Kırım'ın ilhakından on yıl sonra...Ukrayna-Rusya savaşına giden yol

Savaşın üçüncü yılının başında Kırım Yarımadası Putin'in imparatorluk hayallerinin temel taşı olmaya devam ediyor.

Moskova ile Kiev arasındaki anlaşmazlığın ana noktalarından biri olan Karadeniz Filosu, 1992. (AFP)
Moskova ile Kiev arasındaki anlaşmazlığın ana noktalarından biri olan Karadeniz Filosu, 1992. (AFP)
TT

Kırım'ın ilhakından on yıl sonra...Ukrayna-Rusya savaşına giden yol

Moskova ile Kiev arasındaki anlaşmazlığın ana noktalarından biri olan Karadeniz Filosu, 1992. (AFP)
Moskova ile Kiev arasındaki anlaşmazlığın ana noktalarından biri olan Karadeniz Filosu, 1992. (AFP)

Samir İlyas

Rusya'nın Şubat 2022'den bu yana Ukrayna'ya karşı devam eden savaşında ilan ettiği hedeflere ulaşmada yaşadığı zorlukların aksine, yaklaşık on yıl önce Kırım'ın işgali, büyük ölçekli bir askeri operasyona başvurmadan pratik olarak tamamlanana kadar dünyanın farkına varmadığı gizli bir plan dahilinde, tarihin en sorunsuz işgal operasyonlarından biriydi.

Kiev'deki merkezi hükümet, Kremlin'in müttefiki olan Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç'in devrilmesinin ardından işlerini düzenlemekle meşgulken, ‘Yeşil Adamlar’ Kırım'ı işgal etme görevini yerine getirdi. Kiev'deki ‘darbeden’ bir aydan kısa bir süre sonra, Kırım'ın Rusya'ya resmen ilhakını kutlamak için Moskova, Simferopol ve Sivastopol semalarına havai fişekler atılıyordu.

Kırım'ın önemi

Kırım Yarımadası, Karadeniz'deki konumu ve Azak Denizi'ne açılan Kerç Boğazı'na nazır olması hasebiyle büyük jeostratejik öneme sahiptir. Konumunun yanı sıra Donbass bölgesindeki maden ihracatı için en önemli limandır. Kırım, büyük bir tarihi sembolizme de sahiptir. Rus İmparatorluğu 17’nci ve 19’uncu yüzyıllar arasında Osmanlı İmparatorluğu ile sıcak sulara inmek için birçok savaş yaptı. Kırım Yarımadası Novorossiya'nın (Yeni Rusya) düğüm noktası olarak kabul edilir. Novorossiya kavramı, Rus milliyetçileri tarafından Karadeniz ve Azak Denizi kıyısında Odessa'dan, Mıkolayiv, Herson ve Zaporijya şehirlerine, oradan da doğuda Donetsk ve Luhansk'a kadar uzanan güneydoğu Ukrayna bölgesine verilen isim.

Kırım Cumhuriyeti, Sovyet döneminde özerkliğe sahipti. Kırım’daki yerli nüfus, yüz binlerce Tatarı ihanet ve Nazilerle iş birliği yapmakla suçlayıp Sibirya, Kazakistan ve Özbekistan'a sürgün eden lider Joseph Stalin'in yönetimi altındaki Kırım Tatarlarından mustaripti. Sovyet lideri Nikita Kruşçev, çözülme evresiyle birlikte 1954 yılında özerk olmaya devam ederken Kırım’ın idari olarak Ukrayna'ya bağlanmasına karar verdi. O dönemde alınan bu karar aslında radikal bir değişikliğe yol açmadı. Sovyetler Birliği cumhuriyetleri arasındaki sınırlar sadece Moskova'nın doğrudan kontrolü altındaki idari sınırlardı. O dönemde Rusya ile kara sınırı olmadığı göz önüne alındığında, Kırım'ın idari olarak Kiev'e bağlı olması belki de mantıklıydı.

Rusya'nın aleyhine olan değişim rüzgarları ilk olarak Sovyetler Birliği'nin neredeyse çökmeye başlamasıyla esmeye başladı. Kırım'da Rus kökenliler çoğunlukta olmasına rağmen, 1 Aralık referandumunda Kırım sakinleri küçük bir farkla (yüzde 54) Ukrayna'nın geri kalanıyla birlikte bağımsızlık kararı aldı. Bahsi geçen referandumda Ukrayna'nın yüzde 92'sinin Sovyetler Birliği'nden ayrılmayı desteklediğini hatırlatalım.

2004-2005'teki Turuncu Devrim'in ardından Moskova'nın Ukrayna'yı kaybetme korkusu, yeni liderlerinin Batı'ya yönelmesiyle daha da arttı.

Karadeniz Filosu düğümü

Moskova, Rusya'nın çoğunlukta olduğu (söz konusu dönemde nüfusun yüzde 57'si) Kırım'ı da kapsayan idari sınırlarıyla Ukrayna'nın bağımsızlığını tanıdı. Diğer yandan, en önemlisi Karadeniz'deki askeri üslerin akıbeti olmak üzere çeşitli sorunlar ortaya çıktı. Kırım'daki Sivastopol Limanı önemli bir deniz üssü olup, Sovyet döneminden bu yana Rus Karadeniz Filosu’nun karargahıdır. İki taraf, Rusya'nın Karadeniz Filosu’nun en büyük bölümünü ele geçirmesiyle düğümü çözdü. Rusya, Novorossiysk Üssü’nün genişletilmesi ve Rus filosunun ana karargahına dönüştürülmesi tamamlanana kadar üs için kira aldı. Rusya, ABD ve İngiltere, Aralık 1994'te Ukrayna'nın Sovyet döneminden kalma devasa nükleer silah stokunu Rusya'ya devretmesi karşılığında Ukrayna'nın Sovyet sonrası sınırlarına saygı gösterme sözü verdi. 1997 yılında iki ülke (Rusya ve Ukrayna) Dostluk, İşbirliği ve Ortaklık Antlaşması'nı imzalayarak Kırım Yarımadası'nın yeniden Ukrayna toprağı olduğunu teyit etti. Rusya ve Ukrayna, Rus filosunun 2017 yılına kadar Sivastopol’da kalması konusunda anlaştı.

Moskova'nın odak noktası, Karadeniz Filosu'nun üssünü Sivastopol'da tutmaktı ve bu konu o dönemde Moskova'yı rahatsız eden bir sorun teşkil etmiyordu. Bir yandan Kiev'de birbirini takip eden hükümetlerle tatmin edici çözümlere ulaşmayı başarırken, diğer yandan da Kırım'da Rus asıllı halkın nüfuzunu desteklemeye devam etti. 2004-2005'teki Turuncu Devrim'in ardından Moskova'nın Ukrayna'yı kaybetme korkusu, yeni liderlerinin Batı'ya yönelmesiyle daha da arttı. 2008'deki Bükreş NATO zirvesinden sonra Ukrayna'nın ittifaka (NATO) dahil edilmesiyle ilgili korkular güçlendi. Rusya, Ukrayna'nın NATO ve Avrupa Birliği'ne (AB) doğru ilerlemesini engellemek için tüm enerjisini kullandı.

Fotoğraf Altı: Sivastopol'da Karadeniz Filosu gemisi, Nisan 1992. (AFP)
Sivastopol'da Karadeniz Filosu gemisi, Nisan 1992. (AFP)

Viktor Yanukoviç'in 2010 yılında öncelikle güney ve doğunun oyları sayesinde Devlet Başkanı olmasının ardından, iki taraf, Ukrayna'nın Rus gazını avantajlı fiyatlarla alması karşılığında Rus Karadeniz Filosu’nun Sivastopol'da bulunmasına ilişkin anlaşmayı 2042 yılına kadar uzattı. Anlaşma aynı zamanda Rusya'nın Sivastopol Üssü’nde yaklaşık 25 bin askerin konuşlandırılmasına ve Kırım Yarımadası'nda iki hava üssünün bulundurulmasına da olanak tanıdı.

Zor dengeler

Yanukoviç uzun süre Rusya ile Batı arasında bir denge kurmaya çalıştı. AB, Ukrayna'yı NATO'ya kabul etme konusunda net adımlar atmadı. Ayrıca 2008'deki ekonomik krizden çıkmasına mali olarak yardım etmeyi de ihmal etti. AB daha sonra Ukrayna ile AB arasındaki ortaklık anlaşmasının devam etmesi için Ukrayna'ya Kremlin liderliğindeki Avrasya Ekonomik Birliği'ne girmemesi koşulunu dayattı. Tüm bunlara karşılık Moskova yönetimi kendi çıkarlarını korumak için yardım elini uzatmaya çok açık ve istekliydi.

Ukrayna 2013 yılında, ABD'nin sıkı para politikasının küresel yansımalarını yaşadı.

Ukrayna 2013 yılında, ABD'nin sıkı para politikasının küresel yansımalarını yaşadı ve zarar gördü. Ukrayna'nın borçlanma maliyeti yüzde 7-8'den yüzde 11'in üzerine çıktı. Aynı zamanda Putin, Ukrayna'nın AB'ye yaklaştığını fark ettiğinde, Ukrayna ihracatına yaptırım uygulamaya karar verdi. Bu, Rusya'ya ihracata bağımlı olan Ukrayna sanayisi için daha fazla soruna yol açtı.

Yanukoviç kasım ayında kararını verdi. AB ile ortaklık anlaşmasını imzalamayı erteledi ve Rusya'ya gitti. Rusya o yılın kışına dayanabilmesi için Ukrayna'ya 15 milyar dolarlık mali yardım ve doğalgaz fiyatlarında yüzde 33 indirim teklif etti. Ayrıca söz konusu mali yardım, Kiev'in borçlarını ödemede temerrüde düşmesini de engelliyordu. Bu süreçte Putin, Rusya pazarını Ukrayna ürünlerine yeniden açmaya karar verdi.

Rusya'nın ‘cömertliğine’ rağmen, Yanukoviç'in AB ile ortaklık anlaşmasını imzalamayı ertelemesi üzerine 21 Kasım 2013'te başkent Kiev'de halk protestoları patlak verdi. Haftalarca süren gösterilerin ardından Yanukoviç 22 Şubat 2014'te ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Onun ardından Batı yanlısı siyasetçiler iktidara geldi.

Kibar insanlar

Daha sonraki Ukrayna raporları, herhangi bir önemli direniş olmaksızın Kırım'ın işgali ve ilhakına ilişkin koşullar hakkında çok şey ortaya çıkardı. Raporlar, Rusya'nın yarımadayı işgal etme hazırlıklarının Kiev'deki Bağımsızlık Meydanı olaylarının başlangıcından itibaren erken başladığını gösterdi. Ukrayna'nın daha sonra yaptığı araştırmalara göre Rusya, Kasım 2013'ten bu yana Kırım'daki Rus üslerine yakıt tedarikini yaklaşık dört kat artırdı. 2014 yılı başından itibarense askerlerin bu üslerde gizli seferberliği başladı.

25 Şubat 2014'te Rusya yanlısı destekçiler, yarımadanın Rusya'ya ilhak edilmesi için Kırım Parlamentosu’na baskı yapmaya başladı.

Kırım makamları muhalif hareketi desteklemeyi reddetti. Rus medyası, Ukraynalı Nazi hareketlerinin Yanukoviç'i devirmek için Batı desteğiyle Avrupa Meydanı olaylarına öncülük ettiğini öne sürmeye başladı. Rus medyası ayrıca neo-Nazilerin Rus kökenli vatandaşları hedef alma niyetleri konusunda da uyarıda bulundu. 4 Şubat 2014 tarihinde Kırım Yüksek Konseyi Başkanlık Kurulu, siyasi kriz ve faşist grupların iktidar hevesinden ötürü yarımadanın durumu hakkında Kırım çapında bir araştırma başlatma kararı aldı.

Fotoğraf Altı: 1 Mart 2014'te, Simferopol'de düzenlenen mitinge katılan ‘Küçük Yeşil Adamlar’. (AFP)
1 Mart 2014'te, Simferopol'de düzenlenen mitinge katılan ‘Küçük Yeşil Adamlar’. (AFP)

Yanukoviç'in 22 Şubat 2013'te devrilmesi ve Rusya'ya kaçmasının ardından olaylar hızlandı.

Olayların hızla gelişmesi, Yanukoviç'in devrilmesinden ve Kiev'de tanık olunan ayaklanmaya tepki olarak Kırım Yarımadası'nda bir iç ayaklanmaya tanık olunduğu bahanesiyle Rusya'ya kaçmasından önce Moskova'nın dikkatle organize edilmiş bir kampanyasını ortaya çıkardı.

23 Şubat'ta, yeni Ukrayna hükümetini tanımak istemeyen yarımadanın Rusya yanlısı sakinleri, Kırım Yüksek Konseyi binası yakınında protesto başlattı. Göstericiler, Kırım Yarımadası'nın Ukrayna'dan ayrılması sloganını yükseltti. Sivastopol'da da gösteri düzenlendi. Bu sırada Rusya yanlısı iş adamı Alexei Chaly şehrin belediye başkanı seçildi.

25 Şubat 2014'te Rusya yanlısı destekçiler, yarımadanın Rusya'ya ilhak edilmesi için Kırım Parlamentosu’na baskı yapmaya başladı. Yüzlerce kişi Kırım Parlamentosu'nun Kırım'ın bağımsızlığını ilan etmek için referandum yapmasını talep etti.

Ertesi gün Kırım Parlamentosu, Ukrayna ile ilişkilerin kesilmesi hususunda referandum yapılması konusunu görüşmek üzere toplandı, ancak yeterli oy çoğunluğunun sağlanamaması nedeniyle bir sonuca varılamadı.

27 Şubat 2014 gecesi milletvekilleri, Anatoli Mogilev hükümetini görevden aldı, Rusya yanlısı Sergey Aksenov'u Kırım Özerk Cumhuriyeti'nin yeni başbakanı olarak atadı ve referandumu onaylama kararı aldı. Eş zamanlı olarak, yarımadanın her yerinde, plakasız Rus araçlarında, ayırt edici işaretleri olmayan Rus üniformaları giyen insanlar ortaya çıktı. Önce Simferopol Havaalanı'nı, Belbek Askeri Havaalanı'nı ve Kerç Feribot İskelesi’ni işgal ettiler.

Aynı gün, Kırım Yüksek Konseyi, Kırım Yarımadası'nın statüsüne ilişkin referandumun yapılması için 25 Mayıs tarihini belirledi ve daha sonra bu tarih bir sonraki yıl 16 Mart'a ertelendi.

‘Yeşil Adamlar’ ya da ‘Kibar İnsanlar’, Kırım işgalinin örgütlenmesinde başlıca rol oynadı. Bunlar Rusya tarafından 2009 yılında oluşturulan özel operasyon güçlerinin bir parçasıdırlar. Bu güçler, Rusya Federasyonu'nu ilgilendiren herhangi bir coğrafi noktada siyasi ve ekonomik hedeflere ulaşmayı amaçlıyorlar…

Birinci savaşın sıcak dönemi, 2014 yılı sonunda Almanya ve Fransa'nın arabuluculuğunda imzalanan Minsk Anlaşması ile sona erdi.

Donbass isyanı

Kırım'ın kontrolünün ele geçirilmesinin ardından birçok Rus milliyetçisi, Rus azınlığını Ukrayna'daki neo-Nazi saldırılarından koruma bahanesiyle Donetsk ve Luhansk'a yöneldi. Moskova'nın doğrudan desteğiyle Rus asıllı vatandaşlar Halk Koruma Birlikleri’ni oluşturdu ve ayrılıkçı eğilimler arttı. 11 Mayıs 2014'te ayrılıkçılar, Kiev'in yasa dışı saydığı referandumun ardından tek taraflı olarak Rusça konuşanların çoğunlukla yaşadığı Donbass havzasındaki Luhansk ve Donetsk bölgelerinin bağımsızlığını ilan etti. Ayrılıkçılar ile Ukrayna Silahlı Kuvvetleri arasında, Rus yanlısı ayrılıkçıların Donetsk ve Luhansk’ın yarısından fazlasının kontrolünü ele geçirdiği bir savaş çıktı. Birinci savaşın sıcak dönemi, 2014 yılı sonunda Almanya ve Fransa'nın arabuluculuğunda imzalanan Minsk Anlaşması ile sona erdi. Ancak her iki taraf da bu anlaşmaya uymadı ve savaş külleri altında yanmaya devam ederek her iki taraftan da 13 binden fazla kişinin hayatına mal oldu.

Açık çatışma

Kırım'ın işgali ve ilhakından sonra Rus söylemi, Doğu ve Güney Ukrayna'daki Rus milliyetçilerinin ve Rusça konuşanların desteklenmesi ihtiyacına odaklanmaya devam etti. Aynı zamanda Sovyet döneminden önce Ukrayna devletinin varlığının inkarına dayanan yeni bir anlatı ortaya çıktı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin konuşmalarında ve yazılarında bu düşüncesini açıkça dile getirdi.

Fotoğraf Altı: Sivastopol'da devriye gezen Rus askerleri, 5 Mart 2014.  (AFP)
Sivastopol'da devriye gezen Rus askerleri, 5 Mart 2014. (AFP)

Putin Temmuz 2021'de Rusça ve Ukraynaca yayınlanan bir makalede ‘Ukrayna'nın gerçek egemenliğinin ancak Rusya ile ortaklık halinde mümkün olabileceğini’ ileri sürdü. “Modern Ukrayna, Sovyet döneminin saf bir ürünüdür. Onun büyük ölçüde tarihi Rusya topraklarında oluştuğunu çok iyi biliyor ve hatırlıyoruz” ifadelerini kullanan Putin, komünistlere yönelik eleştirilerini yineledi. 2016 yılında komünist devletin kurucusu Vladimir Lenin'in fikirlerinin “Sovyetler Birliği'nin çöküşüne yol açtığını ve kendisinin ve arkadaşlarının aslında Rusya adlı bir binanın altına atom bombası yerleştirdiğini” söylediği önceki açıklamalarını doğruladı.

Ukrayna'nın güneyini ve doğusunu kapsayan Novorossiya’dan bahsedilmeye başlandı. Rusya, 2021 yılı sonunda güçlerini Ukrayna sınırına seferber ettikten sonra ABD ve NATO'ya, ittifakın 1997 sınırlarına çekilmesini de içeren bir anlaşmayı şartları arasında sundu. Rusya, savaşın başlangıcı olarak 22 Şubat 2022'de ayrılıkçı Donetsk ve Luhansk cumhuriyetlerinin Ukrayna'dan bağımsızlığını tanıdığını duyurdu ve savaşın arifesinde iki cumhuriyetle güvenlik ve savunma anlaşması imzaladı. Bir gün sonra, doğudan ve kuzeyden kapsamlı bir hava ve kara saldırısı başlattı.

Büyük dalgalanmalara sahne olan savaşta Ukrayna, ilk saldırıyı göğüslemeyi ve Kiev'in işgal edilmesini engellemeyi başardı. Ancak güneyde Rus ordusu Kırım'dan Herson'a doğru yola çıktı, yarımadadaki ablukayı kırdı ve Mıkolayiv'e doğru ilerledi. Mayıs ayında Rusya, Mariupol şehri üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdı ve Donbass ile Kırım arasındaki kara yolunu güvence altına aldı. Kuzeyden Rus tankları Çernigiv üzerinden Kiev'e doğru ilerledi, ancak ağır kayıplar nedeniyle geri çekildi. Rusya ve ona yakın milisler Luhansk Cumhuriyeti topraklarının tamamını işgal etmeyi başardı. Ukrayna, 2022 yazında ve sonbaharında, Ukrayna'nın doğusundaki Harkov'da Rusya'nın işgal ettiği toprakların bir kısmını geri almayı başardı. Kasım 2022'de Rusya, Herson’daki Dinyeper Nehri'nin sağ (batı) yakasından çekilmek zorunda kaldı.

2022'deki büyük değişimlerin aksine, 2023'te Rusya'nın zafer kazanma arzusu ile Ukrayna'nın onu direniş ve fedakarlığın sembolü olarak yüceltme arzusu arasında çatışmanın simgesi haline gelen Bahmut'un işgali dışında bölgelerde pek niteliksel gelişme yaşanmadı.

Bahmut muharebesi, baharda yapılması planlanan ancak yaz başına ertelenen Ukrayna karşı saldırısını erteledi. Yedi aydan fazla süre geçmesine rağmen bu saldırı Ukraynalıların ve Batı'nın umduğu sonuca ulaşamadı. Savaş, Rusya'nın insan gücü farkı, askeri teçhizat ve mühimmat kayıplarını kendi yetenekleri ve müttefiklerin yardımıyla telafi edebilmesi nedeniyle daha çabuk adapte olduğu siper savaşlarına ve yıpratma savaşına dönüştü.

Putin

1917 devriminden sonra çizilen sınırlar yeniden çizilebilir ve çizilmelidir.

Diğer yandan Ukrayna'nın kaderi artık tamamen Batı'nın ekonomik ve askeri yardımlarına bağlı. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığına göre her ne kadar Avrupa ülkeleri Ukrayna'ya sonuna kadar yardım sözü verse de bu yardımlar artık mühimmat ve teçhizat açığını karşılamaya yetmiyor. Durum bu şekilde devam ederse, Batı'nın kendisine ‘stratejik bir yenilgi’ yaşatmaması nedeniyle en büyük kazanan Putin olacak. Putin, Karadeniz'e kıyısı olan bölgeleri Osmanlı İmparatorluğu'ndan geri alan İkinci Katerina ve ilk ilham kaynağı Büyük Petro'nun yanında Novorossiya’yı yeniden canlandırmaya ve adını tescil ettirmeye epey yaklaştı.

Putin, Nisan 2016'da yaptığı konuşmada, Bolşevikleri, Ukrayna ve Rusya Sovyet cumhuriyetleri arasında keyfi sınırlar çizmekle, ardından 1954'te Kırım Yarımadası ile Sivastopol şehrini Ukrayna'ya vermekle suçlamıştı. O dönemde Putin ‘1917 devriminden sonra çizilen sınırların yeniden çizilebileceğini ve çizilmesi gerektiğini’ vurguladı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Uygur kamplarını ifşa eden Çinli, ABD’de sığınma hakkı kazandı

Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)
Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)
TT

Uygur kamplarını ifşa eden Çinli, ABD’de sığınma hakkı kazandı

Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)
Uluslararası kamuoyu, Uygurların tutulduğu gözaltı kamplarının kapatılması çağrısında bulunmuştu (AP)

Çin'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde gizlice görüntü çeken Guan Heng'e ABD'de sığınma hakkı tanındı. 

New York şehrinde 28 Ocak'ta düzenlenen duruşmada yargıç Charles Ouslander, Guan'ın Çin'e geri gönderilmesi halinde zulüm göreceğine dair "haklı bir korkusu" olduğunu söyleyerek kendisine sığınma hakkı tanınmasına karar verdi. 

38 yaşındaki Çinli, Sincan'da Uygurların tutulduğu gözaltı merkezleriyle bölgedeki yoğun güvenlik uygulamalarının görüntülerini 2020'de çekmişti. 

Yaklaşık 20 dakikalık videoları yayımladıktan sonra tutuklanma korkusuyla ülkeyi 2021'de terk etmiş, Hong Kong'dan Ekvador'a oradan da Bahamalar'a geçip küçük bir şişme botla ABD'ye ulaşarak iltica başvurusunda bulunmuştu. 

Guan, geçen yıl ağustosta Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza (ICE) ekipleri tarafından New York'ta yakalanıp gözaltına alınmıştı. 

Donald Trump yönetimi, Guan'ın Uganda'ya sınır dışı edileceğini duyurmuş, insan hakları örgütleri de karara tepki göstermişti. 

New York Times'ın aktardığına göre Guan henüz serbest bırakılmadı. İç Güvenlik Bakanlığı'nın mahkeme kararına itiraz etmeyi planladığı, bu süre zarfında Çin vatandaşının gözaltında tutulacağı belirtiliyor. 

Guan, videokonferans yöntemiyle katıldığı duruşmada Bahamalar'dan Florida'ya geçerken yaşamını yitirebileceği için videoyu YouTube'dan yayımlama kararı aldığını söyledi. Görüntüleri paylaşmasının ardından, Çin'de yaşayan babasının polis tarafından üç kez sorgulandığını ifade etti. 

Guan'ın avukatı Chen Chuangchuang, ABD'nin müvekkiline sığınma hakkı sağlamakta "ahlaki ve hukuki bir sorumluluğu" olduğunu vurguladı. 

Göçmenlere karşı sert uygulamalarıyla gündemden düşmeyen Trump yönetiminde iltica başvuruları da iyice zorlaştı. 

ABD merkezli kâr amacı gütmeyen Mobile Pathways'in derlediği federal verilere göre, sığınma başvurularının onaylanma oranı 2010-2024'te yüzde 28 iken, bu oran geçen yıl yüzde 10'a kadar geriledi. 

Çin, Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde zorla çalıştırma, işkence ve "yeniden eğitim kampı" adı altında alıkoyma suçlamalarıyla karşı karşıya.

İnsan hakları örgütleri, bölgedeki yaklaşık 1 milyon kişinin zorla toplama kamplarına ve hapishanelere yerleştirildiğini öne sürüyor. ABD de Uygurlara yönelik muameleyi "soykırım" diye niteliyor.

Pekin yönetimiyse iddiaların gerçeği yansıtmadığını savunuyor.

Independent Türkçe, Guardian, New York Times


Rusya-Ukrayna savaşının geleceğine dair üç senaryo

Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)
Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)
TT

Rusya-Ukrayna savaşının geleceğine dair üç senaryo

Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)
Analize göre Ukrayna, piyade açığını insansız hava araçlarıyla (İHA) kapatmaya çalışıyor (Reuters)

ABD arabuluculuğundaki ateşkes müzakerelerinden henüz sonuç çıkmazken, Rusya ve Ukrayna karşılıklı saldırıları sürdürüyor. 

Washington merkezli düşünce kuruluşu Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) raporuna göre, Rusya'nın Şubat 2022'deki saldırısıyla başlayan savaşta yaklaşık 2 milyon kişi öldü, yaralandı ya da kayboldu. 

Çalışmada, Rusya'nın yaklaşık 1,2 milyon kayıp verdiği ifade ediliyor. Ukrayna içinse bu rakam 600 bin civarında. 

Rus ordusunda 275 bin ila 325 bin askerin hayatını kaybettiği, Ukrayna ordusundaysa 100 bin ila 140 bin askerin yaşamını yitirdiği aktarılıyor.

Wall Street Journal, bu yıl savaşın gidişatını değiştirebilecek üç senaryoyu inceledi.

Savaş sürecek, müzakereler devam edecek

Analize göre en muhtemel senaryo, görüşmelerin sonuçsuz kalırken savaşın 5. yılında da devam etmesi. 

Trump yönetimi, müzakereler kapsamında Donbas’ın geri kalanının Rusya’ya verilmesi halinde ateşkes sağlanabileceğini savunuyor ancak Kiev yönetimi toprak tavizine yanaşmıyor. 

Eski Ukrayna Savunma Bakanı Andriy Zahorodniyuk, “Ukrayna halkı, ABD öncülüğündeki görüşmelere büyük şüpheyle yaklaşıyor” diyor. 

Rusya'daki her askeri, endüstriyel ve siyasi gelişmenin savaşın süreceğini işaret ettiğini, Donbas’ın Moskova tarafından işgali tekrar başlatmak için kullanılabileceğini savunuyor. 

Ukrayna geri adım atacak

Yıllardır savaşan Ukrayna ordusunun gücünün nihayetinde tükenmesi de savaşın gidişatını belirleyecek olasılıklar arasında yer alıyor. 

Ukrayna ordusu, piyade açığını drone geliştirerek kapatmaya çalışsa da bu, Rusya’nın yıpratma taktikleri ve yoğun cephe saldırılarına karşı yeterli olmayabilir. 

Berlin merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Rusya Avrasya Merkezi'nin direktörü Alexander Gabuev, şu değerlendirmeleri paylaşıyor: 

Yıpratma savaşları önce yavaş yavaş, sonra da aniden kaybedilebilir.

Askeri tarihçiler de I. Dünya Savaşı'nın sonunda Alman ordusunun, çatışmanın büyük bir bölümünde taktiksel üstünlüğüne rağmen yorgun düştüğünü hatırlatıyor.

Rusya saldırıları durduracak 

Analize göre Rus ekonomisi hem Batı yaptırımlarının hem de savaşın etkisiyle güçlük çekiyor.

Ukrayna’nın petrol rafinerilerine yönelik uzun menzilli saldırıları ve ABD’yle Avrupa’nın “gölge filoya” karşı aldığı önlemler de Kremlin’in enerji sektöründen elde ettiği gelirlere darbe vurdu. 

Rus iş insanları da savaşın ekonomiyi kötü etkilediğini, Moskova’yı parça tedariki ve petrol alımında Çin’e bağımlı hale getirdiğini söylüyor. 

Analizde, daha sıkı yaptırımlarla ekonomiye yük bindirilmesi halinde Rusya’nın savaşı uzatma kapasitesinin de zayıflayabileceği yorumu yapılıyor. 

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times


Trump, İran’da “rejim değişikliği” planlıyor

Trump, Basra Körfezi'ne "armada" gönderdiklerini söyleyerek, askeri yığınağın artırılacağı sinyalini vermişti (AFP)
Trump, Basra Körfezi'ne "armada" gönderdiklerini söyleyerek, askeri yığınağın artırılacağı sinyalini vermişti (AFP)
TT

Trump, İran’da “rejim değişikliği” planlıyor

Trump, Basra Körfezi'ne "armada" gönderdiklerini söyleyerek, askeri yığınağın artırılacağı sinyalini vermişti (AFP)
Trump, Basra Körfezi'ne "armada" gönderdiklerini söyleyerek, askeri yığınağın artırılacağı sinyalini vermişti (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'da rejim değişikliği planladığı öne sürülüyor. 

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan ABD'li yetkililer, Washington'ın protestolardan sorumlu tuttuğu İranlı güvenlik kurumları ve komutanlara saldırı planladığını iddia ediyor. 

Bu saldırılarla protestoları kışkırtarak İran'da "rejim değişikliğinin önünü açacak koşulların oluşturulmasının" hedeflendiği savunuluyor. 

Yetkililer, İran'ın misilleme kapasitesini azaltmak için balistik füze tesislerine geniş çaplı saldırıların da masadaki seçenekler arasında yer aldığını söylüyor. Buna ek olarak uranyum zenginleştirilen nükleer tesislerin hedef alınabileceği aktarılıyor.

Diğer yandan kaynaklar, Beyaz Saray'ın askeri harekat da dahil henüz bir eylem planında karar kılmadığını belirtiyor. 

Trump, dünkü açıklamasında Tahran yönetimine nükleer anlaşma için müzakere çağrısı yapmış, herhangi bir saldırının hazirandaki askeri harekattan daha şiddetli olacağı tehdidinde bulunmuştu.

İran ve İsrail arasında Gazze savaşı nedeniyle tırmanan gerginlik haziranda sıcak çatışmaya dönüşmüştü. İsrail'in 13 Haziran'daki saldırısıyla başlayan çatışmalarda İran vakit kaybetmeden misilleme yapmıştı.

Çatışmalarda ABD'ye ait bombardıman uçakları İran'daki İsfahan, Fordo ve Natanz tesislerine 22 Haziran'da hava saldırısı düzenlemiş, operasyonda 14 "sığınak delici" GBU-57 bombası kullanılmıştı.

Kimliğinin gizli tutulmasını isteyen İranlı bir üst düzey yetkili, Tahran yönetiminin "hem çatışmaya hazırlandığını hem de diplomatik diyaloğu sürdürdüğünü" söylüyor.

Diğer yandan İsrailli bir üst düzey yetkiliyse Tahran yönetiminin sadece hava saldırılarıyla devrilemeyeceğine dikkat çekiyor: 

Rejimi devirmek istiyorsanız, asker göndermeniz gerekir.

Kaynak, İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in öldürülmesi durumunda Tahran yönetiminin onun yerine birini geçireceğini belirtiliyor. Yalnızca dış baskı ve ülke içinde örgütlenmiş bir muhalefetin birlikte hareket ederek rejimi yıkabileceğini savunuyor.

"İran hâlâ ölümcül bir güç"

Wall Street Journal'ın analizinde, olası bir saldırıya karşı İran'ın kuvvetli misilleme yapabileceği yazılıyor. 

Devrim Muhafızları'nın elinde İsrail'e ulaşabilecek yaklaşık 2 bin adet orta menzilli balistik füze ve önemli miktarda kısa menzilli füze stoku bulunduğu belirtiliyor. 

Washington merkezli düşünce kuruluşu Demokrasileri Savunma Vakfı'nın İran programının kıdemli direktörü Behnam Ben Taleblu, "Tahran zayıf olabilir ancak füze gücü sayesinde hâlâ ölümcül bir güç" diyor. 

Trump, İran riyalinin döviz karşısında çakılmasıyla 28 Aralık'ta patlak veren eylemlerde, göstericilerin vurulması veya idam edilmesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulunmuş, daha sonra operasyonu askıya almıştı.

İran devleti eylemlerdeki can kaybına dair ilk açıklamayı 21 Ocak'ta yapmıştı. Güvenlik güçleri ve siviller dahil 3 bin 117 kişinin hayatını kaybettiği duyurulmuştu. 

Ancak ABD merkezli İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), gösterilerde çıkan olaylarda 6 bin 373 kişinin hayatını kaybettiğini, 42 bin 486 kişinin gözaltına alındığını savunmuştu.

BBC'nin aktardığına göre eylemlerde yakalananlar, polis tarafından gözaltına alınma endişesiyle hastanelere tedavi olmaya bile gidemiyor.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters, Times of Israel, BBC