Büyük Sahra'da ‘İslam Devleti’... Sahel DEAŞ’ı

Sınırların ötesinde seyahat etmeye ve savaşmaya hazır savaşçılar yetiştiren bir insan rezervuarı…

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri, DEAŞ unsurlarıyla mücadeleye yönelik operasyonlarını sürdürüyor. (AFP)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri, DEAŞ unsurlarıyla mücadeleye yönelik operasyonlarını sürdürüyor. (AFP)
TT

Büyük Sahra'da ‘İslam Devleti’... Sahel DEAŞ’ı

Demokratik Kongo Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri, DEAŞ unsurlarıyla mücadeleye yönelik operasyonlarını sürdürüyor. (AFP)
Demokratik Kongo Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri, DEAŞ unsurlarıyla mücadeleye yönelik operasyonlarını sürdürüyor. (AFP)

Abdullah Faysal Al Salih

Irak'ta ortaya çıkışından ve Suriye'de yayılmasından bu yana, dünya DEAŞ’ı yakından izliyor, onunla mücadele etmeye ve yayılmasını sınırlamaya çalışıyor. Örgüt, Irak'taki mezhep gerilimlerini Irak el-Kaidesi ve 2003'teki rejimin çöküşünden sonra oyundan düşen ‘Baas Partisi’ rejimi kalıntılarını kullanarak ortaya çıktı.

‘İşgal karşıtı direnişin’ meşruiyet kazanması için 2006 yılında ‘Irak İslam Devleti Örgütü’ adı seçildi ve ardından 2011'de başlayan çatışmalardan yararlanarak Suriye'de genişledi. 2014'te isim ‘Irak ve Şam İslam Devleti Örgütü’ olarak değiştirildi ve bu noktadan sonra DEAŞ adı kullanıldı.

İki ülkenin topraklarında sahada örgütlenme genellikle İslam tarihini çağrıştırır. Çünkü Suriye ve Irak, iki önemli İslam devleti olan Emevi ve Abbâsî dönemlerine ev sahipliği yaptı. Hilafet’in meşruiyetinden yararlanmak amacıyla örgüt sıkı bir İslam şeriatı yorumunu uygulayarak karşıtlarına iki mesaj iletir: Birincisi, ‘Allah’tan başka hiç kimsenin kınamasından korkmamak’; ikincisi, ‘İslam Devleti’ne karşı çıkmaya çalışanların korkunç cezalara çarptırılacağı.

Örgütün gücü ve genişleme ajandası, İslam dünyası ve uluslararası ortakları için artan bir tehdit oluşturur. Çünkü ‘hilafet’ fikri, sınırları aşan bir yapıya sahip olduğundan, DEAŞ’ı uluslararası bir örgüt haline getirir ve uluslararası hukuku tanımayan, iddia edilen ‘hilafet’ altında birleşen bir devlet kurmayı amaçlar. Bu nedenle DEAŞ, Irak ve Şam'dan binlerce kilometre uzak bölgelere yayıldı. Örgüt, Irak ve Suriye dışında sekiz vilayetin kurulduğunu duyurdu, bunlar: Horasan (Afganistan ve Pakistan), Cezayir, Kafkasya, Mısır, Libya, Arabistan Yarımadası (Suudi Arabistan), Yemen ve Afrika Sahel bölgesi…

Bugün DEAŞ örgütünün uluslararası tehdidi, temel olarak iki bölgede yoğunlaşıyor: İlk olarak, Afganistan'daki Horasan bölgesi, medya tarafından günlük olarak aktarılanlara göre örgüt burada aktif olarak Taliban'ın otoritesine meydan okuyor ve radikalizmi artırıyor. Ancak en tehlikeli kısım, örgütün Afrika Sahel bölgesindeki koludur.

Batı Afrika Vilayeti'nin genişlemesi, Arap medyasında neredeyse görmezden geliniyor. Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) raporları, ‘DEAŞ - Batı Afrika Vilayeti’ örgütünün gerçekleştirdiği terörist saldırıların, Afrika kıtasındaki en radikal örgüt olarak kabul edilen ‘Boko Haram’ tarafından gerçekleştirilen saldırılardan daha vahşi olduğunu gösteriyor. Afrika'daki birçok aşırı örgüt, özellikle de 2015 yılında Boko Haram dahil olmak üzere DEAŞ’a biat etti. Boko Haram, diğer örgütlerden ayrılan unsurlarla birlikte, (Mağrip El-Kaidesi gibi) DEAŞ’a katıldı. DEAŞ’ın ‘Büyük Sahra'daki İslam Devleti’ni’ resmi bir eyalet olarak tanıması Mart 2022'ye kadar gecikti.

Diğer yandan DEAŞ'ın Afrika'da yükselişi, Rusya'nın yanı sıra bölgede savaşmak üzere paralı asker devşirmesiyle ünlü Wagner şirketinin yanı sıra Fransa başta olmak üzere, Avrupa Birliği ülkelerinin de müdahalesine yol açtı.

“Libya'da 2011 yılında devletin düşmesi, Sahel bölgesinde silahların yayılmasında artışa yol açtı.”

Afrika Sahel Bölgesi

Bu isim, Kuzey'de Büyük Sahra, Güney'de Sudan, Doğu'da Eritre'ye ve Batı'da Senegal'e kadar uzanan, Afrika'daki tropikal savana kuşağına verilen isim. Sahel (Sahil), Sahra Çölü'nün kuzeyi ve güneyinde doğal sınır oluşturan çöl bitkilerinin yetiştiği bölge, sanki bir çöl sahili. Bu bölge, ikliminin sertliği ve arazisinin engebeli oluşuyla dikkat çeker, yıl boyunca az yağış, kuraklık ve yüksek sıcaklık hakimdir. Bölge, izole edilmiş platolar ve bölgenin jeolojisini oluşturan dağlarla karakterize ediliyor.

Kısa bir tarihi bakış

Sahel bölgesinde 13-17’inci yüzyıllar arasında, birkaç krallık ortaya çıktı. Siyasi yaşam, sakinlerinin bölgeler arasında hareket etme becerisine sahip olduğu çöl yolu üzerinden yapılan ticaretin yanı sıra, altın madenciliği endüstrisinin ve fazla tahılların depolanmasının gelişmesiyle istikrarlıydı. Ayrıca, Sahra'nın geçit yolu ticareti, bölge halkının bölgeler arasında hareket etme becerisini ustalıkla gerçekleştirdiği bir ticaret ağı oluşturdu. Ancak Sahel'in altın rezervlerine yönelik diğer bölgelerin artan hırslarıyla birlikte, bölgedeki durum giderek değişmeye başladı; önce kuzeyden gelen istilalar ve ardından Avrupa'nın istilası izledi. Bu siyasi değişimler, ekonomik durgunluk ve bölgenin birçok yerlisi için köleliğe dönüşü getirdi. Birçokları kökenlerinden uzaklaştırılarak kölelik yaşamını sürdürmek üzere başka yerlere götürüldü. 18-20. yüzyıllarda, bölge (Afrika Kıtası’nın çoğu gibi) Avrupa işgali altında yaşadı.

Fotoğraf Altı: Somali'de eğitim gören Yüzlerce eş-Şebab savaşçıları. (AP)
Somali'de eğitim gören Yüzlerce eş-Şebab savaşçıları. (AP)

Çoğu Sahel ülkesi, 1960’li yıllarda bağımsızlıklarını kazandı. O zamandan beri, ekonomik kötüleşme ve iklim değişikliğinin artan etkileri altında halklarına temel yaşam koşullarını sağlayamayan, dolayısıyla meşruiyetini kaybeden hükümetlerin zayıflığı sonucunda aşırılık hareketleri ortaya çıktı. Politik elitler arasındaki güç mücadelesi ve liderliklerin çıkarlarını, halkların çıkarlarının önüne koyan iç savaşlar, halk tabakasının hükümetlere olan öfkesine neden oldu. Bu durum, yoksulluk ve siyasi otoritenin yozlaşmasıyla ortaya çıkan şiddet ve suç seviyelerinin yükselmesine katkıda bulundu.

Geçtiğimiz 20 yılda, şiddet, çatışma ve suçun artışı, ulusal sınırları aşarak hem bölge içinde hem de dışında büyük zorluklar yarattı. Şiddet ve insanlık dışı olayların en belirgin odak noktaları, Liptako-Gourma sınır bölgesi ve Çad Gölü havzasıdır.

Libya'da 2011 yılında devletin çökmesi, Muammer Kaddafi rejiminin bölgede nüfuzunun olmaması ve silahların oradan akması nedeniyle Sahel bölgesinde silahlanmaya yol açtı. Ayrıca, Mali'nin kuzeyine akın eden militanlar, yıllarca sessiz kalan Tuareg isyancılarını canlandırdı. Mali'nin nüfusunun sadece yüzde 10'unu oluşturan Tuaregler, ‘Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi’ çerçevesinde örgütlenmiş olup, bağımsız bir devlet kurmayı hedefliyor. Tuaregler, hükümet güçlerini kuzeyden çıkarmak için mücadele etmek amacıyla Mağrip El-Kaidesi, ‘Batı Afrika'da Birlik ve Cihad Hareketi’ ve ‘Ensar ed-Din’ gibi çeşitli İslami gruplarla ittifaklar kurdu.

2012'nin mart ayında Mali Cumhurbaşkanı Amadou Toumani Touré, hükümetin isyanı bastırmada başarısız olması nedeniyle ordu tarafından gerçekleştirilen bir darbeyle devrildi. Ardından, kuzeyde devlet kurumlarının çöküşü, Tuareglerin (Azavad Ulusal Kurtuluş Hareketi) Gao, Kidal ve Timbuktu gibi bölgesel başkentleri ele geçirmesine olanak sağladı. Grup, Nisan 2012'ye kadar Azavad'ın bağımsızlığını ilan etmişti.

“Avrupa Birliği, coğrafi yakınlık nedeniyle Afrika'daki aşırılık yanlılarının etkisinin artmasından endişe duyuyor.”

DEAŞ Batı Afrika Eyaleti

Steven Simon ve Daniel Benjamin,10 Eylül 2021'de, Washington'daki Quincy Enstitüsü için ‘Artık Daha Akıllı Bir Terörle Mücadele Yaklaşımına Ulaşılabilir’ (A Smarter Counterterrorism Approach Is Now Within Reach)’ başlıklı bir makale kaleme aldılar. Makalede şu önemli noktalara yer verildi:

"Afrika’nın Sahel bölgesi ve Batı Afrika şu anda en aktif cihat bölgelerinden biridir ve bu bölgelerdeki şiddetli gruplar için stratejik tercih genellikle El Kaide ve DEAŞ gibi bilinen örgütlere katılmaktır.”

2002'den beri faaliyet gösteren Boko Haram örgütünün, 2015'te DEAŞ'a biat ettiğini ilan ederek adını ‘Batı Afrika İslam Devleti’ olarak değiştirdiği Nijerya'da, örgüt içinde bazı ayrılıklar yaşanmasına rağmen, DEAŞ, ayrılanları ortadan kaldırmayı başardı. 2021'de, Nijerya'daki ayrılan örgüt liderini öldürdü ve kontrol altında tuttukları toprakları ele geçirerek, ayrılanları Çad Gölü yakınlarındaki uzak bölgelere kaçmaya zorladı. O zamandan beri, DEAŞ, Nijerya'nın kuzeydoğusunu ve Nijer'in bazı bölgelerini kontrolü altına almış durumda.

Birleşmiş Milletler'in 11 Ocak 2021'de yayımlanan raporu, ‘Batı Afrika İslam Devleti’ örgütü tarafından gerçekleştirilen son terör saldırılarının, Boko Haram hareketinin gerçekleştirdiği saldırılardan daha vahşi olduğunu belirtti. Ayrıca, Katar'daki Brookings Enstitüsü'nün 30 Ağustos 2021 tarihli raporu ‘11 Eylül'den Yirmi Yıl Sonra... Afrika'da Terörün Yükselişi’ başlığını taşıyordu. Raporda, Ensar ed-Din ve Batı Afrika Cihat ve Tevhid Hareketi gibi ‘cihatçı’ örgütlerin faaliyetlerinin arttığına ve bu faaliyetlerin Mali'nin kuzeyindeki Tuareg isyanıyla aynı dönemde denk geldiğine dikkat çekildi. Cihatçı isyanda rol oynayan faktörler arasında, küresel bir kimlik arayışı, dışlanmış ve umutsuz gençleri birleştirecek bir amaç arayışı ve geleneksel aile yapılarının çöküşü yer alıyordu.

Mark Landler, 10 Eylül 2021 tarihli New York Times gazetesinde yayınlanan makalesinde, bazı Amerikan operasyonlarının, Batı Afrika'daki Burkina Faso gibi ülkelerde, sadece aşırılığı yok etmede başarısız olmakla kalmadığı, aksine (istenmeden) onu daha da kötüleştirebileceğinden bahsetti. Landler'ın makalesinde belirttiği bu durum, ABD'nin Sahel ülkelerindeki aşırıcı gruplara doğrudan müdahale konusundaki temkinli tutumunu açıklayabilir. Bu durum, Amerikan politikasının bu gruplara savaşma yeteneklerini geliştirmeleri için daha fazla alan sağlayabileceğini gösterebilir.

18 Kasım 2021'de, Independent gazetesi, Sahel bölgesindeki ‘İslamcı isyanın’ dünyanın en hızlı büyüyen isyanı olduğuna dair bir haber yayınladı. Independent'ın haberi, Afrika Kıtası’ndaki ve özellikle Sahel bölgesindeki aşırılığın artan şiddeti ve buna bağlı olarak Avrupa kıtasındaki tehlike derecesinin yükselmesine dikkat çekti. Söz konusu haberde, bu durumun, Afrika'daki gerginliklerin, ilkel toplumlarda insan rezervuarı barındıran bir kıtada artmasıyla, Belarus, Bulgaristan ve Bosna gibi Doğu Avrupa bölgelerinde artan aşırıcılıkla ilgili olarak ele alınan bölgelerde gerginliğin artmasına yol açabileceğini belirtti. Bu bölgeler, özellikle 1990'larda Afganistan'dan gelen savaşçıların akınına uğrayan Bosna gibi, aşırıcılık tarihine sahiptir.

Avrupa Birliği'nin Afrika'daki aşırılıkçıların artan etkisinden endişe duyduğu açıktır, çünkü coğrafi yakınlık söz konusudur. Kıta'nın kuzeyine doğru yapılan yasa dışı göçlerde uzun bir tarihi vardır ve bu durum Avrupa'da endişenin daha büyük olmasını açıklar. Amerikalıların ise daha çok stratejik bir konu olarak ele aldığı, acil bir güvenlik meselesi olarak görmediği bir konu.

Tarık eş-Şami'nin 29 Mayıs 2022 tarihli Independent Arabia’da yayınlanan makalesine göre El Kaide veya ona bağlı grupların Afrika'daki terör tehditlerinin yayılmasının en önemli kanıtlarından biri, Başkan Biden'ın Mayıs 2022'de Amerikan özel kuvvetlerinin Somali'ye gönderilmesine onay vermesidir. Bu, El Kaide’ye bağlı olan eş- Şebab hareketinden gelen artan tehditle başa çıkmak için yapılmış bir hamledir.

“DEAŞ, benimsediği ideolojiye bakılmaksızın Afrika'nın en geniş bölgesine hakim olmayı hedefliyor.”

29 Kasım 2021 tarihinde Foreign Policy web sitesinde ‘Uganda ve Kongo, İslam Devleti Örgütü ile Savaş Halinde’ başlıklı bir makale yayınladı. Makale, Afrika'da DEAŞ faaliyetlerinin artışını ele aldı ve bunu Afganistan'daki durumla karşılaştırdı. ABD’nin çekilmesinin ardından DEAŞ Horasan'ın faaliyetlerinin artışı gibi... Makale, ‘Afrika'daki İslam Devleti Örgütü’ üyelerinin gerçekleştirdiği bazı dehşet verici eylemleri içeriyordu, bunlar arasında sokaklarda kafa kesme işkencelerinin görüntülenmesi de ekliydi.

Uganda ve Kongo'daki durumda önemli bir çelişki var. Kendisine ‘Demokratik İttifak Güçleri’ adını veren ve şiddeti benimseyerek işleri yürüten ve rakipleriyle çatışan bir örgüt faaliyet gösteriyor. Çelişki, DEAŞ'ın bu ittifaka 2018'in sonlarında bağlılık göstermesiyle ortaya çıkıyor. DEAŞ'ın kendisini demokratik olarak tanımlayan bir örgüte bağlılık göstermesi tuhaf görünse de örgütün pragmatizmiyle açıklanabilir. Örgüt, Kıta’da ideolojik prensiplerine aldırmadan en geniş alanı ele geçirmeyi amaçlıyor (İslam Devleti'nin seküler başlıklardan uzak, özellikle demokrasi gibi ideolojilere itibar etmediğini unutmamak gerekir). Foreign Policy’deki makale, Demokratik İttifak Güçleri’nin 2016-2017 döneminde kendilerini ‘İslamcı’ olarak tanımlayan terörist gruplarla iletişime geçtiğini belirtiyor ve bu gruplar arasında ‘Tevhid ve Cihad Şehri’ grubunu öne çıkarıyor, ki bu grup, DEAŞ'ın bayrağına benzeyen bir bayrak taşıyor.

“Barış güçlerinin Mali'den çekilmesi bölgedeki şiddetin şiddetini artıracak.”

Batılı güçlerin geri çekilmesi

Fransa, 2022'nin ilk çeyreğinde, mali ve lojistik işleri denetlediği İslami Mağrip El Kaidesi'nin önde gelen liderlerinden ‘Ebu Ammar el-Ceziri’ olarak bilinen Yahya Jawadi'nin öldürülmesinin ardından Mali'den çekilme kararı aldı. Bu çekilmenin en önemli nedenlerinden biri, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e yakın olan Wagner grubunun faaliyetlerinin artmasıdır. Wagner, Mali Cumhuriyeti'nde etkin olan ve Bamako'daki askeri konsey ile doğrudan işbirliği yapan bir grup. Fransa'nın izinden diğer Avrupa ülkeleri de Mali'deki varlıklarını azalttı; Danimarka, Bamako'daki askeri konseyin Danimarka özel kuvvetlerini istememesi üzerine özel kuvvetlerini Mali'den çekti. Fransa ve Avrupalı ​​ortaklarının Mali'den çekilmesi, Mali'deki Birleşmiş Milletler Çok Boyutlu Entegre İstikrar Misyonu'nun çalışmalarını etkiledi.

Barış gücü birliklerinin çekilmesinin, bölgedeki şiddeti artırabileceğine dair endişeler sadece terörist gruplar düzeyinde değil, aynı zamanda kişisel ve etnik ajandaları olan hükümet kurumları için de geçerlidir. Mali ve Burkina Faso'daki hükümet güçlerinin sivillere karşı katliamlara karıştığına dair birçok rapor var.

Fotoğraf Altı: Somali'deki bir görev için savaş uçağına binmeye hazırlanan ABD Özel Harekat Kuvvetleri. (US Air Force photo by Staff Sgt. Enrique Barcelo)
Somali'deki bir görev için savaş uçağına binmeye hazırlanan ABD Özel Harekat Kuvvetleri. (US Air Force photo by Staff Sgt. Enrique Barcelo)

2022'nin mart ayında, Birleşmiş Milletler Mali Ordusunu, yasaların ötesinde 500 sivilin infazıyla suçladı ve bu görevi tamamlamak için kimliği belirsiz savaşçılardan yardım aldığı iddia edildi Buna ek olarak, eğitimli uluslararası güçlerin geri çekilmesi, tıpkı Burkina Faso'da ve ardından Mali'de olduğu gibi, aşırılık yanlısı gruplara, yetersiz eğitimli hükümet güçlerinin bulunduğu askeri bölgeleri ele geçirme fırsatı veriyor.

“İki DEAŞ vilayetinin varlığı aralarında koordinasyondan ziyade nüfuz paylaşımı anlamına geliyor.”

DEAŞ Batı Afrika... ve DEAŞ Büyük Sahra

Mart 2019'dan Mart 2022'ye kadar olan dönemde Büyük Sahra DEAŞ’ı (Afrika Sahel DEAŞ'ı olarak da bilinir) Batı Afrika ile birleşmeden önce iki örgüt birbirinden izole bir şekilde varlığını sürdürüyordu. Büyük Sahra'daki İslam Devleti adlı örgüt, bağımsız bir vilayet olarak faaliyet göstererek ‘Büyük Hilafet Devleti’ne bağlı olduğunu ilan etmişti. Farklı fraksiyonlar arasındaki bölünme, Afrika kıtasının kültürel ve siyasi bağlamına dayanıyor. Bu kıta, coğrafi liderliklerin çatışmasıyla tanınır ve liderler, kendilerine kişisel olarak bağlı olan savaşçı gruplarını bir araya getirir. Aşırı örgütlerde yaşananlar, o bölgedeki askeri liderlerin durumuyla çok fazla farklılık göstermez; her iki durumda da liderler, birbirlerine karşı darbe yapma fırsatını kolluyor.

Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığına göre iki grup arasındaki coğrafi mesafe idari bölünmeyi teşvik ediyor. Bu nedenle daha küçük ve daha dar örgütlerin aktif olması şaşırtıcı değildir. El Kaide, Afrika’da halen çeşitli isimler altında faaliyet gösteriyor. Bunlara Afrika'da ‘Müslümanları korumak’ sloganını öne çıkaran kuzey Nijerya'daki Ensar ed-Din de dahil. Başlangıçta, 2012'de ayrıldıkları Boko Haram grubu için fidye amaçlı adam kaçırma olaylarında uzmanlaşmış bir kanat olarak kurulmuştu ve faaliyetleri Nijerya'nın dışına, Benin'i de kapsayacak şekilde uzanıyordu. Kıtaya dağılmış, devlet dışı aktörler (non-state actor) olarak aktif olan grupların listesi uzayıp gidiyor. Örneğin: Cemaat Nusrat el-İslam vel-Müslimin, Mağrip El Kaidesi, Şekau grubu, eş-Şebab (Somali), Tevhid vel-Cihad, Mulathameen Tugayı ve diğerleri.

Fotoğraf Altı: Batı Afrika'daki DEAŞ unsurları. (AFP)
 Batı Afrika'daki DEAŞ unsurları. (AFP)

İki DEAŞ vilayetinin varlığı aralarında koordinasyondan ziyade nüfuz paylaşımı anlamına geliyor. Eğer 'Batı Afrika Devleti' örgütü Atlas Okyanusu kıyısındaki ve Gine Körfezi'ndeki bölgeye etki ediyorsa, o zaman 'Büyük Sahra Devleti' örgütü ve Afrika kıyısı boyunca uzanan, coğrafi olarak daha geniş bir bölgede faaliyet gösterdiği için daha tehlikelidir. Buna ek olarak, bölge halkının yaşadığı zorlu koşullar, aşırı örgütlere katılımı teşvik ediyor.

Sahel'deki İslam Devleti, çıkarları gerektirdiği şekilde aşırı gruplarla esnek bir iş birliği yapma yeteneğiyle dikkat çekiyor. Örgüt, Ebu Velid es-Sahravi liderliğinde (17 Ağustos 2021'de öldürüldü) El Kaide'ye bağlı gruplarla işbirliği yaparak aktif hale geldi. Sahravi ve Cemaat Nusrat el-İslam vel-Müslimin grubu üyeleri arasındaki ilişkiler, operasyonel çatışmalardan kaçınmayı ve hatta bu iki grubun iş birliğini sağladı.

“Bölgenin yaşadığı ekonomik yoksulluğa eğitim ve farkındalık yoksulluğu da eşlik ediyor.”

Kendilerine ‘İslamcı’ diyen radikal Afrikalı gruplardan bahsederken, liderlerinin ve kadrolarının neredeyse tamamının yerel olduğunu hesaba katmak gerekiyor. Yabancı savaşçıları belirli bir coğrafi bölgede toplamaya dayanan DEAŞ'ın geri kalan vilayetlerinden farklı olarak Sahel DEAŞ’ı, kontrol ettiği topluluklardan savaşçıları kendine çekiyor ve bu da örgütte savaşan akrabaları olan sakinlerin sosyal meşruiyetini ve sempatisini kazanıyor.

Bölgenin yaşadığı ekonomik yoksulluğa eğitim ve farkındalık yoksulluğu da eşlik ediyor. Bu nedenle bölge halkları ‘sadakat, inkar ve adalet’ gibi kavramlar konusunda şeriatın dar yorumlarına karşı savunmasızdır. Somali'de yayılan eş-Şebab hareketinin fakir görünen erkeklere karşı hırsızlık yaptığına dair kayıtları hatırlatmakta fayda var. Bu kayıtlar, şeriat yasalarını ihlal edenlere bedensel ceza uygulanması fikrini memnuniyetle karşılayan bazı ailelerin toplandığını gösteriyordu. Bu, yoksulluk sınırının altında yaşayan ülkelerde yaşanıyor; bunun nedenlerinden biri, Afrika Sahel bölgelerini kontrol eden aşırılık yanlısı örgütlerin mali ve idari yolsuzluğudur.

Eş-Şebab ve DEAŞ gibi Sahra Afrika'sındaki aşırı örgütlerin liderleri ve vaizleri, adaletin küçük hırsızları cezalandırma ile başladığı fikrini halk arasında yaymayı başardılar. Bu fikir, cehaletin hüküm sürdüğü ve şeriatın sadece hırsızın elini kesmek, zina edeni taşlamak veya münafığı infaz etmekten daha geniş olduğu geri kalmış toplumlarda yankı buldu. Ancak, örgütler, yöneticilerinin ve uygulayıcılarının toplumlarının üyeleri olduğu veya onlara benzeyen kişiler olduğu durumlarda, toplumlarının etik yozlaşmadan arınmasıyla adalete giden yolun başladığını iddia ederek, onların duygularını kışkırtıyorlar. Bu katı hükümleri uygulayan liderlerin ve kadroların, bu topluluklardan gelen veya onlara benzer kişiler olması, bu hükümleri kabul etmeyi veya sessiz kalmayı artırabilir. Bu, yabancıların liderlik veya kadrolar düzeyinde hakim olduğu DEAŞ'ın diğer vilayetlerinde bulunmaz.

“Afrika'nın Somali ve Eritre gibi bölgelerde aşırılık yanlısı eğitim kampları geçmişi var.”

Neden bu bölge için endişeleniliyor?

Sahel'de şiddet ve aşırılık yanlısı örgütlerin devam eden ve büyüyen gücü, insani krizi daha da kötüleştirme ve istikrarsızlığı Afrika'ya yayma tehdidinde bulunarak dünyanın geri kalanı için önemli güvenlik ve mali riskler oluşturuyor. Terörle mücadeleye yönelik uluslararası desteğin yakında çökmesi ve bölgesel liderlik çabalarının zayıflaması, şiddet içeren aşırıcılığın genişleyebileceği bir boşluk yarattı. Suriye ve Libya da dahil olmak üzere çeşitli gerilim bölgelerindeki çatışmalara katılan ve şu anda Afrika kıyılarında güçlü bir şekilde faaliyet gösteren Rus Wagner grubu bu boşluktan şimdiden yararlandı. Wagner Mali'ye taşındı ve Malili sivillere karşı ayrım gözetmeyen operasyonlar başlattı.

Sahel bölgesindeki aşırı örgütlerle paralı asker grupları arasındaki yakınlaşma, Wagner gibi gruplarla, uyuşturucu kaçakçılığı ve insan ticareti gibi alanlarda faaliyet gösteren organize suç grupları arasında iş birliğinin artmasına yol açabilecek bir tehdit oluşturuyor. Bu bağlamda, Ocak 2023'te yayınlanan raporu hatırlıyoruz. Birleşmiş Milletler uzmanları, Malili hükümet kuvvetleri ve Wagner grubunun Mali'de işlediği savaş suçları ve insanlık suçlarına ilişkin bağımsız bir soruşturma yapılmasını talep etti. Uzmanlar, ‘terör ve cezasızlık ortamı’, ülkedeki Wagner grubunun faaliyetleriyle ilişkilendirildiğini iddia etti ve 2022 yılının Mart ayında gerçekleşen Mora katliamına dikkat çekti.

Afrika Kıtası, sınır ötesi seyahat edip savaşmaya hazır savaşçıların yetiştiği bir insan kaynağı deposu olma potansiyeliyle en çok endişe veren bölge olarak öne çıkıyor. Bu nedenle, bu bölgeler, dünya genelinde operasyonlar gerçekleştirmeden önce eğitim almak için aşırılık yanlılarının çekim merkezlerine dönüşebilir. Afrika, Somali ve Eritre gibi bölgelerdeki aşırılıkçı eğitim kamplarında uzun bir geçmişe sahip.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.


Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
TT

Trump: Gazze’ye 10 milyar dolar yardımın önündeki tek engel Hamas

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında imzalanan mutabakat zaptını elinde tutarken (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinin Gazze için “Barış Konseyi”ne 10 milyar dolar sağlayacağını açıkladı ve bunu “savaş maliyetleriyle karşılaştırıldığında küçük bir rakam” olarak nitelendirdi. Trump, diğer üye ülkelerden gelen katkıların 7 milyar doları bulduğunu ve bağışların artmasının beklendiğini kaydetti.

Trump, “Barış Konseyi”nin açılışında yaptığı konuşmada, “Birlikte, yüzyıllar boyunca savaşın yıkımlarına maruz kalmış ve üç bin yıl süren katliamlarla boğulmuş bir bölgede kalıcı barış hayalini gerçekleştirebiliriz. Dünya, diğer çözülmemiş çatışmaların nasıl çözülebileceğini görmeli” dedi ve Birleşmiş Milletler’in çabalarını destekleyeceklerini vurguladı. Trump, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt gibi ülkelerin Gazze yardım paketine 7 milyar dolardan fazla katkıda bulunduğunu açıkladı.

Gazze’ye odaklanan Trump, ateşkesin tüm rehinelerin (canlı ve ölü) serbest bırakılmasıyla sonuçlandığını ve Hamas’ın söz verdiği gibi silahlarını teslim edeceğini söyledi, aksi hâlde “sert bir karşılık” verileceğini belirtti. Trump, “Şu anda dünya, önümüzdeki tek engel olan Hamas’ı bekliyor” dedi.

cfvdfv
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Devlet Bakanı Adil Cübeyr, Perşembe günü Washington’da düzenlenen “Barış Konseyi” toplantısında (AFP)

Trump, toplantıya katılan ülkelerin yalnızca maddi katkıda bulunmadığını, bazı ülkelerin ateşkesi korumak ve kalıcı barışı sağlamak için personel göndermeyi taahhüt ettiğini kaydetti. Ortadoğu’nun “üç bin yıl boyunca imkânsız görülen bir barış” gördüğünü ifade eden Trump, bunun İran’ın nükleer kapasitesinin B-2 bombardıman uçaklarıyla yok edilmesinden kaynaklandığını belirtti ve bunun bölgesel barışın anahtarı olduğunu söyledi.

Norveç ve FIFA İşbirliği

Trump, geleceğe dönük planları da açıkladı; Norveç’in konseye ev sahipliği yapacağı, FIFA’nın Gazze’de projeler (futbol sahaları dahil) için 75 milyar dolar toplama kampanyasına katılacağı ve Japonya’nın bağış toplama girişimlerinde yer alacağı belirtildi. İran’a “barış yoluna katılma” çağrısı yapan Trump, aksi hâlde “farklı bir yol”la karşılaşacağını vurguladı ve İran’ın nükleer silaha erişimini önleme konusundaki kararlılığını yineledi.

Trump, adını taşıyan Barış Enstitüsü’ne övgüde bulunarak, BM ile yakın koordinasyonu vurguladı ve konseyin bu çalışmaları güçlendireceğini ve performansı “denetleyeceğini” belirtti. “Barış savaştan çok daha ucuzdur” diyen Trump, konseyin “kararlı liderlikle imkânsızın mümkün hâle getirilebileceğini” gösterdiğini söyledi.

dsvfdv
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen “Barış Konseyi” toplantısından genel bir görünüm (AFP)

Konuşmasında ekonomik başarıları, Wall Street’teki gelişmeleri ve ilk yılında sekiz savaşı sona erdiren kişisel diplomatik başarısını öne çıkaran Trump, ekibini – Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel elçi Steve Witkoff, ve Jared Kushner dahil – “tüm zamanların en iyi ekibi” olarak nitelendirdi.

Trump, toplantıya katılan ülkelerin liderlerine teşekkür etti; Arnavutluk Başbakanı Edi Rama, Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Endonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i örnek göstererek, Pakistan-Hindistan ve Ermenistan-Azerbaycan gibi çatışmaların çözümünde oynadığı rolü vurguladı. Arap ülkelerine de teşekkür etti.

Filistinli Katılım

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Gazze için “Barış Konseyi” dışında bir “alternatif plan” olmadığını belirtti. Konsey koordinatörü Nikolay Mladenov, Perşembe günü, Hamas’ın etkisinden bağımsız bir Filistin Ulusal Polisi oluşturmak üzere başvuruların açıldığını duyurdu. Mladenov, “Sadece ilk birkaç saatte bin kişi başvuruda bulundu” dedi.

fvgthyju
Endonezya Cumhurbaşkanı, Perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Konseyi toplantısında (AFP)

Filistin yönetiminin Gazze işlerini yönetecek teknik komitesinin başkanı Ali Şaas kısa bir konuşma yaptı; hükümetin Gazze’de istikrar sağlama yetkisine sahip olduğunu, ancak zorlu şartlarda çalıştığını belirtti. Şaas dört önceliği açıkladı: güvenliği sağlamak, iki ay içinde 5 bin askeri eğitip konuşlandırmak, onurlu iş imkânları yaratmak, insani yardımların devamını ve temel hizmetlerin yeniden sağlanmasını temin etmek.

Trump, Perşembe günü 47’den fazla ülke liderinin, başbakan, dışişleri bakanı ve BM, AB, Dünya Bankası temsilcilerinin katıldığı konseyin ilk kurucu toplantısını açtı. Konseyin tartışmaları, yıkıcı savaşın ardından Gazze’nin yeniden inşası ve istikrarın sağlanmasına odaklandı.

fdbghyju
Washington’da Perşembe günü gerçekleştirilen Barış Konseyi toplantısından bir kare (AFP)

Bu zirve, BM Güvenlik Konseyi’nin ABD destekli ateşkes planını kabul etmesinden yaklaşık üç ay sonra gerçekleşti. Plan, iki yıl süreyle konseyin silahsızlanma ve Gazze’nin yeniden inşasını denetlemesini öngörüyordu. Başlıca sorunlar, Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Gazze’den çekilmesi, yeniden inşanın boyutu ve insani yardımların akışı. Ateşkes hâlen kırılgan; taraflar ihlal iddialarını sürdürüyor.

Hamas’ın silahı sorunu

Trump yönetimi, Hamas’ı silahsızlandırma konusunda resmi bir plan açıklamadı. Mısır, Katar ve Türkiye ile görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor. İsrail, Hamas ve diğer Filistin grupları silahsızlanmayı kabul etmeden geniş çaplı yeniden inşaya izin vermeyeceğini açıkladı. BM’de ABD Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Hamas’a iki seçenek sunduklarını söyledi: “Kolay ya da zor yoldan silahsızlanma”.

Hamas, İsrail’in olası misillemelerinden endişe ederek silah teslim etmeye hazır görünmüyor. Hareket, Gazze yönetimini yeniden üstlenmiş ve ABD destekli teknik komiteye yetki devretmeye hazır. Ancak İsrail, komitenin Gazze’ye girişine izin vermedi. İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, “Hamas silahsızlanmadan yeniden inşa olmayacak” dedi.

Barış Gücü

Endonezya, yaklaşık 8 bin asker göndereceğini açıkladı. Arnavutluk, Fas ve Yunanistan’ın da Gazze’ye barış gücü olarak katılacağı belirtiliyor. Bu güç sınır konularını ele alacak, ancak Hamas’ın silahsızlanmasını denetleme yetkisine sahip olup olmayacakları belirsiz.

Gazze’deki Uluslararası İstikrar Gücü Komutanı General Jasper Gievers, beş ülkenin – Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk – katılımını duyurdu. Ayrıca Mısır ve Ürdün polis eğitimine destek verecek. Endonezya, gücün yardımcı komutanlığı görevini üstlenecek.

Eleştiriler

Fransa Dışişleri Sözcüsü Pascal Confavreux, Avrupa Komisyonu’nun toplantıya katılımını sürpriz olarak nitelendirdi; Komisyon’un üye ülkeleri temsil yetkisi olmadığını vurguladı. Fransa, konseyin faaliyetlerini BM kararlarıyla uyumlu hâle getirmeden katılmayacağını belirtti.

Eleştiriler, konseyin BM’nin rolünü azaltabileceği ve ABD’nin alternatif bir yapı kurmak istediği endişelerinden kaynaklandı. Başkan Trump’ın geniş yetkileri – ömür boyu başkanlık, üye kabul ve fon kullanımı üzerinde tek yetki – eleştirildi.

Analistler, başarının mali taahhütlerle değil, üç temel zorluğun çözümüyle ölçüleceğini belirtiyor: Hamas’ın silahsızlanması, İsrail’in Trump planına göre çekilmesi ve uluslararası ve yerel meşruiyete sahip istikrar gücü oluşturma kapasitesi.


Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
TT

Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı

Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)

Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.

Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.

Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.

Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.

Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.

Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.

Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.