Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



ABD'de ölü balina alarmı: Rekor seviyeler görülüyor

Araştırmacılar, balinaların maruz kaldığı yetersiz beslenmenin iklim değişikliğinden kaynaklandığını düşünüyor (AFP)
Araştırmacılar, balinaların maruz kaldığı yetersiz beslenmenin iklim değişikliğinden kaynaklandığını düşünüyor (AFP)
TT

ABD'de ölü balina alarmı: Rekor seviyeler görülüyor

Araştırmacılar, balinaların maruz kaldığı yetersiz beslenmenin iklim değişikliğinden kaynaklandığını düşünüyor (AFP)
Araştırmacılar, balinaların maruz kaldığı yetersiz beslenmenin iklim değişikliğinden kaynaklandığını düşünüyor (AFP)

ABD'nin kuzeybatı sahillerinde bu yıl yaklaşık iki düzine gri balina karaya vurarak öldü.

King 5 News'un pazartesi günü bildirdiği üzere bu yıl Washington kıyılarında ve eyaletin Puget Boğazı boyunca çarpıcı bir şekilde 22 gri balina ölü bulundu.

Washington Balık ve Yaban Hayatı Departmanı'na göre gri balinalar Washington'da "hassas" statüsünde; yani bu yerli memeliler "savunmasız veya sayıları azalan" konumunda yer alırken, eyalette nesli tükenmekte veya tehdit altındaki türler haline gelme olasılıkları yüksek.

King 5 News, balık ve yaban hayatı yetkililerine dayandırdığı haberinde daha geçen çarşamba günü Bremerton yakınlarında bir erkek gri balinanın bulunduğunu bildirmişti.

Cascadia Araştırma Kolektifi kurucusu ve araştırma biyoloğu John Calambokitis daha önce yayın kuruluşuna, "Bizim karaya vurma diye adlandırdığımız durumda, yani kıyıda ölü bulunan gri balina sayısında rekor seviyeler görüyoruz" demişti.

Cascadia Araştırma Kolektifi ve ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi (NOAA) Balıkçılık Departmanı'ndan uzmanlara atıfta bulunan yayın kuruluşu, bu yıl incelenen balinalardaki en yaygın bulgunun yetersiz beslenme olduğunu bildirdi.

Uzmanlar, balinaların beslenmek için göç ettiği Arktika'daki avların iklim değişikliği nedeniyle azaldığına inanıyor.

Washington Balık ve Yaban Hayatı Departmanı'nın internet sitesinde şu ifadelere yer veriliyor: 

Okyanusların asit oranının artması, okyanus sıcaklıklarının yükselmesi ve diğer değişen oşinografik modellerin birleşimi, gri balinaların beslendiği küçük bentik omurgasızların sayısında azalmaya yol açabilir... Ayrıca avların zamanlaması ve dağılımını da bozabilir.

Geçen çarşamba günü Facebook'ta bir topluluk uyarısı yayımlayan NOAA Batı Kıyısı Balıkçılık Müdürlüğü, Puget Boğazı'nın orta kesimlerinde yetersiz beslenmiş bir veya iki gri balina görüldüğünü açıklamıştı.

King 5 News'un haberine göre o gün Bremerton yakınlarında bulunan erkek gri balina, yetersiz beslenme ve darbe sonucu oluşan yaralanma belirtileri sergiliyordu.

Kuzey Pasifik'teki gri balinalar, Doğu Kuzey Pasifik ve Batı Kuzey Pasifik popülasyonları olmak üzere ikiye ayrılıyor.

Balık ve yaban hayatı yetkilileri, Doğu Kuzey Pasifik popülasyonunda 2016'da yaklaşık 26 bin 960 balina yaşadığını söylüyor.

aXSDWEF
Uzmanlar, balinaların beslenmek için göç ettiği Arktika bölgesindeki iklim değişikliği sonucu avların sayısının azaldığını düşünüyor (AFP)

Federal düzeyde nesli tükenme tehlikesi altında sınıflandırılan Batı Kuzey Pasifik popülasyonunda ise 2016'da yaklaşık 271 ila 311 balina vardı.

Balık ve yaban hayatı yetkilileri, gri balinaların iklim değişikliğinin yanı sıra "balık ağlarına ve deniz çöplerine takılma", gemilerle çarpışma ve "insan kaynaklı deniz sesleri" gibi tehditlerle de karşı karşıya olduğunu ifade ediyor.

King 5 News'a göre bu yıl Washington'da karaya vuran en az 4 balinada gemi çarpması sonucu oluştuğu düşünülen yaralar görülürken, birinde de yakın zamanda ağlara takıldığına dair izler vardı.

Yayın kuruluşunun aktardığı üzere 2019'da Washington'da karaya vuran 35 gri balina kaydedilirken araştırmacılar, bu yılki toplam sayının rekor kırılan o senenin aynı dönemindeki sayıyı şimdiden aştığını belirtiyor.

Independent Türkçe


Tahran: Kalibaf, Katar’da 12 milyar dolarlık fonun serbest bırakılmasını görüşüyor

Kalibaf’ın parlamentonun iç seçimlerine katıldığı sırada çekilmiş fotoğrafı… Bu seçimlerde Kalibaf yeniden başkan seçildi. (İran parlamentosunun internet sitesi)
Kalibaf’ın parlamentonun iç seçimlerine katıldığı sırada çekilmiş fotoğrafı… Bu seçimlerde Kalibaf yeniden başkan seçildi. (İran parlamentosunun internet sitesi)
TT

Tahran: Kalibaf, Katar’da 12 milyar dolarlık fonun serbest bırakılmasını görüşüyor

Kalibaf’ın parlamentonun iç seçimlerine katıldığı sırada çekilmiş fotoğrafı… Bu seçimlerde Kalibaf yeniden başkan seçildi. (İran parlamentosunun internet sitesi)
Kalibaf’ın parlamentonun iç seçimlerine katıldığı sırada çekilmiş fotoğrafı… Bu seçimlerde Kalibaf yeniden başkan seçildi. (İran parlamentosunun internet sitesi)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Tesnim Haber Ajansı, müzakere heyetine yakın bilgi sahibi bir kaynağa dayandırdığı haberinde, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Katar’da, olası mutabakatın ilk aşamasında 12 milyar doların serbest bırakılması mekanizmasını görüştüğünü aktardı. Haberde, 14 maddeden oluşan mutabakat zaptının, müzakereler sürecinde dondurulmuş İran varlıklarının serbest bırakılmasını öngördüğü, söz konusu meblağın yaklaşık 24 milyar dolar olduğu belirtildi.

Kaynak, Tahran’ın mutabakat zaptının açıklanmasıyla birlikte bu miktarın yarısının erişime açılmasında ısrarcı olduğunu, kalan kısmın ise 60 gün içinde aktarılmasının planlandığını söyledi. Kaynak ayrıca, Kalibaf’ın Katar ziyaretinin, bu talebin uygulanma mekanizmasını, ilk aşamada 12 milyar dolara erişim yollarını ve buna ilişkin engellerin kaldırılmasını görüşmek amacıyla gerçekleştirildiğini ifade etti.

Kaynak, Güney Kore ve Katar’daki İran fonlarının daha önce serbest bırakılması sürecinde yaşanan deneyimin, Tahran’ı uygulama adımlarını yakından takip etme konusunda daha hassas davranmaya yönelttiğini belirtti. Böylece geçmişte yaşanan karmaşık süreçlerin tekrarının önlenmesinin hedeflendiği kaydedildi.

Aynı kaynak, ziyaret sırasında önceki deneyimlerden yararlanılarak fonlara erişimde herhangi bir aksaklık yaşanmamasının amaçlandığını ve bu konuda ‘iyi sonuçlar’ elde edildiğini söyledi. Kaynak, “Katar’daki müzakereler genel olarak olumlu geçti ve genel müzakere sürecinde ilerleme sağlanmasına katkıda bulundu” ifadesini kullanırken, Tahran’ın dosyaya büyük bir temkinle yaklaştığını, çünkü ABD’nin ‘taahhütlerine bağlı kalmayan bir taraf olarak bilindiğini’ öne sürdü.

Tesnim Haber Ajansı’nın bilgi sahibi bir başka kaynağa dayandırdığı haberde, Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü’nün Doha yönetiminin İran ile ABD arasındaki mutabakat muhtırasına garanti sağlamak amacıyla herhangi bir ödeme yapmadığı yönündeki açıklamalarına yanıt verildi. Kaynak, “Katarlı yetkililerin açıklamaları genel hatlarıyla yanlış değil” ifadesini kullanarak, Doha’da görüşülen paranın İran’a ait olduğunu ve mutabakata garanti sağlanmasıyla ilgisinin bulunmadığını söyledi.

Kaynak ayrıca, Tahran’ın geçmiş deneyimleri nedeniyle söz konusu fonları geri almak için ‘tam bir hassasiyet ve kararlılıkla’ hareket ettiğini belirtti.

Tesnim, Kalibaf’ın, Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ve Merkez Bankası Başkanı Abdunnasır Himmeti ile birlikte gerçekleştirdiği Katar ziyaretinin, olası mutabakat muhtırasının ilk aşamasında dondurulmuş İran varlıklarının bir kısmının serbest bırakılması amacı taşıdığını yazdı.

Ajans, İran’ın ABD tarafına güvenmemesi nedeniyle bu fonların bir bölümünün süreç içinde serbest bırakılmasında ısrar ettiğini, böylece somut sonuç ve doğrudan fayda elde etmeyi hedeflediğini aktardı.

Haberde, dosyanın öneminin Kalibaf’ı, müzakere heyeti başkanı sıfatıyla, Katar Emiri ile yapılacak görüşmeleri bizzat takip etmek üzere Doha’ya gitmeye yönelttiği ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Tesnim’den aktardığına göre, ziyaret sırasında ‘ilerleme’ sağlandı ve görüşmelerde ‘ileri yönlü adımlar’ atıldı.


Gazze, kısım kısım yeniden inşa ile ABD’nin zorlu iddiası arasında

Görsel: Lina Jaradat / Al Majalla
Görsel: Lina Jaradat / Al Majalla
TT

Gazze, kısım kısım yeniden inşa ile ABD’nin zorlu iddiası arasında

Görsel: Lina Jaradat / Al Majalla
Görsel: Lina Jaradat / Al Majalla

Amr İmam

ABD, Hamas'ın kontrolü dışındaki bölgelerde Gazze'nin yeniden inşasına ve yönetilmesine ilişkin planlarını hayata geçirme yolunda ilerliyor. Bu durum, savaşın harap ettiği bölge sakinleri için nadiren açılan bir umut penceresi aralasa da planların önünde ciddi engeller bulunuyor.

Öte yandan bu planlar, Mısır'ı da ince hesaplar yapmaya zorluyor. Çünkü Mısır, Gazze’de ateşkese ulaşılmasındaki kilit rolü ve savaş sonrası toparlanma ile yönetim sürecinde üstlenmek istediği işlev nedeniyle kritik bir konumda.

Planın özü, Gazze içinde yönetilebilir cep bölgeler oluşturmayı, bu bölgelerde geçici sivil bir yönetimin sorumluluk üstlenmesini, yeterli miktarda yardımın sağlanmasını ve yeniden yapılanma çalışmalarının başlatılmasını öngörüyor. Bu planlar, ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlık ettiği Gazze Barış Konseyi'nin Hamas'ın silah bırakma taahhüdünü yerine getireceği umudunu yitirdiğinin görülmesinin ardından netlik kazandı.

Gazze Barış Konseyi, haftalarca süren müzakerelerin ve Kahire'de Hamas temsilcileri ve diğer muhataplarla gerçekleştirilen toplantıların ardından Hamas’ın silahlarından vazgeçmeyeceği ve tünel ağını dağıtmayacağı sonucuna vardı.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Hamas'ın silah bırakmayı reddetmesi, bir bakıma sürecin tamamına duyduğu güvensizliği yansıtıyor. İsrail'in geçtiğimiz ekim ayında Şarm eş-Şeyh'te açıklanan Trump'ın on maddelik ateşkes planı kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirme isteğine ya da kapasitesine ilişkin kuşkular da bu güvensizliğin bir parçası.

Gazze'deki ateşkes resmi olarak yürürlükte kalmaya devam etse de büyük ölçüde kâğıt üzerinde kalıyor gibi görünüyor.

İsrail ordusu Gazze'nin çeşitli bölgelerini vurmayı sürdürüyor; bu saldırılar iki yıldır devam eden savaşta 70 bini aşan can kaybına yenilerini ekliyor ve Gazze'nin ayakta kalan binalar ile sivil altyapısını tahrip ediyor.

İsrail ayrıca Gazze'deki işgal alanını genişletmeye devam ederek İsrail askeri bölgesini belirleyen ‘sarı hattı’ Gazze’nin derinliklerine doğru ilerletiyor. Başbakan Netanyahu daha önce İsrail ordusunun, Gazze'nin yüzde 60'ından fazlasını, yani 365 kilometrekaresini kontrol ettiğini açıkladı. Bu oran daha önce yüzde 53'tü.

İsrail'in askeri varlığının bu denli genişlemesi, Hamas'ın bazı kaygılarını haklı çıkarır nitelikte. Filistinlilerin yeniden iskânına yönelik İsrail çağrıları ve sahil bölgesini parlak bir uluslararası tatil köyüne dönüştürmeyi amaçlayan kalkınma önerileri ise bu kaygıları daha da derinleştiriyor.

Planın özü, Gazze içinde yönetilebilir cep bölgeler oluşturmayı, bu bölgelerde geçici sivil bir yönetimin sorumluluk üstlenmesini, yeterli miktarda yardımın akmasını ve yeniden yapılanma çalışmalarının başlatılmasını öngörüyor.

Kırılgan bir umut kıvılcımı

Gazze'deki 2 milyonu aşkın Filistinli için ateşkes, acılarını hafifletmek bakımından son derece sınırlı kaldı.

İsrail'in iki yıl boyunca sürdürdüğü savaşa damgasını vuran toplu katliamlar ve bombardımanların kısmen azaldığı doğru, ancak günlük yaşam, çatışmalar sırasındaki kadar ağır koşullarda sürüyor. Gazzeliler yaz sıcağını ve kış soğuğunu hâlâ açık havada geçiriyor.

Evlerinin, sokaklarının ve sivil kurumlarının enkazıyla ve İsrail ateşinde hayatını kaybeden sevdiklerinin acı anılarıyla kuşatılmış durumda olan Gazzelilerin gidecekleri bir yer yok. Havadan bakıldığında Trump'ın daha önce, Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un Ortadoğu'ya gerçekleştirdiği en az iki ziyaretinde söylediği sözlerine dayanarak ‘yıkım sahnesini’ andıran bir toprakta yaşıyorlar.

sacddsc
Gazze şehrinde, yıkılmış evlerin enkazları arasında, kucağında bir kız çocuğu taşıyarak yürüyen Filistinli bir çocuk, 11 Mayıs 2026 (Davud Ebu el-Kas/Reuters)

İnsani yardımlar Gazze'ye hâlâ sınırlı miktarlarda ulaşıyor. Yaygın açlığı ya da önceki düzeylerde kalmaya devam eden yetersiz beslenme oranlarını fiilen hafifletemiyor. Faaliyetlerini sürdüren az sayıdaki tıbbi tesis ise sonu gelmeyen bir temel malzeme ve ekipman listesiyle boğuşuyor.

İsrail'in iki yıldır sürdürdüğü savaşa damgasını vuran toplu katliamlar ve bombardımanların kısmen azaldığı doğru olsa da günlük yaşam, çatışmalar sırasındaki kadar ağır koşullarda sürüyor.

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu'daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’nın (UNRWA) mayıs ayı ortalarında yayımladığı raporda belirtildiği gibi Gazze'deki askeri bölgenin genişlemesi insani müdahaleleri sekteye uğratacak, halk üzerindeki baskıyı artıracak ve şiddetten kaynaklanan riskleri yükseltecek. UNRWA ayrıca hastalık taşıyan kemirgen ve böceklerin beslediği halk sağlığı krizinin derinleşmesiyle birlikte Gazze'nin sağlık sisteminin neredeyse çöküşünün eşiğine geldiği ve zaten kötüleşmekte olan yaşam koşullarının daha da kırılgan bir hal aldığı konusunda da uyardı.

Bu bağlamda Gazze'nin ateşkes planı çerçevesinde toparlanma, yeniden yapılanma ve sivil yönetim aşamasına geçmesi, artık yalnızca diğer insanlar gibi güvenlik ve huzur içinde yaşama fırsatı isteyen bölge sakinlerine umut aşılayacak.

Gazzeliler, yeniden yapılanmanın ve normale dönüşün bir gecede gerçekleşemeyeceğinin farkında. Bu geçiş döneminin pratik karmaşıklıklarının da bilincindeler. Bununla birlikte herhangi bir değişim ihtimali, her türlü olumlu değişim, onlara bir ölçüde onur ve güvenlik içinde yaşayabilmek için yeniden can bulmuş bir fırsat sunacak.

Kahire'nin pragmatik hesapları

Mısır, Trump'ın ateşkes planının ilk aşamasının 16 Ekim 2025'te tamamlanmasının ardından planın sonraki aşamalarının uygulamaya konulması için baskı uyguluyor.

Kahire'nin, Hamas'ın kontrolü dışındaki bölgelerde yeniden yapılanma ve yönetim aşamasına geçişe itiraz etmesi pek olası değil. Bunun ardında Mısır'ın harekete ilişkin ideolojik tutumu ve kendine özgü güvenlik kaygıları yatıyor.

Mısır uzun süredir Gazze için Hamas'ı dışlayan bir yönetim anlayışını tercih ediyor. Resmi adıyla ‘Gazze'yi Yönetmek için Filistin Ulusal Komitesi’ olarak bilinen, Gazze'yi yönetmek üzere partili olmayan Filistinli teknokratlardan oluşan bir komite kurulması fikri de geçtiğimiz yıl mart ayında Kahire'de hayata geçirildi. Bu komitenin en belirgin özelliği Hamas'ın dışarıda bırakılmasıydı.

sxcds
Netanyahu, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'ta görev yapan İsrailli askerleri ziyaret ederken, 18 Temmuz 2024 (AFP)

Mısır, bu öneriyi Hamas'a yönelik bir adım olarak sunmadı. Ancak Kahire ile on iki yıldır Gazze'yi yöneten hareket arasındaki ilişkiyi takip eden herkes iki taraf arasındaki derin ideolojik uçurumun farkında. Hamas, Mısır'ın hem iç hem de dış cephede karşı çıktığı ve mücadele ettiği siyasal İslam akımını temsil ediyor.

Trump'ın Gazze’yi ‘Ortadoğu’nun rivierası’ yapma önerisine karşın geçtiğimiz yıl mart ayında kendi Gazze yeniden yapılanma planını hazırlayan Mısır, Gazze Şeridi’nin yeniden inşasını ulusal güvenlik meselesi olarak değerlendiriyor. Gazze’nin yeniden inşası Kahire açısından, Gazze ile İsrail'e sınır olan Mısır toprağı Sina'ya Gazze sakinlerinin yerinden edilmesine karşı zorunlu bir set işlevi de görüyor.

Yeniden yapılanma sürecinin başlatılması, Gazze'yi Yönetmek için Filistin Ulusal Komitesi’nin operasyonlarını Kahire'den Filistin topraklarının bizzat içine taşımasına olanak tanıyacak. Bu da geçiş döneminin daha etkin biçimde yönetilmesine imkân sağlayacak.

Bununla birlikte Mısırlı yetkililer, Hamas'ın dışarıda tutulmasının Gazze'de güvenlik boşluğu yaratıp bölgenin Sina'ya açılan sınırı üzerindeki denetimi zayıflatabileceği kaygısını taşımaya devam ediyor.

Edinilen haberlere göre yüzlerce Filistinli polis memuru, yeniden yapılanma döneminde güvenlik işlerini üstlenmek üzere Gazze'ye konuşlandırılmaya hazırlık kapsamında Mısır'da eğitim görmeye başladı.

Kısım kısım yeniden inşanın riskleri

Ne var ki Hamas'ın kontrolü dışındaki bölgelerde yeniden inşa ve yönetim sürecini başlatmak, tasavvur etmekten çok daha güç.

Gazze'nin bir bölümünün Hamas kontrolünde kalması, bölgenin farklı kesimleri arasındaki hareket özgürlüğünü kısıtlayacak ve yeniden yapılanma çabalarını sekteye uğratacak. Gazze'nin yeniden imarının toplam maliyeti daha önce yaklaşık 70 milyar dolar olarak tahmin edilmişti.

Bu yılın 19 Şubat'ında Barış Konseyi'nin dokuz üyesi yeniden yapılanma planını finanse etmek amacıyla milyarlarca dolar katkı sağlama taahhüdünde bulundu. Ancak bu fonların yalnızca küçük bir bölümü Konsey'e ulaşabildi.

ABD-İsrail'in İran'a karşı yürüttüğü savaş, Gazze'nin yeniden imarını finanse etme umutlarının büyük bölümünü söndürdü. Zira savaş, bu finansmanın büyük kısmını üstlenmesi beklenen Körfez ülkelerinin ekonomilerine ciddi zararlar verdi. Savaşın uluslararası ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri de başka ülkelerin Gazze'nin yeniden imarı için bağış yapma ihtimalini zayıflattı.

sdvv
Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Cibaliye’de yıkılmış binaların enkazının dağıldığı bir caddede yerinden edilmiş Filistinliler, 6 Mayıs 2026 (AFP)

Savaşın ötesinde uluslararası bağışçıların büyük çoğunluğu olası katkılarını Hamas'ın silah bırakması ve Gazze'nin geleceğinden dışlanması koşuluna bağlıyor.

Bu koşullar, Hamas için adeta bir idam hükmüne benziyor.

Siyasi liderliğinin hâlâ istikrar kazanmadığı hareket, elinde kalan silahların, Gazze genelinde işlettiği tünel ağının ve kontrolündeki bölgelerin son kozu olduğunun farkında.

Hamas'ın bu kozu sıkıca tutmaya devam edeceği anlaşılıyor. Bunu yaparken Gazze'ye ve Filistin davasının tamamına verdiği zararın farkında; zira 7 Ekim 2023'te İsrail'e düzenlenen saldırılar, kırk yıllık hareket tarihinin en ağır stratejik ve askeri yanlış hesabı olarak Filistinliler nezdinde hareketin popülaritesine derin izler bıraktı.

Öte yandan Gazze'nin bir bölümünün Hamas kontrolünde kalmaya devam ettiğini kabul ederek bazı kesimlerinin yeniden inşasına başlamak, bağımsız bir Filistin devleti hayalinin yolunda atılan bir adım olarak Gazze ve işgal altındaki Batı Şeria'da birleşik bir Filistin sivil yönetimi kurulmasına ilişkin kalan umutlara ağır bir darbe vuracak.

Kısmi yeniden yapılanmanın beraberinde getirebileceği tüm yararlarına karşın bu süreç, Gazze Barış Konseyi yerle bir olmuş bu topraklar için yeni bir yol çizerken dikkatle değerlendirilmesi gereken riskler barındırıyor.