Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



Trump, Carney ile görüşmesinin ardından Kanada ile boru hattını da kapsayan bir anlaşma önerisi sundu

ABD Başkanı Donald Trump, Iowa eyaletinin Dubuque kentindeki ziyareti sırasında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Iowa eyaletinin Dubuque kentindeki ziyareti sırasında (AFP)
TT

Trump, Carney ile görüşmesinin ardından Kanada ile boru hattını da kapsayan bir anlaşma önerisi sundu

ABD Başkanı Donald Trump, Iowa eyaletinin Dubuque kentindeki ziyareti sırasında (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Iowa eyaletinin Dubuque kentindeki ziyareti sırasında (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump dün yaptığı açıklamada, yönetiminin Kanada ile yeni bir ticaret anlaşmasına yönelik taslağa sahip olduğunu söyledi. Kanada Başbakanı Mark Carney ise iki liderin, ticari anlaşmazlık yaşayan ülkeleri arasındaki ticaretin geleceğine ilişkin verimli bir görüşme gerçekleştirdiğini belirtti.

Trump, Iowa eyaletinin Dubuque kentinde gazetecilere yaptığı açıklamada, «Dün kendisiyle yeniden görüştüm. Çiftçilerimiz ve ülkemiz için harika olacak bir anlaşmaya ilişkin bir taslağımız var. Bu konuda her şey yolunda gidecek» dedi.

Carney ise dün daha önce sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, görüşmenin «karşılıklı fayda sağlayacak bir ticaret anlaşmasının çerçevesine ilişkin son dönemde gerçekleştirilen yapıcı görüşmeleri ileriye taşıdığını» belirtti. Carney, söz konusu anlaşmanın istihdam olanaklarını artırmayı, yaşam maliyetlerini düşürmeyi ve Kanada'nın dillerine, kültürüne ve egemenliğine tam saygı göstermeyi amaçladığını ifade etti.

Carney, X hesabından yaptığı paylaşımda, «Ekiplerimiz, önümüzdeki haftalarda bu sonucu elde etmek için çalışmalarını sürdürecek» dedi.

Trump, anlaşmanın kapsamına, eski ABD Başkanı Joe Biden tarafından 2021 yılında iptal edilen Keystone XL petrol boru hattı projesinin de dahil olacağını söyledi.

Trump dün yaptığı açıklamada, «Keystone boru hattını inşa edecekler. Maliyetini de kendileri karşılayacak. Biz de onlara güzergâhı sağlayacağız. Güzergâh büyük ölçüde belirlenmiş durumda» ifadelerini kullandı.

Carney'nin ofisi, Trump'ın açıklamalarına ilişkin yorum talebine henüz cevap vermedi.

Son aylarda Kanada ve ABD, birbirlerine milyarlarca dolarlık gümrük vergileri uyguladı. Kanada'ya yönelik tarifeler, salı günü yapılacak ABD ara seçimleri öncesinde, ülkenin kuzey sınırındaki bazı eyaletlerde de siyasi tartışma konusu haline geldi.

Trump, geçen hafta Kanada ile bir ticaret anlaşmasının yakında sağlanacağını söylemişti. Ancak Kanada tarafı, çelik ve otomobil sektörlerindeki tarifelerin hafifletilmesine yönelik çabalara rağmen, ticaret görüşmelerinde sınırlı ilerleme kaydedildiğini daha önce açıklamıştı.


Kongre seçimlerinin ardından Washington'daki güç dengelerini yeniden şekillendirecek 4 senaryo

Trump ve eşi Melania, 29 Ekim'de Beyaz Saray'da düzenledikleri Cadılar Bayramı (Halloween) etkinliğinde (EPA)
Trump ve eşi Melania, 29 Ekim'de Beyaz Saray'da düzenledikleri Cadılar Bayramı (Halloween) etkinliğinde (EPA)
TT

Kongre seçimlerinin ardından Washington'daki güç dengelerini yeniden şekillendirecek 4 senaryo

Trump ve eşi Melania, 29 Ekim'de Beyaz Saray'da düzenledikleri Cadılar Bayramı (Halloween) etkinliğinde (EPA)
Trump ve eşi Melania, 29 Ekim'de Beyaz Saray'da düzenledikleri Cadılar Bayramı (Halloween) etkinliğinde (EPA)

ABD Kongresi ara seçimlerine 24 saat kala Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasındaki mücadele, yalnızca Temsilciler Meclisi ve Senato'nun kontrolünü ele geçirmekle sınırlı değil. Seçim, aynı zamanda ABD Başkanı Donald Trump'ın ikinci başkanlık döneminin son iki yılında sahip olacağı siyasi gücün geleceğini ve Beyaz Saray'ın seçim sonuçlarını beklentilerinin aksine çıkması halinde kabul etmeye ne ölçüde hazır olduğunu ortaya koyacak daha hassas bir sınav niteliği taşıyor.

Kamuoyu yoklamaları Trump'ın halk desteğinde önemli düşüş yaşandığını ve daha önce Cumhuriyetçiler açısından güvenli kabul edilen seçim bölgelerinde rekabetin arttığını gösterirken, Washington'daki güç dağılımını yeniden şekillendirebilecek dört olası senaryo öne çıkıyor. Bunlar;

*Cumhuriyetçilerin her iki kanattaki çoğunluğunu koruması,

*Demokratların yalnızca Temsilciler Meclisi'ni kazanması,

*Senato'nun Demokratların kontrolüne geçerken Temsilciler Meclisi'nin Cumhuriyetçilerde kalması,

*Cumhuriyetçilerin her iki kanatta da çoğunluğu kaybetmesi.

Bu senaryolar temel bir çelişkiyi ortaya koyuyor. Trump, yasama organı üzerindeki tam kontrolünü kaybetse bile özellikle dış politika, göç ve gümrük vergileri konularında geniş yürütme yetkilerini koruyacak. Ancak yasa ve bütçeleri geçirme, üst düzey görevlere atama yapma ve yönetimini Kongre soruşturmalarına karşı koruma kapasitesi, her iki kanatta hangi partinin kontrolü elinde bulundurduğuna bağlı olarak önemli ölçüde değişecek.

Demokratların mevcut Cumhuriyetçi çoğunlukları değiştirebilmesi için hem Temsilciler Meclisi'nde hem de Senato'da net dört sandalye kazanması gerekiyor. Cumhuriyetçiler, Temsilciler Meclisi'nde 218'e 214, Senato'da ise 53'e 47 çoğunluğa sahip. Gözlemciler, hükümetin finansmanı ve borçlanma tavanına ilişkin anlaşmazlıkların, seçim sonuçlarından bağımsız olarak 2027 yılında siyasi ve ekonomik krizlere dönüşebileceğini değerlendiriyor.

Birinci senaryo: Cumhuriyetçiler her iki kanattaki çoğunluğunu koruyor

Cumhuriyetçilerin hem Temsilciler Meclisi'nde hem de Senato'da çoğunluğu koruması halinde, son kamuoyu yoklamalarına göre düşük ihtimalli görülen bu senaryoda Trump, Beyaz Saray ve Kongre'nin kendi partisinin kontrolünde olduğu bir ortamda görevini sürdürecek. Bu durum, başkana ekonomik ve yasama önceliklerini hayata geçirme, yargıçları, hükümet yetkililerini ve büyükelçileri atama konusunda daha geniş hareket alanı sağlayacak.

Bu senaryo, Trump'ın vergi, göç ve askeri harcamalara ilişkin politikalarını sürdürmesine imkân tanırken, Demokratların kapsamlı Kongre soruşturmaları başlatma veya komite başkanlıkları aracılığıyla yönetimin gündemini engelleme imkanlarını da sınırlayacak.

Boks şampiyonu Evander Holyfield, 21 Ekim 2026'da Güney Carolina'da düzenlenen seçim mitinginde konuşurken, Başkan Trump kendisini dinliyor (AP)
Boks şampiyonu Evander Holyfield, 21 Ekim 2026'da Güney Carolina'da düzenlenen seçim mitinginde konuşurken, Başkan Trump kendisini dinliyor (AP)

Ancak Cumhuriyetçilerin çoğunluğu koruması, yönetimin politikaları üzerindeki tüm kısıtlamaların ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. Temsilciler Meclisi'ndeki dar sandalye farkı, az sayıda Cumhuriyetçi milletvekiline önemli yasaların geçmesini engelleme imkânı verebilir. Senato'da ise bazı yasaların görüşme engelini aşabilmesi için gereken 60 oy kuralı yürürlükte kalacak.

Siyasi açıdan Trump, Cumhuriyetçilerin çoğunluğu korumasını politikalarına verilmiş yeni bir seçim desteği olarak sunabilir. Ancak rekabetin yoğun olduğu eyaletlerde elde edilecek kazanımlar ve kayıplar, 2028 başkanlık seçimleri öncesinde kamuoyunun eğilimlerini gösteren önemli bir işaret olacak.

İkinci senaryo: Demokratlar Temsilciler Meclisi'ni kazanıyor

Temsilciler Meclisi'nin Demokratların kontrolüne geçmesi, Senato'nun ise Cumhuriyetçilerde kalması halinde Washington'da yeni bir kurumsal bölünme dönemi başlayacak.

Senato'da iki partinin eşit sayıda sandalyeye sahip olması durumunda bile Başkan Yardımcısı JD Vance'in eşitliği bozan oyu sayesinde kontrol Cumhuriyetçilerde kalacak. Bununla birlikte her iki partinin ılımlı üyelerinin etkisi önemli ölçüde artacak.

Demokratlar bu senaryoda Temsilciler Meclisi komitelerinin başkanlıklarını üstlenecek. Böylece oturum düzenleme, yetkilileri ifadeye çağırma, belge talep etme ve Trump yönetiminin kararları, kamu harcamaları, göç politikaları ve İran'la savaş konularında soruşturma başlatma yetkisi elde edecek.

Demokratların lideri Hakeem Jeffries de Temsilciler Meclisi Başkanlığı için aday konumuna gelecek. Bu durum, partisine özellikle sağlık hizmetleri, konut ve yaşam maliyetleri gibi temel iç politika konularında yasama gündemini belirleme imkânı sağlayacak.

Ancak bu kontrol, Demokratların kendi politikalarını hayata geçirebilecekleri anlamına gelmiyor. Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Senato yasa tasarılarını engelleyebilir. Trump da başkanlık vetosu yetkisini kullanabilir. Yönetimin bazı Kongre celplerine itiraz etmesi veya bunlara uymayı reddetmesi ise uzun sürebilecek hukuki anlaşmazlıklara yol açabilir.

Hükümetin finansmanı ve borçlanma tavanı, taraflar arasındaki pazarlığın başlıca konuları olacak. Temsilciler Meclisi'nin bütçe ödeneklerinin onaylanmasında temel rol üstlenmesi nedeniyle anlaşmazlıklar, özellikle Demokratların bütçe onayını yönetimin politikalarında değişiklik yapılması şartına bağlaması halinde federal kurumların kapanması tehdidine dönüşebilir.

Dış politikada Trump, yasal yetkileri çerçevesinde diplomatik ilişkileri ve askeri operasyonları yönetmeye devam edebilecek. Ancak Demokratların kontrolündeki Temsilciler Meclisi, savaş kararlarına ilişkin denetimi artırabilir, İran'a yönelik operasyonlar hakkında daha kapsamlı bilgilendirme talep edebilir ve bütçe yetkisini yönetim üzerinde baskı kurmak için kullanabilir.

Başkan Trump, Cumhuriyetçi adaylara destek vermek amacıyla düzenlediği yoğun seçim mitingleri kapsamında Güney Carolina'daki bir etkinlikte konuşuyor (AP)
Başkan Trump, Cumhuriyetçi adaylara destek vermek amacıyla düzenlediği yoğun seçim mitingleri kapsamında Güney Carolina'daki bir etkinlikte konuşuyor (AP)

Üçüncü senaryo: Demokratlar Senato'yu kazanıyor

Demokratların Temsilciler Meclisi Cumhuriyetçilerin kontrolünde kalırken Senato'da çoğunluğu ele geçirmesi, Trump açısından en önemli kurumsal değişikliklerden birini yargı, siyaset ve diplomasi alanlarındaki atamalarda beraberinde getirecek.

Senato, bakanların, büyükelçilerin, federal yargıçların ve Yüksek Mahkeme üyelerinin atanmasını onaylama yetkisine sahip. Dolayısıyla komite başkanlıklarının Demokratlara geçmesi, başkanın aday gösterdiği isimlerin onaylanmasının engellenmesine veya geciktirilmesine ve adayların geçmişleriyle siyasi görüşlerinin daha kapsamlı incelenmesine imkân tanıyacak.

Özellikle önümüzdeki iki yıl içinde Yüksek Mahkeme'de bir üyelik boşalması halinde bu yetki olağanüstü önem kazanabilir. Demokratların kontrolündeki Senato, Trump'ın aday gösterdiği bir ismin onay sürecini reddedebilir veya değerlendirmeyi 2028 başkanlık seçimlerinin sonrasına erteleyebilir.

9 Eylül 2026'da Teksas eyaletinin Dallas kentinde düzenlenen Cumhuriyetçi Ulusal Kongresi'nin ara seçimlere ilişkin ilk gününde yapılan konuşmalar sırasında slogan atıyor (AFP)
9 Eylül 2026'da Teksas eyaletinin Dallas kentinde düzenlenen Cumhuriyetçi Ulusal Kongresi'nin ara seçimlere ilişkin ilk gününde yapılan konuşmalar sırasında slogan atıyor (AFP)

Dış politikada diplomatik atamalar ve yeni bir yasama düzenlemesi gerektiren yaptırımlar daha sıkı denetime tabi tutulabilir. Buna karşılık başkan, müzakere yürütme ve uluslararası ilişkileri yönetme konusunda geniş yetkilerini koruyacak. Senato ayrıca yurt dışındaki ABD askeri operasyonlarına ilişkin denetim oturumları düzenleyebilir. Ancak harcamaların onaylanması yetkisi iki Kongre kanadı arasında paylaşılmaya devam edecek.

Bu senaryo Demokratlara yasama gündemini tek başlarına belirleme imkânı vermeyecek. Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Temsilciler Meclisi yasa tasarılarını engelleyebilecek.

Siyasi açıdan Trump, atamaların engellenmesini muhalefetin yönetimi çalışamaz hale getirme girişimi olarak sunabilir. Demokratlar ise Senato'nun yetkilerini kullanmalarını kuvvetler ayrılığı ve denetim mekanizmasının işletilmesi olarak savunabilir.

Dördüncü senaryo: Demokratlar her iki kanadı da kazanıyor

Temsilciler Meclisi ve Senato'nun Demokratların kontrolüne geçmesi, Washington'daki güç dengelerinde yaşanabilecek en kapsamlı değişim olacak.

Bu durumda Demokratlar yasama gündemini belirleme, her iki kanattaki komitelere başkanlık etme, yönetimin politikaları hakkında eş zamanlı soruşturmalar başlatma ve Senato onayı gerektiren başkanlık atamalarını engelleme yetkisi elde edecek.

Ayrıca bütçe ve borçlanma tavanına ilişkin müzakerelerde şartlarını kabul ettirme, askeri harcamalar ve ekonomi politikalarında değişiklik talep etme ve gümrük vergileri ile sağlık hizmetleri gibi konularda yönetim üzerinde baskı kurma kapasiteleri artacak.

Minnesota eyaletinin Minneapolis kentinde erken oy verme süreci kapsamında bir seçim merkezinde kayıt yaptıran seçmenler (AFP)
Minnesota eyaletinin Minneapolis kentinde erken oy verme süreci kapsamında bir seçim merkezinde kayıt yaptıran seçmenler (AFP)

Bu senaryo, Demokratların Trump hakkında siyasi hesap verebilirlik girişimlerini gündeme getirmesine ve hukuki dayanak bulunduğu kanaatine varmaları halinde azil sürecini başlatmasına da kapı aralayabilir. Ancak Temsilciler Meclisi'nde basit çoğunluğa sahip olmak, başkanın görevden alınması için yeterli değil. Senato'da mahkûmiyet kararı verilmesi için oturuma katılan üyelerin üçte ikisinin onayı gerekiyor.

Buna karşılık Trump, başkanlık veto yetkisini koruyacak. Kongre'nin bu vetoyu aşabilmesi için her iki kanatta da üçte iki çoğunluk sağlaması gerekecek. Senato'daki parlamenter engelleme kuralları da birçok yasa tasarısının önünde engel olmaya devam edecek.

Dolayısıyla Demokratların Kongre'nin kontrolünü ele geçirmesi, yürütme yetkisinin kendilerine geçmesi anlamına gelmeyecek. Bunun yerine ABD, Cumhuriyetçi bir başkan ile yasama organını kontrol eden Demokrat muhalefet arasında zorunlu siyasi uzlaşma dönemine girecek.

Bu karşı karşıya geliş; bütçe, soruşturmalar, atamalar ve savaş yetkileri etrafında bir dizi siyasi mücadeleye dönüşebilir. Söz konusu gelişmelerin finans piyasalarına ve yatırımcı güvenine de yansıması mümkün.

Trump seçim sonuçlarını kabul edecek mi?

Amerikalıların önemli bir bölümü açısından dört senaryonun ötesinde başka bir soru da gündemde: Cumhuriyetçiler bir veya her iki Kongre kanadındaki çoğunluğu kaybederse Trump sonuçların meşruiyetini reddeder mi?

Başkanın nasıl bir tepki vereceğini önceden kesin olarak söylemek mümkün değil. Ancak mevcut seçim kampanyası sırasındaki açıklamaları ve 2020 başkanlık seçimlerine ilişkin tutumu, bu ihtimali Washington'da tartışılan konulardan biri haline getiriyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 7 Ekim 2026 akşamı Teksas eyaletinde Kongre ara seçimlerine katılım çağrısı yapan bir reklam panosunun önünde (Reuters)
ABD Başkanı Donald Trump, 7 Ekim 2026 akşamı Teksas eyaletinde Kongre ara seçimlerine katılım çağrısı yapan bir reklam panosunun önünde (Reuters)

Trump, ikinci başkanlık döneminde ABD seçim sisteminin güvenilirliğini sorgulamayı sürdürdü ve yasa dışı oy kullanımı ile dış müdahaleye ilişkin iddialarını yineledi. Başkan, geçen temmuz ayında yayımlanan bir televizyon konuşmasında da 2020 seçimlerine ilişkin iddiaları yeniden gündeme getirdi. Ancak resmi incelemeler ve soruşturmalar, seçim sonuçlarını değiştirecek ölçekte yaygın bir sahtekârlık yapıldığını ortaya koymadı.

Şarku’l Avsat'ın AP’den aktardığına göre söz konusu konuşma, Demokratlar arasında Trump'ın 2020 seçimlerine ilişkin şüpheleri yeniden gündeme getirerek, kamuoyunu 2026 seçim sonuçlarına itiraz etmeye hazırlayabileceği yönünde endişelere yol açtı.

Trump ve müttefikleri ise oy verme prosedürleri ile seçmen kimliklerinin doğrulanmasına yönelik taleplerini seçim güvenliğini koruma gereğiyle açıklıyor.

Bu endişeleri güçlendiren gelişmelerden biri, Washington Post'un ABC News ve Ipsos iş birliğiyle gerçekleştirdiği ve ekim ayında sonuçlarını yayımladığı kamuoyu araştırması oldu. Araştırmaya göre her 10 Amerikalıdan yaklaşık 7'si, Cumhuriyetçilerin Kongre'deki kontrolü kaybetmesi halinde Trump'ın seçim sonuçlarını kabul etmeye hazır olduğuna güvenmiyor.

Bu sonuç, ankete katılanların beklentilerini yansıtıyor; başkanın seçim sonuçlarını reddetme kararı aldığına dair bir kanıt oluşturmuyor.

Reuters'ın 13 eyalette Senato için rekabetin yaşandığı seçimlerdeki iki partinin adaylarına yönelttiği sorular da konunun hassasiyetini ortaya koydu. Adaylara, sonuçlar ne olursa olsun seçimleri kabul edip etmeyecekleri soruldu. Önde gelen adayların yarısından biraz fazlası sonuçları kabul edeceklerini belirtirken, diğerlerinin yanıtları koşullu veya belirsiz kaldı.

Bu göstergeler, seçimlere duyulan güven meselesinin başkan ile siyasi rakipleri arasındaki bir anlaşmazlığın ötesine geçerek, siyasi aktörlerin kendi çıkarlarına aykırı sonuçları kabul etmeye ne ölçüde hazır olduklarına ilişkin daha geniş bir sınava dönüştüğünü gösteriyor.

Beyaz Saray'ın yetkilerinin sınırları

Bununla birlikte seçim sonuçlarının siyasi açıdan sorgulanması, başkana bu sonuçları iptal etme yetkisi vermiyor. ABD'deki Kongre seçimleri, eyaletler ve yerel seçim makamları tarafından yürürlükteki yasa ve prosedürler çerçevesinde merkezi olmayan bir sistemle yönetiliyor.

Oyların sayılması, doğrulanması ve resmî sonuçların açıklanması bu makamların sorumluluğunda. Yeniden sayım ve mahkemelere itiraz gibi yasal süreçler de mevcut. Başkanın Kongre seçimlerinin sonuçlarını tek başına iptal etme veya kazananları belirleme yetkisi bulunmuyor.

Ancak başkanlık açıklamaları, federal soruşturmalar, davalar ve seçimlerde usulsüzlük yapıldığına ilişkin iddialar, oyların sayılması ve sonuçların açıklanması sürecindeki siyasi atmosferi etkileyebilir.

Seçim yetkilileri siyasi müdahale, dezenformasyon ve siber saldırı risklerine karşı uyarılarda bulunurken Reuters, eyalet yetkililerinin seçim sürecine yönelik olası müdahale girişimlerine karşı hazırlık yaptığını bildirdi.

Cumhuriyetçilerin seçimlerde başarısız olması halinde Trump'ın tutumuna ilişkin üç farklı siyasi olasılık öne çıkıyor:

*Trump sonuçları kabul ederek, kayıpların sorumluluğunu Cumhuriyetçi adaylara veya ekonomik koşullara yükleyebilir.

*Yalnızca başa baş geçen bazı seçim yarışlarının sonuçlarını sorgulayarak, yeniden sayım ve soruşturma talep edebilir.

*İddialarını genişleterek, seçimlerin genel güvenilirliğini hedef alan açıklamalarda bulunabilir.


Zelenskiy: Washington bize füze sağlarsa Rus petrol rafinerilerini vurmayı durduracağız

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (DPA)
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (DPA)
TT

Zelenskiy: Washington bize füze sağlarsa Rus petrol rafinerilerini vurmayı durduracağız

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (DPA)
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy (DPA)

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy dün yaptığı açıklamada, ABD'nin Patriot hava savunma füzeleri sağlaması halinde Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırıları durduracaklarını söyledi. Söz konusu talebin, ABD Başkanı Donald Trump'ın öncelikli beklentileri arasında yer aldığı belirtildi.

Zelenskiy, dün ABD merkezli Fox News kanalına verdiği röportajda, bu konuyu Trump ve ekibiyle birçok kez farklı düzeylerde görüştüğünü ifade etti.

Zelenskiy, «Rusya enerji tesislerimize saldırdıktan, halkımızı öldürdükten ve elektrik, doğal gaz tesisleri, rafineriler dahil her şeyi hedef aldıktan sonra bizden sessiz kalmamamızı istedi» dedi.

Ukrayna lideri, «Rus petrol rafinerilerini hedef almayı bırakmamızı istiyorsanız, onların da bizim enerji altyapımıza saldırmamaları gerekiyor. Bunun dışında bir seçeneğimiz daha var: Bize Patriot füzeleri sağlayın. Bunun finansmanını kendimiz buluruz. Böylece yalnızca yardım almakla yetinmeyiz» ifadelerini kullandı.

Zelenskiy, Washington'un aynı süre içinde Patriot füzelerini teslim etmesi halinde Kiev'in Rus rafinerilerine yönelik saldırılarını bir ay boyunca durduracağını belirtti.

Trump, Moskova ve Kiev'den birbirlerinin enerji tesislerine yönelik saldırıları durdurmalarını talep ediyor. Patriot füzeleri, Ukrayna'nın Rusya tarafından düzenlenen insansız hava aracı (İHA) ve füze saldırılarını önlemede kullandığı en önemli savunma sistemleri arasında bulunuyor.

Zelenskiy, talebinin Trump üzerinde baskı kurma girişimi olarak değerlendirilmesinden endişe duyup duymadığı sorusuna ise olumsuz yanıt verdi. Ukrayna lideri, «Gerçekleri ortaklarımızla paylaşmaktan hiçbir endişe duymuyorum» dedi.

ABD Dışişleri Bakanlığı'nın açıklamasına göre Trump yönetimi, cuma günü Ukrayna'ya 500 Patriot füzesi satılmasına yönelik olası bir anlaşmaya onay verdi. Ancak Zelenskiy, füzelerin teslimatının yıllar sürebileceği uyarısında bulundu. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre Ukraynalı yetkililer haftalardır önleyici füze stoklarının azaldığına dikkat çekiyor.

Ukrayna Devlet Başkanı, ABD ve Avrupalı müttefiklerinin mevcut stoklarından ülkelerine füze sağlamasını, yeni anlaşma kapsamında ise bu miktarların daha sonra telafi edilmesini önerdi.