İran Rusya'ya yüzlerce balistik füze sağlıyor

300 ile 700 kilometre arası mesafelerdeki hedefleri vurabiliyor

Devrim Muhafızları'ndaki füze birliği komutanı Emir Ali Hacızade, 20 Eylül'de düzenlenen İran füze sergisinde Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya açıklamalarda bulunuyor (IRNA)
Devrim Muhafızları'ndaki füze birliği komutanı Emir Ali Hacızade, 20 Eylül'de düzenlenen İran füze sergisinde Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya açıklamalarda bulunuyor (IRNA)
TT

İran Rusya'ya yüzlerce balistik füze sağlıyor

Devrim Muhafızları'ndaki füze birliği komutanı Emir Ali Hacızade, 20 Eylül'de düzenlenen İran füze sergisinde Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya açıklamalarda bulunuyor (IRNA)
Devrim Muhafızları'ndaki füze birliği komutanı Emir Ali Hacızade, 20 Eylül'de düzenlenen İran füze sergisinde Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya açıklamalarda bulunuyor (IRNA)

Altı farklı kaynağın Reuters'e verdiği bilgiye göre İran, ABD yaptırımlarına tabi iki ülke arasındaki askeri işbirliğini pekiştiren bir hamleyle müttefiki Rusya'ya çok sayıda karadan karaya balistik füze sağladı.

Üç İranlı kaynak, Tahran'ın, aralarında Zülfikar füzesi gibi Fatih-110 ailesinden birçok kısa menzilli balistik füzenin bulunduğu 400'e yakın füze sağladığını bildirdi. Uzmanlar, bu mobil füzenin 300 ila 700 kilometre arasındaki mesafelerdeki hedefleri vurabildiğini söylüyor.

İran'ın balistik füze programını denetleyen İslam Devrim Muhafızları Birliği ve İran Savunma Bakanlığı yorum yapmaktan kaçınırken Rusya Savunma Bakanlığı ise yorum talebine henüz yanıt vermedi.

İranlı bir kaynağın aktardığına göre bu yöndeki sevkiyatlar, İran ve Rus askeri ve güvenlik yetkilileri arasında geçen yılın sonlarında Tahran ve Moskova'da yapılan toplantılarda anlaşmanın imzalanması ardından Ocak ayında başladı.

Verdiği bilgilerin hassasiyeti nedeniyle isminin gizli kalmasını isteyen İranlı bir askeri yetkili, en az dört füze sevkiyatı yapıldığını, önümüzdeki haftalarda daha fazlasının da geleceğini söyledi. Ancak daha fazla ayrıntı vermeyi reddetti.

Bir başka üst düzey İranlı yetkili, füzelerin bir kısmının Hazar Denizi üzerinden gemiyle Rusya'ya gönderildiğini, diğerlerinin ise hava yoluyla taşındığını söyledi.

Diğer bir İranlı yetkili ise “Daha fazla sevkiyat olacak. Bunu saklamanın bir anlamı yok. İstediğimiz ülkeye silah ihraç edebiliriz” vurgusunda bulundu.

Devrim Muhafızları'ndaki füze birliği komutanı Emir Ali Hacızade, bir deniz seyir füzesi hakkında Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya açıklamalarda bulunuyor (EPA)
Devrim Muhafızları'ndaki füze birliği komutanı Emir Ali Hacızade, bir deniz seyir füzesi hakkında Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu’ya açıklamalarda bulunuyor (EPA)

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) İran'ın belirli füze, insansız hava aracı ve diğer teknoloji ihracatına yönelik kısıtlamaları 18 Ekim'de sona erdi.

ABD ve Avrupa Birliği (AB), Orta Doğu'daki vekillerine ve Rusya'ya silah ihracatıyla ilgili endişeleri nedeniyle İran'ın balistik füze programına yönelik yaptırımları sürdürüyor.

Konuyu bilen dördüncü bir kaynak, Rusya'nın yakın zamanda İran'dan çok sayıda füze aldığını doğruladı, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi sözcüsü John Kirby, ABD'nin, Moskova'nın Kuzey Kore'den aldığı füzelere ek olarak Tahran'dan da kısa menzilli balistik füzeler almaya yakın olmasından endişe duyduğunu bildirdi.

ABD'li bir yetkili ise Washington'un görüşmelerin aktif bir şekilde ilerlediğine dair kanıtlar bulundurduğunu, ancak sevkiyatların teslim edildiğine dair henüz bir belirti olmadığını söyledi.

Ukrayna Başsavcısı, Cuma günü yaptığı açıklamada, Kuzey Kore'nin Rusya'ya sağladığı balistik füzelerin savaş alanında güvenilmez olduğunun kanıtlandığını, 24 füzeden sadece ikisinin hedefi vurduğunu bildirdi. Moskova ve Pyongyang, Kuzey Kore'nin Rusya'ya Ukrayna'da kullanılan mühimmatlardan sağladığı iddialarını yalanladı.

Monterey'deki Middlebury Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü uzmanı Jeffrey Lewis, Fatih-110 füze ailesi ve Zülfikar füzelerinin hassas silahlar olduğunu söyledi.

Bunların hassas vuruşlar gerektiren yüksek değerli nesneleri hedeflemek için kullanıldığını belirten Lewis, 400 mühimmat başlığının ciddi hasara yol açabileceğini de sözlerine ekledi.

ABD'nin Ukrayna'ya yardımı ertelendi

Ukraynalı bir askeri kaynak, Kiev'in İran balistik füzelerinin Rus kuvvetleri tarafından kullanıldığını tespit etmediğini söyledi.

Ukrayna Hava Kuvvetleri Sözcüsü Yuri Ignat, İran'ın Rusya'ya yüzlerce balistik füze sağladığına dair resmi bir bilgi bulunmadığını söyledi. Ukrayna televizyonuna konuşan Ignat, “Şuana dek resmi kaynaklarımızın, özellikle bu kadar büyük sayıda füzenin alındığına dair hiçbir bilgisi yok” vurgusunda bulundu.

Eski Ukrayna Savunma Bakanı Andriy Zagorodnyuk, Kongre'nin büyük bir ABD askeri yardım paketini onaylamasındaki gecikmenin Ukrayna'nın mühimmat ve diğer malzeme sıkıntısı çekmesine yol açtığı bir dönemde Rusya'nın ise füze cephaneliğini desteklemek istediğini belirtti.

Hükümete tavsiyelerde bulunan bir güvenlik kuruluşu olan Kiev merkezli Savunma Stratejileri Merkezi'nin Başkanı Zagorodnyuk, “Amerikan desteğinin olmayışı, Ukrayna'nın kara hava savunmasında eksikliklere neden oluyor. Bu nedenle Rusya'nın füze stoku oluşturmasını ve Ukrayna hava savunmasını delere geçmesini istiyorlar” ifadelerini kullandı.

Kiev, defalarca kez Tahran'dan Rusya'ya Şahid intihar insansız hava araçları tedarikini durdurmasını istedi. Bu füzeler, Moskova'nın Ukrayna şehirlerine ve altyapısına yönelik uzun menzilli saldırılarının yanı sıra çeşitli füze türlerinde de önemli bir unsur haline geldi.

Ukrayna Hava Kuvvetleri, Aralık ayında Rusya'nın savaş sırasında yüzlerce kilometre uçabilen ve çarpma anında patlayabilen 3 bin 700 adet Şahid insansız hava aracı fırlattığını söyledi.

Philadelphia merkezli bir düşünce kuruluşu Dış Politika Araştırma Enstitüsü'nden Rob Lee, İran'ın Fatih-100 ve Zülfikar füzelerini tedarik etmesinin savaşta Rusya'ya önemli bir avantaj sağlayacağı belirtildi.

Lee, “Askeri hedefleri derinlemesine vurmak için kullanılabilirler. Balistik füzelerin Ukrayna hava savunması tarafından engellenmesi daha zor” ifadelerini kullandı.

Askeri diplomasi

İran başlangıçta Rusya'ya insansız hava aracı sağladığını reddetmiş, ancak birkaç ay sonra ise Moskova'nın 2022'de Ukrayna'ya savaş başlatmadan önce az sayıda insansız hava aracı sağladığını bildirmişti.

İran’daki radikal muhafazakar yönetim, Rusya ve Çin ile ilişkilerini, bu ilişkilerin Tahran'ın siyasi izolasyonunu sona erdirmesine ve ABD yaptırımlarının etkisini hafifletmesine yardımcı olabileceği düşüncesiyle derinleştirmek istiyor.

İran ve Rusya, Rusya ile Ukrayna arasında savaşın başladığı Şubat 2022'den bu yana savunma iş birliğini yoğunlaştırdı.

İran Savunma Bakanı Muhammed Rıza Aştiyani, geçtiğimiz Nisan ayında yaptığı açıklamada, Tahran'ın ABD yaptırımlarına karşı askeri diplomasiyi harekete geçirme konusundaki çıkarları bağlamında Moskova'ya giden bir askeri heyete başkanlık etmişti.

12 Eylül'de Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Devrim Muhafızları'ndaki füze birliği komutanı Emir Ali Hacızade ile Tahran'da yaptığı askeri görüşmelerin oturum aralarında, Devrim Muhafızları'ndaki füze ve insansız hava aracı sergisini ziyaret etti.

Rusya Kara Kuvvetleri Başkomutanı Oleg Salyukov ve İran Kara Kuvvetleri Başkomutanı Kiyumers Haydari, Ağustos ayında Moskova'daki Meçhul Asker Anıtı’nda (Rusya Savunma Bakanlığı)
Rusya Kara Kuvvetleri Başkomutanı Oleg Salyukov ve İran Kara Kuvvetleri Başkomutanı Kiyumers Haydari, Ağustos ayında Moskova'daki Meçhul Asker Anıtı’nda (Rusya Savunma Bakanlığı)

Geçtiğimiz Aralık ayında Rusya Dışişleri Bakanlığı, Rusya ve İran'ın iki ülke arasında yeni bir büyük ticaret anlaşmasına yönelik çalışmaları hızlandıracağını açıklamıştı. Bir hafta öncesinde ise Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi, Moskova'da ayrıntılı görüşmelerde bulunmuştu.

İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Nasır Kaani, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, Tahran'ın Rusya'ya insansız hava aracı teslim etmesiyle ilgili bir soruya verdiği yanıtta, “İran'ı Ukrayna'daki savaşın taraflarından birine silah sağlamakla suçlayanlar bunu siyasi amaçlarla yapıyor. Biz o savaşa katılmaları için insansız hava aracı sağlamadık” ifadelerini kullandı.

İran Savunma Bakanlığı Sözcüsü Tuğgeneral Rıza Talainik, Salı günü düzenlediği basın toplantısında, “İran ile Rusya arasındaki askeri işbirliği geçmişe dayanıyor. Ukrayna'daki savaşla hiçbir ilgisi yok.

Ukrayna'daki savaş, Rusya ile ilişkilerimizi etkilemedi” vurgusunda bulundu.

Reuters’a konuşan Talainik, “Rusya ile yapılan bu askeri ortaklık, İran'ın savunma kabiliyetini dünyaya gösterdi. Bu, Ukrayna ile yaşanan çatışmada Rusya'nın yanında yer aldığımız anlamına gelmiyor” ifadelerini kullandı.

Bilgili bir Batılı diplomat, İran balistik füzelerinin son haftalarda Rusya'ya teslim edildiğini doğruladı. Ancak daha fazla ayrıntı vermedi. Batılı ülkelerin, Moskova ile Tahran arasındaki silah alışverişinin İran'ın ABD ve İsrail ile herhangi bir olası çatışmada kabiliyetini güçlendirebileceğinden endişelendiğini de ekledi.

İran, Kasım ayında Rusya'nın kendisine Su-35 savaş uçağı, Mi-28 saldırı helikopteri ve Yak-130 eğitim uçağı tedarik etme yönündeki düzenlemeleri tamamladığını bildirmişti.

Siyasi risk analizi danışma grubu Eurasia Group analisti Gregory Brew, Rusya'nın İran için uygun bir müttefik olduğunu söyledi. Aynı zamanda, “İlişki karşılıklı. İran, insansız hava araçları karşılığında daha fazla güvenlik işbirliği ve bilhassa modern uçaklar olmak üzere gelişmiş silahlar bekliyor” ifadelerini kullandı.



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.