Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



İran savaşı, ABD’de azil tartışmasını yeniden alevlendirdi: Trump’ı görevden alın

Trump, İran savaşındaki çelişkili açıklamalarıyla gündemden düşmüyor (Reuters)
Trump, İran savaşındaki çelişkili açıklamalarıyla gündemden düşmüyor (Reuters)
TT

İran savaşı, ABD’de azil tartışmasını yeniden alevlendirdi: Trump’ı görevden alın

Trump, İran savaşındaki çelişkili açıklamalarıyla gündemden düşmüyor (Reuters)
Trump, İran savaşındaki çelişkili açıklamalarıyla gündemden düşmüyor (Reuters)

ABD'de Demokrat ve Cumhuriyetçiler, Başkan Donald Trump'ın görevden alınması için ABD Anayasası'nın 25. Ek Maddesi'ni tekrar gündeme taşıyor.

Trump, İran'a Türkiye saatiyle 03:00'e kadar verdiği mühlete 1,5 saat kala Pakistan'ın iki haftalık ateşkes önerisini kabul ettiğini açıkladı.

ABD Başkanı'nın anlaşmadan önce savurduğu "Bir medeniyet yok olacak" tehdidiyse büyük yankı uyandırdı.

CNN'in haberinde, Trump'ın şiddet içeren söylemleri nedeniyle ABD Anayasası'nın 25. Ek Maddesi uyarınca azledilmesine yönelik taleplerin yeniden gündeme taşındığı yazılıyor.

Sözkonusu ek madde, bir ABD başkanının görevini yerine getiremeyeceğine karar verilmesi durumunda, yerine başkan yardımcısının geçici olarak getirilmesini öngörüyor.

Ancak bunun için Kongre'de iki kanadın üçte ikisinin desteği gerekiyor.

Trump'ın İran'daki sivil altyapıyı ve elektrik tesislerini vurma tehditleri, Demokratların tepkisi çekerken, Cumhuriyetçi kanattan da başkana tepkiler geliyor.

Komplo teorileriyle tanınan muhafazakar radyo sunucusu Alex Jones, pazartesi günkü yayınında ABD Anayasası'nın 25. Ek Maddesi'ni devreye sokarak Trump'ın görevden alınması gerektiğini savundu.

Trump'a uzun süre destek verdikten sonra Cumhuriyetçi liderle arası bozulan Temsilciler Meclisi üyesi Marjorie Taylor Greene de X'teki açıklamasında, ABD Başkanı'nın “İran medeniyetini yok etme” tehdidine “Bu şeytani ve delice” diye tepki gösterdi.

Greene, daha sonra “25. Ek Madde!!!” paylaşımıyla Trump'ın görevden alınması gerektiğini savundu.

Sağcı podcast yayıncısı Candace Owens da “25. Ek Madde'nin devreye konması lazım” dedi.

ABD Başkanı'na karşı cephe alanlar arasında, Trump'ın ilk döneminde Beyaz Saray İletişim Direktörü olarak görev yapmış Anthony Scaramucci de var.

Scaramucci, X'teki paylaşımında Trump'ın nükleer silah kullanma tehdidinde bulunduğunu öne sürdü:

Kendinize gelin, nükleer saldırı çağrısı yapıyor. Derhal görevden alınmasını sağlayın.

Temsilciler Meclisi, Ukrayna'dan Joe Biden ve oğluyla ilgili soruşturma başlatmasını talep ederek kanunları çiğnediği gerekçesiyle Trump hakkında Aralık 2019'da azil süreci başlatmıştı. Bu dönemde Temsilciler Meclisi'nde Demokratlar çoğunluktaydı.

Daha sonra Temsilciler Meclisi, 6 Ocak 2021'deki Kongre baskınında oynadığı rol gerekçesiyle yine Trump'ın görev süresi bitmeden azledilmesine ilişkin süreç başlatmıştı. Böylelikle Trump, ABD tarihinde hakkında ikinci kez azil süreci başlatılan ilk ABD Başkanı olmuştu.

Ancak iki durumda da Cumhuriyetçilerin çoğunlukta olduğu Senato'da yapılan oylama sonucu Trump görevine devam etmişti.
Independent Türkçe, CNN, Axios


ABD-İran ateşkesi dünya basınında nasıl görüldü?

İranlılar, saldırıların iki hafta askıya alınmasını Tahran'da kutladı (Reuters)
İranlılar, saldırıların iki hafta askıya alınmasını Tahran'da kutladı (Reuters)
TT

ABD-İran ateşkesi dünya basınında nasıl görüldü?

İranlılar, saldırıların iki hafta askıya alınmasını Tahran'da kutladı (Reuters)
İranlılar, saldırıların iki hafta askıya alınmasını Tahran'da kutladı (Reuters)

ABD ve İran arasındaki geçici ateşkes dünya basınında geniş yer buldu.

ABD Başkanı Donald Trump, dün akşamki açıklamasında Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılması şartıyla İran'la iki haftalık karşılıklı ateşkesi kabul ettiğini duyurdu.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ateşkesin Lübnan'ı da kapsadığını savundu ancak İsrail Başbakanı Netanyahu bunu yalanladı.  

İran yönetimiyse "ABD'yi 10 maddelik planı kabul etmeye zorlayarak tarihi zafer elde ettiklerini" öne sürdü.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreterliği'nden yapılan açıklamada paylaşılan 10 maddeye göre Hürmüz Boğazı'ndan geçişin, İran Silahlı Kuvvetleri'yle koordinasyon içinde kontrollü şekilde yapılması ve "direniş ekseninin" tüm unsurlarına karşı yürütülen saldırıların sonlandırılması isteniyor.

Ayrıca ABD askerlerinin bölgedeki tüm üs ve konuşlanma noktalarından çekilmesi, Hürmüz Boğazı'nda güvenli geçişi garantiye alacak ve mutabakata varılan protokolle İran'ın hakimiyetini sağlayacak bir geçiş düzenlemesinin oluşturulması talep ediliyor.

İran'a verilen zararların tamamen tazmin edilmesi, tüm birincil ve ikincil yaptırımlarla, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararlarının kaldırılması şart koşuluyor.

İran'ın yurtdışındaki bloke edilmiş tüm varlık ve mali kaynaklarının serbest bırakılması ve tüm maddelerin bağlayıcı bir BMGK kararıyla onaylanması talep ediliyor.

Trump, İran'a Türkiye saatiyle 03:00'e kadar verdiği mühlete 1,5 saat kala Pakistan'ın iki haftalık ateşkes önerisini kabul ettiğini açıkladı.

"ABD'nin itibarı zarar gördü"

New York Times'ın analizinde, Trump'ın anlaşmadan önce savurduğu "Bir medeniyet yok olacak" tehdidi hatırlatılarak, "Başkan'ın şiddet içeren söylemleri, müzakereci olarak güvenilirliğine ve ülkesinin dünyadaki itibarına zarar verdi" deniyor.

Ayrıca Trump'ın İran savaşında "istediğini alamadığı için tehditlerinin dozunu yükselttiği" ifade ediliyor.

CNN'in analizinde de İran'ın Hürmüz Boğazı üzerindeki hakimiyetinin sürdüğüne dikkat çekilerek, "Savaşın, İran'ın boğazı kontrol ettiği bir senaryoyla sonlanması stratejik bir felaket ve Trump için bir yenilgi olur" deniyor. Tahran yönetimi, boğazdan geçişin İran ordusunun koordinasyonuyla gerçekleştirileceğini duyurmuştu.

ABD Başkanı'nın, son günlerde İran yönetimine karşı tehditkar tavrı ve sert sözleriyle "ahlaki sınırları aştığı" ve ABD'yi "dünyanın en istikrarsız gücü haline getirdiği" belirtiliyor.

"Dünyanın ABD'ye bakış açısı kökten değişti"

BBC, Trump'ın bu anlaşmayla kendine "geçici bir rahatlama sağladığını" ifade ediyor. ABD ve İran, iki haftalık süreçte ateşkesi kalıcı hale getirmek için görüşme yapacak. Ancak analizde, çatışmalar tekrar başlamasa bile İran savaşının "dünyanın geri kalanının ABD'ye bakış açısını kökten değiştireceği" yazılıyor.

"Çatışmalar yeniden başlayabilir"

Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, geçici ateşkesi memnuniyetle karşıladıklarını söylerken, çatışmaların sürebileceği uyarısında bulundu.

Rus devletine ait medya kuruluşu RT'nin analizinde de "Trump, İran medeniyetini yok etme tehdidinden geri adım attı" denirken, Medvedev'in işaret ettiği tehlike hatırlatılıyor.

Çin de çatışmaların durdurulması için yaptığı itidal çağrısı ve Pakistan'la ortak hazırladığı 5 maddelik planla dikkat çekmişti.

"İki taraf da zorlu bir çıkmazda"

Çin Komünist Partisi'nin yayın organı Global Times'ın analizinde, İran'ın ABD'ye sunduğu 10 maddelik planın "diyalog başlatıcı" olduğu belirtiliyor. Özellikle tüm ABD yaptırımlarının kaldırılması ve Amerikan birliklerinin Ortadoğu'dan çekilmesi taleplerinin gerçekçi olmadığı ifade ediliyor.

Diğer yandan Lanzhou Üniversitesi'nden Ortadoğu uzmanı Zhu Yongbiao, "her iki tarafın da son derece zorlu bir çıkmaza girdiğini, çatışmanın sürmesinin savaşın bedelini giderek daha da katlanılmaz hale getireceğini" vurguluyor. Bu nedenle, müzakerelerin her iki tarafın beklentileriyle de örtüştüğünü söylüyor.

NYT'nin üç İranlı yetkiliye dayandırdığı haberine göre, Tahran yönetimi Pakistan'ın yanı sıra Çin'in de devreye girmesiyle ateşkes önerisini kabul etti.

Independent Türkçe, BBC, New York Times, CNN, RT, Global Times, Times of Israel, Arab News


Trump hakkındaki yeni kitap Beyaz Saray'da paniğe yol açtı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Trump hakkındaki yeni kitap Beyaz Saray'da paniğe yol açtı

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

New York Times'ın Trump muhabirleri Maggie Haberman ve Jonathan Swan'ın yakında çıkacak kitabının, Beyaz Saray'da "büyük endişeye" neden olduğu bildirildi.

Axios'a göre yeni kitabın adı Rejim Değişikliği: Donald Trump'ın İmparatorluk Başkanlığının İç Yüzü (Regime Change: Inside the Imperial Presidency of Donald Trump) olacak ve 23 Haziran'da piyasaya sürülmesi bekleniyor.

Trump, martta Haberman’a yüklenmişti ve o sırada bunun nedeni net değildi.

Trump, Truth Social'da şöyle yazmıştı:

Maggot Hagerman (kurtçuk -çn.), başarısız The New York Times'ın bir başka AHLAKSIZ yazarı, söylediklerinin neredeyse her zaman tersinin doğru olduğunu çok iyi bilmesine ve anlamasına rağmen, benim hakkımda yalan haberler yazmakta ısrar ediyor.

Ardından, "Maggot'ı ve bazı 'ortaklarını' Florida'da The Times'a karşı açtığım davaya eklemeyi düşünüyorum, ki gayet iyi gidiyor gibi görünüyor" diyerek onu davayla tehdit etmişti.

Kitabın, Trump'ın yürütme yetkisini nasıl yeniden şekillendirdiğini derinlemesine inceleyeceği ve yazarların ikinci döneminin  yalnızca bir başkanlık değişiminden ibaret kalmayıp yabancı bir rejim değişikliği operasyonuna benzediğini savunacağı bildiriliyor.

Axios'a göre Haberman ve Swan yeni kitap için yaklaşık bin röportaj gerçekleştirdi ve bu durum bazı Trump çevrelerini endişelendiriyor.

Axios'un haberine göre, Trump'ın "Truth Social" paylaşımını yaptığı sırada Haberman'la Swan aylardır kitap yazma iznindeydi ve üç gün sonra Beyaz Saray'da Trump'la konuşurken görüldüler.

The New York Times'a göre, kitapta Trump'ın üst düzey danışmanlarının İran'daki "rejim değişikliği" fikriyle alay ettiği, hatta birinin bu fikri "saçmalık" diye nitelediği iddiası yer alıyor.

Görsel kaldırıldı.
The New York Times'ın Beyaz Saray muhabirleri Maggie Haberman ve Jonathan Swan'ın yeni kitabına göre, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun İran'ın savaş hedeflerini özetleyen bir İsrail sunumunu "saçmalık" diye nitelendirdiği bildiriliyor (AFP)

Bu sahne, Trump ve CIA Direktörü John Ratcliffe, Genelkurmay Başkanı General Dan Caine, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve başkalarının katıldığı bir toplantıyı anlatıyor; burada İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından İran hakkında verilen istihbaratın dikkate alınmadığı bildiriliyor.

The New York Times'ın Haberman'la Swan tarafından yazılan ve kitaptan alıntı yapan haberine göre, Netanyahu'nun istihbaratı 4 bölümden oluşuyordu: Ülkenin en yüksek liderini öldürme gerekliliğini anlatan baş kesme; İran'ın komşu ülkeleri hedef alma yeteneğinin etkisiz hale getirilmesi; İran halkı arasında bir ayaklanma kışkırtma gerekliliği; ve son olarak, laik bir liderin göreve getirilmesi için tam bir rejim değişikliği.

Toplanan ABD yetkililerinin ilk iki noktanın ulaşılabilir, son ikisininse hayal ürünü olduğuna inandıkları bildiriliyor.

Ratcliffe'in Netanyahu'nun sunumunu tek bir kelimeyle tanımladığı bildiriliyor: "Gülünç". Yeni kitaba göre Rubio da aynı fikirdeydi ve bunu "saçmalık" diye niteledi.

The Independent, Beyaz Saray'dan konuyla ilgili yorum talep etti.

Independent Türkçe