Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



İngiltere, İsrail'in E1 yerleşim projesi için ihale açmasını kınadı

İsrail'in aşırı sağcı maliye bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki E1 bölgesinin haritasını gösteriyor (AFP)
İsrail'in aşırı sağcı maliye bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki E1 bölgesinin haritasını gösteriyor (AFP)
TT

İngiltere, İsrail'in E1 yerleşim projesi için ihale açmasını kınadı

İsrail'in aşırı sağcı maliye bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki E1 bölgesinin haritasını gösteriyor (AFP)
İsrail'in aşırı sağcı maliye bakanı Bezalel Smotrich, Batı Şeria'daki E1 bölgesinin haritasını gösteriyor (AFP)

İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband, İsrail'in bu hafta “E1” yerleşim projesi için ihale açma girişimini kınadı ve İsrail'in maslahatgüzarını Dışişleri Bakanlığına çağırdı.

Foto İngiliz Dışişleri Bakanı Ed Miliband, salı günü Londra'da Burnham hükümetinin ilk toplantısı için 10 Downing Street'e geldi (AP)

İsrail'in E1 yerleşim planı, Filistinlilerin devlet kurmayı hedeflediği toprakları parçalayabileceği gerekçesiyle geniş çapta tepki çekiyor.

Miliband, İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar'a da "İsrail hükümetinin 'E1' planını derhal durdurması, ihaleyi geri çekmesi ve tüm yerleşim genişletme faaliyetlerini sonlandırması gerektiğini" açıkça belirttiğini ifade etti.


Çin, Rusya ile Japonya arasındaki tartışmaya müdahil olarak Tokyo’ya İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarını hatırlattı

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi (ortada), Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 81. yıldönümü münasebetiyle Japonya’nın güneybatısındaki Barış Parkı’nda düzenlenen anma töreninde bir dakikalık saygı duruşunda bulunuyor. (EPA)
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi (ortada), Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 81. yıldönümü münasebetiyle Japonya’nın güneybatısındaki Barış Parkı’nda düzenlenen anma töreninde bir dakikalık saygı duruşunda bulunuyor. (EPA)
TT

Çin, Rusya ile Japonya arasındaki tartışmaya müdahil olarak Tokyo’ya İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarını hatırlattı

Japonya Başbakanı Sanae Takaichi (ortada), Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 81. yıldönümü münasebetiyle Japonya’nın güneybatısındaki Barış Parkı’nda düzenlenen anma töreninde bir dakikalık saygı duruşunda bulunuyor. (EPA)
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi (ortada), Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 81. yıldönümü münasebetiyle Japonya’nın güneybatısındaki Barış Parkı’nda düzenlenen anma töreninde bir dakikalık saygı duruşunda bulunuyor. (EPA)

Pekin, Moskova ile Tokyo arasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in egemenlik ihtilafına konu Kuril Adaları’nı ziyaret etmesinin ardından tırmanan gerilime güçlü bir şekilde müdahil oldu. Çin Dışişleri Bakanlığı, Kremlin’e destek veren bir tutum sergilerken Japonya’ya, İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçlarından doğan uluslararası hukuk düzenine bağlı kalma çağrısında bulundu.

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, ülkesinin Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un Tokyo’nun Birleşmiş Milletler’e (BM) katılırken imzaladığı BM Şartı’nın hükümlerine uyması gerektiğine ilişkin açıklamasını desteklediğini belirtti.

fdthyj
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçtiğimiz perşembe günü Kuril Adaları’na yaptığı ziyaret sırasında yerel halkla sohbet etti. (AP)

Bu tutum, Putin’in birkaç gün önce ihtilaflı bölgeyi ziyaret etmesinin ardından yaşanan sıcak tartışmaların kapsamını daha da genişletti. Söz konusu ziyaret Japonya’da geniş tepkiyle karşılanırken Moskova’dan da sert açıklamalar geldi. İki ülke karşılıklı olarak büyükelçilerini Dışişleri bakanlıklarına çağırarak sert ifadeler içeren protesto notaları iletti. Yaşananlar, Ukrayna savaşının başlamasından ve Japonya’nın bu çatışmada Kiev’e güçlü destek veren bir tutum benimsemesinden bu yana Moskova ile Tokyo arasındaki ilişkilerdeki en ciddi gerilemeye işaret ediyor.

dfrgthy
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, St. Petersburg’daki bir İHA üretim tesisinde (Reuters)

Putin geçen hafta, iktidara gelmesinden bu yana 26 yıl içinde ilk kez gösterişli bir ziyaret gerçekleştirerek İturup Adası’na gitti. İkinci Dünya Savaşı’nın sonunda eski Sovyetler Birliği’nin kontrolüne geçen dört Japon adasından biri olan İturup konusunda iki ülke, onlarca yıl boyunca siyasi bir uzlaşıya vararak nüfuz paylaşımını düzenlemeyi başaramadı. Tokyo ise ziyarete karşı öfkeli bir siyasi kampanya başlatarak iki ülke arasında zaten gergin olan ilişkilerin daha da gerilmesine yol açtı.

Lavrov, bu haftanın başında Japonya’ya tutumunu gözden geçirme çağrısında bulundu. Rus Bakan, Japonya’nın BM’ye katılmasından ve BM Şartı’nı onaylamasından bu yana BM Şartı’nın tüm ilkelerini ve bunların birbirleriyle bağlantılı olduğunu kabul ettiğini hatırlattı. Lavrov, BM Şartı’nın 107. maddesinin, İkinci Dünya Savaşı sırasında BM Şartı’nı imzalayan devletlerden herhangi birinin düşmanı konumunda bulunan bir devlete karşı ilgili hükümetler tarafından alınan tedbirlerin hukuki geçerliliğini teyit ettiğine işaret etti. Lavrov, Japonların Putin’in İturup Adası ziyaretine ilişkin açıklamalarında ‘nezaket sınırlarını aştığını’ savundu. Çin de bu tutumu yakından takip ederek dün Rusya’nın pozisyonuna destek verdi.

ty67jk8
Japonya Başbakanı Sanae Takaichi, 28 Ekim 2025’te Tokyo’da ABD Başkanı Donald Trump ile bir ortaklık belgesi imzaladı. (EPA)

Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Lin Jian, Lavrov’un açıklamasına ilişkin değerlendirmesinde, “Çin tarafı, Dışişleri Bakanı Lavrov’un ilgili açıklamalarını destekliyor” dedi. Jian, ‘düşman devletlere’ ilişkin hükümlerin BM Şartı’nın önemli bir bölümünü oluşturduğunu belirterek, ilgili hükümlerin anlamının tekrar tekrar açıklanmasının ve bağlayıcılığının vurgulanmasının, Çin halkının Japon saldırganlığına karşı direniş savaşında ve dünya çapındaki Nazi karşıtı savaşta elde ettiği zaferin sonuçlarını korumak ve Japon militarizminin yeniden canlanmasını önlemek açısından büyük önem taşıdığını ifade etti.

Jian, Japonya’ya İkinci Dünya Savaşı’nın sonuçları üzerine kurulu mevcut uluslararası düzene bağlı kalma çağrısında bulundu. Tokyo ile Moskova, Japonya’nın İkinci Dünya Savaşı’ndaki yenilgisinin ardından 1956’da ateşkes anlaşması imzalamış, ancak iki ülke adaların egemenliği konusundaki anlaşmazlık nedeniyle kalıcı bir barış anlaşmasına hiçbir zaman varamamıştı.

vfgbhefrgth
Ukrayna askerleri, 8 Ağustos’ta Donetsk’in doğusundaki Pokrovsk’ta Rus mevzilerine top ateşi açtı. (AFP)

Japonya tarafı, barışın sağlanmasını Moskova’nın Sovyetler Birliği tarafından kendi topraklarına kattığı dört Kuril Adası’nı geri vermesi şartına bağlıyor. Tokyo, bu talebini 1855 tarihli Rus-Japon Ticaret ve Sınır Anlaşması’na dayandırırken Moskova’nın tutumu ise adalar üzerindeki Rus egemenliğinin hukuka uygun olduğu yönünde. Bununla birlikte iki ülke, adalar üzerindeki nüfuzun paylaşımına ilişkin onlarca yıl boyunca müzakereler yürüttü. Ancak Ukrayna savaşının başlamasının ardından ilişkiler daha da kötüleşti ve taraflar arasındaki tüm iletişim kanalları kesildi.

frg
Ukraynalı askerler, Rus mevzilerine yönelik operasyonlarda kullanılan bir saldırı İHA’sını hazırlıyor. (AP)

Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zaharova da Japonya’nın tutumunu destekleyen Batılı ülkelerin açıklamalarını eleştirmişti. Zaharova, ABD’nin Tokyo Büyükelçisi’nin Kuril Adaları’na ilişkin açıklamalarının ‘Japonya’daki rövanşist eğilimleri teşvik ettiğini’ savunarak Moskova’nın adalar üzerindeki egemenliğinin ‘tartışmasız’ olduğunu vurgulamıştı.

Esir değişimi ve karşılıklı saldırılar

Öte yandan Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna ile esir takasının tamamlandığını açıkladı. Operasyon kapsamında 103 Rus askerinin ülkesine geri döndüğü, buna karşılık 103 Ukrayna askerinin Kiev’e teslim edildiği bildirildi. Bakanlık, takasın ‘bu anlaşmaya varılmasını ve esirlerin tahliye edilmesini kolaylaştırmaya yönelik insani nitelikteki arabuluculuk çabaları sayesinde başarıyla gerçekleştirildiğini’ belirtti.

cdfgthyju
St. Petersburg yakınlarındaki bir Rus e-ticaret şirketinin deposuna yapılan saldırının ardından yükselen duman (AFP)

Rusya Savunma Bakanlığı, serbest bırakılan Rus askerlerinin şu anda Belarus topraklarında bulunduğunu bildirdi. Askerlerin karşılanması ve onlarla doğrudan yürütülecek çalışmaların Rusya İnsan Hakları Komiseri Yana Lantaurova’nın gözetiminde gerçekleştirildiği belirtildi. Bakanlık, serbest bırakılan askerlere gerekli ilk tıbbi müdahale ve psikolojik desteğin sağlanmasının ardından Rusya topraklarına nakledileceklerini, burada Savunma Bakanlığı’na bağlı uzman sağlık kuruluşlarında tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinin tamamlanacağını açıkladı.

Rusya Savunma Bakanlığı, savaşın seyrine ilişkin günlük raporunda ise Ukrayna’ya ait 453 İHA’nın dün gece ülkenin güneybatısındaki bölgelerde düşürüldüğünü duyurdu.

Bakanlığın açıklamasına göre İHA’lar Belgorod, Bryansk, Kursk, Voronej, Kaluga, Vladimir, Nijniy Novgorod, Vologda, Oryol, Tula, Lipetsk, Ryazan, Yaroslavl, Volgograd, Rostov, Saratov, Samara, Ulyanovsk ve Moskova bölgeleri ile Krasnodar Krayı, Kırım ve Başkurdistan cumhuriyetleri ile Karadeniz’i hedef aldı.

rthj
Acil durum ekipleri, Ukrayna İHA’larının yarımadaya saldırmasının ardından Kırım’da yangın söndürme çalışmaları yürütüyor. (Arşiv – AP)

Rusya’ya bağlı Başkurdistan Cumhuriyeti’nin Başkanı Radiy Habirov, başkent Ufa’da bir sanayi tesisinde yangın çıktığını ve Ukrayna’nın İHA saldırısı sonucu bir kişinin yaralandığını açıkladı.

Habirov, Telegram kanalından yaptığı açıklamada, “Toplam 6 İHA vardı, bunlardan 4’ünü düşürdük. İHA’lardan biri sanayi bölgesine düştü ve yangın çıktı. Yangını söndürmek için çalışmalarımız sürüyor” ifadelerini kullandı.

Habirov daha sonra yaptığı açıklamada ise İHA saldırısı sırasında petrol rafinerisinde bakım ve onarım çalışmaları yürütülen tesisin hafif hasar gördüğünü bildirdi.

cdfvghyju
 Ukrayna’nın başkenti Kiev’e düzenlenen Rus bombardımanı sonucu hasar gören bir bölgedeki itfaiyeciler (AFP)

Kiev güçleri, İHA ve füzelerle Rusya’nın iç kesimlerindeki bölgeleri neredeyse her gün hedef almaya devam ederken Rus ordusu da Ukrayna güçlerini, Moskova’nın tek taraflı olarak ilhak ettiği bölgeler dahil olmak üzere Rus topraklarından uzaklaştırmak amacıyla askeri operasyonun kapsamını genişletiyor. Rusya, Ukrayna güçlerinin saldırılarında kullandığı Batı menşeli füzeler ve silahların menzilini de dikkate alıyor.

Rusya Savunma Bakanlığı ayrıca, ayrı bir açıklama yayımlayarak Ukrayna’nın Çornomorsk Limanı’ndaki yakıt tankları ile Karadeniz’deki bir yük gemisinin hedef alındığını duyurdu. Açıklamada, “18 Ağustos akşamı, Odesa kentinin güneydoğusundaki Karadeniz sularında, askeri amaçlarla kullanılabilecek malzeme ve ekipman taşıyan bir yük gemisi hedef alındı. (...) 19 Ağustos’ta ise Rus güçleri, Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’ne yakıt ikmali amacıyla kullanılan Çornomorsk Limanı’ndaki yakıt ve madeni yağ depolama tanklarını hedef alan yeni bir saldırı düzenledi” ifadelerine yer verildi.

gthyju
Eski Ukrayna Savunma Bakanı Mykhailo Fedorov, İsveç’te düzenlenen bir basın toplantısında konuşuyor. (Arşiv – Reuters)

Bakanlık, saldırının silah ve askeri teçhizat taşıyan bir yük gemisini hedef aldığını belirterek söz konusu operasyonların ‘Ukrayna Silahlı Kuvvetleri’nin yararlandığı deniz araçları ve liman altyapısına yönelik saldırıların sürdürülmesi2 kapsamında gerçekleştirildiğini bildirdi.

Söz konusu operasyonlar, Ukrayna’nın Batılı müttefiklerinden temin ettiği silah ve askeri malzemeleri taşıdığı deniz ikmal hatlarını sekteye uğratmayı amaçlayan Rus stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’ya silah taşıyan her türlü sevkiyatın meşru hedef olacağını defalarca açıklarken, Batı’dan Kiev’e silah akışının sürmesine izin vermeyeceğini vurguluyor.


Trump'ın görevden alınmasını isteyen ve eleştirilerini yineleyen ABD Hava Kuvvetleri subayı ikinci kez gözaltına alındı

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Müşterek Üssü'nde başkanlık uçağına binmek üzere ilerlerken 89. Hava İkmal Kanadı Komutanı Albay Christopher M. Robinson ile sohbet ediyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Müşterek Üssü'nde başkanlık uçağına binmek üzere ilerlerken 89. Hava İkmal Kanadı Komutanı Albay Christopher M. Robinson ile sohbet ediyor (AFP)
TT

Trump'ın görevden alınmasını isteyen ve eleştirilerini yineleyen ABD Hava Kuvvetleri subayı ikinci kez gözaltına alındı

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Müşterek Üssü'nde başkanlık uçağına binmek üzere ilerlerken 89. Hava İkmal Kanadı Komutanı Albay Christopher M. Robinson ile sohbet ediyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Müşterek Üssü'nde başkanlık uçağına binmek üzere ilerlerken 89. Hava İkmal Kanadı Komutanı Albay Christopher M. Robinson ile sohbet ediyor (AFP)

Haftalar içinde ikinci kez gözaltına alınan ABD Hava Kuvvetleri binbaşısı Jason Watson, Başkan Donald Trump karşıtı kamuya açık açıklamalarının ordu içinde tartışma yaratmasının ardından yeniden gözaltına alındı. Yeni gözaltı kararı, CNN'e verdiği özel röportajdan yalnızca birkaç gün sonra geldi. Watson bu röportajda Trump'ı sert biçimde eleştirerek, görevden alınması çağrısını yineledi.

Watson ilk olarak 1 Temmuz'da, Başkan Trump ile Başkan Yardımcısı JD Vance'in görevden alınması çağrısında bulunduğu konuşmasını yaptıktan sonra ABD Kongre Binası'nın merdivenlerinde gözaltına alınmıştı. Salı günü yeniden gözaltına alınması ise açıklamaları ve başkan hakkındaki tutumuyla ilgili askeri soruşturmanın sürdüğü bir dönemde gerçekleşti.

ABD Hava Kuvvetleri Sözcüsü CNN'e yaptığı açıklamada, Binbaşı Watson'ın salı günü “gözaltına alınmasına karar verildiğini” söyledi. Çarşamba akşamı itibarıyla Watson hakkında henüz resmi bir suçlama yöneltilmemişti. Sözcü, soruşturmanın sürdüğünü vurguladı.

Watson, Maryland eyaletindeki bir ilçede gözaltı merkezinde tutuluyor ve askeri gözaltı prosedürlerine tabi bulunuyor. Merkezin basın sorumlusuna göre Watson'a yöneltilmesi muhtemel suçlamaların niteliği henüz netleşmiş değil.

Watson'ın avukatı Chris Motimer, müvekkilinin CNN'e hafta başında verdiği röportajın ertesi günü, görevini yerine getirirken gözaltına alındığını söyledi. Motimer, gözaltı kararının nedenleri arasında Watson'ın askeri üniformasını giymeyi reddetmesinin de bulunduğunu belirtti.

Avukat, “Watson görev sırasında avukatı aracılığıyla komutanlığına artık üniformasını giymeyeceğini bildirdi. Kısa süre sonra kendisinden üniformasını giymesi istendi. Anladığım kadarıyla yaklaşık 20 dakika içinde, saat 15.30 civarında gözaltına alındı ve ilçe cezaevine götürüldü” dedi.

Motimer çarşamba akşamı CNN'e, savunma ekibinin Watson hakkında Askeri Adaletin Tek Tip Kanunu'nun (UCMJ) 88. maddesi kapsamında bir üst düzey yetkiliye hakaret veya 92. madde kapsamında emre itaatsizlik suçlamalarının yöneltilmesini beklediğini söyledi. Bu maddelerin, Watson'ın üniforma giymeyi reddetmesiyle bağlantılı olarak uygulanabileceği belirtildi.

Avukat, Watson'ın gözaltına alınacağını önceden tahmin ettiğini belirterek, “Bunu bekliyordu. Gözaltına alınacağını tahmin etmişti” ifadelerini kullandı.

Hava Kuvvetleri Sözcüsü yaptığı açıklamada, “Askeri personelin Tek Tip Askeri Adalet Kanunu'na ve yürürlükteki tüm düzenlemelere uyması gerekir” dedi. Sözcü ayrıca, “Devam eden görevi kötüye kullanma iddialarını destekleyen yeterli kanıt bulunması üzerine Binbaşı Watson'ın 18 Ağustos 2026'da gözaltına alınmasına karar verildi” dedi.

Watson pazartesi günü CNN'e verdiği röportajda Trump'ı sert biçimde eleştirerek görevden alınması yönündeki çağrısını yinelemişti.

Watson, “Başkan Trump'la yaşananlar normal değil. Bizi hayal kırıklığına uğrattı. O yalnızca başkan olarak başarısız olmakla kalmıyor; aynı zamanda Anayasa'yı açıkça ihlal ediyor, yasaları çiğniyor, yaygın bir yolsuzluğa karışıyor ve Amerikalıları öldürüyor. Bu benim için kabul edilemez ve hepimiz için kabul edilemez olmalı” demişti.

Görevdeki askerler arasında başkana yönelik açık muhalefet nadir görülüyor. Bunun temel nedenlerinden biri, askeri personelin Tek Tip Askeri Adalet Kanunu kapsamında yasal emirlere uymakla yükümlü olması. Kanunun 88. maddesi, başkan, başkan yardımcısı, Kongre üyeleri ve diğer üst düzey yetkililere yönelik aşağılayıcı ifadelerin kullanılmasını suç sayıyor.

Hava Kuvvetleri Sözcüsü de çarşamba günü yayımlanan açıklamasında, “Binbaşı Watson'ın kişisel açıklamalarının Bakanlığın görüşlerini veya politikalarını yansıtmadığını” vurguladı.

Son gözaltı, Watson'ın ilk kez 1 Temmuz'da ABD Kongre Binası'nın merdivenlerinde gözaltına alınmasından haftalar sonra geldi. Watson, o tarihte yaptığı konuşmada Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance'in görevden alınması çağrısında bulunmuştu. Bu olay, görevdeki bir askerin başkana karşı bu denli net ve kamuya açık bir şekilde muhalefet ettiği nadir örneklerden biri oldu.