Kırım'ın ilhakından on yıl sonra...Ukrayna-Rusya savaşına giden yol

Savaşın üçüncü yılının başında Kırım Yarımadası Putin'in imparatorluk hayallerinin temel taşı olmaya devam ediyor.

Moskova ile Kiev arasındaki anlaşmazlığın ana noktalarından biri olan Karadeniz Filosu, 1992. (AFP)
Moskova ile Kiev arasındaki anlaşmazlığın ana noktalarından biri olan Karadeniz Filosu, 1992. (AFP)
TT

Kırım'ın ilhakından on yıl sonra...Ukrayna-Rusya savaşına giden yol

Moskova ile Kiev arasındaki anlaşmazlığın ana noktalarından biri olan Karadeniz Filosu, 1992. (AFP)
Moskova ile Kiev arasındaki anlaşmazlığın ana noktalarından biri olan Karadeniz Filosu, 1992. (AFP)

Samir İlyas

Rusya'nın Şubat 2022'den bu yana Ukrayna'ya karşı devam eden savaşında ilan ettiği hedeflere ulaşmada yaşadığı zorlukların aksine, yaklaşık on yıl önce Kırım'ın işgali, büyük ölçekli bir askeri operasyona başvurmadan pratik olarak tamamlanana kadar dünyanın farkına varmadığı gizli bir plan dahilinde, tarihin en sorunsuz işgal operasyonlarından biriydi.

Kiev'deki merkezi hükümet, Kremlin'in müttefiki olan Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç'in devrilmesinin ardından işlerini düzenlemekle meşgulken, ‘Yeşil Adamlar’ Kırım'ı işgal etme görevini yerine getirdi. Kiev'deki ‘darbeden’ bir aydan kısa bir süre sonra, Kırım'ın Rusya'ya resmen ilhakını kutlamak için Moskova, Simferopol ve Sivastopol semalarına havai fişekler atılıyordu.

Kırım'ın önemi

Kırım Yarımadası, Karadeniz'deki konumu ve Azak Denizi'ne açılan Kerç Boğazı'na nazır olması hasebiyle büyük jeostratejik öneme sahiptir. Konumunun yanı sıra Donbass bölgesindeki maden ihracatı için en önemli limandır. Kırım, büyük bir tarihi sembolizme de sahiptir. Rus İmparatorluğu 17’nci ve 19’uncu yüzyıllar arasında Osmanlı İmparatorluğu ile sıcak sulara inmek için birçok savaş yaptı. Kırım Yarımadası Novorossiya'nın (Yeni Rusya) düğüm noktası olarak kabul edilir. Novorossiya kavramı, Rus milliyetçileri tarafından Karadeniz ve Azak Denizi kıyısında Odessa'dan, Mıkolayiv, Herson ve Zaporijya şehirlerine, oradan da doğuda Donetsk ve Luhansk'a kadar uzanan güneydoğu Ukrayna bölgesine verilen isim.

Kırım Cumhuriyeti, Sovyet döneminde özerkliğe sahipti. Kırım’daki yerli nüfus, yüz binlerce Tatarı ihanet ve Nazilerle iş birliği yapmakla suçlayıp Sibirya, Kazakistan ve Özbekistan'a sürgün eden lider Joseph Stalin'in yönetimi altındaki Kırım Tatarlarından mustaripti. Sovyet lideri Nikita Kruşçev, çözülme evresiyle birlikte 1954 yılında özerk olmaya devam ederken Kırım’ın idari olarak Ukrayna'ya bağlanmasına karar verdi. O dönemde alınan bu karar aslında radikal bir değişikliğe yol açmadı. Sovyetler Birliği cumhuriyetleri arasındaki sınırlar sadece Moskova'nın doğrudan kontrolü altındaki idari sınırlardı. O dönemde Rusya ile kara sınırı olmadığı göz önüne alındığında, Kırım'ın idari olarak Kiev'e bağlı olması belki de mantıklıydı.

Rusya'nın aleyhine olan değişim rüzgarları ilk olarak Sovyetler Birliği'nin neredeyse çökmeye başlamasıyla esmeye başladı. Kırım'da Rus kökenliler çoğunlukta olmasına rağmen, 1 Aralık referandumunda Kırım sakinleri küçük bir farkla (yüzde 54) Ukrayna'nın geri kalanıyla birlikte bağımsızlık kararı aldı. Bahsi geçen referandumda Ukrayna'nın yüzde 92'sinin Sovyetler Birliği'nden ayrılmayı desteklediğini hatırlatalım.

2004-2005'teki Turuncu Devrim'in ardından Moskova'nın Ukrayna'yı kaybetme korkusu, yeni liderlerinin Batı'ya yönelmesiyle daha da arttı.

Karadeniz Filosu düğümü

Moskova, Rusya'nın çoğunlukta olduğu (söz konusu dönemde nüfusun yüzde 57'si) Kırım'ı da kapsayan idari sınırlarıyla Ukrayna'nın bağımsızlığını tanıdı. Diğer yandan, en önemlisi Karadeniz'deki askeri üslerin akıbeti olmak üzere çeşitli sorunlar ortaya çıktı. Kırım'daki Sivastopol Limanı önemli bir deniz üssü olup, Sovyet döneminden bu yana Rus Karadeniz Filosu’nun karargahıdır. İki taraf, Rusya'nın Karadeniz Filosu’nun en büyük bölümünü ele geçirmesiyle düğümü çözdü. Rusya, Novorossiysk Üssü’nün genişletilmesi ve Rus filosunun ana karargahına dönüştürülmesi tamamlanana kadar üs için kira aldı. Rusya, ABD ve İngiltere, Aralık 1994'te Ukrayna'nın Sovyet döneminden kalma devasa nükleer silah stokunu Rusya'ya devretmesi karşılığında Ukrayna'nın Sovyet sonrası sınırlarına saygı gösterme sözü verdi. 1997 yılında iki ülke (Rusya ve Ukrayna) Dostluk, İşbirliği ve Ortaklık Antlaşması'nı imzalayarak Kırım Yarımadası'nın yeniden Ukrayna toprağı olduğunu teyit etti. Rusya ve Ukrayna, Rus filosunun 2017 yılına kadar Sivastopol’da kalması konusunda anlaştı.

Moskova'nın odak noktası, Karadeniz Filosu'nun üssünü Sivastopol'da tutmaktı ve bu konu o dönemde Moskova'yı rahatsız eden bir sorun teşkil etmiyordu. Bir yandan Kiev'de birbirini takip eden hükümetlerle tatmin edici çözümlere ulaşmayı başarırken, diğer yandan da Kırım'da Rus asıllı halkın nüfuzunu desteklemeye devam etti. 2004-2005'teki Turuncu Devrim'in ardından Moskova'nın Ukrayna'yı kaybetme korkusu, yeni liderlerinin Batı'ya yönelmesiyle daha da arttı. 2008'deki Bükreş NATO zirvesinden sonra Ukrayna'nın ittifaka (NATO) dahil edilmesiyle ilgili korkular güçlendi. Rusya, Ukrayna'nın NATO ve Avrupa Birliği'ne (AB) doğru ilerlemesini engellemek için tüm enerjisini kullandı.

Fotoğraf Altı: Sivastopol'da Karadeniz Filosu gemisi, Nisan 1992. (AFP)
Sivastopol'da Karadeniz Filosu gemisi, Nisan 1992. (AFP)

Viktor Yanukoviç'in 2010 yılında öncelikle güney ve doğunun oyları sayesinde Devlet Başkanı olmasının ardından, iki taraf, Ukrayna'nın Rus gazını avantajlı fiyatlarla alması karşılığında Rus Karadeniz Filosu’nun Sivastopol'da bulunmasına ilişkin anlaşmayı 2042 yılına kadar uzattı. Anlaşma aynı zamanda Rusya'nın Sivastopol Üssü’nde yaklaşık 25 bin askerin konuşlandırılmasına ve Kırım Yarımadası'nda iki hava üssünün bulundurulmasına da olanak tanıdı.

Zor dengeler

Yanukoviç uzun süre Rusya ile Batı arasında bir denge kurmaya çalıştı. AB, Ukrayna'yı NATO'ya kabul etme konusunda net adımlar atmadı. Ayrıca 2008'deki ekonomik krizden çıkmasına mali olarak yardım etmeyi de ihmal etti. AB daha sonra Ukrayna ile AB arasındaki ortaklık anlaşmasının devam etmesi için Ukrayna'ya Kremlin liderliğindeki Avrasya Ekonomik Birliği'ne girmemesi koşulunu dayattı. Tüm bunlara karşılık Moskova yönetimi kendi çıkarlarını korumak için yardım elini uzatmaya çok açık ve istekliydi.

Ukrayna 2013 yılında, ABD'nin sıkı para politikasının küresel yansımalarını yaşadı.

Ukrayna 2013 yılında, ABD'nin sıkı para politikasının küresel yansımalarını yaşadı ve zarar gördü. Ukrayna'nın borçlanma maliyeti yüzde 7-8'den yüzde 11'in üzerine çıktı. Aynı zamanda Putin, Ukrayna'nın AB'ye yaklaştığını fark ettiğinde, Ukrayna ihracatına yaptırım uygulamaya karar verdi. Bu, Rusya'ya ihracata bağımlı olan Ukrayna sanayisi için daha fazla soruna yol açtı.

Yanukoviç kasım ayında kararını verdi. AB ile ortaklık anlaşmasını imzalamayı erteledi ve Rusya'ya gitti. Rusya o yılın kışına dayanabilmesi için Ukrayna'ya 15 milyar dolarlık mali yardım ve doğalgaz fiyatlarında yüzde 33 indirim teklif etti. Ayrıca söz konusu mali yardım, Kiev'in borçlarını ödemede temerrüde düşmesini de engelliyordu. Bu süreçte Putin, Rusya pazarını Ukrayna ürünlerine yeniden açmaya karar verdi.

Rusya'nın ‘cömertliğine’ rağmen, Yanukoviç'in AB ile ortaklık anlaşmasını imzalamayı ertelemesi üzerine 21 Kasım 2013'te başkent Kiev'de halk protestoları patlak verdi. Haftalarca süren gösterilerin ardından Yanukoviç 22 Şubat 2014'te ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Onun ardından Batı yanlısı siyasetçiler iktidara geldi.

Kibar insanlar

Daha sonraki Ukrayna raporları, herhangi bir önemli direniş olmaksızın Kırım'ın işgali ve ilhakına ilişkin koşullar hakkında çok şey ortaya çıkardı. Raporlar, Rusya'nın yarımadayı işgal etme hazırlıklarının Kiev'deki Bağımsızlık Meydanı olaylarının başlangıcından itibaren erken başladığını gösterdi. Ukrayna'nın daha sonra yaptığı araştırmalara göre Rusya, Kasım 2013'ten bu yana Kırım'daki Rus üslerine yakıt tedarikini yaklaşık dört kat artırdı. 2014 yılı başından itibarense askerlerin bu üslerde gizli seferberliği başladı.

25 Şubat 2014'te Rusya yanlısı destekçiler, yarımadanın Rusya'ya ilhak edilmesi için Kırım Parlamentosu’na baskı yapmaya başladı.

Kırım makamları muhalif hareketi desteklemeyi reddetti. Rus medyası, Ukraynalı Nazi hareketlerinin Yanukoviç'i devirmek için Batı desteğiyle Avrupa Meydanı olaylarına öncülük ettiğini öne sürmeye başladı. Rus medyası ayrıca neo-Nazilerin Rus kökenli vatandaşları hedef alma niyetleri konusunda da uyarıda bulundu. 4 Şubat 2014 tarihinde Kırım Yüksek Konseyi Başkanlık Kurulu, siyasi kriz ve faşist grupların iktidar hevesinden ötürü yarımadanın durumu hakkında Kırım çapında bir araştırma başlatma kararı aldı.

Fotoğraf Altı: 1 Mart 2014'te, Simferopol'de düzenlenen mitinge katılan ‘Küçük Yeşil Adamlar’. (AFP)
1 Mart 2014'te, Simferopol'de düzenlenen mitinge katılan ‘Küçük Yeşil Adamlar’. (AFP)

Yanukoviç'in 22 Şubat 2013'te devrilmesi ve Rusya'ya kaçmasının ardından olaylar hızlandı.

Olayların hızla gelişmesi, Yanukoviç'in devrilmesinden ve Kiev'de tanık olunan ayaklanmaya tepki olarak Kırım Yarımadası'nda bir iç ayaklanmaya tanık olunduğu bahanesiyle Rusya'ya kaçmasından önce Moskova'nın dikkatle organize edilmiş bir kampanyasını ortaya çıkardı.

23 Şubat'ta, yeni Ukrayna hükümetini tanımak istemeyen yarımadanın Rusya yanlısı sakinleri, Kırım Yüksek Konseyi binası yakınında protesto başlattı. Göstericiler, Kırım Yarımadası'nın Ukrayna'dan ayrılması sloganını yükseltti. Sivastopol'da da gösteri düzenlendi. Bu sırada Rusya yanlısı iş adamı Alexei Chaly şehrin belediye başkanı seçildi.

25 Şubat 2014'te Rusya yanlısı destekçiler, yarımadanın Rusya'ya ilhak edilmesi için Kırım Parlamentosu’na baskı yapmaya başladı. Yüzlerce kişi Kırım Parlamentosu'nun Kırım'ın bağımsızlığını ilan etmek için referandum yapmasını talep etti.

Ertesi gün Kırım Parlamentosu, Ukrayna ile ilişkilerin kesilmesi hususunda referandum yapılması konusunu görüşmek üzere toplandı, ancak yeterli oy çoğunluğunun sağlanamaması nedeniyle bir sonuca varılamadı.

27 Şubat 2014 gecesi milletvekilleri, Anatoli Mogilev hükümetini görevden aldı, Rusya yanlısı Sergey Aksenov'u Kırım Özerk Cumhuriyeti'nin yeni başbakanı olarak atadı ve referandumu onaylama kararı aldı. Eş zamanlı olarak, yarımadanın her yerinde, plakasız Rus araçlarında, ayırt edici işaretleri olmayan Rus üniformaları giyen insanlar ortaya çıktı. Önce Simferopol Havaalanı'nı, Belbek Askeri Havaalanı'nı ve Kerç Feribot İskelesi’ni işgal ettiler.

Aynı gün, Kırım Yüksek Konseyi, Kırım Yarımadası'nın statüsüne ilişkin referandumun yapılması için 25 Mayıs tarihini belirledi ve daha sonra bu tarih bir sonraki yıl 16 Mart'a ertelendi.

‘Yeşil Adamlar’ ya da ‘Kibar İnsanlar’, Kırım işgalinin örgütlenmesinde başlıca rol oynadı. Bunlar Rusya tarafından 2009 yılında oluşturulan özel operasyon güçlerinin bir parçasıdırlar. Bu güçler, Rusya Federasyonu'nu ilgilendiren herhangi bir coğrafi noktada siyasi ve ekonomik hedeflere ulaşmayı amaçlıyorlar…

Birinci savaşın sıcak dönemi, 2014 yılı sonunda Almanya ve Fransa'nın arabuluculuğunda imzalanan Minsk Anlaşması ile sona erdi.

Donbass isyanı

Kırım'ın kontrolünün ele geçirilmesinin ardından birçok Rus milliyetçisi, Rus azınlığını Ukrayna'daki neo-Nazi saldırılarından koruma bahanesiyle Donetsk ve Luhansk'a yöneldi. Moskova'nın doğrudan desteğiyle Rus asıllı vatandaşlar Halk Koruma Birlikleri’ni oluşturdu ve ayrılıkçı eğilimler arttı. 11 Mayıs 2014'te ayrılıkçılar, Kiev'in yasa dışı saydığı referandumun ardından tek taraflı olarak Rusça konuşanların çoğunlukla yaşadığı Donbass havzasındaki Luhansk ve Donetsk bölgelerinin bağımsızlığını ilan etti. Ayrılıkçılar ile Ukrayna Silahlı Kuvvetleri arasında, Rus yanlısı ayrılıkçıların Donetsk ve Luhansk’ın yarısından fazlasının kontrolünü ele geçirdiği bir savaş çıktı. Birinci savaşın sıcak dönemi, 2014 yılı sonunda Almanya ve Fransa'nın arabuluculuğunda imzalanan Minsk Anlaşması ile sona erdi. Ancak her iki taraf da bu anlaşmaya uymadı ve savaş külleri altında yanmaya devam ederek her iki taraftan da 13 binden fazla kişinin hayatına mal oldu.

Açık çatışma

Kırım'ın işgali ve ilhakından sonra Rus söylemi, Doğu ve Güney Ukrayna'daki Rus milliyetçilerinin ve Rusça konuşanların desteklenmesi ihtiyacına odaklanmaya devam etti. Aynı zamanda Sovyet döneminden önce Ukrayna devletinin varlığının inkarına dayanan yeni bir anlatı ortaya çıktı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin konuşmalarında ve yazılarında bu düşüncesini açıkça dile getirdi.

Fotoğraf Altı: Sivastopol'da devriye gezen Rus askerleri, 5 Mart 2014.  (AFP)
Sivastopol'da devriye gezen Rus askerleri, 5 Mart 2014. (AFP)

Putin Temmuz 2021'de Rusça ve Ukraynaca yayınlanan bir makalede ‘Ukrayna'nın gerçek egemenliğinin ancak Rusya ile ortaklık halinde mümkün olabileceğini’ ileri sürdü. “Modern Ukrayna, Sovyet döneminin saf bir ürünüdür. Onun büyük ölçüde tarihi Rusya topraklarında oluştuğunu çok iyi biliyor ve hatırlıyoruz” ifadelerini kullanan Putin, komünistlere yönelik eleştirilerini yineledi. 2016 yılında komünist devletin kurucusu Vladimir Lenin'in fikirlerinin “Sovyetler Birliği'nin çöküşüne yol açtığını ve kendisinin ve arkadaşlarının aslında Rusya adlı bir binanın altına atom bombası yerleştirdiğini” söylediği önceki açıklamalarını doğruladı.

Ukrayna'nın güneyini ve doğusunu kapsayan Novorossiya’dan bahsedilmeye başlandı. Rusya, 2021 yılı sonunda güçlerini Ukrayna sınırına seferber ettikten sonra ABD ve NATO'ya, ittifakın 1997 sınırlarına çekilmesini de içeren bir anlaşmayı şartları arasında sundu. Rusya, savaşın başlangıcı olarak 22 Şubat 2022'de ayrılıkçı Donetsk ve Luhansk cumhuriyetlerinin Ukrayna'dan bağımsızlığını tanıdığını duyurdu ve savaşın arifesinde iki cumhuriyetle güvenlik ve savunma anlaşması imzaladı. Bir gün sonra, doğudan ve kuzeyden kapsamlı bir hava ve kara saldırısı başlattı.

Büyük dalgalanmalara sahne olan savaşta Ukrayna, ilk saldırıyı göğüslemeyi ve Kiev'in işgal edilmesini engellemeyi başardı. Ancak güneyde Rus ordusu Kırım'dan Herson'a doğru yola çıktı, yarımadadaki ablukayı kırdı ve Mıkolayiv'e doğru ilerledi. Mayıs ayında Rusya, Mariupol şehri üzerindeki kontrolünü sıkılaştırdı ve Donbass ile Kırım arasındaki kara yolunu güvence altına aldı. Kuzeyden Rus tankları Çernigiv üzerinden Kiev'e doğru ilerledi, ancak ağır kayıplar nedeniyle geri çekildi. Rusya ve ona yakın milisler Luhansk Cumhuriyeti topraklarının tamamını işgal etmeyi başardı. Ukrayna, 2022 yazında ve sonbaharında, Ukrayna'nın doğusundaki Harkov'da Rusya'nın işgal ettiği toprakların bir kısmını geri almayı başardı. Kasım 2022'de Rusya, Herson’daki Dinyeper Nehri'nin sağ (batı) yakasından çekilmek zorunda kaldı.

2022'deki büyük değişimlerin aksine, 2023'te Rusya'nın zafer kazanma arzusu ile Ukrayna'nın onu direniş ve fedakarlığın sembolü olarak yüceltme arzusu arasında çatışmanın simgesi haline gelen Bahmut'un işgali dışında bölgelerde pek niteliksel gelişme yaşanmadı.

Bahmut muharebesi, baharda yapılması planlanan ancak yaz başına ertelenen Ukrayna karşı saldırısını erteledi. Yedi aydan fazla süre geçmesine rağmen bu saldırı Ukraynalıların ve Batı'nın umduğu sonuca ulaşamadı. Savaş, Rusya'nın insan gücü farkı, askeri teçhizat ve mühimmat kayıplarını kendi yetenekleri ve müttefiklerin yardımıyla telafi edebilmesi nedeniyle daha çabuk adapte olduğu siper savaşlarına ve yıpratma savaşına dönüştü.

Putin

1917 devriminden sonra çizilen sınırlar yeniden çizilebilir ve çizilmelidir.

Diğer yandan Ukrayna'nın kaderi artık tamamen Batı'nın ekonomik ve askeri yardımlarına bağlı. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığına göre her ne kadar Avrupa ülkeleri Ukrayna'ya sonuna kadar yardım sözü verse de bu yardımlar artık mühimmat ve teçhizat açığını karşılamaya yetmiyor. Durum bu şekilde devam ederse, Batı'nın kendisine ‘stratejik bir yenilgi’ yaşatmaması nedeniyle en büyük kazanan Putin olacak. Putin, Karadeniz'e kıyısı olan bölgeleri Osmanlı İmparatorluğu'ndan geri alan İkinci Katerina ve ilk ilham kaynağı Büyük Petro'nun yanında Novorossiya’yı yeniden canlandırmaya ve adını tescil ettirmeye epey yaklaştı.

Putin, Nisan 2016'da yaptığı konuşmada, Bolşevikleri, Ukrayna ve Rusya Sovyet cumhuriyetleri arasında keyfi sınırlar çizmekle, ardından 1954'te Kırım Yarımadası ile Sivastopol şehrini Ukrayna'ya vermekle suçlamıştı. O dönemde Putin ‘1917 devriminden sonra çizilen sınırların yeniden çizilebileceğini ve çizilmesi gerektiğini’ vurguladı.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



Avrupa’dan Grönland tepkisi: Transatlantik ittifakı geri dönülmez şekilde değişti

Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
TT

Avrupa’dan Grönland tepkisi: Transatlantik ittifakı geri dönülmez şekilde değişti

Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)
Grönlandlılar, başkent Nuuk'ta salı günü düzenlenen eylemde Trump'ın ilhak tehditlerine karşı protesto gösterisi yapmıştı (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın defalarca askeri müdahale tehdidinde bulunduğu Grönland'la ilgili tavrı, transatlantik ittifakını geri dönülmez şekilde değiştirdi.

Trump, İsviçre'nin Davos kentindeki Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) 21 Ocak'ta yaptığı açıklamada, Grönland konusunda "gelecekte yapılacak bir anlaşmanın çerçevesinin" oluşturulduğunu duyurmuştu.

ABD Başkanı, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle görüşerek belirledikleri çerçevenin detaylarını paylaşmamıştı.

Cumhuriyetçi lider, Grönland'la ilgili tutumuna karşı çıkan 8 Avrupa ülkesine uygulamayı planladığı gümrük tarifelerini askıya aldığını da açıklamıştı.

CNN'in analizinde, Trump'ın Grönland'a yönelik tehditleriyle ABD'nin Avrupa ve NATO'yla ilişkilerini "diplomatik kaosa" sürüklediği belirtiliyor.

İsveç Başbakan Yardımcısı Ebba Busch, "Son birkaç haftada yaşananlar Avrupa Birliği (AB), Avrupa ve ABD arasındaki ilişkilere çok zarar verdi" diyor.

Eski Litvanya Savunma Bakanı Dovile Sakaliene de ABD-Avrupa ilişkilerinin tamamen kopması ihtimaline dair "Bu, siyam ikizlerinin ayrılması gibi olur. Her ikisi için de kesin ölümle sonuçlanır" ifadelerini kullanıyor.

Ayrıca Avrupa'nın ABD ordusunun seviyesine ulaşıp kendi kendine yetebilecek silahlı güçlere sahip olması için 5 ila 10 yıla ihtiyacı olduğunu vurguluyor.

Wall Street Journal'ın (WSJ) analizindeyse Grönland meselesinin "transatlantik diplomasisi için stres testine dönüştüğü" yazılıyor.

Telegraph, adayla ilgili Birleşik Krallık'ın (BK) Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'yle (GKRY) yaptığı anlaşmaya benzer bir mutabakata varıldığını iddia etmişti. Bu kapsamda ABD ordusunun adada askeri eğitim ve istihbarat faaliyeti yürütmesine müsaade edileceği, askeri üs bölgelerinin ABD toprağı sayılacağı savunulmuştu.

BK'nin GKRY'de işlettiği askeri üsler de kendi toprağı olarak sayılıyor. Grönland'ın kuzeyindeki Pituffik Uzay Üssü, ABD'nin adadaki tek aktif üssü.

WSJ'nin 21 Ocak'taki haberindeyse Grönland'ın maden kaynaklarına yabancı ülkeler tarafından yapılacak yatırımlarda öncelikli veto hakkının ABD'ye sunulabileceği ileri sürülmüştü. Bunun gerçekleşmesi halinde ABD, Çin ve Rusya'nın adaya yatırımlarının önünü kesebilir.

New York Times'ın dün yayımladığı analizde de benzer iddialar paylaşılıyor. Adlarının açıklanmamasını isteyen kaynaklar, ortada yazılı bir anlaşmanın olmadığını söylüyor.

Kopenhag yönetiminin ABD'yle herhangi bir anlaşmayı onaylayıp onaylamadığı belli değil.

Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, siyaset, yatırım, güvenlik ve ekonomi gibi birçok alanda ABD'yle müzakere yürütülebileceğini ancak egemenlik konusunda bunun asla olmayacağını belirtmişti.

Diğer yandan Grönland Başbakanı Jens-Frederik Nielsen, sürecin dışında bırakıldıklarını WSJ'ye açıklayarak, "Katılmadığım bazı görüşmeler sonucunda, ülkemle ilgili anlaşma yapılıp yapılmadığını veya anlaşmada neler olduğunu bilmiyorum" diyor.

Independent Türkçe, New York Times, Wall Street Journal, CNN


Musk, Amerikan siyasetine dönüyor

Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
TT

Musk, Amerikan siyasetine dönüyor

Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)
Milyarder Musk, geçen yıl Amerikan Partisi'ni kuracağını söyledikten sonra projeyi rafa kaldırmıştı (AFP)

Teknoloji milyarderi Elon Musk, ABD siyasetine geri dönüyor.  

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla Wall Street Journal'a (WSJ) konuşan kaynaklar, Musk'ın politika ekibinin kasımda düzenlenecek ara seçim için çalışmalara başladığını söylüyor.

Musk'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın 2024'teki seçim kampanyasına destek için kurduğu America PAC üzerinden bağışları artırmayı planladığı belirtiliyor.

Musk'ın ekibi, Trump'a başkanlık seçiminde oy veren kitlenin ara seçimde de sandığa gitmesini sağlamak istiyor.

Kaynaklar, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance başta olmak üzere üst düzey Cumhuriyetçilerin destek için Musk'la iletişime geçtiğini söylüyor.

Bu kişiler, X CEO'sundan Cumhuriyetçi Parti'nin Temsilciler Meclisi ve Senato'daki çoğunluğunu korumasına yardım etmesini istemiş.

Axios'un pazartesi günkü haberinde, Musk'ın Cumhuriyetçi Senatör Mitch McConnell'ın boşaltacağı koltuğa iş insanı Nate Morris'in gelmesi için 10 milyar dolarlık bağışta bulunduğu yazılmıştı.

Tesla CEO'su, şimdiye kadar bir senatör için yaptığı en yüksek bağışı Fight for Kentucky PAC'i üzerinden vermiş.

WSJ'nin analizinde, Morris'in Vance'le yakın bağları olduğu ve Fight for Kentucky PAC'inin ABD Başkan Yardımcısı'nın üst düzey bir danışmanı tarafından yönetildiği belirtiliyor.

ABD Hükümet Verimliliği Bakanlığı'nı (DOGE) yönetirken yaptığı federal kesintilerle ses getiren Musk, Tesla hisselerindeki düşüşün ardından mayısta kurumdan ayrıldığını duyurmuştu.

Teknoloji milyarderiyle Trump'ın arası, Beyaz Saray'ın tartışmalı vergi indirimi tasarısı nedeniyle bozulmuştu. Sosyal medya üzerinden atışmaların ardından ikili daha sonra "dostluk mesajları" paylaşmıştı.

Analizde, Musk'ın Cumhuriyetçi adayları destekleyerek yeniden Trump'ın kampına katıldığı belirtiliyor. Bu "pragmatik ittifakta" Trump'ın, SpaceX CEO'sunun parası ve teknik altyapısına yeniden erişim kazanacağı, Musk'ın da Washington'daki nüfuzunu sürdürme imkanı bulacağı ifade ediliyor.

Federal Seçim Komisyonu kayıtlarına göre Musk, geçen yıl hazirandan bu yana Cumhuriyetçilerin siyasi kampanyalarına yaklaşık 42 milyon dolar bağış yaptı. Bu rakamlara, Morris'i desteklemek için yaptığı bağış dahil değil.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Axios


ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
TT

ABD’nin Gazze planı neden zorunlu göç kaygısını artırıyor?

ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, Davos’ta “Barış Konseyi” girişiminin tüzüğünü imzalarken (Reuters)

Gazze’yi “modern bir kıyı kenti”ne dönüştürmeyi amaçlayan ABD planının yeniden gündeme gelmesi, bölgedeki demografik dengelere ilişkin kaygıları da beraberinde getirdi. Şarku’l Avsat’a konuşan Mısırlı ve Filistinli gözlemcilere göre bu girişim, Filistinlilerin zorla yerinden edilmesi riskini barındırırken, uzmanlar Washington’un “Yeni Gazze” tasarımının Arap-İslam dünyasının benimsediği yeniden imar planı karşısında sahada karşılık bulmasının zor olduğunu vurguluyor.

ABD, yıkıma uğrayan Filistin topraklarının yeniden inşasını hedefleyen “Yeni Gazze” planını kamuoyuna açıkladı. Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu kapsamında gerçekleştirilen “Yeni Küresel Barış Konseyi” imza töreninde, Akdeniz kıyısı boyunca uzanan gökdelenler, Refah bölgesinde yer alacak konut projeleri ile yeni yerleşim, tarım ve sanayi alanlarının aşamalı gelişimini gösteren bir harita sunuldu.

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Davos’ta “Barış Konseyi”ni resmen başlattı. Konseyin ilk aşamada Gazze’de ateşkesin kalıcı hale getirilmesine, yeniden imar çalışmalarına ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına odaklanacağını belirten Trump, ilerleyen dönemde daha geniş bir rol üstleneceğini söyledi. Trump, konseyin “Birleşmiş Milletler ile iş birliği içinde çalışacağını” da ifade etti.

Gazze’de “büyük bir başarı” elde edeceklerini savunan Trump, “Ben bir emlakçıyım; her şey Gazze’nin konumuyla ilgili” dedi. Trump, “Deniz kıyısında bir yerden söz ediyoruz. Bu alan pek çok insan için çok şey ifade edebilir” ifadelerini kullandı.

ABD’nin açıkladığı “ana plan” haritasında, “kıyı turizmi” için ayrılmış bir bölge, 180 kule, çeşitli “konut alanları”, “sanayi kompleksi, veri merkezleri ve ileri üretim tesisleri”, “parklar ile tarım ve spor alanları” yer aldı. Plan ayrıca Mısır sınırına yakın bir bölgede yeni bir liman ve havalimanı inşasını ve Mısır, İsrail ve Gazze sınırlarının kesiştiği noktada “üçlü sınır kapısı” oluşturulmasını öngörüyor.

vfdvfd
Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının imza töreni, Şarm eş-Şeyh (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

ABD planına göre Gazze Şeridi’nin yeniden geliştirilmesi dört aşamada gerçekleştirilecek; süreç Refah’tan başlayarak kademeli biçimde kuzeye, Gazze kentine doğru ilerleyecek.

Uluslararası Filistin’i Destekleme Kurumu Başkanı Salah Abdülati, “Yeni Gazze” planının zorunlu göç riskini yeniden gündeme getirdiği uyarısında bulundu. Abdülati, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “ABD planı iddialı, ancak Gazze halkının yerinden edilmesine yönelik bir projenin vitrini olmasından endişe ediliyor” dedi.

Abdülati, Trump yönetiminin planının Filistinli grupların silahsızlandırılmasına, Gazze’nin yeniden yapılandırılmasına ve mülkiyetlerin yeniden dağıtılmasına bağlı olduğunu belirterek, bunun “yeniden göç kapısını aralayabileceğini” savundu. Planın, Gazze’yi halkının denetimi dışında bir ekonomik bölgeye dönüştürmeyi hedeflediğini ifade etti.

Buna karşılık Kahire Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi Tarek Fahmi, Washington’un “Yeni Gazze” vizyonunu “Amerikan temennileri” olarak nitelendirdi. Fahmi, Gazze için hazırlanmış “Arap-İslam yeniden imar planının” daha kapsamlı ve uygulanabilir olduğunu söyledi.

Arap Birliği, Mart ayında Mısır tarafından hazırlanan Gazze’nin yeniden imar planını kabul etmiş, plan daha sonra İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından da onaylanmıştı. Söz konusu plan, Filistinlilerin yerinden edilmeden erken toparlanma ve yeniden imar sürecini hedefliyor.

Fahmi, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, “ABD planı ile Arap planı arasında doğrudan bir çelişki yok, ancak iki plan arasında bir tamamlayıcılık da bulunmuyor” dedi. Kahire’nin, ABD himayesinde uluslararası bir yeniden imar konferansı düzenlemek için çalıştığını aktardı.

Mısır, Gazze’nin yeniden inşası için uluslararası bir konferansa ev sahipliği yapacağını açıklarken, Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, Şarm eş-Şeyh’te düzenlenen Barış Zirvesi sırasında ABD Başkanı’nı konferansa katılmaya davet etti.

Mısır ve Arap ülkeleri, Gazze’nin mevcut yönetimi için kurulan bağımsız komitenin etkinleştirilmesine odaklanıyor. Fahmi’ye göre, komitede Filistinli bir ortağın yer alması, Gazze’de barış planının devamı açısından önemli bir kazanım niteliği taşıyor.

ABD Başkanı’nın geçen hafta duyurduğu kararla kurulan ve Ali Şaş’ın başkanlığını yaptığı Filistinli “teknokrat komite”, Gazze’nin yönetimini devralmak üzere çalışmalarına başladı.

Salah Abdülati ise Arap ve İslam dünyası tarafından kabul edilen planın Filistinliler için en uygun seçenek olduğunu vurguladı. Bu planın zorunlu göçü engellediğini, kısa bir zaman dilimi içinde yeniden imarı mümkün kıldığını ve Filistinlilerin sürece gerçek anlamda katılımını sağladığını belirtti. Abdülati, ABD planının ise Filistinlileri yeterince dahil etmemesi nedeniyle çok sayıda engelle karşılaşacağını söyledi.

Öte yandan Trump’ın Şubat ayında yaptığı ve Gazze’yi “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüştürmeyi, Filistinlileri başka bölgelere yerleştirmeyi öngören açıklamaları, Mısır ve birçok Arap ülkesi tarafından sert biçimde reddedilmişti.

Trump, o dönemde yaptığı açıklamada, “ABD Gazze Şeridi’nin kontrolünü üstlenecek. Bölgede bulunan patlamamış mühimmatları ve tehlikeli silahları temizleyeceğiz. Bu alanı devralacak, geliştirecek, binlerce istihdam yaratacağız. Ortadoğu’nun tamamının gurur duyacağı bir yer olacak” demiş ve Gazze’nin “Ortadoğu’nun Rivierası”na dönüşeceğini savunmuştu.