Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



“İran Savaşı”na ilişkin sızıntı İsrail seçimlerinin ertelenmesine ramak bıraktı

Netanyahu, 3 Mart 2026’da Savunma Bakanı Yısrael Katz ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ile görüşürken. (DPA)
Netanyahu, 3 Mart 2026’da Savunma Bakanı Yısrael Katz ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ile görüşürken. (DPA)
TT

“İran Savaşı”na ilişkin sızıntı İsrail seçimlerinin ertelenmesine ramak bıraktı

Netanyahu, 3 Mart 2026’da Savunma Bakanı Yısrael Katz ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ile görüşürken. (DPA)
Netanyahu, 3 Mart 2026’da Savunma Bakanı Yısrael Katz ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir ile görüşürken. (DPA)

İsrail ordusu ile Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ofisi arasında karşılıklı bilgi sızıntılarının yaşanmasının ardından, İsrail hükûmetinin İran’la üçüncü bir savaşa hazırlanmak amacıyla kamuoyuna açık askerî hazırlıklar yapılmasını istediğine dair güçlü işaretler ortaya çıktı. Ancak Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in bu girişimi “engellediği” öne sürüldü.

İsrail’in Kanal 13 televizyonuna göre Zamir, savaş hazırlığının ilan edilmesi konusunda siyasi, askerî ve istihbarat liderlikleri arasında görüşmeler yapılmasını talep etti. Bunun ardından Netanyahu’nun yakın çevresine, seçimleri kazanması hâlinde Zamir’i Genelkurmay Başkanlığı görevinden almayı düşündüğünü söylediği bildirildi.

Geçen cumartesi günü Palmachim askerî üssünde yapılan toplantıda Zamir, savaşı yeniden başlatmaya yönelik hazırlıkların İran liderliği tarafından yanlış anlaşılabileceğini ve hatalı değerlendirmelere yol açabileceğini belirtti. Bunun seçimlerden önce askerî bir çatışmayı tetikleyebileceğini ve sonuçta seçimlerin ertelenmesine neden olabileceğini ifade etti.

Zamir İsrail seçimlerine katılmıyor. Ancak seçimlerin sonuçları ve Netanyahu’nun seçimlerdeki şansı, Zamir’in Genelkurmay Başkanlığı görevini sürdürmesini doğrudan etkileyebilir. Zamir, Mart 2025’ten beri bu üst düzey askerî görevi yürütüyor.

Haberlere göre Zamir, askerî alarm ilan edilmesini “doğru ve sağlıklı olmayan” bir adım olarak nitelendirdi ve şöyle dedi: “Seçimlerden birkaç gün sonrasına kadar beklenebilir. Şu anda acil olan hiçbir şey yok.”

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yısrael Katz ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir. (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Savunma Bakanı Yısrael Katz ve Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir. (DPA)

Görüş ayrılıkları

İsrail’in Kanal 12 televizyonuna göre Zamir, güvenlik kurumlarının diğer başkanları arasında görüşüyle yalnız kaldı. Mossad Başkanı Roman Gofman, Netanyahu’nun tutumunu destekledi. Gofman’ın, “Zaman bizim lehimize işlemiyor; İran’a karşı hızla harekete geçmeliyiz” dediği belirtildi.

Savunma Bakanı Yısrael Katz ve Şin Bet Başkanı David Zini de Netanyahu’yu destekledi. Buna karşılık Hava Kuvvetleri Komutanı Omer Tischler ve Askerî İstihbarat (AMON) Başkanı Shlomi Binder’ın tutumlarına ilişkin haberlerde çelişkili bilgiler yer aldı. Bazı kaynaklar bu iki ismin başbakanı, diğerleri ise Zamir’i desteklediğini bildirdi.

Kanal 12, Mossad’daki üst düzey yetkililerden bazılarının da Genelkurmay Başkanı’na benzer bir tutum aldığını, buna karşın kurumun başkanı Roman Gofman’ın Netanyahu’yu desteklediğini kaydetti.

Şarku’l Avsat’ın Kanal 13’ten aktardığına göre siyasi yönetim, hafta sonuna doğru güvenlik kurumlarına imzalı bir belge sundu. Belgede Netanyahu’nun İran’a karşı olası bir harekât düzenlenmesine ilişkin talebi yer alıyordu. Ancak Zamir’in itirazının ardından belgeye dayanan girişimin reddedildiği bildirildi.

Kanal, Zamir’in görüş ayrılıklarını ABD Genelkurmay Başkanı Dan Caine’e de aktardığını ve uyarısının, ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail’in İran’a yönelik saldırısını reddetmesinde etkili olan nedenlerden biri olduğunu öne sürdü.

ABD kaynaklarına dayandırılan haberlerde, petrol fiyatlarının yükselmesi endişesiyle geniş çaplı bir saldırının ABD Kongresi seçimlerinden sonraya ertelenmesinin tercih edildiği belirtildi. Ayrıca İran’ın doğrudan karşılık vermesi veya Husilerin saldırılar düzenlemesi ihtimaline karşı İsrail’in füze savunmasında ABD desteğine ihtiyaç duyduğu ifade edildi.

İsrail Başbakanı ve Likud Partisi lideri Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yer aldığı bir afişin önünden geçen bir kişi, Kudüs, (Reuters)
İsrail Başbakanı ve Likud Partisi lideri Binyamin Netanyahu ile ABD Başkanı Donald Trump’ın yer aldığı bir afişin önünden geçen bir kişi, Kudüs, (Reuters)

Saldırının zamanı ve hedefleri konusunda anlaşmazlık

Haaretz gazetesi, Tahran’ın kışkırtılması ve kontrol edilmesi zor bir çatışmanın başlatılması ihtimaline ilişkin endişeleri aktardı. Bu kaygılar, Irak’ta İran yanlısı gruplara yönelik saldırı haberlerinin gündeme geldiği bir dönemde ortaya çıktı. Söz konusu saldırıların bazılarının İsrail tarafından gerçekleştirildiği öne sürüldü.

Şarku’l Avsat gazetesi, geçen cumartesi günü Iraklı kaynaklara dayandırdığı haberinde, Bağdat’ın Çin yapımı hava savunma sistemlerinin depolandığı iki noktanın geçen hafta İsrail hava saldırılarına maruz kaldığından şüphelendiğini bildirmişti.

Netanyahu, İran’a karşı hızlı bir askerî operasyon düzenlenmesi yönünde girişimde bulundu. Israel Hayom gazetesine göre Gofman bu adımı desteklerken Zamir karşı çıktı ve operasyon hakkında önceden bilgilendirilmedi.

Konuyla ilgili bilgi sahibi olduğu belirtilen bir kaynak, operasyonun seçimlerden bağımsız olarak “haklı mesleki gerekçelere” dayandığını öne sürdü. Kaynağa göre operasyon, geniş çaplı bir saldırının yeniden başlatılması anlamına gelmeden çatışmayı tekrar alevlendirebilirdi. Ancak anlaşmazlık yalnızca saldırının zamanlamasıyla ve yöntemleriyle sınırlı değildi; İran rejiminin devrilmesinin hedefler arasında bulunup bulunmayacağı da tartışma konusuydu.

Haaretz, Mossad yetkililerinin operasyonların zamanlaması konusunda çekinceler taşıdığını ve Netanyahu’nun değerlendirmelerinin seçim kaygılarından etkilenmiş olabileceğinden şüphelendiğini bildirdi. Bu çekincelere rağmen kurum başkanının operasyonu desteklediği ifade edildi.

Mossad ise kurum içindeki görüş farklılıklarının gerilim göstergesi değil, kurumsal gücün bir unsuru olduğunu savundu ve teşkilatın siyasi tartışmaların dışında tutulması çağrısında bulundu.

Kanal 12’nin askerî ve siyasi kaynaklara dayandırdığı habere göre talep edilen önlemler, kayda değer bir ihtimalle seçimlerin ertelenmesine yol açabilirdi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile muhalefetin önde gelen isimlerinden Gadi Eisenkot’un yer aldığı bir televizyon kampanyası. (AP)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile muhalefetin önde gelen isimlerinden Gadi Eisenkot’un yer aldığı bir televizyon kampanyası. (AP)

Nankör

Askerî bir kaynak, “Bugün saat 22.00’ye kadar olağan dışı bir adım atmayacağız; ancak son sözü kimin söyleyeceğini göreceğiz” dedi. Aynı kaynak Zamir’i “küçük bir siyasetçi”, İran’la yeni bir askerî çatışmayla yüzleşmekten kaçınan “korkak ve zayıf” biri olarak nitelendirdi ve onun “derin devletten yana saf tutmaya karar verdiğini” ileri sürdü.

Kanal 13, kapalı kapılar ardında yapılan görüşmelerde Netanyahu’nun Zamir’e karşı büyük öfke duyduğunu ve onu “nankör” olarak nitelendirdiğini aktardı. Kanal 12’ye konuşan kaynaklar ise Netanyahu’nun bir sonraki hükûmeti kurmakla görevlendirilmesi durumunda Zamir’in görevinde kalmayabileceğini öne sürdü.

Askerî sansürün yayımlanmasına izin verdiği bu sızıntıların ardından Netanyahu’nun ofisi haberleri “sahte” olarak nitelendirerek, başbakanın Zamir’i görevden alma niyetinde olduğunu reddetti. İsrail ordusu da değerlendirmelerinin yalnızca mesleki, nesnel ve kurumsal ölçütlere dayandığını açıkladı.

İsrail Savunma Bakanı Yısrael Katz da Zamir’in görevden alınacağına ilişkin haberleri yalanladı ve bunları, seçimler öncesinde Likud Partisi’ne zarar vermeyi amaçlayan diğer iddialar gibi “tamamen uydurma ve yalandan ibaret” olarak nitelendirdi.

Katz, “Zamir’in Genelkurmay Başkanı olarak atanmasını öneren bendim. İsrail’in güvenliği için birlikte çalıştık ve gelecekte de bunu sürdürmeye niyetliyim” ifadelerini kullandı.


Rusya ile Avrupa arasındaki ilişkilerde sınırlı bir yumuşama

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, 20 Ekim’de Oslo’da düzenlenen ortak basın toplantısında. (AFP)
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, 20 Ekim’de Oslo’da düzenlenen ortak basın toplantısında. (AFP)
TT

Rusya ile Avrupa arasındaki ilişkilerde sınırlı bir yumuşama

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, 20 Ekim’de Oslo’da düzenlenen ortak basın toplantısında. (AFP)
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, 20 Ekim’de Oslo’da düzenlenen ortak basın toplantısında. (AFP)

Rusya ile Avrupa ülkeleri arasındaki gergin ilişkilerde bugün sınırlı bir yumuşama yaşandı. Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ile Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store’nin Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile gerçekleştirdiği ortak telefon görüşmesi, aylardır yapılan ilk diplomatik temaslardan biri olarak dikkat çekti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2 Eylül 2025’te Pekin’de Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić ile görüşürken. (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 2 Eylül 2025’te Pekin’de Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić ile görüşürken. (Reuters)

Kremlin’in yayımladığı açıklamaya göre üçlü görüşme kapsamlı geçti ve Rusya ile Avrupa arasındaki ilişkilerde gündemde bulunan anlaşmazlık konuları ele alındı. Bununla birlikte girişim, bazı Avrupa ülkelerinde hoşnutsuzlukla karşılandı.

Rusya Devlet Başkanlığı tarafından yapılan açıklamada, telefon görüşmesinin iki Avrupalı liderin girişimiyle gerçekleştirildiği belirtildi. Kremlin, Putin’in Ukrayna’da çatışma bölgesindeki duruma ilişkin değerlendirmelerini ve çatışmanın temel nedenlerini aktardığını bildirdi. Açıklamada, kalıcı ve adil bir barışın ancak Rusya’nın meşru çıkarlarının bütünüyle dikkate alınmasıyla mümkün olabileceği vurgulandı.

Finlandiya ve Norveç tarafları ise görüşmenin ardından, Avrupa’nın tamamını değil, kendi ülkelerini temsil ettiklerini özellikle belirtti. Buna rağmen Danimarka ve Litvanya başta olmak üzere bazı Avrupa ülkelerinden itirazlar yükseldi.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, çarşamba günü St. Petersburg’da ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile görüştü. (AP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, çarşamba günü St. Petersburg’da ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile görüştü. (AP)

Şarku’l Avsat'ın AP’den aktardığına göre Finlandiya Cumhurbaşkanı Stubb, görüşmeyi “açık ve esaslı” olarak nitelendirdi. Stubb, ülkelerinin Rusya ile komşu olduğunu belirterek, savaşın sonuçlarının hem kendi güvenliklerini hem de daha geniş anlamda Avrupa’nın güvenliğini doğrudan etkileyeceğini söyledi. Çatışmanın sona erdirilmesi için yüzleşmenin ve doğrudan görüşmelerin gerekli olduğunu ifade etti.

Norveç Başbakanı Store ise savaşın yol açtığı ağır insani ve maddi kayıplara dikkat çekerek, yıkımın ve acıların etkisinin nesiller boyunca süreceğini belirtti. Görüşmede gerilimin derhâl düşürülmesi gerektiğine odaklandıklarını söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodymyr Zelenskiy,(AFP)
ABD Başkanı Donald Trump ve Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy,(AFP)

Kremlin açıklamasında Putin’in, Avrupa Birliği ve NATO’nun izlediği çatışmacı politikaların askerî faaliyetlerin uzamasına neden olduğunu savunduğu da kaydedildi.

Putin ayrıca Stubb ve Store’ye, Herson bölgesindeki Oleşki’de insani ateşkesin başlatılması ve Herson yönünde geçici ateşkes uygulanması hakkında bilgi verdi. Bu gelişmeler, Moskova’nın gerilimi azaltmaya yönelik adımlara hazır olduğu şeklinde değerlendirildi.

ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ağustos 2025’te Alaska’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile tokalaşırken. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, 15 Ağustos 2025’te Alaska’da düzenlenen ortak basın toplantısı sırasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile tokalaşırken. (AP)

Açıklamada görüşmenin ayrıntıları paylaşılmadı. Ancak liderlerin Baltık Denizi ile Kuzey Avrupa bölgelerinde güvenlik ve istikrarın sağlanmasını da ele aldıkları belirtildi. Putin ve iki Avrupalı lider, Moskova, Kiev ve Washington arasında gelecek ay yapılması planlanan üçlü görüşmeler konusunda da memnuniyetlerini dile getirdi.

Açıklamaya göre Rusya, Ukrayna ve ABD arasındaki üçlü görüşmelerin kasım ayının ilk yarısında Abu Dabi’de yeniden başlatılması konusunda anlaşmaya varıldı. Görüşmelerin özellikle çatışmaların sona ermesinin ardından Rusya ve Ukrayna’nın güvenliğinin sağlanmasına odaklanması bekleniyor.

Finlandiya Cumhurbaşkanı ve Norveç Başbakanı, telefon görüşmesinde uluslararası deniz hukukuna ve seyrüsefer özgürlüğü ilkesine bağlı kalmanın önemini yeniden vurguladı.

Telefon görüşmesi, Norveç’in son haftalarda Avrupa-ABD ve Ukrayna-ABD arasındaki temasları kolaylaştırmaya yönelik çabalarının devamı niteliğinde görüldü. Finlandiya’nın da bu girişimlere katılması, iki ülkenin Putin ile diyalog kanallarını yeniden etkinleştirme konusunda ortak bir yaklaşım benimsediğine işaret etti.

Norveç, bir hafta önce Oslo’da ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Finlandiya Cumhurbaşkanı ve Norveç Başbakanı’nın katıldığı görüşmelere ev sahipliği yapmıştı. Donald Trump’ın damadı Jared Kushner da toplantıya uzaktan katıldı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Ukraynalı mevkidaşı Volodimir Zelenskiy. (AFP)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Ukraynalı mevkidaşı Volodimir Zelenskiy. (AFP)

Ertesi gün Witkoff, Putin tarafından kabul edilmek üzere St. Petersburg’a gitmişti. Putin’in, ABD’li arabulucuya ABD, Ukrayna ve Rusya arasındaki üçlü istişareleri yeniden başlatmaya hazır olduklarını bildirdiği aktarılmıştı. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da toplantının kasım ayının ilk yarısında Birleşik Arap Emirlikleri’nde düzenlenebileceğini açıklamıştı.

Putin ile görüşmesinin hemen ardından Stubb, Norveç Başbakanı ile birlikte Zelenskiy’yi aradıklarını ve Rusya lideriyle yapılan görüşmenin içeriği hakkında kendisini bilgilendirdiklerini duyurdu.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sürerken, 22 Ekim’de Kiev’de Finlandiya Başbakanı ile yapacağı görüşme öncesinde basın mensuplarına konuşurken el hareketi yapıyor. (AFP)
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sürerken, 22 Ekim’de Kiev’de Finlandiya Başbakanı ile yapacağı görüşme öncesinde basın mensuplarına konuşurken el hareketi yapıyor. (AFP)

Stubb, Finlandiya’nın olası bir Rus saldırısına ilişkin herhangi bir kanıtı bulunmadığını da belirterek, ülkeler arasındaki iletişimin güçlendirilmesi gerektiğini savundu. Sosyal medyada yaptığı paylaşımda Zelenskiy ile verimli bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiklerini açıkladı. Finlandiya Cumhurbaşkanlığı da görüşmede Ukrayna’daki savaşın ve çatışmayı sona erdirmeye yönelik diplomatik çabaların ele alındığını bildirdi.

Store de Putin ile yapılan görüşmede kendisi ve Finlandiya Cumhurbaşkanı’nın Ukrayna’da gerilimin azaltılmasının önemini vurguladığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Arktik bölgesindeki ülkelerin ve bölgelerin dışişleri temsilcileriyle birlikte. (Reuters)
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Arktik bölgesindeki ülkelerin ve bölgelerin dışişleri temsilcileriyle birlikte. (Reuters)

Avrupa’dan itirazlar

Diplomatik girişimler bazı Avrupa ülkelerinde temkinli karşılandı. Danimarka, yayımladığı açıklamada Putin ile doğrudan iletişim kurulmasının verebileceği mesajlar konusunda uyarıda bulundu.

Litvanya Cumhurbaşkanı Gitanas Nauseda ise Ukrayna veya Avrupa ülkelerinin temsilcilerinin katılmadığı Rusya görüşmelerinin tehlikeli olduğunu düşündüğünü belirtti.

Nauseda, barış anlaşmasının sonuçlarına Avrupa’nın da katlanacağını, bu nedenle Avrupalıların ve Ukraynalıların müzakere sürecine dâhil edilmesi gerektiğini söyledi. Rusya ile ABD arasında oluşturulabilecek bazı müzakere formatlarını tehlikeli bulduğunu ifade ederek, Avrupa’nın görüşmelerin dışında bırakılmasını ve Ukrayna’nın toplantılara çağrılmamasını kabul edilemez olarak nitelendirdi.

Ayrıca egemen bir ülkenin geleceğinin, o ülkenin katılımı olmadan görüşülmesine kesinlikle karşı olduğunu belirtti.

Soldan sağa: Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Steve Witkoff. (AP)
Soldan sağa: Norveç Başbakanı Jonas Gahr Store, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb ve Steve Witkoff. (AP)

Oleşki’de insani ateşkes

Diplomatik temaslarla eş zamanlı olarak, Ukrayna ile Rusya arasında Herson bölgesindeki Oleşki’de sınırlı bir insani ateşkes bugün sabah erken saatlerde yürürlüğe girdi. Buna rağmen Ukrayna’nın birçok bölgesinde askerî operasyonlar ve saldırılar devam etti.

ABD’nin arabuluculuğunda ve Melania Trump’ın öncülük ettiği girişimle sağlanan ateşkes, haftalardır gıda ve ilaç sıkıntısı çeken sivillerin bulunduğu, erişimin güç olduğu bölgede insani yardım operasyonunun gerçekleştirilmesini amaçlıyor.

Rusya Savunma Bakanlığı, Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, Oleşki’deki insani operasyon hazırlıkları kapsamında Rus kuvvetlerinin Moskova saatiyle 04.00’ten, yani Greenwich saatine göre 01.00’den itibaren Herson yönündeki ateşi durdurduğunu duyurdu.

Ukrayna Parlamentosu İnsan Hakları Komiseri Dmytro Lubinets de Telegram’da sessizlik rejiminin başladığını ve Ukrayna tarafının taahhütlerine bağlı kaldığını bildirdi.

Melania Trump, cuma günü insani yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırmak amacıyla ateşkesi duyurmuştu. Bu adım, Donald Trump ile Rusya arasındaki diplomatik yakınlaşma ortamında atıldı ve Ukrayna ile Avrupalı müttefiklerinde rahatsızlık yarattı.

Kremlin pazartesi günü benzer insani ateşkeslerin başka bölgelerde de uygulanmasına hazır olduğunu açıkladı ve özellikle Melania Trump’ın çabaları olmak üzere Amerikalı müzakerecilerin girişimlerine değer verdiğini belirtti.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Steve Witkoff’a sarılırken; yanlarında Norveç Başbakanı ve Finlandiya Cumhurbaşkanı da bulunuyor. (Reuters)
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Steve Witkoff’a sarılırken; yanlarında Norveç Başbakanı ve Finlandiya Cumhurbaşkanı da bulunuyor. (Reuters)

Ukrayna ve Rusya, Oleşki’de bir insani kriz yaşandığını kabul etmekle birlikte sorumluluk konusunda birbirlerini suçluyor. İki taraf da diğerini gıda yardımlarının ulaştırılmasını ve sivillerin tahliyesini engellemekle itham ediyor.

2023’te bir barajın patlamasının ardından meydana gelen büyük sel felaketinden etkilenen Oleşki’nin nüfusu, yaklaşık 24 binden 2 bin civarına geriledi. Kiev, barajın patlamasından Rusya’yı sorumlu tutmuştu.

Rusya Savunma Bakanlığı cuma günü, yardım koridorunun güvenliğini sağlamak ve sivillerin tahliyesini mümkün kılmak amacıyla bölgede teknik keşif çalışması yapılacağını açıklamıştı. Melania Trump da bölgeden ayrılmak isteyen sivillere koordineli yardım ve seçtikleri varış noktasına ulaşmaları için ulaşım desteği sağlanacağını bildirmişti.

Ancak Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, pazar günü yaptığı açıklamada Rusya’nın sivilleri Rusya kontrolündeki bölgelere gitmeye ve orada kalmaya yönlendirmek için elinden geleni yapacağını öne sürdü.

Ukrayna’daki askerî operasyonlar sürüyor

Rusya Savunma Bakanlığı, diplomatik temaslar ve insani ateşkese paralel olarak Ukrayna’nın askerî sanayi altyapısına ve lojistik tesislerine yönelik saldırıların sürdüğünü duyurdu. Bakanlığa göre gece saldırılarında Kiev ve Harkiv’de ulaşım ve lojistik tesisleri, silah depoları ve insansız hava araçlarıyla ilgili noktalar hedef alındı.

Rusya’nın açıklamasına göre Kiev’de uzun ve orta menzilli insansız hava araçlarının üretildiği ve depolandığı belirtilen bir sanayi tesisi, Oacline şirketine ait olduğu ifade edilen bir İHA montaj atölyesi ve sabit kanatlı İHA’ların montajının yapıldığı başka bir atölye vuruldu. Açıklamada ayrıca, askerî yüklerin karayolu ve demiryoluyla taşınmasında kullanıldığı ileri sürülen Yujniy Köprüsü’nün hedef alındığı belirtildi.

Harkiv bölgesinde ise Rusya, Bölgesel Lojistik Merkezi şirketine ait bir gümrük boşaltma tesisinin hedef alındığını bildirdi. Moskova’ya göre tesis, Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçları için kullanılan malzemelerin, teknik ekipmanların ve çift kullanımlı ürünlerin depolanması ve dağıtımında kullanılıyordu. Ayrıca Odesa bölgesindeki Çornomorsk Limanı’na Ukrayna ordusunun ihtiyaçları için yük taşıdığı belirtilen bir kargo gemisinin vurulduğu açıklandı.

Rusya Savunma Bakanlığı son olarak, hava savunma sistemlerinin bir gece içinde Novgorod, Tver, Belgorod, Bryansk, Kursk, Kaluga, Oryol, Tula, Voronej, Smolensk ve Rostov bölgeleri ile Krasnodar Krayı, Kırım ve Karadeniz üzerinde toplam 222 Ukrayna insansız hava aracını önlediğini ve imha ettiğini duyurdu. Bu sayı, Rusya Savunma Bakanlığının açıklamasına dayanmaktadır; bağımsız doğrulama bilgisi sunulmamıştır.


Sırbistan'da "lidersiz" öğrenci hareketi hükümet kurabilecek mi?

Protesto hareketi içindeki oylamada Öğrenci Listesi'nin başına kardiyolog Ilija Srdanovic getirilmişti ancak kendisinin hiyerarşik yapıdakine benzer bir politika belirleme yetkisi yok (AFP)
Protesto hareketi içindeki oylamada Öğrenci Listesi'nin başına kardiyolog Ilija Srdanovic getirilmişti ancak kendisinin hiyerarşik yapıdakine benzer bir politika belirleme yetkisi yok (AFP)
TT

Sırbistan'da "lidersiz" öğrenci hareketi hükümet kurabilecek mi?

Protesto hareketi içindeki oylamada Öğrenci Listesi'nin başına kardiyolog Ilija Srdanovic getirilmişti ancak kendisinin hiyerarşik yapıdakine benzer bir politika belirleme yetkisi yok (AFP)
Protesto hareketi içindeki oylamada Öğrenci Listesi'nin başına kardiyolog Ilija Srdanovic getirilmişti ancak kendisinin hiyerarşik yapıdakine benzer bir politika belirleme yetkisi yok (AFP)

Sırbistan'daki genel seçimlerde öğrenci hareketi, Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic liderliğindeki sağcı hükümeti mağlup etti.

Sırbistan Devlet Seçim Komisyonu (RIK), 25 Ekim'de yapılan erken genel seçimin resmi olmayan sonuçlarını açıkladı.

Öğrenci Listesi yüzde 52,7'yle seçimi ilk sırada tamamlarken, 250 sandalyeli Meclis'te 140 sandalye kazandı. Sağcı Sırp İlerleme Partisi (SNS) öncülüğündeki "Aleksandar Vucic-Birleşmiş Sırbistan" Listesi ise yüzde 39,1 oyla ikinci sırada yer aldı. Vucic'in önderliğindeki blok Meclis'te 104 sandalye aldı.

Meclis'e 4 azınlık partisi de girdi. "Rasim Ljajic-İnsani SDP/CDP" Listesi bir, Voyvodina Macarlar Birliği iki, Sancak Demokratik Eylem Partisi'nin (SDA) "Sancak'ın Bekçileri" Listesi bir, Arnavut Koalisyonu ise iki sandalye kazandı.

Öğrenci Listesi bloku, yaklaşık iki yıldır Sırbistan'ı sarsan protestoların siyasi ivme kazanmasıyla oluştu.

Ülkedeki protestolar 1 Kasım 2024'te Novi Sad tren istasyonunun beton sundurmasının çökmesi ve 16 kişinin hayatını kaybetmesiyle başlamıştı. 6 yaşında bir çocuğun da yaşamını yitirdiği olay, istasyonun yenileme çalışmalarında ihmal ve yolsuzluk iddialarını gündeme taşımış, öğrenciler de yolları kapatarak eylem düzenlemişti.

Gösteriler daha sonra hükümet karşıtı bir harekete dönüşmüştü. ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner'ın Belgrad'daki otel projesi de eylemcilerin büyük tepkisini çekmişti.

Cumhurbaşkanlığı görevinden geçen ay istifa ederek başbakan adayı olan Vucic, öğrenci hareketi karşısında yenilgiyi kabul ederek, "Bu seçimleri kaybettiğimiz açık, Öğrenci Listesi kazandı" dedi.

Öğrenci Listesi'nin zaferi, ülkenin başkenti Belgrad başta olmak üzere birçok şehirde kutlanırken, hiyerarşik olmayan yapısı ve siyasi deneyim eksikliği nedeniyle hareketin hükümet kurma sürecini nasıl yürüteceği merak ediliyor.

250 kişilik aday listesinde akademisyenler, sanatçılar, sporcular, avukatlar ve çiftçiler bulunan hareket, henüz başbakanlık ve cumhurbaşkanlığı için adaylarını açıklamadı. Reuters'ın analizinde, yolsuzlukla mücadele ve eğitim sisteminin iyileştirilmesi gibi önceliklere sahip hareketin, güvenlik kurumları ve bakanlıklardaki Vucic'e yakın isimleri tasfiye edebileceği yazılıyor.

Hareketin nasıl bir dış politika izleyeceği de belirsiz. Yeni kurulacak hükümetin, ülkeye önemli yatırımlar yapan Çin, Sırbistan'ın müttefiki ve başlıca doğalgaz tedarikçisi Rusya ve ticaret ortağı Avrupa Birliği (AB) arasında dengeli bir ilişki yürütmesi gerekecek.

Avrupa medyasındaki analizlerde Sırbistan'daki değişimle Peter Magyar liderliğindeki muhalefetin, nisandaki seçimlerde 16 yıllık Viktor Orban iktidarına son vermesi arasında paralellik de kuruluyor. Ancak Magyar'ın öncülüğündeki Tisza partisi geleneksel bir siyasi örgütlenmeye sahipken Öğrenci Listesi daha farklı bir örnek teşkil ediyor.

Magyar, seçimin ardından öğrenci hareketini kutlayarak yeni hükümete destek vermeye hazır olduklarını söyledi. AB Komisyonu Başkanı Ursula Von der Leyen de Öğrenci Listesi'ni kutlayarak, Sırbistan'ın AB'ye üyelik sürecini desteklediklerini yineledi.  

Kremlin, Sırbistan'daki seçim sonuçlarına ilişkin resmi açıklama yayımlamadı. Ancak Rus gazetesi Vedomosti'ye konuşan Balkanlar uzmanı Oleg Bondarenko, "Elbette, Belgrad'ın yakın zamanda Rusya'ya karşı yaptırımlar uygulayacağını beklememeliyiz. Ancak başbakan ve cumhurbaşkanlığı görevlerini kimin üstleneceğine bağlı olarak durum büyük ölçüde değişecektir" dedi.

Rus devletine ait medya kuruluşu RT'nin analizinde de "AB'nin bir kez daha 'Rusya yanlısı güçlerin' yenilgisini en iyi şekilde değerlendirmeye çalışacağı" yorumu paylaşıldı.

Independent Türkçe, Reuters, Guardian, CNN, Vedemosti, RT