Muhafazakarlar Şura Meclisi’nde çoğunluğu ellerinde tutabilmek için Tahran'da ortak seçim listesi oluşturdu

Ilımlılar listesinin lideri: Seçimlere yüksek katılım oranı nükleer anlaşma müzakerelerinde elimizi güçlendirecek

Cumartesi günü seçim kampanyası posterlerinin yapıştırıldığı bir standın önünden geçen İranlılar (AFP)
Cumartesi günü seçim kampanyası posterlerinin yapıştırıldığı bir standın önünden geçen İranlılar (AFP)
TT

Muhafazakarlar Şura Meclisi’nde çoğunluğu ellerinde tutabilmek için Tahran'da ortak seçim listesi oluşturdu

Cumartesi günü seçim kampanyası posterlerinin yapıştırıldığı bir standın önünden geçen İranlılar (AFP)
Cumartesi günü seçim kampanyası posterlerinin yapıştırıldığı bir standın önünden geçen İranlılar (AFP)

İran’da muhafazakarlar, önümüzdeki cuma günü yapılması planlanan milletvekili seçimleri için başkent Tahran'da ortak seçim listesi oluşturma kararı aldı. Öte yandan İranlı yetkililer, halkın seçimlere katılım oranını artırmaya yönelik kampanyaya ağırlık verdi.

İran resmi haber ajansları ve Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı medya kuruluşları, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf tarafından oluşturulan Devrimci Güçler Koalisyonu ve katı muhafazakar çizgideki Paydari (Direniş) Cephesi’nin, Şura Meclisi’ndeki çoğunluğu ellerinde tutmaya devam etmek amacıyla başkent Tahran ve çevresindeki 30 bölgede her iki gruptan adayların yer aldığı ortak seçim listesi oluşturma kararı aldıklarını aktardı.

Listenin başında DMO’nun eski liderlerinden Kalibaf'ın yanı sıra Paydari Cephesi lideri ve milletvekili katı muhafazakar din adamı Murteza Ağa Tehrani yer alıyor.

DMO'ya yakın Tesnim Haber Ajansı’nın aktardığına göre, Devrimci Güçler Koalisyonu Sözcüsü İbrahim Resuli, yaptığı açıklamada, ortak listenin ‘nihai’ liste olduğunu söyledi. Paydari Cephesi’nden yapılan açıklamada ise tarafların ortak bir liste oluşturma ve iki eş başkan seçme kararı almadan önce olumlu ve olumsuz konuları tartıştığı belirtildi.

Geçtiğimiz hafta, Meclis Başkanı Kalibaf'ın seçim bölgesini Tahran yerine memleketi Meşhed olarak değiştirildiğiyle ilgili haberler basınında yer almıştı. Ancak böyle bir değişikliğe gidilmedi. Kalibaf, Tahran'dan aday olan muhafazakarlar listesinin başında yer almaya devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta muhafazakar çizgideki bazı isimler, bağımsız adayların, ılımlıların ve muhafazakarların oluşturduğu ittifakların, adayların şansını artıracak seçim listelerinin sayısının fazla olmasına ilişkin korkularını dile getirmişlerdi.

devfdev
Murteza Ağa Tehrani Şura Meclisi’ndeki oturum aralarında katı muhafazakar çizgideki Paydari Cephesi milletvekilleri ile konuşurken (IRNA)

Kalibaf’ın Tahran’dan aday olacağı teyit edilirken, ortak listede yer alan Milletvekili Muhsin Dehnavi, müttefikleriyle listeden çekilme konusunda anlaştığını açıkladı. Bu gelişmeden önce Dehnavi’nin İran’daki bir fabrikanın sahibinden işlemlerini kolaylaştırmak için rüşvet aldığına dair bilgiler sızdırılmıştı.

Dehnavi, 2017 yılının temmuz ayında İran'ın paramiliter teşkilatı Besic Güçleri ile ilişkisi nedeniyle öğrenci olarak bulunduğu ABD’den sınır dışı edildi ve ardından İran’da milletvekili oldu. Dehnavi, daha sonra Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nden burs kazandı.

Diğer taraftan halkın ülkenin yönetiminden duyduğu memnuniyetsizlik ve ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlar nedeniyle kötüleşen ekonomik durumdan ötürü seçmenlerin sandık başına gitme konusunda isteksizliğinin rekor düzeye çıkmasından korkan yetkililer, seçimlere katılım oranını artırmaya yönelik kampanyalarına da hız verdi.

Milletvekili seçimleri, İran’da 2022 yılının eylül ayında genç kadın Mahsa Amini'nin ‘başörtüsünü düzgün takmadığı gerekçesiyle’ ahlak polisi tarafından gözaltında tutulduğu sırada ölmesinin ardından, İran'ın 31 ilinin büyük bir kısmında başlayan kitlesel halk protestoları sonrası ülkede düzenlenen ilk seçimler olacak.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, pazar günü yaptığı açıklamada, halkı destekleyecek ve hükümete yardım edecek güçlü bir parlamento kurmayı umduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Reisi, şunları söyledi:

Hükümetin hizmetleri ve halkın desteğiyle çeşitli alanlardaki sorunların çözülebileceğine inanıyorum. Düşmanları engellemekte kararlıyız.

Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, seçmenlerin verdiği her oyun ‘İran’ın uluslararası alanda elini güçlendireceği’ değerlendirmesinde bulundu.

Reformistlerin hayaleti

Öte yandan reformist çizgideki başlıca partiler, önde gelen adaylarını reddettikten ve siyasi sürece dahil olma taleplerini yanıtladıktan sonra seçimlerden uzaklaşma eğilimi gösterdi. Ancak geçtiğimiz günlerde ılımlıların desteklediği muhafazakar çizgideki eski Milletvekili Ali Mutahhari, Sada-yı Millet (Milletin Sesi) listesinin oluşturulduğunu duyurdu. Mutahhari’nin listesinde bazı reformistler, ılımlılar ve bağımsız adayların isimleri de yer alıyor.

İran’ın önde gelen reformist aktivistleri, geçtiğimiz hafta bazıları İran dışında yaşayan 110 reformist aktivistin imzaladığı ve seçimlere katılım çağrısında bulunan açıklamaya sert eleştiriler yöneltmişti. Bu arada İran’ın resmi haber ajanslarının açıklamayı tekrar tekrar yayınlaması, gözlemcilerin dikkatinden kaçmadı.

dscvds
Cumartesi günü Tahran'da milletvekili adaylarının posterlerinin yapıştırıldığı bir duvarın önünden geçen İranlı kadınlar

Bir önceki milletvekili seçimlerinde ve ardından yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmasına izin verilmeyen Mutahhari, milletvekili seçimleriyle adaylığa geri döndü. DMO’ya yakın medya kuruluşlarının dikkatini çeken Mutahhari’nin, bugün DMO’ya yakın Tesnim Haber Ajansı genel merkezinde bir basın toplantısı düzenlenmesi planlanıyor.

Mutahhari, yaptığı bir açıklamada şunları söyledi:

Bu rejimi kaldırıp başka bir rejim kurmalıyız’ diyenlerin bir kısmı yanılıyor. Kolayca başaramadığımız devrimden vazgeçmemeliyiz. Rejimi devirmek o kadar basit değil. Bunun yerine rejimde reform yapılmalı. Seçimlere katılmaktan ve aday olmaktan kaçmamalıyız.

İran gibi bir ülke için içinden geçilen hassas dönemde Batılılar açısından seçimlere katılım oranının son derece önemli olduğunu belirten Mutahhari, “Katılım oranının düşük olması, kesinlikle onların (Batılıların) müzakere masasına oturmamaları ya da daha fazla imtiyaz arayışına girmelerine yol açacaktır. Ancak yüksek katılım oranı, müzakerelerde bizim elimizi güçlendirecektir” şeklinde konuştu.

Seçim kampanyasına ılık bir atmosfer hakim

Öte yandan İran haber siteleri, Keyhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in Temsilcisi Hüseyin Şeriatmedari’nin devlet televizyonu ekranlarından yaptığı açıklamada, “Düşman, halkın seçimlere katılmasını engellemek için tüm gücüyle çalışıyor. Sandıkları boykot etmek, seçimlere katılmamak düşmanla iş birliği yapmaktır” dediğini aktardı.

Şeriatmedari, sözlerini şöyle sürdürdü:

İnsanlar Yol ve Şehircilik Bakanı konut projesi başlatmadı diye övündüğünde ya da Enerji Bakanlığı görevini yıllardır sürdüren bakanın elektrik kesintilerine rağmen ‘biz santral yapmıyoruz’ dediğinde, Petrol Bakanı petrol rafinerileri kurmayı ‘kirli işler’ olarak nitelendirdiğinde yahut Tarım Bakanı kendi kendine yeterliliği ‘saçma’ bulduğunda bu durum seçmenler açısından doğal olarak sandıklara yansıyacak ama istenenin bu olmadığı uyarısı yapılıyor.

Seçimlerin uygulanmasını denetleyen kurum olan Anayasa Koruma Konseyi'nin (AKK) 15 adayın adaylık taleplerini onayladığını söyleyen Şeriatmedari, ‘meclisteki her bir sandalye için 51 adayın yarıştığını’ vurgulayarak, “Tüm partilerden ve hareketlerden adaylar seçimlere katıldı. Dolayısıyla yer var ama oy alamama korkusuyla adaylıktan çekilmemeli” dedi.

Şeriatmedari, şöyle devam etti:

Seçimlerde çeşitli siyasi partiler yarışıyor. Reformist çizgideki partilerden birinin lideri, bu partilerin ülkenin dört bir yanından aday gösterdiğini söyledi.

Seçim kampanyasının ılımlı bir atmosferde devam ettiğine dikkati çeken Şeriatmedari, “Seçimin şartlarının ve koşullarının sandığınız gibi olmamasının çeşitli sebepleri var. Bunlardan biri de adayların seçim kampanyalarını Radyo Televizyon Kurumu tarafından ilan edilen kanallar ve sosyal medya siteleri üzerinden yürütmeyi tercih etmeleridir. Bu yüzden artık eskisi gibi sokaklarda pankartlar ve posterler görmüyoruz” yorumunda bulundu.

grtbgrt
Cumartesi günü Nevruz hazırlıkları için Tahran Çarşısı'nda alışveriş telaşı başladı (AFP)

Ancak seçim atmosferinin beklendiği gibi hararetli olmadığı görüşüne katıldığını ifade eden Şeriatmedari, “Bunun birtakım nedenleri var. Bu nedenlerden biri, bazılarımızın körüklediği yabancı ve düşman medyanın kötü amaçlı çabaları da dahil, özellikle hayat şartları ve ekonomik koşullardan kaynaklanan bazı memnuniyetsizliklerdir” şeklinde konuştu.

Düşmanın halkın sandık başına gitmesini engellemek için tüm gücüyle çalıştığını ve hedeflerine ulaşmak için her türlü bahaneye başvurduğunu söyleyen Şeriatmedari, “Bundan dolayı seçimlere katılmamak General Kasım Süleymani'nin ifadesiyle ‘düşmana koridor açmak’ anlamına geliyor. Düşman, ulusal birliğin içinde hareket edebilmek için umutsuzca bu birliğin içinde bir çatlak yaratmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.

İran’da milletvekili seçimleri için kampanyalar geçtiğimiz perşembe günü başladı. Geçtiğimiz iki gün boyunca Telegram'da, ülke genelindeki bazı aday merkezlerinde düzenlenen etkinliklerde yerel sanatçıların pop şarkıları söylediğini gösteren ve İran’daki seçimlerde genellikle tekrar eden görüntüler yayınlandı.

Beklenen Mehdi

Diğer taraftan ülkede başlayan seçim kampanyası, İran’da ‘Beklenen Mehdi' etkinliklerine denk geldi. Bu yüzden ülkenin nüfuz sahibi din adamları, milletvekili seçimlerini dini olaylarla ilişkilendirdi.

Tahran Cuma Namazı imamı Muhammed Cevad Hac Ali Ekberi, seçimlere katılımla ilgili değerlendirmesinde, “Beklenen Mehdi'ye sadık olanların saflarından isimleri aday göstererek, Beklenen Mehdi’nin sancağını seçimlerde güçlü bir katılımla dalgalandırmalıyız” dedi.

Dini vaazlarıyla ünlü olan etkili din adamı Ali Rıza Penahiyan ise “Seçimler, halkın Beklenen Mehdi'ye yardım ve eşlik etmesi için bir yoldur. Seçimler, yokluğu döneminde imama yardım etmek isteyenler için bir sosyal sorumluluktur” diye konuştu.

bgrft
Ülkede hayat şartlarının ve ekonomik koşulların bozulmasının ardından cumartesi günü Tahran Çarşısı’nda halı ticareti hareketsizdi (AFP)

Kum İlim Havzası Müderrisler Camiası Başkanı Haşim Hüseyni Buşehri, halkın sandık başına gitmesinin ‘Beklenen Mehdi'yi memnun edeceğini’ söyledi. Buşehri, “Su kıtlığı ve gençler arasında işsizlik gibi dış mihraklarla ilgisi olmayan bazı sorunlar halen devam ediyor. Bunlar dışarıdan çözülebilecek sorunlar değil” yorumunda bulundu.

AKK Sözcüsü Hadi Tahan Nazif ise X hesabından yaptığı paylaşımda, “Beklenen Mehdi'nin ortaya çıkışı, İran İslam Cumhuriyeti'nin hedeflerinden biri olarak İran Anayasasası’na da yansımıştır. Bu hedefe çok kısa bir zamanda, hemen yarın ulaşılabilir” şeklinde konuştu.



Mısır'ın Sudan'daki saldırıları bölgesel karşı saldırının habercisi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
TT

Mısır'ın Sudan'daki saldırıları bölgesel karşı saldırının habercisi

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ve Sudan Egemenlik Konseyi Başkanı ve Ordu Komutanı Orgeneral Abdulfettah el-Burhan, Kahire’de bir araya geldi, 18 Aralık 2025 (AFP)

Amr İmam

Mısır'ın Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) ait bir askeri ikmal konvoyuna 9 Ocak'ta düzenlediği hava saldırıları, aylar süren ihtiyatlı diplomasi ile uzun süredir ilan edilmiş kırmızı çizgilerin uygulanmasında kararlılığın başladığı yeni bir dönemin başlangıcı olarak bir dönüm noktası oluşturdu. Çeşitli medya haberlerine göre saldırılar Mısır, Sudan ve Libya'yı birbirine bağlayan uzak sınır üçgeninde konvoyu hedef aldı. Konvoyda, HDK’yı takviye etmek üzere Libya'dan yola çıkan zırhlı araçlar ve diğer malzemelerin bulunduğu belirtildi. Bu operasyon, Kahire'nin Sudan'da 2023 yılının nisan atında savaşın patlak vermesinden bu yana benimsediği hassas dengeleme politikasından daha kararlı bir tutuma geçtiğinin sinyaliydi.

Mısır, Sudan'ın birliğini, toprak bütünlüğünü ve devlet kurumlarını korumak için Sudan ordusunu diplomatik olarak sürekli destekledi ve HDK'nın bölgedeki başlıca destekçilerini kışkırtmamak için itidalli bir tutum sergiledi.

Kahire, Sudan’daki savaş boyunca, paramiliter bir güç olan HDK’nın ilerleyişini durdurmak ve yabancı müdahaleyi engellemek umuduyla, Sudan Dörtlüsü (Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri/BAE ve ABD) içindeki çok sayıda görüşme turu da dahil olmak üzere tüm diplomatik yolları denedi, ancak bu çabalar kalıcı bir başarı sağlamadı.

Müzakerelerin tıkanması ve sınırlarındaki tehditlerin artmasıyla Mısır, bölgeyi istikrarsızlaştırmaya devam eden çatışmada itidal politikasını uzatmak yerine, önceliklerini doğrudan dayatmaya yöneliyor.

İlmeğin daha da sıkılması

Sudan'da üçüncü yılına giren savaş güney sınırının çok ötesine yayılarak, Mısır'ın ulusal güvenliği ve hayati damarları için varoluşsal bir tehdit haline geldi. Diplomatik girişimler çatışmayı durdurmada veya yabancı müdahaleyi engellemede başarılı olamadı. Bu da şiddetin tırmanmasına ve Sudan'ın daha küçük, daha kırılgan varlıklara bölünme tehlikesiyle karşı karşıya kalmasına neden oldu.

Çatışmanın etkileri ortada. Bir milyondan fazla Sudanlı mülteci Mısır'a geçti ve mevcut ekonomik baskılar altında kaynakları, ortak sınırları ve sosyal hizmetleri zorladı.

Ekonomik açıdan, daha önce yıllık yaklaşık 1,4 milyar dolar olarak tahmin edilen ikili ticaret keskin bir düşüş yaşadı ve mal, yakıt ve temel malzemelerin akışındaki aksaklıklar nedeniyle piyasalar yüz milyonlarca dolar kaybetti.

Jeostratejik düzeyde, Sudan'ın parçalanması, Mısır'ın tatlı su ihtiyacının yüzde 90'ından fazlasını karşılayan Nil sularındaki payını korumak için önemli bir müttefikini kaybetme potansiyeli taşıyor.

Sudan'daki savaş, Ortadoğu ve Afrika Boynuzu'nu saran yaygın kargaşadan ayrı düşünülemez.

Bu durum, Büyük Etiyopya Hedasi (Rönesans) Barajı konusunda Etiyopya ile devam eden gerginlikte Kahire'nin konumunu zayıflatıyor. Addis Ababa, kuraklık dönemlerinde su tahliyesini sınırlayan bağlayıcı bir anlaşmayı imzalamayı reddederken, baraj 2025 sonlarından bu yana tam kapasiteyle çalışıyor ve aşağı havza ülkelerine akan su miktarında önemli bir azalma tehdidi oluşturuyor.

Sudan'daki çatışma, Mısır'ın bir başka can damarı ve ulusal gelirin önemli bir kaynağı olan Süveyş Kanalı için de bir tehdit teşkil ediyor.

Husilerin Kızıldeniz’deki saldırıları küresel deniz taşımacılığının rotasını değiştirmeye zorlar ve Kızıldeniz'de karışıklıklar devam ederken, bazı uluslararası aktörler, Sudan'ın Kızıldeniz kıyılarında nüfuz elde etmek karşılığında Sudan ordusunu desteklemeye istekli görünüyorlar, bu da deniz güvenliğini tehlikeye atabilir.

Kahire'nin kuşatılma endişelerinin yanında, İsrail'in geçtiğimiz aralık ayı sonlarında Somaliland'ı tanıma kararı alması, İsrail, (Kızıldeniz'e erişim arayışında olan) Etiyopya ve diğerlerinden oluşan yeni bir eksenin ortaya çıkacağına dair korkuları artırdı. Bu eksen, Aden Körfezi'nde denizcilik alanında bir dayanak noktası oluşturabilir ve Mısır'ın denizcilik alanındaki etkisini daha da zorlayabilir.

Sudan'ın Darfur bölgesindeki Faşir sokaklarında silahlarıyla kutlama yapan HDK üyeleri, 26 Ekim 2025 (AFP)Sudan'ın Darfur bölgesindeki Faşir sokaklarında silahlarıyla kutlama yapan HDK üyeleri, 26 Ekim 2025 (AFP)

Dolayısıyla Sudan'ın parçalanması, Mısır'ın su, ekonomi ve stratejik açıdan hassas noktalarını doğrudan etkileyen bir çatışma olduğu için uzak bir kriz olarak değerlendirilmemeli.

Parçalama stratejisi

Sudan'daki savaş, Ortadoğu ve Afrika Boynuzu'nu saran yaygın kargaşadan ayrı düşünülemez.

Savaşın seyri ve aynı dış aktörlerin tekrar tekrar müdahil olması arasındaki bariz benzerlikler, Sudan'daki iç savaşın, zaten kırılgan olan devletleri zayıflatan, parçalanmalarını derinleştiren ve onları dış aktörlerin çıkarlarına hizmet eden arenalara dönüştüren, ortaya çıkan jeostratejik sistemin bir parçası olduğunu gösteriyor.

Bu model, bölgedeki paralel sıcak noktalar göz önüne alındığında netleşiyor. Suriye fiilen nüfuz alanlarına bölünmüş durumda, Yemen güneyde tekrarlanan ayrılıkçı çabalarla karşı karşıya, Somali Somaliland'ın bağımsızlık çabalarından şikayetçi ve Libya rakip gruplar arasındaki derin bölünmelerle boğuşuyor.

Sudan'da ise HDK'nın özellikle Darfur gibi ülkenin batı illerinde elde ettiği geniş kazanımlar, ülkeyi batıda HDK'nın doğuda ise Sudan ordusunun hakimiyetinde olmak üzere iki düşman taraf arasında bölünmeye sürüklüyor gibi görünüyor. Ülkenin doğusu Sudan ordusunun aylardır fiili başkenti ve ana uluslararası kapısı olarak kabul ettiği Port Sudan çevresindeki hayati Kızıldeniz kıyılarını da kapsıyor.

Eğer çatışmalar ülkenin doğusuna yayılırsa veya kıyıların kontrolü için rekabet şiddetlenirse, daha fazla parçalanma meydana gelebilir ve bu da dış güçlerin Sudan'ın Kızıldeniz limanları üzerindeki etkilerini genişletmeleri için daha fazla fırsat yaratabilir.

Görüşmelerin ardından yapılan resmi açıklamada Kahire, 1976 tarihli karşılıklı savunma anlaşmasına açıkça atıfta bulundu. Kritik kırmızı çizgileri korumak için uluslararası hukuka uygun olarak gerekli tüm önlemleri alma ‘tam hakkını’ teyit etti.

Bu tehlike, Kızıldeniz'in güney girişinde, özellikle de Yemen'in Güney Geçiş Konseyi'nin son zamanlarda yaşadığı aksiliklere rağmen ayrılma hedefiyle daha da artmaktadır, zira bu durum bölgedeki güç dengesini değiştirebilir.

İsrail'in Somaliland'ı tanıması, ardından Dışişleri Bakanı Gideon Saar'ın bu ayın başlarında Somaliland'ın başkenti Hargeisa'ya yaptığı ziyaret ve muhtemelen güvenlik düzenlemelerini de içeren iş birliğinin genişletilmesi konusundaki görüşmeler, Kahire'nin endişelerini keskin bir şekilde artırdı.

Bu gelişmeler, Aden Körfezi yakınlarında İsrail'in varlığının artacağına dair korkuları güçlendiriyor. Bu durum, İsrail'e denizdeki varlığını sağlamlaştırma veya Mısır'ın denizcilik çıkarlarını kuşatabilecek bir ittifak ağı kurma imkanı sağlayabilir.

Sudan'ın Kuzey Darfur’un Faşir şehri yakınlarındaki Zemzem Mülteci Kampı, Ocak 2024 (Reuters)Sudan'ın Kuzey Darfur’un Faşir şehri yakınlarındaki Zemzem Mülteci Kampı, Ocak 2024 (Reuters)

Husilerin Kızıldeniz'deki seyir faaliyetlerini kesintiye uğratan saldırıları, Etiyopya'nın denize doğrudan erişim sağlamak için gösterdiği aralıksız çabalar ve kıyı devletleri dışındaki aktörlerin manevraları da eklendiğinde, Mısır'ı çevreleyen stratejik kıskaç daralmakta ve seyrüsefer özgürlüğünü, Süveyş Kanalı gibi ekonomik can damarlarını ve ülkenin ulusal güvenliğini tehdit etmektedir.

Sert bir yaklaşımın başlangıcı

Birçoğu, 2023 yılının nisan ayında çatışmanın patlak vermesinden bu yana Kahire'nin güney komşusuna yönelik sertleşen söylemleri ışığında Mısır'ın Sudan iç savaşındaki rolünün derinleşeceğini bekliyordu.

Bu yoğunlaşmanın en açık işareti, 2025 yılının Aralık ayı ortasında Kahire'de Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi ile Sudan Ordu K         omutanı Abdulfettah el-Burhan arasında yapılan bir toplantıda ortaya çıktı.

Görüşmelerin ardından yapılan resmi açıklamada Kahire, 1976 tarihli karşılıklı savunma anlaşmasına açıkça atıfta bulunarak, Sudan'ın birliği, toprak bütünlüğü ve devlet kurumları da dahil olmak üzere kritik kırmızı çizgileri korumak için uluslararası hukuk çerçevesinde gerekli tüm önlemleri alma ‘hakkı olduğunu’ teyit etti ve bunlara yönelik herhangi bir tehdidi Mısır'ın ulusal güvenliğine doğrudan bir tehlike olarak değerlendirdi.

Bu sertleşen üslubun ardından, 9 Ocak'ta Kahire'ye atfedilen hava saldırıları şeklinde bir saha operasyonu gerçekleştirildi.

“Riyad, Yemen hükümet güçlerine askeri destek sağladı. Bu destek, güç dengesini değiştiren ve GGK’nın Hadramaut ve diğer bölgelerde elde ettiği kazanımları ortadan kaldıran hava saldırılarını da içeriyordu.

Saldırılar, Libya Ulusal Ordusu (LUO) Komutan Yardımcısı Saddam Hafter'in, Mısır Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanı ile acil görüşmeler yapması için Kahire'ye çağrılmasından sadece iki gün önce gerçekleşti.Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre görüşmelerin ana gündem maddeleri askeri iş birliği, sınır güvenliği ve Kahire ile doğu Libya liderliği arasında kronik bir gerginlik kaynağı olan güney Libya üzerinden silah akışının durdurulmasıydı.

HDK destekçilerine, özellikle Libya'dan gelen ikmal yolları konusunda aylarca tekrar tekrar uyarıda bulunan Mısır, ulusal güvenlik çıkarlarını önceliklendiren bir yaklaşıma kesin olarak geçmiş görünüyordu.

Bu tutum, 14 Ocak'ta Sisi'nin Kahire'de ABD Dışişleri Bakanlığı Afrika Kıdemli Danışmanı Massad Fares Boulos ile görüşmesi sırasında daha da güçlendi.

Mısır Cumhurbaşkanı Sisi, ABD’li yetkili Boulos'a, Mısır'ın Sudan'ın güvenliğini ve istikrarını baltalamaya yönelik girişimlerin başarılı olmasına izin vermeyeceğini açıkça belirtti ve iki ülkenin ulusal güvenliği arasındaki varoluşsal bağı vurguladı.

Sudan'ın Port Sudan kentinde, HDK’ya ait İHA’ların yakıt depolama tesislerini hedef alan saldırısının ardından yakıt deposundan yükselen alev ve dumanlar, 5 Mayıs 2025 (Reuters)Sudan'ın Port Sudan kentinde, HDK’ya ait İHA’ların yakıt depolama tesislerini hedef alan saldırısının ardından yakıt deposundan yükselen alev ve dumanlar, 5 Mayıs 2025 (Reuters)

Ancak Mısır'ın eylemleri Sudan'ın ötesine geçiyor. Çünkü bu eylemler, Yemen'in güneyinde Güney Geçiş Konseyi'nin (GGK) ayrılıkçı çabalarını durdurmak için kararlı bir şekilde müdahale eden Suudi Arabistan da dahil olmak üzere bölgesel güçler tarafından benimsenen daha geniş bir karşı stratejinin parçası.

Riyad, Yemen hükümet güçlerine askeri destek sağladı. Bu destek, güç dengesini değiştiren ve GGK’nın Hadramaut ve diğer bölgelerde elde ettiği kazanımları ortadan kaldıran hava saldırılarını da içeriyordu. Bu durum, Kahire'nin Sudan'da parçalanmayı önleme çabalarını yansıtıyor.

Bu adımlar bir arada değerlendirildiğinde, önemli Arap güçlerinin bölgesel dengeyi yeniden sağlamak, devleti korumak ve dış güçlerin çıkarlarına hizmet etmek için devletlerin kırılganlığını istismar eden parçalanma gündemini engellemek amacıyla koordineli bir çaba içinde olduklarını gösteriyor.

Hedeflerine ulaşmaya kararlı düşmanlarla yüzleşmenin önündeki zorluklara rağmen, Mısır'ın Sudan'a ve Suudi Arabistan'ın Yemen'e müdahalesi, bölgede daha fazla çöküşü önlemek için kararlı bir çabanın başlangıcını temsil ediyor.


Günümüz uluslarının jeopolitik kaderi

Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)
Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)
TT

Günümüz uluslarının jeopolitik kaderi

Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)
Porto Riko'da eğitim tatbikatı sırasında ABD Ordusunun Yedek Kuvvetleri'ne bağlı askerler, 10 Ocak (Reuters)

Bolşevik siyasetçi, devrimci ve Marksist teorisyen Leon Troçki'nin “Savaşla ilgilenmiyor olabilirsiniz ama savaş sizinle ilgileniyor” sözünün, özellikle insan doğasının aynı kaldığı ve siyasi hedefleri gerçekleştirmek için savaşın kalıcı bir araç olduğu düşünüldüğünde, 21. yüzyılda da geçerliliğini koruduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla biz de ‘jeopolitikle ilgilenmiyor olabilirsiniz, ama jeopolitik sizinle ilgileniyor’ diyebiliriz.

Ancak jeopolitik çıkarların kendi nesnel koşulları vardır. Bunlar zaman ve mekanda sabit olmamakla birlikte mevcut dünya düzeninin yapısının ürettiği jeopolitik oyunun dinamiklerine göre değişir.

Bir ülkenin jeopolitik kaderi, coğrafi konumu, doğal kaynakları ve bu kaynakların zenginlik üretmede oynadığı role dayanır ve bu da doğal olarak güce dönüşür. Bu güç, diplomasi veya hatta savaş yoluyla, ona sahip olanların ulusal hedeflerine ulaşmak için kullanılmalıdır.

Coğrafya değişmediğinden ve süper güçler arasındaki çatışma dinamikleri, özellikle tedarik zincirleri, imalat ve 21. yüzyıl endüstrileri için (nadir toprak elementleri gibi) hammaddeye erişim alanlarında henüz emekleme aşamasında olduğundan, jeopolitik durum 2026 yılı boyunca da devam edecek. Buna göre gelecekteki dünya düzeninin yapısına ilişkin öncül bir jeopolitik tablo üç düzeyde (üç katman) ortaya çıkacak. Birinci düzey süper güçlerden, ikinci düzey büyük bölgesel güçlerden ve üçüncü düzey ise çatışmanın yaşandığı ve üzerinde çatışmanın bulunduğu ülkelerden devletlerden oluşacak.

Büyük bölgesel güçler olan orta güçler, herhangi bir kontrolün olmadığı bir dünyada davranışları konusunda belirsizlikten şikayetçi olacaklar, ancak hedeflerini uygulamaya çalışacaklar, büyük güçlerin tepkisini bekleyecekler ve ardından yeniden hesaplama yapacaklar. Bunun yanında kazançlarını en üst düzeye çıkarmak için büyük çatışmanın çelişkilerini de kullanacaklar. Coğrafya önceden belirlenmişse, jeopolitik kader o coğrafyanın kaçınılmaz bir sonucudur. Coğrafya doğası gereği statikse, jeopolitik, savaş ya da mevcut dünya düzeninde bir süper gücün yükselişiyle küresel güç dengesindeki değişikliklerin sonucu olarak belirli koşulların yarattığı dinamiktir ve durgunluk halinde olduğu kabul edilir. Bu yüzden jeopolitik dinamiklerin değiştiği, coğrafi kaderin ise sabit kaldığı söylenebilir.

19. yüzyılın Büyük Oyunu, jeopolitik kaderin canlı bir örneğiydi. O dönemde (1830-1907), İngiliz topraklarında güneş hiç batmazdı. Hindistan, Britanya İmparatorluğu'nun tacındaki mücevherdi. Çarlık Rusya’sı, sıcak sulara erişim de dahil olmak üzere birçok hedefe ulaşmak için Orta Asya'ya yayılmaya çalışırken savaştan kaçınmak istediği için iki taraf 1907'de bir anlaşmaya vardı. Bu anlaşma, bugün tampon devlet olarak bildiğimiz Afganistan'ın doğuşuna yol açtı. Soğuk Savaş sırasında Pakistan, Orta Asya ülkeleriyle doğrudan sınır komşusu olan ve hem Çin'i hem de Sovyetler Birliği'ni gözetlemek için gelişmiş bir Amerikan üssü olarak kabul edilen ülke olduğundan, Sovyetler Birliği'ni kontrol altında tutmaya katkıda bulunan en önemli ülkelerden biriydi. Sovyetler Birliği, Afganistan'ı işgal ettiğinde, Pakistan Afganistan'daki Sovyet ordusunu zayıflatmada en önemli rolü oynadı.

Ancak, Rus ayısının düşüşünden sonra jeopolitik dinamik değişti. ABD, Pakistan'ı terk etti, ancak 11 Eylül 2001 olayından sonra, Amerikan güçlerinin Afganistan'a giriş koridoru ve fırlatma rampası olarak tekrar geri döndü. Pakistan'ın Çin'in yanında yer alması, özellikle de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in Kuşak ve Yol Girişimi'ndeki ülkelerden biri olmasından dolayı, ABD Başkanı Donald Trump şimdi “Pakistan'ı seviyorum” diyerek Pakistanlı liderleri kazanmaya çalışıyor.

ABD, Atlantik ve Pasifik olmak üzere iki okyanusa bakmaktadır, bu da ona önemli bir deniz özgürlüğü ve önemli bir coğrafi tampon bölge oluşturdu.

Böylece, coğrafi kader, Sam Amca'nın jeopolitik kaderiyle doğrudan iç içe geçti.

Öte yandan Çin Pasifik Okyanusu ve komşu denizlere bakmaktadır, ancak denizcilik özgürlüğü ABD'nin deniz hakimiyeti nedeniyle sınırlı kalıyor. Çin, ihracat ve ithalatının yüzde 90'ından fazlasını deniz taşımacılığına dayandırdığı için şu anda Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında deniz ve kara alternatif rotalar oluşturarak Malakka Boğazı gibi yoğun deniz yollarını aşmaya çalışıyor.

Ancak ‘Malakka Boğazı'ndaki darboğazı nasıl aşabiliriz?’ sorusu geçerliliğini halen koruyor. Burada, coğrafi kader jeopolitik kaderle birleşerek Myanmar'ı (Burma) Çin'in en önemli seçeneği haline getiriyor. Peki neden? Çin ve Myanmar’ın yaklaşık 2 bin 185 kilometre uzunluğunda ortak sınırı bulunuyor. Benzer şekilde, Çin'in güneyinde Guangzhou ve Shenzhen gibi Çin'in en önemli sanayi şehirleri ile Yunnan eyaletinin başkenti Kunming şehri bulunuyor. Çin, Myanmar üzerinden Hint Okyanusu'na geçişi güvence altına alabilirse, başta Malakka Boğazı'ndaki darboğazı aşmak, ABD’nin boğazın yakın çevresindeki deniz hegemonyasını atlatmak ve Hindistan'ın hegemonyası altında olduğu varsayılan Bengal Körfezi üzerinden doğrudan Hint Okyanusu'na girerek ihracat ve ithalat işlemlerini kolaylaştıran bir kara-deniz rotası sağlamak olmak üzere birçok jeopolitik hedefe ulaşmış olacak. Özellikle Hindistan'ın Bangladeş ile ilişkileri iyi olmadığından, Hindistan'ı doğudan kuşatabilecek. Son olarak Çin, başlıca rakibi ABD gibi, Pasifik ve Hint olmak üzere iki okyanusa dolaylı olarak hakim olan bir ülke haline gelecek.

Sonuç olarak, küresel bir polis gücünün bulunmaması ve uluslararası kuruluşların rolünün azalması nedeniyle günümüz dünyasının bir dengesizlik durumu yaşadığı söylenebilir. Bunun sonucunda, yeni ve hızlı jeopolitik dinamikler şekillenmeye başladı. O halde İsrail'in kısa bir süre önce Somaliland’ı tanıma kararı alması bu dinamiklerin bir parçası olarak sınıflandırılabilir mi?


ABD, Birleşik Krallık'taki Yahudilere "iltica hakkı tanımaya hazırlanıyor"

Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)
Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)
TT

ABD, Birleşik Krallık'taki Yahudilere "iltica hakkı tanımaya hazırlanıyor"

Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)
Trump, Grönland konusunda Danimarka'nın tarafında durdukları için Birleşik Krallık'a da gümrük vergisi uygulayacağını açıklamıştı (AP)

7 Ekim 2023'teki Hamas saldırısı sonrasında başlayan Gazze savaşının ardından Filistinlilere destek gösterilerinin en fazla yapıldığı yerlerden biri de Birleşik Krallık (BK) oldu. 

Ülkedeki İsrail destekçileriyse onbinlerce sivilin öldürülmesinin protesto edilmesinin antisemitizmden kaynaklandığını öne sürerek Yahudilere yönelik saldırıların artmasına dikkat çekiyor. 

Gazze savaşının ardından BK'de de antisemitik saldırıların arttığını bildiriyorlar. 

Donald Trump'ın avukatı Robert Garson, ABD yönetiminin Birleşik Krallık'ı terk eden ya da ülkeden ayrılma planı yapan Yahudilere iltica hakkı tanımaya hazırlandığını söyledi. 

Telegraph'a konuşan Garson, ABD Dışişleri Bakanlığı'nın artan antisemitizmi gerekçe göstereceğini vurguladı. 

2008'de ABD'ye taşınana kadar Londra'da çalışan 49 yaşındaki avukat, Batı Avrupa ülkesinin artık Yahudiler için güvenli görülmediğini ve BK Başbakanı Keir Starmer'ın da politikalarıyla durumu daha da kötüleştirdiğini öne sürdü. 

Washington'ın bu yönde adım atmasının mantıklı olduğunu sözlerine ekledi:

Anadili İngilizce olan, eğitimli bir topluluk ve suçlu oranı da yüksek değil.

2025'te Yahudi Politika Araştırmaları Enstitüsü (JPR) tarafından yapılan bir anket, BK'deki Yahudi toplumunun son yıllarda güvende hissetmediğini ortaya koymuştu.

2023'te Büyük Britanya'daki Yahudilerin yüzde 9'u tehlike altında olduğunu düşünürken bu oran 2025'te yüzde 35'e çıktı. 

Bu topluluğun antisemitizmi "çok büyük" bir problem olarak görme oranı 2012'de yüzde 11'di. Geçen seneyse yüzde 47 bu kanıda olduğunu bildirdi. 

Donald Trump yönetimi ABD'nin kabul edeceği mülteci sayısını büyük oranda azaltma sözü veriyor. Diğer yandan Güney Afrika'daki beyazlara kucak açılıyor. 

Independent Türkçe, Telegraph, Guardian