Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



ABD, İran'da Devrim Muhafızları hedeflerine yeni saldırılar düzenledi

ABD Hava Kuvvetleri'ne ait F-15 savaş uçakları Orta Doğu üzerinde uçuyor (ABD Hava Kuvvetleri)
ABD Hava Kuvvetleri'ne ait F-15 savaş uçakları Orta Doğu üzerinde uçuyor (ABD Hava Kuvvetleri)
TT

ABD, İran'da Devrim Muhafızları hedeflerine yeni saldırılar düzenledi

ABD Hava Kuvvetleri'ne ait F-15 savaş uçakları Orta Doğu üzerinde uçuyor (ABD Hava Kuvvetleri)
ABD Hava Kuvvetleri'ne ait F-15 savaş uçakları Orta Doğu üzerinde uçuyor (ABD Hava Kuvvetleri)

ABD ordusu, bugün İran topraklarında Devrim Muhafızları'na ait hedeflere yeni saldırılar düzenlediğini açıkladı. Saldırılar, Hürmüz Boğazı çevresinde askeri gerilimin yeniden artmasının ve Washington ile Tahran arasında karşılıklı saldırıların başlamasının üzerinden birkaç gün geçtikten sonra gerçekleşti.

ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), Amerikan güçlerinin saldırılara Washington TSİ 19.00’da başladığını bildirdi. İran medyası ise saldırıların ülkenin güney kıyıları boyunca yer alan Bender Abbas, Cask, Çabahar, Kenarak, Minab ve Sîrik kentlerinin yanı sıra Hürmüz Boğazı açıklarındaki Keşm Adası'ndaki hedefleri vurduğunu aktardı.

CENTCOM, X platformunda yayımladığı açıklamada, saldırıların, "Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemilere ve bölgede konuşlu ABD askerlerine yönelik son saldırı girişimlerinin ardından" gerçekleştirildiğini belirtti.

ABD Başkanı Donald Trump da bir paylaşımında, ABD'nin "şu anda Hürmüz Boğazı yakınlarındaki İran hedeflerini vurduğunu" açıkladı. Trump, saldırıları "geniş çaplı ve güçlü" olarak nitelendirirken, operasyonun İran'ın boğaza deniz mayınları döşemeye yönelik "başarısız girişimine" misilleme olduğunu söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, (Arşiv-AFP)

Trump, Hürmüz Boğazı'nda şu anda herhangi bir mayın bulunmadığını, mayınların "tamamen kaldırıldığını veya etkisiz hale getirildiğini" ifade etti. ABD Başkanı ayrıca saldırıları, İran'ın Ürdün'deki bir ABD askeri üssüne sekiz füze fırlatmasına da bağladı ve füzelerin tamamının başarıyla düşürüldüğünü belirtti.

Trump, İran'ın saldırılara karşılık vermesi halinde daha büyük bir gerilim yaşanacağı uyarısında bulundu. Trump, "Başarısız İran devleti bu son derece haklı saldırıya karşılık verirse, çok daha sert ve güçlü yeni bir saldırıya maruz kalacak" ifadelerini kullandı.

Trump ayrıca henüz gerçekleştirilmemiş daha geniş kapsamlı bir saldırının da gündemde olduğunu belirterek, "Ancak bu şimdiye kadarki en büyük saldırı olmayacak. O saldırı hâlâ perde arkasında bekliyor ve tamamlandığında İran İslam Cumhuriyeti'nden geriye çok az şey kalacak" dedi.

Şarku’l Avsat’ın Axios haber sitesinden aktardığına göre saldırılar, Trump ve üst düzey danışmanlarının son günlerde Hürmüz Boğazı çevresinde sınırlı operasyonlar düzenlenmesini öngören bir plan üzerinde yaptığı görüşmelerin sonucu. Planın amacının, İran'ın gemilere saldırmak için ihtiyaç duyduğu radar ve füze kapasitesini yeniden oluşturmasını engellemek olduğu belirtildi.

ABD'li bir yetkili Axios'a yaptığı açıklamada, planın İran'ın petrol tankerleri, ABD Donanması gemileri ve Hava Kuvvetleri uçaklarına yönelik saldırı riskini azaltmayı amaçladığını söyledi. Yetkili, yaklaşımı "çimleri biçmeye" benzeterek, İran'ın yeniden oluşturduğu askeri kapasitenin her seferinde vurulmasının hedeflendiğini ifade etti.

Devrim Muhafızları'ndan misilleme tehdidi

Devrim Muhafızları, ABD saldırılarına misilleme yapma tehdidinde bulundu. DMO sözcüsü Hüseyin Muhibî, "Saldırganları ağır bir ceza bekliyor" derken, ABD'nin "yeni saldırılarından pişman olacağını" belirtti.

İran Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı Operasyonlar Komutanlığı da ortak bir açıklamayla ABD'ye "ağır kayıplar" verdirecekleri tehdidinde bulundu.

Açıklamada, "ABD ordusunun hava saldırısına karşılık olarak İran Silahlı Kuvvetleri, Amerikalı düşmana ezici ve yıkıcı saldırılar düzenleyecektir" ifadelerine yer verildi.

Açıklamada ayrıca ABD ordusunun bölgedeki "saldırgan eylemlerini sürdürmekte ısrar etmesi halinde daha büyük ve ağır kayıplar vermek zorunda kalacağı" belirtildi. Tahran'ın "hiçbir koşulda İran halkının haklarından geri adım atmayacağı ve ABD'ye ağır bir bedel ödeteceği" ifade edildi.

Saldırılar, birkaç haftalık aranın ardından yalnızca iki gün önce Lark Adası'na yönelik saldırı ve İran'ın buna verdiği karşılığın ardından gerçekleşti. Böylece taraflar arasındaki doğrudan askeri çatışma, operasyonların bir süre azalmasının ardından yeniden gündeme taşındı.

CENTCOM ilk açıklamasında hedeflerin niteliği veya sayısı hakkında bilgi vermedi. Axios ise ABD'li yetkililere dayandırdığı haberinde ABD Hava Kuvvetleri'nin Hürmüz Boğazı çevresindeki İran hedeflerine hava saldırıları düzenlediğini bildirdi.

İran'da patlama sesleri

İran devlet televizyonu, Bender Abbas'ın doğusunda ve Keşm Adası çevresinde patlama sesleri duyulduğunu bildirdi. İlk aşamada patlamaların niteliğine ilişkin resmî açıklama yapılmadı.

Devlet televizyonu, yerel kaynaklara dayandırdığı haberinde Çabahar ve Kenarak kentlerinde altı patlama sesi duyulduğunu belirtti. İran resmi haber ajansı IRNA da Belucistan eyaleti Vali Yardımcısı Ali Halilabadi'nin, Çabahar ve Kenarak'taki bölgelere dört mühimmatın isabet ettiğini söylediğini bildirdi.

İran medyası, Keşm Adası'ndaki Mesin köyü yakınlarında beşten fazla patlama sesi duyulduğunu, ayrıca Hürmüz Boğazı yönünden dört patlama sesi geldiğini ifade etti.

Ancak Hürmüzgan eyaleti siyasi, güvenlik ve sosyal işlerden sorumlu vali yardımcısı, henüz eyalette herhangi bir can kaybı veya olay bildirimi alınmadığını söyledi.

İran televizyonunun muhabiri, bu akşam ülkenin güneyinde ABD saldırılarının hedefi olan bütün bölgelerin daha önce de saldırıya uğradığını belirtti. Muhabir, yeni saldırıların "can kaybına veya altyapıda hasara yol açmadığını" belirtti.

İran devlet televizyonu daha sonra Bender Abbas ve Keşm'de yeni patlama sesleri duyulduğunu bildirdi. Lavân Adası'nda da bir patlama sesi duyulduğu, Asaluye'nin dördüncü bölgesinde ise yerel saatle yaklaşık 20.10'da patlama meydana geldiği ifade edildi.

Sosyal medyada Bûşehr eyaletindeki Cem ve Kengan kentlerinde de patlama sesleri duyulduğuna ilişkin haberler yayıldı. Ancak yetkililer ve yerel kaynaklar bu iddiaları doğrulamadı.

Devrim Muhafızları'na bağlı Tesnim haber ajansı ise bazı kaynaklara dayandırdığı haberinde, İran'ın bölgedeki ABD üslerine doğru füze fırlattığını bildirdi. Ancak bu haberin henüz resmi olarak doğrulanmadığı belirtildi.

Lark saldırısının ardından gerilim tırmandı

ABD ordusu, pazar günü Hürmüz Boğazı'nda bulunan Lark Adası'ndaki füze fırlatma platformlarını hedef aldığını açıkladı. Bu, haftalar sonra İran'a yönelik gerçekleştirilen bilinen ilk ABD saldırısı oldu.

Washington, Lark'taki platformların, Devrim Muhafızları güçlerinin boğaza deniz mayını taşıyan füzeler fırlatmaya hazırlandığının tespit edilmesinin ardından hedef alındığını açıkladı. Amaç, Tahran'ın deniz geçiş güzergâhına mayın döşemesini engellemekti.

İran ise Lark saldırılarına Ürdün'deki ABD mevzilerine füze fırlatarak karşılık verdi. Füzeler önlendi ve herhangi bir hasar veya can kaybı bildirilmedi.

Aynı dönemde Birleşik Arap Emirlikleri, İran'a ait bir insansız hava aracının kendi suları üzerinde önlendiğini açıkladı. Tahran ise saldırılarının bölgedeki ABD güçlerini hedef aldığını bildirdi.

ABD Başkanı Donald Trump, dün önceki saldırıların ardından İran'a yönelik yeni saldırılar düzenlenebileceğinin sinyalini verdi. Trump gazetecilere yaptığı açıklamada, "Bu, onlara saldırmayacağımız anlamına gelmiyor" derken, "Ne olacağını göreceğiz" ifadelerini kullandı.

Trump ayrıca ABD'nin Hürmüz Boğazı'nı "kontrol ettiğini" öne sürdü. Yaklaşık 30 geminin her gece ABD Donanması'nın yardımıyla boğazdan geçtiğini belirten Trump, bunun "büyük miktarda petrolün" bölgeden çıkarılmasını sağladığını söyledi. Trump, buna karşılık yeni mayın döşerken yakalanan herhangi bir geminin "imha edileceği" uyarısında bulundu.

Hürmüz Boğazı yakınlarında Umman'ın Müsendem vilayetinden görülen gemiler (Reuters)
Hürmüz Boğazı yakınlarında Umman'ın Müsendem vilayetinden görülen gemiler (Reuters)

Trump, İran'a karşı nükleer silah kullanılması ihtimalini dışlarken, konvansiyonel saldırı seçeneğini açık bıraktı. Oval Ofis'te gazetecilere konuşan Trump, "Bu, onlara saldırmayacağımız anlamına gelmiyor. Ne olacağını göreceğiz" dedi ve daha önce Washington'un İran'ı "güçlü şekilde vuracağını" söylemişti.

Çatışmayı ABD açısından "nispeten küçük bir savaş" olarak nitelendiren Trump, "Bu büyük bir savaş değil" dedi. İran'ın "askeri olarak tamamen yenildiğini" savunan Trump, nükleer silah kullanma ihtimali sorulduğunda ise "Bunu dışlıyorum. Kullanmak için bir neden yok" cevabını verdi.

Hürmüz Boğazı'ndaki kriz sürüyor

Trump, İran'ın Lark saldırılarına verdiği karşılığın ardından ABD'nin misilleme yapacağı tehdidinde bulunmuştu. Trump, Fox News'e yaptığı açıklamada "Bir karşılık olacak" derken, Washington'un İran'ı "güçlü şekilde vuracağını" söyledi.

Trump dün yaptığı başka açıklamalarda ise önceki ABD ve İsrail saldırılarının İran'ı "başarısız bir devlet" haline getirdiğini söyledi. İran'ın çok sayıda üst düzey yetkilisinin öldürüldüğünü, askeri kapasitesinin zarar gördüğünü ve enflasyonun yükseldiğini belirtti.

Bununla birlikte Trump, geniş çaplı bir savaşa yeniden dönülmesi ihtimalini küçümserken, çatışmanın seyrine bağlı olarak yeni saldırılar düzenlenmesi seçeneğini açık tuttu.

Yeni saldırılar, savaşın başlamasının üzerinden altı ay geçmesinin ardından ve Hürmüz Boğazı konusundaki anlaşmazlık sürerken gerçekleşti. İran boğazı kapalı tutarken, ABD, İran limanlarına yönelik karşı abluka uygulamasını sürdürüyor.


İsrail’in liderlerini ve kadrolarını öldürmesinin ardından Hizbullah’ı kim yönetecek?

Beyrut’un güney banliyölerinde, Haret Hreik’te İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yere yakın bir binada asılı bir pankartta Kasım Süleymani, Hasan Nasrallah ve İmad Muğniye’nin fotoğrafları görülüyor. (Arşiv – EPA)
Beyrut’un güney banliyölerinde, Haret Hreik’te İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yere yakın bir binada asılı bir pankartta Kasım Süleymani, Hasan Nasrallah ve İmad Muğniye’nin fotoğrafları görülüyor. (Arşiv – EPA)
TT

İsrail’in liderlerini ve kadrolarını öldürmesinin ardından Hizbullah’ı kim yönetecek?

Beyrut’un güney banliyölerinde, Haret Hreik’te İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yere yakın bir binada asılı bir pankartta Kasım Süleymani, Hasan Nasrallah ve İmad Muğniye’nin fotoğrafları görülüyor. (Arşiv – EPA)
Beyrut’un güney banliyölerinde, Haret Hreik’te İsrail hava saldırısının gerçekleştiği yere yakın bir binada asılı bir pankartta Kasım Süleymani, Hasan Nasrallah ve İmad Muğniye’nin fotoğrafları görülüyor. (Arşiv – EPA)

İsrail’in son yıllarda Hizbullah’ın liderlik kadrosunu hedef alan art arda saldırıları, yalnızca önde gelen isimlerin kaybedilmesine yol açmakla kalmadı, aynı zamanda onlarca yıl boyunca askeri, güvenlik ve siyasi alanda deneyim biriktirmiş kapsamlı bir liderlik kadrosunu da etkiledi. Birinci kademe yöneticilerin önemli bölümünün ortadan kaldırılmasının ardından, daha genç isimlerin İran’ın doğrudan denetimi altında askeri ve güvenlik dosyalarının yönetilmesi, örgütsel ve saha çalışmalarının yürütülmesinde rol üstlendiği konuşuluyor. Ancak hem Hizbullah yöneticileri hem de Tahran bu iddiaları ısrarla reddediyor.

Bu tablo, Hizbullah’ın liderlik kadrosunu yenileme ve uğradığı kayıpları telafi etme kapasitesinin yanı sıra bugün ortaya çıkan boşluğu dolduran yeni neslin niteliği konusunda soru işaretleri yaratıyor. Hizbullah’ın yapısını yakından bilenler, örgütün yeni kadrolar yetiştirebilecek kapasiteye sahip olduğunu belirtirken, eleştirmenleri deneyimli liderlerin kaybının telafi edilemeyeceğini ve ikinci bir neslin ortaya çıkmasının Hizbullah’ın yitirdiği kapasiteyi yeniden kazanacağı anlamına gelmediğini savunuyor.

Rızai’nin ilanı

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, Hizbullah’a bağlı el-Manar kanalına verdiği röportajda, örgütün tarihi liderlerinin bir bölümünün artık bulunmamasına rağmen liderlik kapasitesini kaybetmediğini söyledi. Rızai, Hizbullah’ın kendi işlerini yönetebilen ve kararlarını bağımsız şekilde alabilen askeri kadrolara sahip olduğunu belirterek, iki yeni genç liderlik neslinin öne çıktığına dikkat çekti. Rızai ayrıca İran’ın Hizbullah’ın askeri yapılanmasının ayrıntılarına veya sahadaki kararlarına müdahale etmediğini savundu.

İran’ın stratejik desteği

Hizbullah’a yakın siyasi yazar Kasım Kasir, “Hizbullah’ta yeni nesillerden gelen genç liderlerin askeri ve güvenlik çalışmalarını yönettiğini ve çatışmaların takibini üstlendiğini” söyledi. Bu isimlerin 30’lu ve 40’lı yaşlarında olduğunu belirten Kasir, söz konusu kişilerin liderlik görevlerini üstlenmek üzere önceden hazırlandıklarını kaydetti.

cujydfrgt
Kasım 2019’da Beyrut’un güney banliyölerindeki bir camide, bir grup Hizbullah destekçisi, büyük bir ekrandan Hasan Nasrallah’ın konuşmasını izliyor. (AP)

İran’ın bu liderlerin yetiştirilmesi ve çalışmalarının denetlenmesindeki rolüne ilişkin ise Kasir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İran, Hizbullah’ı her alanda destekliyor ancak askeri operasyonların yönetimine veya siyasi çalışmalara müdahale etmiyor. Güney banliyölerinin ve Beyrut’un hedef alınmasını önleyerek stratejik destek sağlıyor” dedi.

Hizbullah liderlerine suikast

İsrail, Ekim 2023’ten bu yana Hizbullah liderlerini hedef alan yoğun bir suikast kampanyası yürüttü. Saldırılar, Talib Abdullah ve Muhammed Nasır gibi saha komutanlarıyla başlayarak Rıdvan Gücü komutanları Visam et-Tavil, İbrahim Akil ve Ahmed Vehbi ile füze sisteminin komutanı İbrahim Kubeysi’yi hedef aldı. Ardından en önde gelen askeri komutan Fuad Şükr, daha sonra Genel Sekreter Hasan Nasrallah ve onun muhtemel halefi Haşim Safiyuddin ile Ali Karaki ve çok sayıda saha komutanı hedef alındı. Saldırılar daha sonra aralarında Heysem Ali et-Tabatabai ve Yusuf Haşim’in de bulunduğu yeni askeri yöneticileri hedef alacak şekilde sürdü ve son olarak Ahmed Galib Belut gibi Rıdvan Gücü yöneticilerine uzandı. Böylece saldırılar artık yalnızca münferit isimleri hedef almakla kalmayıp, art arda düzenlenen operasyonlarla siyasi ve askeri hiyerarşinin tepesini, operasyon ve füze merkezlerini ve özel kuvvetleri de vurdu. Bu durum, Hizbullah’ın onlarca yıl boyunca oluşturduğu liderlik yapısının önemli bir bölümünün parçalanmasına ve komuta-kontrol mekanizmasında geniş bir boşluk oluşmasına yol açtı. Buna rağmen Hizbullah saflarını yeniden yapılandırmayı ve kayıpların yerine yeni isimler atamayı sürdürüyor.

Eksikliği telafi edemeyen alternatifler

Buna karşılık siyasi yazar ve Cenubiye internet sitesinin Genel Yayın Yönetmeni Ali el-Emin, “Hizbullah, siyasi, askeri ve güvenlik alanlarındaki liderlik kadrosunu benzeri görülmemiş bir tasfiyeye maruz bıraktı. Örgüt, farklı kademelerde yüzlerce kadrosunu kaybetti ve ölülerinin sayısı birkaç bini aştı. Bu da Hizbullah’ın maruz kaldığı ve örgütü yıpratan insani kaybın boyutunu gösteriyor” dedi.

El-Emin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “İkinci bir liderlik nesli var. Ancak bir başka gerçek de Hizbullah’ın bazı kabiliyetlerini kaybettiği ve etkinliğinin gerilediğidir. Tarihi ve kurumsal liderlerin kaybedilmesiyle örgüt içinde birden fazla güç merkezinin ortaya çıktığı bir durum oluştu” ifadelerini kullandı.

fer
Beyrut’un güney banliyösündeki el-Mureyce bölgesini hedef alan İsrail hava saldırıları sonucu geniş çaplı yıkım meydana geldi... Fotoğrafta, Hizbullah’ın eski lideri Fuad Şükr görülüyor. (AFP)

El-Emin, “Hizbullah, askeri ve güvenlik yapılanması açısından geriliyor ve çözülüyor. Yeni isimlerin, örgütün liderlik yapısındaki ve imkânlarındaki büyük kaybı ve uğradığı manevi zararı telafi etmesi mümkün değil. Dolayısıyla İran’ın güvenlik ve askeri yapıyı yöneten alternatif kadroları bu yıpranmayı hafifletmek bir yana, bu alanda Hizbullah’ın çöküşünü hızlandırıyor. Bunun nedeni, Hizbullah’ın tamamen İran’a bağlanması; bu durum Lübnan’da örgüte yönelik tepkiyi artırırken, onu dış aktörler açısından sürekli ve meşru bir hedef haline getiriyor” değerlendirmesinde bulundu.

İran ile tam bir bağ

İranlı ve Hizbullahlı yöneticilerin, İran’ın örgütün askeri yapılanmasına ve kararlarına müdahale etmediği yönündeki açıklamalarını değerlendiren el-Emin bu söylemin ‘mantıklı olmadığını’ belirtti. El-Emin, “Özellikle Hizbullah, Veliyy-i Fakih’in liderliğine bağlılığını ilan ederken ve Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) ile ilişkiliyken bu iddia mantıklı değil. Eğer Rızai’nin söylediklerinde doğruluk payı varsa, o da Hizbullah’ın Dini Lider’in talimatlarıyla uyumlu hareket etmesidir. Ancak bugün yaşanan çatışmanın niteliği, Hizbullah’ı İran’a tamamen bağlı hareket etmeye zorluyor ve örgütün yöneticileri de bunu dile getiriyor” dedi.

fgr
Lübnan Havaalanı yolunda, ateşkes için İran’a teşekkür etmek amacıyla pankartlar asıldı. (Şarku’l Avsat)

El-Emin, “Hizbullah’ın Hamaney’in intikamını almak amacıyla İsrail’e altı füze fırlattığı görüntüyü hatırlamak bile böyle bir kararın Lübnan’a özgü hesaplarla değil, tamamen İran’a özgü hesaplarla alındığını anlamak için yeterli. Üstelik Hizbullah, bunun sonuçlarının İran’dan ziyade Lübnan açısından yıkıcı olacağını önceden biliyordu” ifadelerini kullandı.


Trump, İran’ı güçlü şekilde bombalamakla tehdit etti... Tahran anlaşmaya dönmeye hazır

Trump, İran’ı güçlü şekilde bombalamakla tehdit etti... Tahran anlaşmaya dönmeye hazır
TT

Trump, İran’ı güçlü şekilde bombalamakla tehdit etti... Tahran anlaşmaya dönmeye hazır

Trump, İran’ı güçlü şekilde bombalamakla tehdit etti... Tahran anlaşmaya dönmeye hazır

Washington ile Tahran arasındaki gerilim, tırmanış ve diplomatik sürece dönüş arasında yeni bir sınavdan geçiyor. ABD Başkanı Donald Trump, İran’ın saldırılarına karşılık ülkeyi güçlü şekilde bombalamakla tehdit ederken, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ise Washington’ın yükümlülüklerine dönmesi halinde Tahran’ın da aynı şekilde hareket etmeye hazır olduğunu vurguladı.

Bu açıklamalar, bölgesel diplomatik hareketliliğin yaşandığı bir dönemde geldi. Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, bugün gerçekleştirdikleri görüşmede diyalog ve diplomasinin önemini ele aldı. İki bakan, İslamabad’da varılan mutabakat muhtırasının uygulanmasının ileriye doğru ilerlemenin bir yolu olduğunu teyit etti.

Buna karşılık Washington, yaptırımlar ve deniz ablukası yoluyla Tahran üzerindeki ekonomik baskıyı artırmayı sürdürüyor. ABD yönetimi, İran’ın ilk saldırıyı gerçekleştirmesi halinde askeri seçeneği de masada tutuyor.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, yaptırımların Tahran’ın yeniden müzakere masasına dönmesi için gerekli koşulları oluşturmayı amaçladığını söyledi. Bessent, İran’ın güçlü askeri karşılığının, ülkenin ekonomik açıdan «kaybettiği» bir dönemde geldiğini savundu.

Bu arada Tahran, herhangi bir ABD saldırısına onlarca kat daha büyük bir karşılık verileceği uyarısında bulunuyor.

Gerilimin etkileri özellikle Hürmüz Boğazı çevresinde yoğunlaşmayı sürdürürken, güvenli deniz ulaşımının yeniden sağlanmasına imkân tanıyacak düzenlemelerin oluşturulması için diplomatik çabalar devam ediyor.