ABD, İsrail’in Kahire’de geçici ateşkes ve yeni müzakereler konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu

ABD’li bir yetkili, ‘Top artık Hamas’ın sahasında’ dedi

Filistinli bir genç, İsrail’in dün Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Balah’a yönelik saldırılarında yıkılan bir caminin yanında duruyor (AFP)
Filistinli bir genç, İsrail’in dün Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Balah’a yönelik saldırılarında yıkılan bir caminin yanında duruyor (AFP)
TT

ABD, İsrail’in Kahire’de geçici ateşkes ve yeni müzakereler konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu

Filistinli bir genç, İsrail’in dün Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Balah’a yönelik saldırılarında yıkılan bir caminin yanında duruyor (AFP)
Filistinli bir genç, İsrail’in dün Gazze'nin merkezindeki Deyr el-Balah’a yönelik saldırılarında yıkılan bir caminin yanında duruyor (AFP)

ABD dün, İsrail’in Gazze Şeridi’nde Hamas’a karşı yürüttüğü savaşta ateşkes şartlarını prensipte kabul ettiğini, Hamas temsilcilerinin ise öneri üzerinde görüşmek üzere Kahire’ye gitmelerinin beklendiğini duyurdu.

Arabulucular, yaklaşık 5 aydır devam eden, kıtlık tehdidi altındaki Gazze Şeridi’nin yok olmasına yol açan savaşta, Ramazan ayından önce ateşkes sağlanması için çabalıyor.

İnsani koşullar kötüleşip, saldırılar tırmanırken, Gazze’deki Sağlık Bakanlığı son günlerde 10’dan fazla çocuğun yetersiz beslenme nedeniyle öldüğünü açıkladı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Washington’da isminin gizli kalmasını isteyen ABD’li bir yetkili, “İsrailliler prensipte anlaşmanın şartlarını kabul etti. Top artık Hamas’ın sahasında” dedi.

İsrail, henüz ateşkes planını kabul ettiğini resmi olarak doğrulamadı.

Hamas’a yakın bir kaynak ise, hareketten bir heyetin Katar’dan Mısır’a gittiğini bildirdi.

Kaynak, “Heyet, arabulucuların İsrailli müzakereciler ile geçen ay sonunda Paris’te yaptığı görüşmeler sonucunda ortaya çıkan teklife ilişkin hareketin resmi yanıtını sunacak” dedi.

Tüm tarafların katılımıyla

AlQaheraNews’de yer alan habere göre, üst düzey bir kaynak, ateşkes görüşmelerinin tüm tarafların katılımıyla yarın Kahire’de devam edeceğini söyledi.

Müttefiki İsrail’e milyarlarca dolarlık askeri yardım sağlayan ABD, dün erken saatlerde Gazze’ye havadan yardım atmaya başladığını duyurdu.

Başkan Joe Biden, bu yardımdan bir gün önce Gazze’deki vahim insani krizi hafifletmek için ‘daha fazlasının yapılması gerektiğini’ söyledi.

Ancak isminin gizli kalmasını isteyen ABD’li bir yetkili dün yaptığı açıklamada, hava yoluyla yapılan veya gelecekte deniz yoluyla yapılacak olası yardımların, kara yoluyla yapılan büyük ölçekteki yardımların yerini alamayacağını vurguladı.

sdcvedv
Washington’daki göstericiler yürüyüş sırasında Filistin bayrağını taşıyor (AFP)

Gazze, başta Mısır ile olan Refah Sınırı Kapısı olmak üzere kara sınırı boyunca yardım malzemelerinin ulaştırılmasında bir düşüşle karşı karşıya.

Yardım kuruluşları bunu İsrail’in kısıtlamalarına bağlıyor.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan açıklamada, Ürdün Kraliyet Hava Kuvvetleri ile ortak olarak gerçekleştirilen insani yardım operasyonunda, Gazze kıyı şeridine yaklaşık 38 bin öğünlük gıda içeren yardım bırakıldığı ifade edildi.

Pek çok Arap ve Avrupa ülkesi, Kasım ayından bu yana Gazze’ye havadan yardım bırakıyor, ancak Salı günkü operasyon ABD’nin katıldığı ilk operasyon oldu.

Yetersiz beslenme ve dehidrasyon

Bütün bunların ortasında, Gazze Sağlık Bakanlığı tarafından dün yapılan açıklamada, yüzü aşkın Filistinlinin yardım kamyonu konvoyundan yardım almaya çalışırken öldürülmesinden iki gün sonra, en az 13 çocuğun ‘yetersiz beslenme ve susuzluk’ nedeniyle öldüğünü duyurdu.

Söz konusu katliamla ilgili, Gazze Sağlık Bakanlığı, İsrail’in, Gazze’de gıda yardımı almak için bekleyen Filistinli sivillere ateş açtığını söyledi.

İsrail ordusu ise, sınırlı sayıda ateş edildiğini kabul etti, ancak kurbanların çoğunun izdiham sonucu ya da yardım tırlarının altında kalarak öldüğünü öne sürdü.

Gazze’deki Şifa Tıp Kompleksi’ni ziyaret eden Birleşmiş Milletler (BM) ekibi, trajedinin ardından hastaneye gelen hastalar arasında ‘çok sayıda’ kurşun yarası görüldüğünü bildirdi.

Gazze’deli Kemal Advan Hastanesi’nin Müdürü Hos Husam Ebu Safiye ise, hastaneye gelen tüm kurbanların İsrail ordusunun kurşunlarıyla vurulduğunu söyledi.

Tarafsız bir uluslararası soruşturma

Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, “Bu trajik olayla ilgili olarak, olayların ve sorumlulukların net bir şekilde ortaya konmasını sağlayacak tarafsız bir uluslararası soruşturma yapılmasını talep ediyoruz” şeklinde bir açıklama yaptı.

Borrell, “İsrail askerlerinin gıda maddelerine ulaşmaya çalışan sivillere ateş açması haklı gösterilemez” diye ekledi.

Gazze Sağlık Bakanlığı, Perşembe günü yaşanan yardım bekleyen sivillere yönelik saldırıda ölü sayısının en az 118’e ulaştığını bildirdi.

Bakanlık Sözcüsü Eşref El Kudra yaptığı açıklamada, iki cesedin daha bulunmasının ardından İsrail işgal güçlerinin Perşembe sabahı Raşid Caddesi’nde gerçekleştirdiği katliamda, ölü sayısının 118’e, yaralıların da 760’a yükseldiği bilgisini verdi.

Kudra, “Onlarca yaralı halen tehlike altında ve bu durum, hayatlarını kurtaracak tıbbi imkanların bulunmaması nedeniyle her an ölü sayısını artırabilir” diye ekledi.

Uluslararası toplumdan yaygın kınama

Bu trajedi, uluslararası alanda yaygın bir kınamaya yol açtı.

Sağlık Bakanlığı’na göre bu ölümler, Gazze’deki savaşta şu ana kadar hayatını kaybedenlerin sayısını 30 bin 320’ye çıkardı.

İsrail’in resmi rakamlarına göre Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’in güneyine yönelik saldırısında çoğu sivil yaklaşık bin 160 kişi öldü.

Ayrıca saldırı sırasında 250 kişi rehin alındı. Bunlardan 31’inin öldüğü tahmin edilirken, bir kısmı da anlaşmalar çerçevesinde serbest bırakıldı.

İsrail’e göre şu anda Hamas’ın elinde 130 rehine bulunuyor.

Kıtlık neredeyse kaçınılmaz

BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) Sözcüsü Jens Laerke, Cuma günü yaptığı açıklamada, yeterli miktarda yardımın hızlandırılmaması halinde Gazze’de ‘kıtlığın neredeyse kaçınılmaz olduğunu’ söyledi.

drgve
Tel Aviv’de dün düzenlenen hükümet karşıtı gösteri (AFP)

Laerke, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) El Hilal Hastanesi yakınında meydana gelen saldırıda, çocukların da aralarında bulunduğu yaklaşık 50 kişinin yaralandığını da sözlerine ekledi.

İsrail ordusu, sağlık tesisi bölgesine ‘hassas bir saldırı’ gerçekleştirerek, İslami Cihad hareketi üyelerini hedef aldıklarını ve bölgedeki hastaneye herhangi bir zarar vermediklerini açıkladı.

AFP muhabiri, yaralıların Refah’taki başka bir hastaneye nakledildiğini bildirdi.

Görgü tanığı Bilal Ebu Khajla, “Birdenbire büyük bir patlama meydana geldiğinde BAE Hilal Hastanesi’nin eczanesinde oturuyorduk. Aniden başımızın üzerine cam ve taşlar düşmeye başladı. Çok sayıda ölü ve yaralanma oldu” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus ise, sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı açıklamada, Refah’ta yerinden edilmiş kişilerin barındığı çadırların hedef alınmasına ilişkin haberlerin ‘çirkin ve tarif edilemez’ olduğunu ifade etti.

Gerilimin artacağına dair korkular

Bölgesel olarak, Gazze savaşı diğer cephelerde gerilimin artacağına dair korkuları artırıyor.

Hizbullah dün sabah, İsrail’in Lübnan’ın güneyindeki bir aracı hedef alan saldırısı sonucu üç üyesinin öldüğünü duyurdu.

sdvdf
Washington’daki Gazze Yürüyüşü (AFP)

Yüzlerce gösterici dün Washington’da İsrail Büyükelçiliği önünde toplanarak ‘Özgür Filistin’ sloganları attı.

Göstericilerden bazıları, geçen hafta sonu ABD’deki İsrail Büyükelçiliği önünde kendini ateşe vererek hayatını kaybeden ABD’li asker Aaron Bushnell’in onuruna pankartlar taşıdı.



İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
TT

İran'ın kırılma noktası: İsrail'in yeni doktrini ve caydırıcı Trump faktörü

 Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)
Rejim karşıtı protestocular, Londra'nın merkezindeki İran Büyükelçiliği önünde düzenlenen mitingde, 1979 devriminden önce kullanılan aslan ve güneş amblemli İran bayrağını taşıyor, 9 Ocak 2026 (AFP)

Michael Horowitz

İran yeni bir protesto dalgasıyla boğuşurken, İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri kenardan izliyor. Kıvılcım, Tahran pazarındaki tüccarların yerel para biriminin çöküşüne karşı protestosuyla başladı ve ardından 26 ilde en az 220 noktaya yayıldı. Gösteriler 8 Ocak gecesi önemli ölçüde arttı.

Ancak bu anın önemi, yalnızca huzursuzluğun genişleyen kapsamından (İran geçmişte daha geniş ve daha dirençli ayaklanmalara tanık oldu) değil, aynı zamanda çevresindeki stratejik ortamdan da kaynaklanıyor. İran İslam Cumhuriyeti artık kökten farklı bir stratejik ortamın eşiğinde duruyor. “Direniş ekseni” olarak bilinen ileri savunma doktrini, büyük ölçüde etki denkleminden çıkarılmasına yol açan darbeler aldı. İran'ın hava savunması da İsrail ile 12 günlük savaş sırasında imha edildi. Bu endişelere ilave olarak, Trump geçen yıl İran nükleer tesislerini bombalayarak, İran ile doğrudan yüzleşmeye hazır olduğunu açıkça gösterdi. Ardından, Tahran'ın müttefiki Nicolás Maduro'yu Karakas'taki yatağından alıp devirerek, bu mesajı kesin bir hamleyle pekiştirdi.

Bu baskılar, İsrail'in stratejik düşüncesinde yaşanan derin bir değişim ile daha da yoğunlaşıyor. 7 Ekim 2023'ten bu yana İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde tırmandırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor. İsrail artık burada bir silah deposunu imha etmek veya şurada bir nükleer bilim insanını öldürmek gibi taktiksel kazanımlar elde etmekle yetinmiyor. Artık daha iddialı bir hedefi var; bizzat İslam Cumhuriyeti'nin çöküşünü sağlayarak bölgesel düzeni yeniden şekillendirmek. İsrail, ekonomik çöküş, askeri aşağılanma ve bölgesel izolasyonun bitkin düşürdüğü İran rejiminin, tam olarak doğru zamanda ve doğru şekilde baskı uygulanırsa, çöküşün eşiğine getirilebileceğine inanıyor.

Kritik kitle meselesi

İran'daki mevcut protesto dalgası, önceki dalgalardan önemli bir unsurda farklılık gösteriyor; bu kez, rejimin temellerini sarsan açık bir kırılganlığın ortasında gerçekleşiyor. 2009, 2018 ve yine 2022-2023 yılları arasında protestocular, bölgesel saygınlığını koruyan ve etrafını bir güç havasıyla saran otoriteyle karşı karşıya gelmişlerdi. Ancak bugün, kamuoyu önünde aşağılanmış, askeri gücü gerilemiş ve bölgesel etkisi buharlaşmış bir hükümet ile karşı karşıyalar. Bu gerçeklik, her iki tarafın, protestocuların ve güvenlik aygıtının da hesaplarını yeniden şekillendiriyor.

İsrail, çevreleme ve gerilimi hesaplı bir şekilde artırma ilkesine dayanan çatışmayı yönetme mantığını ve “savaşlar arası operasyon” doktrinini terk etti. Artık fiilen savaşlara girişiyor ve İsrail'in bakış açısına göre ulusal savunmanın kapsamı artık sınırlarının ötesine değil, rakiplerinin topraklarının kalbine kadar uzanıyor

Soru şu: Rejimi devirmek için gerekli kritik kitleye ulaşıldı mı? 8 Ocak gecesine kadar, görüntülerde aynı anda sadece birkaç yüz, belki de birkaç bin protestocunun olduğu görüldüğünden, cevap muhtemelen hayırdı. Ancak Şah'ın oğlu Rıza Pehlevi'nin protesto çağrısının ardından 8 Ocak'ta durum kökten değişti. O gece, Tahran ve Meşhed de dahil olmak üzere büyük şehirlerde on binlerce insan, 2012’deki protestolardan, hatta 2009’da Yeşil Hareket’in liderlik ettiği ve milyonları harekete geçiren protestolardan bu yana eşi benzeri görülmemiş protestolarla sokaklara döküldü. Şimdi hareket rejime ölümcül tehdit oluşturabilecek bir dönüşüm geçiriyor gibi görünüyor.

Tehditlerle caydırma

Rıza Pehlevi'nin çağrısı, İslam Cumhuriyeti'ne karşı on yıllardır birikmiş öfkeyi harekete geçirmek için önemli bir katalizör olmuş olabilir, ancak bir diğer önemli faktörü -Başkan Trump'ı- göz ardı etmek analitik bir hata sayılır. Trump'ın İran'a yönelik kamuoyuna açık tehditleri, rejimin protestolara kararlı bir yanıt vermesini geciktirdi ve protestoculara Washington'un kenardan izlemekle yetinmeyeceği umudunu verdi. Bu sadece sembolik bir tehdit değildi; Trump, sözlerini eylemlerle desteklemeye hazır olduğunu gösterdi.

zxcvfgh
İran Dini Lideri Ali Hamaney'in Tahran'da öğrencilere hitap ederken çekilmiş ve ofisi tarafından yayınlanmış fotoğrafı, 3 Kasım 2025, (AFP)

Geçen yıl haziran ayındaki Gece Yarısı Çekici Operasyonu sırasında, ABD Başkanı İran nükleer tesislerine yönelik saldırı ile İsrail'in savaşına katılmaya karar vermişti. Bu, Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle başlayan, Suriye'de Beşşar Esed'i hedef alan darbeyle devam eden ve Venezuela'da Nicolás Maduro'nun tutuklanmasıyla sonuçlanan bir dizi kararın sadece bir halkasıydı.

Bu olaylar, Trump'ın savaş konusundaki isteksizliğinin, güç kullanma konusunda da isteksiz olduğu anlamına gelmediğini gösteriyor. Yönetimi, son Beyaz Saray yayınlarından birinde geçen “Deneyin ve sonuçlarını görün” ifadesinin gösterdiği gibi, Başkan’ın sözünün eri olduğunu teyit eden sağlam bir duruş sergiliyor. Bu ister bir güç gösterisi olarak görülsün ister görülmesin, bunun sadece boş bir manevra olmadığına ve başlı başına önemli olduğuna dair birçok kanıt bulunuyor.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü bir fetih ve işgal aracı yerine, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor. Bu aracı, onu uzun vadeli taahhütlere takılıp kalmaktan koruyan, hızlı ve gösterişli bir şekilde kullanma eğiliminde.

Birinci anlaşma yapıcı” olarak Başkan Trump, gücü fetih ve işgal aracı olarak değil, düşmanın davranışını tam bir yenilgi yoluyla değil, zorlama ve ikna yoluyla değiştirmeyi amaçlayan güçlü bir baskı ve teşvik aracı olarak görüyor

Ancak bu yaklaşım, rejim değişikliği veya sürekli baskı, sürekli bir taahhüt gerektirdiğinden, İran meselesinde seçeneklerini daraltıyor. Şarku'l Avsat'ın al Majalla'dan aktardığı analize göre yine de hayati öneme sahip güvenlik yapılarını hedef alan sınırlı sayıda ABD hava saldırısı, İslam Cumhuriyeti'nin protestoları bastırma gücünü zayıflatmak için yeterli olabilir. Dahası Trump'ın müdahale etme olasılığı bile baskıcı aygıtı telaşlandırabilir, gecikmelere, tereddütlere ve maliyetli yeniden konuşlandırmalara yol açabilir.

Trump'ın kesin bir karar vermek zorunda kalabileceği bir anın eşiğindeyiz. 8 ve 9 Ocak geceleri arasında artan şiddet, İranlı yetkililerin interneti kesmesine neden oldu ve birçok haber, telefon hatlarının da kesildiğini söylüyor; bu, yaklaşan şiddetli baskının bilindik bir işareti. Ülke içindeki muhalif platformlar, güvenlik güçleri tarafından gerçek mermi kullanımında keskin bir artış olduğunu bildirdi. Bu arada, Trump bir röportajda, protestocuların öldürülmesi durumunda İran'a çok sert bir şekilde karşılık vereceği uyarısını yineledi. Dolayısıyla bu tehditlerin pratik olarak test edileceği bir ana yaklaşıyoruz, çünkü yalnızca imalara dayalı caydırıcılık uzun süre devam edemez.

İsrail’in hesapları

Bu denklemdeki diğer aktör olan İsrail, durumu yakından izliyor. İran'ın zayıf noktasından yararlanma yaklaşımı, dikkatlice hazırlanmış bir araç karışımına dayanıyor. Aleni olarak diplomatik baskı, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İranlı protestoculara destek açıklaması ve ofisinden yapılan, İran halkının mücadelesiyle dayanışma içinde olunduğunu teyit eden açıklamalar aracılığıyla uygulanıyor. Bu açıklamalar çeşitli amaçlara hizmet ediyor; içeriye protestocuların yalnız olmadıkları mesajını iletiyor, rejimi tedirgin ediyor ve ileride daha etkili adımların taşlarını döşüyor.

xzscdfrg
Sosyal medyada yayınlanan bir videodan alıntılanan bu karede, Tahran'da tırmanan hükümet karşıtı gösteriler arasında protestocular toplanıyor, 9 Ocak 2026 (Reuters)

İsrail'in müdahalesinin İslam Cumhuriyeti için işleri kolaylaştırdığını, protestoları baş düşmanı tarafından düzenlenen yabancı bir komplo olarak gösterme gerekçesi sunduğunu savunanlar olabilir. Ancak İsrail liderleri bu itirazı önemsiz görüyor, çünkü Tahran, İsrail'in tutumu ne olursa olsun aynı suçlamayı yöneltecektir. Bu aşamada, her iç karışıklık için Mossad'ı suçlamak artık yeni bir keşif değil, otomatik bir tepki haline geldi. Halkın öfkesinin yapay olduğunu iddia eden herkes ya saf ya da kendi dünya görüşüyle ​​örtüşen bir anlatıyı kasıtlı olarak desteklemektedir.

Soru şu: İsrail başka ne yapabilir? 12 günlük savaş sırasında İsrail, İran hava savunmasını devre dışı bırakmak ve İsrail'e balistik füze yağmuru başlatma kapasitesini sınırlamak için Mossad ajanlarını kullanarak İran içinde faaliyet gösterme gücünü gösterdi. Haziran savaşıyla birlikte, İran'ın hava savunma sistemleri büyük ölçüde imha edildi ve bu da İsrail'e gerektiğinde İran hava sahasında neredeyse her gün özgürce hareket etme kabiliyeti tanıyor. Bu gerçeklik, İsrail'e bir savaşı ateşleyebilecek doğrudan açık müdahale ile gelecekteki herhangi bir çatışmada rejimi zayıflatabilecek veya protestoları bastırma gücünü engelleyebilecek hesaplı, nokta saldırılar düzenleme arasında bir manevra alanı sağlıyor.

İsrail'in yeniden kazandığı hareket özgürlüğü, İran rejiminin kaderini kontrol edebileceği anlamına gelmiyor. İç durum büyük ölçüde, şu anda sokaklarda hayatlarını riske atan İranlıların kendileri tarafından belirlenecek. Tam ölçekli bir savaş, protestoları tırmandırmak yerine durdurabileceği için İsrail açısından zararlı olabilir. Herhangi bir devrimci atılımda önemli rol oynayabilecek birçok İranlı -özellikle kaybedecek çok şeyi olan muhafazakar orta sınıf- İsrail savaş uçakları tepelerinde uçmaya başlarsa ve ülke yeniden bombardımana maruz kalırsa harekete geçmekte tereddüt edebilir.

İsrail İran'a bir saldırı düzenleyebilir, ancak genellikle operasyonu kısa tutmayı tercih edecektir; zira amacı, kamuoyunu bayrak etrafında birleştirebilecek ve muhalefeti bastırabilecek daha geniş çaplı bir çatışmayı ateşlemek yerine güç dengesini revize etmek olacaktır. En başarılı olduğu nokta ise Başkan Trump'ın tehditlerini yerine getirmesini sağlamaktır. Nitekim geçmiş deneyimler, Trump yönetiminin en azından söylemsel olarak eylemsizlik yerine eylemi tercih ettiğini gösteriyor. Eğer İsrail, kısa süreli operasyonu rejime karşı daha uzun süreli bir baskıya dönüştürme tehdidi ile birlikte Trump yönetimini daha geniş kapsamlı bir dizi saldırı düzenlemeye ikna etmeyi başarırsa, bu seferki amaç sadece nükleer tehdidi etkisiz hale getirmek değil, rejimi devirmek de olabilir.


Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
TT

Somali, BAE ile yaptığı tüm anlaşmaları iptal etti

Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)
Somali Bakanlar Kurulu Toplantısı (Somali Haber Ajansı)

Somali hükümeti, Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan anlaşmaların tamamını sonlandırdı. Bakanlar Kurulu’nun aldığı bu karar, federal ve bölgesel tüm yönetimleri ve bağlı devlet kurumlarını kapsıyor.

Somali Ulusal Haber Ajansı, söz konusu kararın Berbera, Bosaso ve Kismayo limanlarındaki tüm anlaşma ve iş birliklerini kapsadığını aktardı.

Bakanlar Kurulu, Somali Federal Hükümeti ile BAE Hükümeti arasında imzalanan ikili güvenlik ve savunma iş birliği anlaşmaları da dâhil olmak üzere tüm anlaşmaları iptal etti. Açıklamada, bu kararın “ülkenin egemenliğini, ulusal birliğini ve siyasi bağımsızlığını zayıflatan kötü niyetli adımlara ilişkin güçlü raporlar ve kanıtlar” doğrultusunda alındığı belirtildi.

Ajansın açıklamasında ayrıca, “Söz konusu tüm bu kötü niyetli adımlar; Somali’nin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Şartı, Afrika Birliği Şartı, İslam İşbirliği Teşkilatı Şartı ve Arap Birliği Şartı’nda yer alan egemenlik, iç işlerine karışmama ve anayasal düzene saygı ilkeleriyle açıkça çelişmektedir” ifadelerine yer verildi.


Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Arakçi ile Witkoff arasında temas… Trump çok sert seçenekleri değerlendiriyor

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

ABD’li kaynaklar, ABD’nin Ortadoğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un hafta başında İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’den bir telefon aldığını bildirdi. Aynı dönemde ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın “kırmızı çizgileri aştığını” söyleyerek, askerî seçenekler de dâhil olmak üzere “çok güçlü seçeneklerin” masada olduğunu açıkladı.

Trump, bugün (Pazartesi) sabahı yaptığı açıklamada, ordunun durumu son derece ciddiyetle izlediğini belirterek, çok sert seçeneklerin değerlendirildiğini ve uygun kararın alınacağını ifade etti. Beyaz Saray’dan bir yetkili de Trump’ın İran’a yönelik askerî bir saldırı seçeneğini ciddi biçimde değerlendirdiğini doğruladı.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre kaynaklar, Arakçi ile Witkoff arasındaki temas, Tahran’ın tansiyonu düşürme ya da Trump’ın İran rejimini daha da zayıflatacak bir adım atmasından önce zaman kazanma girişimi olarak değerlendiriliyor. Kaynaklar, tarafların önümüzdeki günlerde olası bir görüşmeyi de ele aldığını söyledi.

Trump’ın salı sabahı, askerî liderler, yönetimin üst düzey isimleri ve Ulusal Güvenlik Konseyi yetkilileriyle bir araya gelmesi bekleniyor. Görüşmede; askerî saldırılar, siber silahların kullanımı, yaptırımların sertleştirilmesi ve protestocuların ihtiyaçlarını desteklemeye yönelik seçenekler masaya yatırılacak. Toplantıya Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ulusal Güvenlik Danışmanı, Savunma Bakanı Pete Hegseth ve Genelkurmay Başkanı Dan Kane de katılacak.

ABD yönetimi, protestolara destek vermekle bölgesel bir savaştan kaçınmak arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Uzmanlar, tırmanmanın geniş çaplı bir bölgesel kaosa yol açabileceği endişesiyle askerî olmayan seçenekleri tercih ediyor. Değerlendirmelere göre Trump, kararını saatler içinde verebilir; bu da kritik bir karar için geri sayımın başladığı anlamına geliyor.

ABD’li yetkililer, Witkoff ile Arakçi arasındaki mesajlaşmanın geçen yıl yapılan nükleer görüşmeler sırasında başladığını ve ABD’nin haziran ayında İran’daki nükleer tesisleri vurmasının ardından da sürdüğünü belirtti. Tarafların, ekim ayına kadar olası müzakereler konusunda temas hâlinde kaldığı ifade edildi.