İsrail ile Hamas arasındaki psikolojik savaş

Yapılan değerlendirmeler İsrail'in Refah'a olası saldırısının bölgeyi daha da kötü hale sürükleyeceği ve insani dramı derinleştireceği yönünde. (AP)
Yapılan değerlendirmeler İsrail'in Refah'a olası saldırısının bölgeyi daha da kötü hale sürükleyeceği ve insani dramı derinleştireceği yönünde. (AP)
TT

İsrail ile Hamas arasındaki psikolojik savaş

Yapılan değerlendirmeler İsrail'in Refah'a olası saldırısının bölgeyi daha da kötü hale sürükleyeceği ve insani dramı derinleştireceği yönünde. (AP)
Yapılan değerlendirmeler İsrail'in Refah'a olası saldırısının bölgeyi daha da kötü hale sürükleyeceği ve insani dramı derinleştireceği yönünde. (AP)

Michael Horowitz

İsrail'in Refah'a saldırması yönündeki en kötü senaryoyu önlemek amacıyla ateşkes sağlama yönünde her türlü diplomatik çaba devam ediyor. Ramazan Ayı yaklaşırken böyle bir senaryo gerçekleştiği taktirde bölgenin daha da istikrarsız hale geleceğinden korkuluyor.

11 Mart’ta başlayacak olan Ramazan Ayı’nda İsrail ile Filistin arasındaki gerilim neredeyse her yıl şiddetleniyor. Ancak bölgesel düzeyde patlak veren çatışma tehdidi nedeniyle bu yıl risk daha yüksek. İsrail'in Hamas'ın rehineleri Ramazan ayına kadar serbest bırakması veya Refah'ta yeni bir saldırıya hazır olması yönünde açıkladığı ültimatom, yoğun nüfuslu şehri riske atıyor. Nitekim Refah, yüzbinlerce yerinden edilmiş insan için bir sığınak ve Hamas için bir kale haline gelmiş durumda.

Birçok İsrailli, görüşmeler ne olursa olsun İsrail güçlerinin yüz binlerce Filistinlinin sığındığı şehirde neticede operasyon düzenlemek zorunda kalacağına inanıyor. Basit bir mantıkla Refah, Hamas'ın saklanabileceği son büyük kentsel bölge. İsrail ordusunun son gerçekleştirdiği ve iki rehinenin kurtarılmasıyla sonuçlanan operasyon, Refah'ta çok sayıda rehinenin tutulduğu yönündeki şüphelerin doğrulanmasına yardımcı oldu. Amaç Hamas'ı ortadan kaldırmak ve rehineleri kurtarmak olsaydı, birçok İsraillinin mantığına göre bir sonraki mantıklı adım Refah'a gitmek olurdu.

Bölgedeki aşırı kalabalık göz önüne alındığında; Refah'a olası bir saldırı konusunda uluslararası kaygılar artıyor. İsrail'in daha önceki gibi operasyonlarına devam etmesi halinde Refah'taki sivil nüfus yoğunluğu, mağdur sayısında ve hasar boyutunda artışa neden olacak.

İsrail'in saldırısı da Kahire'yi son derece zor bir duruma sokabilir.

İsrail, küresel protestoları reddetme geçmişine rağmen şimdi benzeri görülmemiş bir uluslararası incelemeyle karşı karşıya. 7 Ekim’de düzenlenen terörist saldırıların yansımaları bu yönde potansiyel bir dönüm noktasını temsil ediyordu. ABD hem kamuoyuna yaptığı açıklamalarda hem de diplomatik tartışmalarda Refah'a yönelik saldırıya güçlü bir şekilde karşı olduğunu ifade ediyor. Avrupa ülkeleri itidal çağrısında bulunurken Suudi Arabistan da dahil olmak üzere Körfez ülkeleri ise karşıtlıklarını dile getirdi. Özellikle İsrail'in bu ülkelerle gelecekteki diplomatik ilişkilerini ve normalleşme çabalarını incelediği bir dönemde bu tür uyarıların büyük bir ağırlığı olduğuna şüphe yok.

Mısır Dışişleri Bakanı İsrail ile yapılan barış anlaşmasını geçersiz kılma tehdidinde bulunduğunu inkar etti. Ancak Kahire, İsrail'in Refah'taki operasyonuna benzeri görülmemiş bir şekilde karşı çıktığını ifade etti. Nitekim İsrail'in olası saldırısı da Kahire'yi son derece zor bir duruma sokabilir. Mısır, Filistinlileri kalıcı olarak yerinden etme girişimleriyle iş birliği yapmakla suçlanma riskiyle karşı karşıya kalarak yüz binlerce Filistinli mülteciyi kabul etmeyi veya kapısını kapatıp operasyonun insani maliyetinin suçunu paylaşmayı seçmek zorunda kalacak. Şarku’l Avsat’ın Majalla’dan aktardığına göre gerçek şu ki İsrail ile barış anlaşmasının gözden geçirilmesi yönünde herhangi bir resmi tehditte bulunulmamış olsa da Mısır'ın istikrarını tehdit eden riskler gerçek.

Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben Gvir'in Mescid-i Aksa'ya giriş için önerdiği yeni kısıtlamalar nedeniyle Ramazan Ayı’nda Batı Şeria'daki durumu daha da alevlendirme riski bulunuyor. Bu durum, Kudüs ve Batı Şeria'da şiddeti artırma tehdidi teşkil ediyor.

Kuzey Cephesi

İsrail ile Lübnan sınırındaki gerilim ise artıyor. İsrail ve Hizbullah yeni çatışma turlarına girmeye hazırlanıyor. ABD ve Fransa'dan gelen uluslararası arabulucular gayri resmi bir ateşkes sağlamaya çalışıyor. Aynı zamanda İsrail'in yedek askerlerini geri çekmesi karşılığında Hizbullah'ın belirli sınır bölgelerinden çekilmesini teklif ediyor. Ancak tüm bu diplomatik çabalara rağmen bir anlaşmaya varılması zor görünüyor. Hizbullah, Gazze'de ateşkes sağlanana dek İsrail'e yönelik saldırılarını durdurmayı açıkça reddetti. İsrail ise Lübnan ordusunun Hizbullah'a karşı etkinliğini sorgulayarak sınırda yaşayanların kamu güvenliğini sağlamaya çalışıyor.

İran mevcut krize vekillerini harekete geçirerek ve ABD'ye odaklanmaya devam ederek yanıt verirken Kızıldeniz'deki nakliye trafiğini hedef alan operasyonlar ise gerilimi artırdı.

İran İslam Cumhuriyeti, Filistinlilerin gerçek dostu değil. Ancak Filistinlileri bölgesel çıkarlarını ilerletmek için kullanıyor. Bazen de Filistin davasına karşılık ve destek vermek zorunda kalıyor. İran krize doğrudan müdahil olmaktan kaçınmak isterken, bölgesel olarak Filistinlilere yönelik sempatiden faydalanmaya devam ediyor. Ancak İran'ın son denge oyunu çok daha büyük maliyetler ve risklere neden olma tehlikesi taşıyor. Ürdün'de üç Amerikan askerinin öldürülmesi ve sonrasında yaşananlar, İran'ın gerilimi sonsuza kadar sürdüremeyeceğini gösteriyor. Ayrıca aslında aralarında doğrudan bir çatışma istemeyen Washington ve Tahran'ın kendilerini böyle bir çatışmanın ortasında bulabileceğini kanıtlıyor.

dever
Refah'ta birçok bina İsrail hava saldırılarında yıkıldı. (AP)

Ancak İran, bu yöndeki haberlerde de belirtildiği üzere Irak'taki ajanlarından ABD kuvvetlerine yönelik saldırılarını askıya almalarını isteyerek gözlemcileri şaşırttı. Ancak İsrail’in Ramazan ayında saldırı gerçekleştirmesi halinde bu yöndeki kısıtlamalar devam etmeyebilir. Bu da gerilimlerin yeniden alevlenmesine yol açabilir.

İsrail ile Hizbullah arasında bir anlaşmaya varılması zor görünüyor.

Tüm bu risklere rağmen İsrail'in Refah'a operasyon başlatma ihtimali halen yüksek. Ancak İsrail'in Refah'a operasyon tehdidini yalnızca İsrailli rehinelerin serbest bırakılması yönünde bir anlaşmaya varmak için kullanmak isteyebileceğine dair göstergeler de var. Diğer yandan ise Gazze'deki İsrail kuvvetlerinin sayısı şu an 7 Ekim'den bu yana en düşük seviyesinde. Bu, İsrail'in Filistin Şeridi'ndeki önceki genişleme operasyonlarıyla pek tutarlı değil.

Netanyahu ve diğer İsrailli yetkililer yaklaşan operasyon hakkında yüksek sesle konuşmayı ihmal etmiyorlar. Netanyahu, Refah'ın boşaltılması gerektiğini açıkladı. Bu söylem, bazı Filistinlilerin Refah'tan sürülmesine yol açtı, ancak ordu tarafından herhangi bir resmi tahliye emri yayınlanmadı.

Hamas'ın taleplerini İsrail'in tutumlarıyla uzlaştırmaya yönelik diplomatik girişimler başarısızlıkla sonuçlandı. Hamas, herhangi bir rehinenin serbest bırakılmasını düşmanlıkların sona ermesiyle ilişkilendiriyor. Bu, üstü kapalı bir şekilde Gazze'deki yönetiminin devamını gerektiriyor. İsrail ise bunu açıkça reddederek ‘hayali’ olduğunu söylüyor. Netanyahu, ilk heyetin Mısırlıların görüşlerini dinlemek için Kahire'ye gitmesi ardından Kahire'ye başka bir heyet göndermeyi reddetti. Bazıları bunun sadece siyasi bir hayatta kalma taktiği olduğunu, bunun işleri daha da karmaşık hale getirdiğini öne sürdü. Gazze'nin kontrolünü Hamas'a bırakacak herhangi bir çözümün İsrail halkı için savunulamaz olduğu yönünde ortak görüş mevcut. Bu da müzakereler açısından ciddi bir çıkmaza işaret ediyor. Doldurulması gereken büyük bir boşluk var iken kaybedecek fazla vakit ise yok.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al-Majalla dergisinden çevrildi.



İran ordusu ABD üslerini tehdit ediyor: Tüm senaryolar için planlar hazır

ABD Donanması tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Boeing F/A-18E/F Super Hornet savaş uçağının 23 Ocak'ta USS Abraham Lincoln uçak gemisine inişi görülüyor. (AP)
ABD Donanması tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Boeing F/A-18E/F Super Hornet savaş uçağının 23 Ocak'ta USS Abraham Lincoln uçak gemisine inişi görülüyor. (AP)
TT

İran ordusu ABD üslerini tehdit ediyor: Tüm senaryolar için planlar hazır

ABD Donanması tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Boeing F/A-18E/F Super Hornet savaş uçağının 23 Ocak'ta USS Abraham Lincoln uçak gemisine inişi görülüyor. (AP)
ABD Donanması tarafından yayınlanan bir fotoğrafta, Boeing F/A-18E/F Super Hornet savaş uçağının 23 Ocak'ta USS Abraham Lincoln uçak gemisine inişi görülüyor. (AP)

İran’daki düzenli ordu, olası bir ABD saldırısına ‘derhal’ karşılık verileceği tehdidinde bulunarak savaşa hazır olduğunu duyurdu. ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ise dün yaptığı açıklamada, ordunun İran konusunda başkanın alacağı ‘her türlü kararı uygulamaya hazır olacağını’ söyledi.

İran Ordu Sözcüsü Tuğgeneral Muhammed Ekreminiya, düşmanların yapacağı herhangi bir ‘yanlış hesaplamaya’ derhal karşılık verileceğini belirterek, silahlı kuvvetlerin son 12 gün savaşından ‘tereddüt etmenin ve düşmana zaman tanımanın artık bir seçenek olmadığı’ yönünde temel bir ders çıkardığını ifade etti.

Ekreminiya, İran’ın Ufuk televizyon kanalına yaptığı açıklamada, operasyonel planların önceden hazırlandığını ve ‘tüm olası senaryolara’ gecikmeksizin karşılık verilmesi yönünde talimatların verildiğini söyledi. Karşılık mekanizmasının netleştiğini ve devreye alındığını vurguladı.

Ekreminiya ayrıca, bölgeye yayılmış ABD üslerinin ‘yarı ağır silahlar, insansız hava araçları (İHA) ve füzeler’ kullanılarak ‘doğrudan hedef alma menzili içinde’ bulunduğunu belirterek, olası bir saldırının ‘sınırlı ya da kısa süreli olmayacağını’, aksine ‘Batı Asya’nın tamamını kapsayan geniş çaplı bir çatışmaya’ yol açabileceğini kaydetti.

ABD’nin olası bir saldırısının ‘Donald Trump’ın hayal ettiği şekilde’, yani hızlı bir operasyon yürütülüp saatler içinde sona erdiğinin ilan edilmesiyle gerçekleşmeyeceği uyarısında bulundu.

ABD uçak gemilerinin ‘dokunulmaz olmadığını’ söyleyen Ekreminiya, bu gemilerin hipersonik füzeler de dahil olmak üzere İran füzelerine karşı savunmasız olduğunu ifade etti ve ABD’nin deniz üstünlüğüne bel bağlamanın ‘misillemeye karşı bir güvence sağlamadığını’ dile getirdi.

Ekreminiya, ABD uçak gemilerinin ‘ciddi zayıf noktaları’ bulunduğunu, Körfez bölgesindeki çok sayıda ABD üssünün de ‘İran’ın orta menzilli füzelerinin erişim alanı içinde’ yer aldığını sözlerine ekledi.

Ekreminiya, ‘uluslararası ilişkilerde diplomatın rolü sona erdiğinde askerin rolünün başladığını’ vurgulayarak, karşı karşıya kalınan mücadelenin araçlarının ‘diplomasi, askerî güç ve yumuşak savaş’ unsurlarını birlikte içerdiğini söyledi. İran Silahlı Kuvvetleri’nin ‘ülkeyi savunmak ve caydırıcılığı güçlendirmek için en üst düzeyde hazırlık içinde olduğunu’ ifade etti.

İran’daki düzenli ordunun envanteri, paralel yapı olan Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) silahlarıyla kıyaslandığında eski kabul ediliyor. Buna rağmen, nükleer program nedeniyle Batı ile artan gerilimler ışığında, ordu birlikleri son dönemde bazı yeni silahları envanterine almaya başladı.

Ekreminiya’nın açıklamalarının ardından konuşan İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif, “Bugün savaşa hazır olmamız gerekiyor… İran İslam Cumhuriyeti asla savaş başlatmaz, ancak kendisine dayatılırsa güçlü biçimde kendini savunur” ifadelerini kullandı.

Şarku’l Avsat’ın İranlı Öğrenciler Haber Ajansı’ndan (ISNA) aktardığına göre Arif, İran’ın ABD ile müzakereye ‘hazır’ olduğunu, ancak ‘bu kez garantilere ihtiyaç duyulduğunu’ söyledi; ayrıntı vermedi.

Aynı bağlamda İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Emir Hatemi, herhangi bir işgal ya da saldırıya ‘ezici bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Devlet televizyonu ise Hatemi’nin talimatıyla yerli üretim ‘bin İHA’nın’ muharip birliklere dahil edildiğini bildirdi.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, İran’daki protestoların bastırılması gerekçesiyle yeni bir saldırı düzenlenmesi ihtimalini dışlamadı. Washington’ın bölgede, USS Abraham Lincoln uçak gemisinin öncülük ettiği bir deniz filosu başta olmak üzere ek askeri güç konuşlandırdığı belirtildi. Trump, nükleer dosyada askerî müdahaleden kaçınılması için Tahran’a tanınan sürenin ‘tükenmek üzere olduğu’ uyarısında bulundu.

Hegseth dün yaptığı açıklamada, ordunun İran konusunda başkanın alacağı ‘her türlü kararı uygulamaya hazır olacağını’ söyledi. Washington’ın Tahran’ın nükleer kapasite edinmesine ‘izin vermeyeceğini’ vurgulayan Hegseth, Trump’ın seçenekleri değerlendirdiğini, ancak henüz nihai bir karar vermediğini belirtti.

ABD’nin olası askerî müdahale ihtimali, halihazırda kırılgan olan Ortadoğu’da istikrarsızlığın daha da derinleşebileceği endişesiyle bölge ülkeleri, Birleşmiş Milletler (BM) ve önde gelen uluslararası başkentlerde kaygı yaratıyor. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres dün, İran’la -özellikle nükleer dosya konusunda- diyalog çağrısı yaparak, aksi halde bölge için ‘yıkıcı sonuçlar’ doğurabilecek bir kriz yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Rusya Devlet Başkanlığı da İran dosyasıyla ilgili verimli müzakerelere ulaşma ihtimalinin ‘henüz tükenmediğini’ belirterek, tüm tarafları itidale ve güç kullanımından kaçınmaya davet etti. Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas ise ‘bölgenin yeni bir savaşa ihtiyacı olmadığını’ vurguladı.


Sudan, dünyadaki en büyük yerinden edilme sayısını kaydetti

Batı ve güney Sudan'da, Kuzey Darfur ve Güney Kordofan'da kıtlık yayılıyor (AP)
Batı ve güney Sudan'da, Kuzey Darfur ve Güney Kordofan'da kıtlık yayılıyor (AP)
TT

Sudan, dünyadaki en büyük yerinden edilme sayısını kaydetti

Batı ve güney Sudan'da, Kuzey Darfur ve Güney Kordofan'da kıtlık yayılıyor (AP)
Batı ve güney Sudan'da, Kuzey Darfur ve Güney Kordofan'da kıtlık yayılıyor (AP)

UNICEF'in Ortadoğu ve Kuzey Afrika şubesi dün yaptığı açıklamada, Sudan'ın dünyadaki en büyük iç göç dalgasına sahne olduğunu ve 18 eyalette yaklaşık 9,5 milyon insanın yerinden edildiğini belirtti.

Örgüt açıklamasında, yaklaşık üç yıl önce başlayan ordu ve Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) arasındaki çatışmanın yol açtığı savaş, salgın hastalıklar ve kıtlık nedeniyle çocukların insani bir felaketten muzdarip olduğunu vurguladı.

Birleşmiş Milletler'e göre Nisan 2023'te başlayan çatışma, ülke içinde ve dışında 12,5 milyondan fazla insanı yerinden etti; bunların 4 milyonu komşu ülkelere sınır geçmek zorunda kaldı. UNICEF, Sudan'daki duruma çözüm bulmak için daha fazla medya desteğine ve fonlamaya ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

Öte yandan, AB'nin dış politika şefi Kaja Kallas dün, AB'nin HDK ve ordunun unsurlarını hedef alan yeni yaptırımları onayladığını duyurdu. Kallas, "Bu önlemler tek başına savaşı sona erdirmeyecek, ancak sorumlular için maliyeti artıracaktır" ifadelerini kullandı.


Trump: İran’a karşı askeri müdahaleye gerek kalmamasını umuyoruz

Trump, eşi Melania hakkındaki bir belgeselin gösterimi sırasında konuşuyor (AP)
Trump, eşi Melania hakkındaki bir belgeselin gösterimi sırasında konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran’a karşı askeri müdahaleye gerek kalmamasını umuyoruz

Trump, eşi Melania hakkındaki bir belgeselin gösterimi sırasında konuşuyor (AP)
Trump, eşi Melania hakkındaki bir belgeselin gösterimi sırasında konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, eşi Melania adına çekilen belgeselin gala gösterimi sırasında gazetecilere yaptığı açıklamada, İran’a yönelik askerî bir müdahaleye gerek kalmamasını umduğunu belirtti. Trump, “İlk başkanlık dönemimde orduyu yeniden inşa ettim. Şimdi ise İran denen bir yere doğru ilerleyen bir (savaş gemileri) grubumuz var. Umarım onları kullanmak zorunda kalmayız” dedi.

Tahran’la olası müzakerelere ilişkin bir soruya da yanıt veren Trump, “Bunu daha önce yaptım ve yine yapmayı planlıyorum. Evet, şu anda İran’a doğru seyreden çok büyük ve çok güçlü gemilerimiz var. Onları kullanmak zorunda kalmamak harika olurdu” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İran ordusu Sözcüsü Tuğgeneral Muhammed Ekremi Niya, “kesin ve derhal” karşılık verileceğini söyleyerek, olası bir ABD saldırısının “Trump’ın hayal ettiği gibi hızlı bir operasyon yapılıp saatler içinde bittiğinin ilan edilmesi şeklinde olmayacağını” dile getirdi.

Ekremi Niya, ABD uçak gemilerinin “ciddi zayıf noktaları” bulunduğunu savunarak, Körfez bölgesindeki çok sayıda ABD üssünün “İran’ın orta menzilli füzelerinin menzili içinde” olduğunu vurguladı.

Gerilimi düşürme çabaları kapsamında Türkiye, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’yi cuma günü ağırlayacak. Ankara, komşusu İran ile müttefiki ABD arasında arabuluculuk rolü üstlenmeye hazır olduğunu açıklamıştı.

Aynı çerçevede Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile telefon görüşmesi yaparak “gerilimi düşürme ve istikrarı tesis etmeye yönelik çabaları” ele aldı.

Buna karşın taraflar uyarı dozunu artırmayı sürdürdü. İran Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif, “Bugün savaşa hazır olmamız gerekiyor. İran İslam Cumhuriyeti asla savaş başlatmaz; ancak kendisine dayatılırsa güçlü bir şekilde savunur” dedi.

İran Öğrenci Haber Ajansı (İSNA), Arif’in İran’ın aynı zamanda ABD ile müzakereye “hazır” olduğunu, ancak “bu kez garantilere ihtiyaç duyulduğunu” söylediğini aktardı. Arif bu garantilerin içeriğine ilişkin ayrıntı vermedi.

İran Genelkurmay Başkanı Tümgeneral Emir Hatemi de “her türlü saldırı ve işgale karşı ezici bir karşılık” tehdidinde bulundu. Devlet televizyonu, Hatemi’nin talimatıyla yerli üretim “bin stratejik insansız hava aracının” muharip birliklere katıldığını bildirdi.

Trump ise protestoların bastırılması gerekçesiyle yeni bir saldırı olasılığını dışlamazken, Washington’un bölgede askerî yığınak yaptığı, başını “Abraham Lincoln” uçak gemisinin çektiği bir deniz filosunu konuşlandırdığı belirtildi. ABD Başkanı, Tahran’ı nükleer dosyada askerî müdahaleden kaçınmak için zamanın daraldığı konusunda da uyardı.

“Yıkıcı sonuçlar”

Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili, Bakan Hakan Fidan’ın Arakçi ile yapacağı görüşmede Ankara’nın “mevcut gerilimlerin diyalog yoluyla çözümüne katkı sunmaya hazır olduğunu” vurgulayacağını söyledi. Aynı yetkiliye göre Fidan, “Türkiye’nin İran’a karşı herhangi bir askerî müdahaleye karşı olduğunu, böyle bir adımın bölge ve dünya açısından taşıdığı riskleri” de dile getirecek.

ABD’nin olası bir askerî müdahalesi ihtimali, Ortadoğu ülkeleri, Birleşmiş Milletler ve önde gelen başkentlerde ciddi endişelere yol açıyor. Körfezli bir yetkili, AFP’ye yaptığı açıklamada, İran’a yönelik bir ABD saldırısına dair kaygıların “son derece açık” olduğunu belirterek, bunun “bölgeyi kaosa sürükleyeceğini, yalnızca bölgeyi değil ABD ekonomisini de olumsuz etkileyeceğini ve petrol ile doğal gaz fiyatlarında büyük bir artışa yol açacağını” söyledi.

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de perşembe günü, özellikle nükleer dosya konusunda İran’la diyaloğa çağrı yaparak, aksi takdirde “bölge için yıkıcı sonuçlar doğuracak” bir krizin yaşanabileceği uyarısında bulundu.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov ise İran dosyasında “verimli müzakereler yürütme imkânlarının henüz tükenmediğini” belirtti. Peskov, “Müzakere potansiyelinin tüketilmediği açıktır” diyerek tüm taraflara “itidal ve bu anlaşmazlığın çözümünde güç kullanmaktan kaçınma” çağrısı yaptı. “Güç kullanımı yalnızca bölgede kaosu körükler ve son derece ciddi sonuçlar doğurur” dedi.

AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas da “bölgenin yeni bir savaşa ihtiyacı olmadığını” vurguladı.

“Sorumsuz”

Bu gelişmelerin gölgesinde Avrupa Birliği dışişleri bakanları, perşembe günü İran Devrim Muhafızları’nı “terör örgütü” olarak sınıflandırma kararı aldı. Kararın, son protestolar sırasında yürütülen kanlı baskı kampanyasıyla bağlantılı olduğu belirtildi.

Kallas, X platformundaki paylaşımında, “Baskı karşılıksız kalamaz. AB dışişleri bakanları, İran Devrim Muhafızları’nı terör örgütü olarak sınıflandırarak belirleyici bir adım attı” dedi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de yine X üzerinden, “Halkının gösterilerini kan dökerek bastıran bir rejimi tanımlamak için ‘terörist’ ifadesi doğru bir tanımdır” değerlendirmesinde bulundu.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar kararı “önemli ve tarihi” diye nitelendirerek memnuniyetle karşılarken, Tahran’dan sert tepki geldi. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, kararı “büyük bir stratejik hata” olarak tanımladı ve Avrupa’yı “çatışmayı körüklemekle” suçladı.

İran Silahlı Kuvvetleri de kararı “mantıksız ve sorumsuz” olarak niteleyerek, bunun AB’nin İran’a yönelik “derin düşmanlığını” yansıttığını savundu. Açıklamada, Avrupa Birliği’nin bu “düşmanca ve kışkırtıcı kararın ağır sonuçlarına doğrudan katlanacağı” uyarısı yapıldı.

Avrupalılar ayrıca 21 kişi ve kurumu hedef alan yeni yaptırımlar üzerinde de uzlaştı. Yaptırımlar, AB’ye giriş yasağı ve birlik ülkelerindeki mal varlıklarının dondurulmasını kapsıyor. AB Resmî Gazetesi’nde yayımlanan listeye göre İçişleri Bakanı İskender Mümini ile Başsavcı Muhammed Mevhedi Azad da yaptırım kapsamına alındı. Toplamda 15 yetkili ve 6 kuruluşun mal varlıkları dondurulurken, vize yasağı getirildi.

İnsan hakları örgütleri, Aralık ayı sonlarında yaşam koşullarının kötüleşmesiyle başlayan ve kısa sürede rejim karşıtı sloganların atıldığı protestolarda, çoğu gösterici olmak üzere binlerce kişinin güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünü belgeliyor. ABD merkezli İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), 5 bin 856’sı gösterici ve 100’ü çocuk olmak üzere 6 bin 479 kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Ajans, 17 bin 91 olası ölüm vakasını daha araştırdığını ve en az 42 bin 324 kişinin gözaltına alındığını aktardı.

Tahran’da ise bazı vatandaşlar karamsarlıklarını dile getiriyor. 29 yaşındaki bir garson, savaşın “kaçınılmaz hale geldiğini” düşündüğünü söylerken, başkentin kuzeyinden bir kadın, yaşam koşullarının “tarihinin en düşük seviyesine” indiğini ifade etti. İran makamlarının resmî verilerine göre ise olaylarda, çoğu güvenlik görevlisi ve sivil olmak üzere, “isyancılar” da dâhil 3 binden fazla kişi hayatını kaybetti.