Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



Çin’den Trump’a Hürmüz’ü açma ve silah sevkiyatını durdurma taahhüdü… CENTCOM: İran’ın kapasiteleri geriledi

Çin’den Trump’a Hürmüz’ü açma ve silah sevkiyatını durdurma taahhüdü… CENTCOM: İran’ın kapasiteleri geriledi
TT

Çin’den Trump’a Hürmüz’ü açma ve silah sevkiyatını durdurma taahhüdü… CENTCOM: İran’ın kapasiteleri geriledi

Çin’den Trump’a Hürmüz’ü açma ve silah sevkiyatını durdurma taahhüdü… CENTCOM: İran’ın kapasiteleri geriledi

ABD ile Çin arasında Pekin’de düzenlenen zirve, İran savaşıyla bağlantılı bölgesel denklemde yeni bir dönemin işaretlerini verdi. ABD Başkanı Donald Trump, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yaptığı görüşmenin ardından, Pekin yönetiminin Tahran’a askeri ekipman göndermeme taahhüdünde bulunduğunu açıkladı. Trump ayrıca Çin’in, küresel enerji arzının kesintisiz sürmesi amacıyla Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasına yardımcı olmayı teklif ettiğini söyledi.

Öte yandan savaşın yankıları, Hindistan’ın başkenti Yeni Delhi’de gerçekleştirilen BRICS dışişleri bakanları toplantısına da damga vurdu.

Bu sırada ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı United States Central Command (CENTCOM), İran’ın askeri kapasitesinin ve komşu ülkelere yönelik tehdit unsurlarının tüm alanlarda ciddi şekilde gerilediğini doğruladı.


Musk-Altman çekişmesi: Bu mücadele OpenAI için mi yoksa insanlığın geleceği için mi?

Duruşmanın yapıldığı sırada Ronald V. Dellums Federal Binası'nın önünde Musk ve Altman'ın fotoğraflarının yapıştırıldığı şişme boks kuklalarının sergilendiği görüldü (AFP)
Duruşmanın yapıldığı sırada Ronald V. Dellums Federal Binası'nın önünde Musk ve Altman'ın fotoğraflarının yapıştırıldığı şişme boks kuklalarının sergilendiği görüldü (AFP)
TT

Musk-Altman çekişmesi: Bu mücadele OpenAI için mi yoksa insanlığın geleceği için mi?

Duruşmanın yapıldığı sırada Ronald V. Dellums Federal Binası'nın önünde Musk ve Altman'ın fotoğraflarının yapıştırıldığı şişme boks kuklalarının sergilendiği görüldü (AFP)
Duruşmanın yapıldığı sırada Ronald V. Dellums Federal Binası'nın önünde Musk ve Altman'ın fotoğraflarının yapıştırıldığı şişme boks kuklalarının sergilendiği görüldü (AFP)

Halid İsam el-İslambuli

Dünyanın yazılım ve teknoloji başkenti, inovasyon hayallerinin güç ve para çatışmalarıyla kesiştiği Silikon Vadisi'nin kalbi San Francisco'da, modern çağın en sert hukuki savaşlarından biri patlak verdi. Bir zamanların ortakları, bugünün hasımları olan milyarder Elon Musk ile OpenAI yönetim kurulunun temsilcisi ve şirketin CEO'su Sam Altman arasında kıyasıya bir mücadele yaşanıyor. Musk, Altman ve yönetim kurulu üyelerini ‘şirketin kuruluş misyonuna ihanet etmekle’ suçluyor. Microsoft'un milyarlarca dolarlık desteğiyle OpenAI'ı kâr odaklı devasa bir şirkete dönüştürdüklerini ve şirketin özgün amacını açıkça çiğnediklerini öne süren Musk, şirketin eski kâr amacı gütmeyen yapısına kavuşturulmasını, ağır tazminat ödenmesini, Altman ile yönetim kurulu üyelerinin görevden alınmasını ve şirketin köklü bir yeniden yapılanmaya gitmesini talep ediyor.

Bu dava eski ortaklar arasındaki kişisel bir hesaplaşmadan ibaret değil; teknoloji endüstrilerinin ve yapay zekanın geleceği üzerinde oynanan kapsamlı bir savaş ve gerçek bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Musk'ın galip gelmesi halinde kamuya fayda ve güvenliği ön plana alan daha katı bir yönetişim modeli dayatılabilir; bu da Microsoft ile kurulan türden tekelci ortaklıklar da dahil olmak üzere büyük şirketlerin egemenliğini kırabilir, sektördeki rekabet kurallarını yeniden belirleyebilir, açık ya da sorumlu inovasyonu teşvik edebilir ve Musk'ın desteklediği Grok yapay zeka aracına sahip xAI gibi şirketleri de etkileyebilir.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı habere göre davayı OpenAI'ın kazanması halinde ise yeterli denetim mekanizmaları olmaksızın kâr odaklı bu hızlı yarış pekişecek. İnsani boyutta ise insanlık kaderi belirleyici olan ‘AI herkesin yararına mı yönetilecek, yoksa az sayıda şirketin tahakküm aracına mı dönüşecek?’ sorusuyla karşı karşıya.

Eski ortaklar arasındaki bu savaş, önümüzdeki on yılların dünyasının şeklini belirleyebilir.

Musk ve Altman'ın OpenAI'ı kurması

OpenAI, başta Google ve Microsoft olmak üzere teknoloji devlerinin ‘Yapay Genel Zeka’ (AGI) geliştirme sürecine hâkim olmasına yönelik artan kaygılara doğrudan bir yanıt olarak 2015 yılında Delaware eyaletinde kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak kuruldu. AGI; bir makinenin insanın yapabileceği her türlü entelektüel görevi anlama ve öğrenme kapasitesini ifade ediyor. Şirket, bu alandaki denetimsiz ticari yarışın insanlık için ciddi tehditler doğurabileceğine dair derin varoluşsal kaygılar eşliğinde hayat buldu. AI’nın doğuracağı risklerinden son derece tedirgin olan Elon Musk da bu fikrin öncüleri arasında yer alıyordu.

Şirket başlangıçta şeffaflık ve iş birliğini temel alarak soylu ilkeler üzerine inşa edildi. Kuruluş tüzüğüne göre misyonu, AGI'nin tüm insanlığın yararına hizmet etmesini güvence altına almaktı. Şirket, bazı patent ve araştırmalarını kamuya açık hale getirerek diğer kurumlarla şeffaf bir iş birliği yapma niyetini ilan etti ve araştırma bulgularını kamuoyuyla paylaşmayı taahhüt etti.

Kuruluşa Elon Musk, Sam Altman ve Greg Brockman başta olmak üzere teknoloji dünyasının önde gelen isimleri ortak oldu. Kurucular, Amazon Web Services ve Infosys ile birlikte bir milyar dolar toplamayı taahhüt etti. Ancak fiilen toplanan miktar bunun çok altında kaldı. Şirket 2018 yılına kadar uzun vadeli güvenliği ve kamu yararını öncelik sırasına koyan açık bir araştırma laboratuvarı olarak faaliyet gösterdi; daha sonra ‘eski ortakların savaşını’ alevlendiren köklü dönüşümler başladı.

Şirket, bu alandaki denetimsiz ticari yarışın insanlık için ciddi tehditler doğurabileceğine dair derin varoluşsal kaygılar eşliğinde hayat buldu. AI’nın doğuracağı risklerinden son derece tedirgin olan Elon Musk da bu fikrin öncüleri arasında yer alıyordu.

2018'den 2024'e kritik yılların dönüşümleri

Elon Musk, yönetim kurulunun liderliği üzerinde yaşanan şiddetli bir güç mücadelesinin ardından 2018 yılının şubat ayında OpenAI yönetim kurulundan ayrıldı. Ayrılış gerekçesi olarak kâr amacı gütmeyen misyona "ihanet tohumlarını" ve ticari bir yönelişe geçişin başladığını gördüğünü ileri sürdü. Buna Tesla faaliyetleriyle olası çıkar çatışması da eklendi. Şirket bu tarihten itibaren büyük yatırımları çekmek amacıyla ticari bir kol oluşturarak kademeli olarak kâr odaklı bir yapıya geçti, ardından hukuki statüsünü kâr amacı gütmeyen kuruluştan kamu yararına şirkete dönüştürdü. Bu dönüşümlerin doruk noktasını 2019'da Microsoft ile kurulan stratejik ortaklık oluşturdu. Bunu 2022'de piyasaya sürülen ve benzeri görülmemiş ticari bir başarı yakalayan ChatGPT izledi. Fakat gelişmiş modellere erişimin kısıtlanması ve kâr öncelikli yapıya kayış nedeniyle artan eleştirilere de muhatap oldu. Kasım 2023’e gelindiğinde ise Sam Altman'ın kısa süreliğine görevden alındığı, ardından yeniden atandığı bir kriz patlak verdi.

cx cd
Elon Musk'ın OpenAI aleyhine açtığı davada açılış duruşmalarının başlamasıyla birlikte Kaliforniya'nın Oakland kentindeki federal mahkemeye gelişi sırasında (AFP)

Musk, 2024 şubatında davayı açarak Altman liderliğindeki OpenAI yönetim kurulunu ‘şirketin kuruluş tüzüğüne ihanet etmek ve Microsoft'un desteğiyle kurucu ortakların, hissedarların ve pay sahiplerinin onayı alınmaksızın yasalara aykırı biçimde şirketi kapalı bir kâr amaçlı yapıya dönüştürmekle’ suçladı.

ABD merkezli şirketlerle ilgili hukuk kurallarına göre bu şirketler, amaçları, kârı değerlendirme biçimleri ve kamu yararına bağlılıkları temelinde dört ana kategoriye ayrılıyor:

1- Geleneksel şirketler, hissedar değerini en üst düzeye çıkarmayı ve kâr dağıtımını hedefler; sosyal fayda yükümlülükleri bulunmaz.

2- Sınırlı sorumlu şirketler yüksek esneklikleriyle öne çıkar ve kârı doğrudan sahiplerine aktarır.

3- Kamu yararına şirketler kâr amacı güder; ancak yasal olarak sosyal kamu yararı sağlamakla yükümlüdür.

4- Kâr amacı gütmeyen kuruluşlar ise bireyler arasında kâr dağıtımını yasaklar; tüm kaynakların kamu yararına yönelik amaçlara tahsis edilmesi zorunludur ve vergiden muaf tutulur. Kâr amacı gütmeyen modelden kâr odaklı modele bu geçiş, davanın özünü ve mevcut hukuki anlaşmazlığın can alıcı noktasını oluşturuyor.

Şirket hukuki statüsünü kâr amacı gütmeyen kuruluştan kamu yararına şirkete dönüştürdü; ardından bu dönüşümlerin doruk noktasını 2019'da Microsoft ile kurulan stratejik ortaklık oluşturdu. Bunu 2022'de piyasaya sürülen ve benzeri görülmemiş ticari bir başarı yakalayan ChatGPT izledi.

Mahkeme koridorlarında

Dava ‘Musk - Altman Davası’ olarak 29 Şubat 2024 tarihinde Kaliforniya’nın Oakland kentindeki federal adalet kompleksi Kuzey Kaliforniya ABD Federal Bölge Mahkemesi'nde açıldı. Musk, aynı yıl kasım ayında OpenAI'ın kâr amaçlı yapıya geçişini engellemek amacıyla acil bir ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebiyle mahkemeye başvurdu. Musk, bu dönüşümün 2016-2020 yılları arasında yaptığı 44 milyon dolarlık katkıların koşullarını ihlal ettiğini ileri sürdü. Ertesi yıl şubat ayına gelindiğinde ise davayı yürüten Federal Yargıç Yvonne Gonzalez Rogers, Musk'ın telafi edilemez zarara uğradığı iddiasını abartılı bularak davayı reddetti.

fbvfbv
OpenAI CEO'su Sam Altman, Avukat Jay Jurata tarafından sorgulanırken (Reuters)

Geçtiğimiz yıl nisan ayında OpenAI'ın 12 eski çalışanı, Elon Musk'ın şirkete karşı açtığı davaya müdahil olmak istediklerine dair mahkemeye bir dilekçe sundu. Dilekçede Altman, ‘dürüst olmamakla ve çalışanları ömür boyu geçerli iftira etmeme anlaşmaları (Non-Disparagement Agreements) imzalamaya zorlamaları konusunda yanıltmakla’ suçlandı. OpenAI ise karşı dava açarak Musk'ı ‘kendi projelerine yarar sağlamak amacıyla şirketin ilerleyişini engellemeye çalışmakla’ itham etti.

Yine geçtiğimiz yılın mayıs ayında ise Yargıç Rogers, ön duruşmalarda nihai taleplerin bir bölümünü kabul edilemez bulurken başta dolandırıcılık ve haksız zenginleşme iddiaları olmak üzere diğer taleplerin görülmesini kabul etti.

Ekim ayına gelindiğinde OpenAI, şirket yapısını özel kamu yararına şirket (Private Benefit Corporation) olarak yeniden düzenledi ve OpenAI'ın bağlı kâr amacı gütmeyen kuruluşu yüzde 26, Microsoft ise yüzde 27 pay aldı.

Geçtiğimiz nisan ayı başlarında ise Musk, nihai taleplerini revize ederek davadan elde edilecek olası tazminatların OpenAI'ın kâr amacı gütmeyen hayır kuruluşu hesabına yönlendirilmesini, Altman'ın yönetim kurulundan ihraç edilmesini ve Greg Brockman dahil diğer yöneticilerin de kapsama alınmasını talep etti. Yargıç Rogers bu talepleri kabul etti; bunun üzerine 27 Nisan 2026'da tarafları dinleyecek jürinin seçim süreci başladı.

Musk, nihai taleplerini revize ederek davadan elde edilecek olası tazminatların OpenAI'ın kâr amacı gütmeyen hayır kuruluşu hesabına yönlendirilmesini ve Altman'ın yönetim kurulundan ihraç edilmesini talep etti.

Musk'ın mahkeme ifadesi: Üç kritik gün

Musk, 28-30 Nisan 2026 tarihleri arasında her bir oturum yaklaşık yedi saat olmak üzere mahkemede jüri karşısında ifade verdi. Musk, 28 Nisan’daki oturumda özgeçmişine ve OpenAI'ı AI’ın risklerine karşı kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olarak kurma gerekçelerine odaklandı ve şirketi insanlığa hizmet eden araştırma odaklı bir hayır kurumu olarak gördüğünü vurguladı. AI, Star Trek film serisine benzer bir modele dönüşmesini umduğunu, ancak şirketin, AI’ın kendi varlığının farkına varıp insanlara karşı bir yok etme savaşı başlattığı Terminatör serisini andıran bir senaryoya evirildiğini görünce şok yaşadığını söyledi. Yargıç Rogers, varoluş meselesini uzun uzadıya aktaran Musk'ın sözlerini, jürinin konuyu kavradığını ve daha fazla açıklamaya gerek olmadığını belirterek kesti.

frbhrgt
Elon Musk'ın OpenAI'a karşı açtığı davayla ilgili duruşma günü mahkemeye taşınan belge kutuları, 12 Mayıs tarihli (Reuters)

Musk, 29 Nisan’daki oturumda 800 milyar dolar değerindeki bir şirketin kuruluşuna 38 milyon dolar bağışladığı için kendini ‘aptal’ gibi hissettiğini dile getirdi ve Altman ile Brockman'ı ‘şirketin kâr amacı gütmeyen yapısını öngören kuruluş tüzüğüne ihanet etmekle’ suçladı. Musk, 30 Nisan’daki oturumda ise OpenAI’ın Avukatı William Savitt'in sert sorgulamasıyla karşı karşıya kaldı. ‘Şirketin kurucu ortakların parasını çaldığı’ iddiasını içeren gergin bir tartışmaya dönüşen bu sorgunun ardından Yargıç Rogers, belirgin gerilim üzerine sorgulamayı sonlandırdı.

Musk sonrası ifadeler

Musk'ın ifadesinin tamamlanmasının ardından mahkeme ve jüri diğer önemli tanıkları dinledi. Bunların başında Musk'ın rakibi Altman geldi. Altman, 12 Mayıs’taki oturumda kendisinin ‘dürüst ve güvenilir bir iş insanı’ olduğunu söyleyerek Musk'ın ‘şirketi kâr amacı gütmeyen bir yapıdan kâr amaçlı yapıya dönüştürmek için çalmaya çalıştığı’ iddiasını reddetti. Altman ayrıca Musk'ın 2019'da şirketin ticari kolu kurma planına herhangi bir itirazda bulunmadığını ve SpaceX ile Tesla'nın başındaki ismin yönetim kurulundan ayrılmasından bir yıl önce bu plandan haberdar olduğunu vurguladı.

4 Mayıs’taki oturumda ise yazılım, bilgisayar mühendisliği ve AI profesörü Stuart Russell, bu alandaki denetimsiz yarışın riskleri hakkında ifade verdi. Yargıç Rogers, varoluşsal tehlikelere ilişkin açıklamalarını sınırlandırmasını istedi.

fgr
OpenAI CEO'su Sam Altman'ın Oakland kentindeki federal mahkemeye gelişi sırasında, 12 Mayıs 2026 (AFP)

5 ve 6 Mayıs oturumlarında Greg Brockman, şirketin kâr amaçlı modele geçişini savunduğu uzun bir savunma ifadesi verdi. 2017'de Musk ile yaşadığı gergin bir yüzleşmeyi aktaran Brockman, "Beni döveceğini sandım" dedi. Ayrıca Shivon Zilis'in Musk ile ilişkisinden ve onun şirket içinde "ajan ya da casus" rolü üstlendiği iddiasından söz etti. 6 Mayıs oturumunda ise eski OpenAI yönetim kurulu üyesi ve Musk'ın dört çocuğunun annesi olan Shivon Zilis, belirli güvenlik düzenlemeleri çerçevesinde hassas bir ifade verdi. Musk ile önceki romantik ilişkisini kabul eden Zilis, şirket içinde onun için sızıntı kaynağı işlevi gördüğü iddiasını reddetti.

Jürinin kararı

Dünya bu davanın jüri kararını bekliyor. Amerikan federal mahkeme hukukuna göre bu tür davalarda jürinin oybirliğiyle karar vermesi zorunlu; ancak bu sağlandığı takdirde Yargıç Rogers esasa ilişkin nihai hükmünü açıklayabilecek. Tek bir jüri üyesinin bile karşı çıkması durumunda ‘hung jury‘ (askıya alınmış jüri) hali ortaya çıkacak. Bu durum davanın yeni bir jüri heyeti önünde yeniden görülmesine yol açabilir. Böylece anlaşmazlık aylarca daha uzayabilir. Bu yüzden her iki tarafın da jüri üyelerini her türlü yolla ikna etmeye ve kendi safına çekmeye çalışması bekleniyor.

sdv
Duruşma sırasında Ronald V. Dellums Federal Binası'nın önünde Musk ve Altman'ın fotoğraflarının yapıştırıldığı şişme boks kuklalarının sergilendiği görüldü (AFP)

Davanın Musk lehine sonuçlanması halinde AI sistemlerinde açık kaynak modellerine kısmı bir dönüş yaşanabilir. Bu da üniversitelerin ve bağımsız araştırmacıların AI’ın gelişimini izlemesine ve sapmasını önlemesine olanak tanır. Altman'ın kazanması durumunda ise bu, büyük şirketlere insanlık tarihinin en büyük icadını ticari sır perdesi altında özelleştirme yolunu açan bir yeşil ışık olarak değerlendirilecek.

İnsanlık kritik bir kavşakta duruyor: Ya AI, kurucularının başlangıçta hayal ettiği gibi ‘insanlığın ortak mirası’ olarak kalacak ya da az sayıda güçlü şirketin tekelinde bir ‘teknolojik silaha’ dönüşecek.


İnternet kesintisinin üzerinden aylar geçtikten sonra İran, seçkin bir gruba internet erişimi izni verdi

Tahran’daki bir kız okulunda çevrimiçi ders veren İranlı bir öğretmen (AFP)
Tahran’daki bir kız okulunda çevrimiçi ders veren İranlı bir öğretmen (AFP)
TT

İnternet kesintisinin üzerinden aylar geçtikten sonra İran, seçkin bir gruba internet erişimi izni verdi

Tahran’daki bir kız okulunda çevrimiçi ders veren İranlı bir öğretmen (AFP)
Tahran’daki bir kız okulunda çevrimiçi ders veren İranlı bir öğretmen (AFP)

İranlı bilişim çalışanı Emir Hasan, ülkesinde savaş boyunca yaşanan neredeyse tam internet kesintisinin ardından aylar sonra yeniden ağa bağlanabildiğini, ancak bunun yalnızca kamuoyunda tepki çeken özel bir hizmet üzerinden mümkün olduğunu belirtti.

28 Şubat’ta savaşın başlamasının ardından, İran’da milyonlarca kişinin internete erişemediği bildiriliyor. Bunun, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla eş zamanlı gelişen savaş sürecinde yaşandığı ifade ediliyor.

39 yaşındaki Hasan, ‘profesyonel internet’ olarak adlandırılan ve belirli meslek grupları ile iş sahiplerine yönelik özel bir sisteme erişim imkânı sunan bir mesaj aldıktan sonra bu hizmeti satın aldığını söyledi. Söz konusu sistemin kamuoyunda tartışmalara yol açtığı belirtiliyor.

Hasan, “Bu bir zorunluluktu. Gelirimi sürdürebilmek için internete erişmek zorundayım” diyerek, 50 GB’lık başlangıç paketi için yaklaşık 11 dolar ödediğini ifade etti.

İnternet kesintilerini izleyen NetBlocks verilerine göre, 5 Nisan itibarıyla savaşın başlangıcından bu yana süren kesinti, bugüne kadar bir ülkede kaydedilen en uzun süreli ulusal internet kesintisi olarak değerlendirildi.

Bu kesinti, ülkede çoğu kişinin dijital erişimden mahrum kalmasına yol açarken; yalnızca sınırlı sayıda yerel site, bankacılık hizmetleri ve devlet onaylı uygulamalar erişilebilir durumda kaldı.

İran’da internet altyapısının, ocak ayında hükümete karşı gerçekleşen kitlesel protestoların ardından zaten sıkı kısıtlamalara tabi olduğu, savaşın başlamasıyla birlikte ise hükümetin interneti bir kontrol aracı olarak daha yoğun şekilde kullanmaya başladığı belirtiliyor.

Eleştirmenler, yetkililerin internet hizmetini yalnızca belirli gruplara erişim sağlayacak şekilde sınıflandırılmış bir sistem üzerinden yürüttüğünü savunuyor.

Hasan ise bu uygulamayı eleştirerek, “İran’daki interneti sınıflandırma ve bölme temelli bu model iyi bir model değil… Bunun açıkça gelir elde etmeye yönelik olduğu görülüyor” ifadelerini kullandı.

dvfebvf
Tahran’da bir kafenin önünde duran insanlar (Reuters)

Hasan ayrıca, kullanıcıların normalden daha yüksek fiyatlarla ek internet kullanımı için daha fazla ödeme yapmak zorunda kaldığını belirtti.

Söz konusu özel hizmetin WhatsApp ve Telegram gibi uygulamalara erişim sağladığı, ancak Instagram, X ve YouTube gibi uzun süredir ülkede engelli olan platformlara doğrudan erişim sunmadığı, bu platformlara ancak VPN kullanılarak ulaşılabildiği ifade ediliyor.

Diğer bazı kullanıcılar ise internete farklı erişim seviyeleriyle bağlanabildiklerini, bunun da sunulan hizmetin tüm aboneler için aynı olmadığını gösterdiğini dile getiriyor.

Üçüncü sınıf vatandaş

Bu seçici hizmetten yararlanan kişiler, sosyal baskılarla da karşı karşıya kalıyor; çünkü bu hizmeti satın alanlar toplum içinde eleştiriliyor.

Hasan, “İnsanlar sana ‘gidip hükümetin bu sistemi adaletsiz şekilde para kazanmasına katkı sağladın’ diyor. Yargılanıyorsun da…” ifadelerini kullandı.

Bununla birlikte, bu özel internet hizmetinin profesyonel ihtiyaç duyan tüm meslek gruplarına da otomatik olarak sunulmadığı belirtiliyor.

Tahran Üniversitesi’nde dilbilim profesörü olan Behruz Mahmudi Bahtiyari, bu hizmete davet almadığını ve internete yalnızca kampüs içindeyken güvenilir şekilde erişebildiğini söyledi.

“Üniversiteden çıktığınız anda üçüncü sınıf bir vatandaşa dönüşüyorsunuz ve internet bağlantınız kalmıyor” diyen Bahtiyari, bazı akademisyenlerin ise bu hizmete erişim daveti aldığını belirtti.

Medya organları bu sistemi ‘sınıfsal internet’ olarak tanımladı ve internetin kamusal bir hak olmaktan çıkarılıp ayrıcalığa dönüştürülmesini eleştirdi.

Artan tepkiler üzerine Hükümet Sözcüsü Fatma Muhacerani, internetin durumunun savaş tehdidinin ortadan kalkmasıyla birlikte normale döneceğini söyledi.

Muhacerani ayrıca, yaşanan kesintilerden İsrail ve ABD’yi sorumlu tutarak, güvenlik koşullarının hükümeti bu tür kısıtlamalara zorladığını ifade etti.

‘Zahmete değmez’

İran’da son yıllarda kullanıcılar, büyük sosyal medya platformlarına getirilen kısıtlamaları aşmak için sanal özel ağlara (VPN) giderek daha fazla başvuruyordu. Ancak bugün, ‘profesyonel internet’ hizmetine erişebilenler dahil birçok kişi için bu özel internet paketlerinin maliyeti ek bir ekonomik yük haline gelmiş durumda. Savaşın başlamasından bu yana zaten zorlaşan ekonomik koşullar, uzun yıllardır yaptırımlar nedeniyle yıpranan İran ekonomisindeki kırılganlığı daha da artırdı.

Son haftalarda enflasyonun yüzde 50’nin üzerine çıktığı, yerel para birimi riyalin ABD doları karşısında değer kaybettiği ve temel tüketim ürünlerinin fiyatlarının hızla yükseldiği belirtiliyor.

34 yaşındaki grafik tasarımcı Mehdi, “Sağlanan veri miktarı, bana göre kullanıcıların ödediği maliyetle ekonomik olarak karşılaştırıldığında mantıklı değil” dedi.

Buna rağmen Mehdi, işi gereği bu hizmeti satın aldığını ancak herkesin bu paketin maliyetini karşılayamayacağını da kabul etti.

38 yaşındaki Kaveh ise kendisine de ‘profesyonel internet’ planı teklif edildiğini ancak maliyetine değmediğini düşünerek reddettiğini söyledi. Kaveh, zaten kısıtlamaları aşmak için VPN hizmetine ödeme yaptığını belirtti.

Kaveh, “Bize bir lütuf gibi sunulan, aslında çok sınırlı bir özgürlüğe on kat fiyat ödemeyeceğim” ifadesini kullandı.