Muhafazakarlar Şura Meclisi’nde çoğunluğu ellerinde tutabilmek için Tahran'da ortak seçim listesi oluşturdu

Ilımlılar listesinin lideri: Seçimlere yüksek katılım oranı nükleer anlaşma müzakerelerinde elimizi güçlendirecek

Cumartesi günü seçim kampanyası posterlerinin yapıştırıldığı bir standın önünden geçen İranlılar (AFP)
Cumartesi günü seçim kampanyası posterlerinin yapıştırıldığı bir standın önünden geçen İranlılar (AFP)
TT

Muhafazakarlar Şura Meclisi’nde çoğunluğu ellerinde tutabilmek için Tahran'da ortak seçim listesi oluşturdu

Cumartesi günü seçim kampanyası posterlerinin yapıştırıldığı bir standın önünden geçen İranlılar (AFP)
Cumartesi günü seçim kampanyası posterlerinin yapıştırıldığı bir standın önünden geçen İranlılar (AFP)

İran’da muhafazakarlar, önümüzdeki cuma günü yapılması planlanan milletvekili seçimleri için başkent Tahran'da ortak seçim listesi oluşturma kararı aldı. Öte yandan İranlı yetkililer, halkın seçimlere katılım oranını artırmaya yönelik kampanyaya ağırlık verdi.

İran resmi haber ajansları ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı medya kuruluşları, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf tarafından oluşturulan Devrimci Güçler Koalisyonu ve katı muhafazakar çizgideki Paydari (Direniş) Cephesi’nin, Şura Meclisi’ndeki çoğunluğu ellerinde tutmaya devam etmek amacıyla başkent Tahran ve çevresindeki 30 bölgede her iki gruptan adayların yer aldığı ortak seçim listesi oluşturma kararı aldıklarını aktardı.

Listenin başında DMO’nun eski liderlerinden Kalibaf'ın yanı sıra Paydari Cephesi lideri ve milletvekili katı muhafazakar din adamı Murteza Ağa Tehrani yer alıyor.

DMO'ya yakın Tesnim Haber Ajansı’nın aktardığına göre, Devrimci Güçler Koalisyonu Sözcüsü İbrahim Resuli, yaptığı açıklamada, ortak listenin ‘nihai’ liste olduğunu söyledi. Paydari Cephesi’nden yapılan açıklamada ise tarafların ortak bir liste oluşturma ve iki eş başkan seçme kararı almadan önce olumlu ve olumsuz konuları tartıştığı belirtildi.

Geçtiğimiz hafta, Meclis Başkanı Kalibaf'ın seçim bölgesini Tahran yerine memleketi Meşhed olarak değiştirildiğiyle ilgili haberler basınında yer almıştı. Ancak böyle bir değişikliğe gidilmedi. Kalibaf, Tahran'dan aday olan muhafazakarlar listesinin başında yer almaya devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta muhafazakar çizgideki bazı isimler, bağımsız adayların, ılımlıların ve muhafazakarların oluşturduğu ittifakların, adayların şansını artıracak seçim listelerinin sayısının fazla olmasına ilişkin korkularını dile getirmişlerdi.

devfdev
Murteza Ağa Tehrani Şura Meclisi’ndeki oturum aralarında katı muhafazakar çizgideki Paydari Cephesi milletvekilleri ile konuşurken (IRNA)

Kalibaf’ın Tahran’dan aday olacağı teyit edilirken, ortak listede yer alan Milletvekili Muhsin Dehnavi, müttefikleriyle listeden çekilme konusunda anlaştığını açıkladı. Bu gelişmeden önce Dehnavi’nin İran’daki bir fabrikanın sahibinden işlemlerini kolaylaştırmak için rüşvet aldığına dair bilgiler sızdırılmıştı.

Dehnavi, 2017 yılının temmuz ayında İran'ın paramiliter teşkilatı Besic Güçleri ile ilişkisi nedeniyle öğrenci olarak bulunduğu ABD’den sınır dışı edildi ve ardından İran’da milletvekili oldu. Dehnavi, daha sonra Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden burs kazandı.

Diğer taraftan halkın ülkenin yönetiminden duyduğu memnuniyetsizlik ve ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlar nedeniyle kötüleşen ekonomik durumdan ötürü seçmenlerin sandık başına gitme konusunda isteksizliğinin rekor düzeye çıkmasından korkan yetkililer, seçimlere katılım oranını artırmaya yönelik kampanyalarına da hız verdi.

Milletvekili seçimleri, İran’da 2022 yılının eylül ayında genç kadın Mahsa Amini'nin ‘başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle’ ahlak polisi tarafından gözaltında tutulduğu sırada ölmesinin ardından, İran'ın 31 ilinin büyük bir kısmında başlayan kitlesel halk protestoları sonrası ülkede düzenlenen ilk seçimler olacak.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, pazar günü yaptığı açıklamada, halkı destekleyecek ve hükümete yardım edecek güçlü bir parlamento kurmayı umduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Reisi, şunları söyledi:

Hükümetin hizmetleri ve halkın desteğiyle çeşitli alanlardaki sorunların çözülebileceğine inanıyorum. Düşmanları engellemekte kararlıyız.

Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, seçmenlerin verdiği her oyun ‘İran’ın uluslararası alanda elini güçlendireceği’ değerlendirmesinde bulundu.

Reformistlerin hayaleti

Öte yandan reformist çizgideki başlıca partiler, önde gelen adaylarını reddettikten ve siyasi sürece dahil olma taleplerini yanıtladıktan sonra seçimlerden uzaklaşma eğilimi gösterdi. Ancak geçtiğimiz günlerde ılımlıların desteklediği muhafazakar çizgideki eski Milletvekili Ali Mutahhari, Sada-yı Millet (Milletin Sesi) listesinin oluşturulduğunu duyurdu. Mutahhari’nin listesinde bazı reformistler, ılımlılar ve bağımsız adayların isimleri de yer alıyor.

İran’ın önde gelen reformist aktivistleri, geçtiğimiz hafta bazıları İran dışında yaşayan 110 reformist aktivistin imzaladığı ve seçimlere katılım çağrısında bulunan açıklamaya sert eleştiriler yöneltmişti. Bu arada İran’ın resmi haber ajanslarının açıklamayı tekrar tekrar yayınlaması, gözlemcilerin dikkatinden kaçmadı.

dscvds
Cumartesi günü Tahran'da milletvekili adaylarının posterlerinin yapıştırıldığı bir duvarın önünden geçen İranlı kadınlar

Bir önceki milletvekili seçimlerinde ve ardından yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmasına izin verilmeyen Mutahhari, milletvekili seçimleriyle adaylığa geri döndü. DMO’ya yakın medya kuruluşlarının dikkatini çeken Mutahhari’nin, bugün DMO’ya yakın Tesnim Haber Ajansı genel merkezinde bir basın toplantısı düzenlenmesi planlanıyor.

Mutahhari, yaptığı bir açıklamada şunları söyledi:

Bu rejimi kaldırıp başka bir rejim kurmalıyız’ diyenlerin bir kısmı yanılıyor. Kolayca başaramadığımız devrimden vazgeçmemeliyiz. Rejimi devirmek o kadar basit değil. Bunun yerine rejimde reform yapılmalı. Seçimlere katılmaktan ve aday olmaktan kaçmamalıyız.

İran gibi bir ülke için içinden geçilen hassas dönemde Batılılar açısından seçimlere katılım oranının son derece önemli olduğunu belirten Mutahhari, “Katılım oranının düşük olması, kesinlikle onların (Batılıların) müzakere masasına oturmamaları ya da daha fazla imtiyaz arayışına girmelerine yol açacaktır. Ancak yüksek katılım oranı, müzakerelerde bizim elimizi güçlendirecektir” şeklinde konuştu.

Seçim kampanyasına ılık bir atmosfer hakim

Öte yandan İran haber siteleri, Keyhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in Temsilcisi Hüseyin Şeriatmedari’nin devlet televizyonu ekranlarından yaptığı açıklamada, “Düşman, halkın seçimlere katılmasını engellemek için tüm gücüyle çalışıyor. Sandıkları boykot etmek, seçimlere katılmamak düşmanla iş birliği yapmaktır” dediğini aktardı.

Şeriatmedari, sözlerini şöyle sürdürdü:

İnsanlar Yol ve Şehircilik Bakanı konut projesi başlatmadı diye övündüğünde ya da Enerji Bakanlığı görevini yıllardır sürdüren bakanın elektrik kesintilerine rağmen ‘biz santral yapmıyoruz’ dediğinde, Petrol Bakanı petrol rafinerileri kurmayı ‘kirli işler’ olarak nitelendirdiğinde yahut Tarım Bakanı kendi kendine yeterliliği ‘saçma’ bulduğunda bu durum seçmenler açısından doğal olarak sandıklara yansıyacak ama istenenin bu olmadığı uyarısı yapılıyor.

Seçimlerin uygulanmasını denetleyen kurum olan Anayasa Koruma Konseyi'nin (AKK) 15 adayın adaylık taleplerini onayladığını söyleyen Şeriatmedari, ‘meclisteki her bir sandalye için 51 adayın yarıştığını’ vurgulayarak, “Tüm partilerden ve hareketlerden adaylar seçimlere katıldı. Dolayısıyla yer var ama oy alamama korkusuyla adaylıktan çekilmemeli” dedi.

Şeriatmedari, şöyle devam etti:

Seçimlerde çeşitli siyasi partiler yarışıyor. Reformist çizgideki partilerden birinin lideri, bu partilerin ülkenin dört bir yanından aday gösterdiğini söyledi.

Seçim kampanyasının ılımlı bir atmosferde devam ettiğine dikkati çeken Şeriatmedari, “Seçimin şartlarının ve koşullarının sandığınız gibi olmamasının çeşitli sebepleri var. Bunlardan biri de adayların seçim kampanyalarını Radyo Televizyon Kurumu tarafından ilan edilen kanallar ve sosyal medya siteleri üzerinden yürütmeyi tercih etmeleridir. Bu yüzden artık eskisi gibi sokaklarda pankartlar ve posterler görmüyoruz” yorumunda bulundu.

grtbgrt
Cumartesi günü Nevruz hazırlıkları için Tahran Çarşısı'nda alışveriş telaşı başladı (AFP)

Ancak seçim atmosferinin beklendiği gibi hararetli olmadığı görüşüne katıldığını ifade eden Şeriatmedari, “Bunun birtakım nedenleri var. Bu nedenlerden biri, bazılarımızın körüklediği yabancı ve düşman medyanın kötü amaçlı çabaları da dahil, özellikle hayat şartları ve ekonomik koşullardan kaynaklanan bazı memnuniyetsizliklerdir” şeklinde konuştu.

Düşmanın halkın sandık başına gitmesini engellemek için tüm gücüyle çalıştığını ve hedeflerine ulaşmak için her türlü bahaneye başvurduğunu söyleyen Şeriatmedari, “Bundan dolayı seçimlere katılmamak General Kasım Süleymani'nin ifadesiyle ‘düşmana koridor açmak’ anlamına geliyor. Düşman, ulusal birliğin içinde hareket edebilmek için umutsuzca bu birliğin içinde bir çatlak yaratmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

İran’da milletvekili seçimleri için kampanyalar geçtiğimiz perşembe günü başladı. Geçtiğimiz iki gün boyunca Telegram'da, ülke genelindeki bazı aday merkezlerinde düzenlenen etkinliklerde yerel sanatçıların pop şarkıları söylediğini gösteren ve İran’daki seçimlerde genellikle tekrar eden görüntüler yayınlandı.

Beklenen Mehdi

Diğer taraftan ülkede başlayan seçim kampanyası, İran’da ‘Beklenen Mehdi' etkinliklerine denk geldi. Bu yüzden ülkenin nüfuz sahibi din adamları, milletvekili seçimlerini dini olaylarla ilişkilendirdi.

Tahran Cuma Namazı imamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, seçimlere katılımla ilgili değerlendirmesinde, “Beklenen Mehdi'ye sadık olanların saflarından isimleri aday göstererek, Beklenen Mehdi’nin sancağını seçimlerde güçlü bir katılımla dalgalandırmalıyız” dedi.

Dini vaazlarıyla ünlü olan etkili din adamı Ali Rıza Penahiyan ise “Seçimler, halkın Beklenen Mehdi'ye yardım ve eşlik etmesi için bir yoldur. Seçimler, yokluğu döneminde imama yardım etmek isteyenler için bir sosyal sorumluluktur” diye konuştu.

bgrft
Ülkede hayat şartlarının ve ekonomik koşulların bozulmasının ardından cumartesi günü Tahran Çarşısı’nda halı ticareti hareketsizdi (AFP)

Kum İlim Havzası Müderrisler Camiası Başkanı Haşim Hüseyni Buşehri, halkın sandık başına gitmesinin ‘Beklenen Mehdi'yi memnun edeceğini’ söyledi. Buşehri, “Su kıtlığı ve gençler arasında işsizlik gibi dış mihraklarla ilgisi olmayan bazı sorunlar halen devam ediyor. Bunlar dışarıdan çözülebilecek sorunlar değil” yorumunda bulundu.

AKK Sözcüsü Hadi Tahan Nazif ise X hesabından yaptığı paylaşımda, “Beklenen Mehdi'nin ortaya çıkışı, İran İslam Cumhuriyeti'nin hedeflerinden biri olarak İran Anayasasası’na da yansımıştır. Bu hedefe çok kısa bir zamanda, hemen yarın ulaşılabilir” şeklinde konuştu.



İran: Pezeşkiyan nükleer müzakerelerin başlatılması talimatı verdi

Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
TT

İran: Pezeşkiyan nükleer müzakerelerin başlatılması talimatı verdi

Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)
Yetkililerin ‘casus yuvası’ olarak adlandırdığı Tahran'daki ABD Büyükelçiliği’nin dış duvarlarında Özgürlük Heykeli'nin meşale tutan kolunun kırıldığını gösteren duvar resminin önünden geçen bir adam (AFP)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Fars Haber Ajansı, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın nükleer müzakerelerin başlatılması yönünde talimat verdiğini bildirdi. Bu adım, yalnızca nükleer dosyayla sınırlı bir çerçevede ABD ile görüşmelere girilmesi ihtimalinin resmi düzeyde ele alındığına işaret ediyor.

Ajans, Tahran ile Washington arasında bu kapsamda müzakerelerin başlatılması konusunda bir mutabakata varılmasının mümkün olabileceğini aktardı.

Aynı bağlamda Tesnim Haber Ajansı, bilgili bir kaynağa dayandırdığı haberinde, İran ile ABD arasında önümüzdeki günlerde üst düzey yetkililerin katılımıyla müzakerelerin başlayabileceği ihtimalini doğruladı.

Kaynak, görüşmenin yer ve zamanının henüz netleşmediğini, ancak temasların İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile ABD Başkanı’nın Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff düzeyinde yapılmasının beklendiğini ifade etti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise günün erken saatlerinde yaptığı açıklamada, Tahran’ın ABD ile yaşanan gerilimleri ele almak üzere farklı diplomatik yolların ayrıntılarını değerlendirdiğini söyledi. Bekayi, önümüzdeki günlerde somut sonuçlar elde edilmesini umduklarını dile getirdi.

Bekayi, Pezeşkiyan’ın yürüttüğü temasların ‘devlet başkanları düzeyinde ve Dışişleri Bakanlığı kanalıyla en üst seviyede’ gerçekleştiğini belirterek, yapılan ziyaretlerin ‘İran diplomasisinin ulusal çıkarları koruma çabalarının bir parçası’ olduğunu vurguladı.

ABD Başkanı Donald Trump ise dün yaptığı açıklamada, İran’la bir anlaşmaya varmayı umduğunu söyledi. Trump’ın bu açıklaması, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in, İslam Cumhuriyeti’ne yönelik herhangi bir saldırının bölgesel bir savaşı tetikleyebileceği yönündeki uyarısının ardından geldi.

Hamaney’in uyarılarını küçümseyen Trump, Florida eyaletinde bulunan Mar-a-Lago’daki malikanesinden gazetecilere yaptığı değerlendirmede, “Elbette bunu söyleyecek” dedi. Trump, “Bir anlaşmaya varmayı umuyoruz. Eğer bu gerçekleşmezse, o zaman haklı olup olmadığını görürüz” ifadelerini kullandı.

Axios internet sitesi, Trump yönetiminin İran’a farklı kanallar aracılığıyla bir anlaşma müzakere etmek üzere görüşmeye açık olduğunu ilettiğini aktardı. Konuya yakın kaynaklar, Türkiye, Mısır ve Katar’ın, gerilimin tırmanmasını önlemeye yönelik diplomatik çabalar kapsamında, önümüzdeki günlerde Ankara’da Steve Witkoff ile üst düzey İranlı yetkililer arasında olası bir toplantı düzenlenmesi için temaslarını sürdürdüğünü bildirdi.

Beyaz Saray yetkilileri ise Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik bir saldırı konusunda henüz nihai bir karar almadığını ve diplomatik seçeneğe açık olmaya devam ettiğini vurguladı. Yetkililer, Trump’ın müzakere söyleminin ‘bir manevra olmadığının’ altını çizdi.

Tahran, AB büyükelçilerini çağırdı

Bu kapsamda İran, Avrupa Birliği’nin (AB) DMO’yu ‘terör örgütü’ olarak sınıflandırmasını protesto etmek amacıyla, ülkede görev yapan AB üyesi tüm devletlerin büyükelçilerini Dışişleri Bakanlığı’na çağırdığını açıkladı. Şarku’l Avsat’ın AP’den aktardığına göre, Tahran bu adımı AB’nin kararına resmi bir tepki olarak attı.

İran, AB’ye yönelik söylemini de sertleştirdi. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, dün yaptığı açıklamada, AB ülkelerinin ordularını ‘terörist gruplar’ olarak nitelendirdi. Kalibaf’ın bu çıkışı, AB’nin DMO’yu terör örgütleri listesine alma kararına karşılık olarak geldi ve Avrupa’dan sert tepkilerle karşılandı.

AB dışişleri bakanları, DMO’yu tüm unsurlarıyla terör örgütleri listesine dahil etmişti. Karar, İran’daki üst düzey yetkililerden sert ve tepkili açıklamaların gelmesine yol açtı. Avrupa cephesinden doğrudan yanıt ise Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’dan geldi. Wadephul, İran’ın Avrupa ordularını ‘terörist’ olarak nitelemesini reddederek, bu açıklamayı “temelsiz ve propaganda amaçlı bir iddia” olarak değerlendirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi ise Çin ve Rusya ile gerçekleştirilen ortak askeri tatbikatlara ilişkin olarak, bu konudaki liderlik kararlarında herhangi bir sorun ya da değişiklik bulunmadığını ifade etti.


İran müzakereleri: Perde arkasında neler oluyor?

Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
TT

İran müzakereleri: Perde arkasında neler oluyor?

Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)
Tahran'daki eski ABD büyükelçiliğindeki bir duvar resminin önünde İranlı kadın, 1 Şubat (AFP)

Ortadoğu'nun güvenlik yapısı, eşi benzeri görülmemiş bir uçurumun eşiğinde duruyor. Başkan Donald Trump yönetimindeki ABD, kapsamlı bir anlaşma dayatmak veya Haziran 2025 savaşındakilerden bile daha yıkıcı saldırılar düzenlemek için USS Abraham Lincoln uçak gemisinin önderliğinde Körfez'e devasa bir yığınak yaparken, İran rejimi ikili bir varoluşsal krizle karşı karşıya; birincisi karşı koyamayacağı bir askeri tehdit, ikincisi ekonomik şikayetlerden kaynaklanan iç ayaklanmanın şiddetle bastırılması. Bu denklemde, Katar'ın katılımıyla İsviçre'den başlayarak çeşitli arabuluculuk çabaları ortaya çıkarken, Umman, en azından geçici olarak patlamayı kontrol altına alabilecek müzakereler ve görüşmeler için hazır bir arka kanal olmayı sürdürüyor.

Görüşmeler hakkında bilgili bir İranlı kaynağa göre, tehditlerin en yoğun olduğu dönemde bile birkaç müzakere kanalı sessizce işliyordu. Kaynak, işler açık bir çatışmaya doğru gidiyor gibi görünürken bile, Washington ile müzakerelerin asla durmadığını ifade etti.

İsrail açısından durum biraz farklı. Son iki yıl içinde İsrail, gelecekte tehdit oluşturabilecek herhangi tarafın peşine düşmeye dayalı bir “silahlı bekleme” stratejisi benimsedi. Haziran 2025'te İran'ın kapasitesinin önemli bir bölümünü yok ettikten sonra, Kudüs'teki bir Arap kaynağa göre Tel Aviv, “Tahran'ın müzakereleri siyasi bir manevra olarak kullandığına” inanıyor. İsrail’e göre İran rejiminin ekonomik çöküşü ve protesto hareketleri, İsrail'in mevcut kabiliyetleri içinde en tehlikeli olarak gördüğü balistik füze programının imhasını hızlandırmayı gerektiriyor. Bu görüş, Donald Trump ve ekibinin görüşüyle ​​çelişiyor; onlar, yaptırımların etkinliğinin, protestolar ve diyalog yoluyla azami siyasi baskıyla birleştiğinde, bu aşamada askeri saldırıdan daha tercih edilebilir olduğuna inanıyorlar.

İranlı kaynak, müzakerelerin siyasi manevra değil, birçok kişinin İran'a yakın bir saldırı beklediği dönemde başlayan gerçek bir süreç olduğunu ifade ediyor. ABD’nin askeri saldırı imasının sadece bir baskı taktiği olduğunu, Donald Trump'ın Tahran'ı açıkça tehdit etmesinin ardından geri adım atmasının da bunun kanıtı olduğunu belirtiyor.

Bu müzakere sürecindeki en önemli kanal, Tahran'da ABD’nin diplomatik temsilciliğini yürüten İsviçre Büyükelçiliği gibi görünüyor. İki taraf arasında tavsiyelerin iletilmesinin yanı sıra, teklif ve acil mesajlar alışverişi de bu büyükelçilik aracılığıyla gerçekleşiyor. Bunun yanı sıra, Birleşmiş Milletler ve karşılıklı çıkarları temsil eden ofisler aracılığıyla daha az etkili kanallar da mevcut.

Halihazırda yaşananlar, temelde İsviçre’nin, ayrıntılarda Katar’ın ve stratejik arka planda Umman’ın da dahil olduğu birden fazla kanalı içeren karşılıklı bir niyet testidir

Ancak İranlı kaynağa göre, şu anda en belirgin arabuluculuk rolünü, sorunlar karmaşıklaştığında veya bazı hassas noktaların hızlı bir şekilde çözülmesi gerektiğinde müdahale eden Katar yürütüyor. Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman'ın Tahran ziyaretinin de bu bağlamda, belirli karmaşıklıkları çözmek için gerçekleştiğini belirtiyor.

Buna karşılık, Umman'ın da rolü yok değil, ancak farklı bir karakter taşıyor. Mevcut aşamada ayrıntılı, günlük bir kanal olmaktan ziyade, yükselmesi halinde tansiyonu yönetmeye yönelik uzun vadeli stratejik bir çerçeve oluşturuyor. Bu rol, geçmişte hassas nükleer müzakerelere sponsorluk etme mirasına dayanıyor.

Körfez arabuluculukları

Sahada birden fazla tarafın aktivizmi, bölgede savaşın patlak vermesini önlemeyi amaçlıyor. Birçok Körfez ülkesi, doğrudan arabuluculuk yoluyla değil, savaşın sonuçları konusunda uyarılarda bulunma yoluyla buna katılıyor. Başlıca endişe, küresel ekonomi etrafında dönüyor; çünkü savaşın patlak vermesi petrol fiyatlarının rekor seviyelere yükselmesine, deniz üzerinden arzların durmasına, ulaşım ve enerjinin felç olmasına yol açacaktır. Bunlar, ABD, Çin, Avrupa ve İran'ın kendisi de dahil olmak üzere herkesi etkileyecek sonuçlardır.

Trump'ın savaşı kapsamlı anlamda kazançlı bir seçenek olarak görmediği aşikar. Elinde daha az maliyetli ve daha uzun süreli olduğunu düşündüğü yaptırımlar politikası var. Buna karşılık, askeri çatışma, büyük kayıplara ve uluslararası politikada sarsıntılara yol açacaktır, çünkü herhangi bir yanlış adım, kontrol altına alınması zor olacak geniş çaplı bir savaşı tetikleyebilir.

İranlı kaynak, Washington'un İran'da hızlı bir iç çöküşe bahis oynamanın zorluğunu anladığına işaret ediyor. Tahran, sahadaki güvenlik ve siber kontrolünü sıkılaştırdı ve daha önce protestoları iletmek veya ülkenin farklı şehirlerindeki protestocuları birbirine bağlamak için kullanılan uydu iletişim ekipmanlarının çoğunu ele geçirdi.

Peki, aslında ne görüşülüyor?

Görüşmelerin hâlâ genel çerçeveyi belirleme aşamasında olduğu açık. Bir kaynağa göre, Katar Dışişleri Bakanı'nın ziyareti, İran'ı nükleer ve zenginleştirilmiş uranyumdan vekil güçler ile balistik füzelere kadar tüm tartışmalı konularda birden fazla ekip aracılığıyla müzakereleri kabul etmeye teşvik etmeyi amaçlıyordu. Edinilen bilgiler, halihazırda yaşananların, temelde İsviçre’nin, ayrıntılarda Katar’ın ve stratejik arka planda Umman'ın da dahil olduğu, birden fazla kanalı içeren karşılıklı bir niyet testi olduğunu ortaya koyuyor.

Trump tarafından önerilen anlaşma, İran rejimine varlığını tehdit eden iki seçenek sunuyor: savaş veya rejimin milisler aracılığıyla “devrim ihracatını” durdurarak, zenginleştirilmiş uranyumu teslim ederek, balistik füze ve insansız hava aracı üretimini sona erdirerek kendini “açıkta bırakması”

İranlı kaynağa göre, Tahran'a sunulan seçenekler arasında, güven inşa etme konusunda belirli bir süre için geçici dondurma duyurusuyla birlikte, İran'ın zenginleştirme hakkının ABD tarafından tanınması da yer alıyor. Füze dosyasına gelince, Amerikalıların imkansız olduğunu bildiği tam bir söküm değil, kontrol ve güvence çerçevesinde görüşülüyor.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Tahran'da yaptıkları görüşmede, 10 Ocak (İran Cumhurbaşkanlığı web sitesi)İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, Tahran'da yaptıkları görüşmede, 10 Ocak (İran Cumhurbaşkanlığı web sitesi)

Ancak Kudüs'teki Arap kaynak, İran'ın tüm nükleer tesislerini hedef alan saldırılardan sonra zenginleştirme meselesinin çözüldüğünü ve artık İsrail'in birincil talebi olmadığını düşünüyor. Kaynak, Washington'un Tahran'ın elinde bulunan ve 400 kilograma eşdeğer zenginleştirilmiş uranyumu satın almayı teklif ettiğini de teyit ediyor.

Devasa filolar ve boyun eğme

Trump, İran'ın iç zayıflığından yararlanarak, elektronik savaş yetenekleri ve Tomahawk füzeleriyle donatılmış bir saldırı filosunu Hint Okyanusu, Arap Denizi, Akdeniz ve Kızıldeniz'e konuşlandırarak bir uyarıda bulundu. Bu güç gösterisini Trump, “Venezuela'ya gönderilenden daha büyük” olarak nitelendirdi. İran rejimini devirecek “daha şiddetli” bir askeri saldırı yerine, balistik füzelerden, bölgesel vekil güçlerden (Lübnan'daki Hizbullah, Yemen'deki Husiler ve Irak'taki milis gruplar) vazgeçmeyi içeren kapsamlı bir nükleer anlaşma imzalamayı teklif etti. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre bu gerilimin doruk noktasında, Umman diplomasisi felaket senaryosunu önlemek için harekete geçti. Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, 10 Ocak 2026'da “kurtarma misyonu” olarak nitelendirilen bir ziyaretle Tahran'a gitti. Washington'dan İran liderliğine açık uyarıda bulunan, doğrudan sözlü bir mesaj iletti: “Protestoculara yönelik infazları derhal durdurun ve bizim şartlarımızla müzakere masasına geri dönün, aksi takdirde ölümcül darbeyle karşı karşıya kalacaksınız.”

Busaidi, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve diğer bazı İranlı yetkililerle görüştü ve mesajın etkili olduğu görülüyor. Trump, aldığı “güvencelere” atıfta bulunarak, İran'ın 800 protestocunun infazını durdurduğunu açıkladı. Bu, protestocuları korumak için doğrudan askeri müdahale tehdidini yumuşattı ve odağı kapsamlı bir anlaşma için baskıya kaydırdı.

Krizin bir yönü de Amerikan baskısı ile İsrail'in pozisyonu arasındaki etkileşimdir. Bilgiler, Trump'ın İsrail saldırısını “ertelemeyi” Tahran ile pazarlık kozu olarak kullandığını ve net bir mesaj verdiğini gösteriyor: “Gerekli adımların atılması karşılığında İsrail'in size saldırmasını şimdilik engelleyeceğim.”

İran sınavı karşısında arabuluculuk

Trump'ın önerdiği anlaşma, İran rejimine mevcut haliyle varlığını tehdit eden iki seçenek sunuyor; savaş veya milisler aracılığıyla “devrim ihracatını” durdurarak, zenginleştirilmiş uranyumu teslim ederek, balistik füze ve insansız hava aracı üretimini sona erdirerek rejimin kendisini “açıkta bırakması”.

İran'da, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi tarafından temsil edilen reformist kamp, ​​yaptırımların kaldırılması, ekonominin kurtarılması ve sokağın yatıştırılması karşılığında, rejimin yeni haliyle de olsa korunması için tavizlerin gerekli bir bedel olduğuna inanıyor.

Sertlik yanlısı kamp, ​​yani Devrim Muhafızları ve Dini Lider Ali Hamaney'e yakın olanlar, bu talepleri “stratejik intihar” ve rejimin en önemli caydırıcı kozlarından mahrum bırakılması olarak görüyor. Bu görüş, arabuluculuğu hedef alan ve Amerikan vaatlerini “aldatma” olarak değerlendiren Keyhan gazetesinde de vurgulandı. Gazete, İran'ın vekil güçlerinden vazgeçmeyi kabul etmesinin “ileri savunma” doktrininin çöküşü anlamına geleceğini, bunun da İran topraklarını gelecekteki herhangi bir savaşa açık hale getireceğini ve rejimin prestijinin aşınmasına ve içeriden çöküşüne yol açacağını savundu.


"Kendinizi şeytanın ta kendisi mi sanıyorsunuz?"... Epstein'ın suçları ve serveti hakkında verdiği eski bir röportaj yayınlandı

Jeffrey Epstein (Reuters)
Jeffrey Epstein (Reuters)
TT

"Kendinizi şeytanın ta kendisi mi sanıyorsunuz?"... Epstein'ın suçları ve serveti hakkında verdiği eski bir röportaj yayınlandı

Jeffrey Epstein (Reuters)
Jeffrey Epstein (Reuters)

ABD Adalet Bakanlığı tarafından cinsel suçlardan hüküm giyen iş adamı Jeffrey Epstein davasıyla ilgili olarak cuma günü yayınlanan dosyalar, Epstein'ın suçlarına ve servetine odaklanan, daha önce yapılmış cesur bir röportajı ortaya çıkardı. Röportajı yapan ona kendisini "şeytanın vücut bulmuş hali" olarak görüp görmediğini sormuştu.

BBC ve Sky News tarafından yayınlanan röportajdan yapılan alıntılarda, Epstein'ın yaklaşık iki saat süren uzun bir röportajda soruları yanıtladığı görülüyor. Röportajı yapan kişinin kimliği, röportajın tarihi ve röportajın nedenleri açıklanmadı.

Bir noktada Epstein'a parasının "kirli" olup olmadığı soruluyor ve o da "Hayır, değil; çünkü ben kazandım" diye yanıtlıyor. Röportajı yapan kişi, paranın "dünyanın en kötü insanlarına, korkunç şeyler yapanlara danışmanlık yaparak" kazanıldığını söylüyor; Epstein ise "Ahlak her zaman karmaşık bir konudur" diye karşılık veriyor.

Ayrıca Pakistan ve Hindistan'da çocuk felciyle mücadeleye yardımcı olmak için para bağışladığını da belirtiyor.

Ardından röportajcı ona, “Üçüncü dereceden bir cinsel suçlu musunuz?” diye soruyor. Epstein, “Hayır, birinci dereceden biriyim. En aşağı seviyedeyim.” diye yanıtlıyor. Daha sonra kendisini “şeytanın ta kendisi” olarak görüp görmediği sorulduğunda ise “Hayır, iyi bir aynam var.” diye karşılık veriyor.

Röportajcı sorunun ciddiyetinde ısrar ederek Epstein'ın şeytanın tüm özelliklerine sahip olduğunu söylediğinde, Epstein şu yanıtı veriyor: "Hayır, şeytan beni korkutuyor."

Görsel kaldırıldı.ABD Adalet Bakanlığı tarafından yayınlanan Jeffrey Epstein dosyalarıyla ilgili belgeler (AP)

Bu video, ABD Adalet Bakanlığı tarafından cuma günü yayınlanan milyonlarca dosya arasında yer alıyor.

Epstein, cinsel istismar suçlamalarıyla yargılanmayı beklerken, 2019 yılında Manhattan'daki bir hapishanede intihar etti. 2008 yılında para karşılığında bir çocuğu cinsel olarak istismar etmekten hapse girmişti.