Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



Avrupa semalarında bomba paniği: Hibrit savaş riski artıyor

İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)
İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)
TT

Avrupa semalarında bomba paniği: Hibrit savaş riski artıyor

İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)
İspanyol polisi, 3 Kasım'daki bomba ihbarında Ryanair uçağını ve bagajlarını incelemişti (Reuters)

Avrupa genelinde yolcu uçaklarına yönelik bomba ihbarları hibrit savaş korkularını yeniden alevlendirdi.

Asılsız ihbarlar perşembe günü Avrupa genelinde yaklaşık 30 ticari uçuşu etkiledi. Bazı uçaklar rotalarını değiştirmek zorunda kalırken bazılarına savaş jetleri eşlik etti.

Hafta başında en az 7 uçuş ve bir yolcu gemisiyle ilgili de benzer ihbarlar almasının ardından yaşanan son gelişmeler, Avrupa'daki hava ulaşımını etkileyen tehditlerin boyutunu büyüttü.

Adının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan bir kaynak, Roma Fiumicino ve Milano Malpensa havalimanlarında havayolu şirketlerine ve havalimanı işletmecilerine tehdit içeren bir e-posta gönderildiğini söylüyor.

"Male State savaşçıları" imzasını taşıyan mesajda Helsinki ve Dublin'den gelen uçaklara yerleştirilen bombaların 60 dakika içinde patlayacağı öne sürülmüş.

Rusya'da 2016'da kurulan radikal sağcı, ırkçı ve kadın düşmanı "Male State" (Erkek Devleti) hareketinin kurucusu Vladislav Pozdnyakov ise grubun artık var olmadığını belirterek, ihbarlarla ilgisinin bulunmadığını öne sürdü. Rus mahkemesi aşırılıkçı hareketin faaliyetlerini 2021'de yasaklamıştı.

Fransa Başbakanı Sebastien Lecornu'nun ofisi, Dublin'den Roma'ya giden Aer Lingus uçağına eşlik etmesi için savaş uçakları gönderildiğini açıkladı. Bulgaristan Hava Kuvvetleri de üç yolcu uçağına savaş uçaklarının eşlik ettiğini duyurdu. Londra-Sofya seferini yapan bir Ryanair uçağı ülkenin ikinci büyük şehri Plovdiv'e yönlendirildi.

İspanya'da da 20 dakika içinde üç ayrı bomba ihbarı yapıldı. İhbardan Madrid'den Paris'e giden bir Air Europa uçağıyla Roma ve Milano'dan gelen iki Iberia seferi olumsuz etkilendi.

İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Albares, son dönemlerde Avrupa'da uçaklara yönelik asılsız bomba ihbarlarının "hibrit saldırı ve psikolojik savaş girişimi" olduğunu savundu. Ülkede 29 Kasım'da yapılacak erken genel seçimler öncesinde benzer dış müdahalelerin olabileceği uyarısında bulundu.

Avrupa'yı alarma geçiren bomba ihbarlarının ardında kim olduğu henüz tespit edilemedi.

Avrupa istihbaratından yetkililer, Ukrayna'yla savaş halindeki Rusya'nın son dönemde NATO ülkelerine karşı sabotaj ve siber saldırı faaliyetlerini artırabileceğini öne sürmüştü. Almanya, Leipzig Havalimanı'nda ağustosta ele geçirilen bomba yüklü drone'dan Rusya'yı sorumlu tutmuş, Kremlin ise iddiaları reddetmişti.

BBC'nin analizine göre saldırıların ardında Rusya'nın yanı sıra İran'ın olabileceği ihtimali de gündemde. Ancak Tahran ve Moskova'nın vekiller aracılığıyla bu sabotajları düzenlediğine dair herhangi bir somut delil bulunmadı.

Bomba ihbarları, Avrupa'daki süpermarket zincirlerinin soğutma sistemlerine düzenlenen siber saldırıların ardından geldi. Bu sabotajlarda da gözler Moskova yönetimine çevrilmişti ancak Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, dünkü açıklamasında iddiaları "saçmalık" diye niteledi.

Independent Türkçe, Reuters, BBC, Guardian


Trump'ın yeni hedefi Kuzey Kore mi olacak?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
TT

Trump'ın yeni hedefi Kuzey Kore mi olacak?

Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)
Donald Trump, görevdeyken bir Kuzey Kore lideriyle yüz yüze görüşen ilk ABD başkanı olmuştu (Reuters)

ABD'de ara seçimlerde Cumhuriyetçilerin yaşadığı yenilginin ardından Başkan Donald Trump, dış politikada başarı elde etmek için Kuzey Kore'yle yeniden müzakere arayışına girebilir.

Reuters'ın analizinde, Trump'ın görev süresinin son iki yılında dış politikaya ağırlık verebileceği değerlendirmesi yapılıyor. Ukrayna ve İran'daki savaşların akıbeti belirsizliğini korurken, Trump'ın manevra alanının daha geniş olduğunu düşündüğü Asya'ya yönelmesi bekleniyor.

Ancak analistlere göre Kuzey Kore lideri Kim Jong-un'un şu aşamada müzakereye dönmek için fazla nedeni yok.

Trump ilk başkanlık döneminde Kim'le üç kez görüşmüş ancak 2019'daki son zirve, Kuzey Kore'nin nükleer programı ve yaptırımların kaldırılması konusunda anlaşma sağlanamaması üzerine sonuçsuz kalmıştı.

Aradan geçen 7 yılda Kuzey Kore nükleer ve füze kapasitesini önemli ölçüde artırırken Rusya ve Çin'le ilişkilerini de güçlendirdi. Bu durum, Pyongyang'ın Washington'la anlaşmaya duyduğu ihtiyacı azaltıyor.

Güney Kore'deki Ewha Kadın Üniversitesi'nden Leif-Eric Easley, nükleer silahsızlanma hedefinin geri plana atıldığı bir zirvenin bölgedeki caydırıcılığı zayıflatabileceğini ve ABD, Güney Kore ve Japonya arasında politika anlaşmazlıklarına yol açabileceğini söylüyor.

Tokyo ve Seul de Washington'ın Pyongyang'la doğrudan anlaşmaya vararak kendilerini sürecin dışında bırakmasından endişe ediyor.

Trump, Kuzey Kore'den "nükleer güç" olarak söz etse de ABD'nin bölgedeki müttefikleri ve Batılı ülkeler Pyongyang'ın bu statüsünü resmen tanımıyor. Japonya'daki Sophia Üniversitesi'nden Kazuhiro Maeşima, Washington'ın Kuzey Kore'nin nükleer statüsünü kabul etmesinin Asya'daki güvenlik ortamını köklü biçimde değiştirebileceğini belirtiyor.

Modern Diplomacy'nin analizinde de Trump'ın Güney Kore ve Japonya'nın güvenlik çıkarlarını tehlikeye atmadan ve ABD'nin nükleer silahların yayılmasını önleme taahhütlerini zayıflatmadan Pyongyang'la müzakerelere girmesinin zor olacağı yorumu yapılıyor.

Trump, ağustosta yaptığı açıklamada Kim'le yıl sonuna kadar görüşmeyi planladığını söylemişti. Bunun ardından hem maliyetli olduğu hem de Kuzey Kore'ye "düşmanca" bir mesaj gönderdiği gerekçesiyle Güney Kore'yle ortak askeri tatbikatların azaltılacağını duyurmuştu.

Kuzey Kore liderinin kız kardeşi Kim Yo-jong ise "Tatbikatların süresi ve kapsamı azaltılsa bile bunların kışkırtıcı ve saldırgan niteliği değişmeyecek" diyerek Beyaz Saray'ın görüşme taleplerine karşı mesafeli bir duruş sergilemişti.

Independent Türkçe, Reuters, Modern Diplomacy


5 soruda Paraguay'daki Ueno Bank skandalı

Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)
Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)
TT

5 soruda Paraguay'daki Ueno Bank skandalı

Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)
Ueno'nun 3 Kasım'daki tasfiyesinin ardından halk, Pena hükümetine karşı protesto gösterisi düzenlemişti (AP)

Paraguay Devlet Başkanı Santiago Pena hakkında, milyonlarca müşteriyi mağdur eden banka skandalının ardından azil süreci başlatılması ülkede siyasi kriz yarattı.

Pena, perşembe günü yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

Şayet bir an olsun halkımı hayal kırıklığına uğrattıysam özür dilemek istiyorum. Ülkemizin istikrarını, toplumsal barışı ve demokratik kurumlarımızı koruma gerekliliğini gözeterek devlet başkanlığı görevimden istifa etme kararı aldım.

Öte yandan Kongre'de yeterli toplantı sayısı sağlanamadığı için Pena'nın istifası karara bağlanamadı. Hakkındaki azil süreci Senato'da devam eden 47 yaşındaki sağcı liderin istifa açıklaması, 7 milyona yakın kişinin yaşadığı Latin Amerika ülkesinin en çok müşteriye sahip bankalarından Ueno'yla ilgili krizin ardından geldi.

Ueno Bank neden iflas etti?

2021'de dijital finans kuruluşu olarak faaliyete başlayan Ueno, Paraguay'ın en büyük bankalarından birine dönüştü. Pena'nın iktidara geldiği 2023'te bankacılık lisansı alan Ueno, 3 milyondan fazla kişiye hizmet veren 70'i aşkın şubeye sahipti.

Paraguay Milli Futbol Takımı'na sponsor olan bankanın çoğunluk hissesi, farklı sektörlerde faaliyet gösteren Grupo Vazquez'e aitti.

Ancak Ueno, özellikle şirketin kendi ortaklarıyla bağlantılı işletmelere verdiği krediler nedeniyle Paraguay Merkez Bankası (BCP) tarafından incelemeye alındı.

BCP'nin daha önce yürüttüğü incelemelerde Ueno'nun kredi portföyünde ciddi sorunlar, yetersiz teminatlar, eksik belgeler ve yanlış kaydedilmiş varlıklar tespit edildi. Bankanın mali tablolarında yapılan düzeltmelerin ardından sermaye yeterlilik oranı yasal asgari seviyenin yarısının altına düşünce BCP, 2 Kasım'da bankaya müdahale kararı aldı. Karar ertesi gün duyuruldu. Bunun üzerine bankanın faaliyetleri durduruldu, mobil uygulama, kart ve para transferi hizmetleri de kesintiye uğradı.

Müşterilerin hesaplarına erişememesi ülkede protestolara yol açtı. Bankanın yaklaşık 800-850 milyon dolarlık kamu kaynağını yönettiği, bu paranın içinde devlet emeklilik ve sağlık fonlarının da bulunduğu bildiriliyor.

Pena hükümetinin Ueno Bank'la ilişkisi nedir?

2023'te devlet başkanlığına seçilen Pena, 2019-2025'te Grupo Vazquez'in sahibi Miguel Vazquez'in yönettiği şirketlerden birinde hissedardı. Pena, Mart 2025'te bu hisselerini sattığını açıkladı. Ueno Bank'ta doğrudan hissesi bulunmadığını, bankanın sahibiyle ticari ortaklığının geçmişte kaldığını savundu.

Ancak Pena'nın liderliği döneminde devlet kurumlarının Ueno'ya aktardığı kamu kaynakları çıkar tartışmalarını alevlendirdi.

Bloomberg'in aktardığı verilere göre, devletin Ueno'daki mevduatları Ocak 2024'te 100 milyon doların altındayken Eylül 2026 sonunda yaklaşık 800 milyon dolara ulaştı. Bu tutar, bankacılık sistemindeki toplam kamu mevduatının yaklaşık yüzde 20'sine karşılık geliyor.

Ülkenin sosyal güvenlik kurumu Instituto de Previsión Social (IPS), sağlık ve emeklilik fonlarıyla devlete ait büyük hidroelektrik santrallerinin işlettiği kaynaklar da Ueno'da tutulan paralar arasındaydı. Reuters'a göre banka, yaklaşık 850 milyon dolarlık kamu kaynağını yönetiyordu.

Ueno'da hangi usulsüzlükler tespit edildi?

Paraguaylı medya kuruluşu ABC Color'ın kamuya ait mali belgeler üzerinden yaptığı incelemedeyse daha dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı. Gazetenin 13 Ekim'deki haberine göre, devlet kurumları ve IPS'nin Ueno'ya para yatırdığı dönemlerle bankanın Grupo Vázquez'le bağlantılı şirketlere kredi verdiği tarihler arasında önemli örtüşmeler var.

BCP'nin incelemelerinde Ueno'nun, bankanın sahibi Grupo Vazquez'le bağlantılı MOWI, Grupo Hendy ve Grupo M gibi şirketlere yüksek miktarda kredi verdiği belirlendi. Bu kredilerin yeterli teminatla güvence altına alınmadığı ve bazı finansal işlemlerde usulsüzlük yapıldığı tespit edildi.

Gazete, bu kredilerin verildiği dönemlerde bankanın kamu kaynaklarından benzer büyüklükte mevduat topladığına dikkat çekti. ABC Color, bankanın BCP'nin incelemesi altındayken bile Eylül 2026'da kamu kurumlarından 20 milyon dolar daha topladığını yazmıştı. Bankanın 2026'nın ilk 9 ayında devletten ve IPS'den aldığı kaynakların toplamı 206 milyon doları aştı.

Bunlar kamu kaynaklarının doğrudan bankanın ortaklarına aktarıldığını kanıtlamıyor. Ancak kamu mevduatlarının bankanın bağlantılı şirketlere açtığı kredilerle aynı dönemde yoğunlaşması, paranın nasıl kullanıldığı ve devletin neden bu kadar büyük miktarda kaynağı tek bir bankada tuttuğu sorularını gündeme taşıdı.

Paraguay Merkez Bankası neden hedefte?

Skandalın bir diğer önemli boyutu, Ueno Bank'ı denetleyen BCP'nin yönetimiyle ilgili.

Pena, 2023'te Merkez Bankası Başkanlığı'na Carlos Carvallo'yu atadı. Carvallo, bu göreve gelmeden önce Ueno Bank'ın öncülü olan Financiera Ueno'yu yönetmişti. Ayrıca Ueno'nun bankacılık lisansı aldığı dönemde BCP'nin başında bulunuyordu.

Bankanın tasfiye sürecinin ardından Carvallo da görevinden istifa etti.

Diğer yandan ABC Color, BCP'nin eski Denetim Müdürü Fernando Rivarola'nın hazırladığı 10 Temmuz 2026 tarihli raporun hükümet tarafından kamuoyundan saklandığını da öne sürmüştü.

Raporda Ueno'nun, Grupo Vázquez'le bağlantılı yaklaşık 7 şirkete yasal kredi sınırlarını aşan miktarlarda kredi verdiğine dikkat çekilmişti. Rivarola ise raporu göndermeden 4 gün önce, 6 Temmuz'da kararnameyle BCP'deki görevinden alınarak başka bir kuruma atanmıştı.

Şimdi ne olacak?

Kongre'de yeterli toplantı sayısı sağlanamadığı için Pena'nın istifası karara bağlanamadı. Temsilciler Meclisi'nin 78 oyla kabul ettiği azil süreci Senato'da devam ediyor. Pena ise resmen görevde kalmayı sürdürüyor.

Muhalefet, istifasının kabul edilmesi halinde Pena'nın ömür boyu senatörlük statüsü kazanarak yargılanmasını güçleştirecek dokunulmazlıklardan yararlanabileceğini savunuyor.

İktidardaki Colorado Partisi (ANR) Genel Başkanı ve eski Devlet Başkanı Horacio Cartes de azil sürecine destek verdiklerini bildirmişti.

Savcılık bankanın denetlenmesi, tasfiye sürecinin yönetilmesi ve kamu kaynaklarının Ueno'ya yatırılmasıyla ilgili üç ayrı ceza soruşturması başlattı. Pena ve mevcut ya da eski bazı hükümet yetkililerinin yanı sıra banka yöneticileri ve bağlantılı şirketlerde görevli kişiler hakkında suç duyurusunda bulunuldu.

Carvallo, açıklamasında Ueno müşterilerinin 38 bin dolarlık tutara kadar paralarının "mümkün olan en kısa sürede" geri yatırılacağını söyledi.

Ancak bu sınır şirketler için de geçerli. Dolayısıyla bankaya büyük miktarda nakit yatırmış firmalar iflas etme riskiyle karşı karşıya.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump'ın müttefiklerinden olması nedeniyle Pena'nın ABD'ye kaçabileceği iddiaları da gündemde. Brezilya'da devlet başkanlığı seçimlerinde Trump'ın desteğini almasına rağmen mağlup olan Flavio Bolsonaro da ABD'ye kaçmıştı. Paraguay Devlet Başkanlığı Ofisi ise iddiaları yalanlayarak Pena'nın Kongre'de hakkındaki suçlamalara karşı savunma yapacağını bildirdi.

Independent Türkçe, ABC Color, Bloomberg, Reuters, Responsible Statecraft, New York Times, Guardian