileyen ve sınırlayan bağlamı göz ardı etmenin, mücadeleden kaçınmanın ve krizleri ciddiyetle çözmeye çalışmanın da tutsağı olarak kaldılar.

Müdahaleler nedeniyle bu ana grupların kapsamı dışında, çoğu zaman birbiriyle kesişen görevler üstlenen çok sayıda bölgesel kurum ve kuruluşun ortaya çıktığı görülmektedir. Bunlar, Güney Afrika Kalkınma Topluluğu’nu (SADC), Orta Afrika Devletleri Ekonomik ve Parasal Topluluğu’nu (CEMAC) ve Batı Afrika Ekonomik ve Parasal Birliği’ni (EMWA) içeriyor. Nil Nehri ve Havzası su krizleriyle birlikte ortaya çıkan bir grup nehir havzası organizasyonu da bulunuyor. Bu kuruluşlar, genellikle sınırlı kurumsal kapasite ve zayıf uluslarüstü otorite ile karakterize ediliyor. Afrika’nın herhangi yerindeki tek bir ülke, yaklaşık sekiz farklı bölgesel kuruluşa ve organa ait olabilir.

Değişimin tezahürü

Afrika kıtasında örgütlerin kurulması, geçen yüzyılın altmışlı yıllarında çoğu ülkenin bağımsızlığının şafağında başladı. Afrika Birliği Örgütü, 1963’te kuruldu ve 2002’de Afrika Birliği’ne dönüşene kadar, sömürgecilikten kurtuluş sonrası ve ulusal hükümetlerde birlik umutları üzerinde çalıştı. Onlarca yıl sonra bu dönemin yerini yeni bir çatışma ve ideolojik çatışma dönemi aldı. Küresel emperyalizmden etkilenen ve Afrika milliyetçilerini etkileyen Afrika düzeyinde ‘emperyal’ fikirler ortaya çıktı. Afrika siyasetinin doğasındaki rüya gibi idealizmden katı realpolitike geçiş, onlarca yıl sonra Afrika Birliği, IGAD ve diğer örgütlerin yaşadığı mevcut felçte en açık şekilde görüldü. ECOWAS’ın çöküşü, Nijer, Mali ve Burkina Faso’nun blok üyeliğinden çekilme kararında açıkça görüldü. Bunun sonucunda, blokun kendilerine uyguladığı baskı ve ülkeye geri dönmeleri için sert yaptırımlar uygulandı.

Bu, bölgesel iş birliği ve entegrasyon sloganlarının, sömürgecilik sonrası dönemin tarihsel seyrinin ve bağımsızlığın babalarının manevi ihtiyacının bir sonucu olduğunu gösteriyor. Ancak sınırların bölünmesi, çıkarların kesişmesi, etnik ve ideolojik farklılıkların ortaya çıkmasının yanı sıra, uzlaşmalara açık bir siyasi kimliğin ortaya çıkmasının ardından, ülkeler içinde ve ülkelerle çeşitli bölgesel kuruluşlar arasında iktidar tekeli ilkesine göre müzakereler başladı. Buna bağlı olarak üyeliklerdeki örtüşme, ülkeleri bölgesel örgütler kurmaya iten nedenlerin göz ardı edilmeye başlanmasıyla belirgin hale geldi. Bunun sonucunda üye devletlerin iç güç dengesi ve bağlılıkları, kuruluş ilkelerinden büyük ölçüde farklılaşmış, daha sonra ekonomik güçleri veya stratejik konumları nedeniyle hegemonik devletlerin ortaya çıkmasından sonra bu örgütlerin dağılması başlamıştır. Bu durum, bloğun çabalarını artırarak veya engelleyerek bölgesel dinamikleri etkileme konusunda ona büyük bir yetenek kazandırıyor.

Kuruluşların bölünmesi

Sudan ve diğer Afrika ülkelerindeki kriz, diğer sorunların yanı sıra  Afrika Birliği, IGAD, ECOWAS vb. bölgesel kuruluşların etkisizliğini ortaya çıkardı. Sudan’daki çatışmanın yol açtığı kan ve şiddetin durdurulması için acilen harekete geçmesi gereken yaklaşık 55 ülkeyi kapsayan Afrika Birliği, bunu çok az ve çok geç yaptı, hatta işi IGAD’a emanet etti. Geçtiğimiz nisan ayında Sudan’da meydana gelen çatışmayı kınama konusunda üye ülkeler arasında açık bir birlik ve fikir birliği eksikliği vardı. IGAD’ın, empoze edilen ateşkesin üç gün uzatılarak krizin çözülmesine yönelik önerileri içeren ve silahlı kuvvetlerle Hızlı Destek Kuvvetleri temsilcilerinin Güney Sudan’ın başkenti Cuba’ya gönderilmesini içeren girişimini sunması yalnızca iki hafta sürmesine rağmen, IGAD’ın hareketleri hâlâ etkisiz. Ayrıca Egemenlik Konseyi Başkanı ve Sudan Ordu Komutanı Abdülfettah el-Burhan’ın kendisine yönelttiği suçlamalar nedeniyle etkinliğini de bir miktar kaybetti.

IGAD gibi kuruluşların Sudan ile herhangi bir dayanışma ruhu göstermede başarısız oldukları ve zamanında harekete geçmedikleri görülüyor. Bu durum, Afrika’nın çeşitli bölgelerindeki çatışmaların, krizlere uygun çözümün yakın zamanda bulunamayacağı bir noktaya kadar tırmanmasına neden oldu. Uzun zamandır tartışılan bir gerçek var ki o da Afrika örgütlerinin kıta sorunlarına ilişkin bölünmesi. Öyle ki IGAD, ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri arasında bölünmüş durumda. Uluslararası toplum, Hızlı Destek Kuvvetleri’nin sivil halka yönelik uyguladığı yağma ve öldürme kampanyasını şiddetle kınarken, IGAD liderleri bu konuda yorum yapmaktan kaçındı.

Bununla birlikte IGAD, seçici bir oluşum olduğunu ilk kez kanıtlamadı. Nijer ve Mali krizleri, bazı üyelerin BM’nin bu ülkelerdeki durumu istikrara kavuşturma çabalarını desteklemesi ve diğerlerinin ise bu konuda tarafsız kalması nedeniyle ECOWAS’ın blok içinde fikir birliği eksikliğini de ortaya çıkardı.

Diktatörlük rejimleri mi yoksa yarı demokratik rejimler mi tercih ediliyor?

Bu kuruluşlar farklı amaçlarla var olsalar da Afrika hala siyasi, güvenlik, ekonomik ve çevresel zorluklarla dolu bir sahne olmaya devam ediyor. Ülkeler arasında ve ülke içinde çözülemeyen krizler, bölgesel güvenlik ve aralarındaki ekonomik entegrasyon konusunda da engeller yarattı. Alternatif olarak Çin, Rusya, Türkiye ve İran gibi uluslararası aktörler ortaya çıktı. Bir yanda bu güçler, diğer yanda ABD’nin başını çektiği Batılı güçler ve Avrupa ülkelerinin eski sömürgecileri arasındaki rekabet belirginleşti. Batının rolü, taktiksel geri çekilme ile çeşitli hususlar nedeniyle bazı alanlara odaklanma arasında değişiyor. Bu durum ister gönüllü olarak, isterse de Mali, Nijer ve Burkina Faso’da olduğu gibi darbeci hükümetlerin baskısıyla bu ülkelere bağlı güçlerin geri çekilmesi nedeniyle güvenlik boşluğu yarattı. Bu ülkelerdeki darbe liderleri, iç rejimin güvenliğini artırmak için bölgesel eğilimden yararlandı. Ancak yeni başkanlar ile ECOWAS başta olmak üzere bölgesel kuruluşlar arasındaki yabancılaşma nedeniyle uzlaşma kabul edilmedi. Bu da özellikle örgütün askeri müdahale tehdidinde bulunmasının ardından, örgütten çekilme kararıyla sonuçlandı. Bu ülkeler, darbelerden ve Afrika’daki nüfuzlarının azalmasından önce Fransa’ya ve Batılı güçlere bağlıydı.

Üç ülkenin çıkış nedeni, örgüt üyeliğinin sadece demokratik ülkelerle sınırlı kalması isteği değildi. Öyle ki bölgesel örgütler, bu ülkelerin imajını iyileştirip etkili uluslararası kuruluşlarla ağ oluşturarak Batı’nın memnuniyetini kazanmaya çalışmanın yanı sıra, kaynak ve hayatta kalma stratejileri sağlayarak ve Afrika’daki rakiplerle yüzleşerek bir dizi otoriter hükümetin hayatta kalmasına yardımcı oldu. Demokratik olan, ancak siyasi ve güvenlikle ilgili çalkantılar yaşayan ülkeler yerine diktatörlük veya yarı demokratik ama istikrarlı rejimleri tercih etmeye başladılar. Bu istikrarlı rejim, sadece bölgesel anlaşmalar yoluyla demokrasiye, insan haklarına riayete ve hukukun üstünlüğüne doğru ilerlemek için güçlendirilebilir ve motive edilebilir. Hele ki bazı ülkeler, uluslararası tanınırlıklarını kaybetmelerine yol açan olumsuz dış etkenleri kontrol altına almak ve çeşitli destek biçimlerini kaybetmemek için bu taleplere boyun eğiyor.

Çözüm yolları

Mevcut karmaşık dinamikler krizin çözümüne giden yolda kolaylaştırıcılardan biri olarak göz önüne alındığında gözlemciler, Afrika Birliği’nin Sudan krizindeki rolünün, özellikle çeşitli bölgesel girişimlerde yer alması nedeniyle, bölgesel çözümleri dikkate alması gerektiğine inanıyor. Ayrıca Mısır ile Etiyopya arasındaki gerginlik durumu ve krize ilişkin Arap- Afrika bölünmesi dikkate alınmalı. Washington ateşkese yol açacak arabuluculuğu ve barışa ulaşmak için insani yardımın geçişini desteklerken, IGAD daha önce krizi kontrol altına almak için askeri müdahale önermişti. Bu da ordu liderlerinin kendileri tarafından önerilen çözümlere karşı isteksiz olmasına yol açtı. Bu, BM veya diğer Afrika kuruluşları tarafından desteklenmedi ve bu adımın yerini, çatışmanın her iki tarafına ve bölgesel aktörlere, ‘her ikisini de desteklemekten kaçınmaları yönünde’ baskı aldı.

Uzun yıllar boyunca Afrika bölgesel örgütleriyle çatışma bölgelerinde iyi bir iş birliği kurulmuştur. Ama bu, faydaları stratejik olarak belirlenen bir iş birliği değildi. Kuruluşların çabaları, ekonomik iş birliği veya siyasi çözüm önerileri bağlamında merkezi bir konumda kalmadı. Aynı zamanda kalkınma krizlerini çözme ve çatışmaları, göçü ve yerinden edilmeyi önleme konusundaki yetersizliğini de kanıtladı. Bu ve diğer nedenlerden dolayı ECOWAS’tan çekilen ülkelerin konumu dikkat çekiciydi. Ancak bundan daha fazlası, Afrika bölgesel örgütlerinin, çeşitli krizlerin çözümünde ve uluslararası müdahalelere karşı koymada ‘merkezi ortaklar’ olarak üstlendikleri rolü kaybetmelerinin başlangıcıdır.

* Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan tercüme edilmiştir.



Pentagon, iki bakanın evini drone-savar lazerle koruyacak

Haber, bu ay McNair üssü üzerinde bir dizi "tanımlanamayan" drone görülmesinin ardından geldi. Bu, Beyaz Saray'ın Hegseth ve Rubio'yu başka bir yere taşımayı düşünmesine yol açmıştı (AFP)
Haber, bu ay McNair üssü üzerinde bir dizi "tanımlanamayan" drone görülmesinin ardından geldi. Bu, Beyaz Saray'ın Hegseth ve Rubio'yu başka bir yere taşımayı düşünmesine yol açmıştı (AFP)
TT

Pentagon, iki bakanın evini drone-savar lazerle koruyacak

Haber, bu ay McNair üssü üzerinde bir dizi "tanımlanamayan" drone görülmesinin ardından geldi. Bu, Beyaz Saray'ın Hegseth ve Rubio'yu başka bir yere taşımayı düşünmesine yol açmıştı (AFP)
Haber, bu ay McNair üssü üzerinde bir dizi "tanımlanamayan" drone görülmesinin ardından geldi. Bu, Beyaz Saray'ın Hegseth ve Rubio'yu başka bir yere taşımayı düşünmesine yol açmıştı (AFP)

Mike Bedigan 

Yeni bir habere göre Pentagon, Washington DC'de Pete Hegseth ve Marco Rubio'nun ikamet ettiği askeri üsse drone-savar lazer sistemi kurmayı değerlendiriyor.

Konuyla ilgili bilgilendirildiği belirtilen 4 kaynak, İran'la çatışma devam ederken Washington DC'nin güneybatısındaki Fort Lesley J. McNair üssünde bu güçlü teknolojinin kurulmasının düşünüldüğünü The New York Times'a söyledi.

The Independent, haberlerin doğrulanması ve konuya ilişkin yorum almak için Savunma Bakanlığı'yla iletişime geçti.

Haber, bu ay McNair üssü üzerinde bir dizi "tanımlanamayan" drone görülmesinin ardından geldi. Bu, Beyaz Saray'ın Hegseth ve Rubio'yu başka bir yere taşımayı değerlendirmesine yol açmış ancak nihayetinde ikisi de taşınmamıştı.

Ordu, Ortadoğu'daki savaş sırasında üst düzey hükümet yetkililerine yönelik olası tehditleri yakından izlerken The Washington Post, hava sahasını ihlal eden drone'ların kaynağının bilinmediğini bildirdi.

Yetkililer, iki hafta içinde birden fazla kez drone görüldüğünü, bunun üzerine acil güvenlik incelemesi başlatıldığını ve Beyaz Saray'da nasıl yanıt verileceğine dair toplantı yapıldığını söyledi.

Fort McNair yakınlarına lazer yerleştirilmesi, başkent ve çevresindeki hava sahası düzenlemesini daha da zorlaştırabilir; bu sistemler halihazırda Federal Havacılık İdaresi'yle (FAA) yönetim arasında tartışmalara neden oluyor.

Geçen ay Teksas'ın El Paso kenti üzerindeki hava sahası, sınır yetkililerinin Meksika karteline ait bir drone olduğuna inandığı bir cisme lazerle ateş açmasının ardından kısa süreliğine kapatılmış ancak bunun bir parti balonu olduğu ortaya çıkmıştı.

Geçen yıl Ronald Reagan Ulusal Havaalanı yakınlarında ordu helikopteriyle yolcu uçağının havada çarpışması sonucu 67 kişinin öldüğü olaydan sonra, FAA'nın Washington DC-Metropol bölgesindeki faaliyetleri de halihazırda yakından inceleniyor.

McNair yakınlarına lazer yerleştirilmesinin düşünüldüğüne dair haberler, ülke içindeki birkaç üssün kuvvet koruma düzeyini "Charlie"ye yükseltmesinin ardından geldi. Charlie, komutanların olası bir saldırıyı gösteren istihbarata sahip olduklarında kullanılan bir tanım.

New Jersey'deki McGuire-Dix-Lakehurst Müşterek Üssü ve Florida'daki MacDill Hava Kuvvetleri Üssü (İran'a karşı operasyonları denetleyen ABD Merkez Komutanlığı'na ev sahipliği yapıyor) Charlie seviyesine yükseltildi.

Charlie'den daha yüksek tek seviye olan "Delta", bir saldırının yaklaştığı ya da gerçekleştiği anlamına geliyor.

Öte yandan 9 Mart'ta Louisiana'daki Barksdale Hava Kuvvetleri Üssü üzerinde çok sayıda "izinsiz drone" görüldü. Bu, nükleer silah taşıyabilen uzun menzilli B-52 bombardıman uçaklarına ev sahipliği yapan üssün karantinaya alınmasına yol açtı.

Barksdale, ABD Hava Kuvvetleri'nin en büyük ikinci havaalanı ve 40'tan fazla B-52 bombardıman uçağına ev sahipliği yapıyor. Barksdale, aktif görevdeki askerler, yedek askerler, asker aileleri ve sivil çalışanlar da dahil yaklaşık 15 bin kişilik bir nüfusa sahip.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news/world/americas/us-politics


Çin, İran savaşında arabuluculuk rolünü üstlenecek mi?

İshak Dar ve Vang Yi'nin toplantısında Ortadoğu'da ateşkes ve itidal çağrıları yinelendi (Reuters) 
İshak Dar ve Vang Yi'nin toplantısında Ortadoğu'da ateşkes ve itidal çağrıları yinelendi (Reuters) 
TT

Çin, İran savaşında arabuluculuk rolünü üstlenecek mi?

İshak Dar ve Vang Yi'nin toplantısında Ortadoğu'da ateşkes ve itidal çağrıları yinelendi (Reuters) 
İshak Dar ve Vang Yi'nin toplantısında Ortadoğu'da ateşkes ve itidal çağrıları yinelendi (Reuters) 

Çin, İran savaşında Washington ve Tahran yönetimleri arasında arabuluculuk rolü oynayabilir.   

Pakistan Dışişleri Bakanı Muhammed İshak Dar, salı günü Çinli mevkidaşı Vang Yi'yle görüştü.

Vang'ın davetiyle düzenlenen toplantının ardından yayımlanan açıklamada, iki ülke de Ortadoğu'daki savaşta "acilen ateşkes sağlanması gerektiğini" vurguladı.

Pekin ve İslamabad yönetiminin hazırladığı "5 maddelik ortak girişim" kapsamında düşmanlıkların derhal sonlandırılması, en kısa sürede barış görüşmelerine başlanması, sivillerin korunması, seyrüsefer rotalarının güvenliğinin sağlanması ve Birleşmiş Milletler (BM) Şartı'nın gözetilmesi istendi.

Taraflar, İran'ın ve diğer Körfez ülkelerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi, sivillere ve kritik altyapıya yönelik saldırıların sonlandırılması gerektiğini vurguladı.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan Pakistanlı yetkililer, Dar'ın Pekin'deki ziyaretinde Çin'in muhtemel barış anlaşmasında garantör rolü oynama ihtimalini görüşmüş olabileceğini söylüyor.

Pakistan, ABD ve İran arasında arabuluculuk yapmak istediğini belirtmiş, pazar günü "Türkiye-Mısır-Pakistan-Suudi Arabistan Dışişleri Bakanları Toplantısı'na" ev sahipliği yapmıştı.

Görüşmede Hakan Fidan, Dar, Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan Al Suud ve Mısır Dışişleri Bakanı Bedir Abdulati bir araya gelmişti.

CNN'e konuşan yetkililer, bu toplantı sırasında Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari'nin de Çin Büyükelçiliği'nde görüşme düzenleyerek Ortadoğu'daki durumu ele aldığını belirtiyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Uluslararası Barış Vakfı'ndan araştırmacı Tong Zhao şu değerlendirmeleri paylaşıyor:

Çin'in diplomatik arabuluculuk rolünü üstlenmek için birçok sebebi var. Çin, dünyanın bir zıtlığı görmesini istiyor: ABD kargaşa ve kaos yaratırken, Çin kendini gerginliğin azaltılması, istikrar ve barışın sağlanması için bir güç olarak konumlandırıyor.

Ancak Pekin'in bu yönde somut bir rol üstlenmeye ne kadar istekli olduğu belirsiz.

Şi Cinping yönetimi, İran ve Suudi Arabistan arasında 2023'teki normalleşme sürecinde arabuluculuk yapmıştı. Geçen yılki Tayland - Kamboçya çatışmalarında ikili görüşmelerin düzenlenmesini sağlarken, Ukrayna savaşının sonlandırılması için 12 maddelik barış planı da açıklamıştı.

Pekin'deki Renmin Üniversitesi'nden Vang Yivei'ye göre Çin, İran ve ABD'nin yanı sıra Pakistan da dahil çatışmanın kilit aktörleriyle ilişkilerini kullanarak barış görüşmelerinde tüm taraflara ulaşılmasını sağlayabilir.

Çin Komünist Partisi'ne bağlı İngilizce yayın yapan Global Times, Pakistan ve Çin'in bölgedeki barış için koordineli çalıştığını yazıyor.

Lanzhou Üniversitesi'nden Zhu Yongbiao, 5 maddelik ortak girişim planının "Çin'in bölgesel ve küresel barışı korumadaki sorumluluğunu ortaya koyduğunu" vurguluyor.

Independent Türkçe, CNN, Global Times, NHK


CNN'in veri analisti Enten: "Trump'ın onay oranı Ölüm Vadisi'nde"

CNN'in baş veri analisti Harry Enten'a göre ABD Başkanı Donald Trump'ın onay oranları 31 Mart 2026 itibarıyla -18'le "iki dönemin en düşük seviyesinde" (Reuters)
CNN'in baş veri analisti Harry Enten'a göre ABD Başkanı Donald Trump'ın onay oranları 31 Mart 2026 itibarıyla -18'le "iki dönemin en düşük seviyesinde" (Reuters)
TT

CNN'in veri analisti Enten: "Trump'ın onay oranı Ölüm Vadisi'nde"

CNN'in baş veri analisti Harry Enten'a göre ABD Başkanı Donald Trump'ın onay oranları 31 Mart 2026 itibarıyla -18'le "iki dönemin en düşük seviyesinde" (Reuters)
CNN'in baş veri analisti Harry Enten'a göre ABD Başkanı Donald Trump'ın onay oranları 31 Mart 2026 itibarıyla -18'le "iki dönemin en düşük seviyesinde" (Reuters)

Graig Graziosi 

CNN'in baş veri analisti Harry Enten, ABD Başkanı Donald Trump'ın onay oranının "Ölüm Vadisi"ne düştüğünü söyledi ve başkomutanın, Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in olası 2028 başkanlık yarışına zarar verebilecek kadar sevilmediği uyarısında bulundu.

Salı sabahı Enten, Trump'ın onay oranlarını ele alarak, "uçuruma düştüğünü" ve "yükselme belirtisi göstermediğini" iddia etti.

Enten, X'te, "Artık en düşük 2. dönem seviyesinde: -18 puan" diye yazdı.

Bunun en büyük nedeni: Bağımsızlar. Trump -45 puanda. 2. dönemde bu noktada herhangi bir başkan için en kötü durum. Watergate'in zirvesindeki Nixon'dan (-36 puan) daha kötü!

Enten, Trump'ın seçmenler arasındaki onay oranındaki düşüşün sadece İran'daki popüler olmayan savaştan kaynaklanmadığını, aynı zamanda popülerliğini "sürekli" daha da düşüren "bir dizi olayın" sonucu olduğunu söyledi.

Ocak ayında +6 puandaydı, sonra bir yıl önce [Nisan ayında] -3 puandaydı, 9 ay önce -7 puandaydı, Ekim 2025'te -10 puandaydı. Ocak 2026'da -13 puandaydı. Ve şimdi -18 puana kadar düştü. En düşük ikinci dönem seviyesi.

Enten, Trump'ın İran'daki savaşı yarın bitirse bile küçük bir artış görebileceğini ancak bunun onu daha fazla yükselteceğine inanmadığını da ekledi.

Analist daha sonra Trump'ın dip seviyedeki onay oranını ilk dönemindeki aynı noktayla karşılaştırdı.

"İlk dönemde, bu noktada aslında yükseliyordu. Aslında onay oranı artıyordu" dedi.

Üç aylık dönemdeki değişimi 5 puan artmıştı. Şimdiyse, ikinci döneminin en düşük seviyesine gerilediği, -18 puanda olduğu üç aylık bir değişimden bahsediyoruz. Birinci dönemde, bu noktada, aslında daha yüksek bir seviyedeydi.

Trump'ın bağımsız seçmenler arasındaki net onay oranı, özellikle popüler olmayan modern başkanlarla karşılaştırıldığında bile son derece düşük. Enten, Trump'ın ikinci döneminde bağımsız seçmenler arasındaki net onay oranının -45 olduğunu söyledi ve bunu iki eski başkanla (Richard Nixon ve George W. Bush) karşılaştırdı. Nixon'ın, ikinci döneminin aynı noktasında ve Watergate skandalının zirvesindeyken -36, Irak Savaşı'nın karmaşıklığı içinde boğulan Bush'un ise -37 olduğunu belirtti.

Sözlerine devam ederek, Trump'ın birinci döneminin aynı noktasındaki seviyesinden "6 puan daha düşük" olduğunu söyledi.

CNN'den John Berman daha sonra konuyu Trump'ın düşen oranlarından, bu oranların "ona yakın olanları" nasıl etkilediğine ve ne tür "yan hasarlara" yol açabileceğine çevirdi.

Enten, Kalshi tahmin piyasası bahislerine atıfta bulunarak, 6 ay önce tahmin piyasası kullanıcılarının yüzde 53'ünün Vance'in 2028'de başkan olacağını düşündüğünü söyledi. Bu oran bugün yüzde 37'ye düştü.

Enten, "Kalshi tahmin piyasasına göre, bu [Vance'in] tüm zamanların en düşük seviyesiyle aynı seviyede" dedi.

Trump'a geri dönen Enten, Trump'ın mevcut onay oranını iki kelimeyle tanımladı:

Ölüm Vadisi.

Independent Türkçe, independent.co.uk/news/world/americas/us-politics