Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



Hürmüz Boğazı’nda bir konteyner gemisi vuruldu

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Havr Fakkan kenti açıklarında, Umman Körfezi’nden geçen bir konteyner gemisi (Arşiv – AFP)
Birleşik Arap Emirlikleri’nin Havr Fakkan kenti açıklarında, Umman Körfezi’nden geçen bir konteyner gemisi (Arşiv – AFP)
TT

Hürmüz Boğazı’nda bir konteyner gemisi vuruldu

Birleşik Arap Emirlikleri’nin Havr Fakkan kenti açıklarında, Umman Körfezi’nden geçen bir konteyner gemisi (Arşiv – AFP)
Birleşik Arap Emirlikleri’nin Havr Fakkan kenti açıklarında, Umman Körfezi’nden geçen bir konteyner gemisi (Arşiv – AFP)

Birleşik Krallık Deniz Ticaret Operasyonları (UKMTO), Hürmüz Boğazı’nda bir olay yaşandığına ilişkin ihbar aldığını bildirdi. Kurum, güvenilir bir kaynağın konteyner gemisinin kimliği belirsiz bir mühimmatla vurulduğunu bildirdiğini aktardı.

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Deniz Kuvvetleri ise resmi medyada yayımlanan açıklamasında, bir konteyner gemisinin deniz mayınına çarpması ve gemide yangın çıkmasının ardından Hürmüz Boğazı’nın güneyindeki sularda battığını duyurdu.

Açıklamada, 2 bin 500’den fazla konteyner taşıyan geminin, DMO tarafından ‘izinsiz ve tehlikeli’ olarak nitelendirilen bir güzergâhtan geçmeye çalıştığı belirtildi. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre açıklamada ayrıca, İran gemileri ve balıkçılar dikkatli olmaya çağrıldı.

İki üst düzey İranlı yetkili daha önce Reuters’a yaptıkları açıklamada, İran’ın petrol fiyatlarını yüksek tutmak ve ABD’deki ara seçimleri etkilemek amacıyla Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemileri hedef almak için yeni yöntemler kullandığını söylemişti.

İran, ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta kendisine yönelik saldırılar başlatmasından bu yana Hürmüz Boğazı üzerinde kontrol kurmaya çalışıyor. Tahran yönetimi, savaş öncesinde dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği su yolundaki gemi trafiğini kısıtlayarak Washington’a karşı bir baskı unsuru elde etmeyi hedefliyor.

İran’ın tehditleri ve saldırıları, boğazdaki deniz trafiğinin ciddi ölçüde azalmasına ve petrol fiyatlarının yükselmesine yol açtı. Buna rağmen bazı petrol sevkiyatları boğazdan geçmeye devam ediyor.


Necef Çölü’ndeki Ultra Ortodoks Yahudi akımı, İsrail’de bölünmeye yol açıyor

Necef Çölü’ndeki Ultra Ortodoks Yahudi akımı, İsrail’de bölünmeye yol açıyor
TT

Necef Çölü’ndeki Ultra Ortodoks Yahudi akımı, İsrail’de bölünmeye yol açıyor

Necef Çölü’ndeki Ultra Ortodoks Yahudi akımı, İsrail’de bölünmeye yol açıyor

İki yıl önce Noam Cohen, eşi ve arkadaşlarıyla birlikte İsrail’in güneyindeki Arad’da bir bara gitmek üzere otomobilini kullanırken, bir grup Ultra Ortodoks Yahudi genç tarafından durduruldu. Gençler, Yahudiler için kutsal gün olan Şabat’ın kutsallığını ihlal ettiği gerekçesiyle Cohen’i protesto etti.

Cohen, AFP’ye yaptığı açıklamada, gençlerin aralarında eşinin de bulunduğu gruptaki kadınlara hakaret ettiğini belirterek, “O anda sinirlerime hâkim olamamaya başladım. Bu mesele beni şahsen etkiledi” dedi.

Bu olay, Cohen’i, laik kesimden giderek daha fazla kişinin katıldığı bir protesto hareketine dahil olmaya yöneltti. Hareketin mensupları, Ultra Ortodoks Yahudi nüfusundaki artışın yaşadıkları kentin karakterini değiştirdiğini savunuyor. Arad’da yaşayan ve aynı görüşü paylaşan Einat Jüpiter ise “Artık şehir, büyüdüğüm şehir değil” dedi.

Ulusal bir tartışmanın küçük bir örneği

İsrailliler 27 Ekim’de yapılacak parlamento seçimlerinde oy kullanmaya hazırlanırken, bu yıl birçok kez halkın sokaklara dökülerek protesto gösterileri düzenlediği Arad’daki gerilim, konuya ilişkin ülke genelindeki daha geniş kapsamlı tartışmanın küçük bir yansımasını oluşturuyor.

Dinî okul öğrencilerinin askerlik hizmetinden muaf tutulması meselesi, İsrail ordusunun üç yıllık savaşın ardından ağır baskı altında olduğu bir dönemde özellikle tartışmalı bir konu olarak öne çıkıyor.

Cohen, “Arad’da yaşananlar, İsrail devletinin tamamının geleceğini yansıtabilir” diyerek, Ultra Ortodoks Yahudilerin “sadece daha fazla çocuk sahibi olduklarını, bununla mücadele edemeyeceğinizi” ifade etti.

Ultra Ortodoks Yahudiler, İsrail nüfusunun yüzde 14’ünden fazlasını oluşturuyor. Bu oranın yüzyılın ortalarına kadar yaklaşık dörtte bire ulaşması bekleniyor. Kadın başına 6,5 çocukluk doğurganlık oranının desteklediği demografik büyüme, topluluğun siyasi nüfuzunu da artırdı. Ultra Ortodoks iki parti, Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki iktidar koalisyonunu destekliyor.

Arad’da yaşayan laik kesimden birçok kişi için mesele giderek daha kişisel bir hâl alıyor. Cohen, “Birlikte yaşayamayız. Bizim hayatlarımızla onların hayatları tamamen farklı. Birbirimizle uyum sağlayamıyoruz” dedi.

Seküler bir şehirden, değişen bir çoğunluğa

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığı analize göre Necef Çölü’nün kıyısında, Lut Gölü’ne bakan Arad’ın nüfusu 30 bin. Kent, geçmişte gelişen ve laik yaşam tarzıyla öne çıkan bir yerleşim yeri olarak biliniyordu.

1980’lerde İsrail’in en zengin belediyeleri arasında yer alan Arad, ülkenin en büyük müzik festivaline de ev sahipliği yapıyordu. Ancak ekonomik gerileme, çok sayıda laik sakinin kasabayı terk etmesine yol açtı.

1990’larda eski Sovyetler Birliği’nden çok sayıda Yahudi göçmen Arad’a yerleşti. Daha sonraki yıllarda ise uygun konut fiyatları, daha fazla Ultra Ortodoks Yahudi ailenin kasabaya gelmesini sağladı.

xcdfvs
Ultra Ortodoks Yahudiler, sinagoga dönüştürülmüş bir sığınağa gidiyor. (AFP)

2014-2015 yıllarında belediye başkanlığı yapan Nisan Ben Hamo’ya göre, bugün Ultra Ortodoks Yahudiler kasaba nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını oluşturuyor.

Ben Hamo, İsrail’de art arda göreve gelen hükümetlerin ülkenin çevre bölgelerini ihmal ettiğini ve neredeyse tamamen güvenlik meselelerine odaklandığını söylüyor. AFP’ye konuşan Ben Hamo, “Siyaset yalnızca güvenlikle sınırlandırıldığında diğer bütün meseleler geri plana itiliyor” dedi.

Belediyenin zararı

Laik kesim, 2024 yerel seçimlerinde belediye yönetimini kaybetti. Ultra Ortodoks Yahudilerin sandığa yüksek oranda gitmesi, seçim sonucunda belirleyici oldu.

Ben Hamo, bu durumun parlamento seçimleri öncesinde laik İsrailliler için bir ders niteliği taşıdığını belirterek, “Onlar bizden daha örgütlü” dedi. Ben Hamo sözlerini şöyle sürdürdü: “Kazanmak istiyorsak liberallerin uyanması ve sandığa gitme oranını artırması gerekiyor. Çünkü karşı taraf, aşırı sağ ve Ultra Ortodoks Yahudiler, bizden daha örgütlü. İnsanları kontrol ediyor ve yüksek oranlarda seferber ediyorlar.”

Shlomi Tabşek’e göre ise anlaşmazlık, siyaset kadar kamusal alanın kullanımıyla da ilgili. Tabşek, belediyeyi kamu binalarını ve kaynaklarını giderek daha fazla Ultra Ortodoks Yahudi toplumunun yararına tahsis etmekle suçluyor.

Tabşek ayrıca, savaş sırasında halkın sığındığı bazı sığınakların ibadet odalarına dönüştürüldüğünü ve bunun acil durumlarda sığınakların kullanılabilirliğini azalttığını söylüyor. Tabşek, “Üzerimize füzeler düştüğünde sığınaklara ihtiyacımız var ama sığınak sinagoga dönüştürüldüğü için onları kullanamıyoruz. Bu kabul edilemez” dedi.

Ambulans servisine göre, geçen mart ayında İran’dan atılan bir füzenin Arad’a düşmesi sonucu kasabada yaşayan 84 kişi yaralandı.

Tabşek, eğlence faaliyetlerine ve toplumsal etkinliklere yapılan yatırımların azalmasından da üzüntü duyduğunu belirterek, bunun kasabadaki sosyal dokuyu zayıflattığını ifade etti. Kasaba sakinleri, kadınların fotoğraflarının yer aldığı reklamların hedef alındığı vandalizm olaylarının yaşandığını aktarıyor. Bu durum, kadınların kamusal alanlarda görüntülerinin sergilenmesine yönelik dinî itirazları yansıtıyor.

Tabşek, “Şehri kendilerine istiyorlar ve bizi buradan çıkarmak istiyorlar” diye konuştu.

Harediler: Şikayetler abartılı

Haredi sakinler, şehri ele geçirdikleri yönündeki düşünceyi reddediyor. Haredi toplumunun önde gelen isimlerinden ve Arad Belediyesi Mali İşler Dairesi Müdürü Yitzhak Gordon, ilişkilerin büyük ölçüde dostane olduğunu düşündüğünü söylüyor.

Gordon, AFP’ye yaptığı açıklamada, Haredi toplumuna yönelik şikâyetlerin ‘Facebook da dâhil olmak üzere bütün gün internette vakit geçiren kişiler’ tarafından abartıldığını belirtti. Gordon, “Laik gençler Arad’dan ayrılıyor, okullardaki sınıflar boşalıyor. Bizim de eğitim için mekânlara ihtiyacımız var” dedi.

Bazı laik sakinler de günlük yaşamda birlikte yaşamanın genel olarak sakin geçtiğini kabul ediyor. Jüpiter, “Hepimiz insanız. İnsanlar birbirleriyle nasıl anlaşacaklarını öğreniyor” ifadelerini kullandı.

Buna rağmen Jüpiter, Haredi sakinlerin şehrin geri kalanının kendi yaşam tarzlarına uyum sağlamasını istediği düşüncesinden endişe duyuyor. Jüpiter, “Bu işe yaramayacak çünkü ben özgür bir insanım. Özgürce yaşamak istiyorum” diye ekledi.


Husi askeri zihniyetine bir bakış: Ortaya çıkarılan taktikler ve tuzaklar

Hükümet güçleri batı kıyısı ile Babul Mendeb Boğazı'ndaki bölgeleri başarıyla geri aldı (Reuters)
Hükümet güçleri batı kıyısı ile Babul Mendeb Boğazı'ndaki bölgeleri başarıyla geri aldı (Reuters)
TT

Husi askeri zihniyetine bir bakış: Ortaya çıkarılan taktikler ve tuzaklar

Hükümet güçleri batı kıyısı ile Babul Mendeb Boğazı'ndaki bölgeleri başarıyla geri aldı (Reuters)
Hükümet güçleri batı kıyısı ile Babul Mendeb Boğazı'ndaki bölgeleri başarıyla geri aldı (Reuters)

Tevfik el-Şanvah

Savaş turları boyunca, Husi milisleri, başta aldatma olmak üzere yenilikçi savaş taktikleri kullanma konusundaki ustalıklarıyla ilgili sahte bir imaj yaratmaya çalışarak, sahada üstün savaş yeteneklerine sahip olduklarını iddia ettiler.

5 Ekim'de başlatılan Yemen Şafağı Operasyonu ile hükümet güçleri, batı kıyısında ve Babul Mendeb Boğazı'nda İran destekli Husi milislerinden birçok bölgeyi başarıyla geri aldı. Onlara karşı operasyonlar devam ederken, milisler, hükümet güçlerinin ilerlemesini engellemek için benzeri görülmemiş yöntemler kullanarak bir dizi yeni engel geliştirdi.

Araştırmacı gazeteci Muhammed Hafız, Husi milislerinin son günlerde hükümet güçlerinin çeşitli cephelerdeki ilerlemesini engelleyen çok sayıda engel kurmaya çalıştığını teyit etti.

xcgthy
Son birkaç gündür Husi milisleri, şu anda havadan gözetim altında olan ana yollara alternatif güzergahlar oluşturmaya çalışıyorlar (Independent Arabia)

Çatışmaların başlangıcından beri Husi milislerinin yeni yöntemlerini izleyen ve gözlemleyen Hafız, milislerin öncelikle Yemen'in batısında veya Marib ve el-Cevf gibi doğu bölgelerinde açık ve çöl alanlarında kullandıkları hendek kazma yöntemine başvurduklarını açıkladı. Ayrıca, iki amaca hizmet eden siperler ve bariyerler inşa ediyorlar. Bunlardan ilki, hükümet güçlerinin ateşinden korunmak, ikincisi ise geri çekilme durumunda içine mayın ve el yapımı patlayıcı yerleştirmek. Bu durumda mayın ve patlayıcıların toprak yığının altından çıkarılması ve sökülmesi uzun bir zaman alıyor.

Çölde kamuflaj ve boyama

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre milislerin yöntemlerinde dikkat edilmesi gereken nokta, el yapımı patlayıcılar ve mayınları gizlemek için doğal cisimlere ve askeri teçhizata benzeyen maketler kullanmak gibi gelişmiş kamuflaj tekniklerine ciddi şekilde önem vermeleridir. Bunlar hükümet güçlerine büyük oranda hasar vermek, onları yormak ve hedef alma eylemler sırasında yanıltmak için tasarlanmışlar. Marib'deki birçok savaşı takip eden Hafız, bununla ilgili olarak, milislerin el yapımı patlayıcıları gizlemek için plastik aletler ve doğadan ilham alan maketler kullandıklarını, ayrıca, hükümet güçlerine karşı kendilerini kamufle etmek ve böylece hava kuvvetlerini yanıltmak için beyaz çöl bölgelerinde araçları veya askeri teçhizatı petrol ve yakıt egzozuyla boyadıklarını da açıkladı.

Rota değişikliği

Hafız'a göre, açık kaynaklar Husilerin orduyu yanıltmak ve ilerlemesini engellemek için sahte mevziler ve çitler kurduğunu ortaya koydu. Hafız, bu taktiklerin “orduyu, üç metreye varan derinliklerde uzun ve derin hendekler kazdıkları bölgelerin etrafından dolanmak için alternatif rotalar aramaya zorlamada başarılı olduğunu” doğruladı.

Kaynaklar, Husilerin tanksavar mayınlarını hükümet güçleri unsurlarını hedef alan tuzaklara dönüştürerek mayınları yoğun bir şekilde kullandıklarını ve bunun da önemli bir engel teşkil ettiğini açıkladı. Ayrıca inşa ettikleri ana hatların içinde kazdıkları hendek ve çukurlara mayınlar yerleştirdiklerini de eklediler.

sdc
Milisler, özellikle açık ve çöl alanlarında, hendek kazma yöntemine başvuruyorlar (Independent Arabia)

Meşru Yemen silahlı kuvvetleri, daha önce, onlarca kilometre uzanan, kampları ve stratejik bölgeleri her yönden çevreleyen derin hendekler nedeniyle Cevf vilayeti cephesindeki ilerlemelerinde gecikmeler yaşandığını duyurmuştu.

Terk edilmiş, karanlık yollar

Son birkaç gündür Husiler, şu anda havadan gözetim altında olan ana yollara alternatif güzergahlar oluşturmaya çalışıyorlar. Geceleyin araçlarının ışıklarını kapatarak engebeli arazide ilerliyorlar; bu taktik, sahada kaydettikleri her ilerlemede doğrudan ve hızlı bir şekilde uygulamaya yöneldikleri bir yöntem.

Hafız ayrıca, Husi milislerinin Ras el-Ara bölgesindeki dağlarda, el-Amri kampının arkasından başlayıp el-Vaziye bölgesine kadar uzanan bir yol inşa ettiğini de belirtti. Bu, cephe hatları baskı altına girdiğinde güçlerinin iki bölge arasında kolayca hareket etmesini sağladı.

Son haritalar, milislerin son günlerde güçlerini Vaziye'den Zubab Havaalanı’nın arkasındaki bir cepheye taşıdığını ve oradaki hükümet güçlerine karşı sürpriz bir karşı saldırı ve kıskaç hareketi hazırladığını teyit ediyordu. Ve dün gece tam olarak bu oldu, ancak Devler Tugayları güçleri bu tuzağa karşı önceden hazırlıklı oldukları için saldırı başarısız oldu.

Yaklaşım ve coğrafya

Askeri analist Abdulaziz el-Hadaşi, Husi milislerinin askeri yaklaşımının, kontrol ettikleri her cephede, ister siper kazarak ister yüksek toprak setler inşa ederek, hızlı savunma bariyerleri ve tahkimatlar kurmayı, bunların etrafına mayın tarlaları döşemeyi içerdiğini söylüyor. Hadaşi'ye göre, bu yöntem, Devler Tugayları ve Vatan Kalkanı güçlerinin batı kıyılarını ve Babul Mendeb'i kurtarmak için başlattığı büyük taarruza rağmen, son günlerde Vaziye, Zubab ve Babul Mendeb'deki güçlerinin ilerleyişini engelledi. Ülkenin kuzeyindeki dağlık arazinin aksine, kıyı bölgelerinin coğrafi yapısının, Marib ve Cevf’teki çöllerle birlikte, Husilere bu tür savunma engelleri kurmaya yardım ettiğine dikkat çekti.

Hükümetin başkent Sana'ya doğru ilerleme çabalarıyla birlikte bu engellerin aşılması için, Hadaşi, askeri engellerin aşılmasının, ister piyadelere isterse zırhlı araçlara karşı olsun, her türlü mayının hızlı ve anında etkisiz hale getirebilmesinin mayın tarama ve temizleme araçları gerektirdiğini belirtti. Geleneksel yöntemlere güvenmekten kaçınmanın önemini vurgulayan Hadaşi, bu yöntemlerin ilerlemeyi önemli ölçüde geciktireceğini, bu gibi durumlarda, askerlerin ve araçların geçmesine olanak tanıyacak birkaç metreden daha geniş olmayan geçici yollar oluşturacak mayın temizleme teçhizatlarına güvenilmesi, ayrıca toprak setlerde dikkatli olunması gerektiğini de ekledi.