Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



Trump'ı Beyaz Saray'a taşıyan seçmenler desteğini çekiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteği, 2024 seçiminden bu yana çakılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteği, 2024 seçiminden bu yana çakılıyor (AFP)
TT

Trump'ı Beyaz Saray'a taşıyan seçmenler desteğini çekiyor

ABD Başkanı Donald Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteği, 2024 seçiminden bu yana çakılıyor (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteği, 2024 seçiminden bu yana çakılıyor (AFP)

CNN'in baş veri analistine göre ABD Başkanı Donald Trump, 2024'te kendisini Beyaz Saray'a taşıyan Hispanik erkekler arasındaki desteğini kaybediyor.

Kablolu yayın ağı CNN'den Harry Enten, 2024 seçiminde Hispanik erkeklerin Trump'ı eski Başkan Yardımcısı Kamala Harris'e tercih ettiğini gösteren istatistikleri sundu. Bu, Trump'ın 2020'de kaybettiği Arizona'yı geri almasına ve 2004'te George W. Bush'tan bu yana Nevada'yı kazanan ilk Cumhuriyetçi başkan adayı olmasını sağlamıştı.

Ancak Enten, artık Hispanik erkeklerin yüzde 51'inin Trump'ın başkanlık performansını onaylamadığını söyledi.

Veri uzmanı, "Bu, Birleşik Devletler Başkanı'na karşı 51 puanlık bir değişim" dedi.

Gördüğünüz tüm bu hareketlilikte, Başkan Trump'ın Hispanik erkekler arasında sergilediği tarihi performansta.

Bu rakamlar, Hispanik seçmenlerin 2025'te Virginia ve New Jersey'deki ara seçimlerde Demokratların kazanmasına yardımcı olmasının ardından geldi. Demokratlar ayrıca Trump'ın Hispanikler arasındaki düşüşünün, Teksas Senato yarışını, yoğun Porto Rikolu nüfusa sahip Lehigh Vadisi'ndeki bir kongre bölgesini ve Nevada valiliğini kazanmalarına yardımcı olacağını umuyor.

Teksas Senato adayı James Talarico gibi Demokrat adaylar, Dünya Kupası sırasında İspanyolca reklamlar yaparken, Demokratlar Rio Grande Vadisi'ndeki bazı eğilimleri tersine çevirmeyi umuyor.

Enten'a göre Trump'ın Hispanik erkekler arasındaki desteğinde yaşadığı en büyük sorun ekonomiden kaynaklanıyor. 2024'te Trump, Hispanik erkekler arasında Harris'e karşı 11 puanlık üstünlüğe sahipti. Birçok Hispanik erkek seçmen, Biden yönetimi döneminde özellikle benzin ve temel tüketim ürünlerindeki fiyat artışları nedeniyle yükselen hayat pahalılığından şikayet etmişti.

Enten, sunucu John Berman'a "Bakın şimdi, ortalama anketlerde net onay oranı 49 puan geride" dedi.

Bu, Birleşik Devletler başkanının ikinci dönem için yeniden seçilmesini sağlayan temel meselede kendisinin aleyhine 60 puanlık bir değişim yaşandığı anlamına geliyor.

Trump'ın politikalarının çoğu, başkanlığı döneminde yaşam maliyetinin artmasına neden oldu. Geçen yıl, karşılıklı gümrük vergileri açıkladığı "Kurtuluş Günü" duyurusu fiyatların fırlamasına yol açmış ancak Yüksek Mahkeme nihayetinde bunları iptal etmişti.

cdfrgthy
Teksas'tan James Talarico gibi Demokratlar, Trump'ın Hispanik erkek seçmenler arasındaki kayıplarından faydalanmayı umuyor (AFP)

Ardından Trump, İran'da bir savaş başlattı. Bu, İran rejiminin dünyanın petrol arzının beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nı kapatmasına yol açtı. Bu da benzin fiyatlarının galon başına 4 doların çok üzerine çıkmasına neden oldu.

Enten, bu memnuniyetsizliğin Cumhuriyetçilerin tarihsel açıdan partinin güçlü yönlerinden olan ekonomi konusunda darbe almasına yol açtığını söyledi. 2024'te Cumhuriyetçiler Hispanik erkeklerin oylarını 8 puan farkla kazanmıştı. Ancak artık Demokratlar Hispanik erkekler arasında 20 puanlık avantaja sahip.

Enten, "Bu, sözlerimi bitirirken, Cumhuriyetçi Parti aleyhine 28 puanlık bir değişim anlamına geliyor" dedi.

Bazı Cumhuriyetçiler, başkanın ülkede yasadışı bulunabilecek ancak şiddet suçları işlememiş göçmenleri agresif bir şekilde sınır dışı etmeyi bırakması konusunda uyardı. Diğerleri ise Demokratların ön seçimlerde sosyalist adayları seçmesinin, Miami gibi yerlerdeki Küba kökenli Amerikalı seçmenleri caydırabileceğini umuyor. Bu seçmenlerin çoğu Fidel Castro rejiminden kaçanlar veya onların çocukları.

Ancak bunun şimdiye kadar ülke genelinde kayda değer bir etkisi olmadığı görülüyor.

Independent Türkçe


Putin'in Kuril Adaları ziyareti, Tokyo-Moskova ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Putin'in ziyaret ettiği Rusya'ya bağlı Kuril Adaları, Büyük Okyanus'la Ohotsk Denizi'ni birbirinden ayıran 56 adadan oluşuyor (Reuters)
Putin'in ziyaret ettiği Rusya'ya bağlı Kuril Adaları, Büyük Okyanus'la Ohotsk Denizi'ni birbirinden ayıran 56 adadan oluşuyor (Reuters)
TT

Putin'in Kuril Adaları ziyareti, Tokyo-Moskova ilişkilerini nasıl etkileyecek?

Putin'in ziyaret ettiği Rusya'ya bağlı Kuril Adaları, Büyük Okyanus'la Ohotsk Denizi'ni birbirinden ayıran 56 adadan oluşuyor (Reuters)
Putin'in ziyaret ettiği Rusya'ya bağlı Kuril Adaları, Büyük Okyanus'la Ohotsk Denizi'ni birbirinden ayıran 56 adadan oluşuyor (Reuters)

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, Japonya'yla ihtilaf yaratan Kuril Adaları'nı ziyaretinin yankıları sürüyor.

Putin, 13 Ağustos'ta Kuril Adaları'nın parçası olan İturup Adası'nı ziyaret etmişti. Bu, Putin'in Kuril Adaları'na gerçekleştirdiği ilk ziyaret olmuştu.

Rus liderin ziyareti, Moskova ve Tokyo arasında II. Dünya Savaşı'nın ardından büyüyen toprak anlaşmazlığını yeniden gündeme getirdi.

Japonya Başbakanı Sanae Takaiçi, Putin'in eylemlerini "kesinlikle kabul edilemez" diye nitelemişti. Japon lider, "Rus tarafının bu konunun ciddiyetini tam anlamıyla kavrayacağını umuyoruz" ifadelerini kullanmıştı. Dışişleri Bakanı Toşimitsu Motegi de ziyareti "şiddetle protesto ettiklerini" duyurmuştu.

Bu gelişmelerin ardından Japonya'nın Moskova Büyükelçisi Akira Muto, bugün Rusya Dışişleri Bakanlığı'na çağrıldı. Rus medyasının aktardığına göre Muto, bakanlıkta 25 dakika kaldı ve herhangi bir açıklama yapmadan binadan ayrıldı.

Guardian, iki ülke arasında patlak veren diplomatik krizin daha da büyüyebileceğini yazıyor.

Analizde, sağcı Japonya lideri Takaiçi'nin Rusya'yla ilişkileri daha ılımlı sürdürmek istediği ancak son dönemdeki gelişmelerin durumu değiştirebileceği belirtiliyor.

Japonya Dışişleri Bakanlığı, Kuril Adaları anlaşmazlığındaki tutumuna ilişkin farkındalığı artırmak amacıyla her yıl 7 Şubat'ta "Kuzey Toprakları Günü" adlı bir anma etkinliği düzenliyor.

Özellikle ultra milliyetçi kesimler bu tarihte Tokyo'daki Rusya Büyükelçiliği önünde protesto gösterileri düzenliyor.

Putin'in ziyaretinin, Takaiçi üzerindeki Moskova'ya karşı daha sert bir çizgi izlemesi yönündeki baskıyı artırabileceği yorumu yapılıyor.

Japon medya kuruluşu Asahi'nin analizinde, Takaiçi'nin göreve gelirken kendisini eski Başbakan Şinzo Abe'nin siyasi mirasçısı olarak konumlandırdığı hatırlatılıyor. Abe, başbakanlığı döneminde Putin'le 27 kez görüşmüştü.

Analize göre Kremlin, Takaiçi hükümetinin Rusya'ya karşı Abe dönemindekine benzer şekilde daha ılımlı bir politika izlemesini beklemiş olabilir. Ancak Tokyo'nun Ukrayna savaşı nedeniyle Rusya'ya yönelik yaptırımları sürdürmesi, Moskova'nın bu beklentisinin karşılanmadığını gösteriyor.

Keio Üniversitesi'nden uluslararası siyaset uzmanı Yoko Hirose ise Putin'in ziyaretinin, Rusya'da "Militarist Japonya'ya Karşı Zafer Günü" olarak anılan 3 Eylül'ün öncesine denk gelmesine dikkat çekiyor.

Hirose'ye göre ziyaret, Putin'in Kuril Adaları üzerindeki Rus egemenliğini yeniden vurgulamasının yanı sıra Rusya'nın Uzak Doğusu'ndaki kamuoyuna da mesaj verme amacı taşıyor olabilir.

Akademisyen ayrıca Kuril Adaları'nın Rusya açısından yalnızca egemenlik meselesiyle sınırlı kalmadığını, ABD'ye karşı Pasifik'te yürütülen askeri stratejinin de önemli bir parçası olduğunu belirtiyor.

Rusya Bilimler Akademisi'nden Japonya uzmanı Valeri Kistanov ise Putin'in ziyaretinin Rusya-Japonya ilişkilerinde önemli bir değişime yol açmayacağını savunuyor. Akademisyene göre Tokyo yönetimi, Moskova'ya uygulayabileceği yaptırımların neredeyse tamamını zaten hayata geçirdi.  

Japonya ve Rusya arasındaki yaklaşık 150 yıllık toprak anlaşmazlığı

Japonya ve Rusya'nın 1855'te imzaladığı Şimoda Anlaşması'yla Kuril Adaları'ndaki sınır İturup'la Urup arasından geçecek şekilde çizilmişti. Bugün ihtilaf konusu olan İturup, Kunaşir, Şikotan ve Habomai adaları Japonya tarafında kalmıştı.  

1875'te ise St. Petersburg Anlaşması imzalandı. Çarlık Rusyası, Urup'un kuzeyindeki 18 Kuril Adası'nı Japonya'ya verdi. 1855'teki anlaşmayla zaten Japonya'nın kontrolündeki 4 ada bu takasın dışındaydı.

Japonya da bunun karşılığında Sahalin üzerindeki haklarından vazgeçti.

Asıl kırılmaysa II. Dünya Savaşı'nın ardından yaşandı. Sovyetler Birliği, Japonya'nın teslimiyet sürecine girdiği savaşın son günlerinde adaları ele geçirdi.

Diğer yandan Müttefik Kuvvetler'le Japonya arasında 1951'de imzalanan San Francisco Barış Antlaşması kapsamında Japonya, Kuril Adaları üzerindeki hak iddiasından vazgeçti.

Ancak Tokyo yönetimi İturup, Kunaşir, Şikotan ve Habomai'yi bu anlaşma kapsamında değerlendirmiyor ve bu adaların Japonya'nın egemenliğindeki "Kuzey Toprakları'nın" parçası olduğunu savunuyor.

Sovyetler Birliği ise konferansa katılmış ancak antlaşmayı imzalamayı reddetmişti.

Independent Türkçe, Guardian, Asahi, RIA Novosti, Reuters


Trump neden Umman'ı bombalamakla tehdit ediyor?

Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları var (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları var (Reuters)
TT

Trump neden Umman'ı bombalamakla tehdit ediyor?

Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları var (Reuters)
Hürmüz Boğazı'nın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları var (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump'ın, Hürmüz Boğazı'ndaki Amerikan faaliyetlerini engellemesi halinde Umman'ı bombalamakla tehdit etmesinin yankıları sürüyor.

Trump, dün Fox News'a açıklamasında, ABD'nin Hürmüz'deki faaliyetlerine müdahale etmesi durumunda Umman'ı "fena bombalayacağını" söyledi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de dünkü açıklamasında Tahran'la Maskat arasındaki görüşmelerin olumlu geçtiğini belirtti. Özellikle denizcilik güzergahlarını belirleyen harita hakkında uzlaşı sağlandığını duyurdu.

Trump'ın Umman'ı bombalama tehdidi de bu haberin ardından geldi.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, dün Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'la telefon görüşmesinde, Umman'la diyaloğu ve Hürmüz Boğazı hakkındaki müzakereleri sürdürmeye kararlı olduklarını vurguladı. 

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan savaşta Umman, İran'ın misillemelerinin hedefi olmuştu.

Beyaz Saray, Katar ve Pakistan arabuluculuğundaki müzakerelere yönelirken, Umman'ı genellikle sürecin dışında bırakmayı tercih etmişti. Ancak İran yönetimi, Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin düzenlenmesine ilişkin Umman'la bir süredir müzakere yürütüyor.

Wall Street Journal'ın analizine göre Umman ve İran arasındaki görüşmelerin olumlu sonuçlanması, Hürmüz'deki gemi trafiğinin nispeten normale dönmesini sağlayarak küresel enerji piyasaları üzerindeki yükü kısmen hafifletebilir.

Öte yandan Trump yönetiminden bazı isimler, Umman'ın Tahran açısından daha elverişli bir anlaşma yapmayı hedeflediğini ve gizlice İran'ın tarafında olduğunu savunuyor. Diğerleri ise İran'la bir türlü anlaşmaya varamayan Trump'ın Umman'ı "günah keçisi ilan ettiğini" söylüyor.

İran'la ABD arasında haziranda imzalanan 60 günlük mutabakatın süresi pazartesi günü (17 Ağustos) doldu.

ABD merkezli düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi'nden Nate Swanson, Trump'ın Umman'a yönelik tehditlerine ilişkin şunları söylüyor:

Trump'ın Umman'ı tehdit etmesi, kendi yarattığı ve elinde iyi bir seçeneğin kalmadığı bu durumdan duyduğu hayal kırıklığının bir yansıması. Sadece refleks olarak saldırıyor.

ABD'li düşünce kuruluşu Cato Enstitüsü'nden Justin Logan ise "Asıl trajik olan ABD'nin Ortadoğu'daki savaş öncesi duruma dönmek için çabalayıp durması" diyor.

İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, 5 Ağustos'taki açıklamasında müzakere edilen güzergahın 2 ila 4 ay sürmesi beklenen "geçici bir rota" olduğunu belirtmişti. Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılmasının ABD'nin tutumuna bağlı olacağını vurgulamıştı.

Trump, mayısta da Umman'ı bombalamakla tehdit etmişti. ABD başkanının sert çıkışı, Amerikan istihbaratının, Umman'ın İran'la anlaşarak Hürmüz'deki geçişlerden para almayı planladığı değerlendirmesinin ardından gelmişti.

Umman, savaş öncesinde de ABD ve İran arasındaki nükleer müzakerelerde arabuluculuk yapıyordu. Körfez ülkesinin dışişleri bakanı Bedr bin Hamed el-Busaidi, müzakereler sürerken ABD'nin İsrail'le ortak operasyon düzenleyerek savaş başlatması üzerine "Hayal kırıklığına uğradım. Müzakereler bir kez daha baltalandı" demişti.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, New York Times, Tesnim