İçerideki reformdan dışarıdaki imaja İran seçimleri

Hamaney: Sorunları çözmek için sandık başına gitmeliyiz

İçerideki reformdan dışarıdaki imaja İran seçimleri
TT

İçerideki reformdan dışarıdaki imaja İran seçimleri

İçerideki reformdan dışarıdaki imaja İran seçimleri

İran'da İslami Şura Meclisi seçimleri kampanyasının başlamasına günler kala İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, seçimlere katılım oranının artırılması talebini yineledi. Hamaney, sorunların çözümü için herkesi sandık başına gitmeye çağırdı. Öte yandan İran Devrim Muhafızları Ordusu’ndan (DMO) üst düzey bir yetkili, bölgesel ve uluslararası bir mesaj göndermek için seçimlere katılım oranının artırılması çağrısında bulundu.

İran’ın Dini Lideri Hamaney, Doğu Azerbaycan Eyaleti'nden bir grup insana yaptığı yıllık konuşmada, seçimlerin ‘hegemonik güçlerin İran seçimlerine karşı olduğuna şüphe olmadığı’ göz önüne alındığında ‘önemli bir ulusal olay’ olduğunu söyledi.

Hamaney, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Seçimler İran İslam Cumhuriyeti’nin bir tezahürüdür. Bu yüzden hegemonik güçler ve ABD, rejimin cumhuriyetine ve onun İslam'ına karşı. Seçimlere ve halkın seçimlere coşkuyla katılımına karşı çıkıyorlar.”

İranlılar, Şura Meclisi’nin 290 yeni üyesinin seçimi için mart ayı başlarında sandık başına gidecek. Aynı tarihte Hamaney'in görevlerini yerine getirememesi durumunda önümüzdeki sekiz yıl için İran’ın Dini Lideri’nin halefini belirlemesi beklenen, 88 din adamının yer aldığı Uzmanlar Meclisi seçimleri de yapılacak.

Komplo teorisi

Hamaney, ilk kez seçimlere birkaç hafta kala ortaya bir ‘komplo teorisi’ atmıyor. Bunu daha önce de yapmıştı. Hamaney, 5 Şubat tarihinde ‘seçkinler’ olarak adlandırdığı kişilere, “Düşmanlar, seçkinlerin toplumdaki motive edici rolünü engellemeyi, bu rolle ilgili şüphe uyandırmayı ve eylemsizliği arttırmayı planlıyor” diyerek kitlesel seçimler yapma çağrısında bulundu. Hamaney, her ne kadar toplumun her kesimine hitap ettiğini vurgulasa da İranlı yetkililer, bunu siyasi süreçte yer alan taraflara son bir uyarı olarak değerlendirdi.

İran’ın Dini Lideri, dün yaptığı konuşmada, kitlesel katılımlı seçimler yapılması talebini birkaç kez tekrarlarken, toplumda kabul görmüş kişilerin ve söz sahibi olanların, halkı seçimlere katılmaya teşvik etmesi gerektiğini söyledi.

Yaklaşan seçimler, Mahsa Amini adlı genç kadının 2022 yılının eylül ayında ‘örtünme kurallarına uymadığı gerekçesiyle’ gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesiyle başlayan ve ülkeyi kasıp kavuran protestoların bastırılmasının ardından yapılan ilk seçimler olma özelliği taşıyor. Hamaney ve İranlı üst düzey yetkililer, protestolar sırasında Batılı güçleri protestoların körüklenmesinin arkasında olmakla suçladı.

Hamaney, konuşmasında bu konuyla ilgili olarak şunları söyledi:

“ABD’nin eski başkanlarından biri daha önce yapılan seçimlerde İranlılardan seçimlere katılmamalarını istedi. Ancak halk ona karşı çıktığından farkında olmadan İran'a yardım etti. Seçimlere bir önceki seçimlere kıyasla daha fazla sayıda ve daha yoğun bir katılım oldu. Bundan dolayı ABD’liler artık bu şekilde değil, halkın cesaretini kırmak ve onları seçimlerden uzak tutmak için farklı şekillerde konuşuyorlar.”

Seçimleri ‘İran İslam Cumhuriyeti'nin temel dayanağı ve ülkeyi reforme etmenin yolu’ olarak nitelendiren Hamaney, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Herkes seçimlere katılmalı. Sorunları düzeltmek ve çözmek isteyenler için en doğru yol seçimdir. Biz de seçimlerde sandık başına gitmeliyiz.”

Seçimlere katılan adayların en uygun adaylar olması

Öte yandan Hamaney, seçimlerde adayların uygunluğunun, üyelerinin yarısını, yani hukukçuları Hamaney'in doğrudan seçtiği ve diğer yarısını da Hamaney'in bizzat atadığı Yargı Erki Başkanı tarafından belirlendiği Anayasa Koruma Konseyi (AKK) tarafından kararlaştırılması sürecini savundu.

Seçimlere katılan adayların en uygun adaylar olmasının bir zorunluluk olduğunu vurgulayan Hamaney, AKK’nin kontrolünden geçen adayların hepsinin iyi olduğunu, ancak aralarından en uygun olanın seçilmesi gerektiğini söyledi. Bununla birlikte Hamaney, seçim kampanyası sırasında kötü davranışlardan, müstehcenlikten, suistimalden ve suçlamalardan, internet üzerinden karalama kampanyaları düzenlemekten ve halkın dikkatini çekmek için asılsız iddialarda bulunmaktan kaçınılması çağrısında bulundu.

Seçim sürecinde birlik olunmasını isteyen İran’ın Dini Lideri, “Zevkler ve politikalardaki farklılıklar İran'ın ulusal birliğini etkilememeli” şeklinde konuştu.

Seçimlerin bütünlüğünün ve güvenirliğinin sağlanması gerektiğini de vurgulayan Hamaney, “Elbette onlarca yıldır düşmanlar tarafından iddia edilen anlamda bir seçim ihlali görmedik, bu tür iddiaların hiçbir dayanağı yok” ifadelerini kullandı.

Hamaney bu açıklamaları yaparken diğer yandan 2009 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarının geçerliliğine itiraz eden reformist lider Mir Hüseyin Musevi ve müttefiki Mehdi Kerrubi'ye verilen ev hapsi cezası 14’üncü yılına girdi.

Mehdi Kerrubi'nin oğlu Hüseyin Kerrubi, cuma günü İranlı yetkililerin eski Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve eski Şura Meclisi Başkanı Ali Laricani'ye karşı tahammülsüzlüklerini arttığı bir dönemde yaptığı açıklamada, babasının sessiz kalacağını ve seçimlerle ilgili herhangi bir tavsiyesi olmadığını söyledi.

Reformist çizgideki ILNA Haber Ajansı’nın aktardığına göre, Kerrubi'nin oğlu, açıklamasında şunları söyledi:

“Babam tüm pencereler kapalıyken yaklaşan seçimlere dair bir yorum yapmamayı ve sessiz kalmayı tercih ediyor.”

Öte yandan AKK, eski Cumhurbaşkanı Ruhani'nin Uzmanlar Meclisi seçimlerine katılma talebini reddetti. Üç yıl önce de eski Şura Meclisi Başkanı Laricani’nin cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılma talebi reddedilmişti.

Diğer yandan İran’daki devlet kurumları, özellikle de askeri kurumlar seçimlere hazırlanıyor. İran Ordusu Kara Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Kiyumers Haydari, ‘Kara Kuvvetleri’nin tüm komutanlarının, coşkuyla seçimlere hazır olduklarını’ söyledi.

Tuğgeneral Haydari, seçimlere en yüksek katılımın olmasının, düşmanların aşağılanmasını ve yenilgiye uğratılmasını sağlayacağını vurguladı.

Batı Asya stratejisi

DMO'ya yakınlığıyla bilinen Tesnim Haber Ajansı’nın aktardığına göre, eski DMO Genel Komutanı ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi (DMTK) Genel Sekreteri Muhsin Rızai ise seçimlerle ilgili olarak şunları söyledi:

“Yaklaşan seçimler, Batı Asya ve İran'ı yok etme yönünde yanlış umutlar besleyen ülkelerle ilişkilerimizi derinden etkileyebilecek en önemli seçimlerden biri.”

Rızai, açıklamasındaki Batı Asya ifadesiyle İran'ın iç işlerine karıştığı iddialarını reddettiği ve İranlı yetkililerin İran’ın oynadığı rolü ‘nüfuz’ olarak tanımlamayı tercih ettiği Suriye, Irak, Lübnan ve Filistin'e atıfta bulunuyordu.

İran-Irak Savaşı sırasında DMO Genel Komutanı olan Rızai, yurt içinde ve yurt dışında yaşanan olaylar arasında bir bağlantı olduğuna dikkati çekerek, bu olayların bazen sınırların içinde bazen de sınırların dışında İran'ın ulusal çıkarlarıyla çatıştığını sözlerine ekledi.

Radikal çizgideki Rızai’ye göre, bunun nedeni, İran'ın hem sınırları içinde hem de sınırları dışında stratejik hedefleri olmasının yanı sıra mevcut şartlar altındaki jeostratejik konumu.

İran'ın bölgede giderek büyüyen rolüne değinen Rızai, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Halk, enflasyon, yüksek fiyatlar, mevcut verimsizlik gibi iç meselelerle meşgulken, çeşitli faydalarla dolu bir olayı gözden kaçırıyor. Bugün özellikle Gazze'de yaşananlardan sonra Batı Asya'nın kaderi yeniden çiziliyor. Ülkeler arasında rekabet var. İran bu ülkelerin halkları arasında yerini buldu ve bu yeri sağlamlaştırması gerekiyor.”

Bugün Batı Asya'da yaşananların önemli olduğunun altını çizen Rızai, “Bunun seçimlerle bağlantısı, karamsar insanların 45 yıl sonra halkın hükümette olup olmadığını görmek istemesi mi?” diye sordu. Yaptırımlara, savaşlara ve suikastlara rağmen ABD’lilerin ve Avrupalıların İran İslam Cumhuriyeti’nin 45 yıl sonra bölgede güçlü olduğunu görmelerinin önemli olduğuna inandığını ifade eden Rızai, “Bu gücü görünce akıllarını başlarına alır ve daha fazla zaman harcamazlar” diye konuştu.

Rızai, sözlerine şöyle devam etti:

“Avrupalı ​​ve ABD’li stratejistlerin rotayı değiştirmeyi ya da düşmanlığı başka yöntemlerle sürdürmeyi tartıştıklarını biliyoruz. DEAŞ, Filistin sorunu ve Batı Asya'daki barış sorunu İran olmadan çözülemez. Kime istiyorsanız ona oy verin, ama kesin olan şu ki halkın sandık başına gidip oy vermesi gerekiyor.”



İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
TT

İran'a yönelik saldırı tehditleri arasında "Gerald Ford" uçak gemisi Akdeniz'e girdi

Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)
Geçtiğimiz ay Karayipler'de düzenlenen komuta devir teslim töreni sırasında ABD Donanması'nın 8. Hava Kanadı'na ait uçaklar USS Gerald Ford uçak gemisinin üzerinden uçtu (ABD Donanması)

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald R. Ford, dün Akdeniz'e girerken görüntülendi. Bu durum, Başkan Donald Trump'ın emriyle yoğunlaştırılmış askeri konuşlandırma kapsamında İran'a karşı askeri müdahale olasılığını gündeme getirdi.

Atlantik Okyanusu'nu Akdeniz'den ayıran Cebelitarık Boğazı'nı geçen geminin fotoğrafı, AFP tarafından Cebelitarık'tan yayınlandı.

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (AP)Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda davetlilere konuşuyor (Arşiv-AP)

Trump dün, Tahran ve Washington arasında İran'ın nükleer programı konusunda bir anlaşmaya varılamaması durumunda İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi "değerlendirdiğini" söyledi.

Bir önceki gün ise karar verme süresinin 10 ila 15 gün olduğunu belirtmişti.

ABD'ye ait bir diğer uçak gemisi olan USS Abraham Lincoln, ocak ayının sonundan beri Ortadoğu'da bulunuyor.

USS Gerald R. Ford'un Akdeniz'e gelmesiyle birlikte, İran'a karşı olası saldırılara hazırlık amacıyla önemli bir askeri yığılmanın yaşandığı bölgede ABD'nin ateş gücü önemli ölçüde arttı.

Aşağıda, Orta Doğu'da veya yakınlarında konuşlandırılmış en önemli Amerikan askeri varlıklarının listesi yer almaktadır:

Gemiler

ABD'li bir yetkilinin açıklamasına göre Washington'un şu anda Ortadoğu'da 13 savaş gemisi bulunuyor: bir uçak gemisi (USS Abraham Lincoln), dokuz muhrip ve üç kıyı muharebe gemisi.

Dünyanın en büyük uçak gemisi USS Ford, dün çekilen fotoğrafta Cebelitarık Boğazı'ndan Akdeniz'e geçerken görüntülendi. Üç muhrip eşliğinde konuşlanan geminin varlığıyla, Ortadoğu'daki ABD savaş gemisi sayısı toplam 17'ye ulaşacak.

Her bir uçak gemisi binlerce denizci ve onlarca savaş uçağından oluşan hava filoları taşıyor. İki ABD uçak gemisinin aynı anda Ortadoğu'da bulunması nadir görülen bir durumdur.

Uçaklar

İki uçak gemisinde bulunan uçaklara ilave olarak, X platformundaki açık kaynaklı istihbarat bilgilerine, Flightradar24 uçuş takip sitesine ve medya haberlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'ya onlarca başka savaş uçağı konuşlandırdı.

Bu uçaklar arasında F-22 Raptor ve F-35 Lightning hayalet savaş uçakları, F-15 ve F-16 savaş uçakları ve operasyonlarını desteklemek için gerekli olan KC-135 havadan yakıt ikmal tankerleri de bulunmaktadır.

New York'taki Soufan Araştırma Merkezi, "50 ilave Amerikan savaş uçağı, F-35, F-22 ve F-16, bu hafta Körfez Arap devletlerindeki üslerde konuşlandırılmış yüzlerce uçağa katılmak üzere bölgeye gönderildi" diye yazdı ve bu adımların "Trump'ın (neredeyse her gün tekrarladığı) görüşmelerin başarısız olması durumunda geniş çaplı bir hava ve füze harekatına girişme tehdidini güçlendirdiğini" belirtti.

Şarku'l Avsat'ın Financial Times'ten aktardığına göre bu hafta onlarca askeri yakıt ikmal ve nakliye uçağı Atlantik Okyanusu'nu geçti. Flightradar24'ten alınan verilere göre son üç günde 39 tanker uçağı potansiyel operasyon bölgelerine daha yakın yerlere yeniden konumlandırıldı. Aynı dönemde C-17 Globemaster III'ler de dahil olmak üzere 29 ağır nakliye uçağı ise Avrupa'ya uçtu.

Bir C-17 uçağı üsten Ürdün'e doğru yola çıktı. Gerçek zamanlı komuta ve kontrol operasyonlarının önemli bir bileşeni olan altı adet E-3 Sentry AWACS erken uyarı ve kontrol uçağı da konuşlandırıldı.

Trump, Tahran'dan yaklaşık 5 bin 200 kilometre uzaklıktaki Diego Garcia'daki ortak ABD-İngiltere üssünü saldırılar başlatmak için kullanma olasılığını öne sürdü; Londra ise bu öneriye ilişkin çekincelerini dile getirdi.

 "Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)"Abraham Lincoln" uçak gemisi, 8 Ocak'ta rotasını Ortadoğu'ya çevirmeden önce Pasifik Okyanusu'nda seyrediyor (ABD ordusu)

Hava savunma sistemleri

Raporlar ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'daki karasal hava savunmasını güçlendirdiğini, bölgedeki güdümlü füze destroyerlerinin ise denizde hava savunma yetenekleri sağladığını gösteriyor.

Bu ay, Patriot ve THAAD füze ve uçak savunma sistemlerini işleten 69. Hava Savunma Tugayı'nın merkezi olan Fort Hood'dan altı uçuş gerçekleştirildi.

Üslerdeki ABD güçleri

Kara birliklerinin İran'a karşı herhangi bir saldırı eylemine katılmaları beklenmese de Amerika Birleşik Devletleri'nin Ortadoğu'da misillemeye karşı savunmasız kalabilecek on binlerce askeri personeli bulunmaktadır.

Tahran, Haziran 2015 yılında Washington'un üç İran nükleer tesisini bombalamasının ardından Katar'daki Amerikan üssüne füze fırlatmıştı, ancak bu füzeler hava savunma sistemleri tarafından düşürüldü.


Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
TT

Rapor: Buckingham Sarayı, vergi mükelleflerinin eski Prens Andrew’in savunma masraflarını üstlenmesini engelliyor

 İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)
İngiliz Kralı Charles (sağda), Londra’da kardeşi Prens Andrew ile konuşuyor. (AP)

The Telegraph gazetesinin haberine göre Buckingham Sarayı, eski İngiliz prensi Andrew -kamuoyunda kullanılan adıyla Andrew Mountbatten-Windsor- için doğabilecek hukuki masrafların vergi mükelleflerine yüklenmemesini güvence altına alacak.

Konuya yakın bir kaynak, eski prensin avukatlık ücretlerini karşılayamaması halinde mali yükün ‘kamu hazinesine yansıtılmayacağını’ belirtti. Ancak sarayın söz konusu giderleri hangi kaynaktan karşılayabileceği henüz netlik kazanmadı. Kaynaklar, Kral Charles’ın kardeşinin faturalarını kişisel olarak ödemeyeceğini ifade etti.

Mountbatten-Windsor dün Sandringham House’taki evinde, kamu görevine ilişkin usulsüzlük şüphesiyle gözaltına alındı. Polis, ticari temsilci olarak görev yaptığı dönemde hassas bilgileri Jeffrey Epstein ile paylaştığı iddialarını soruşturuyor.

dfvgthy6yjy6
Andrew Mountbatten-Windsor, kamu görevinde suistimal şüphesiyle gözaltına alındığı gün polis karakolundan ayrılırken (Reuters)

Olası hukuki savunma sürecinde ise Andrew’in yakın çevresinde kalmayı sürdüren tek isim olarak ceza avukatı Gary Bloxsome öne çıkıyor. Bir kaynak dün, “Hâlâ yanında olan tek kişi o” ifadesini kullandı.

The Telegraph’ın haberine göre, Andrew’in gözaltına alınmasının ardından Bloxsome’un hizmetlerine duyulan ihtiyaç daha da artacak. Eski York Dükü, 2020 yılında ABD Federal Soruşturma Bürosu’nun (FBI), çocuklara yönelik cinsel istismar suçlamalarıyla anılan finansör Jeffrey Epstein ile ilişkisine dair yürüttüğü soruşturma sırasında da aynı avukatla çalışmıştı.

Sonrasında Bloxsome’un görevlendirilmesinin isabetli bir karar olduğu değerlendirildi. Prensi çevreleyen utanç verici kriz sürecinde dost ve tanıdıkların zamanla uzaklaştığı belirtilirken, avukatın Andrew’in yanında kalmayı sürdürdüğü aktarıldı. Zaman içinde en yakın isimlerinden biri haline gelen Bloxsome, ‘her an ulaşılabilen avukatı’ olarak tanımlandı; hukuk dosyalarını değerlendirdiği kadar golf sahasında da müvekkiliyle vakit geçirdiği ifade edildi.

Bloxsome’un, yakın zamana kadar Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge adlı konutuna giderek yüksek profilli müvekkiliyle çay içmeyi sürdürdüğü kaydedildi.

dvfgthy
Kraliçe II. Elizabeth, 2013 yılında Buckingham Sarayı’nın balkonundan, oğulları Prens Charles (solda) ve Prens Andrew ile birlikte el sallıyor. (AFP)

Ceza avukatı Gary Bloxsome’un, Andrew Mountbatten-Windsor’ı kamu görevinde suistimal suçlamalarına karşı temsil etmesi en güçlü ihtimal olarak görülüyor. Konuya yakın bir kaynak, “Başka kime başvurabilir? O bir ceza avukatı ve bu Gary’nin uzmanlık alanı. Bu görev için ondan daha iyisi yok” dedi. Aynı kaynak, Mountbatten-Windsor’ın başka bir hukukçuya yönelmesinin mantıklı olmayacağını, zira Bloxsome’un geçmiş sürece hâkim olduğunu ve aralarında güçlü bir ilişki bulunduğunu belirtti.

Polisin, prensin Sandringham Kraliyet Arazisi’ndeki geçici konutu Wood Farm’a baskın düzenlediği sırada, Bloxsome The Telegraph gazetesine yaptığı açıklamada gelişmelerden ‘hiçbir şekilde haberdar olmadığını’ söyledi. Avukatın, Andrew’in sorgulandığı polis merkezine gidip gitmediği ise henüz bilinmiyor.

Gözaltı işlemi, Andrew’in Windsor’daki Royal Lodge’dan ayrılarak Norfolk’ta yeni bir hayata başlamasından yalnızca iki hafta sonra gerçekleşti. Bloxsome dışında yakın çevresinin giderek daralması, prensin ruh sağlığına ilişkin endişeleri artırdı.

Taşınmadan önce her gün ata bindiği belirtilen Andrew’in, Windsor’daki geniş konutunda neredeyse tamamen izole bir yaşam sürdüğü ifade edildi. Haberlerde, birkaç ay önce haber takibini bıraktığı öne sürülürken, baskıların artmasıyla birlikte ağır bir depresyon sürecine girdiği de kaynaklar tarafından dile getirildi.

vfgthy
Andrew Mountbatten-Windsor, Royal Lodge yakınlarında ata binerken (Reuters)

Aralık ayında, Londra Metropolitan Polisi’nin ziyareti sonrasında Andrew silah ruhsatlarını ve av tüfeği sertifikalarını teslim etmek zorunda kaldı. Bu adımla ilgili resmi bir gerekçe açıklanmadı. Ancak kaynaklar, kişisel güvenliğinin aile için öncelik olmaya devam ettiğini belirterek, tüm aile üyelerinin emniyetini sağlamak amacıyla ‘özen yükümlülüğünün sürdüğünü’ vurguladı.


Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.