İsrail askeri sistemi: Savaş birimleri, istihbarat teşkilatları ve ‘ölüm mangaları’

Tel Aviv hükümeti, Şin-Bet liderliğinin onayını almadan Filistinlilerle ilgili hiçbir karar alamaz.

İsrail, 1948 yılından bu yana güvenlik hizmetlerini geliştirmek ve güçlendirmek için çalışıyor. (AFP)
İsrail, 1948 yılından bu yana güvenlik hizmetlerini geliştirmek ve güçlendirmek için çalışıyor. (AFP)
TT

İsrail askeri sistemi: Savaş birimleri, istihbarat teşkilatları ve ‘ölüm mangaları’

İsrail, 1948 yılından bu yana güvenlik hizmetlerini geliştirmek ve güçlendirmek için çalışıyor. (AFP)
İsrail, 1948 yılından bu yana güvenlik hizmetlerini geliştirmek ve güçlendirmek için çalışıyor. (AFP)

Rağde Atme

7 Ekim'de gerçekleşen Hamas saldırısından sonra, tüm İsrail güvenlik ve askeri sistemi, yıllar içinde inşa edilen yapının çöküşü karşısında şaşkına dönmüştü. Zira İsrail, 1948 yılından bu yana, kendine çok tutarlı bir güvenlik teorisi oluşturmuş, onu uygulamaya çalışmış ve buna uygun olarak birçok askeri başarıya imza atmıştı. Sloganı, İsrail'in hayatta kalmasının caydırıcı güvenlik yeteneklerine bağlı olduğu, ordusunun bölgedeki en güçlü ordu olarak kalması ve savaşları büyük bir hız ve verimlilikle çözebilme kapasitesine sahip olması gerektiğiydi. Yalnızca Batı'nın askeri yardımına dayanmadı, aynı zamanda güvenlik sistemini buna göre geliştirmeye çalıştı. Düşmanlarında bulunmayan özel muharebe birimleri oluşturmaya karar verdi ve bu sayede güçlü ve etkili bilgiler toplayabildi. Vurulması veya etkisiz hale getirilmesi gereken hedefler hakkında bol miktarda malumat içeren niteliksel operasyonlar yürüttü.

dsvffe
Mossad'ın çalışmaları esas olarak casus ağlarını yönetmeye odaklandı. (İsrail ordusu internet sitesi)

Kara, hava, deniz kuvvetleri ile diğer kollardan oluşan ve İsrail güvenlik sisteminin en önemli askeri kurumu olarak kabul edilen İsrail ordusunun kuruluşundan bir ay sonra, 1948 yılında Tel Aviv, İsrail'deki en önemli üç istihbarat teşkilatını kurmaya başladı. Askeri İstihbarat Dairesi (AMAN) olarak bilinen ilki, askeri istihbarat, saha güvenliği ve karşı istihbarata dayanıyor. Mossad olarak bilinen ikinci teşkilat, yurt dışındaki istihbarat operasyonlarından sorumludur. Üçüncüsü ise misyonu iç güvenlik sorunlarıyla ilgilenmeyi, terörle ve siyasi komplolarla mücadeleyi ön planda tutan İç İstihbarat Servisi Şin-Bet’tir (Şabak). Bu üç kurum doğrudan Başbakan’a rapor verir.

Mossad

İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad, 8 Şubat 1951'de resmi olarak İsrail sınırları dışında görevlerini yürütmeye başladı. Siyasi, sosyal, askeri ve güvenlik alanlarında dünya çapında birçok kaynaktan bilgi ve veri toplamanın yanı sıra özel güvenlik ve diplomatik operasyonların gizli ve kontrollü bir şekilde yürütülmesinde ve İsrail politikasının şekillenmesinde belirleyici rol oynadı. Mossad'ın çalışmaları esas olarak casus ağlarını yönetmeye ve İsrail'in güvenliğine tehdit oluşturan hedefleri engellemeyi kolaylaştıracak bilgileri elde etmek için ajanları bünyesine almaya odaklandı. Bilgi Departmanı, misyonu dünyadaki gelişmeleri ve olayları anlamak amacıyla bilgi toplamak ve analiz etmek olan en önemli üç departmandan biridir. Operasyon Departmanı, kesin bir stratejik çerçeve dahilinde, adam kaçırma ve suikast gerektiren özel operasyonların planlanması ve uygulanmasıyla ilgilenir. Psikolojik Harp Daire Başkanlığı ise psikolojik nitelikteki operasyonların geliştirilmesini ve uygulanmasını denetler. İstihbarat ve Diplomatik İlişkilerden Sorumlu Masa Birimi, Mossad'ın en önemli dört biriminden biridir. Diğer üç birim ise; operasyon ajanlarıyla ilgilenen Tzomet birimi, özel operasyonlardan sorumlu Kayserya birimi, tasfiye ve suikast yöntemleri konusunda uzmanlaşmış Kidon birimidir. Yaklaşık 40 kişiden oluşan ve görevi teknoloji yoluyla istihbarat bilgisi elde etmek olan Nebiot birimi, ileri teknolojilerin geliştirilmesinden sorumlu Signet teknoloji birimi ile koordineli olarak çalışır. Sahadaki birimler, gerekli en son teknik araçlarla desteklenir. Tüm bunlara rağmen ajanlar, Mossad'ın en önemli bilgi kaynağıdır. Uzmanlara göre, Mossad teşkilatındaki çalışan sayısı, bin 200 ila bin 600 arasında değişiyor. Bu kişiler, göreve başlamadan önce özel bir okulda gizli çalışmanın kurallarını ve casusluk faaliyetleriyle ilgili konuları öğreniyor. Eski Mossad Başkanı Tamir Pardo'nun açıklamasına göre, Mossad çalışanlarının yüzde 40'ını kadınlar oluşturuyor ve bunların yaklaşık üçte biri üst düzey görevlerde bulunuyor. Ayrıca Mossad çalışanlarının yüzde 23’ü, 22 ila 32 yaş aralığında.

sdfbr
Askeri İstihbarat Dairesi (AMAN), en büyük, en kapsamlı ve en pahalı istihbarat kurumlarından biridir. (İsrail ordusu internet sitesi)

Filistinli yazar ve gazeteci Gassan Kanafani'nin 1972 yılında Beyrut'ta arabasının patlatılarak öldürülmesi, Mossad'ın gerçekleştirdiği en dikkat çekici operasyonlardan biridir. Bir diğer önemli operasyon da 1973'te El Fetih Hareketi ve Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) önde gelen üç liderinin, yani Muhammed Yusuf en-Neccar, Kemal Advan ve Kemal Nasır'ın öldürülmesidir. Mossad, bu olaydan birkaç yıl sonra Halk Kurtuluş Cephesi lideri Vedi Haddad'ı bir Alman otelindeyken bir parça şekerin içine zehir koyarak öldürmeyi başardı. 1988'de Mossad, El Fetih hareketinin lideri Halil el-Vezir'i Tunus'un sembolik Sidi Busaid kasabasının eteklerinde öldürdü. Suikast operasyonlarında uzmanlaşmış Kidon birimi, İslami Cihad Hareketi’nin eski Genel Sekreteri Fethi eş-Şikaki'yi Malta'dayken öldürmeyi başardı. Mossad, Tunuslu mühendis Muhammed ez-Zevari'nin 2016 yılında Safakes kentindeki evinin önünde öldürülmesini son yıllardaki en önemli niteliksel operasyonlarından biri olarak değerlendiriyor.

AMAN

1953'te kurulan Askeri İstihbarat Dairesi (AMAN) en büyük, en kapsamlı ve en pahalı istihbarat kurumlarından biridir. Öncelikli ve doğrudan görevi, İsrail Devleti'nin genel politikalarını temelde formüle edecek stratejik değerlendirmeleri sağlamaktır. Özellikle de bölgedeki düşman ülkeleriyle girdiği çatışmalarda yurtdışındaki çıkarlarına karşı bir savaş ya da askeri eylem başlatılma olasılığı konusunda acil uyarılarda bulunma sorumluluğu vardır. AMAN, aynı zamanda askeri gözetimin uygulanmasından, haritaların hazırlanmasından, istihbarat ağı için prosedürlerin geliştirilmesinden ve orduda istihbarat doktrini geliştirilmesinden sorumludur. Görevlerini yerine getirirken ileri teknolojik teknikler kullanır. Bilgi Toplama Bölümü, Dış İletişim Bölümü, Kontrol ve Muharebe İstihbarat Bölümü, Kara İstihbarat Bölümü, Deniz İstihbarat Bölümü, Hava İstihbarat Bölümü ve Medya Bölümü en önemli bileşenleridir. Ayrıca, ‘LAMDAN’ olarak bilinen Hava Kuvvetleri İstihbarat Birimi ve ‘MADAN’ Deniz Piyadeleri İstihbarat ve Navigasyon Birimi gibi çeşitli özel birimleri de içerir. Kuzey, Merkez ve Güney Komutanlıkları ile iç cephedeki istihbarat birimlerinin yanı sıra Psikolojik Savaş Birimi, Askeri Kontrol Birimi, Birim 8200 ve Birim 9990 ile ajan temin eden Birim 504 AMAN’a bağlıdır. Aynı zamanda Cyber birimi, haritalama birimi ve öngörücü istihbarat için Hatsab birimi; İstihbarat ve İnsan Güvenliği Birimi, Bilimsel Araştırma Birimi ve Bilgi Güvenliği Birimi ile birlikte en gizli birimlerden biridir.

dfe b
Şin-Bet, İsrail'de siyasi ve askeri karar almada en etkili kurumlardan biridir. (İsrail ordusu internet sitesi)

AMAN, kendine ait üslerde yılda yaklaşık 14 bin asker ve subayın katıldığı özel kurslar düzenliyor. Askerler, ateş etme, patlayıcı madde hazırlama, navigasyon, takip ve takipten kaçma, fotoğraf çekme ve şifreli mesaj gönderme gibi birçok alanda kapsamlı eğitim alıyor. Bu kurslar ve eğitimler asker adaylarını cezbediyor. AMAN, her 81 acemiden sadece birini internet alanında çalışmak üzere seçiyor. AMAN’da görev yapanların yüzde 60'ının yaşı 18 ila 21 arasında değişiyor. Uydu sistemlerini işletenler ise yirmili yaşların başında oluyor.

Şin-Bet

1949 yılında kurulan İsrail İç İstihbarat Servisi Şin-Bet’in (Şabak), İsrail istihbarat servislerinin en küçüğü olmasına rağmen, İsrail'deki siyasi ve askeri karar alma süreçlerinde en etkili konumda olduğu düşünülüyor. Bazı analistlere göre, İsrail hükümeti, ‘İsrail'in güvenliğini iç komplolardan korumak, casusluk operasyonlarını ve faaliyetlerini engellemek, İsrail'de çalışan casusları yakalamak’ gibi resmi bir misyonla görevlendirilen Şin-Bet liderliğinin onayını almadan Filistinliler ile ilgili herhangi bir karar alamaz. Şin-Bet esas olarak iç terörizmi engellemek, havalimanları ve yurtdışındaki İsrail büyükelçilikleri gibi resmi stratejik tesislerle ilgili güvenlik prosedürlerini ve kamu sektöründeki çalışanların ve işçilerin güvenlik sınıflandırmasını izlemek için çalışır. Arap Birimi, teşkilatın en büyük bölümlerinden biri olarak kabul edilir ve misyonu, İsrail'deki Arap toplumu içindeki düşmanları keşfetmektir. Buna ek olarak Şin-Bet, İsrail havalimanlarında, yolcu uçaklarında ve elçiliklerde bireyleri ve delegasyonları korumaktan, tutukluları sorgulamaktan, bilgi toplamak ve terörizmle mücadele etmek için teknolojik araçlar geliştirmekten sorumludur. Kudüs bölgesi ve Batı Şeria, Şin-Bet'in faaliyet gösterdiği en geniş alanlar arasındadır. Yüzlerce istihbarat görevlisi, müfettiş ve güvenlik teknolojisi uzmanı, söz konusu bölgeden başlatılan Filistin operasyonlarını engellemek için orada görevlendirildi.

Duvdevan Birimi

Ehud Barak tarafından 1986 yılında kurulan ve İsrail ordusuna bağlı olan bu özel birimin yüzlerce üyesi, sadece Batı Şeria'daki Filistinli topluluklar arasında baskınlar düzenlemek, aranan kişileri tutuklamak ve öldürmekle görevlerini yerine getirmiyor. Aynı zamanda kendilerine verilen görevleri yerine getirmeye giderken Filistinlilerin tarzını ve lehçesini taklit ediyor. Oryantal özellikler ve sokak Arapçasına hakimiyet bu birime kabul için ön koşuldur. Üyelerinin ve çalışanlarının isimleri ve kimlikleri asla açığa çıkarılamaz. Duvdevan, savaş alanının derinliklerindeki belirli hedefleri yok etmek için istihbarat bilgisi üretme konusunda uzmanlaşmış Magellan Birimi ile birlikte İsrail Komando Tugayı'nda piyadeleri güçlendirmek için kurulan dört özel birimden biridir. Söz konusu özel birimlerden diğerleri de Golani Tugayı'na bağlı çok sayıda el bombası ve hızlı ateş eden silahlar kullanarak çetelerle savaşma konusunda yetenekli olan Eyğur Birimi ve çöl savaşında uzmanlaşmış Ramon Birimi’dir. Bu birliğin üyeleri, faaliyetlerini gizlemek ve kamufle etmek amacıyla sık sık yoldan geçenlerin kılığına girer. Ramon Birimi’nin eğitim kursu yaklaşık bir yıl dört ay sürer. Bazen bundan daha uzun sürdüğü de olur. Bu birim altında eğitim gören askerler, istihbarat ve keşif kursu, müdahale ekipleri için yeterlilik kursu ve tabanca savaşları kursu gibi özel uygulamalı eğitim programlarından geçer. Bu birimin savaşçıları, zihinsel-fiziksel güç ve sahada bağımsız çalışma becerisi ile karakterize edilir.

sd vdf
Yehlum Birimi, piyade tugaylarının mühendislik ve patlayıcı taburlarından önemli ölçüde farklıdır. (İsrail ordusu internet sitesi)

Duvdevan Birimi, İsrail polisinin özel Musta'rab güçlerine bağlıdır. Bu güçler, Filistinliler arasında ölüm mangaları olarak bilinir. Musta'rab'lar sahip oldukları özellikleri, ten renkleri ve Filistin aksanları sayesinde Filistinlilerin düzenledikleri gösterilere kolayca katılabilir ve protestocuları tutuklayabilir. Bu birimin üyeleri, Filistin toplumundaki köylere benzer yapay köylerde özel ve yoğun bir eğitimden geçerek Filistin yaşamının, dilinin ve geleneklerinin ayrıntılarını öğrenir. 1943'te kurulan bu birim, Filistinlilerin gösterilerini yok etmek ve dağıtmaktan sorumludur. Ayrıca, İsrail hapishanelerinde Mitsada adı altında faaliyet göstermekte ve Filistinli mahkumların hapishanelerde katıldığı protestoları kontrol etmektedir. Bazı üyelere de Filistinli tutukluların arasına sızarak haklarındaki suçlamaları kanıtlayacak bilgiler elde etme görevi verilmiştir. Hapishanelerin içinde Musta'rablar ‘güvercinler’ olarak bilinir. Son yıllarda İsrail polisi, İsrail içindeki Arap toplumu arasında Ged'onim adını verdiği yeni bir gizli Musta'rab birimi kurmaya çalışıyor. Bu birimin temel görevi protesto, gösteri vb. durumlarda bilgi sağlamak olacak.

Özel Yehlum Birimi

İsrail Ordusu Mühendislik Birlikleri'nin savaş mühendisliği, patlamalar ve mayın döşeme alanında çalışan Özel Yehlum Birimi, çeşitli piyade tugaylarının mühendislik ve patlayıcı taburlarından önemli ölçüde farklıdır. Askeri mühendislik alanında en yüksek profesyonel otorite olarak kabul edilmesinin yanı sıra, ordunun elit gizli birimlerinden biri olan Yael Birimi gibi bir dizi gizli ve özel birimleri içeren birçok özel uzmanlığa sahiptir. Kara ve deniz mayınları, patlayıcıları yerleştirme ve mühendislik keşif alanında diğer seçkin birimlere destek sağlama konusunda uzmanlaşmıştır. Ayrıca Sebir Birimi, patlayıcı cihazları ve patlayıcıları etkisiz hale getirme ve sökme konusunda uzmanlaşmıştır. Bu birimin askerleri, düzensiz silah sahalarını ve eski silah depolarını ortaya çıkaran karmaşık operasyonlara katılır. Yehlum Birimi’ndeki Ulusal Mühimmat Araştırma ve Söküm Enstitüsü, ordunun kullandığı her türlü silah, mayın ve patlayıcının ansiklopedisini oluştururken, Enstitü ise kullanılan her türlü silahın özelliklerini ve bunlarla ilgili tüm değerli bilgileri belgeler, inceler ve kaydeder. Silah Önbelleği ve Tüneller Birimi ise saklanılan yerleri ortaya çıkarma ve yer altı savaşlarında uzmanlaşmıştır. Bu birim, tünellerin çökme ihtimali nedeniyle askerler tünellere girmeden önce uzaktan kontrol edilen otomatik robotlar kullanır.

Sayeret Matkal

İsrail ordusunun en iyi ve en önemli elit birimlerinden biri olan Sayeret Matkal'daki keşif devriyesi, dünyanın önde gelen birimlerinden biridir. Kendisine verilen görevleri, İsrail Ordusu Harekât Komutanlığı Karargâhı’ndan takip eden ve uygulamaya çalışır. 1957 yılında kurulan birim, son derece hassas ve gizli çalışmalarıyla tanınıyor. Bu birliğe asker kabul etme süreci, İsrail ordusunun geri kalan birimleri arasında hâlâ en zor süreçlerden biri. Sınava girmeye hak kazananlar, vücutlarının güvenliğini sağlayacak muayene ve testlere tabi tutuluyor. Daha sonra bu sınavı geçmeleri halinde üniteye uygunlukları için temel standartları belirleyen psikologlar tarafından psikolojik teste tabi tutuluyorlar. Kabul edilen askerler yılın ilk yarısında Paraşüt Kolordusu’nda eğitiliyor. Daha sonra kazı, yer arama ve yer belirleme konularında özel bir kurstan geçiyorlar. Bu iki aşamayı tamamlayanlar nihayet birime kabul ediliyor. Birimin faaliyetleri, istihbarat bilgileri toplamak veya terörizmle mücadeleyi amaçlayan belirli askeri operasyonlar yürütmek etrafında dönüyor.

Bu birliği komuta eden isimler arasında Ehud Barak, Binyamin Netanyahu, Şaul Mofaz ve Matan Vilnai yer alıyor. Bu birimin mezunları arasında ise Şin Bet'in eski başkanı Avi Dichter ve Mossad'ın eski başkanı Danny Yatom gibi önemli isimler bulunuyor.

1969 yılında Yıpratma Savaşı sırasında yapılan saldırı, 1972'de Lod Havalimanı'nda kaçırılan Sabena uçağına yapılan operasyon, 1973'te Lübnan'da Yusuf en-Neccar, Kemal Nasır ve Kemal Advan'ın (FKÖ'nün önde gelen liderleri) suikastı, Uganda Havaalanı’nda Air France uçağını kaçıranlara yönelik Yonatan Operasyonu (Entebbe Operasyonu), bu birimin gerçekleştirdiği en önemli ve öne çıkan askeri operasyonlar olarak daha sonra resmen açıklandı.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Indepednent Arabia'dan çevrilmiştir.



Şemseddin: Şiilerin kendi ülkeleri içinde ayrı bir proje oluşturması caiz değildir

Lübnan İslam Şii Konseyi Başkanı merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin
Lübnan İslam Şii Konseyi Başkanı merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin
TT

Şemseddin: Şiilerin kendi ülkeleri içinde ayrı bir proje oluşturması caiz değildir

Lübnan İslam Şii Konseyi Başkanı merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin
Lübnan İslam Şii Konseyi Başkanı merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin

Şarku’l Avsat, cumartesiden itibaren, Lübnan İslam Şii Yüksek Konseyi Başkanı merhum Şeyh Muhammed Mehdi Şemseddin ile 1997 yılında Hizbullah çevresine yakın isimler arasında yapılan kapsamlı bir söyleşinin tam metnini yayımlıyor.

Metin, Şiilerin yaşadıkları ülkelerde entegrasyonu esas alan bir perspektif sunması ve İran’a bağlı siyasi projelere karşı net bir tutum içermesi bakımından öne çıkıyor. Bu görüşleri nedeniyle Şeyh Şemseddin, Hizbullah ve Emel Hareketi’ne yakın çevreler tarafından uzun süre dışlanmış, Beyrut’un güney banliyösü Haret Hreyk’ten ayrılarak bölge dışında yaşamaya mecbur kalmıştı.

Merhum Şeyh’in oğlu İbrahim Muhammed Mehdi Şemseddin’in, söz konusu söyleşi metnini “Lübnanlı ve Arap Şiiler: Ötekiyle İlişki ve Öz-Kimlik” başlıklı bir kitapta yayımlaması planlanıyor. Şarku’l Avsat, Lübnanlı Şii din adamının vefatının 25. yıl dönümüne denk gelen 10 Ocak Cumartesi vesilesiyle metinden geniş alıntılar yayımlıyor.

İlk kez gün yüzüne çıkan söyleşide Şeyh Şemseddin’in ele aldığı başlıca hususlar şöyle özetleniyor:

*Başkalarının çıkar düzenini kendi özel çıkar yapınızla tehdit etmediğiniz sürece, size karşı çıkanların sayısı az olur

*Devletlerinize entegre olun… Halklarınızla bütünleşin… Kendi çıkar düzenlerinize uyum sağlayın… Özel bir çıkar sistemi kurmayın… Başkalarının kuşkularını tahrik etmeyin… Yasalarınıza saygı gösterin.

*Mesajım, Şiileri kendi toplumları ve ümmet içinde kabul edilir kılmaktır. Başka bir devletin koruması altında oldukları için değil, bizzat kendileri olarak kabul edilmelerini istiyorum.

*Şiilerdeki dışlanmışlık duygusu, dünyanın onlara karşı olmasından değil, onların dünyaya karşı durmasından kaynaklanıyor. Görevlerimden biri, Şiileri dünyaya karşı olma psikolojisinden çıkarmaktır.

*İran’ın Mısır’da ya da başka bir yerde kendine bağlı bir yapı kurması benim meselem değildir; İran kendi işini kendi görür.

*Şiiler, Müslümanların beşte birini oluşturur; görevim, onları mezhepçi siyasetten uzak biçimde kendi toplumlarıyla dostane ilişkiler içine sokmaktır.

*Türkiye’deki, Azerbaycan’daki ya da Hint alt kıtasındaki Şiiler, İran’a değil kendi ülkelerine, halklarına ve kimliklerine aittir. İran onlar için ne siyasi ne de dini bir otoritedir.

*Şiilerin kendi ülkeleri içinde özel bir proje oluşturması caiz değildir.

*Şiiler için en doğru yönetim anlayışı, bulundukları ülkeye entegre olmaktır; ayrı ve gizli çıkar sistemleri oluşturmanın hiçbir faydası yoktur.

*Şiilerin gücü, İran’a bağlı ayrı bir cemaat haline gelmelerinde değil, İslam’ın bütününe entegre olmalarındadır.

*Vatandaşlık, hilesiz ve samimi olmalıdır; Sünni ya da Hristiyan’ın malını helal sayan sahte fetvalar haramdır.

*Zalim yönetici ve zulüm düzeni kavramları modern devlette geçerliliğini yitirmiştir; modern devlet meşru bir mülkiyete sahiptir ve onun malını zimmete geçirmek, yasaları çiğnemek ve kamu düzenini bozmak haramdır.


Herzog ve Netanyahu anlaşması İsrail'de bomba etkisi yarattı: Af karşılığında cumhurbaşkanlığı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 13 Ekim 2025'te Ben Gurion Havalimanı'nda ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog arasında (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 13 Ekim 2025'te Ben Gurion Havalimanı'nda ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog arasında (AP)
TT

Herzog ve Netanyahu anlaşması İsrail'de bomba etkisi yarattı: Af karşılığında cumhurbaşkanlığı

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 13 Ekim 2025'te Ben Gurion Havalimanı'nda ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog arasında (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 13 Ekim 2025'te Ben Gurion Havalimanı'nda ABD Başkanı Donald Trump ile İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog arasında (AP)

İş adamı Moti Sander, Yitzhak Herzog ve Binyamin Netanyahu'nun beş yıl önce bir anlaşma yaptığını ve bu anlaşma uyarınca Herzog'un cumhurbaşkanı seçilmesi karşılığında Netanyahu'ya yolsuzluk suçlamalarından yargılanmasını engelleyecek bir af verileceğini açıklayarak, siyasi bir bomba attı. Birçok uzman, bu ifşanın, ABD Başkanı Donald Trump'ın müdahalesiyle zirveye ulaşan af çabalarını rayından çıkarabileceğini vurguladı.

Sander, uluslararası düzeyde elektronik sektöründe çalışan önemli bir iş adamı. İsrail, Romanya ve Yunanistan'daki seçim kampanyalarında stratejik danışmanlık yapıyor. Ehud Barak'ın 1999'da başbakan seçildiği kampanyayı yönetti. Ancak Netanyahu ve Herzog dahil olmak üzere sağ ve sol kanattaki birçok önde gelen politikacı ile yakın ilişkileriyle tanınmaktadır.

Sander Channel 12 ile dün gece yaptığı uzun röportajda, Netanyahu'ya yolsuzluk suçlamaları nedeniyle hapse girmesini önleyecek bir anlaşmayı kabul etmesi için yaklaştığını ve eşi Sara Netanyahu'yu da bunu kabul etmeye ikna ettiğini açıkladı: “Ona, ‘Bibi hapse girecek. Onu haftada bir kez ziyaret edeceksin. Her seferinde medya da sana eşlik edecek. Buna dayanamayacaksın. Bu işi bitirelim. Dava mahkemede düşecek ve o cezadan feragat edecek’ dedim. O ağlıyor ve bağırıyordu. Ama Bibi onun elini tuttu ve ‘Moti bizim için en iyisini istiyor. Ona kızma’ dedi.” Herzog, "Herzog, Netanyahu'nun affını gerektiren anlaşma karşılığında, onu başkanlık için destekleyeceği önerisiyle beni Bibi'ye göndermişti. Herzog, Netanyahu'nun sağ kanadın çoğunluğunun destekleyeceği başka bir Likud adayını öne çıkarmasından korkuyordu. Hatta Netanyahu'nun kendisinin başkanlığa aday olacağından korkuyordu, çünkü İsrail yasalarına göre başkan yargılanamaz. Bu göreve seçilmesi, yargılanmasını durduracaktı. Bu yüzden beni anlaşmayı sonuçlandırmam için gönderdi."

de
Tel Aviv'de Netanyahu'nun af talebine karşı düzenlenen protesto sırasında, bir gösterici İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'u tasvir eden maske takarken, diğeri Netanyahu'yu tasvir eden bir maske takarak ona muz yediriyor (Arşiv- Reuters)

Sander, bir soruya yanıt olarak Herzog, İsrail Devleti ve yasalarına hakaret edecek şekilde Netanyahu'yu yatıştırma konusunda çok ileri gittiği için bu skandalı şimdi ifşa etmeye karar verdiğini söyledi. Bugün, suçunu kabul etmeden ve cezadan feragat etmeden ona af vermek istiyor. Bu kabul edilemez.

Herzog, Sander'ın skandalı ortaya çıkaracağını biliyordu, bu yüzden adamları ona karşı kışkırtma ve Alzheimer hastalığına yakalandığı suçlamasında bulunmaya başladılar. Likud partisi, Sander'ı açıkça yalan söylemekle suçlayan bir açıklama yayınladı. Sander ise şu yanıtı verdi: "Arkadaşım Herzog'un benim hakkımda bu kadar aşağılık bir şekilde yalan söylemesi üzücü. Gerçekten hastayım. Bir yıl önce doktor bana Alzheimer'ın erken belirtilerine sahip olduğumu söyledi. Ancak doktor durumumu takip etti ve bunun kalıcı etkisi olmayan geçici bir evre olduğunu tespit etti. İtibarımı zedelemeye çalışıyorlar."

Şöyle devam etti: “Netanyahu benim hakkımda yalan söylüyor, bu normal ama yalanları inandırıcı değil. Bizi tanıyan herkes kimin dürüst, kimin yalan söylediğini bilir.” Şöyle sürdürdü: "İlkeler diye bir şeyin varlığını anlamıyorlar. Devlet aleyhine işlenen böyle bir suçta ortak olamam. Netanyahu'nun hapse girmesini önlemek ve Herzog'un affetmesi için kişisel olarak mücadele etmeye hazırım. Ancak bunun koşulu, yasalara, mantığa ve kararın saflığına uygun olarak yapılmasıdır. Mahkeme İsrail'e ciddi zarar veriyor ve durdurulması gerekiyor. Ancak kurallara uygun olarak. Netanyahu suçlamayı kabul eder, evine gider ve hükümetten ayrılır. Hapishanede tek bir gün bile geçirmeden evine gider.

Uzmanlar ve yorumcular, bu gelişmenin artık af olasılığını tamamen ortadan kaldıracağına inanıyor. Eğer Herzog böyle bir anlaşma temelinde seçilmişse, İsrail'de resmi ve tarafsız bir makam olarak kabul edilen cumhurbaşkanlığı kurumunu zayıflatır. Herzog'un eli kolu bağlı kalacak ve bu koşullar altında Trump'ın talebine uyarak Netanyahu'yu affetmesi daha da zorlaşacaktır.


Washington'ın yardımları askıya almasının ardından Somali ile ABD arasındaki ilişkiler en düşük seviyesine geriledi

Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığı binası (Reuters)
Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığı binası (Reuters)
TT

Washington'ın yardımları askıya almasının ardından Somali ile ABD arasındaki ilişkiler en düşük seviyesine geriledi

Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığı binası (Reuters)
Washington'daki ABD Dışişleri Bakanlığı binası (Reuters)

Somali ile ABD arasındaki ilişkiler, Washington’ın Mogadişu’daki hükümetin yararlandığı ek yardımları durdurmayı planladığını açıklamasının ardından en düşük seviyesine geriledi. Bu gelişme, tonlarca gıda yardımının akıbetine ilişkin yaşanan anlaşmazlık ortamında meydana geldi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın dış yardımlardan sorumlu müsteşarı, çarşamba günü X platformunda yaptığı paylaşımda, Somalili hükümet yetkililerinin Washington tarafından finanse edilen Dünya Gıda Programı’na (WFP) ait bir depoyu tahrip ettiğini ve savunmasız Somalililer için bağışçılar tarafından sağlanan gıda yardımlarına yasa dışı şekilde el koyduğunu belirtti.

Yetkili, bu nedenle Washington’ın Somali’ye yönelik yardımlarını askıya alacağını ifade etti. Yardımların parasal değerine ilişkin ise henüz net bir bilgi verilmedi.

Somali Dışişleri Bakanlığı ise dün, ABD tarafından sağlanan yardımların çalındığı yönündeki iddiaları yalanladı ve söz konusu yardımların halen WFP’nin kontrolünde olduğunu açıkladı.

Bakanlık, ana yardım deposunun bulunduğu Mogadişu Limanı bölgesinde, ‘mavi depo’ olarak bilinen tesiste genişletme ve rehabilitasyon çalışmalarının sürdüğünü bildirdi. Açıklamada, bu çalışmaların insani yardımların muhafazası, yönetimi veya dağıtımını etkilemediği vurgulandı.

yjuı
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Mogadişu'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda bulunan ofisinde Reuters'e verdiği röportajda (Reuters – Arşiv)

WFP adına konuşan bir sözcü, liman yetkililerinin mavi depoyu yıktığını, WFP’nin ise bu sorunun çözümü ve yardımların güvenli şekilde depolanmasının sağlanması için yetkililerle iş birliği yaptığını söyledi.

Reuters’ın incelediği ve Mogadişu Limanı İdaresi tarafından düzenlenen bir teslimat belgesinde, çarşamba günü itibarıyla, daha önce mavi depodan başka bir depoya taşınan gıda maddelerinin WFP tarafından teslim alındığı belirtildi. Belgenin Somali’deki bir WFP yetkilisi tarafından imzalandığı görülürken, el yazısıyla eklenen bir notta, laboratuvar incelemesinin gıdaların insan tüketimine uygun olduğunu teyit etmesinin ardından nihai teslim almanın onaylanacağı ifade edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı da çarşamba günü yaptığı açıklamada, yardımların yeniden başlatılmasının, Somali hükümetinin sorumluluk üstlenmesi ve durumu düzeltmeye yönelik adımlar atması şartına bağlı olacağını bildirdi.