İçerideki reformdan dışarıdaki imaja İran seçimleri

Hamaney: Sorunları çözmek için sandık başına gitmeliyiz

İçerideki reformdan dışarıdaki imaja İran seçimleri
TT

İçerideki reformdan dışarıdaki imaja İran seçimleri

İçerideki reformdan dışarıdaki imaja İran seçimleri

İran'da İslami Şura Meclisi seçimleri kampanyasının başlamasına günler kala İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, seçimlere katılım oranının artırılması talebini yineledi. Hamaney, sorunların çözümü için herkesi sandık başına gitmeye çağırdı. Öte yandan İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) üst düzey bir yetkili, bölgesel ve uluslararası bir mesaj göndermek için seçimlere katılım oranının artırılması çağrısında bulundu.

İran’ın Dini Lideri Hamaney, Doğu Azerbaycan Eyaleti'nden bir grup insana yaptığı yıllık konuşmada, seçimlerin ‘hegemonik güçlerin İran seçimlerine karşı olduğuna şüphe olmadığı’ göz önüne alındığında ‘önemli bir ulusal olay’ olduğunu söyledi.

Hamaney, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Seçimler İran İslam Cumhuriyeti’nin bir tezahürüdür. Bu yüzden hegemonik güçler ve ABD, rejimin cumhuriyetine ve onun İslam'ına karşı. Seçimlere ve halkın seçimlere coşkuyla katılımına karşı çıkıyorlar.”

İranlılar, Şura Meclisi’nin 290 yeni üyesinin seçimi için mart ayı başlarında sandık başına gidecek. Aynı tarihte Hamaney'in görevlerini yerine getirememesi durumunda önümüzdeki sekiz yıl için İran’ın Dini Lideri’nin halefini belirlemesi beklenen, 88 din adamının yer aldığı Uzmanlar Meclisi seçimleri de yapılacak.

Komplo teorisi

Hamaney, ilk kez seçimlere birkaç hafta kala ortaya bir ‘komplo teorisi’ atmıyor. Bunu daha önce de yapmıştı. Hamaney, 5 Şubat tarihinde ‘seçkinler’ olarak adlandırdığı kişilere, “Düşmanlar, seçkinlerin toplumdaki motive edici rolünü engellemeyi, bu rolle ilgili şüphe uyandırmayı ve eylemsizliği arttırmayı planlıyor” diyerek kitlesel seçimler yapma çağrısında bulundu. Hamaney, her ne kadar toplumun her kesimine hitap ettiğini vurgulasa da İranlı yetkililer, bunu siyasi süreçte yer alan taraflara son bir uyarı olarak değerlendirdi.

İran’ın Dini Lideri, dün yaptığı konuşmada, kitlesel katılımlı seçimler yapılması talebini birkaç kez tekrarlarken, toplumda kabul görmüş kişilerin ve söz sahibi olanların, halkı seçimlere katılmaya teşvik etmesi gerektiğini söyledi.

Yaklaşan seçimler, Mahsa Amini adlı genç kadının 2022 yılının eylül ayında ‘örtünme kurallarına uymadığı gerekçesiyle’ gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesiyle başlayan ve ülkeyi kasıp kavuran protestoların bastırılmasının ardından yapılan ilk seçimler olma özelliği taşıyor. Hamaney ve İranlı üst düzey yetkililer, protestolar sırasında Batılı güçleri protestoların körüklenmesinin arkasında olmakla suçladı.

Hamaney, konuşmasında bu konuyla ilgili olarak şunları söyledi:

“ABD’nin eski başkanlarından biri daha önce yapılan seçimlerde İranlılardan seçimlere katılmamalarını istedi. Ancak halk ona karşı çıktığından farkında olmadan İran'a yardım etti. Seçimlere bir önceki seçimlere kıyasla daha fazla sayıda ve daha yoğun bir katılım oldu. Bundan dolayı ABD’liler artık bu şekilde değil, halkın cesaretini kırmak ve onları seçimlerden uzak tutmak için farklı şekillerde konuşuyorlar.”

Seçimleri ‘İran İslam Cumhuriyeti'nin temel dayanağı ve ülkeyi reforme etmenin yolu’ olarak nitelendiren Hamaney, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Herkes seçimlere katılmalı. Sorunları düzeltmek ve çözmek isteyenler için en doğru yol seçimdir. Biz de seçimlerde sandık başına gitmeliyiz.”

Seçimlere katılan adayların en uygun adaylar olması

Öte yandan Hamaney, seçimlerde adayların uygunluğunun, üyelerinin yarısını, yani hukukçuları Hamaney'in doğrudan seçtiği ve diğer yarısını da Hamaney'in bizzat atadığı Yargı Erki Başkanı tarafından belirlendiği Anayasa Koruma Konseyi (AKK) tarafından kararlaştırılması sürecini savundu.

Seçimlere katılan adayların en uygun adaylar olmasının bir zorunluluk olduğunu vurgulayan Hamaney, AKK’nin kontrolünden geçen adayların hepsinin iyi olduğunu, ancak aralarından en uygun olanın seçilmesi gerektiğini söyledi. Bununla birlikte Hamaney, seçim kampanyası sırasında kötü davranışlardan, müstehcenlikten, suistimalden ve suçlamalardan, internet üzerinden karalama kampanyaları düzenlemekten ve halkın dikkatini çekmek için asılsız iddialarda bulunmaktan kaçınılması çağrısında bulundu.

Seçim sürecinde birlik olunmasını isteyen İran’ın Dini Lideri, “Zevkler ve politikalardaki farklılıklar İran'ın ulusal birliğini etkilememeli” şeklinde konuştu.

Seçimlerin bütünlüğünün ve güvenirliğinin sağlanması gerektiğini de vurgulayan Hamaney, “Elbette onlarca yıldır düşmanlar tarafından iddia edilen anlamda bir seçim ihlali görmedik, bu tür iddiaların hiçbir dayanağı yok” ifadelerini kullandı.

Hamaney bu açıklamaları yaparken diğer yandan 2009 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının geçerliliğine itiraz eden reformist lider Mir Hüseyin Musevi ve müttefiki Mehdi Kerrubi'ye verilen ev hapsi cezası 14’üncü yılına girdi.

Mehdi Kerrubi'nin oğlu Hüseyin Kerrubi, cuma günü İranlı yetkililerin eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve eski Şura Meclisi Başkanı Ali Laricani'ye karşı tahammülsüzlüklerini arttığı bir dönemde yaptığı açıklamada, babasının sessiz kalacağını ve seçimlerle ilgili herhangi bir tavsiyesi olmadığını söyledi.

Reformist çizgideki ILNA Haber Ajansı’nın aktardığına göre, Kerrubi'nin oğlu, açıklamasında şunları söyledi:

“Babam tüm pencereler kapalıyken yaklaşan seçimlere dair bir yorum yapmamayı ve sessiz kalmayı tercih ediyor.”

Öte yandan AKK, eski Cumhurbaşkanı Ruhani'nin Uzmanlar Meclisi seçimlerine katılma talebini reddetti. Üç yıl önce de eski Şura Meclisi Başkanı Laricani’nin cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılma talebi reddedilmişti.

Diğer yandan İran’daki devlet kurumları, özellikle de askeri kurumlar seçimlere hazırlanıyor. İran Ordusu Kara Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Kiyumers Haydari, ‘Kara Kuvvetleri’nin tüm komutanlarının, coşkuyla seçimlere hazır olduklarını’ söyledi.

Tuğgeneral Haydari, seçimlere en yüksek katılımın olmasının, düşmanların aşağılanmasını ve yenilgiye uğratılmasını sağlayacağını vurguladı.

Batı Asya stratejisi

DMO'ya yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı’nın aktardığına göre, eski DMO Genel Komutanı ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi (DMTK) Genel Sekreteri Muhsin Rızai ise seçimlerle ilgili olarak şunları söyledi:

“Yaklaşan seçimler, Batı Asya ve İran'ı yok etme yönünde yanlış umutlar besleyen ülkelerle ilişkilerimizi derinden etkileyebilecek en önemli seçimlerden biri.”

Rızai, açıklamasındaki Batı Asya ifadesiyle İran'ın iç işlerine karıştığı iddialarını reddettiği ve İranlı yetkililerin İran’ın oynadığı rolü ‘nüfuz’ olarak tanımlamayı tercih ettiği Suriye, Irak, Lübnan ve Filistin'e atıfta bulunuyordu.

İran-Irak Savaşı sırasında DMO Genel Komutanı olan Rızai, yurt içinde ve yurt dışında yaşanan olaylar arasında bir bağlantı olduğuna dikkati çekerek, bu olayların bazen sınırların içinde bazen de sınırların dışında İran'ın ulusal çıkarlarıyla çatıştığını sözlerine ekledi.

Radikal çizgideki Rızai’ye göre, bunun nedeni, İran'ın hem sınırları içinde hem de sınırları dışında stratejik hedefleri olmasının yanı sıra mevcut şartlar altındaki jeostratejik konumu.

İran'ın bölgede giderek büyüyen rolüne değinen Rızai, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Halk, enflasyon, yüksek fiyatlar, mevcut verimsizlik gibi iç meselelerle meşgulken, çeşitli faydalarla dolu bir olayı gözden kaçırıyor. Bugün özellikle Gazze'de yaşananlardan sonra Batı Asya'nın kaderi yeniden çiziliyor. Ülkeler arasında rekabet var. İran bu ülkelerin halkları arasında yerini buldu ve bu yeri sağlamlaştırması gerekiyor.”

Bugün Batı Asya'da yaşananların önemli olduğunun altını çizen Rızai, “Bunun seçimlerle bağlantısı, karamsar insanların 45 yıl sonra halkın hükümette olup olmadığını görmek istemesi mi?” diye sordu. Yaptırımlara, savaşlara ve suikastlara rağmen ABD’lilerin ve Avrupalıların İran İslam Cumhuriyeti’nin 45 yıl sonra bölgede güçlü olduğunu görmelerinin önemli olduğuna inandığını ifade eden Rızai, “Bu gücü görünce akıllarını başlarına alır ve daha fazla zaman harcamazlar” diye konuştu.

Rızai, sözlerine şöyle devam etti:

“Avrupalı ​​ve ABD’li stratejistlerin rotayı değiştirmeyi ya da düşmanlığı başka yöntemlerle sürdürmeyi tartıştıklarını biliyoruz. DEAŞ, Filistin sorunu ve Batı Asya'daki barış sorunu İran olmadan çözülemez. Kime istiyorsanız ona oy verin, ama kesin olan şu ki halkın sandık başına gidip oy vermesi gerekiyor.”



Amerikalı Hristiyanlar, Suriye ve Tucker Carlson'ın değişimi

 Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
TT

Amerikalı Hristiyanlar, Suriye ve Tucker Carlson'ın değişimi

 Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016
Suriye'nin eski Halep bölgesindeki yıkımın ortasında kilisenin bir bölüm, 10 Aralık 2016

Kemal Allam

Son zamanlarda ABD Başkanı Donald Trump ve “ABD'yi Yeniden Harika Yap” (MAGA) hareketinin yakın çevresinde İsrail'i çevreleyen yoğun tartışma hakkında çok şey söylendi ve yazıldı. Zira şu anda ABD, Trump yönetiminin İsrail'e verdiği sarsılmaz desteğe karşı eşi benzeri görülmemiş bir tepkiye sahne oluyor.

Bu tartışma genellikle olduğu gibi Bernie Sanders destekçileri veya radikal sol tarafından değil, ABD'nin güneyindeki muhafazakar Hristiyan çevrelerin kalbi tarafından yönetiliyor. Bu hareketin büyük bir kısmına, tartışmasız Trump'ın yakın çevresindeki en önemli ve etkili isim olan Tucker Carlson öncülük ediyor.

Suriye'deki savaşın ve özellikle Suriyeli Hristiyanların içinde bulunduğu kötü durumun, Tucker'ın Fox News'deki tavrını değiştirmesine neden olduğunu söylemek abartı olmaz. Buna ilave olarak, Arap Hristiyanları tekrar gündeme getirmek ve Amerikan medyasında seslerini duyurmak için uzun bir yolculuk başladı. Amerikalı Hristiyan gruplar da Suriye'yi yavaş yavaş Hristiyanlığın kalbi olarak görür hale geldiler.

Doğu Hristiyanlığının kalbi Suriye

Suriye, 19. yüzyıldaki Osmanlı dönemine kadar giden uzun bir süre boyunca, Amerikalı Hristiyanlar için her zaman özel bir yere sahip oldu. O zamanlar Suriye Antakyası olarak bilinen ve şimdi Türkiye’nin kontrolünde olan Hatay’a yapılan hac yolculuklarında, Amerikalı hacılar Antakya ve Tarsus'tan Şam'a, ardından güneye doğru ilerleyerek Kudüs'te hac yolculuklarını tamamlarlardı.

Suriyeli rahipler Aramice ve Süryanice öğretiyor ve burada çeşitli Amerikan kolejleri kuruluyordu. Ünlü Amerikan Beyrut Üniversitesi bile 1863 yılında öncelikle Suriye Protestan Koleji adıyla açılmıştı. “Suriye” kelimesi ilk Hristiyanlarla yakından ilişkilendirilmiş ve hatta ders kitaplarında Kudüs, Güney Suriye'nin bir parçası olarak kabul edilmişti. Bu, elbette Filistin'in ve özellikle Kudüs'ün Büyük Suriye'nin bir parçası olarak kabul edildiği klasik Arapçadaki “Biladüş-Şam” terimiyle de örtüşüyor. Buna göre Hristiyanlığın beşiği Antakya'dan Şam'a ve Kudüs'e kadar uzanıyordu.

Tucker, İsrail'e Hristiyan desteğinin önde gelen isimlerinden Ted Cruz'a meydan okumuş, milyonlarca kişi tarafından izlenen bir videoda onu küçük düşürerek, ABD'nin şimdi İsrail'de ne yaptığını ve Arap Hristiyanları neden görmezden geldiğini sormuştu

Suriye'deki savaşın, Irak'tan Filistin'e kadar Doğu Hristiyanlığına yönelik baskıyı tartışmasız bir şekilde ön plana çıkardığını söyleyebiliriz. Tıpkı 19. yüzyılda olduğu gibi, Amerikalılar bir kez daha Suriye'yi Doğu Hristiyanlığının kalbi olarak görmeye başladılar. Bu aynı zamanda Arap Hristiyanların önemine ilişkin algı ve anlatıda bir değişime yol açtı.

Suriye'deki savaş tüm Suriyelilerin hayatlarını derinden etkiledi. Ancak komşu Irak ve Lübnan'da olduğu gibi, Suriye'deki Hristiyanlar da inançları nedeniyle radikal grupların hedefi haline gelerek ağır bir yük taşıdılar. 2016 yılında, Suriye ve Ortadoğu'daki savaşta Hristiyanların öldürülmesi, Rus Ortodoks Kilisesi Patriği ile Papa Francis arasında 1000 yıl aradan sonra ilk görüşmenin gerçekleşmesine yol açtı.

ABD Başkanı Donald Trump (solda), Arizona'daki canlı yayın turu sırasında Amerikalı yorumcu Tucker Carlson’a canlı bir röportaj vereceği yere geliyor, 31 Ekim 2024 (AFP)ABD Başkanı Donald Trump (solda), Arizona'daki canlı yayın turu sırasında Amerikalı yorumcu Tucker Carlson’a canlı röportaj vereceği yere geliyor, 31 Ekim 2024 (AFP)

Suriye, Carlson ve Amerikalıların dikkatini çekiyor

Bu yılın başlarında, muhafazakâr Amerikalı televizyon sunucusu Tucker Carlson, Washington'un İsrail'in Filistinli Hristiyanları öldürmesine ve onlara zulmetmesine verdiği desteği sorgulayarak, İsrail lobisini ve Hristiyan Siyonist ideolojinin savunucularını kızdırmıştı. Carlson, Beytüllahimli bir papaz olan Evanjelik Lüteriyen Kilisesi'nden Rahip Munther Isaac ile röportaj yaptı. Isaac, ABD'de kutsal topraklardaki Hristiyanlara yönelik muamele konusunda süregelen farkındalık eksikliğini gösteren bir kayıt sundu. O dönemde Fox News sunucusu olan Carlson, 2018'de ana akım Amerikan medyasında Suriyeli Hristiyanların geniş çapta öldürülmesiyle ilgili bir tartışma başlattı. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre ABD'nin Ortadoğu'daki Hristiyanları hedef alan örgütlere verdiği desteği sürekli sorguladı. Ardından Tucker, İsrail'e Hristiyan desteğinin önde gelen isimlerinden Ted Cruz'a meydan okudu, milyonlarca kişi tarafından izlenen bir videoda onu küçük düşürdü. Cruz'a İncil'in temelleri hakkında sorular sordu. ABD'nin İsrail'deki mevcut eylemlerinin ve Arap Hristiyanlara karşı duyarsızlığının doğru yol olduğunun bu kitabın neresinde söylendiğini sordu.

Suriye, Arap Hristiyanları dünya haritasına yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerikalı Hristiyanların Ortadoğu'ya bakış açısını da değiştirdi

Carlson, ABD'deki muhafazakârları harekete geçiren ve Suriyeli Hristiyanların önemini vurgulayan bir kampanyaya öncülük etti. Brad Hough ve Zachary Wingard, Suriyeli Hristiyanların çektiği acıları ve bunun Doğu Hristiyanlığı üzerindeki etkisini belgeleyen, bu konunun Amerikalı Hristiyanların dikkatini nasıl çekmeye başladığını ayrıntılarıyla anlatan “Çarmıha Gerilen Suriye” adlı ortak bir kitap yazdılar. Suriye'de görev yapmış bir ABD Deniz Piyadeleri gazisi olan Brad Hough, ABD genelinde bir tura çıkarak okullarda ve kiliselerde Arap Hristiyanlar ve Amerikan Hristiyanlığının Huckabee ve Cruz gibi Evanjeliklerin tek taraflı bakış açısından kurtulmasının önemi hakkında konuşmalar yaptı. Şimdi de eskiden “Madam Maga” olarak bilinen ABD’li Temsilci Marjorie Taylor Greene gibi isimlerin, İsrail'i destekleyen egemen Hristiyan akımdan koptuğunu görüyoruz. Önde gelen muhafazakâr bir talk-show sunucusu olan Megyn Kelly, Hristiyanların Arap Hristiyanlara olanları nasıl görmezden gelebildiğini sorguluyor.

Şam Ermeni Apostolik Kilisesi Piskoposu Armaş Nalbandyan, eski Şam bölgesindeki Bab el-Şarki'de bulunan Aziz Sarkis Kilisesi'nde düzenlenen Noel Ayini'nde su kutsaması sırasında bir güvercin heykelini tutuyor, 6 Ocak 2025 (AFP)Şam Ermeni Apostolik Kilisesi Piskoposu Armaş Nalbandyan, eski Şam bölgesindeki Bab el-Şarki'de bulunan Aziz Sarkis Kilisesi'nde düzenlenen Noel Ayini'nde su kutsaması sırasında bir güvercin heykelini tutuyor, 6 Ocak 2025 (AFP)

Arap Hristiyanlar ön planda

Tucker Carlson'ın Suriye, Gazze ve Batı Şeria'daki Hristiyan din adamlarına bir platform sunma hareketine liderlik etmesiyle birlikte, diğer Arap Hristiyanlar da öne çıkmaya başladı. Hem Trump yönetimi içinde hem de Washington’daki siyasi çevrelerde, önde gelen Arap Hristiyanların siyasete liderlik etmesinde kademeli, ancak önemli bir değişim yaşandı. Trump'ın avukatı ve yakın arkadaşı Alina Habba, Keldani ve Irak kökenli. Eski ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı ve şu anki ABD Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Michael Waltz'un eşi Julia Nesheiwat, Ürdünlü tanınmış bir Hristiyan aileden geliyor. Nesheiwat, Waltz'un eşi olmasının yanı sıra orduda, Beyaz Saray'da ve diğer resmi görevlerde de bulunmuş. Trump'ın kızı da Arap oylarını Trump'a çekmede aktif rol oynayan ve Amerikan siyasetine daha geniş bir Arap Hristiyan tabanı kazandırmaya yardımcı olan tanınmış bir Lübnanlı Hristiyan aileden birisiyle evli. Ayman Abdel Nour, Washington'daki önde gelen Hristiyan seslerden biri ve Capitol Hill'deki Suriye politikasında etkili bir isim. Mısır asıllı Hristiyan Dr. Marty Makary, şu anda Gıda ve İlaç Dairesi Komiseri ve Trump'ın baş tıbbi danışmanı.

Tüm bunların zirve noktası, Hollywood’ın Hz. İsa'yı her zaman sarı saçlı ve mavi gözlü olarak tasvir ederken, şu anda en popüler televizyon dizisi olan The Chosen’un kadrosunda, Hz. İsa'yı canlandıran Mısır-Suriye asıllı Arap-Amerikalı aktör Jonathan Roumi'nin de yer almasıdır.

Suriye, Arap Hristiyanları dünya haritasına yerleştirmekle kalmadı, aynı zamanda Amerikalı Hristiyanların Ortadoğu'ya bakış açısını da değiştirdi.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarfından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Trump: Venezuela ve çevresindeki hava sahası tamamen kapatılacak

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)
TT

Trump: Venezuela ve çevresindeki hava sahası tamamen kapatılacak

ABD Başkanı Donald Trump (AP)
ABD Başkanı Donald Trump (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, bugün Venezuela ve çevresindeki hava sahasının tamamen kapatılacağını duyurdu

Trump, Truth Social'da paylaştığı gönderide, "Tüm havayollarına, pilotlara, uyuşturucu kaçakçılarına ve insan kaçakçılarına: Venezuela üzerindeki ve çevresindeki hava sahasının tamamen kapatılacağı konusunda uyarıda bulunun" ifadelerini kullandı.

New York Times'da dün yayınlanan bir habere göre, Trump geçen hafta Venezuelalı mevkidaşı Nicolás Maduro ile görüştü ve görüşmede Amerika Birleşik Devletleri'nde bir görüşme olasılığı ele alındı.

Geçtiğimiz hafta ABD, büyük havayollarını Venezuela üzerinde uçarken "kötüleşen güvenlik koşulları ve ülke içinde ve çevresinde artan askeri faaliyetler" nedeniyle "potansiyel olarak tehlikeli bir durum" konusunda uyardı.

Venezuela, ABD Federal Havacılık İdaresi'nin uyarısı üzerine ülkeye uçuşlarını askıya alan altı büyük uluslararası havayolunun işletme haklarını iptal etti.

Trump yönetimi, Karayipler'deki büyük askeri yığınağıyla, özellikle de dünyanın en büyük uçak gemisini bölgeye konuşlandırarak Venezuela üzerinde yoğun bir baskı uyguluyor.

Washington, amacın uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele olduğunu söylerken, Karakas nihai hedefin rejim değişikliği olduğunu savunuyor. Eylül ayından bu yana ABD güçleri, Karayipler ve Doğu Pasifik'te uyuşturucu kaçakçılığı için kullanıldığından şüphelenilen 20'den fazla tekneyi imha etti ve bu saldırılarda 83'ten fazla kişi hayatını kaybetti.


Papa Francis, Lübnan'a olağanüstü bir ziyaret yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
TT

Papa Francis, Lübnan'a olağanüstü bir ziyaret yapıyor

Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)
Papa XIV. Leo, Beyrut'a gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret ediyor (Reuters)

Lübnan, yarın öğleden sonra Beyrut'a gelecek ve 2 Aralık Salı günü ayrılacak olan Papa XIV. Leo'yu ağırlamaya hazırlanıyor. Ziyaret, özellikle Lübnan için olağanüstü bir zamanda gerçekleşmesi ve Vatikan dışına ilk çıkışı olması nedeniyle "tarihi" olarak nitelendiriliyor. Papa, Lübnan yolculuğu öncesinde Türkiye'ye de uğrasa da Türkiye ziyaretinin amacı, Hristiyan doktrinini oluşturan ilk ekümenik konsey olan İznik Konsili'nin 1700. yıldönümünü İstanbul Patriği ile birlikte anmaktı.

Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)Lübnan'ın Cel el Dib kentindeki Psikiyatri Hastanesi'nde Papa XIV. Leo'yu tasvir eden poster (Reuters)

Bu bağlamda, Papalık ziyaretinin resmi kilise koordinatörü Piskopos Mişel Avn, "Papa, Lübnan ve Lübnan halkının büyük acılar çektiğinin farkındadır ve yalnızca Lübnan halkı düzeyinde değil, aynı zamanda ziyaretinin Lübnan'a dünya çapında ışık tutması nedeniyle de bu ülkenin yanında durmayı gerektiren zor durumu anlamaktadır" dedi. Piskopos Avn, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Papa'nın Beyrut'tan açıklayacağı tutumların "Lübnan'ın mesajını ve bir arada yaşama taahhüdünü vurgulayacağını, böylece bölgesel veya uluslararası olsun, dünyadaki tüm karar vericilerin bunları duyacağını" belirtti. Papa, bizzat Lübnanlılara hitap edecek ve Beyrut'taki liderleri tüm vatandaşlarına layık bir devlet kurmak için birleşmeye çağıracak. Ayrıca tüm dünya için açık bir mesaj olacak"ifadesini kullandı. Avn, bu nedenle "Papa, ziyaretinde, Vatikan'ın Lübnan'ın varlığına, çağrısına ve misyonuna önem verdiğini söylemek için Lübnan'ın yanında yer aldığını" vurguladı.

Büyük Ayin

Piskopos Avn, Papa'nın seyahat programındaki durakların belirlenmesinin nedenlerini anlattı. Ziyaretin en önemli etkinliği olan ve yaklaşık yüz bin Lübnanlının katılması beklenen Büyük Ayin'in yanı sıra gençlerle buluşma da bu kapsamda değerlendirildi. Papa'nın insani yardım odaklı bir yeri ziyaret etme isteği doğrultusunda, Ortadoğu'da türünün tek örneği olan Deyr el-Salib Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi seçildi.

Dini Liderlerle Toplantı

Lübnan, diyalog ve Müslüman-Hristiyan birlikteliğinin ülkesi olarak bilindiği için Beyrut şehir merkezinde düzenlenecek "Ekümenik Toplantı" önemli bir etkinlik olacak. Lübnan'daki dini toplulukların liderleri, 1 Aralık Pazartesi günü saat 16:00'da Papa'nın etrafında toplanacak. Piskopos Avn'a göre resmi bir diyalog olmayacak, bunun yerine dört Müslüman ve dört Hristiyan liderin yapacağı sekiz konuşmanın ardından Papa konuşacak. Papa ayrıca, başta Harissa'daki din adamlarıyla bir toplantı ve Aziz Çarbel türbesinin bulunduğu Annaya'daki Aziz Maron Manastırı olmak üzere çeşitli yerleri ziyaret ederek, dua edecek.

Beyrut Limanı'nda Dua

Bu ziyaretin dikkat çeken bir özelliği de 4 Ağustos 2020'de Lübnan'ı vuran büyük patlamada hayatını kaybedenlerin anısına Beyrut Limanı'nda bir dakikalık saygı duruşunda bulunulacak olmasıdır. Ziyaretin başlayacağı Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda üç cumhurbaşkanı yetkililerle bir araya gelecek. Üç cumhurbaşkanının, Papa'yı Beyrut Uluslararası Havalimanı'na varışında karşılayacakları da unutulmamalıdır.

Piskopos Avn, bu ziyaretin kilise üzerinde olumlu bir etki yaratmasını umduğunu belirterek, "Duanın amacı sadece ziyaretin herhangi bir güvenlik sorunu yaşanmadan barışçıl bir şekilde geçmesi değil, aynı zamanda Kutsal Hazretleri'nden gelecek önemli mesajları ve sunacağı davetleri almaya hazırlanmaktır" dedi.

Farid Hazen: Ziyaretin Manevi ve Siyasi derinliği var

Papa'nın ziyaretinin dini öneminin ötesinde, siyasi bir boyutu da var. Patrikhane ile uzun süredir devam eden ilişkisinden güç alan Milletvekili Farid Hazen, bu noktayı Şarku'l Avsat'a şöyle anlattı: "Ziyaretin zamanlaması oldukça önemli. Papa'nın ilk ziyaretlerinden biri olmasının yanı sıra, asıl etken Vatikan'ın Lübnan'ı bölgedeki Hristiyanların son kalesi olarak görmesi ve Hristiyan varlığını ve Hristiyanların Lübnan'daki statüsünü korumak istemesidir." Hazen, "Bir diğer nokta da genel bölgesel durum, Güney Lübnan'da yaşananlar ve İsrail ile yaşanan savaş. Tüm bu tehlikeler, Papa'nın gelip 'Medeniyetlerin bir mesajı ve buluşma noktası, bir arada yaşama ve birlik Lübnan'ı olarak Lübnan'a bağlıyız ve Lübnan'da istikrara bağlıyız' demesi için birincil ve ilave bir motivasyon kaynağı" değerlendirmesinde bulundu.

Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)Papa XIV. Leo'nun Beyrut'ta karşılanışı için 21 Kasım'da asılan bir poster, (AP)

Cumhurbaşkanlığı Sarayı'ndan gelen mesajla ilgili olarak Hazen, "Vatikan Devlet Başkanı olarak vereceği mesajın büyük olasılıkla Lübnan devletinin, kurumlarının, Lübnan'daki barışçıl yolun ve genel olarak barışın onayını içereceğini" belirtiyor.

Güvenlik garantileri

Güvenlik açısından Hazen, ziyaretin iptal edilmesinin söz konusu olmadığını vurguladı. Vatikan ve Kilise'nin ziyaretin planlandığı gibi devam edeceğine dair güvence aldığını belirten Hazen, "Vatikan'ın, güvenlik sağlanacağından emin olmadan Papa Hazretleri'ni getirme riskini göze alacağını sanmıyorum" dedi.

Papa'nın ziyareti, lojistik, güvenlik ve medya düzenlemelerinin yanı sıra, özellikle seyahat edeceği güzergahlar için yol planlarını da içeriyor. İsviçre Muhafızları ve İtalyan Jandarma yetkilileri, Papa'nın gezileri sırasında güvenliğinden sorumlu.

Aktif Vatikan Diplomasisi

El-Hazen, "Lübnan yararına uluslararası toplumla temaslar aracılığıyla dünyada aktif, etkili ve çok etkili bir Vatikan diplomasisi"nden bahsediyor ve ekliyor: "Bu ziyaretin doğrudan etkisinden çok dolaylı bir etkisi var." "(Dolaylı etki) dediğimde, asıl önemli olanın ziyaret değil, Hazretleri'nin ziyaretten sonra yapacağı çalışmalar olduğunu kastediyorum."

El-Hazen, Vatikan'ın tüm mezheplerden uzak durduğunu ve aralarında birlik, iş birliği ve iletişimi teşvik etmeye kararlı olduğunu teyit ettiği için çeşitli dini toplulukların bir araya gelmesinin olağanüstü önem taşıdığını belirtti. El-Hazen, bu çoğulculuk ve çeşitlilik olmadan, Lübnan'ın Vatikan'ın hayal ettiği Lübnan olmayacağına inanıyor.

Papa'nın Lübnan'a Dördüncü Ziyareti

Papa'nın Lübnan'a yaptığı bu ziyaret, bir papanın ilk ziyareti değil. İlk ziyaret, Papa VI. Paul'ün Hindistan'a giderken Beyrut'u ziyaret ettiği ve havaalanında resmi bir karşılama aldığı 1964 yılındaydı.

Olağanüstü önem kazanan ikinci ziyaret, Papa II. Jean Paul'ün 10 ve 11 Mayıs 1997 tarihlerinde, üçüncüsü ise Papa XVI. Benedict'in 14, 15 ve 16 Eylül 2012 tarihlerinde yaptığı ziyaretti.