Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



Ankara'dan göründüğü şekliyle sahne: İç içe geçmiş krizler ve değişen ittifaklar

Doğu Akdeniz'de, Muğla ilinin Aksaz açıklarında düzenlenen “Deniz Kurdu-1/2026” tatbikatları sırasında bir Türk Deniz Kuvvetleri S-70B Seahawk helikopteri ve bir T-129 ATAK saldırı helikopteri gösteri yapıyor. (AFP)
Doğu Akdeniz'de, Muğla ilinin Aksaz açıklarında düzenlenen “Deniz Kurdu-1/2026” tatbikatları sırasında bir Türk Deniz Kuvvetleri S-70B Seahawk helikopteri ve bir T-129 ATAK saldırı helikopteri gösteri yapıyor. (AFP)
TT

Ankara'dan göründüğü şekliyle sahne: İç içe geçmiş krizler ve değişen ittifaklar

Doğu Akdeniz'de, Muğla ilinin Aksaz açıklarında düzenlenen “Deniz Kurdu-1/2026” tatbikatları sırasında bir Türk Deniz Kuvvetleri S-70B Seahawk helikopteri ve bir T-129 ATAK saldırı helikopteri gösteri yapıyor. (AFP)
Doğu Akdeniz'de, Muğla ilinin Aksaz açıklarında düzenlenen “Deniz Kurdu-1/2026” tatbikatları sırasında bir Türk Deniz Kuvvetleri S-70B Seahawk helikopteri ve bir T-129 ATAK saldırı helikopteri gösteri yapıyor. (AFP)

Ömer Önhon

Halihazırda çatışmaların odağı Yemen'e kaydı; İran destekli Husiler, İran'ın enerji akışını aksatmaya ve küresel piyasaları istikrarsızlaştırmaya çalıştığı bir dönemde Suudi Arabistan'daki havaalanlarına, şehirlere, petrol tesislerine ve altyapıya saldırılar düzenliyor.

Krizle ilgili ana taraflar, dikkate alınması gereken çok sayıda faktörün iç içe geçmiş olduğu göz önüne alındığında, yükselen tansiyonu kontrol altına almanın ve durumu yönetmenin bir yolunu bulmaya çalışıyor. Amerika Birleşik Devletleri'nde Başkan Donald Trump, ara dönem kongre seçimlerine sadece birkaç hafta kalmışken, kendisi için iyiye işaret etmeyen göstergeler arasında, tehlikeli bir konumda bulunuyor.

ABD güçlerinin Irak ve Suriye'den çekilmesine rağmen, Trump ülkesini Ortadoğu'daki çatışmalardan kurtaramadı. Zira Amerika Birleşik Devletleri zaten bir savaşın içinde ve diğer savaşlara da sürüklenme riskiyle karşı karşıya. Trump’ın zafer duyurusuna ve İran aldığı ağır darbelere rağmen, yenilgiyi kabul etmeyi reddetmeye devam ediyor.

Trump, Husilerin davranışlarını son derece kötü olarak nitelendirdi ve Suudi Arabistan'a yönelik saldırılarını unutmayacağını vurguladı, ancak şimdiye kadar ABD birliklerini göndermekten veya Krallığı desteklemek için askeri operasyonlara dahil etmekten kaçındı. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'dan Suudi Arabistan'ı desteklemek için müdahale etmesini isteme olasılığına işaret etti, ancak Ankara'dan buna açık bir cevap gelmedi.

Trump'ın bu politikaları, Amerika Birleşik Devletleri'ne olan güvensizliği derinleştirecek ve ona olan güveni zedeleyecektir.

Yeni ittifaklar ve Mekke Anlaşması

Bölgedeki artan gerilimler ve gelişmeler, mekanizmaları ve rollerinin sınırları belirsiz kalsa da yeni ittifakların veya farklı iş birliği biçimlerinin ortaya çıkmasına neden oluyor. Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan tarafından 7 Ağustos'ta imzalanan “Mekke Anlaşması”, özellikle Kuzey Atlantik Antlaşması'nın (NATO) 5. maddesine benzeyen ve üç ülkeden birine yapılan herhangi bir saldırının üçüne de yapılmış sayılacağını öngören bir madde içermesi nedeniyle geniş yankı uyandırdı.

İsrail, bölgesel sahnenin çeşitli yönlerinde yer alıyor ve hesapları, mevcut sorunların ve krizlerin çoğuyla iç içe geçmiş durumda

Türkiye'de ise anlaşma, amaçları, hedef kitlesi, niteliği ve karşı koymayı amaçladığı tehditler hakkında soruları gündeme getirdi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın bu adım için hazırlıkların tamamlanmak üzere olduğunu açıklamasının ardından, “Mekke Ortak Savunma Anlaşması” 20 Ekim Salı günü onay için Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne sunuldu.

Durumu açıklığa kavuşturmak amacıyla Fidan, anlaşmanın savunma amaçlı olduğunu ve saldırı hedefleri içermediğini vurguladı, ancak açıklamaları endişeleri gidermedi veya eleştirilere son vermedi.

cvfthy
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İstanbul'da Mekke Ortak Savunma Anlaşması çerçevesinde kurulan komitenin toplantısında, 31 Ağustos 2026 (Reuters)

Hükümete yakın kaynaklar, Türk rolünün savunma desteği sağlamakla sınırlı olacağını öngörüyor. Haberler, bu amaçla bazı Türk askeri personelinin ve teçhizatının zaten konuşlandırıldığına işaret ediyor.

Netanyahu'nun siyasi geleceği ve Türk-İsrail ilişkileri

İsrail, bölgesel sahnenin çeşitli yönlerinde yer alıyor ve hesapları, mevcut sorunların ve krizlerin çoğuyla iç içe geçmiş durumda.

Kamuoyu yoklamaları, 27 Ekim'de yapılması planlanan İsrail seçimleri öncesinde adayların birbirine çok yakın olduğunu gösteriyor. Binyamin Netanyahu, kendisini İsrail'i bütün tehditlerden koruyabilecek en güçlü lider olarak tanıtarak kampanya yürütüyor ve zaferi garantilemek için elindeki tüm araçlara başvuracağı beklentisi hâkim. Eski bir Şin Bet başkanı, bir röportajında ​​Netanyahu'nun seçimlerin arifesinde İsrail'in güvenlik cephelerinden birinde gerilimi kasıtlı olarak artırabileceği konusunda uyardı.

İsrail'in Suudi Arabistan ile diplomatik ilişkiler kurma konusundaki uzun süredir devam eden arzusu bir sır değil; Krallık ise Arap Barış Girişimi'nde belirtilen şartlara bağlılığını sürdürüyor.

Husi saldırıları, ABD, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır'ı diğer taraflarla birlikte bu saldırılar konusunda pozisyonlarını birleştirmeye itti. Hepsi saldırıları kınadı ve her biri kendi yöntemleriyle Suudi Arabistan'a desteklerini ifade etti.

Azerbaycan'ın eğitim kurumlarındaki kıyafet kurallarıyla ilgili yakın zamanda çıkardığı bir yasa, öğrencilerin ve öğretmenlerin eğitimin laik doğasına aykırı kıyafetlerle okula girmesini yasakladığı için Türkiye ile ilişkilerine gölge düşürdü

Aynı zamanda, İsrail ve diğer taraflar mevcut gelişmeleri ikili ilişkileri ve bölgesel siyasi hesaplarıyla ilgili hedeflere ulaşmak için bir fırsat olarak görüyor.

Bu bağlamda Türk-İsrail ilişkileri önemli bir yer tutuyor. Türkiye, Netanyahu'nun politikalarını soykırımcı olarak nitelendirerek, en sert eleştirmenleri arasında yer alıyor. Netanyahu ise Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı Yahudi karşıtı ve diktatör olarak nitelendirdi ve onu terörist olarak adlandırdığı Hamas liderlerini barındırmakla suçladı.

İki ülke arasındaki artan gerilim, doğrudan bir çatışmaya dönüşme olasılığı konusunda endişeleri artırıyor, ancak bu olasılık şimdilik uzak olmayı sürdürüyor. Her iki taraf da doğrudan askeri çatışmadan kaçınırken, diplomatik, ekonomik ve diğer yollarla karşılıklı baskı uygulamaya devam etmeyi tercih ediyor gibi görünüyor.

Mevcut koşullar altında, Türk-İsrail ilişkilerinde yakın vadede herhangi bir atılım olası görünmüyor. İki ülke lideri arasında el sıkışma bir yana, gerilimlerin basit bir şekilde azaltılması bile mümkün görünmüyor.

Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinde gerilim

Azerbaycan'ın eğitim kurumlarındaki kıyafet kurallarıyla ilgili yakın zamanda çıkardığı bir yasa, öğrencilerin ve öğretmenlerin eğitimin laik doğasına aykırı kıyafetlerle okula girmesini yasakladığı için Türkiye ile ilişkilerine gölge düşürdü.

cdvf
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev (sağda) ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de düzenlenen Asya'da Etkileşim ve Güven Artırıcı Tedbirler Konferansı (CICA) çerçevesinde yaptıkları görüşmeler öncesinde, Perşembe, 15 Ekim 2026 (AP)

İlişkileri daha da hassalaştıran bir diğer konu ise Azerbaycan'ın İsrail'e yönelik tutumudur. Şarku’l Avsat’ın al Majalla'dan aktardığı analize göre Bakü, Filistinlilere ve diğerlerine yönelik İsrail politikalarını eleştirmekten kaçınırken, aynı zamanda İsrail ile bağlarını güçlendirmeye devam etti.

İki ülke arasındaki yakın ilişki, öncelikle İsrail'in işgal altındaki topraklarını geri almak için verdiği savaş sırasında Azerbaycan'a verdiği desteğe, İran'a duydukları ortak güvensizliğe ve “aşırıcılık” ile bağlantılı tehditler olarak algıladıkları konulardaki benzer tutumlarına dayanıyor.

İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un geçen hafta Bakü'nün ev sahipliğinde düzenlenen Asya'da Etkileşim ve Güven Artırıcı Tedbirler Konferansı'nın (CICA) yedinci zirvesine katılımı, gerilimleri yeniden alevlendirdi. Herzog konuşmasına başladığında, aralarında Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır'dan gelenlerin de bulunduğu birçok heyet protesto amacıyla toplantı salonundan ayrıldı.

Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'deki yaklaşan seçimlerin sonuçları, Ortadoğu'daki olayların seyrini doğrudan etkileyebilir; gerilimleri yatıştırmaya katkıda bulunabilir veya bölgeyi daha da istikrarsızlaştırabilir

İstanbul'daki Azerbaycan diplomatik misyonlarının önünde muhafazakâr gruplar tarafından düzenlenen protestolar ve bazı Türk yetkililerin açıklamaları da Bakü'de hoşnutsuzluğa yol açtı ve Bakü de bunlara benzer karşılıklar verdi.

Ankara şu anda krizi kontrol altına almaya ve Azerbaycan ile gerilimleri azaltmaya çalışıyor.

Türkiye’nin başkenti Ankara, Ekim ayı sonlarında Türk Devletleri Örgütü toplantısına ev sahipliği yapacak. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev'in toplantıya katılıp katılmaması, iki ülke arasındaki ilişkilerin alacağı yönün önemli bir göstergesi olacaktır.

Türkiye'nin Libya'daki atılımı

20 Ekim'de Tobruk'taki Libya Temsilciler Meclisi, Türkiye ve Libya arasında 2019'da imzalanan deniz sınırlandırma anlaşmasını onayladı. Bu gelişme, Ankara ve bölgesel nüfuzu için önemli bir kazanımı temsil ediyor.

Yakın zamana kadar Tobruk'a karşı Trablus'un yanında yer alan ve mevcut Libya sahnesinin şekillenmesinde önemli rol oynayan Türkiye, son zamanlarda Tobruk ile de ilişkilerini geliştirerek Ankara'da her iki taraftan temsilcileri ağırladı.

Libya parlamentosunun anlaşmayı onaylaması, Ankara'ya karşı birleşik bir cephe oluşturan İsrail, Yunanistan ve GKRY için olumsuz bir gelişme. Bu üç ülkenin bu gelişmeye karşılık adımlar atması, Doğu Akdeniz'de yeni gerilimlerin habercisi olması ve Türkiye'nin zaten gergin olan ilişkilerine bir zorluk katmanı daha eklemesi şaşırtıcı olmayacaktır.

Libya parlamentosunun Türkiye ile mutabakat zaptını onaylaması Mısır'da da itirazlara yol açtı. Mısır Dışişleri Bakanlığı, mutabakat zaptının onaylanmasını reddettiğini ve “hukuki etkisi olmayan, hükümsüz” bir anlaşma olduğunu belirterek, uluslararası hukuku ihlal ettiğini ve Mısır'ın egemenlik haklarını çiğnediğini savundu.

Mısır, açık deniz sınırlarına aykırı herhangi bir adımı reddettiğini teyit ederek, mutabakat zaptının Mısır için hiçbir hukuki etkisi olmadığını vurguladı.

cvfgbhyju
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan (solda), Bağdat'ta düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Dışişleri Bakanları Konseyi'nin 52. oturumu sırasında İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi ile tokalaşıyor, 17 Ekim 2026 (AFP)

Ankara'dan göründüğü şekliyle sahne şöyle; Ortadoğu'nun genelinde çatışmalar alevlenmiş ve iç içe geçmiş durumda; bu da ittifakları ve rekabetleri kamuoyuna yansıyan açıklamalardan çok daha karmaşık hale getiriyor. Rakip devletler belirli bir konuda aynı tarafta yer alabilirken, müttefik devletler başka bir konuda karşıt taraflarda yer alabiliyorlar.

Körfez bölgesindeki son gelişmeler ve Türk-Azerbaycan ilişkilerindeki gerilimler, bu paradoksların iki önemli örneğini oluşturuyorlar.

Yaklaşan ABD ve İsrail seçimlerinin sonuçları, Ortadoğu'daki olayların seyrini doğrudan etkileyebilir, gerilimleri yatıştırmaya katkıda bulunabilir veya bölgeyi daha da istikrarsızlaştırabilir.

Her durumda, barış ve istikrarın sağlanabilmesi için bölgedeki krizleri ele alma yöntemine hâkim olan mevcut yaklaşımların ve düşünce biçimlerinin gözden geçirilmesi şart görünüyor.

İsrail saldırgan politikalarına devam ederse, İran vekilleri aracılığıyla çatışmanın kapsamını genişletmeye devam ederse ve ABD tereddütlü ve belirsiz politikalar izlemeyi sürdürürse, bölge kaos tehdidi altında kalacak ve mevcut çatışmaların üzerine yeni çatışmaların çıkma olasılığı yüksek olacaktır.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.


Demokratların seçimleri kazanmaları hâlinde hakkında soruşturma başlatmakla tehdit etmesine Musk’tan tehditkâr cevap

Elon Musk (Reuters)
Elon Musk (Reuters)
TT

Demokratların seçimleri kazanmaları hâlinde hakkında soruşturma başlatmakla tehdit etmesine Musk’tan tehditkâr cevap

Elon Musk (Reuters)
Elon Musk (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump’ın müttefiki milyarder Elon Musk, Demokratların gelecek ay yapılacak ara seçimlerin ardından Kongre’de yeniden çoğunluğu elde etmeleri hâlinde, ABD yönetimindeki rolü de dâhil olmak üzere yolsuzluk iddiaları kapsamında kendisi hakkında soruşturma açabilecekleri yönündeki açıklamalarına dün tehditkâr bir cevap verdi.

Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre Musk, sahibi olduğu X platformunda, Politico internet sitesinin Demokratların ara seçimleri kazanmaları durumunda faaliyetlerini soruşturmayı planladıklarına ilişkin haberine şu ifadelerle karşılık verdi: “Kılıçla yaşayan, kılıçla ölür.”

Komplo teorilerini yaymak için de sık sık kullandığı platform üzerinden açıklamalarını sürdüren Musk, “Benimle mücadele etmeyi seçenler, asıl ipleri kimin elinde tuttuğunu ortaya çıkaracağımı ve yalnızca onların kullandığı kuklaların değil, kendilerinin de peşine düşeceğimi anlamalı” ifadelerini kullandı.

ABD’de serveti 1 trilyon dolara ulaşan ilk kişi olarak anılan Musk, Trump’ın da mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin en büyük bağışçıları arasında yer alıyor. Aynı zamanda Trump’ın sürekli danışmanlığını yapan Musk, sahibi olduğu SpaceX imparatorluğu aracılığıyla kamu ihalelerinden de yararlanıyor.

Musk, elektrikli otomobil sektörünün önde gelen şirketlerinden Tesla’nın da kontrolünü elinde bulunduruyor.

2024 seçimlerinde Trump’ın yeniden iktidara gelmesini finanse etmeye katkıda bulunan Musk, daha sonra ABD hükümet harcamalarını azaltmayı amaçlayan ve yaklaşık 300 bin kamu çalışanının işten çıkarılmasına yol açabilecek tartışmalı bir projeyi yönetti.

Cumhuriyetçiler hâlihazırda Senato ve Temsilciler Meclisi’nin her ikisinde de çoğunluğu elinde bulunduruyor. Ancak beklentiler, Demokratların 3 Kasım’da yapılacak ara seçimlerde Temsilciler Meclisi’nin kontrolünü yeniden ele geçirebileceğine işaret ediyor.

Böyle bir gelişme, Demokratlara geniş yetkilere sahip soruşturma komisyonlarını kontrol etme imkânı verecek. Bu yetkiler arasında kişileri ifade vermeye zorlama hakkı da bulunuyor. Dolayısıyla Musk, yürütülecek olası soruşturmaların hedefindeki isimlerden biri hâline gelebilir.

Politico, Demokrat Partili etkili Temsilciler Meclisi üyesi Zoe Lofgren’in şu sözlerine yer verdi: “Buradaki çıkar çatışmasının boyutu gerçekten şaşırtıcı.”


Meta’ya ABD’nin New Mexico eyaletindeki yasayı ihlal ettiği gerekçesiyle 25 milyar dolar para cezası

Brüksel’deki Meta logosu (Arşiv -Reuters)
Brüksel’deki Meta logosu (Arşiv -Reuters)
TT

Meta’ya ABD’nin New Mexico eyaletindeki yasayı ihlal ettiği gerekçesiyle 25 milyar dolar para cezası

Brüksel’deki Meta logosu (Arşiv -Reuters)
Brüksel’deki Meta logosu (Arşiv -Reuters)

ABD’nin New Mexico eyaletinde bir yargıç, teknoloji devi Meta’ya, Facebook kullanıcılarının verilerinin gizliliğinin ihlal edildiği ve Cambridge Analytica skandalı olarak bilinen olay kapsamında eyalet yasalarını çiğnediği gerekçesiyle 25 milyar dolar para cezası ödemesi kararı verdi.

Şarku’l Avsatın AP’den aktardığına göre Yargıç Francis Mathew, eyalet yönetiminin 35 ila 40 milyar dolar arasında tazminat talep ettiği davada bu kararı verdi.

Eylül ayında jüri, Meta’yı New Mexico’nun tüketiciyi koruma yasalarını ihlal etmekten sorumlu tutmuştu. Karara göre şirket, 43 milyondan fazla kullanıcının verilerinin istismar edilmesine yol açtı. Meta, siyasi danışmanlık şirketi Cambridge Analytica’nın Facebook kullanıcılarına ait verileri toplamasına izin vermiş, bu veriler 2016 ABD başkanlık seçimleri için hedefli siyasi reklamlar oluşturmak amacıyla kullanılmıştı.

Ülke genelinde yürütülen davada 48 eyalet Facebook ile uzlaşmaya varırken, New Mexico sosyal medya şirketine karşı tek başına dava açmayı tercih etti.