Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



Tahran ticaret gemisine saldırıda bir kişinin öldüğünü açıkladı... Pezeşkiyan: İran asla teslim olmayacak

Tahran ticaret gemisine saldırıda bir kişinin öldüğünü açıkladı... Pezeşkiyan: İran asla teslim olmayacak
TT

Tahran ticaret gemisine saldırıda bir kişinin öldüğünü açıkladı... Pezeşkiyan: İran asla teslim olmayacak

Tahran ticaret gemisine saldırıda bir kişinin öldüğünü açıkladı... Pezeşkiyan: İran asla teslim olmayacak

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, bugün (pazar) sabah yaptığı açıklamada İran halkının direnişini ve güç kullanma ile yıldırma politikalarını reddettiğini vurguladı. Pezeşkiyan, İran’ın teslim olmayacağını belirtirken İran resmi medyası, Hürmüz Boğazı’ndaki Kişm Adası açıklarında bir ticaret gemisinin hedef alındığı saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi.

İran İslam Cumhuriyeti Haber Ajansı IRNA’nın aktardığına göre Pezeşkiyan, X hesabından yaptığı paylaşımda, “Amerikalılar savaşçıysa cesur silahlı kuvvetlerimizle karşı karşıya gelsinler” ifadelerini kullandı.

Pezeşkiyan, sivil altyapının, gıda kaynaklarının ve vatandaşların geçim araçlarının hedef alınmasının gerekçesini sorgulayarak insanların temel ihtiyaçlarının hedef alınmasını kınadı.

Pezeşkiyan, “İnsanlık değerlerinden yoksun kaldılarsa halkların su, gıda ve ilaca erişiminden mahrum bırakılmasının ardındaki gerekçeler nelerdir?” diye sordu.

Pezeşkiyan açıklamasının sonunda İran halkının güç kullanımı veya tehdit karşısında kırılmayacağını vurgulayarak “İran asla teslim olmayacak” ifadesini yineledi.

Bu açıklamalar, İran makamlarının bugün Hürmüz Boğazı’nda bir İran ticaret gemisine düzenlenen saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini bildirdiği sırada geldi. Saldırı, İran ile ABD arasında stratejik öneme sahip bu geçiş güzergâhı çevresindeki çatışmaların sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

İran devlet televizyonu ile Devrim Muhafızları Ordusu’na bağlı Tasnim Haber Ajansı, Kişm Adası Valisi Hüseyin Emir Teymuri’nin açıklamalarına yer verdi. Emir Teymuri, pazar günü yaptığı açıklamada, “Bir İran ticaret gemisi bugün sabah saat 05.00 sıralarında (TSİ 04.30) Hengam Adası ile Kişm Adası’ndaki Şibderaz kıyıları arasındaki bölgede hedef alındı” dedi.

Emir Teymuri, saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini, üç kişinin de yaralandığını belirtti. Fransız Haber Ajansı AFP’nin aktardığına göre olayın ardından bölgede can kaybı ve yaralanmalar meydana geldi.

Kişm çevresinde gece boyunca çok sayıda patlama meydana geldiği bildirildi. Kişm, Hürmüz Boğazı’ndaki en büyük ada konumunda bulunuyor.

Tasnim, gemiye isabet eden mühimmatın “kaynağı bilinmeyen” bir mermi olduğunu bildirirken mühimmatın türünün henüz belirlenemediğini kaydetti.

Hürmüz Boğazı, 28 Şubat’ta başlayan ABD-İsrail savaşının ardından Tahran ile Washington arasındaki gerilimin başlıca odağı haline geldi.

İran, ABD ve İsrail’in saldırılarına Hürmüz Boğazı’nı kapatarak karşılık verdi. Savaştan önce dünya genelindeki petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği boğazın kapatılması, ABD’nin İran limanlarına abluka uygulamasına yol açtı.

İran, gemilerin hayati öneme sahip bu su yolundan geçebilmesi için kendisinden izin alınmasını şart koşuyor. Tahran ayrıca gemileri boğazın kuzey kesiminde kendi kıyıları boyunca belirlediği güzergâhı kullanmaya zorluyor ve geçişler için hizmet bedeli uygulama mekanizmasını değerlendiriyor.

Tahran, belirlediği kurallara uymayan gemileri düzenli olarak hedef alırken ABD güçleri de İran kıyılarını aralıklarla bombalıyor.


BRICS ülkelerinden Ortadoğu’da “azami itidal” çağrısı

Yeni Delhi'deki yıllık zirvede BRICS ülkelerinin liderleri ve heyet başkanları (AFP)
Yeni Delhi'deki yıllık zirvede BRICS ülkelerinin liderleri ve heyet başkanları (AFP)
TT

BRICS ülkelerinden Ortadoğu’da “azami itidal” çağrısı

Yeni Delhi'deki yıllık zirvede BRICS ülkelerinin liderleri ve heyet başkanları (AFP)
Yeni Delhi'deki yıllık zirvede BRICS ülkelerinin liderleri ve heyet başkanları (AFP)

Rusya, Çin, Hindistan, İran, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Mısır’ın da aralarında bulunduğu BRICS ülkeleri, dün Yeni Delhi’de düzenlenen zirvenin oturum aralarında yayımladıkları ortak bildiride, Ortadoğu’daki savaşta “azami itidal” çağrısında bulundu.

Bildiride, “Ortadoğu/Batı Asya’da gerilimlerin giderek artmasından derin endişe duyuyoruz. Ulusal tutumlarımızı hatırlatarak, azami itidal gösterilmesi ve durumun daha da kötüleşmesine yol açabilecek eylemlerden kaçınılması çağrısında bulunuyoruz” ifadelerine yer verildi.

Mayıs ayında BRICS dışişleri bakanları, Yeni Delhi’de gerçekleştirdikleri toplantının ardından ortak bildiri üzerinde uzlaşamamıştı. Bu durum, şubat ayının sonlarında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş konusunda üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıklarını yansıtıyordu. Tahran ise buna stratejik Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğini aksatarak ve bölgedeki ABD çıkarlarını hedef alarak karşılık vermişti.

Hindistan uzlaşı için çaba gösterdi

Ancak zirveye ev sahipliği yapan Hindistan, tarafların görüşlerini birbirine yaklaştırmak için yoğun çaba harcadı.

BRICS ülkeleri ortak bildiride sivil altyapılara ve nükleer tesislere yönelik saldırıları kınadı.

Bildiride, “Sivil altyapıya ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) tam güvence denetimi altındaki barışçıl nükleer tesislere yönelik kasıtlı saldırılardan derin endişe duyuyoruz. Bu saldırılar uluslararası hukuku ve Ajans’ın ilgili kararlarını ihlal etmektedir” denildi.

Ülkeler ayrıca, “insanları ve çevreyi korumak” amacıyla silahlı çatışmalar sırasında dahi nükleer güvence, emniyet ve güvenlik standartlarına uyulması gerektiğini vurguladı.

BRICS’in genişleyen yapısı

BRICS platformu, 2009 yılında Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’i bir araya getiren büyük yükselen ekonomiler oluşumu olarak kuruldu. Güney Afrika da kısa süre sonra gruba katıldı. Oluşum, G7 gibi ABD ve Batılı güçlerin ağırlıkta olduğu yapılanmaların dışında alternatif bir ekonomik ve siyasi iş birliği platformu olarak ortaya çıktı.

Yeni Delhi’deki zirve dün Çin, Rusya, İran ve Mısır liderlerinin yanı sıra grubun diğer ülkelerinden üst düzey temsilcilerin katılımıyla başladı.

Şarku’l Avsat’ın Çin resmi haber ajansı Şinhua’dan aktardığına göre, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping zirve kapsamında yaptığı değerlendirmede,  Ortadoğu’daki savaşın “uluslararası toplumun ortak çıkarlarına” hizmet etmediğini söyledi.

Ortak bildiride ayrıca, “kutuplaşma ve güvensizliğin gölgesinde kalan mevcut küresel ortamı gözlemliyoruz ve küresel barış ile güvenliği güçlendirecek tedbirleri teşvik ediyoruz” ifadeleri yer aldı.

Bildiride, “Yürürlükteki uluslararası hukuk doğrultusunda küresel ticaretin ve enerji tedarik zincirlerinin kesintisiz akışını korumak için birlikte hareket etme ihtiyacının altını çiziyoruz” denildi.


Washington, Hürmüz’de gemi geçişlerine yeni zaman aralıkları getirdi

CENTCOM’un bölgede “Rafael Peralta” uçak gemisinden havalanan ABD helikopterine ait paylaştığı fotoğraf. (CENTCOM)
CENTCOM’un bölgede “Rafael Peralta” uçak gemisinden havalanan ABD helikopterine ait paylaştığı fotoğraf. (CENTCOM)
TT

Washington, Hürmüz’de gemi geçişlerine yeni zaman aralıkları getirdi

CENTCOM’un bölgede “Rafael Peralta” uçak gemisinden havalanan ABD helikopterine ait paylaştığı fotoğraf. (CENTCOM)
CENTCOM’un bölgede “Rafael Peralta” uçak gemisinden havalanan ABD helikopterine ait paylaştığı fotoğraf. (CENTCOM)

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ABD’nin İran’a yönelik uyguladığı deniz ablukası kapsamında son 60 gün içinde yaklaşık 100 ticari geminin rotasını değiştirdiğini açıkladı. Washington, Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin düzenlenmesine yönelik tedbirleri sıkılaştırırken, petrol tankerlerinin ABD hava savunmasının koruması altında geçiş yapabileceği yeni zaman aralıkları belirledi.

CENTCOM, hiçbir geminin ABD güçlerinden izin almadan abluka bölgesini geçmediğini bildirdi. Komutanlık, bölgede görevin yürütülmesine ve ticari deniz trafiğinin izlenmesine yönelik çalışmaların sürdüğünü belirtti.

Bu tedbirler, küresel enerji ticaretinin en önemli su yollarından biri olan Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin, Washington ile Tahran arasındaki savaş ve karşılıklı tehditler nedeniyle ciddi biçimde etkilenmeye devam ettiği bir dönemde alındı.

Hava koruması altında geçiş için yeni zaman aralıkları

ABD, ticari gemilerin sınırlı şekilde geçişini güvence altına alma çerçevesinde, özellikle gece saatlerinde İran’ın ticari gemilere yönelik saldırılarının artmasının ardından, petrol tankerlerinin ABD hava koruması altında Hürmüz Boğazı’ndan geçebileceği yeni zaman aralıkları belirledi.

Gemilere, seyirlerine sabah 09.00 gibi belirli saatlerde başlamaları gerektiği bildirildi. Bu uygulama, daha önce gece saatlerinde daha geniş geçiş aralıklarına izin veren düzenlemelerin yerini aldı.

Şarku’l Avsat’ın Financial Times’ten aktardığına göre ABD tarafının bir gemiye gönderdiği mesajda, ticari gemilerin karşı karşıya olduğu tehditler nedeniyle karanlık saatlerde geçişin “en güvenli zaman olduğunun kanıtlanmadığı” belirtildi.

Denizcilik uzmanları, ABD’nin korumayı belirli zaman aralıklarıyla sınırlandırmasının, uzun saatler boyunca kesintisiz hava koruması sağlamak yerine askeri kaynakların daha verimli kullanılmasına olanak tanıdığı görüşünde.

Denizcilik uzmanı Joshua Tallis, gemilerin belirli zaman aralıklarında geçiş yapmasının, boğazın güneyinde sürekli ABD savunması sağlamanın yüksek maliyetini düşürmek için etkili bir yöntem olduğunu söyledi. Tallis, gelişmiş bir ABD askeri uçağının operasyon maliyetinin saatte 25 bin ila 75 bin dolar arasında olabileceğine dikkat çekti.

ABD’nin hava koruması mayısta başladı

7 Eylül 2026'da Hürmüz Boğazı'nda, Bender Abbas açıklarında, motorlu bir tekne sisin ortasında demirlemiş ticari gemilerin yanından geçiyor (AP)
7 Eylül 2026'da Hürmüz Boğazı'nda, Bender Abbas açıklarında, motorlu bir tekne sisin ortasında demirlemiş ticari gemilerin yanından geçiyor (AP)

ABD, mayıs ayından bu yana Hürmüz Boğazı’nın güney kesiminde, Umman kıyılarına paralel seyir rotasını kullanan gemilere hava savunma koruması sağlıyor. Washington bu uygulamayla stratejik geçiş güzergâhından petrol ihracatının bir bölümünün devam etmesini sağlamayı amaçlıyor.

Geçiş yapmak isteyen gemi sahiplerinin, ABD Donanması bünyesindeki Deniz Ticaret Koordinasyon Merkezi’ne (NCAGS) başvurması gerekiyor. Merkez, gemilerin seyir rotalarını belirliyor ve geçiş izinlerini belirlenen zaman aralıkları için verirken bu süre boyunca ABD hava koruması sağlıyor.

Bu tedbirler, İran’a yönelik ablukanın sıkılaştırılması ile ticari gemilerin, özellikle petrol tankerlerinin, sınırlı ve güvenli şekilde geçişine izin verilmesi arasında denge kurma çabasını yansıtıyor.

İran'dan “kısıtlı bölge” hamlesi

Buna karşılık İran, bu hafta Hürmüz Boğazı’nda “kısıtlı bölge” olarak tanımladığı bir alan oluşturacağını açıkladı. Bu adımın, stratejik su yolundaki deniz trafiğine yönelik kısıtlamaları daha da artırması bekleniyor.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Başkanı Muhsin Rızai, söz konusu bölgenin ABD’nin deniz ablukası hattından başlayarak Hürmüz Boğazı’na ve ardından Basra Körfezi’nin içine doğru uzanacağını söyledi. Rızai, bölgeye girecek herhangi bir geminin “yaptırımlara” maruz kalacağı uyarısında bulundu, ancak söz konusu tedbirlerin niteliği konusunda ayrıntı vermedi.

İran’ın bu hamlesi, Tahran’ın ABD ablukasına karşı Hürmüz Boğazı’nı bir baskı aracı olarak kullanmaya çalıştığı dönemde geldi. Washington ise deniz trafiğini kontrol altında tutmaya ve İran’la bağlantılı gemilerin stratejik geçiş güzergâhından yararlanmasını engellemeye çalışıyor.

Hürmüz... Baskı altındaki enerji damarı

İran ile ABD arasında 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana, İran’ın ticari gemilere yönelik tehditleri nedeniyle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiği ciddi ölçüde geriledi.

Savaş öncesinde boğazdan petrol ve doğal gaz tankerlerinin yanı sıra dökme yük ve konteyner gemilerinden oluşan yaklaşık 125 büyük ticari gemi her gün geçerken, bu sayı yalnızca birkaç düzine gemiye düştü.

Dünya genelindeki günlük ham petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz arzının yaklaşık yüzde 20’si Hürmüz Boğazı’ndan geçiyor. Bu nedenle boğazdaki deniz trafiğinin uzun süreli aksaması, küresel enerji piyasaları üzerinde doğrudan etkiler yaratabilir.

İran’la bağlantılı deniz taşımacılığına yönelik ABD ablukası da temmuz ortasında yaptırımların yeniden uygulanmasının ardından İran’ın ham petrol ihracatının durmasına yol açtı.

Washington, denizcilik alanındaki tedbirlerini ablukanın uygulanması ve gemilerin karşı karşıya olduğu risklerin azaltılması kapsamında değerlendirirken, Tahran da boğazdaki deniz trafiği üzerindeki baskısını sürdürüyor. Böylece küresel enerji ticaretinin en önemli damarlarından biri, iki ülke arasındaki gerilimin merkezinde kalmaya devam ediyor.