Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



Somali muhalefeti seçim krizine çözüm önerisi sundu

Somali Cumhurbaşkanı, siyasi kriz hakkında istişare oturumlarına katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle önceki bir görüşmede (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı, siyasi kriz hakkında istişare oturumlarına katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle önceki bir görüşmede (SONNA)
TT

Somali muhalefeti seçim krizine çözüm önerisi sundu

Somali Cumhurbaşkanı, siyasi kriz hakkında istişare oturumlarına katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle önceki bir görüşmede (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı, siyasi kriz hakkında istişare oturumlarına katılmak üzere Müstakbel Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle önceki bir görüşmede (SONNA)

Somali muhalefeti, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile tırmanan kriz ortamında ‘4.5 sistemi’ olarak bilinen kabile yapısını gözetmesi koşuluyla doğrudan seçimlerin kabul edilmesine dayanan bir öneri sundu.

Şarku’l Avsat'a konuşan bir Somali uzmanına göre Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud’un henüz değerlendirmediği bu öneri, doğrudan seçimleri temel oy kullanma yöntemi olarak benimsemesi nedeniyle ilkesel bir çözüm niteliği taşıyabilir. Uzman, Cumhurbaşkanı’nın esnek bir tutum sergileyeceğini düşünüyor.

Haviye, Darud, Rahanveyn ve Dir'den oluşan dört büyük aşiretin sistemi olan 4.5 sistemi, ülkenin siyasi ve sosyal yaşamının temel taşını oluşturuyor. 2000 yılında düzenlenen Arta Barış Konferansı'ndan doğan bu sistem çerçevesinde parlamento, iktidar paylaşımını güvence altına almak amacıyla kabileler arasında bölünmüş durumda.

4.5 sistemi kavramı, üst düzey makamların kabile kotasına göre paylaştırılması anlamına geliyor. Bu sistemde dört ana kabilenin her birine eşit temsil hakkı tanınırken küçük etnik gruplara ‘yarım koltuk’, yani her bir kabileyle kıyaslandığında yarım temsil hakkı veriliyor.

Alman haber ajansı DPA'nın haberlerine göre Somali’nin başlıca muhalefet ittifakı olan Müstakbel Konseyi, geçici doğrudan seçim modelini anlaşmazlıkların çözümüne ve seçim sürecine duyulan güvenin yeniden tesisine giden bir yol olarak desteklediğini açıkladı.

Konsey, açıklamasında kararın, gelecekteki seçim çerçevesi üzerinde kapsamlı ve zamanında bir uzlaşıya ulaşmak amacıyla uzlaşı ruhunu ve ulusal çıkara bağlılığı yansıttığını vurguladı.

Somali basınında yer alan haberlere göre muhalefet, kabile iktidar paylaşımı sistemini korurken ülke genelinde doğrudan seçim yapılmasını öngören yeni bir öneri sundu. Önerilen modele göre parlamento koltukları, daire esasına dayalı seçim birimleri aracılığıyla düzenlenecek ve seçmenler ile aday olmaya hak kazananlar kendi kabile seçim çevrelerine bağlı kalacak.

Somali uzmanı Abdulkerim Ebşir, yaptığı değerlendirmede, ‘önerinin hükümet ile muhalefet arasında seçim türü konusunda kısmi bir yakınlaşmanın başlangıcına işaret ettiğini’ vurgulayarak bunun ‘iki taraf arasında tam bir siyasi uzlaşı ya da kapsamlı bir uzlaşma anlamına gelmediğini; gelecekteki seçim sisteminin biçimine ilişkin daha geniş müzakerelere giden yolda bir ilk adım olabileceğini’ belirtti.

Ebşir, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Federal hükümet bir süredir halk katılımını genişletme ve dolaylı sistemden, adayların partiler aracılığıyla seçime girdiği doğrudan seçim sistemine geçme yönünde baskı yapıyordu. Muhalefetten gelen öneri ise 4.5 Sistemi çerçevesindeki kabile kotası temelinde doğrudan seçimlerin kabul edildiğine işaret ediyor; bu da partilerin yerini kabilelerin alması anlamına geliyor.”

Önerinin yalnızca muhalefet tarafından gündeme getirildiğini, iki taraf arasındaki istişareler sonucunda ortaya çıkmadığını da vurgulayan Ebşir, “Öneri teknik prosedürlerini netleştirmemiş olsa da doğrudan seçimlerin 4.5 formülünü kabileler arası ve siyasi dengeyi güvence altına alan bir çerçeve olarak koruyarak uygulanmasına dayanıyorsa, mevcut güvenlik ve idari zorluklar göz önünde bulundurulduğunda ülke genelinde 'bir kişi, bir oy' sistemine anında geçişten daha gerçekçi olabilir” ifadelerini kullandı.

Ebşir'e göre öneri, hükümet ile muhalefet arasındaki kısmi yakınlaşmaya işaret etmekle birlikte tek taraflı olması siyasi anlaşmazlığın henüz çözüme kavuşmadığını ortaya koyuyor. Gerçek anlamda bir yatışmanın, yalnızca tek tarafın inisiyatif almasıyla değil, hükümet ile muhalefetin seçim sistemi ayrıntıları üzerinde uzlaşması ya da müzakere etmesiyle mümkün olabileceğini de vurguladı.

cfgthyj
Geçtiğimiz aralık ayında yapılan doğrudan yerel meclis seçimlerinde oy kullanan Somalili bir yetkili (SONNA)

Reuters'ın aktardığına göre bu öneri, siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle hükümet güçleri ile muhalefete yakın silahlı gruplar arasında Mogadişu'da mülklere zarar veren ve bazı sivilleri yerinden eden çatışmaların yaşanmasından yaklaşık iki hafta sonra gündeme geldi.

Geçtiğimiz ayın sonlarında Somali'de muhalefet kanadındaki Kurtuluş Konseyi, Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud’un anayasal görev süresinin dolmasının ardından meşruiyetini tanımadığını açıkladı ve muhalefet ile Cubaland ile Puntland eyaletlerinin karşı çıktığı, on yıllardır ilk kez yapılacak olan doğrudan seçimler konusunda bir siyasi uzlaşıya varılıncaya kadar 4 Haziran'dan itibaren her perşembe günü Mogadişu'da haftalık gösteriler düzenlenmesi çağrısında bulundu.

Ebşir, muhalefetin doğrudan seçim ilkesini kabul etmesi halinde cumhurbaşkanının esnek bir tutum sergileyeceğini öngörüyor. Sürecin daha fazla istişareyi gerektireceğini de belirten Ebşir, muhalefetin ayrıntılar ne olursa olsun doğrudan seçimler temelinde bir geçici hükümet kurulması karşılığında cumhurbaşkanının görev süresinin uzatılmasını kabul edebileceğini de değerlendiriyor.


Trump’ın desteklediği sağcı bir avukat… Kolombiya’nın yeni cumhurbaşkanı hakkında ne biliyoruz?

Abelardo de la Espriella, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kurşun geçirmez camın arkasından destekçilerini selamladı. (AFP)
Abelardo de la Espriella, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kurşun geçirmez camın arkasından destekçilerini selamladı. (AFP)
TT

Trump’ın desteklediği sağcı bir avukat… Kolombiya’nın yeni cumhurbaşkanı hakkında ne biliyoruz?

Abelardo de la Espriella, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kurşun geçirmez camın arkasından destekçilerini selamladı. (AFP)
Abelardo de la Espriella, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kurşun geçirmez camın arkasından destekçilerini selamladı. (AFP)

Kolombiya’da avukat ve milliyetçi iş insanı Abelardo de la Espriella’nın cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasıyla birlikte ülkede önemli bir siyasi dönüşüm yaşandı. De la Espriella, görev süresi sona eren Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’nun politikalarına kıyasla güvenlik konularında daha sert, piyasa odaklı ekonomi politikalarında ise daha açık bir yaklaşım benimseyerek ülkenin yönetimini devralacak.

Resmî sonuçlara göre, oyların yüzde 99’undan fazlasının sayılmasının ardından De la Espriella oyların yüzde 49,66’sını alırken, sol görüşlü senatör Ivan Cepeda yüzde 48,70’te kaldı. Böylece De la Espriella seçimlerden galip çıktı.

Abelardo de la Espriella kimdir?

Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre, kıyı kenti Monteria doğumlu olan De la Espriella evli ve dört çocuk babası. Kolombiya, ABD ve İtalya vatandaşlıklarına sahip olan De la Espriella, iş dünyasındaki faaliyetlerinin yanı sıra hukuk alanındaki çalışmalarıyla da tanınıyor.

7 Ağustos’ta resmen göreve başlaması beklenen De la Espriella’nın seçim zaferinin, Kolombiya ile ABD arasında son dönemde gerilen ilişkilerin iyileşmesine katkı sağlaması öngörülüyor. Washington yönetimi, Güney Amerika ülkesine yıllar boyunca milyarlarca dolarlık askerî yardım sağlamıştı.

fgthyj
Abelardo de la Espriella, seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından kurşun geçirmez camın arkasından destekçilerine seslendi. (AFP)

De la Espriella, seçim sürecinde ABD Başkanı Donald Trump’ın ‘tam ve koşulsuz desteğini’ aldığını belirtirken, zaferi Latin Amerika’da son yıllarda iktidara gelen sağ eğilimli liderler dalgasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.

De la Espriella seçimin ardından yaptığı sosyal medya paylaşımında, Trump’ın kendisini seçim zaferi dolayısıyla tebrik ettiğini açıklayarak, “Birkaç dakika önce ABD Başkanı Donald Trump ile görüştüm. Kendisi zaferimizi tanıdığını ve bize desteğini ifade etti” dedi.

dfv

47 yaşındaki De la Espriella, destekçileri arasında ‘kaplan’ lakabıyla tanınıyor. Siyasi kampanyasını suçla mücadelede sert politikalar üzerine kuran De la Espriella, ülkede güvenliği yeniden tesis etme ve derinleşen krizlerle karşı karşıya olduğunu savunduğu ekonomiyi canlandırma vaadinde bulundu.

Sıkı bir ekonomi ve güvenlik programı

De la Espriella, seçim kampanyası boyunca görev süresi sona eren Cumhurbaşkanı Gustavo Petro’yu ülkedeki ekonomi ve güvenlik alanındaki kötüleşmeden sorumlu tuttu. De la Espriella, kamu sektöründeki kadroların yüzde 40’ını kaldırma, vergi tabanını genişletme ve silahlı gruplarla yürütülen barış girişimlerini sonlandırarak bunların yerine daha sert askerî tedbirlere dayalı bir strateji uygulama sözü verdi.

fghyj
Abelardo de la Espriella’nın zaferini kutlamak için fırlatılan havai fişekler gökyüzünü aydınlattı. (Reuters)

De la Espriella ayrıca, petrol arama faaliyetlerini yeniden başlatmayı ve hidrolik kırılma (fracking) teknolojisinin kullanımına izin vermeyi planladığını açıkladı. Bu adımlarla ülkenin günlük petrol üretimini yaklaşık 1,3 milyon varile çıkarmayı hedeflediğini belirtti.

De la Espriella, seçim kampanyasının tamamını kendi kaynaklarıyla finanse ettiğini ifade ederek, hareketinin herhangi bir siyasi partiden ya da dışarıdan destek almadan kurulduğunu vurguladı.

İş imparatorluğu mercek altında

De la Espriella, avukatlık faaliyetlerinin yanı sıra, alkollü içecekler, giyim ve gayrimenkul sektörlerinde de çeşitli ticari yatırımlara sahip bulunuyor. Ancak haber platformu La Silla Vacia, şirketlerinden bazılarının tasfiye edildiğini, bazılarının ise 2024 yılı boyunca borç ve mali kayıplarla karşı karşıya kaldığını bildirdi. Platformun haberine göre De la Espriella’nın ticari faaliyetleri arasında en kârlı iş kolu, yönetimini yürüttüğü hukuk bürosu olmaya devam etti.

El Salvador Devlet Başkanı’yla karşılaştırmalar

De la Espriella, kamuoyundaki imajı nedeniyle de tartışmaların odağında yer alıyor. Seçim kampanyası boyunca askerlik hizmeti yapmamış olmasına rağmen sık sık askerî selam vermesi dikkat çekti.

Lüks saatler ve pahalı güneş gözlükleriyle kamuoyu önüne çıkmayı tercih eden, bakımlı sakalıyla tanınan De la Espriella, bazı gözlemciler tarafından El Salvador Devlet Başkanı Nayib Bukele’ye benzetiliyor. Bukele, kendisini ‘dünyanın en havalı diktatörü’ olarak tanımlamasıyla biliniyor.

Bukele’nin uyguladığı sert güvenlik politikaları ve inşa ettirdiği büyük cezaevi kompleksleri sayesinde El Salvador’daki suç oranları Orta Amerika’nın en düşük seviyelerine gerilerken, bu yaklaşım başka ülkelerde de benzer politikaların gündeme gelmesine yol açtı. Ancak süreç kapsamında 90 binden fazla kişinin gözaltına alınması ve tutuklanması, insan hakları örgütlerinin eleştirilerine neden oldu.

fvy6j
‘Kaplan’ lakabıyla tanınan Abelardo de la Espriella’nın seçim zaferini kutlayan destekçileri (Reuters)

Bukele modelini taklit ettiği yönündeki değerlendirmeleri reddeden De la Espriella ise çeteler ve silahlı gruplarla mücadele planı kapsamında Kolombiya’da 10 büyük cezaevi inşa edilmesini öngören bir proje ortaya koydu.

De la Espriella, geçmişte bazı tartışmalı isimlerin avukatlığını yapması nedeniyle de eleştirilerle karşı karşıya kaldı. Bu isimler arasında, eski Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro adına kara para aklamakla suçlanan Alex Saab da bulunuyor. Ancak De la Espriella, avukat olarak yürüttüğü mesleki ilişkilerin ‘herhangi bir suç ortaklığı ya da yasa dışı faaliyet anlamına gelmediğini’ savunuyor.


İsviçre'de teknik görüşmeler... İran, UAEA müfettişlerinin geri dönmesini kabul etti

İsviçre'de teknik görüşmeler... İran, UAEA müfettişlerinin geri dönmesini kabul etti
TT

İsviçre'de teknik görüşmeler... İran, UAEA müfettişlerinin geri dönmesini kabul etti

İsviçre'de teknik görüşmeler... İran, UAEA müfettişlerinin geri dönmesini kabul etti

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, İran ile ABD arasında İsviçre'de gerçekleştirilen görüşmelerin başarıyla tamamlandığını açıkladı.

Şerif, X platformundaki paylaşımında, "Görüşmeler olumlu ve yapıcı bir atmosferde gerçekleşti. Taraflar, 60 gün içinde nihai bir anlaşmaya ulaşılmasını öngören bir yol haritası üzerinde uzlaşmaya vardı. Ayrıca siyasi düzeyde denetim sağlayacak üst düzey bir komitenin kurulması ve teknik müzakerelerin başlatılması konusunda da teşvik edici ilerleme kaydedildi" ifadelerini kullandı.

ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance ise İran'ın, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) müfettişlerini yeniden ülkeye davet etmeyi kabul ettiğini duyurdu.

İran medyasına göre teknik görüşmelerin pazartesi günü başlaması planlanıyor. Görüşmelerde, mutabakat muhtırasının uygulanmasına ilişkin mekanizmalar ile uzman teknik ekiplerin oluşturulması ele alınacak.

İran'ın teknik müzakere heyetine Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi başkanlık edecek.

Öte yandan İran resmi haber ajansı IRNA, Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin, yaklaşık 18 saat süren yoğun müzakerelerin ardından Tahran'a döndüğünü bildirdi.