Gazze’deki şiddet sahnelerinin bizim için ‘sıradanlaşmaması’ için ne yapmalıyız?

Gazze’deki şiddet sahnelerinin psikolojimize etkileri nelerdir?

Filistinliler, İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah mülteci kampına düzenlediği hava saldırılarında ölen yakınlarının cesetleri yanında ağlıyor (AFP)
Filistinliler, İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah mülteci kampına düzenlediği hava saldırılarında ölen yakınlarının cesetleri yanında ağlıyor (AFP)
TT

Gazze’deki şiddet sahnelerinin bizim için ‘sıradanlaşmaması’ için ne yapmalıyız?

Filistinliler, İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah mülteci kampına düzenlediği hava saldırılarında ölen yakınlarının cesetleri yanında ağlıyor (AFP)
Filistinliler, İsrail’in Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah mülteci kampına düzenlediği hava saldırılarında ölen yakınlarının cesetleri yanında ağlıyor (AFP)

İsrail’in Ekim ayında Gazze’de savaş başlatmasıyla birlikte televizyonlar ve sosyal medyada yer alan şiddet içerikli korkunç görüntüler pek çok kişiyi rahatsız etti.

Gazze Şeridi’nden gelen bu dehşet verici görüntüler tüm dünyanın gündemine oturdu.

Lübnan’da sosyal bilimler ve iletişim alanında üniversitede eğitim alan Jana, savaş nedeniyle yaşanan acı sahneleri görmemek için sosyal medya platformu X’i bir süre açmadığını söyledi.

Jana konuya ilişkin açıklamasını şöyle sürdürdü;

Telefonum suçluluk ve panik duygusunun bir aracı haline geldi. Savaşın başlamasından sonra, yıkımın ortasında ölen çocukları veya yerinden edilmiş Filistinlileri gösteren acı görüntülerin yayılması nedeniyle yaklaşık 20 gün boyunca X hesabımı açamadım. Tüm bu görüntülere dayanamadım ve hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimi hissettiğim için de görüntülerden uzak durmaya karar verdim.

Ancak yaklaşık bir ay sonra hızla X’e geri döndüğünü söyleyen Jana, açıklamasına şu ifadelerle devam etti;

Savaş uzadıkça, her yerde acı verici fotoğraf ve videolar görürken X’e geri dönmenin doğal olduğunu hissettim. Çünkü bu görüntüler kaçınılmaz ve beyin zamanla buna alışıyor. Maalesef çoğu kişi için de durum böyle sanırım.

Çaresizliğe alışmak

Şarku’l Avsat’a konuşan klinik psikoterapist Rita Maria Hawila, bu psikolojik süreci şu ifadelerle değerlendirdi;

Günlük hayatımızda defalarca gördüğümüz, karşılaştığımız tüm bu acı kareler ve sahneler, zamanla sıradanlaşıyor. Şiddet içerikli video oyunları karşısında saatlerce vakit geçiren çocukların öldürmeye ve yok etmeye alışmasının nedeni bu. Bu nedenle aile içi şiddete maruz kalan insanlar da buna uyum sağlıyor, onlar zor ve zulmü bir yaşam biçimi haline getiren sorunlar yaşıyor.

fdrvbefb
Filistinliler İsrail’in gece Refah mülteci kampına düzenlediği hava saldırısının ardından yıkılan binaları inceliyor (AFP)

Konuyu daha önce köpekler üzerinde yapılan bir araştırmadan bir örnekle açıklayan Hawila, şöyle devam etti;

 Birkaç köpek bir kafese yerleştirildi ve elektrik şoku verildi. İlk başta köpekler kafesten kaçmaya çalıştı. Ama bunu yapamadı. Bir süre tecrübe kazandıktan sonra köpeklere yine elektrik şoku verildi. Ancak deneyi yapanlar bu sefer kafesin kapısını açtılar ve ironik bir şekilde köpekler kaçmayı düşünmediler. Buradaki fikir alışkanlıkla ve öğrenilmiş çaresizlik duygusuyla alakalı.

Tüm canlılar gibi bizim de çevremize ve maruz kaldığımız koşullara uyum sağladığımızı ve bunun tehlikeli bir konu olduğunun altını çizen Hawila şunları söyledi;

Acıya ne kadar çok maruz kalırsak, ona karşı o kadar toleransımız olur. Beyin, çevresinde olup bitenlerin normal olduğuna ve bununla yaşanılması gerektiğine ikna olmasına yardımcı olan maddeler salgılar.

Hawila bundan yola çıkarak, şiddete ve çaresizliğe alışmamak için konuyu daha açık bir şekilde konuşmanın, özellikle sosyal medya aracılığıyla sık sık tartışmanın önemini vurguladı.

sdvdsvds
Bir Filistinli, ağır yaralı bir çocuğu Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah’taki bir hastaneye taşıyor (AFP)

Şiddet ve ölen insanlara dair sahnelere maruz kaldığımızda beynimize ne olur?

Şarku’l Avsat’a görüş bildiren bir diğer klinik psikoloji uzmanı Benin Britaa ise, durumu bilimsel ve fizyolojik açıdan şöyle açıkladı;

Beynimiz, vücuda tehlike sinyalleri göndermekten, duyguları ve anıları düzenlemekten sorumlu olan amigdala adı verilen bölgeyi içerir. Herhangi bir şoka maruz kaldığımızda tepki amigdalaya ulaşır ve beynimiz şuna komutu verir: Bununla yüzleş ya da yüzleşme veya düşünceleri dondur. Duygusal sistemimiz durumdan etkileniyor, bu nedenle vücudumuz bilinçdışı duygusal mekanizma adı verilen ve unutmayla doğrudan ilgili olan bir sürece başvuruyor. Beynimiz, örneğin uyum sağlamak, işi normal bir şekilde tamamlamak ve bir arada yaşamak için acı verici sahneleri unutmak zorunda olduğuna karar veriyor. Bu, acı verici düşünceleri bastırmak için beynin benimsediği bir savunma mekanizmasıdır.

dscsdv def
Han Yunus’un doğusunda İsrail uçakları tarafından yıkılan bir evin enkazı altından bir erkek çocuğunun cesedi çıkarıldı (AFP)

Psikoterapist ve öğrenme güçlükleri uzmanı Rania el-Bobo da, gerçeği değiştiremediğimiz bir dönemde acı verici sahnelere maruz kalmanın olumsuz etkileri olduğunu, kişinin sürekli ve tekrar tekrar korku, üzüntü ve kaygı hissetmesine neden olduğunu, bunun da konsantrasyon ve dikkat gibi bilişsel yetenekler üzerinde olumsuz etkiye yol açtığını söyledi.

Şarku’l Avsat’a konuşan psikoterapist değerlendirmesini şöyle sürdürdü;

Bu insanlar odaklanamayabilir ve dikkatleri dağılabilir, hatta günlük işlerini bile tamamlayamayabilirler. Şiddete defalarca tanık olan insanlar doğal olarak daha saldırgan hale gelebilir ve temelde strese girebilir. Bazıları sosyal ilişkilerden çekilerek ve depresyon durumuna girerek tepki gösterebilir. Bu, uykuyu etkiler, kötü rüyalara ve kabuslara yol açabilir.

Psikoterapist, bu sahnelere maruz kalan bazı kişilerin, duygularını kontrol etme yeteneklerinin diğerlerine göre daha zayıf olması nedeniyle panik atak ve sürekli kaygı yaşadıklarını, bunun normal olduğunu söyledi.

df dfevf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahya’da çocuklar gıda yardımı toplamak için çabalıyor (AFP)

Bobo, bazı insanların ‘duygusal donukluk’ olarak adlandırılan durumu, yani şiddete, öldürmeye ve yıkıma karşı tepkisizlik yaşadığını vurgulayarak, şu ifadelerle devam etti;

Özellikle zaman geçtikçe ve zihnimizin gördüğü acı verici görüntülerin çokluğuyla birlikte, bu durum önemli sayıda sosyal medya kullanıcısı tarafından da hissediliyor. Bu olumsuz bir şey, duygusal donukluk olarak bilinen şeye yol açıyor. Öyle ki trajediler meydana geldiğinde empati kuramıyoruz, etkileşim kurma ve gerçekliği değiştirme yeteneğimizi kaybediyoruz.

dsv dfvb
İsrail’ in düzenlediği saldırının ardından yaşanan yıkım (Reuters)

Peki gerçekten şiddete alışkın mıyız?

Şiddete alışmanın normal olmadığının altını çizen Bobo, “Gazze’deki sahnelerde olduğu gibi, gördüğümüz şeylerin sırf tekrar etmesi yüzünden alışmamız sağlıklı değil” dedi.

Psikoterapist, “Şiddetin hepimizin yaşadığı insan deneyiminin bir parçası olduğunu bilerek, olay pasif uyum sağlama kategorisine giriyor.  Ancak adaptasyonun insan deneyimi üzerinde acı etkileri vardır. Bu nedenle kişinin duygusal hissedebilmesi için daha korkunç veya tehlikeli bir şoka veya sahneye ihtiyacı vardır” ifadelerini kullandı.

devffedv
Han Yunus’un doğusunda İsrail’in hava saldırısında öldürülen çocuğunun cesedini taşıyan bir baba (AFP)

Bunun bir örneğini Lübnan gerçekliğinden ve İsrail sınırında yaşananlardan veren Bobo, şu ifadelerle değerlendirmesini sürdürdü;

İsrail’in Lübnan’ın güney sınırına ilk saldırısında öfkelendik ve olup bitenlere karşı gerginlik hissettik, ancak zamanla buna alıştık. Daha sonra bombardımanın yoğunluğu arttı ve Lübnan’ın iç kesimlerinde, başkente nispeten yakın olan kasabaları da etkiledi.  Bu da duyguları yeniden alevlendirdi. Ancak yakında buna da uyum sağlayabiliriz.

Kendimizi şiddete alışmaktan nasıl koruruz?

Şiddet ve savaş sahnelerine alışmanın kabul edilemez olduğunun altını çizen Bobo, insanlara konuyu daha fazla konuşmalarını, cesetlerin ve ölümlerin sıradan rakamlar haline gelmemesinin önemini vurgulamalarını tavsiye etti.

Psikoterapist, şu ifadelerle açıklamasını noktaladı;

Şiddete alışmanın yalnızca daha tehlikeli şiddet doğurduğu, izlemekten kaçınmanın krizin sonu anlamına gelmediği konusunda farkındalık yaratmaya çalışmalıyız.



ABD'lilerin çoğu, güzel günlerin mazide kaldığı görüşünde

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

ABD'lilerin çoğu, güzel günlerin mazide kaldığı görüşünde

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Amerika 250. yıldönümüne yaklaşırken yayımlanan ankete göre, Amerikalıların çoğu ülkenin en parlak yıllarının geride kaldığına inanıyor.

Pew Araştırma Merkezi'nin cuma günü yayımlanan anketine göre Amerikalıların yaklaşık yüzde 59'u ülkenin en iyi yıllarını çoktan yaşadığını söylerken, yüzde 40'ı bu yılların henüz gelmediğine inanıyor. Ankete göre Demokratların yaklaşık yüzde 64'ü ülkenin en iyi yıllarının geride kaldığını söylerken, Cumhuriyetçilerin yüzde 53'ü aynı görüşü paylaşıyor.

Pew Araştırma Merkezi, aynı soruyu 2014'te eski Başkan Barack Obama'nın görevde olduğu ve Demokratların Senato'da çoğunluğa sahip olduğu dönemde de Amerikalılara sormuştu. O ankete göre Cumhuriyetçilerin yüzde 64'ü ve Demokratların yüzde 35'i ülkenin en iyi yıllarının geride kaldığına inanıyordu.

Grubun son anketi ayrıca Amerikalıların yüzde 44'ünün ülkenin 50 yıl sonra nasıl olacağı konusunda karamsar, yüzde 28'inin iyimser ve yüzde 27'sinin ise iki yönde de belirgin bir eğilim göstermediğini ortaya koydu. Demokratların yüzde 50'si, Cumhuriyetçilerinse yüzde 39'u karamsar olduğunu bildirdi.

Pew Sosyal Eğilimler Araştırma Direktörü Kim Parker, Courthouse News'a verilerin Amerikalıların son 10 yılda daha karamsar hissetmeye başladığını gösterdiğini söyledi.

"Bunun daha olumsuz bir bakış açısına doğru önemli bir kayma olduğunu söyleyebilirim" diye ekledi.

3 bin 560 ABD'li yetişkinle yapılan anket, ülkenin 4 Temmuz'daki 250. yıldönümünden önce, aralık ayında gerçekleştirildi.

ABD'de karamsarlık artarken ülke, son aylarda göç sayılarında düşüş yaşıyor. 2025'te onlarca yıldır ilk kez ABD'den ayrılanların sayısı, ülkeye taşınanların sayısını aştı. Brookings, ABD'nin net göçünün geçen yıl eksi 295 binle eksi 10 bin arasında olduğunu tahmin ediyor ve 2026'nın da benzer bir trend izlemesi bekleniyor.

Global Citizen Solutions danışmanlık firmasına göre bu eğilimi tetikleyen bir dizi faktör var; bunlar arasında alım gücü ve siyasi sorunlarla ilgili kaygılar bulunuyor.

Firma, yakın tarihli bir raporunda şunları yazdı:

Siyasi kutuplaşma, ekonomik kaygı, vergi politikası ve pandemi sonrası bir yere ait olmanın ne anlama geldiğine dair görüşün değişmesi, tarihsel olarak dikkat çekici bir şeye yol açtı: Bilfiil ikinci vatandaşlık, yurt dışı ikametgah ve koşullar hızlı bir geçiş gerektirdiğinde B planı arayan Amerikalı vatandaşların artan bir şekilde dışa doğru akışı.

Independent Türkçe


Şi Jinping: Partiyi yeniden uyandıran ve Çin'i yeniden konumlandıran Kızıl Prens

Fotoğraf: Bill McConkey
Fotoğraf: Bill McConkey
TT

Şi Jinping: Partiyi yeniden uyandıran ve Çin'i yeniden konumlandıran Kızıl Prens

Fotoğraf: Bill McConkey
Fotoğraf: Bill McConkey

Şerbil Berakat

Şi Jinping, Ekim 2022'de Partinin 20. Kongresi'nin açılışında, selefi Hu Jintao Halkın Büyük Salonu’ndan çıkarılmadan önce güvenlik görevlileriyle tartıştığı sırada, sertlik ve kayıtsızlığın bir karışımını sergilemeye çalışarak sakin bir şekilde oturuyordu.

Büyük kırmızı bayraklarla dolu salon o kadar sessizdi ki, gazetecilerin kameralarının sesleri camdan bir sessizlik tabakasını kırıyor gibiydi.

Sahnedeki her şey titizlikle planlanmıştı ve son derece sembolikti. Şi'nin Mao Zedong'dan bu yana parti genel sekreteri olarak üçüncü kez seçilen ilk lider olarak konumunu sağlamlaştıracak olan Kongre, parti ve yürütme genel sekreterlerinin kolektif liderlik dönemini resmen sona erdirecekti.

Ancak kongrenin kendisi çok önemli değil, sadece sembolik bir olaydı. Şi, daha önce iki başkanlık dönemi geçirmiş ve bu süre zarfında gücü kendi elinde toplamıştı. Yine Çin’e özel sosyalizm vizyonunu, parti anayasasına dahil edilerek ömür boyu başkanlık yapmasının önündeki anayasal engeli ortadan kaldırmıştı.

2007'de beklenmedik bir şekilde Hu Jintao'nun muhtemel halefi olarak duyurulduğunda, Şi karizmatik bir figür değildi. Aksine, birikmiş idari deneyime, yolsuzlukla mücadele edebilecek ve kurulu sistem içinde sonuçlar elde edebilecek pragmatik bir ekonomist olarak nispeten “temiz” bir adam ününe sahipti. Parti çevrelerinde, seçimi herhangi bir akımı rahatsız etmesi muhtemel olmayan, uzlaşmacı bir figür olarak görülüyordu. Ancak, hayatına ve yetiştirilme tarzına bakıldığında, bu deneyimlerin, partinin ve devletin karşı karşıya kalacağı zorluklara karşı koyma bağlamında, liderliğe yükselişi için sadece kademeli bir hazırlık olduğu anlaşılıyor.

Kızıl prens

Çin ve meseleleri ile ilgilenen çevrelerin dışında çok az kişi Şi Jinping'in, Çin Halk Cumhuriyeti'ni kuran ilk kuşak devrimcilerden oluşan “Kızıl Prensler” sınıfına mensup ilk parti genel sekreteri olduğunu bilir. Babası Şi Zhongxun, Devlet Konseyi Başkan Yardımcılığı, Devlet Konseyi Genel Sekreterliği ve Merkezi Propaganda Dairesi Başkanlığı gibi üst düzey görevlerde bulunmuştu. Ayrıca Büyük Bölünme öncesi ve sonrasında Sovyetler Birliği ve Kuzey Kore ile ilişkilerde hassas görevler üstlenmişti.

Şi 1953'te doğdu ve çocukluğunun bir kısmını, üst düzey liderliğin ikamet ettiği Yasak Şehir'in bitişiğindeki kapalı bir yerleşke olan Zhongnanhai'de geçirdi. Orada, yüksek rütbeli yetkililerin çocukları için kurulan ve daha çok elitler yetiştirmek için kapalı bir alan gibi görünen okullarda eğitim gördü.

Parti çevrelerinde o zamanlar seçimi herhangi bir akımı rahatsız etmesi muhtemel olmayan uzlaşmacı bir figür olarak görülüyordu

Büyük İleri Atılım'ın başarısız olmasının ardından ve daha sonra Kültür Devrimi'ne neden olacak artan huzursuzlukla birlikte kırılmalar yaşandı. Babası, Mao'yu eleştiren bir edebi eseri onaylamasıyla ilgili suçlamalar nedeniyle siyasi sürgüne gönderildi.

Kültür Devrimi'nin başlamasıyla aile dağıldı. Bazı kaynaklara göre, üvey kız kardeşi baskılara dayanamayarak intihar etti, komünist bir aktivist olan annesi Qi Xin ise alenen aşağılandı. Şi'nin kendisi de on beş yaşındayken, “Dağa çıkış ve kırsala dönüş” kampanyası kapsamında kırsal kesime gönderilen yaklaşık 18 milyon genç Çinli erkekten biri oldu.

Shaanxi eyaletinin Liangjiahe şehrinde, karşısında sıkışık, çamurlu bir dünya, dağlara oyulmuş Yaodong çamur mağaraları, zorlu tarım işleri, amansız sivrisinekler, yiyecek kıtlığı ve  tam anlamıyla bir örgün eğitim yokluğu buldu. Orada, köylüler ve alt sınıflarla duygusal bir bağ kurdu, Çin'i köklerinden tanıdı ve çektiği zorluklar, daha sonra liderliğinin belirleyici bir özelliği haline gelecek olan siyasi istikrar takıntısını ona aşıladı.

Çin değişiyor ve Şi'nin kaderi de değişiyor

Kırsal kesimde geçirdiği yedi yıl boyunca, Şi'nin partiye katılma başvurusu sekiz kez reddedildikten sonra nihayet kabul edildi ve partinin köydeki şubesinin sekreteri oldu. 1975'te “çamur mağaralarını” terk etti ve Pekin'e dönerek Tsinghua Üniversitesi'ne kaydoldu.

sdvffd
Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, ülkenin en yüksek karar alma organı olan Çin Komünist Partisi Politbüro Daimi Komitesi'nin yeni üyelerinin tanıtımı sırasında el sallıyor, 23 Ekim 2022 (AFP)

O zamanlar sadece Şi'nin kaderi değil, tüm Çin'in kaderi de değişiyordu. Mao 1976'da öldü ve iki yıl sonra Deng Şiaoping fiili lider oldu; bu da “reform ve dışa açılma” politikası ile Şi Jinping'in iktidarın kalbine muzaffer dönüşünün önünü açtı.

1980'lere gelindiğinde, Şi Zhongshan, Çin'in kapitalist dünyaya açılan kapısı olan Guangdong eyaletinde en yüksek siyasi makamı üstlenmiş ve Shenzhen ve Zhuhai'deki serbest ekonomik bölgeler deneyimini denetlemişti. Şi burada, piyasanın bir düşman değil bir araç olduğu ve siyasi kontrol koşulu ile özel sektörle ortaklığın kaçınılmaz olduğu fikrini miras aldı.

Kıtlık ve yolsuzluk riskini yönetmek

1979'da mezun olduktan sonra Şi, babasının “en yakın silah arkadaşı” olarak tanımladığı yüksek rütbeli savunma yetkilisi Geng Biao'nun ofisinde yardımcı olarak göreve başladı. Orada, parti ve ordu içinde önemli bir ilişki ağı geliştirdi.

1982'de, siyasi kariyeri iki önemli deneyimle gerçekten başladı. İlk deneyimi, sınırlı kaynaklar ve acil ihtiyaçlarla kısıtlanmış karmaşık bir günlük yönetim ile karşılaştığı yoksul tarım eyaleti Hebei'deydi. Orada, yönetimin boş sloganlarla değil, günlük ayrıntıları yönetme yeteneğiyle ölçüldüğünü pratik bir şekilde anladı.

İkinci deneyimini ise 1985'te Fujian'da yaşadı. Burada görüntü büyük ölçüde değişmişti; sınır ötesi ticaret, Tayvan yatırımları, kaçakçılık ve bürokrasi, iş adamları ve güvenlik aygıtıyla iç içe geçmiş çıkar grupları ağları vardı. Orada “temiz adam” olarak tanındı ve piyasaların devletten daha hızlı hareket ettiği yükselen Çin'in yüzüyle doğrudan temas kurdu.

O zamandan itibaren, yolsuzluğun bireysel bir suç değil, devlet içinde partinin otoritesini tehdit eden paralel güç merkezleri yaratabilen bir sistem olduğuna dair inancı pekişti.

Bundan sonra, Şi, Zhejiang eyaleti ve akabinde Çin'in finans başkenti Şanghay şehrinin yönetimini üstlendi. Burada 2007'de güçlü eski başkan Jiang Zemin'e yakın ve bağlantılı kişilerin karıştığı bir yolsuzluk skandalının sonuçlarını kontrol altına almak ve disiplini yeniden sağlamak için çalıştı. Aynı yıl, Şi, rejimin en yüksek güç organı olan Politbüro Daimi Komitesi'ne katıldı ve 2008'de başkan yardımcısı oldu. Bir dizi atama, 2012'deki bir sonraki Parti Kongresi'nde parti ve ülke liderliğini üstlenmesinin yolunu açtı.

Yolsuzluğun bireysel bir suç değil, devlet içinde partinin otoritesini tehdit eden paralel güç merkezleri yaratabilen bir sistem olduğuna dair inancı pekişti

 Yolsuzlukla mücadele ve askeri reform

Deng Şiaoping'den beri genel sekreterler için yolsuzlukla mücadele kampanyaları başlatmak bir gelenekti, ancak bunlar genellikle ilk coşku dalgasından sonra sekteye uğruyordu. Ancak Şi'nin kampanyası ciddiydi ve en üst düzey yetkililerden yani “kaplanlardan” en düşük rütbeli çalışana kadar herkesi hedef aldı.

Yolsuzlukla mücadele geçmişine rağmen, genel sekreter olarak yeni kampanyası, çeşitli kaynaklarda farklı şekillerde anlatılan bir anlatıyla ilişkilendirildi. Hikaye, genel sekreter seçilmesinden bir ay önce, tam olarak 4 Eylül 2012'de başlıyor. Şi, dönemin ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile planlanmış bir görüşme de dahil olmak üzere tüm toplantılarını aniden iptal etti ve ancak 15 gün sonra ortaya çıktı.

Onun ortadan kaybolması bir dizi söylenti ve analize yol açtı. Bir anlatıma göre, parti içinde başkanlığa atanması görüşmeleri sırasında Şi, yolsuzlukla mücadele için kıdemli parti liderlerinden herhangi bir kısıtlama olmaksızın tüm grupları kapsayan tam bir yetki talep etmiş ve talebinin reddedilmesi halinde inzivaya çekilmekle tehdit etmişti.

Sonuç olarak, 2012'den 2026'nın başlarına kadar 7,2 milyondan fazla kişinin soruşturulduğu, cezalandırıldığı veya disiplin cezası aldığı Şi'nin yolsuzlukla mücadele kampanyası, yolsuzluk seviyelerini düşürmede başarılı oldu. Ancak her şeyin olumsuz sonuçları vardır ve Şi’nin kampanyası da kadroları korkutarak, inisiyatif almaktan ve yenilik yapmaktan caydırdı.

dsvfdv
Şi Jinping, Pekin'deki Halkın Büyük Salonu'nda düzenlenen Çin Engelliler Federasyonu 8. Ulusal Kongresi'ne katılımı sırasında Komünist Parti üyelerini selamlıyor, 18 Eylül 2023 (EPA)

Batı medyasının gücü kendi elinde toplamaya yönelik bir tasfiye olarak nitelendirdiği Şi'nin orduyu reforme etme ve modernize etme kampanyasına gelince, uzun süredir devam eden bir tartışmayla bağlantılı. Komünistler her zaman orduya şüphe ve ihtiyatla bakmışlardır. Mao Zedong'un bu konudaki ünlü sözü şöyledir: “Komünist Parti silahı yönetir ve silahın partiyi yönetmesine asla izin verilmez.” Ancak siviller ve ordu arasındaki ilişkiye dair tartışma iç çevrelerle sınırlı kalmadı. Şeffaflık başlığı altında Washington, sivil otoritenin ordu üzerindeki kontrolü konusunda sürekli olarak şüpheler uyandırmaya çalıştı. Eski başkan Hu Jintao ile dönemin ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld arasında Pekin'de yapılan bir görüşmeyle ilgili ABD'nin sızdırdığı bilgilerden sonra, bu durum Pekin için sıkıntılı bir hal almıştı. Anlatılanlara göre, Rumsfeld, ziyaretin arifesinde Hu Jintao'ya askeri uçak denemeleriyle ilgili haberleri sormuştu. Görünüşe göre Hu Jintao, gerekli güvenilir bilgilere sahip olmadığından bu konuyu ne yalanlayabilmiş ne de açıklığa kavuşturabilmişti. Şi Jinping'in kampanyasına dönecek olursak, iki amacı vardı; birincisi, gizlilik perdesi altında faaliyet gösteren ordu içindeki geniş çaplı yolsuzluğa son vermek. İkincisi ise Şi'nin asla Hu Jintao'nunkine benzer bir duruma düşmemesini, yani askeri kararların generaller tarafından değil, yalnızca kendisi tarafından alınmasını sağlamak.

Batı medyasının gücü kendi elinde toplamaya yönelik bir tasfiye olarak nitelendirdiği Şi'nin orduyu reforme etme ve modernize etme kampanyası, uzun süredir devam eden bir tartışmayla bağlantılı. Komünistler her zaman orduya şüphe ve ihtiyatla bakmışlardır

Partiyi eski ihtişamına kavuşturmak

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Şi'nin genel sekreter olarak hemen yerine getirmeye çalıştığı bir diğer görev de partiyi siyasi ve ideolojik bir aygıt olarak yeniden canlandırmaktı. Şi'nin misyonu iki farklı kaynaktan besleniyordu. Birincisi, Şi, Sovyetler Birliği'nin çöküşünün daha az tartışılan nedenlerinden birinin “Sovyetler Birliği Komünist Partisi'nin tarihini unutması” olduğuna inanıyordu. Stalin döneminin keskin bir şekilde eleştirilmesi, kurucu anlatıdan kopmaya neden olmuş, geçmiş ile bugün arasındaki sembolik bağı zayıflatmış ve ideolojik meşruiyette bir boşluk yaratmıştı.

dvfd
Çin Devlet Başkanı Şi Jinping, Çin'in güneyindeki Makao'da Halk Kurtuluş Ordusu'nun bir birliğini denetliyor. 20 Aralık 2024 (Xinhua)

İkinci kaynak ise Şi'nin kendisinin sıkı bir komünist olmasıdır. Babası zulüm görmüş, baskıya maruz kalmış ve işkence görmüş, ailesi dağılmış olmasına rağmen, partiye sadık kalmış ve onun dışında hayatının bir anlamı olmadığına inanmıştı. Bu nedenle, partiyi temel değerlerine geri döndürmek Şi için kişisel ve ailevi bir misyon, siyaset ve kaderin iç içe geçtiği, ömür boyu sürecek ve partinin nihayetinde bir kurumdan daha fazlasına dönüşeceği, varoluşun anlamı haline geleceği bir yola derin bir bağlılıktı.

Şi yönetiminde Çin zirveye ulaştı. Ekonomik rakamlar ortada. Teknolojik başarıları hem rakipler hem de müttefikler tarafından itiraf ediliyor. Bu durum, Çin'in dış politikasını yöneten stratejik ihtiyat ve uygun anı beklerken gücü gizleme doktrinlerinin yeniden değerlendirilmesini gerektiriyordu ve Şi için o an geldi. Olaylar da onun lehine. Putin Rusyası'nın savaşlarından Trump ABD'sinin stratejik yönünü kaybetmesine kadar, Çin, planları, yönlendirmeleri ve ilkeleriyle birbiri ardınca hedeflerini gerçekleştirdi.

Kuşak ve Yol Girişimi'nden BRICS grubunun genişlemesi ve Şanghay İşbirliği Örgütü'nün güçlendirilmesine kadar Şi Jinping ile Çin, daha belirgin bir küresel etki ağı çizdi. Ancak çarpıcı bir paradoksla, dış dünyaya açık bir şekilde uzatılan ele karşılık içeride kapalı bir yumruk var. Şi, Zhongnanhai saraylarından Shaanxi'nin çamur mağaralarına düşüş dersini unutmuyor. Sovyetler Birliği'nin çöküşü, renkli devrimler ve Arap Baharı ayaklanmaları, güvenlik kaygılarını körükledi. Sincan ve Tibet'ten Hong Kong'a kadar, siyasi istikrar onun gündemindeki tek madde, diğer her şey ise ondan sonra geliyor.

Sosyal ağlar ve dijital akışlar çağında çatışma araçlarının çoğalması ve dünyanın kaynaklar için bir yarışa girmesiyle birlikte, güvenlikleştirme mantığı ekonomiye, dijitalleşmeye, eğitime, enerjiye ve ulaşıma kadar uzandı. Sonuç olarak, istikrarı sadece bir yönetim işlevi değil, kapsamlı bir hayatta kalma koşulu olarak yeniden tanımlayan bir devlette, hayatın neredeyse her yönü artık ulusal güvenlik merceğinden değerlendiriliyor. Bazıları Şi Jinping'in iktidara yükselişini, hem trajik hem de zafer dolu deneyimlerle zengin bir tarihe sahip olan Çin Komünist Partisi'nin kendi gidişatının bir yansıması olarak yorumluyor. Ancak daha geniş bir perspektiften bakıldığında, bu biyografinin ayrıntıları, Çin'in merkeziyetçi bir imparatorluktan bir yüzyıllık aşağılanma, işgal ve yoksulluğa düşüşüne, ardından acı, gözyaşı, ter ve kanla dolu amansız bir yürüyüşle nihai zafere doğru ilerlemesine dayanan modern tarihinin, neredeyse iki yüzyıllık dönüşüm ve gerilemelerinin yoğunlaştırılmış bir versiyonu gibi görünüyor.


ABD'den İran'a müzakereler için 5 şart

Tahran’dan bir kare (Reuters)
Tahran’dan bir kare (Reuters)
TT

ABD'den İran'a müzakereler için 5 şart

Tahran’dan bir kare (Reuters)
Tahran’dan bir kare (Reuters)

İran Devrim Muhafızları’na bağlı Fars Haber Ajansı, Washington’un olası İran-ABD müzakereleri çerçevesinde Tahran’ın önerilerine yanıt olarak 5 temel şart belirlediğini bildirdi.

Habere göre Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen ve savaşın sona erdirilmesini hedefleyen müzakereler, geçen hafta tarafların karşılıklı önerileri reddetmesiyle durma noktasına geldi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cuma günü yaptığı açıklamada, Tahran’ın Washington’dan ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin müzakerelere devam etmeye hazır olduğuna dair mesajlar aldığını söyledi.

Pakistan İçişleri Bakanı’nın, tıkanan görüşmeleri kolaylaştırmak amacıyla Cumartesi günü Tahran’a gittiği ve ziyaretin İran basını tarafından doğrulandığı aktarıldı.

Şarku’l Avsat’ın Fars Ajansı’ndan aktardığı habere göre ABD’nin şartları arasında şunlar yer alıyor:

  • ABD’nin herhangi bir tazminat veya zarar ödememesi,
  • İran’a ait 400 kilogram uranyumun ABD’ye teslim edilmesi,
  • İran’da yalnızca tek bir nükleer tesisin faal kalması,
  • Dondurulmuş İran varlıklarının yalnızca yüzde 25’inin serbest bırakılması,
  • Ateşkesin tüm cephelerde müzakerelerle ilişkilendirilmesi.

Haberde, İran bu şartları yerine getirse dahi ABD ve İsrail’den gelen saldırı tehdidinin süreceği değerlendirmesine de yer verildi. Ayrıca Washington’un teklifinin, savaş sırasında elde edilemeyen hedefleri diplomasi yoluyla elde etmeyi amaçladığı öne sürüldü.

Buna karşılık İran’ın, herhangi bir müzakere için “güven artırıcı 5 adım” şart koştuğu belirtildi. Bu adımlar arasında:

  • Tüm cephelerde savaşın sona ermesi, özellikle Lübnan’da,
  • İran’a yönelik yaptırımların kaldırılması,
  • Dondurulmuş İran fonlarının serbest bırakılması,
  • Savaş zararlarının tazmin edilmesi,
  • Hürmüz Boğazı üzerindeki İran egemenliğinin tanınması bulunuyor.

İran, ABD-İsrail saldırılarına yanıt olarak Hürmüz Boğazı’nı fiilen çoğu deniz trafiğine kapattı. Bu durumun küresel enerji tedarikinde ciddi bir sarsıntıya yol açtığı ifade edildi.

ABD’nin geçen ay İran’a yönelik saldırılarını durdurduğu, ancak İran limanlarına yönelik bir abluka başlattığı belirtildi. Tahran ise abluka sona ermeden boğazı açmayacağını açıkladı. ABD Başkanı Trump’ın, bir anlaşma sağlanmaması halinde yeniden saldırı tehdidinde bulunduğu aktarıldı.

Ayrıca Arakçi, Hindistan’ın Yeni Delhi kentinde düzenlenen BRICS toplantısı sırasında yaptığı basın açıklamasında, ABD’nin müzakere teklifine dair farklı mesajlar aldıklarını söyledi. Trump’ın sosyal medya açıklamalarının “birkaç gün önceki durumu yansıttığını” belirten Arakçi, daha sonra ABD’den yeniden diyalog isteği geldiğini ifade etti.

Buna rağmen Arakçi, Washington’un ciddiyetine ilişkin şüphelerini dile getirerek, “ABD’nin ciddi ve adil bir anlaşmaya hazır olduğuna emin olduğumuz anda müzakerelere döneriz” dedi.

Devrim Muhafızları’nın eski Genel Komutanı Muhammed Ali Caferi de Çarşamba günü yaptığı açıklamada, İran’ın ABD ile ön şartlar ve güven artırıcı adımlar olmadan müzakereye girmeyeceğini söyledi. Bu şartlar arasında savaşın tüm cephelerde sona ermesi, yaptırımların kaldırılması, dondurulmuş fonların serbest bırakılması, savaş tazminatı ve İran’ın Hürmüz Boğazı üzerindeki egemenliğinin tanınması yer aldı.

Salı günü ise İran Meclis Başkanı ve baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, ABD’ye sert bir uyarıda bulunarak, İran’ın önerisindeki 14 maddelik planı kabul etmesi gerektiğini, aksi halde “başarısızlıkla karşılaşacağını” söyledi. Kalibaf, X platformunda yaptığı paylaşımda, “İran halkının haklarını kabul etmekten başka alternatif yoktur. Aksi her yaklaşım tamamen sonuçsuz kalacaktır” ifadelerini kullandı.