ABD, İsrail’in Kahire’de geçici ateşkes ve yeni müzakereler konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu

ABD’li bir yetkili, ‘Top artık Hamas’ın sahasında’ dedi

Filistinli bir genç, İsrail’in dün Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Balah’a yönelik saldırılarında yıkılan bir caminin yanında duruyor (AFP)
Filistinli bir genç, İsrail’in dün Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Balah’a yönelik saldırılarında yıkılan bir caminin yanında duruyor (AFP)
TT

ABD, İsrail’in Kahire’de geçici ateşkes ve yeni müzakereler konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu

Filistinli bir genç, İsrail’in dün Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Balah’a yönelik saldırılarında yıkılan bir caminin yanında duruyor (AFP)
Filistinli bir genç, İsrail’in dün Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Balah’a yönelik saldırılarında yıkılan bir caminin yanında duruyor (AFP)

ABD dün, İsrail’in Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı yürüttüğü savaşta ateşkes şartlarını prensipte kabul ettiğini, Hamas temsilcilerinin ise öneri üzerinde görüşmek üzere Kahire’ye gitmelerinin beklendiğini duyurdu.

Arabulucular, yaklaşık 5 aydır devam eden, kıtlık tehdidi altındaki Gazze Şeridi’nin yok olmasına yol açan savaşta, Ramazan ayından önce ateşkes sağlanması için çabalıyor.

İnsani koşullar kötüleşip, saldırılar tırmanırken, Gazze’deki Sağlık Bakanlığı son günlerde 10’dan fazla çocuğun yetersiz beslenme nedeniyle öldüğünü açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Washington’da isminin gizli kalmasını isteyen ABD’li bir yetkili, “İsrailliler prensipte anlaşmanın şartlarını kabul etti. Top artık Hamas’ın sahasında” dedi.

İsrail, henüz ateşkes planını kabul ettiğini resmi olarak doğrulamadı.

Hamas’a yakın bir kaynak ise, hareketten bir heyetin Katar’dan Mısır’a gittiğini bildirdi.

Kaynak, “Heyet, arabulucuların İsrailli müzakereciler ile geçen ay sonunda Paris’te yaptığı görüşmeler sonucunda ortaya çıkan teklife ilişkin hareketin resmi yanıtını sunacak” dedi.

Tüm tarafların katılımıyla

AlQaheraNews’de yer alan habere göre, üst düzey bir kaynak, ateşkes görüşmelerinin tüm tarafların katılımıyla yarın Kahire’de devam edeceğini söyledi.

Müttefiki İsrail’e milyarlarca dolarlık askeri yardım sağlayan ABD, dün erken saatlerde Gazze’ye havadan yardım atmaya başladığını duyurdu.

Başkan Joe Biden, bu yardımdan bir gün önce Gazze’deki vahim insani krizi hafifletmek için ‘daha fazlasının yapılması gerektiğini’ söyledi.

Ancak isminin gizli kalmasını isteyen ABD’li bir yetkili dün yaptığı açıklamada, hava yoluyla yapılan veya gelecekte deniz yoluyla yapılacak olası yardımların, kara yoluyla yapılan büyük ölçekteki yardımların yerini alamayacağını vurguladı.

sdcvedv
Washington’daki göstericiler yürüyüş sırasında Filistin bayrağını taşıyor (AFP)

Gazze, başta Mısır ile olan Refah Sınırı Kapısı olmak üzere kara sınırı boyunca yardım malzemelerinin ulaştırılmasında bir düşüşle karşı karşıya.

Yardım kuruluşları bunu İsrail’in kısıtlamalarına bağlıyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, Ürdün Kraliyet Hava Kuvvetleri ile ortak olarak gerçekleştirilen insani yardım operasyonunda, Gazze kıyı şeridine yaklaşık 38 bin öğünlük gıda içeren yardım bırakıldığı ifade edildi.

Pek çok Arap ve Avrupa ülkesi, Kasım ayından bu yana Gazze’ye havadan yardım bırakıyor, ancak Salı günkü operasyon ABD’nin katıldığı ilk operasyon oldu.

Yetersiz beslenme ve dehidrasyon

Bütün bunların ortasında, Gazze Sağlık Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, yüzü aşkın Filistinlinin yardım kamyonu konvoyundan yardım almaya çalışırken öldürülmesinden iki gün sonra, en az 13 çocuğun ‘yetersiz beslenme ve susuzluk’ nedeniyle öldüğünü duyurdu.

Söz konusu katliamla ilgili, Gazze Sağlık Bakanlığı, İsrail’in, Gazze’de gıda yardımı almak için bekleyen Filistinli sivillere ateş açtığını söyledi.

İsrail ordusu ise, sınırlı sayıda ateş edildiğini kabul etti, ancak kurbanların çoğunun izdiham sonucu ya da yardım tırlarının altında kalarak öldüğünü öne sürdü.

Gazze’deki Şifa Tıp Kompleksi’ni ziyaret eden Birleşmiş Milletler (BM) ekibi, trajedinin ardından hastaneye gelen hastalar arasında ‘çok sayıda’ kurşun yarası görüldüğünü bildirdi.

Gazze’deli Kemal Advan Hastanesi’nin Müdürü Hos Husam Ebu Safiye ise, hastaneye gelen tüm kurbanların İsrail ordusunun kurşunlarıyla vurulduğunu söyledi.

Tarafsız bir uluslararası soruşturma

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, “Bu trajik olayla ilgili olarak, olayların ve sorumlulukların net bir şekilde ortaya konmasını sağlayacak tarafsız bir uluslararası soruşturma yapılmasını talep ediyoruz” şeklinde bir açıklama yaptı.

Borrell, “İsrail askerlerinin gıda maddelerine ulaşmaya çalışan sivillere ateş açması haklı gösterilemez” diye ekledi.

Gazze Sağlık Bakanlığı, Perşembe günü yaşanan yardım bekleyen sivillere yönelik saldırıda ölü sayısının en az 118’e ulaştığını bildirdi.

Bakanlık Sözcüsü Eşref El Kudra yaptığı açıklamada, iki cesedin daha bulunmasının ardından İsrail işgal güçlerinin Perşembe sabahı Raşid Caddesi’nde gerçekleştirdiği katliamda, ölü sayısının 118’e, yaralıların da 760’a yükseldiği bilgisini verdi.

Kudra, “Onlarca yaralı halen tehlike altında ve bu durum, hayatlarını kurtaracak tıbbi imkanların bulunmaması nedeniyle her an ölü sayısını artırabilir” diye ekledi.

Uluslararası toplumdan yaygın kınama

Bu trajedi, uluslararası alanda yaygın bir kınamaya yol açtı.

Sağlık Bakanlığı’na göre bu ölümler, Gazze’deki savaşta şu ana kadar hayatını kaybedenlerin sayısını 30 bin 320’ye çıkardı.

İsrail’in resmi rakamlarına göre Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’in güneyine yönelik saldırısında çoğu sivil yaklaşık bin 160 kişi öldü.

Ayrıca saldırı sırasında 250 kişi rehin alındı. Bunlardan 31’inin öldüğü tahmin edilirken, bir kısmı da anlaşmalar çerçevesinde serbest bırakıldı.

İsrail’e göre şu anda Hamas’ın elinde 130 rehine bulunuyor.

Kıtlık neredeyse kaçınılmaz

BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) Sözcüsü Jens Laerke, Cuma günü yaptığı açıklamada, yeterli miktarda yardımın hızlandırılmaması halinde Gazze’de ‘kıtlığın neredeyse kaçınılmaz olduğunu’ söyledi.

drgve
Tel Aviv’de dün düzenlenen hükümet karşıtı gösteri (AFP)

Laerke, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) El Hilal Hastanesi yakınında meydana gelen saldırıda, çocukların da aralarında bulunduğu yaklaşık 50 kişinin yaralandığını da sözlerine ekledi.

İsrail ordusu, sağlık tesisi bölgesine ‘hassas bir saldırı’ gerçekleştirerek, İslami Cihad hareketi üyelerini hedef aldıklarını ve bölgedeki hastaneye herhangi bir zarar vermediklerini açıkladı.

AFP muhabiri, yaralıların Refah’taki başka bir hastaneye nakledildiğini bildirdi.

Görgü tanığı Bilal Ebu Khajla, “Birdenbire büyük bir patlama meydana geldiğinde BAE Hilal Hastanesi’nin eczanesinde oturuyorduk. Aniden başımızın üzerine cam ve taşlar düşmeye başladı. Çok sayıda ölü ve yaralanma oldu” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus ise, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Refah’ta yerinden edilmiş kişilerin barındığı çadırların hedef alınmasına ilişkin haberlerin ‘çirkin ve tarif edilemez’ olduğunu ifade etti.

Gerilimin artacağına dair korkular

Bölgesel olarak, Gazze savaşı diğer cephelerde gerilimin artacağına dair korkuları artırıyor.

Hizbullah dün sabah, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki bir aracı hedef alan saldırısı sonucu üç üyesinin öldüğünü duyurdu.

sdvdf
Washington’daki Gazze Yürüyüşü (AFP)

Yüzlerce gösterici dün Washington’da İsrail Büyükelçiliği önünde toplanarak ‘Özgür Filistin’ sloganları attı.

Göstericilerden bazıları, geçen hafta sonu ABD’deki İsrail Büyükelçiliği önünde kendini ateşe vererek hayatını kaybeden ABD’li asker Aaron Bushnell’in onuruna pankartlar taşıdı.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.