Uluslararası Adalet Divanı’ndaki “İsrail’in Filistin topraklarını işgali” davası yeterli ilgiyi görmedi

Dava yarım asırlık bir gecikmeden sonra açıldı

Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nın genel merkezi önünde Filistin bayrağı dalgalandıran göstericiler, 26 Ocak 2024 (Reuters)
Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nın genel merkezi önünde Filistin bayrağı dalgalandıran göstericiler, 26 Ocak 2024 (Reuters)
TT

Uluslararası Adalet Divanı’ndaki “İsrail’in Filistin topraklarını işgali” davası yeterli ilgiyi görmedi

Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nın genel merkezi önünde Filistin bayrağı dalgalandıran göstericiler, 26 Ocak 2024 (Reuters)
Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nın genel merkezi önünde Filistin bayrağı dalgalandıran göstericiler, 26 Ocak 2024 (Reuters)

Bryn Haworth

Ortadoğu’daki olaylar bu hafta da uluslararası haberlere yön vermeye devam ediyor. Öyle ki İngiltere'de manşetlerden düşmüyor. Söz konusu haberler arasında, Beytüllahimli Lutherci bir papaz olan Rahip Dr. Munzir İshak’ın Londra'yı ziyareti ve İngiltere Kilisesi Ruhani Lideri ve Canterbury Başpiskoposu Justin Welby'nin Rahip İshak’ı kabul etmeyi reddetmesiyle ilgili tartışmalar yer aldı. Rahip İshak, Canterbury Başpiskoposu Welby'nin bu tutumunu, ‘İngiliz din adamları arasında yaygınlaşan temkinli tutumların bir başka örneği’ olarak niteledi.

Öte yandan İngiltere Veliaht Prensi William, İngiliz Kraliyet ailesinin siyasi meselelere nadiren müdahale etme ilkesini açıkça ihlal ederek Gazze'deki şiddetin sona ermesini umduğunu söyledi. Bu açıklama, eleştirilerini genellikle küçük kardeşi Harry'ye yönelten Kraliyet ailesinin sadık destekçilerinin tepkisine neden oldu.

Birleşik Krallık Parlamentosu'nun üst kanadı Acam Kamarası’nın dünkü oturumda Gazze’de ateşkesi görüşmesi planlanmıştı, ancak bazı milletvekillerinin oturumun düzenlenme şeklini protesto etmek için salonu terk etmesiyle prosedürler tam bir maskaralığa dönüştü. Her zaman kavgaları yatıştırması gereken, fakat bu kez eski partisi İşçi Partisi'nin çıkarları doğrultusunda hareket etmiş görünen Avam Kamarası Başkanı Sir Lindsay Hoyle, bu fırtınanın muhtemelen en büyük kurbanı olacak gibi görünüyor. Hoyle ayrıca, böylesine ciddi bir meseleyle ilgili oturumun raydan çıkmasının ardından İngiliz siyasi sınıfının imajını düzeltecek hiçbir adım atmadı.

Diğer taraftan Lahey, Güney Afrika’nın ‘İsrail’in soykırım suçu işlediği’ iddiasıyla açtığı davayla ilgili son duruşmanın ardından Uluslararası Adalet Divanı'nı (AUD) yeniden gündeme taşıdı. İsrail'in Filistin topraklarının bir kısmı üzerindeki işgalinin yasa dışı sayılıp sayılmayacağına karar verilecek duruşmaya yaklaşık 52 ülkenin katılması bekleniyor. İlk bakışta, İsrail'in Batı Şeria'daki varlığının halihazırda yasa dışı olduğu söylendiğinden söz konusu kararla ilgili duruşmanın yapılması gereksiz görünebilir. Ancak burada sorun, İsrail güçlerinin geri çekilmesini öngören 1967 tarihli Birleşmiş Milletler (BM) kararında işgalin özellikle yasadışı olduğunun belirtilmemiş olmasından kaynaklanıyor. Bu yüzden AUD yargıçları, BM Genel Kurulu’nda 2022 yılında yapılan oylama sonrası meseleyi yeniden ele aldılar.

Ancak bu dava, soykırım suçu en büyük suç olduğundan muhtemelen Güney Afrika'nın İsrail’e karşı soykırım suçlamasıyla geçtiğimiz hafta açtığı dava kadar ilgi görmeyecek.

Nazi soykırımının ardından kurulan bir devlet olan İsrail'in aynı suçu başka bir halka karşı işlemekle suçlanması, karmaşık bir tarihsi ironi olarak karşımıza çıkıyor. Edward Said, geçmişte yaptığı bir değerlendirmede Filistinlilerin eski kurbanların kurbanları olduğu yönündeki trajik anlatıya dikkati çekmişti. İsrail’de iktidarda olan Likud Partisi'nin başından beri ‘Arapların’ ulaşmak istedikleri hedefleri küçümseyen bir tutuma sahip olduğu herkesçe biliniyor.

William Blake'in ‘korkutucu simetri’ (fearful symmetry) düşüncesi, Avrupa'daki Yahudilerin tarihte çektikleri acılarıyla Filistinlilerin şu an içinde bulundukları durum arasındaki benzerlikleri giderek daha açık hale getiriyor. Ancak her ne kadar tartışmalı da olsa artık bir gerçeklik olarak kabul edilen bu karşılaştırma, Güney Afrika'nın açtığı davada da gördüğümüz üzere ciddi tepkilere yol açabilir.

İsrail’in Filistin topraklarının bir kısmı üzerindeki işgalinin yasadışı kabul edilmesiyle ilgili davanın kapsamı daha sınırlı. Çünkü dava özellikle İsrail’in 1967 Arap-İsrail Savaşı sonrası işgal edilen Arap topraklarına odaklanıyor. Sonuç olarak dava ne dünyada ne de İsrail'de fazla ilgi görmedi, hatta neredeyse tamamen görmezden gelindi.

Haaretz gazetesi yazarı Gideon Levy, bir televizyon programında yaptığı değerlendirmede, İsrail medyasının davayı görmezden gelmeye çalıştığını söyledi. Levy, “İsrail hakkında olumsuz ya da hoş olmayan ne varsa bunları izleyicilerinden ve okuyucularından gizlenmesi konusunda İsrail medyasına her zaman güvenebilirsiniz. Hiçbir televizyon kanalı bu davayı yeterince önemli yahut ilginç bulmadı” yorumunda bulundu.

İsrailli siyasetçiler: Topraklar egemenliğe sahip bir Filistin devletinden değil, Mısır ve Ürdün'den alındığı için bu bilinen anlamda bir işgal değil.

Bu dava bir önceki kadar etkili olmasa da İsraillilerin bu konuda emsalsiz olduklarını umanlar olabilir. UAD’ın 15 yargıçtan oluşan heyetinin, İsrail'in Kutsal Kudüs Şehri'nin demografik yapısını, karakterini ve statüsünü değiştirme çabalarının yanı sıra ayrımcılar yasa ve prosedürlerle ‘işgal, yerleşim birimleri ve ilhak’ gibi uygulamalarının incelemesini istemek için yarım yüzyılı aşkın bir süre geciktiğine şüphe yok.

İsrailli siyasetçiler, söz konusu işgal altındaki toprakların savaş sırasında egemenliğe sahip bir Filistin devletinden değil, Mısır ve Ürdün'den alınması nedeniyle genel anlamda bunun bir işgal olmadığını savunuyorlar. En iyi yanıt bu iddiayla alay etmek olacaktır. Çünkü en nihayetinde asıl mesele Filistinlilerin egemenliklerinin ellerinden alınmış olması değil mi?

Lahey’deki duruşmalarda Güney Afrika adına konuşan Güney Afrika'nın Lahey Büyükelçisi Vusimuzi Madonsela, İsrail'in insan hakları ve uluslararası normların yaygın ihlalleri nedeniyle uzun süredir devam eden cezasızlık durumunun ele alınması gerektiği konusunda baskı yaparken İsrail’in bu tür eylemlerinin yoğunluğunun ve şiddetinin tırmanmasını eleştirdi.

Aynı duruşmalarda Guyana adına söz alan Avukat Edward Craven, işgalin doğası gereği geçici bir durum olduğunu, işgalcinin işgal ettiği bölge üzerinde hiçbir meşru iddiasının olmayacağını ve kalıcı değişiklikler yapmasının yasak olduğunu vurguladı. Craven, kalıcı işgali, uluslararası hukuk tarafından açıkça yasa dışı olarak tanımlanan bir tür askeri istila ya da ilhak olarak tanımladı.

sdvefrbt
Filistin Dışişleri Bakanı Riyad el-Maliki, Lahey'deki İsrail işgalinin hukuki sonuçlarıyla ilgili bir duruşmada, 19 Şubat 2024 (AFP)

Duruşmalarda Küba adına söz alan Dışişleri Bakan Yardımcısı Anayansi Rodriguez Camejo, duruşmalardan birinde yaptığı güçlü açıklamayla UAD’ın dikkatini Gazze'deki mevcut duruma çekti. Camejo, İsrail'in eylemlerini, ‘Filistin halkını kısmen ya da kendi kaderini tayin hakkından yoksun bir etnik ve dini grup olarak yok etmeye yönelik üstü kapalı niyetini maskeleyen apartheid rejimi eylemleri’ olarak tanımladı.

UAD’a geç kalmaması çağrısında bulunan Camejo, “Çünkü biz, UAD’ın, bütün bir halkın yok edilmesi ihtimali gerçeğe dönüşene kadar kararını ertelememesi gerektiğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Duruşmalarda Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) adına konuşan BAE’nin BM Daimi Temsilcisi Lana Nuseybe, çatışmanın dini boyutuna dikkat çekerek İsrail’in, Ürdün ve Vatikan ile yapılan anlaşmalar sayesinde tarihi statükoyu koruma ve Kudüs'teki kutsal mekanlara erişimi sağlama sözü verdiğini, ancak İsrail’in artık Kudüs’ün eşsiz kimliğini tehdit eden ve kültürel mirasını silen hamlelerinin derin bir rahatsızlığa yol açtığını vurguladı.

İngiliz ve Fransız vatandaşı olan avukat Philippe Sands: Kendi kaderini tayin hakkı, BM üyelerinin İsrail’in işgaline derhal son vermelerini gerektirir.

İsrail'i kutsal mekanlara erişimi engelleyerek söz konusu anlaşmalardaki yükümlülüklerini ihlal ettiği için eleştiren Nuseybe, Gazze'deki kötü koşullardan duyduğu üzüntüyü dile getirdi. ‘Gazze'de yaşanan acıların modern tarihte benzeri görülmemiş bir boyuta ulaştığını’ vurgulayan Nuseybe, İsrail’in stratejisinin, ‘Filistinlilere karşı toplu cezalandırma’ anlamına geldiği uyarısında bulundu.

Batılı ülkelerden isimler ve Fransa'nın Gazze’de yaşananlarla ilgili tutumunu eleştiriler de benzer bir açık sözlülüğe sahipti. İngiliz ve Fransız vatandaşı olan avukat Philippe Sands, “Kendi kaderini tayin hakkı, BM üyelerinin İsrail’in işgaline derhal son vermelerini gerektirir” dedi. Bununla birlikte İsrail'in hiç vakit kaybedilmeden cezalandırılması gerektiğini vurgulayan Sands, “Destek yok, yardım yok, katılım yok, zorlayıcı prosedürlere katkı yok, mali ya da askeri yardım yok, ticaret yok, hiç ama hiçbir şey yok” şeklinde konuştu.

Öte yandan duruşmada dile getirilen tüm görüşlerde İsrail eleştirilmiyordu. Macaristan temsilcisi Attila Hidegh, İsrail’i eleştiren eğilime aykırı bir çıkışla UAD’ın müdahalesinin kasıtsız olarak gerilimi artırabileceği konusunda uyardı. UAD yargıçlarının eylemlerinin ‘çatışmayı şiddetlendirebileceğini’ öne süren Hidegh, “Devam eden bilgi savaşında UAD’dan istifade etmek, mevcut anlaşmazlıkları derinleştirebilir ve modern tarihin en tehlikeli çatışmalarını şiddetlendirebilir” değerlendirmesinde bulundu.

ABD ve Fiji de UAD’ın İsrail’in Filistin topraklarının bir kısmı üzerindeki işgalini yasa dışı ilan etmesi önerisine karşı çıktı. ABD Dışişleri Bakanlığı Hukuk Danışmanı Richard Visek, mahkemeye sunulan gerekçenin taraflı olduğunu ve sadece İsrail'in işgaldeki rolüne odaklandığını söyledi. Visek, bunun yerine, son on yılda iki devletli çözüme desteğindeki kararlılığını teyit eden BMGK’nın kararlarına odaklanılması gerektiğini belirten Visek, “İsrail'in, yerleşimcileri işgal altındaki Filistin topraklarına göndererek Dördüncü Cenevre Sözleşmesi'ni ihlal ettiği yönündeki iddialar, UAD tarafından değil, BMGK tarafından ele alınmalı” diye konuştu.

Ülkelerin tutumları arasında farklılıklar olacağını duruşmaların başlamasından çok önce tahmin etmek hiç zor değildi. Bu da bu prosedürün formaliteden ibaret olacağını teyit ediyor.

Bir yandan siyasi manevralar diğer yandan karmaşık hukuki tartışmalar devam ederken, Filistin’in BM Daimi Temsilcisi Riyad Mansur'dan son derece dokunaklı bir çağrı geldi. Mansur, duruşma sırasında yaptığı konuşmada, Filistin topraklarının 1920 yılında Milletler Cemiyeti’nin manda sistemi yönetimi formülüyle İngiliz manda yönetimi dönemindeki sınırlarına göre önemli ölçüde küçüldüğünü çarpıcı bir şekilde göstermek için beş harita kullandı.

Filistin’in BM Daimi Temsilcisi Mansur: Netanyahu'nun haritasında Filistin yok, yalnızca İsrail var.

Mansur’un kullandığı haritalar, BM’nin 1947 yılında önerdiği, ancak başarısız olan Filistin Paylaşım Planı’ndan ve İsrail'in kurulduğu 1948’deki çatışmadan sonra Batı Şeria ve Gazze Şeridi'nin bölgesel sınırlarında gerçekleşen değişiklikleri önüne seriyordu. Bu değişikliklerin, Filistin topraklarının bahsi geçen tarihlerden 2020 yılı itibarıyla Filistin Yönetimi’nin kontrolü altındaki çeşitli bölgelere ve İsrail'in onlarca yıl inşa etmeye devam ettiği yerleşim birimlerinin genişlemesinden ciddi şekilde etkilenen bölgelere dağılması şeklinde gerçekleştiği görüldü.

dev
UAD yargıçları, 26 Ocak 2024 (AFP)

Mansur’un konuşmasında son olarak geçtiğimiz eylül ayında BM Genel Kurulu'nda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun tüm Filistin topraklarının silindiği ve ‘yeni’ Ortadoğu olarak adlandırdığı bölgenin haritasını tuttuğu fotoğrafına yer verdi.

Filistin’in BM Daimi Temsilcisi, sözlerini şöyle sürdürdü:

Bu haritada Filistin diye bir yer yok. Sadece Ürdün Nehri'nden Akdeniz'e kadar tüm toprakları kapsayan bir İsrail var. Bu harita, İsrail'in Filistin'deki uzun ve devam eden işgalinin izlediği gerçek hedefi gösteriyor. Hedef; Filistin'in haritadan tamamen silinmesi ve Filistin halkının yok edilmesidir. Filistinliler, hem sömürgeciliğin hem de apartheid rejiminin acılarını çektiler. Acısını çektiğimiz sömürgeciliğe ve apartheid rejimine kızmak yerine Filistin'in haritadan tamamen silinmesinin ve Filistin halkının yok edilmesinin hedeflendiğini söylememize kızanlar var.

İsrail'in nereye varmak istediğini anlamak için büyük Netanyahu'nun Savaş Kabinesi’nin üyelerinin yaptığı açıklamalara bakmak yeterli olacaktır. Zira, sadece bir tampon bölge oluşturmanın çok ötesine geçen tutkuları ve Filistinlilerin tamamen yerlerinden edilmesi yönünde üstü kapalı hedefleri olduğu anlaşılıyor.

The Guardian gazetesi, Refah'ta Mısır sınırına yakın bir kapalı bölgenin inşa edildiğine dair detayların olduğu uydu görüntüleriyle desteklediği haberinde, Refah'ta kamp kuran ve büyük sıkıntılar çeken bir milyondan fazla insanın, Gazze Şeridi’nde gidecek başka yeri olmadığından, uydu görüntülerinin sahte olduğunu öne sürmenin ‘kasıtlı bir saflık’ olacağını vurguladı.

Gazze'nin çektiği acılar her geçen dakika daha da derinleşiyor. Canterbury Başpiskoposu tarafından kabul edilmeyen Beytüllahimli rahip bile umutsuzluğunun üstesinden gelmek için çabaladığını ve dua ettiğini itiraf ederken derme çatma çadırlarda yaşayan, soğuğa, açlığa, yerinden edilmeye ve sürekli bombardımana maruz kalan insanların gösterişli destek sözleri karşısındaki sabırsızlıkları mazur görülebilir. Zira bir noktadan sonra çektikleri acıların tarif edilemez büyüklüğünü anlatmakta kelimeler kifayetsiz kaldı.

Filistin’in BM Daimi Temsilcisi’nin de konuşmasında bu konuda zorlandığı çok açıktı. Özellikle Gazzeli çocuklara baktığında bir gelecek hayali kurmaya çalışırken sesi titreyen Mansur, birkaç saniyelik sancılı bir duraksamanın ardından, “İnsanlar rakamlar ibaret değildir” ifadelerini kullandı. Ardından kullandığı kelimeleri anlamak ise oldukça zorlaşmıştı.

Mansur’un bu derin bir üzüntüsüne tanık olmanın yarattığı duygusal etki, içinde küçük de olsa insanlık kırıntısı olan biri için dahi sempati uyandıracak kadar büyüktü. Mansur'un kesik kesik ifadeleri, Gazze halkının içinde bulunduğu kötü durumu, haklı öfkeyi haykırmak için çok iyi hazırlanmış ifadelerinden daha etkiliydi. Rahip İshak'ın modern çağda İsa'nın yıkıntılar arasında doğacağı vaazından bu yana duyulan ne varsa hepsinden daha fazla şok ediciydi.

Filistin’in yaşlı BM Daimi Temsilcisi, hıçkırıklarıyla kesilen konuşmasında dünyaya basit, ancak derin olan şu soruyu sordu:

“Artık bu acıların sona ermesinin zamanı gelmedi mi?”

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Guatemala: Mahkumlar 3 hapishanede 46 kişiyi rehin tutuyor

Guatemala'daki üç hapishanede isyanlar patlak verirken, Renovación hapishanesindeki mahkumlar gözetleme kulesinde toplandı (Reuters)
Guatemala'daki üç hapishanede isyanlar patlak verirken, Renovación hapishanesindeki mahkumlar gözetleme kulesinde toplandı (Reuters)
TT

Guatemala: Mahkumlar 3 hapishanede 46 kişiyi rehin tutuyor

Guatemala'daki üç hapishanede isyanlar patlak verirken, Renovación hapishanesindeki mahkumlar gözetleme kulesinde toplandı (Reuters)
Guatemala'daki üç hapishanede isyanlar patlak verirken, Renovación hapishanesindeki mahkumlar gözetleme kulesinde toplandı (Reuters)

Guatemala yetkilileri dün, üç hapishanede mahkumların isyan çıkardığını ve aralarında bir psikiyatristin de bulunduğu, çoğunluğu gardiyanlardan oluşan en az 46 kişiyi rehin aldığını açıkladı.

 İçişleri Bakanı Marco Antonio Villeda düzenlediği basın toplantısında, rehineler arasında henüz herhangi bir ölüm veya yaralanma vakasının bildirilmediğini söyledi.

hıu
Guatemala İçişleri Bakanı Marco Antonio, isyanın ardından Guatemala şehrinde düzenlediği basın toplantısında (EPA)

Ayrıca, mahkumların üç hapishanede isyan çıkardığını ve Barrio 18 çetesinin liderinin daha iyi koşullar ve özel muamele için başka bir tesise nakil istediği için isyanları organize ettiğini iddia etti.

"Hiçbir terörist grupla anlaşma yapmayacağım, bu şantaja boyun eğmeyeceğim ve faaliyetlerini durdurmaları karşılığında onlara hiçbir ayrıcalık vermeyeceğim" ifadelerini kullandı.

hghug
İsyanın çıkmasının ardından bir mahkum, gardiyanlardan birine ait kelepçeyi gösteriyor (Reuters)

Guatemala hapishanelerinde gardiyanların rehin alınması ilk kez yaşanmasa da mevcut rehine sayısı önceki vakalara göre önemli ölçüde yüksek.

Bakanlık, askeri personel de dahil olmak üzere güvenlik güçlerinin çevredeki alanların kontrolünü tamamen ele geçirdiğini ve bölgede düzeni sağlamak ve güvenliği temin etmek için çalıştığını belirtti.


Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
TT

Çin ordusu, Tayvan Boğazı'ndan geçen iki ABD gemisini "izliyor"

Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)
Panama'da bir ABD Donanması savaş gemisi (Arşiv- AFP)

Çin ordusu bugün resmi WeChat hesabından yaptığı açıklamada, ABD'ye ait güdümlü füze destroyeri USS Finn ve okyanus araştırma gemisi USS Mary Sears'ın 16 ve 17 Ocak tarihlerinde Tayvan Boğazı'ndan geçişini izlediğini belirtti.

Çin Halk Kurtuluş Ordusu Doğu Harekat Komutanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, ordunun "ulusal egemenliği ve güvenliği kararlılıkla savunmak için her zaman yüksek alarmda" olduğunu ifade etti.

ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) ise Çin ordusunun açıklamasına henüz yorum yapmadı.


Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
TT

Mısırlı ve yedi çocuk annesi... Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham hakkında ne biliyoruz?

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)
Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, ExCel London'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (Reuters)

Son aylarda Laila Cunningham’ın adı, Birleşik Krallık siyasetinin en karmaşık ve hassas yarışlarından biri olarak görülen Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde öne çıkan isimler arasında yer aldı.

Birleşik Krallık’taki Reform UK Partisi’nin lideri Nigel Farage, Laila Cunningham’ın 2028 yılında başkentte yapılacak Londra Belediye Başkanlığı seçimlerinde partisinin adayı olacağını açıkladı.

Mısır kökenli

Eski bir savcı olan Cunningham, 1960’lı yıllarda Birleşik Krallık’a göç eden Mısırlı bir anne ve babanın çocuğu olarak dünyaya geldi. Cunningham ile Farage, 7 Ocak Çarşamba günü düzenlenen bir basın toplantısında birlikte kamuoyunun karşısına çıktı. Toplantıda, üzerinde ‘Londra reform istiyor’ ifadelerinin yer aldığı pankartlar dikkat çekti.

Basın toplantısında konuşan Farage, Cunningham’ın, mayıs ayında yapılacak ve bir sonraki genel seçimler öncesinde ‘en önemli seçim sınavı’ olarak nitelenen seçimlerde, partinin Londra’daki kampanyasının merkezindeki isim olacağını söyledi.

Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, parti lideri Nigel Farage ile Southwark'taki Glaziers Hall'da düzenlenen basın toplantısında (DPA)

Cunningham, 2022 yılında Muhafazakâr Parti’den Westminster Belediye Meclisi üyeliğine seçildikten sonra, yedi çocuk annesi olarak geçen yıl haziran ayında Reform UK Partisi’ne katıldı. Cunningham, bu adımını ‘vergileri düşürmek, sınırları kontrol altına almak ve Birleşik Krallık’ın çıkarlarını her şeyin önüne koymak’ amacıyla attığını açıkladı.

Orta sınıf bir sosyal çevreden gelen Laila Cunningham, Güney Londra’da büyüdü. Konut sorunu, hayat pahalılığı ve kamu hizmetlerine ilişkin meselelerin, erken dönem siyasi bilincinin şekillenmesinde etkili olduğunu ifade ediyor.

Cunningham, sosyal bilimler ve kentsel siyaset alanında eğitim aldı. Siyasete girmeden önce, sosyal konut ve kentsel yoksullukla mücadele eden sivil toplum kuruluşlarında uzun yıllar görev yaptı.

Eski savcı... Basketbolu çok seviyor

Cunningham, başkente duyduğu sevgiden söz ederken, Londra Gençlik Oyunları’nda basketbol oynayarak ‘takım ruhunun önemini’ öğrendiğini söyledi. Birleşik Krallık merkezli Independent’a konuşan Cunningham, “Burada kıdemli bir savcı oldum, yedi çocuğumu burada büyütüyorum ve bunlar bu göreve talip olmam için makul nedenler” ifadelerini kullandı.

Cunningham, Reform UK Partisi’ne katıldığını açıkladığı sırada yaptığı bir dizi siyasi içerikli açıklamanın ardından, geçtiğimiz yıl haziran ayında savcılıktaki görevinden ayrılmıştı. Savcı olarak yürüttüğü görevin, tarafsızlığı zedeleyebilecek her türlü siyasi faaliyeti sınırlayan sıkı kurallara tabi olduğu, bunun da kamu görevlileri için geçerli düzenlemelerle uyumlu olduğu belirtildi.

Cunningham’ın açıklamalarının The Standard gazetesinde yayımlanmasının ardından Başsavcılık, istifasının sunulduğunu ve kabul edildiğini duyurdu. Cunningham daha sonra yaptığı açıklamada, bir toplantıya çağrıldığını ve kamu hizmeti etik kurallarını ihlal etmiş olabileceğinin kendisine bildirildiğini söyledi.

Londra için güvenlik planı

Reform UK Partisi’nin Londra Belediye Başkan Adayı Cunningham, kampanyasında suçla mücadeleye odaklanacağını belirtti. Bu kapsamda, İşçi Partisi’nden eski Londra Belediye Başkanı Sir Sadık Han’ın bu alandaki sicilini eleştirdi ve Londralılara ‘farklı bir mesaj’ sunduğunu söyledi. Cunningham, “Şehir için yeni bir lider olacak ve suça karşı kapsamlı bir mücadele başlatacağım” ifadesini kullandı.

 Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)Reform UK Partisi'nin Londra Belediye Başkan Adayı Laila Cunningham, Londra'da düzenlenen seçim mitinginde konuşma yapıyor. (EPA)

Cunningham, “Londra Metropolitan Polisi için bıçaklı saldırılar, uyuşturucu suçları, hırsızlık, mağaza hırsızlığı ve tecavüzle mücadeleye odaklanan net ve üst düzey öncelikler belirleyeceğim” dedi. Ayrıca polise, ‘Londra’daki tecavüz çetelerini hedef alma, takip etme ve yargı önüne çıkarma’ talimatı vereceğini açıkladı.

Suç oranlarının nasıl düşürüleceğine ilişkin bir soruya yanıt veren Cunningham, Suçla Mücadele Planı’nı yeniden şekillendireceğini ve Metropolitan Polisi için ‘ağır suçlarla mücadeleye yönelik yeni talimatlar’ yayımlayacağını söyledi.

Tartışmalı ifadeler

Londra Belediye Başkanlığı’na aday olan Cunningham, peçe ve burkaya ilişkin açıklamalarının hakaret içeren ve kışkırtıcı bulunduğu bir tartışmanın da odağına yerleşti. Cunningham’ın, burka giyen kadınların durdurulup aramaya tabi tutulması çağrısı yapması, çok kültürlü bir toplumda inanç özgürlüğü ve siyasi söylemin sınırları konusunda geniş bir tartışma başlattı.

The Standard gazetesinin podcastine konuşan Cunningham, “Londra’nın bazı bölgelerine gittiğinizde, gerçekten Müslüman bir şehirdeymişsiniz gibi hissedebilirsiniz. Tabelalar farklı dillerde yazılmış, pazarlarda burka satılıyor” ifadelerini kullandı. Cunningham, ‘tek bir sivil kültüre’ ihtiyaç olduğunu savunarak, bunun da ‘Britanyalı olmak’ anlamına geldiğini söyledi.

Birleşik Krallık Müslüman Kadınlar Ağı’nın (Muslim Women’s Network UK – MWNUK) İcra Kurulu Başkanı Shaista Gohir, Cunningham’ın açıklamalarını ‘tehlikeli’ ve ‘ırkçıları kışkırtıcı’ olarak nitelendirdi. Gohir, bu söylemlerin, aralarında peçe takan küçük bir azınlığın da bulunduğu Müslüman kadınların daha fazla dışlanmasına yol açacağını belirtti. Cunningham’ın geçmişine rağmen Müslümanlara ‘buraya ait olmadıkları’ mesajını verdiğini savunan Gohir, bu tür açıklamaların Müslümanlara yönelik kötü muameleyi teşvik ettiğini ve yanlış bilgileri okuyanlar üzerinde olumsuz etki yarattığını ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın Guardian’dan aktardığına göre peçe konusu Reform UK Partisi içinde de hassas bir başlık olarak öne çıkıyor. Temmuz ayında partinin eski başkanı Zia Yusuf, parti Milletvekili Sarah Pochin’in burkanın yasaklanmasını öngören bir sorusunu ‘aptalca’ olarak nitelendirmiş ve bunun parti politikasını yansıtmadığını söylemişti. Yusuf’un cuma günü Cunningham’ın X platformundaki bir röportajını yeniden paylaşması ise partinin tutumuna ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi.