Hindistan Ortadoğu'daki denge politikasından vazgeçmeyecek

Yeni Delhi'nin stratejisi: Çoklu ittifaklar, ekonomik ve savunma ilişkileri

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 14 Şubat'ta Abu Dabi'de bir Hindu tapınağının açılışı sırasında. (AFP)
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 14 Şubat'ta Abu Dabi'de bir Hindu tapınağının açılışı sırasında. (AFP)
TT

Hindistan Ortadoğu'daki denge politikasından vazgeçmeyecek

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 14 Şubat'ta Abu Dabi'de bir Hindu tapınağının açılışı sırasında. (AFP)
Hindistan Başbakanı Narendra Modi, 14 Şubat'ta Abu Dabi'de bir Hindu tapınağının açılışı sırasında. (AFP)

Lina el-Hatib

Hindistan'ın Ortadoğu'yla ilişkisi, Yeni Delhi'nin ‘çoklu ittifaklar’ olarak adlandırdığı şeyi benimseme yönündeki daha geniş stratejisinin bir parçası. Diğer yandan, ABD'nin Hindistan'a yönelik tutumunun aksine, Ortadoğu ülkeleri Hindistan'la çalışmayı Çin'le yüzleşmede dengeleme eyleminin bir parçası olarak görmüyor. Hindistan ile Ortadoğu arasındaki ilişki, siyasi uzlaşmadan ziyade ekonomik ve güvenlik iş birliğini ön plana çıkaran karşılıklı pragmatizmi yansıtıyor.

Küresel Güney’in sınırları

Bazı analistler ‘Küresel Güney’ terimini Asya, Afrika ve Latin Amerika'daki ülkeleri, Kuzey veya Batı’dakilerden, yani ABD ve Avrupa ülkeleriyle farklı veya çelişkili ilişkilere ve konumlara sahip olan ülkelere atıfta bulunmak için kullanıyor. Hindistan, özellikle BRICS ve Dörtlü Güvenlik Diyaloğu (QUAD) gibi çok taraflı örgütlere aktif üyeliği nedeniyle kendisini sıklıkla bu sınıflandırma altında buldu. Geçtiğimiz yıl Hindistan G20 dönem başkanlığını üstlendi ve bu görevi kendisini Küresel Güney'in şampiyonu olarak konumlandırmak için kullandı. Hindistan'ın bu konuda aldığı tedbirlerden biri de dönem başkanlığı sırasında Afrika Birliği'nin (AfB) G20'ye kabul edilmesiydi.

Ancak bu sınıflandırma, Hindistan'ın küresel politikadaki rolüne ilişkin gerçekçi olmayan beklentileri de beraberinde getiriyor. ‘Küresel Güney’ terimi sorunludur, çünkü gerçekte farklı siyasi konumları benimseyen ve farklı ulusal ve bölgesel önceliklere sahip çok sayıda ülke arasında birlik ve uyumu varsaymaktadır. Hindistan'ın kendisini böyle bir gruplaşmanın sesi olarak sunması, yalnızca Batı ile değil, aynı zamanda Küresel Güney’deki diğer ülkelerle ilgili olarak da oynadığı rol hakkında, Hindistan'ın hedef ve davranışlarıyla tutarlı olmayabilecek varsayımları gündeme getiriyor.

Söz konusu varsayımlar, 27 Ekim'de gerçekleşen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'ndaki oylama bağlamında açıkça ortaya çıktı. Hindistan, İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırılarını kınayan BM oylamasında çekimser kaldı ve Hamas saldırılarını kınayan bildiriyi destekledi. Bazı analistler Hindistan'ın BM'deki oy verme davranışını İsrail ile savunma, güvenlik ve teknoloji alanlarındaki iş birliğinin bir sonucu olarak yorumlarken, bazıları da Siyonizm ile Hindu milliyetçiliği arasında ideolojik benzerlikler olduğunu iddia etti.

Ancak daha yakından bakıldığında, Hindistan'daki siyasi davranışın herhangi bir siyasi kampla uyum etrafında dönmediği ortaya çıkıyor. Dolayısıyla Küresel Güney teriminin Hindistan'ın tercih ettiği diplomatik yaklaşımı maskelediği açıktır. Hindistan bir yandan kendisini Batı ile dünyanın diğer bölgeleri arasında bir köprü olarak konumlandırıyor. Diğer yandan en önemli rekabeti iki Asya ülkesiyle: Çin ve Pakistan. Uluslararası düzeydeki denge ile Asya bölgesel bağlamındaki rekabetin bu birleşimi, Hindistan'ın Ortadoğu'daki ilişkilerinde açıkça görülüyor ve ekonomik ve savunma alanlarındaki iş birliği bu ilişkilerin merkezinde yer alıyor.

Ekonomik ilişkilerde dengenin sağlanması

Hindistan, ‘çoklu ittifak’ politikasının bir parçası olarak, Ortadoğu'daki çeşitli, hatta rakip taraflarla ekonomik ve savunma bağlarını sürdürmeyi amaçlıyor. İsrail ve Körfez ülkeleriyle ekonomik ve savunma ilişkileri, Hindistan'ın Ortadoğu'daki en güçlü ilişkileri olarak kabul ediliyor. Hindistan aynı zamanda İran'la bağlarını güçlendirmeye de çalışıyor. Ekonomik açıdan bakıldığında, İsrail'in kendi topraklarında 80 bin Filistinlinin çalışmasını engelleme kararının ardından yaşanan iş gücü sıkıntısı nedeniyle İsrail, alternatif olarak Hindistan'dan yaklaşık 10 bin işçi çalıştırmayı planlıyor. Bu adımın, Hindistan ile İsrail arasında halihazırda mevcut olan ticaret ve savunma ilişkilerine yeni bir katkı olduğu değerlendiriliyor.

İran'la iş birliğini artırmaya çalışan Hindistan, bir iş birliği anlaşması imzaladı.

Hindistan aynı zamanda İran'la iş birliğini de artırıyor. Ocak ayında Hindistan, İran'ın Çabahar Limanı’nı geliştirmek için bir iş birliği anlaşması imzaladı. Bu liman her iki ülke için de stratejik öneme sahiptir. İran'ın Hint Okyanusu'ndaki tek limanıdır ve Batı yaptırımlarından kaçınmada önemli bir rol oynayabilir. Pakistan, malların Afganistan ve Orta Asya'dan Hindistan'a kara yoluyla geçişine izin vermediğinden, limana tam erişim Hindistan'ın Pakistan'ı atlatmasına olanak tanıyor.

Kasım 2023'te Hamas ile İsrail arasındaki savaş yoğunlaşırken Hindistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Vinay Kwatra, İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ile Çabahar lokasyonunun stratejik önemi ve liman üzerinden bağlantının artırılması olasılığı hakkında görüşmelerde bulundu. Çabahar Anlaşması, limanın Hindistan, İran, Afganistan, Ermenistan, Azerbaycan, Rusya, Orta Asya ve Avrupa arasında mal taşımayı amaçlayan Uluslararası Kuzey-Güney Ulaştırma Koridoru’nun (INSTC) bir parçası olması nedeniyle Hindistan ve İran arasındaki ticari ilişkileri de güçlendiriyor.

(foto altı) Bir Hint Apache helikopteri 14 Şubat'taki eğitim tatbikatına katıldı. (AFP)
 Bir Hint Apache helikopteri 14 Şubat'taki eğitim tatbikatına katıldı. (AFP)

Hindistan aynı zamanda Arap ülkeleriyle ekonomik ve güvenlik ilişkilerini derinleştirmeye çalışıyor. 2022 yılında İsrail, Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve ABD'yi simgeleyen I2U2 grubu kuruldu. Grubun açılış bildirisinde ‘su, enerji, ulaşım, uzay, sağlık ve gıda güvenliği alanlarında ortak yatırımlar ve yeni girişimler’ konusunda iş birliği yapılmasının hedeflendiği ifade edildi. Hindistan aynı zamanda Eylül ayı sonlarında açıklanan ve Suudi Arabistan ile BAE tarafından imzalanan bir ekonomik koridor olan Hindistan-Ortadoğu-Avrupa Ekonomik Koridoru’nun (IMEEC) da bir parçası.

I2U2 ve IMEEC, başta Kuşak ve Yol Girişimi olmak üzere Çin'in uluslararası katılımı için birer rakip. Ancak ABD, Hindistan'ı Çin'e karşı potansiyel bir denge unsuru olarak görse de, Körfez Arap devletlerinin Hindistan'la ilişkileri ABD'nin Hindistan veya Çin'e yönelik yaklaşımını takip etmiyor ve bunun yerine Arap ülkelerinin diplomatik erişimini genişletmeye odaklanıyor.

Savunma iş birliği

Hindistan ile Körfez ülkeleri arasındaki savunma iş birliği önemli ölçüde artıyor. Hindistan ve Suudi Arabistan, 2021'de ortak bir deniz tatbikatı gerçekleştirdi. Suudi Arabistan yakın zamanda, yalnızca ülkenin askeri yeteneklerini sergilemekle kalmayıp aynı zamanda kapsamlı diplomatik ilişkilerini de vurgulayan Dünya Savunma Sanayi Fuarı (World Defence Show) 2024'e ev sahipliği yaptı. Hindistan fuarın önemli bir katılımcısıydı. Fuar tarihleri, Hindistan ile Suudi Arabistan arasında Pakistan sınırına yakın Racastan eyaletinde gerçekleştirilen ilk ortak askeri tatbikat ‘Sada Tanseeq (Yankı Koordinasyonu) 2024’ ile aynı zamana denk geldi.

Diğer taraftan Pakistan, Suudi Arabistan ile askeri ortaklığını sürdürüyor. Zira iki ülke, 21 Ocak'ta Okara'da Pakistan Ordusu ile Suudi Arabistan Kara Kuvvetleri arasında ortak bir askeri tatbikat gerçekleştirdi. Ayrıca Pakistan Hava Kuvvetleri, Suudi Arabistan'ın ev sahipliği yaptığı ‘Zafer Mızrakları 2024’ adı altında düzenlenen uluslararası askeri tatbikatlara katıldı. Ancak bu, Suudi Arabistan'ın Hindistan'la askeri iş birliğinin genişletilmesini engellemedi. Bu da Suudi Arabistan'ın iki rakip ülkeyle ilişkilerini sürdürme arzusunu doğruluyor.

Hindistan ve Körfez ülkeleri arasında savunma iş birliği arttı.

Hindistan Hava Kuvvetleri ve BAE Hava Kuvvetleri'nin, Fransız Hava ve Uzay Kuvvetleri ile iş birliği içinde 23 Ocak'ta ortak ‘Çöl Şövalyesi’ (Desert Knight) tatbikatını gerçekleştirmesiyle Hindistan, BAE ve Bahreyn arasındaki savunma iş birliği de arttı. Diğer yandan İsrail, geçtiğimiz günlerde Husi saldırıları göz önüne alındığında Hindistan'dan malları Kızıldeniz yerine BAE üzerinden taşıma arzusunu açıkladı. Ancak Hindistan, Kızıldeniz'in güvenliğini sağlamayı amaçlayan Bahreyn merkezli çok taraflı Müşterek Deniz Kuvvetleri Girişimi'ne 25 Ocak'ta tam üye olarak katılmasına rağmen, bölgedeki gemileri Husi saldırılarından korumak için ABD liderliğindeki koalisyona katılmaktan kaçındı. Bu karar Hindistan'ın İran'la ilişkilerini sürdürmek istemesinden kaynaklanıyor.

(foto altı) İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Hintli mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar 15 Ocak'ta Tahran'da bir araya geldi. (AFP)
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan ve Hintli mevkidaşı Subrahmanyam Jaishankar 15 Ocak'ta Tahran'da bir araya geldi. (AFP)

Yukarıdaki genel bakış, Hindistan'ın çoklu ittifak stratejisinin hem Hindistan'a hem de iş yaptığı Ortadoğu ülkelerine fayda sağladığını gösteriyor. Bu yaklaşım, ortak konularda iş birliğine olanak tanırken, her bir tarafın kendi ulusal hedeflerini takip etmesine de imkân sağlıyor. Bu aynı zamanda Ortadoğu ve Küresel Güney bağlamında Hindistan'ın çoklu ittifak stratejisini raydan çıkaracak bir siyasi veya güvenlik pozisyonu aramasının pek mümkün olmadığı anlamına da geliyor.

* Şarku’l Avsat tarafından Al Majalla dergisinden tercüme edilmiştir.



Kalibaf: Hürmüz’de İran’ın düzenlemeleri olmadan uzlaşma olmaz

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
TT

Kalibaf: Hürmüz’de İran’ın düzenlemeleri olmadan uzlaşma olmaz

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, 21 Haziran’da İsviçre’de düzenlenen görüşmelerin oturum aralarında, Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Ali Bakıri Kani ve Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’yi dinlerken (İran Dışişleri Bakanlığı)

Tahran dün yaptığı açıklamada, mevcut aşamada ABD ile müzakereleri yeniden başlatmayı planlamadığını, önceliğinin ise ‘savunma’ ve ABD saldırılarına karşılık vermek olduğunu bildirdi. İran Meclis Başkanı ve ABD ile yürütülen müzakerelerin başındaki isim Muhammed Bakır Kalibaf ise İran’ın ‘her zaman savaşa hazır olması gerektiğini’ vurgulayarak, ülkesine çıkar sağlamadığı takdirde mutabakat zaptına bağlı kalmayacaklarını söyledi. Kalibaf, Hürmüz Boğazı’nda ‘İran’a ait düzenlemelerin’ korunmasının ulusal güvenlik açısından öncelik taşıdığını, müzakerelerin ise ulusal çıkarları korumaya yönelik askeri faaliyetleri tamamlayan bir araç olduğunu ifade etti.

İran halkına hitaben yayımladığı açıklamada Kalibaf, ülkesinin ABD ile ‘İslam Cumhuriyeti’ni yıkmayı ve İran’ı bölmeyi hedefleyen varoluşsal bir savaş’ yürüttüğünü öne sürdü. Washington’ın gerek savaşta gerekse müzakere sürecinde İran’ı zayıflatmaya çalıştığını savunan Kalibaf, ‘öz kapasiteye dayanmak ve ülkenin gücünü artırmanın tek seçenek olduğunu’ kaydetti.

Kalibaf, 40 gün süren savaş boyunca sergilenen ‘birlik içindeki direnişin’, düşmanın planlarını boşa çıkardığını ve onu ateşkes istemeye ve yeniden müzakere masasına dönmeye zorladığını ileri sürdü. Ancak bunun ABD’nin stratejisinde herhangi bir değişikliğe yol açmadığını söyledi.

Mutabakat zaptının ancak hükümlerinin yürürlükte olması ve uygulanması halinde değer taşıyacağını belirten Kalibaf, “Eğer İran bu mutabakat zaptından fayda sağlamayacaksa, ona bağlı kalmamız için hiçbir gerekçe yoktur” ifadesini kullandı. İran Silahlı Kuvvetleri’nin ‘düşman saldırganlığı’ olarak nitelendirdiği gelişmelere karşı tam hareket serbestisine sahip olduğunu da sözlerine ekledi.

İran’ın ulusal güvenliğini Hürmüz Boğazı’ndaki ‘İran düzenlemelerinin’ korunmasına bağlayan Kalibaf, 40 Gün Savaşı sırasında boğazın kapatılmasının doğru bir karar olduğunu savundu. Tahran’ın müzakereler sırasında bu düzenlemeleri mutabakat zaptının beşinci maddesine dahil ettirmeyi başardığını öne süren Kalibaf, daha sonra ABD’nin bunları güç kullanarak zayıflatmaya çalıştığını iddia etti.

ABD’nin elinde hukuki ya da diplomatik baskı unsuru bulunmadığını savunan Kalibaf, Washington’ın ‘yenilgisini telafi etmek amacıyla baskı kurmaya çalıştığını’ söyledi. İran’ın ‘düşmanın iradesinin dayatılmasına izin vermeyeceğini’ vurgulayan Kalibaf, askeri faaliyetlerle diplomasinin eşgüdüm içinde yürütülmesi çağrısında bulundu. Mevcut aşamada müzakerenin teslimiyet anlamına gelmediğini, aksine direniş stratejisinin ve ulusal çıkarların korunmasının bir parçası olduğunu belirten Kalibaf, askeri ve diplomatik süreçlerin birbirinden ayrılmasının ‘stratejik bir hata’ olacağını ifade etti.

sdfvb
İran Yargı Erki Başkanı Gulam Hüseyin Muhsini Ejei, salı akşamı eski Dini Lider Ali Hamaney’i anma töreninde Kalibaf’ın kulağına bir şeyler fısıldıyor. (İran parlamentosu)

Kalibaf, aynı yaklaşımın Lübnan dosyası, yaptırımların kaldırılması, bölgedeki ABD üslerinin geleceği ile ‘İran Dini Lideri’nin ve iki savaşta hayatını kaybeden diğer kişilerin kanının intikamının alınması’ başlıklarında da uygulanması gerektiğini söyledi.

İran halkına ‘ümitsizlik, korku, bölünme ve karşılıklı güvensizlik yaymayı amaçlayan psikolojik savaşı’ dikkate almama çağrısı yapan Kalibaf, “Düşman, umutsuzluk, ayrılık ve karşılıklı güvensizlikten medet umuyor” dedi. Halkın ‘savunma, diplomasi ve hizmet kurumlarına’ verdiği desteğin bu kurumlara rakipleri karşısında üstünlük sağladığını belirten Kalibaf, söz konusu güçlerin ‘İran’ın güvenliği ve ulusal çıkarları için canlarını ortaya koyduğunu’ ifade etti.

Kalibaf, Tahran’ın bugün Hürmüz Boğazı konusunda güçlü bir konumdan konuşmasının, ‘halkın sahada oluşturduğu askeri gücün’ sonucu olduğunu savundu. İran yönetiminin “İran Dini Lideri’nin intikamını alacağına kesin olarak inandığını” söyleyen Kalibaf, ülkesinin taleplerini gerçekleştirme konusunda hiçbir taviz vermeyeceğini dile getirdi.

‘Üçüncü dayatılmış savaş’ olarak nitelendirdiği süreçte hem savunma hem de medya alanında görev yaptığını belirten Kalibaf, daha sonra tüm baskılara rağmen ‘diplomasi cephesine’ geçtiğini söyledi. Hiçbir zaman sorumluluktan kaçmadığını ifade eden Kalibaf, amacının ‘İran Dini Lideri’nin rehberliğinde İran’ın yücelmesi’ olduğunu, hayatını savaş, tehdit ve karalama kampanyalarından korkmadan düşmanlarla mücadeleye adadığını kaydetti.

Kalibaf, İran’ın güneyinde yaşayanlara da seslenerek, bu bölge halkının ‘ön cephede yer aldığını’, ‘İran’ın bel kemiğini oluşturduğunu’ ve ‘uğruna canların feda edileceğini’ söyledi. “Başlarımız gidebilir ama verdiğimiz sözden dönmeyeceğiz. Hayat damarımızı bu vatanı savunmak için ortaya koyduk” ifadelerini kullanan Kalibaf, zaferin yakın olduğunu ve İran halkının birliğinin zaferi garanti altına alacağını savundu. İran’ın ‘ne savaştan ne de tehditlerden korktuğunu’ belirten Kalibaf, ülkesinin “İran Dini Lideri’nin talimatları doğrultusunda bu suçlara kararlı bir karşılık vereceğini” söyledi.

Müzakere planı yok

Açıklamalar, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi’nin, ABD’nin herhangi bir saldırgan girişimine İslam Cumhuriyeti tarafından ‘kararlı bir karşılık verileceğini’ bildirmesinin ardından geldi.

İran hükümetinin internet sitesinde yayımlanan açıklamasında Garibabadi, İran Silahlı Kuvvetleri’nin ABD’den gelebilecek her türlü saldırıya güçlü şekilde karşılık vereceğini belirterek, “ABD yönetiminin her türlü saldırgan eylemi, İran Silahlı Kuvvetleri tarafından kararlı bir yanıtla karşılanacaktır” ifadesini kullandı.

Garibabadi, İran’ın ‘İran halkını hedef alan hiçbir saldırı ya da girişimi cevapsız bırakmayacağını’ vurgulayarak, “ABD yönetimi ve başkanı, daha önce de bu yolu denediklerini ve başarısız olduklarını, İslam Cumhuriyeti’nin ise ABD ile İsrail’e ağır bir yenilgi yaşattığını anlamalıdır” dedi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de İran Silahlı Kuvvetleri’nin, “İran topraklarına yönelik her türlü saldırının mutlaka aynı şekilde karşılık bulacağını gösterdiğini” söyledi.

Şarku’l Avsat’ın İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı’ndan aktardığına göre Bekayi, “Şu anda müzakere yönünde herhangi bir planımız bulunmuyor. Önceliğimiz savunma” dedi. Mutabakat zaptının ‘karşılıklı taahhütlerden oluştuğunu’ ifade eden Bekayi, “Karşı taraf yükümlülüklerini ihlal ederse biz de kendi taahhütlerimizi yerine getirmeyiz. Bu bizim temel ilkemizdir ve önümüzdeki dönemde de bu doğrultuda hareket etmeyi sürdüreceğiz” diye konuştu.

ABD saldırıları

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) dün akşam İran’a yönelik yeni bir hava saldırısı dalgası düzenlediğini açıkladı. Saldırılarda, Hürmüz Boğazı girişindeki Büyük Tunb Adası’nda bulunan kıyı savunma sistemleri ile seyir füzelerinin depolandığı ve fırlatıldığı noktaların hedef alındığı bildirildi. Operasyon, İran limanları ve kıyı bölgelerine yönelik deniz ablukasının yeniden uygulanmasından saatler sonra gerçekleştirildi.

CENTCOM’dan yapılan açıklamada, saldırıların amacının ‘Hürmüz Boğazı’nda ticari gemilere yönelik saldırılarda kullanılan İran askeri kapasitesini zayıflatmayı sürdürmek’ olduğu belirtildi. Yaklaşık 90 dakika süren operasyonun, salı akşamı yedi saat boyunca devam eden ve Hürmüz Boğazı çevresi ile İran kıyı şeridindeki onlarca askeri noktayı hedef alan önceki saldırıların ardından düzenlendiği ifade edildi.

Öte yandan Reuters’ın DMO’ya dayandırdığı habere göre, Hürmüz Boğazı’nın ‘ABD’nin tehdidi sona erene kadar’ kapalı kalacağı açıklandı. DMO, ABD’nin İran ihracatına yönelik ablukayı sürdürmesi halinde, ABD ve müttefiklerinin faydalandığı ‘diğer tüm enerji ihracat güzergâhlarını’ da kapatmakla tehdit etti.

rhythnjy

Analistler, İran’ın söz konusu tehdidinin deniz taşımacılığına yönelik baskının Hürmüz Boğazı’nın yanı sıra Babu’l Mendeb Boğazı’nı da kapsayacak şekilde genişletilebileceğine işaret ettiğini değerlendiriyor. Bu senaryonun, Hürmüz Boğazı’na ek olarak yeni bir deniz cephesinin açılması anlamına gelebileceği belirtilirken, uzmanlar kısa vadede kapsamlı bir savaşın yeniden başlamasını düşük ihtimal olarak görmeye devam ediyor. Buna karşın, gerilimin daha da artma riskinin sürdüğü vurgulanıyor.

Bu gelişmeler, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Tahran’ın yeniden müzakere masasına dönmemesi halinde saldırıları İran’daki enerji tesisleri ve köprüleri de kapsayacak şekilde genişletebileceği yönündeki açıklamalarını sürdürdüğü bir dönemde yaşanıyor. Washington, deniz ablukasının yalnızca İran limanlarına giden veya bu limanlardan ayrılan gemileri hedef aldığını, Hürmüz Boğazı’ndan geçen diğer ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamaya devam ettiğini belirtiyor.


Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi
TT

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

Tahran varoluş savaşı verdiğini söylerken ABD yeni saldırılar düzenledi

ABD, Washington'ın İran İslam Cumhuriyeti limanlarına yönelik deniz ablukasını yeniden yürürlüğe koymasının ardından İran'daki kıyı savunma sistemleri ile füze mevzilerini hedef aldı. Tahran ise bölgedeki enerji ihracatını daha da aksatmakla tehdit ederek ABD'ye karşı varoluş savaşı yürüttüğünü açıkladı.

Bu tırmanış, kırılgan ateşkesin birkaç gün önce çökmesinin ardından bölgede gerilimi yüksek tutmaya devam etti. Bu durum, kapsamlı bir savaş ihtimalini yeniden gündeme getirirken, analistler genel olarak böyle bir senaryonun düşük olasılık taşıdığı görüşünde birleşiyor. İran'ın cumartesi gece geç saatlerde Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurmasının ardından çatışmaların şiddeti daha da arttı.

Devam eden askeri operasyonlar, savaş öncesinde küresel petrol ve doğal gaz sevkiyatının yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği bu kritik su yolundan gemilerin geçişini engelliyor. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), kuvvetlerinin İran'a ait Büyük Tunb Adası'ndaki kıyı savunma sistemleri ile seyir füzelerinin depolandığı ve konuşlandırıldığı noktaları hedef aldığını, saldırı dalgasının ise 90 dakika içinde tamamlandığını açıkladı.

İran'ın başmüzakerecisi Muhammed Bakır Kalibaf, İran'ın güvenliğinin Hürmüz Boğazı'ndaki "İran düzenlemelerinin" korunmasına bağlı olduğunu belirterek yayımladığı açıklamada, "Biz Amerika ile varoluş savaşı içindeyiz" ifadelerini kullandı.


Trump, 2024'ten beri İran'da tutuklu bulunan bir Amerikan vatandaşının serbest bırakıldığını açıkladı

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AP)
TT

Trump, 2024'ten beri İran'da tutuklu bulunan bir Amerikan vatandaşının serbest bırakıldığını açıkladı

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray'daki Oval Ofis'te konuşma yapıyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, dün İran'da Aralık 2024'ten bu yana tutuklu bulunan bir ABD vatandaşının serbest bırakıldığını duyurdu.

Trump, kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada, "İran, Aralık 2024'te yasa dışı şekilde gözaltına alınan bir ABD vatandaşının ülkeden ayrılmasına izin verdi. Kendisi artık ülke dışında güvende ve sağlık durumu iyi. Amerika Birleşik Devletleri, İran'ın bu iyi niyet göstergesini takdir ediyor" ifadelerini kullandı.

İnsan hakları alanında uzman Avukat Jared Genser ise serbest bırakılan kişinin müvekkili Dina Karari olduğunu açıkladı. Genser, Karari'nin İran'da "düşman bir devletle iş birliği yapma ve casusluk" suçlamalarıyla haksız yere tutulduğunu öne sürdü.

Avukat açıklamasında, "Fiziksel olarak hapsedilmemiş olsa da büyük bir acı yaşadı." ifadelerini kullanarak, Karari'nin İran topraklarından ayrılmasının yasaklandığını ve onlarca kez sorguya çekildiğini belirtti.

Genser, Karari'nin İran'daki yoksul çocuklara yardım eden Children of Mehr Foundation (Mehr Çocukları Vakfı) adlı kuruluşun başında bulunduğunu söyledi.

Karari'nin şu anda "ABD'ye doğru yolda olduğunu" belirten avukat, ABD Başkanı'na "yardımı ve desteği" için teşekkür etti.

Son günlerde İran'a yönelik saldırıların yeniden başlatılması ve limanlara yönelik abluka emrini veren Cumhuriyetçi lider Trump, serbest bırakılan kadının kimliğini daha önce açıklamamış ve gözaltına alınma nedenleri hakkında da ayrıntı vermemişti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre İran, çok sayıda yabancı ülke vatandaşını tutuyor ve bu kişileri Batılı hükümetlerle yürütülen müzakerelerde pazarlık unsuru olarak kullanmakla suçlanıyor.

Mayıs ayında Washington yönetimi, İran'da 10 yıllık hapis cezasını tamamlayan ve ABD'de daimî ikamet statüsüne sahip İran vatandaşı bir kişinin serbest bırakıldığını açıklamıştı.