İsrail askeri sistemi: Savaş birimleri, istihbarat teşkilatları ve ‘ölüm mangaları’

Tel Aviv hükümeti, Şin-Bet liderliğinin onayını almadan Filistinlilerle ilgili hiçbir karar alamaz.

İsrail, 1948 yılından bu yana güvenlik hizmetlerini geliştirmek ve güçlendirmek için çalışıyor. (AFP)
İsrail, 1948 yılından bu yana güvenlik hizmetlerini geliştirmek ve güçlendirmek için çalışıyor. (AFP)
TT

İsrail askeri sistemi: Savaş birimleri, istihbarat teşkilatları ve ‘ölüm mangaları’

İsrail, 1948 yılından bu yana güvenlik hizmetlerini geliştirmek ve güçlendirmek için çalışıyor. (AFP)
İsrail, 1948 yılından bu yana güvenlik hizmetlerini geliştirmek ve güçlendirmek için çalışıyor. (AFP)

Rağde Atme

7 Ekim'de gerçekleşen Hamas saldırısından sonra, tüm İsrail güvenlik ve askeri sistemi, yıllar içinde inşa edilen yapının çöküşü karşısında şaşkına dönmüştü. Zira İsrail, 1948 yılından bu yana, kendine çok tutarlı bir güvenlik teorisi oluşturmuş, onu uygulamaya çalışmış ve buna uygun olarak birçok askeri başarıya imza atmıştı. Sloganı, İsrail'in hayatta kalmasının caydırıcı güvenlik yeteneklerine bağlı olduğu, ordusunun bölgedeki en güçlü ordu olarak kalması ve savaşları büyük bir hız ve verimlilikle çözebilme kapasitesine sahip olması gerektiğiydi. Yalnızca Batı'nın askeri yardımına dayanmadı, aynı zamanda güvenlik sistemini buna göre geliştirmeye çalıştı. Düşmanlarında bulunmayan özel muharebe birimleri oluşturmaya karar verdi ve bu sayede güçlü ve etkili bilgiler toplayabildi. Vurulması veya etkisiz hale getirilmesi gereken hedefler hakkında bol miktarda malumat içeren niteliksel operasyonlar yürüttü.

dsvffe
Mossad'ın çalışmaları esas olarak casus ağlarını yönetmeye odaklandı. (İsrail ordusu internet sitesi)

Kara, hava, deniz kuvvetleri ile diğer kollardan oluşan ve İsrail güvenlik sisteminin en önemli askeri kurumu olarak kabul edilen İsrail ordusunun kuruluşundan bir ay sonra, 1948 yılında Tel Aviv, İsrail'deki en önemli üç istihbarat teşkilatını kurmaya başladı. Askeri İstihbarat Dairesi (AMAN) olarak bilinen ilki, askeri istihbarat, saha güvenliği ve karşı istihbarata dayanıyor. Mossad olarak bilinen ikinci teşkilat, yurt dışındaki istihbarat operasyonlarından sorumludur. Üçüncüsü ise misyonu iç güvenlik sorunlarıyla ilgilenmeyi, terörle ve siyasi komplolarla mücadeleyi ön planda tutan İç İstihbarat Servisi Şin-Bet’tir (Şabak). Bu üç kurum doğrudan Başbakan’a rapor verir.

Mossad

İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad, 8 Şubat 1951'de resmi olarak İsrail sınırları dışında görevlerini yürütmeye başladı. Siyasi, sosyal, askeri ve güvenlik alanlarında dünya çapında birçok kaynaktan bilgi ve veri toplamanın yanı sıra özel güvenlik ve diplomatik operasyonların gizli ve kontrollü bir şekilde yürütülmesinde ve İsrail politikasının şekillenmesinde belirleyici rol oynadı. Mossad'ın çalışmaları esas olarak casus ağlarını yönetmeye ve İsrail'in güvenliğine tehdit oluşturan hedefleri engellemeyi kolaylaştıracak bilgileri elde etmek için ajanları bünyesine almaya odaklandı. Bilgi Departmanı, misyonu dünyadaki gelişmeleri ve olayları anlamak amacıyla bilgi toplamak ve analiz etmek olan en önemli üç departmandan biridir. Operasyon Departmanı, kesin bir stratejik çerçeve dahilinde, adam kaçırma ve suikast gerektiren özel operasyonların planlanması ve uygulanmasıyla ilgilenir. Psikolojik Harp Daire Başkanlığı ise psikolojik nitelikteki operasyonların geliştirilmesini ve uygulanmasını denetler. İstihbarat ve Diplomatik İlişkilerden Sorumlu Masa Birimi, Mossad'ın en önemli dört biriminden biridir. Diğer üç birim ise; operasyon ajanlarıyla ilgilenen Tzomet birimi, özel operasyonlardan sorumlu Kayserya birimi, tasfiye ve suikast yöntemleri konusunda uzmanlaşmış Kidon birimidir. Yaklaşık 40 kişiden oluşan ve görevi teknoloji yoluyla istihbarat bilgisi elde etmek olan Nebiot birimi, ileri teknolojilerin geliştirilmesinden sorumlu Signet teknoloji birimi ile koordineli olarak çalışır. Sahadaki birimler, gerekli en son teknik araçlarla desteklenir. Tüm bunlara rağmen ajanlar, Mossad'ın en önemli bilgi kaynağıdır. Uzmanlara göre, Mossad teşkilatındaki çalışan sayısı, bin 200 ila bin 600 arasında değişiyor. Bu kişiler, göreve başlamadan önce özel bir okulda gizli çalışmanın kurallarını ve casusluk faaliyetleriyle ilgili konuları öğreniyor. Eski Mossad Başkanı Tamir Pardo'nun açıklamasına göre, Mossad çalışanlarının yüzde 40'ını kadınlar oluşturuyor ve bunların yaklaşık üçte biri üst düzey görevlerde bulunuyor. Ayrıca Mossad çalışanlarının yüzde 23’ü, 22 ila 32 yaş aralığında.

sdfbr
Askeri İstihbarat Dairesi (AMAN), en büyük, en kapsamlı ve en pahalı istihbarat kurumlarından biridir. (İsrail ordusu internet sitesi)

Filistinli yazar ve gazeteci Gassan Kanafani'nin 1972 yılında Beyrut'ta arabasının patlatılarak öldürülmesi, Mossad'ın gerçekleştirdiği en dikkat çekici operasyonlardan biridir. Bir diğer önemli operasyon da 1973'te El Fetih Hareketi ve Filistin Kurtuluş Örgütü'nün (FKÖ) önde gelen üç liderinin, yani Muhammed Yusuf en-Neccar, Kemal Advan ve Kemal Nasır'ın öldürülmesidir. Mossad, bu olaydan birkaç yıl sonra Halk Kurtuluş Cephesi lideri Vedi Haddad'ı bir Alman otelindeyken bir parça şekerin içine zehir koyarak öldürmeyi başardı. 1988'de Mossad, El Fetih hareketinin lideri Halil el-Vezir'i Tunus'un sembolik Sidi Busaid kasabasının eteklerinde öldürdü. Suikast operasyonlarında uzmanlaşmış Kidon birimi, İslami Cihad Hareketi’nin eski Genel Sekreteri Fethi eş-Şikaki'yi Malta'dayken öldürmeyi başardı. Mossad, Tunuslu mühendis Muhammed ez-Zevari'nin 2016 yılında Safakes kentindeki evinin önünde öldürülmesini son yıllardaki en önemli niteliksel operasyonlarından biri olarak değerlendiriyor.

AMAN

1953'te kurulan Askeri İstihbarat Dairesi (AMAN) en büyük, en kapsamlı ve en pahalı istihbarat kurumlarından biridir. Öncelikli ve doğrudan görevi, İsrail Devleti'nin genel politikalarını temelde formüle edecek stratejik değerlendirmeleri sağlamaktır. Özellikle de bölgedeki düşman ülkeleriyle girdiği çatışmalarda yurtdışındaki çıkarlarına karşı bir savaş ya da askeri eylem başlatılma olasılığı konusunda acil uyarılarda bulunma sorumluluğu vardır. AMAN, aynı zamanda askeri gözetimin uygulanmasından, haritaların hazırlanmasından, istihbarat ağı için prosedürlerin geliştirilmesinden ve orduda istihbarat doktrini geliştirilmesinden sorumludur. Görevlerini yerine getirirken ileri teknolojik teknikler kullanır. Bilgi Toplama Bölümü, Dış İletişim Bölümü, Kontrol ve Muharebe İstihbarat Bölümü, Kara İstihbarat Bölümü, Deniz İstihbarat Bölümü, Hava İstihbarat Bölümü ve Medya Bölümü en önemli bileşenleridir. Ayrıca, ‘LAMDAN’ olarak bilinen Hava Kuvvetleri İstihbarat Birimi ve ‘MADAN’ Deniz Piyadeleri İstihbarat ve Navigasyon Birimi gibi çeşitli özel birimleri de içerir. Kuzey, Merkez ve Güney Komutanlıkları ile iç cephedeki istihbarat birimlerinin yanı sıra Psikolojik Savaş Birimi, Askeri Kontrol Birimi, Birim 8200 ve Birim 9990 ile ajan temin eden Birim 504 AMAN’a bağlıdır. Aynı zamanda Cyber birimi, haritalama birimi ve öngörücü istihbarat için Hatsab birimi; İstihbarat ve İnsan Güvenliği Birimi, Bilimsel Araştırma Birimi ve Bilgi Güvenliği Birimi ile birlikte en gizli birimlerden biridir.

dfe b
Şin-Bet, İsrail'de siyasi ve askeri karar almada en etkili kurumlardan biridir. (İsrail ordusu internet sitesi)

AMAN, kendine ait üslerde yılda yaklaşık 14 bin asker ve subayın katıldığı özel kurslar düzenliyor. Askerler, ateş etme, patlayıcı madde hazırlama, navigasyon, takip ve takipten kaçma, fotoğraf çekme ve şifreli mesaj gönderme gibi birçok alanda kapsamlı eğitim alıyor. Bu kurslar ve eğitimler asker adaylarını cezbediyor. AMAN, her 81 acemiden sadece birini internet alanında çalışmak üzere seçiyor. AMAN’da görev yapanların yüzde 60'ının yaşı 18 ila 21 arasında değişiyor. Uydu sistemlerini işletenler ise yirmili yaşların başında oluyor.

Şin-Bet

1949 yılında kurulan İsrail İç İstihbarat Servisi Şin-Bet’in (Şabak), İsrail istihbarat servislerinin en küçüğü olmasına rağmen, İsrail'deki siyasi ve askeri karar alma süreçlerinde en etkili konumda olduğu düşünülüyor. Bazı analistlere göre, İsrail hükümeti, ‘İsrail'in güvenliğini iç komplolardan korumak, casusluk operasyonlarını ve faaliyetlerini engellemek, İsrail'de çalışan casusları yakalamak’ gibi resmi bir misyonla görevlendirilen Şin-Bet liderliğinin onayını almadan Filistinliler ile ilgili herhangi bir karar alamaz. Şin-Bet esas olarak iç terörizmi engellemek, havalimanları ve yurtdışındaki İsrail büyükelçilikleri gibi resmi stratejik tesislerle ilgili güvenlik prosedürlerini ve kamu sektöründeki çalışanların ve işçilerin güvenlik sınıflandırmasını izlemek için çalışır. Arap Birimi, teşkilatın en büyük bölümlerinden biri olarak kabul edilir ve misyonu, İsrail'deki Arap toplumu içindeki düşmanları keşfetmektir. Buna ek olarak Şin-Bet, İsrail havalimanlarında, yolcu uçaklarında ve elçiliklerde bireyleri ve delegasyonları korumaktan, tutukluları sorgulamaktan, bilgi toplamak ve terörizmle mücadele etmek için teknolojik araçlar geliştirmekten sorumludur. Kudüs bölgesi ve Batı Şeria, Şin-Bet'in faaliyet gösterdiği en geniş alanlar arasındadır. Yüzlerce istihbarat görevlisi, müfettiş ve güvenlik teknolojisi uzmanı, söz konusu bölgeden başlatılan Filistin operasyonlarını engellemek için orada görevlendirildi.

Duvdevan Birimi

Ehud Barak tarafından 1986 yılında kurulan ve İsrail ordusuna bağlı olan bu özel birimin yüzlerce üyesi, sadece Batı Şeria'daki Filistinli topluluklar arasında baskınlar düzenlemek, aranan kişileri tutuklamak ve öldürmekle görevlerini yerine getirmiyor. Aynı zamanda kendilerine verilen görevleri yerine getirmeye giderken Filistinlilerin tarzını ve lehçesini taklit ediyor. Oryantal özellikler ve sokak Arapçasına hakimiyet bu birime kabul için ön koşuldur. Üyelerinin ve çalışanlarının isimleri ve kimlikleri asla açığa çıkarılamaz. Duvdevan, savaş alanının derinliklerindeki belirli hedefleri yok etmek için istihbarat bilgisi üretme konusunda uzmanlaşmış Magellan Birimi ile birlikte İsrail Komando Tugayı'nda piyadeleri güçlendirmek için kurulan dört özel birimden biridir. Söz konusu özel birimlerden diğerleri de Golani Tugayı'na bağlı çok sayıda el bombası ve hızlı ateş eden silahlar kullanarak çetelerle savaşma konusunda yetenekli olan Eyğur Birimi ve çöl savaşında uzmanlaşmış Ramon Birimi’dir. Bu birliğin üyeleri, faaliyetlerini gizlemek ve kamufle etmek amacıyla sık sık yoldan geçenlerin kılığına girer. Ramon Birimi’nin eğitim kursu yaklaşık bir yıl dört ay sürer. Bazen bundan daha uzun sürdüğü de olur. Bu birim altında eğitim gören askerler, istihbarat ve keşif kursu, müdahale ekipleri için yeterlilik kursu ve tabanca savaşları kursu gibi özel uygulamalı eğitim programlarından geçer. Bu birimin savaşçıları, zihinsel-fiziksel güç ve sahada bağımsız çalışma becerisi ile karakterize edilir.

sd vdf
Yehlum Birimi, piyade tugaylarının mühendislik ve patlayıcı taburlarından önemli ölçüde farklıdır. (İsrail ordusu internet sitesi)

Duvdevan Birimi, İsrail polisinin özel Musta'rab güçlerine bağlıdır. Bu güçler, Filistinliler arasında ölüm mangaları olarak bilinir. Musta'rab'lar sahip oldukları özellikleri, ten renkleri ve Filistin aksanları sayesinde Filistinlilerin düzenledikleri gösterilere kolayca katılabilir ve protestocuları tutuklayabilir. Bu birimin üyeleri, Filistin toplumundaki köylere benzer yapay köylerde özel ve yoğun bir eğitimden geçerek Filistin yaşamının, dilinin ve geleneklerinin ayrıntılarını öğrenir. 1943'te kurulan bu birim, Filistinlilerin gösterilerini yok etmek ve dağıtmaktan sorumludur. Ayrıca, İsrail hapishanelerinde Mitsada adı altında faaliyet göstermekte ve Filistinli mahkumların hapishanelerde katıldığı protestoları kontrol etmektedir. Bazı üyelere de Filistinli tutukluların arasına sızarak haklarındaki suçlamaları kanıtlayacak bilgiler elde etme görevi verilmiştir. Hapishanelerin içinde Musta'rablar ‘güvercinler’ olarak bilinir. Son yıllarda İsrail polisi, İsrail içindeki Arap toplumu arasında Ged'onim adını verdiği yeni bir gizli Musta'rab birimi kurmaya çalışıyor. Bu birimin temel görevi protesto, gösteri vb. durumlarda bilgi sağlamak olacak.

Özel Yehlum Birimi

İsrail Ordusu Mühendislik Birlikleri'nin savaş mühendisliği, patlamalar ve mayın döşeme alanında çalışan Özel Yehlum Birimi, çeşitli piyade tugaylarının mühendislik ve patlayıcı taburlarından önemli ölçüde farklıdır. Askeri mühendislik alanında en yüksek profesyonel otorite olarak kabul edilmesinin yanı sıra, ordunun elit gizli birimlerinden biri olan Yael Birimi gibi bir dizi gizli ve özel birimleri içeren birçok özel uzmanlığa sahiptir. Kara ve deniz mayınları, patlayıcıları yerleştirme ve mühendislik keşif alanında diğer seçkin birimlere destek sağlama konusunda uzmanlaşmıştır. Ayrıca Sebir Birimi, patlayıcı cihazları ve patlayıcıları etkisiz hale getirme ve sökme konusunda uzmanlaşmıştır. Bu birimin askerleri, düzensiz silah sahalarını ve eski silah depolarını ortaya çıkaran karmaşık operasyonlara katılır. Yehlum Birimi’ndeki Ulusal Mühimmat Araştırma ve Söküm Enstitüsü, ordunun kullandığı her türlü silah, mayın ve patlayıcının ansiklopedisini oluştururken, Enstitü ise kullanılan her türlü silahın özelliklerini ve bunlarla ilgili tüm değerli bilgileri belgeler, inceler ve kaydeder. Silah Önbelleği ve Tüneller Birimi ise saklanılan yerleri ortaya çıkarma ve yer altı savaşlarında uzmanlaşmıştır. Bu birim, tünellerin çökme ihtimali nedeniyle askerler tünellere girmeden önce uzaktan kontrol edilen otomatik robotlar kullanır.

Sayeret Matkal

İsrail ordusunun en iyi ve en önemli elit birimlerinden biri olan Sayeret Matkal'daki keşif devriyesi, dünyanın önde gelen birimlerinden biridir. Kendisine verilen görevleri, İsrail Ordusu Harekât Komutanlığı Karargâhı’ndan takip eden ve uygulamaya çalışır. 1957 yılında kurulan birim, son derece hassas ve gizli çalışmalarıyla tanınıyor. Bu birliğe asker kabul etme süreci, İsrail ordusunun geri kalan birimleri arasında hâlâ en zor süreçlerden biri. Sınava girmeye hak kazananlar, vücutlarının güvenliğini sağlayacak muayene ve testlere tabi tutuluyor. Daha sonra bu sınavı geçmeleri halinde üniteye uygunlukları için temel standartları belirleyen psikologlar tarafından psikolojik teste tabi tutuluyorlar. Kabul edilen askerler yılın ilk yarısında Paraşüt Kolordusu’nda eğitiliyor. Daha sonra kazı, yer arama ve yer belirleme konularında özel bir kurstan geçiyorlar. Bu iki aşamayı tamamlayanlar nihayet birime kabul ediliyor. Birimin faaliyetleri, istihbarat bilgileri toplamak veya terörizmle mücadeleyi amaçlayan belirli askeri operasyonlar yürütmek etrafında dönüyor.

Bu birliği komuta eden isimler arasında Ehud Barak, Binyamin Netanyahu, Şaul Mofaz ve Matan Vilnai yer alıyor. Bu birimin mezunları arasında ise Şin Bet'in eski başkanı Avi Dichter ve Mossad'ın eski başkanı Danny Yatom gibi önemli isimler bulunuyor.

1969 yılında Yıpratma Savaşı sırasında yapılan saldırı, 1972'de Lod Havalimanı'nda kaçırılan Sabena uçağına yapılan operasyon, 1973'te Lübnan'da Yusuf en-Neccar, Kemal Nasır ve Kemal Advan'ın (FKÖ'nün önde gelen liderleri) suikastı, Uganda Havaalanı’nda Air France uçağını kaçıranlara yönelik Yonatan Operasyonu (Entebbe Operasyonu), bu birimin gerçekleştirdiği en önemli ve öne çıkan askeri operasyonlar olarak daha sonra resmen açıklandı.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Indepednent Arabia'dan çevrilmiştir.



Trump'ın İran'a saldırı kararını altı faktör belirleyecek

ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
TT

Trump'ın İran'a saldırı kararını altı faktör belirleyecek

ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)
ABD Başkanı Donald Trump'ın bir resmi (Reuters/Majalla)

Brian Katulis

Başkan Donald Trump'ın önümüzdeki haftalarda İran konusunda ne karar vereceğini tahmin etmek zor ve hatta kendisi bile pozisyonunu henüz kesinleştirmemiş olabilir. Hem rakiplerini hem de müttefiklerini kasıtlı olarak diken üstünde tutan bir başkan için dış politikasının bugüne kadarki sonucu muğlaklık oldu. Göreve geri döndüğü ilk yılda uluslararası sahnede bazı kazanımlar elde etti, ancak aynı zamanda açık gerilemeler de yaşadı. Ukrayna'daki savaştan küresel ticaret savaşına kadar, genel yaklaşımının başarısını değerlendirmek için henüz çok erken.

Trump'ın İran ile mücadelesi bu bağlamda değerlendirilebilir. Tam teşekküllü bir savaşa girme olasılığı veya “baş kesme”yi hedefleyen taktiksel bir saldırıyla yetinme olasılığı değerlendirmelere ve spekülasyonlara tabi. Ancak, Trump'ın birkaç hafta önce İranlı protestoculara “kurumlarınızı ele geçirin” çağrısında bulunup “yardım yolda” sözü vererek yaptığı tehditlerden geri adım atıyor gibi görünmesine rağmen, Washington bazı adımlar atmaya hazır görünüyor.

dfvgthy
Arap bölgesine varmadan önce Hint Okyanusu'nda seyreden USS Abraham Lincoln uçak gemisinde bir ABD askeri bakım çalışması yapıyor, 26 Ocak 2026 (CENTCOM)

O zamandan beri Trump, İran meselesini ele alırken seçeneklerini genişletti. Diplomasiye kapıyı açık tutarken, aynı zamanda USS Abraham Lincoln uçak gemisi ve ona eşlik eden savaş gemileri de dahil olmak üzere Ortadoğu'ya askeri takviye gönderdi. Trump, askeri danışmanlarından “kesin ve kati seçenekleri” incelemelerini isterken, Ortadoğu’daki baş temsilcisi Steve Witkoff ise bu ayın başlarında İsviçre'deki Davos Forumu'nda ABD'nin Tahran ile diplomatik bir yol arayışında olmaya devam ettiğini belirtti.

Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Trump'ın İran'a yönelik izleyeceği yolu belirleyebilecek veya etkileyebilecek temel faktörler aşağıda verilmektedir.

Birincisi: Bölgedeki ABD askeri yığınağı

Trump'ın Ortadoğu'ya daha fazla askeri güç konuşlandırması, yönetiminin bölgedeki ABD kaynaklarını ve taahhütlerini azaltmayı, Batı Yarımküre'ye odaklanmayı öngören “Ulusal Güvenlik Stratejisi” ve “Ulusal Savunma Stratejisi” belgelerini yayınlamasıyla eş zamanlı olarak geliyor. Bu durum, İran'a karşı bir saldırının yakın olduğu tahminlerini destekliyor.

İsrail, ABD'nin İran'a saldırması için baskı yaparken, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere birçok Körfez Arap devleti, Tahran ile gerilimi azaltmaya dayalı farklı bir yaklaşım izliyor

Bu ay Ortadoğu'ya ilave güç sevk edilmesi, sadece bir pazarlık kozu olabilir veya ABD özel kuvvetlerinin bu ayın başlarında Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'yu tutuklamasına benzer şekilde, yakın bir askeri harekatın göstergesi olabilir. Ancak, ABD bir saldırı başlatırsa, Irak ve Afganistan'da olduğu gibi yeniden uzun süreli bir kara harekatı beklenmemelidir.

Bölge genelinde, İsrail, Suriye, Irak ve bazı Körfez ülkeleri gibi çeşitli ülkelerde konuşlandırılmış ABD personelinin ve askeri yeteneklerinin savunmasızlığı göz önüne alındığında, olası bir saldırının kapsamının sınırlı kalması muhtemel. Buna karşılık İran, geçen yıl yaşanan 12 günlük savaş sırasında saldırıları büyük ölçüde İsrail ile sınırlı kalırken, bu kez sert bir misilleme sözü verdi.

İkinci faktör: ABD'nin İran ile diplomatik kanalları

Amerikalı müzakereciler, geçen bahar Umman'ın ev sahipliğinde Maskat ve Roma'da düzenlenen birkaç tur görüşmede İranlı yetkililerle doğrudan bir araya gelerek, 12 günlük savaşın başlamasından önce ana anlaşmazlık noktası haline gelen İran'ın nükleer programını görüşmüşlerdi. Ancak İsrail, bu müzakerelerin ortasında İran'a bir saldırı düzenleyerek Tahran'ın ABD'nin diplomatik süreç konusundaki ciddiyetine olan güvensizliğini derinleştirdi.

sdfryj
ABD Başkanı Donald Trump, başkent Washington'daki Beyaz Saray'da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'yu kabul ediyor, 29 Eylül 2025 (AFP)

Diplomatik kanalların bu kez aktif olup olmadığı belirsizliğini koruyor, ancak iletişim olduğuna dair herhangi bir açık göstergenin yokluğu endişe verici. Diplomasi ancak bir devlet sadece konuşmakla yetinmeyip, ciddi bir şekilde kendisini yürüttüğünde başarılı olur.

Üçüncü faktör: ABD'nin bölgesel müttefikleri

İsrail, ABD'nin İran'a saldırması için baskı yaparken, Suudi Arabistan da dahil olmak üzere birçok Körfez Arap devleti, Tahran ile gerilimi azaltmaya dayalı farklı bir yaklaşım izliyor. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) de bu hafta, herhangi bir tarafın İran'a saldırı düzenlemek için hava sahasını kullanmasına karşı olduğunu açıkladı. Körfez müttefiklerinden gelen baskı, Trump'ın olası bir saldırının kapsamını daraltmasına ve hatta tamamen vazgeçmesine katkıda bulunabilir.

İkinci döneminin birinci yılında Trump'ın popülaritesi keskin bir düşüş yaşıyor. Göçmenlik Dairesi’nin düzenlediği baskınlara ilişkin olumsuz medya haberlerinden veya Epstein dosyalarının daha fazla ifşa edilmesi durumunda yapılacak olumsuz haberlerden dikkatleri uzaklaştırmak için İran'ı hedef alma eğiliminde olabilir

Dördüncü faktör: İran halkı

İranlıların rejimlerine karşı durma cesaretini göstermelerine rağmen, Trump'ın “yardım yolda” dedikten sonra geri adım atması, özellikle yaşadıkları acımasız baskı göz önüne alındığında, birçok kişinin sokaklara geri dönme coşkusunu azaltabilir.

gthyrth
İran'da bir binaya çizilmiş Amerikan karşıtı bir duvar resmi, Tahran, 24 Ocak 2026 (Reuters)

Buna ek olarak, ABD'nin Venezuela'da izlediği yol, İranlıların korkularını güçlendirebilir. Zira orada Maduro gözaltına alınırken, Chavez rejiminin yapısına dokunulmadı, bu da Trump'ın İran halkının pahasına Tahran ile bir anlaşma yapması gibi benzer bir senaryo hakkındaki endişeleri artırıyor.

Beşinci faktör: İran rejimi

Tahran'ın Trump'ın baskı ve tehditleri ile olası diplomatik girişimlere vereceği yanıt, bir sonraki aşama hakkında çok şey ortaya koyacaktır. Gözlemciler, rejim içindeki ve özellikle de güvenlik aygıtının başındakiler arasındaki bölünmelere ve çatlaklara dair herhangi bir işareti yakından takip edeceklerdir.

Altıncı faktör: Amerikan kamuoyu

İkinci döneminin birinci yılında Trump'ın popülaritesi keskin bir düşüş yaşıyor. Eğer İran'a bir saldırı düzenlemenin, Maduro'nun tutuklanmasının ardından destek oranlarında görülen ani yükselişe benzer şekilde, kendisine iç kamuoyunda bir yükseliş sağlayacağına inanıyorsa, bu, seçeceği eylem biçimini etkileyebilir. Ayrıca, Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Dairesi’nin (ICE) düzenlediği baskınlara ilişkin olumsuz medya haberlerinden veya Epstein dosyalarının daha fazla ifşa edilmesi durumunda yapılacak olumsuz haberlerden dikkatleri uzaklaştırmak için İran'ı hedef alma eğiliminde olabilir.

Sonuç olarak, Trump, kendisini dizginleyebilecek tek gücün kendi ahlakı olduğunu açıkça ifade etti. Bundan sonra ne olacağı henüz belirsizliğini koruyor, ancak göstergeler İran'a yönelik bir saldırının yakın olabileceğini gösteriyor.


Tahran, diplomasiyi baskının durdurulmasına ve bölgesel gerilimin kontrol altına alınmasına bağlıyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
TT

Tahran, diplomasiyi baskının durdurulmasına ve bölgesel gerilimin kontrol altına alınmasına bağlıyor

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin resmi Telegram hesabından paylaşılan videodan alınan ekran görüntüsünde, kabine toplantısı sonrası gazetecilere açıklama yaparken görülüyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi bugün yaptığı açıklamada, Tahran’ın Washington ile müzakere talebinde bulunmadığını, ancak ‘tehditlerin durması’ şartıyla diplomasinin yeniden canlandırılmasına kapıyı açık bıraktığını söyledi. Açıklama, ABD Başkanı Donald Trump’ın, İran’daki protestoların bastırılmasına karşı askeri müdahalenin bir seçenek olmaya devam ettiğini dile getirmesinin ardından geldi.

Bölgede gerilimi kontrol altına alma amacıyla diplomatik temaslar sürüyor. Bölgedeki etkili başkentleri kapsayan bir dizi görüşme yoluyla arabuluculuk kanallarının devreye sokulması ve Tahran ile Washington arasında siyasi diyaloğun yeniden başlatılması hedefleniyor. Bu çabalar, bölgesel tansiyonun arttığı son dönemde yoğunlaştı.

Bu çerçevede, ABD Donanması’na bağlı bir taarruz gücü dün Ortadoğu’da konuşlandırıldı. İran ise herhangi bir saldırıya karşılık vereceğini yineledi. Trump, Washington’un İran’a doğru ‘büyük bir savaş filosu’ gönderdiğini belirtirken, bunu kullanmak zorunda kalmamayı umduğunu ifade etti. Trump ayrıca, Tahran’ın hâlâ diyalog arayışında olduğunu savundu ve göstericilerin öldürülmesi ya da nükleer programın yeniden başlatılması konusunda uyarılarını yineledi.

dfrt
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'ın bahçesinde basın mensuplarına açıklamalarda bulunuyor. (EPA)

Tahran yönetimi, hükümet karşıtı protestoları sert biçimde bastırdı. Olaylarda binlerce kişinin hayatını kaybettiği ve on binlerce kişinin gözaltına alındığı bildirildi. İranlı yetkililer, yaşananlardan ABD ve İsrail’le bağlantılı olduklarını öne sürdükleri ‘silahlı teröristler ve kışkırtıcıları’ sorumlu tutarken, insan hakları örgütleri protestoları 1979 İslam Devrimi’nden bu yana görülen en büyük gösteriler olarak nitelendirdi.

ABD Başkanı Donald Trump’ın açıklamalarına yanıt veren Arakçi, bugün düzenlenen kabine toplantısı kapsamında gazetecilere yaptığı açıklamada, son günlerde ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile herhangi bir temasın gerçekleşmediğini söyledi. Arakçi, İran’ın müzakere talebinde bulunmadığını vurgulayarak, “Arabuluculuk yürüten bazı ülkeler var ve onlarla temas halindeyiz” dedi.

Arakçi, tehdit ortamında müzakerenin mümkün olmadığını belirterek, “Müzakerenin kendine özgü ilkeleri vardır; eşitlik temelinde ve karşılıklı saygı çerçevesinde yürütülmelidir. Eğer müzakerelerin sonuç vermesini istiyorlarsa, tehditlere ve aşırı taleplere son vermeleri gerekir” ifadelerini kullandı.

Arakçi’nin açıklamaları, bölgesel diplomatik temasların hız kazandığı bir döneme denk geldi. Mısır Dışişleri Bakanlığı bugün yaptığı açıklamada, Dışişleri Bakanı Bedr Abdulati’nin hem Witkoff hem de Arakçi ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri gerçekleştirdiğini duyurdu. Görüşmelerde, ‘diplomatik sürece bağlı kalınmasının önemi ve Washington ile Tahran arasında diyaloğun yeniden başlatılması için uygun koşulların hazırlanması’ üzerinde durulduğu belirtildi.

rgty
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, kabine toplantısı sonrası basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. (İran Cumhurbaşkanlığı)

Doha yönetimi de Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’nin, Abbas Arakçi ile telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurdu. Görüşmede ikili ilişkiler ile bölgesel ve uluslararası gelişmeler ele alınırken, ‘bölgesel istikrarın korunması ve gerilimin düşürülmesi için diplomatik çabaların sürdürülmesinin gerekliliği’ vurgulandı.

Aynı çerçevede Katar Başbakanı, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani ile de telefon görüşmesi yaptı. Tahran’daki Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nden yapılan açıklamaya göre görüşmede, ‘mevcut aşamadaki son gelişmeler ve diplomatik çözümlerin ilerletilmesine yönelik yollar’ ele alındı.

Ankara’da ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan bugün yaptığı açıklamada, ABD’ye İran ile yaşanan ihtilaflı konuları kapsamlı bir anlaşma yerine ‘tek tek’ çözme çağrısında bulundu. Fidan, Tahran’ın nükleer programı konusunda görüşmelere açık olduğunu da ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Fidan, basın mensuplarına yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin İran’a yönelik herhangi bir yabancı müdahaleye ya da saldırıya karşı olduğunu belirterek, bunun “savaşı yeniden başlatmak anlamına geleceğini ve yanlış olacağını” söyledi.

Fidan, “Amerikalı dostlarıma her zaman tavsiyem, İranlılarla meseleleri birer birer çözmeleridir. Nükleer dosyayla başlayın ve kapatın, ardından diğer başlığa geçin” dedi. Tüm konuların tek bir paket halinde sunulmasının, İran açısından süreci zorlaştıracağını ve zaman zaman aşağılayıcı algılanabileceğini belirten Fidan, bunun yalnızca kamuoyuna değil, İran liderliğine de anlatılmasının güç olacağını vurguladı.

Geçtiğimiz haziran ayında ABD, Gazze savaşı nedeniyle İsrail ile bölgede artan gerilim ortamında İran’ın nükleer tesislerini vurmuştu. İran’ın barışçıl amaçlarla yürüttüğünü savunduğu nükleer programına ilişkin müzakerelerde ise kayda değer bir ilerleme sağlanamadı.

NATO üyesi ve İran’ın komşusu olan Türkiye, ABD ve İranlı yetkililerle temaslarını sürdürdüğünü belirterek, Tahran’a iç sorunlarını kendi başına çözmesi için fırsat tanınması gerektiğini ifade etti. Ankara ayrıca, bölgede yaşanacak herhangi bir istikrarsızlığın mevcut koşullarda bölgenin taşıyabileceği sınırları aşacağı uyarısında bulundu. Fidan, İsrail’in İran’a yönelik saldırı arayışını sürdürdüğünü de dile getirdi.


Şera, Suriye'deki Rus güçlerinin geleceğini görüşmek üzere Putin ile bir araya geliyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
TT

Şera, Suriye'deki Rus güçlerinin geleceğini görüşmek üzere Putin ile bir araya geliyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Kremlin'de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir araya geldi. (Arşiv – Kremlin – DPA)

Kremlin, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera’nın, bugün Moskova’da yapacakları görüşmede Suriye’deki Rus askeri varlığını ele alacaklarını açıkladı.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, iki liderin ayrıca, ekonomik iş birliği ile Ortadoğu’daki durumu da görüşeceğini söyledi.

Peskov, Reuters’ın Beşşar Esed’in geleceğine ilişkin sorusuna, “Bu konu hakkında yorum yapmayacağız” yanıtını verdi.

Kremlin, Putin’in Şera ile ekonomik iş birliği ve bölgesel gelişmeleri masaya yatıracağını bildirdi.

Rus basını dün, Kremlin kaynaklarına dayandırdığı haberlerde, Putin ile Şera’nın ‘ikili ilişkilerin farklı alanlardaki durumu ve geleceği ile Ortadoğu’daki gelişmeleri’ ele alacaklarını bildirmişti.

Geçtiğimiz ekim ayında gerçekleştirilen ilk görüşmede iki lider uzlaşıcı bir dil kullanmıştı. Söz konusu ziyaret, Şera’nın Beşşar Esed’in devrilmesinin ardından göreve gelmesinden sonra Moskova’ya yaptığı ilk ziyaret olmuştu. Rusya, Esed yönetiminin en güçlü destekçileri arasında yer alıyordu.

Beşşar Esed, eşi Esma Esed ve kendisine yakın bazı yetkililerle birlikte, iktidarının 8 Aralık 2024’te sona ermesinin ardından Moskova’ya kaçmıştı. Şam’daki yeni yönetim, söz konusu isimlerin yargılanmak üzere iadesini talep ediyor.

Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump dün Şera’yı övdü. Trump, Şera ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından gazetecilere verdiği demeçte, “Kendisine büyük saygı duyuyorum… İşler çok iyi gidiyor” ifadelerini kullandı.

Esed’in devrilmesinin ardından Ortadoğu’daki nüfuzu zayıflayan Putin, bölgede Rus askeri varlığını korumayı hedefliyor. Moskova, yeni yönetim döneminde Tartus’taki deniz üssü ile Hmeymim’deki hava üssünün geleceğini güvence altına almaya çalışıyor. Bu iki üs, Rusya’nın eski Sovyet coğrafyası dışında sahip olduğu tek askeri tesis olma özelliğini taşıyor. Öte yandan Rusya, 2019’dan bu yana kuzeydoğu Suriye’de Kürt güçlerinin nüfuz alanlarında askeri üs olarak kullandığı Kamışlı Havalimanı’ndan askeri teçhizat ve birliklerini ise dün çekti.

Rusya, Esed’in en önemli müttefiklerinden biri olmuş ve 2015’te çatışmaların başlamasının ardından askeri müdahalede bulunmuştu. Bu müdahale, sahadaki dengelerin rejim güçleri lehine değişmesinde belirleyici rol oynadı. Ancak Esed’in devrilmesi, Rusya’nın bölgedeki etkisine ağır bir darbe niteliği taşıdı ve Ukrayna savaşı sürerken Moskova’nın askeri kapasitesinin sınırlarını da ortaya koydu.

Buna karşılık, Esed’in düşüşünü memnuniyetle karşılayan Washington, Şera ile ilişkilerini güçlendirdi. ABD, 2014’ten bu yana Suriye ve komşu Irak’ta aşırılık yanlısı gruplara karşı uluslararası bir koalisyona liderlik ediyor.

Öte yandan Fransa, Birleşik Krallık, Almanya ve ABD, dün yayımladıkları ortak bildiride, ateşkesin sağlanmasının ardından Suriye ordusu ile Kürt savaşçıları, binlerce militanı ve aile fertleri kuzeydoğu Suriye’deki cezaevleri ve kamplarda tutulan DEAŞ’ın güvenlik boşluğundan yararlanmasını önlemek amacıyla ‘her türlü güvenlik boşluğundan kaçınmaya’ çağırdı.