Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



Üç soruda İsrail’de erken seçim tartışması

Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenlik istişare toplantısı nedeniyle ön oylamaya katılmadığı da basına yansıdı (Reuters)
Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenlik istişare toplantısı nedeniyle ön oylamaya katılmadığı da basına yansıdı (Reuters)
TT

Üç soruda İsrail’de erken seçim tartışması

Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenlik istişare toplantısı nedeniyle ön oylamaya katılmadığı da basına yansıdı (Reuters)
Başbakan Binyamin Netanyahu'nun güvenlik istişare toplantısı nedeniyle ön oylamaya katılmadığı da basına yansıdı (Reuters)

İsrail'de Parlamento'nun (Knesset) feshedilmesine yönelik yasa tasarısı ön oylamadan geçti.  

Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinin sunduğu tasarı, 120 sandalyeli Knesset Genel Kurulu'nda dün yapılan ön oylamada 110 milletvekili tarafından onaylandı. Aleyhte veya çekimser oy kullanan milletvekili olmadı.

Times of Israel ve Reuters'ın analizlerinde, tasarının son oylamadan da geçmesi halinde genel seçimin öne alınabileceğine dikkat çekiliyor.

Seçim ne zaman yapılacak?

Normalde 4 yılda bir seçime gidilen ülkede son genel seçim Kasım 2022'de yapılmıştı. Bir sonraki seçiminse en geç 27 Ekim'de gerçekleştirilmesi öngörülüyor.

Tasarıda seçimin düzenleneceği tarihe ilişkin bir takvim sunulmadı. Bunun yerine, teklifin nihai onayından itibaren en az üç ay içinde seçim tarihinin belirlenmesi gerektiği belirtildi.

İsrail'deki bazı siyasi yorumcular, seçimlerin muhtemelen eylülün ilk yarısında yapılacağını söylerken, sürecin ekim sonuna sarkabileceğini düşünenler de var.

Teklifin önce Knesset komisyonuna gönderilmesi, burada bir seçim tarihi belirlenmesi gerekiyor. Ardından nihai onay için tasarı tekrar Meclis'e sunulacak. Üç oylama sürecinin sonuncusunda 61 milletvekilinin onayının alınması lazım.

Neden Meclis'in feshi isteniyor?

Erken seçim talepleri ve Meclis'in feshine giden süreçteki en önemli etkenlerden biri ultra-Ortodoks Yahudilerin (Haredi) zorunlu askerlik hizmetinden muaf tutulmasını öngören yasayla ilgili adım atılmaması oldu.

Haredi Degel HaTorah (Tevrat Sancağı) partisinin lideri Haham Dov Lando, Netanyahu'nun yasayla ilgili verdiği sözleri tutmadığını belirtmiş, partisinin milletvekillerine mektup yazarak Meclis'in feshedilmesi için harekete geçmeleri yönünde talimat vermişti.

Muhalefet partileri de Netanyahu liderliğindeki radikal sağcı hükümetin görevden gitmesini sağlamak için son dönemde baskıyı artırdı.

Tasarının ön oylamadan geçmesinin ardından muhalefetteki Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, şunları söyledi:

Bu, İsrail tarihinin en kötü hükümetinin sonunun başlangıcıdır. Eşi benzeri görülmemiş bir hasara yol açan bu yönetim yolun sonuna yaklaştı.

Netanyahu'ya karşı kimler yarışacak?

Eski başbakanlar Naftali Bennett'le Yair Lapid, bu yılki seçimler için ittifak kurdu. Anketlere göre sağcı Bennett'le merkez sol muhalefet lideri Lapid'in ittifakı, Netanyahu'nun Likud partisiyle başa baş gidiyor.

Oylarını artıran bir diğer adaysa eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eizenkot.

Anketler Netanyahu'nun iktidar koalisyonunun Parlamento'da çoğunluğa ulaşamadığını gösterirken, muhalefetin sağlam bir koalisyon kurmayı başaramaması halinde Netanyahu'nun geçici olarak görevini sürdürme ihtimali de var.

Diğer yandan Netanyahu hakkında 6 yıl önce başlayan yolsuzluk davası da devam ediyor. İsrail Cumhurbaşkanı İzak Herzog'un arabuluculuk yaptığı süreç sonunda bir anlaşmaya varılabileceği, bu kapsamda 76 yaşındaki Netanyahu'nun siyasetten emekli olabileceği ihtimali de gündemde. Ancak İsrail başbakanının böyle bir anlaşmayı kabul edip etmeyeceği belirsiz.

Independent Türkçe, Times of Israel, Reuters, Haaretz


Trump’ın fon planı tartışma yarattı: Kongre’yi basanlar tazminat istiyor

Seçimlere hile karıştırıldığını öne süren Trump'ın konuşmasının ardından 6 Ocak 2021'de Kongre'ye baskın düzenlenmişti (Reuters)
Seçimlere hile karıştırıldığını öne süren Trump'ın konuşmasının ardından 6 Ocak 2021'de Kongre'ye baskın düzenlenmişti (Reuters)
TT

Trump’ın fon planı tartışma yarattı: Kongre’yi basanlar tazminat istiyor

Seçimlere hile karıştırıldığını öne süren Trump'ın konuşmasının ardından 6 Ocak 2021'de Kongre'ye baskın düzenlenmişti (Reuters)
Seçimlere hile karıştırıldığını öne süren Trump'ın konuşmasının ardından 6 Ocak 2021'de Kongre'ye baskın düzenlenmişti (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, federal hükümet tarafından mağdur edilenler için açtığı 1,8 trilyon dolarlık fon tartışma yarattı.

ABD Adalet Bakan Vekili Todd Blanche, salı günü Kongre'de yaptığı açıklamada fonu savunurken, kimlerin başvuru yapabileceğine dair herhangi bir sınırlama getirmemişti.

New York Times'ın aktardığına göre Blanche, vergi kaçırmak ve usulsüz silah edinmekten suçlu bulunan Hunter Biden'ın bile fona başvurabileceğini ima etti. Hunter, babası eski ABD Başkanı Joe Biden tarafından affedilmişti.

Blanche, "Devlet kurumları hiçbir Amerikalıya karşı silah olarak kullanılmamalıdır. Bakanlığımız geçmişte yapılan yanlışları düzeltmeyi ve bunların tekrar yaşanmamasını sağlamayı amaçlamaktadır" demişti.

Fon, devlete karşı açılan davalardan doğan tazminat taleplerini karşılamak üzere 1956'da Kongre tarafından kurulan fondan finanse edilecek.

Ancak plan hem Demokratların hem de Cumhuriyetçilerin tepkisini çekti. Demokrat Temsilciler Meclisi üyesi Jamie Raskin, fonun geçmesini engelleyecek bir yasa tasarısı sunacaklarını bildirdi. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi üyesi Brian Fitzpatrick de bu fonu "ortadan kaldırmaya çalışacaklarını" söyledi.

Fona karşı çıkanlar, Trump yanlılarının bu sistemi suiistimal edebileceğine dikkat çekiyor.

Özellikle 6 Ocak 2021'deki Kongre baskını nedeniyle hakkında hukuki işlem yürütülenler, fondan yararlanmayı planlıyor.

Trump destekçisi radikal sağcı Proud Boys, baskını organize eden örgütler arasındaydı. Grubun lideri Enrique Tarrio, olayla ilgili davada 22 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı.

Tarrio, 2 ila 5 milyon dolar alabileceğini varsayarak fona başvurmayı planladığını belirtiyor.

Trump, Kongre baskınıyla bağlantılı 1500 kişiyi geçen yıl affetmişti.

6 Ocak olaylarında yargılanan 400'den fazla sanığı temsil eden avukat Peter Ticktin ise "İnsanlar hapisteyken milyonlarca dolarlık işlerini kaybetti" diyerek, fonun yeterli olmayabileceğini savunuyor.

Kongre baskınında isyancılara karşı mücadele eden iki polis memuru, fona karşı çarşamba günü dava açtı. Polislerin dava dilekçesinde tazminat planı, şiddet eylemlerine karışan Trump yandaşları için "vergi mükelleflerinin parasıyla finanse edilen bir rüşvet fonu" diye nitelendi.

Demokrat siyasetçiler Raskin ve Richard E. Neal ise Hazine Bakanı Scott Bessent ve Blanche'a dün gönderdikleri mektupta şu ifadelere yer verdi:

Amerikan tarihinde hiçbir başkan böylesine küstahça ya da devasa ölçekte bir yolsuzluk yapmamıştır.

Independent Türkçe, New York Times, CNN, Axios 


ABD’nin Castro iddianamesi: Topyekun savaşa yol açabilir

Raul Castro, Küba'daki komünist devrimin yaşayan simgelerinden (Reuters)
Raul Castro, Küba'daki komünist devrimin yaşayan simgelerinden (Reuters)
TT

ABD’nin Castro iddianamesi: Topyekun savaşa yol açabilir

Raul Castro, Küba'daki komünist devrimin yaşayan simgelerinden (Reuters)
Raul Castro, Küba'daki komünist devrimin yaşayan simgelerinden (Reuters)

ABD yönetiminin Raul Castro hakkında iddianame hazırlaması, Küba'nın işgal edilebileceğine yönelik endişeleri artırdı.

ABD Adalet Bakan Vekili Todd Blanche, dünkü açıklamasında 94 yaşındaki Raul Castro ve 4 kişinin 1996'daki uçak düşürme olayıyla ilgili "ABD vatandaşlarını öldürmek amacıyla komplo kurmaktan" suçlandığını duyurdu.

Olayda, komünist Havana yönetimine muhalif kişilerin Florida'da kurduğu "Brothers to the Rescue" adlı sivil toplum kuruluşuna ait iki uçak Küba ordusuna ait jetler tarafından ada yakınlarında düşürülmüştü.

Dönemin Küba lideri Fidel Castro, saldırının hava sahasını korumak için düzenlenen meşru bir operasyon olduğunu savunmuş, o zamanlar savunma bakanı olan kardeşi Raul Castro'nun uçakların düşürülmesi için özel bir emir vermediğini iddia etmişti.

Küba Komünist Partisi'nin yayın organı Granma'nın haberinde, suçlama "alçakça" diye nitelenerek kınandı.

"Brothers to the Rescue" adlı kuruluş "terör örgütü" diye nitelenerek, uçakların Küba hava sahasını ihlal ettiği savunuldu. Ayrıca Havana yönetiminin, 1994-1996'da ABD yönetimine en az 25 kez hava ihlalleriyle ilgili şikayette bulunulduğu ancak Beyaz Saray'ın bunlarla ilgili hiçbir adım atmadığı ifade edildi.

ABD ordusunun, Venezuela'ya ocak ayında düzenlediği baskından önce Karayipler'de uyuşturucu taşıdığı gerekçesiyle gemilere saldırı düzenlediği de hatırlatılarak, "Bu suçlamaların, Karayipler ve Pasifik'teki uluslararası sularda orantısız askeri güç kullanarak yaklaşık 200 kişiyi öldüren ve 57 gemiyi imha eden bir hükümet tarafından yöneltilmesi gülünç" dendi.

2008-2018'de Küba'nın liderliğini yapan Raul Castro'ya yönelik iddianame, Havana ve Washington arasındaki gerginliği iyice tırmandırdı.

CNN'in analizinde, iki tarafın müzakerelerde anlaşmaya varma ihtimalinin bu iddianame yüzünden ortadan kalkabileceği belirtiliyor.

"Topyekun savaşa yol açabilir"

Barack Obama döneminde Küba'yla gizli görüşmeleri yöneten müzakere ekibinin üyelerinden Ricardo Zuniga, Beyaz Saray'ın Castro'yu hedef alma stratejisinin geri tepeceğini söylüyor:

O, devrimin ete kemiğe bürünmüş halidir. Her iki tarafın da yaşadığı hayal kırıklığı, sırf Washington bu iddianame yoluyla Küba hükümetiyle iletişimi kestiği için bir çatışmaya yol açabilir.

Küba Devlet Başkanı Miguel Diaz-Canel, bu hafta yaptığı açıklamada, ABD'nin adaya askeri müdahalede bulunması halinde bölgenin "kan gölüne" döneceğini söyledi.

Ada ülkesinin dört bir yanında ordu tatbikatlar yürütürken, halka da muhtemel işgale hazırlıklı olmaları uyarısı yapılıyor. Trump ise dünkü açıklamasında "Küba'yı özgürleştirmek" istediklerini iddia etti.

CNN'in analizinde, "Castro'ya karşı herhangi bir adım muhtemelen topyekun savaşa yol açacaktır" deniyor.

Diğer yandan Washington yönetimi, USS Nimitz uçak gemisini Karayipler'e konuşlandırdı. ABD Güney Saha Komutanlığı'nın (SOUTHCOM) açıklamasına göre nükleer gemiye USS Gridley ve USNS Patuxent savaş gemileri de eşlik ediyor.

ABD ordusu, Venezuela'ya 3 Ocak'ta baskın düzenleyerek ülkenin lideri Nicolas Maduro'yu kaçırmıştı. Başkan Donald Trump, bunun ardından Küba'ya tam petrol ambargosu uygulayıp ada ülkesini işgalle tehdit etmeye başladı.

"Castro, yeni Maduro mu olacak?"

Wall Street Journal'ın analizinde, Trump'ın "Venezuela stratejisinin Küba'da da işe yarayacağını düşündüğü" ifade ediliyor.

Trump yönetimi, Maduro'ya operasyon düzenlerken Venezuela Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez'le anlaşmıştı. Beyaz Saray'ın, Havana yönetimini devirmek için de içerden destek bulmaya çalıştığı yazılıyor. Ancak uzmanlar, Küba'nın Venezuela'ya benzemediğine, durumun Havana'da çok daha farklı gelişebileceğine dikkat çekiyor.

Öte yandan Amerikan gazetesi, "Raul Castro, yeni Maduro mu olacak?" başlıklı sert bir başyazı da yayımladı. ABD'nin Havana'da rejim değişikliği istediğinin açık olduğu belirtilirken, Castro'ya yönelik iddianamenin "Küba diktatörlüğü üzerindeki baskıyı artırdığı" ifade ediliyor.

Independent Türkçe, Granma, Telesur, Wall Street Journal, CNN