Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği Washington-Tahran geriliminin sürmesiyle geriledi

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği Washington-Tahran geriliminin sürmesiyle geriledi
TT

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği Washington-Tahran geriliminin sürmesiyle geriledi

Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiği Washington-Tahran geriliminin sürmesiyle geriledi

ABD ile İran arasındaki gerilim, karşılıklı saldırıların yeniden başlamasıyla askeri ve ekonomik çatışmada yeni bir aşamaya girerken bugün (Pazartesi) yayımlanan deniz taşımacılığı verileri, Hürmüz Boğazı’ndan geçen emtia taşıyan gemilerin ortalama sayısının son 10 günde günlük 10’a gerilediğini ortaya koydu. Bu, mayıs ayından bu yana kaydedilen en düşük seviye oldu.

Şarku’l Avsat’ın Kpler şirketinden aktardığı verilere göre 10 günlük hareketli ortalama pazar günü 10 gemiye geriledi. Bu sayı cuma günü 15 geminin üzerindeyken cumartesi günü yaklaşık 13 olarak kaydedildi.

ABD’nin petrol ihracatına yönelik yaptırımları ve ablukası nedeniyle İran ekonomisi üzerindeki baskı giderek artıyor. İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, döviz kurundaki sert dalgalanmalar, enflasyon, işsizlik ve piyasaların yönetiminin başlıca sorunlar arasında yer aldığını söyledi. Ekonomi Bakanlığı ise savaşın yol açtığı sorunların ele alınması amacıyla çalışmaların yoğunlaştırıldığını açıkladı.

Gelişmeler, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının üzerinden altı ay geçmesinin ardından yaşanıyor. Savaş, diplomatik girişimlerin sonuçsuz kalması ve ateşkes için varılan ön anlaşmanın çökmesiyle çıkmaza girmiş görünürken iki taraf arasındaki karşılıklı saldırılar ve tehditler devam ediyor.


KGB Okulu: Rusya, savaşmadan Avrupa'yı hedef alıyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda, Rusya Ulusal Günü vesilesiyle düzenlenen ödül töreninin ardından, Rusya’nın Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyonuna’ katılan ordu mensuplarıyla bir araya geldi, 12 Haziran 2026 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda, Rusya Ulusal Günü vesilesiyle düzenlenen ödül töreninin ardından, Rusya’nın Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyonuna’ katılan ordu mensuplarıyla bir araya geldi, 12 Haziran 2026 (Reuters)
TT

KGB Okulu: Rusya, savaşmadan Avrupa'yı hedef alıyor

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda, Rusya Ulusal Günü vesilesiyle düzenlenen ödül töreninin ardından, Rusya’nın Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyonuna’ katılan ordu mensuplarıyla bir araya geldi, 12 Haziran 2026 (Reuters)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Moskova'daki Kremlin Sarayı’nda, Rusya Ulusal Günü vesilesiyle düzenlenen ödül töreninin ardından, Rusya’nın Ukrayna'daki ‘özel askeri operasyonuna’ katılan ordu mensuplarıyla bir araya geldi, 12 Haziran 2026 (Reuters)

Samir İlyas

Almanya'nın Leipzig-Halle Havaalanı’ndaki patlayıcılardan Rusya'yı sorumlu tutması üzerine Rusya ile Avrupa ülkeleri arasındaki gerilim tırmandı. Avrupa Birliği (AB), Berlin ile dayanışma içinde olduğunu açıklarken, Danimarka Güvenlik ve İstihbarat Teşkilatı, Ukrayna'yı askerî ve ekonomik olarak destekleyen öncü ülkelerden biri olan Danimarka'daki şirketlere yönelik Rusya'nın sabotaj eylemleri düzenlemek amacıyla hazırladığı somut planlar konusunda uyarıda bulundu.

Şarku’l Avsat’ın Bloomberg’ten aktardığı habere göre teşkilatın karşı casusluk birimi başkanı Emil Grisholm geçtiğimiz perşembe günü Danimarka gazetesi Berlingske’ye yaptığı açıklamada, teşkilatın şimdiye kadar gerçekleşmiş herhangi bir saldırıdan haberdar olmadığını, ancak savunma sanayiyle bağlantılı ve Ukrayna'ya destek veren şirketlere karşı kundaklama eylemleri de dahil olmak üzere somut sabotaj hazırlıkları tespit ettiklerini belirtti. Güvenlik yetkilisi, Rusya'nın, arkalarındaki gücün kimliğinden çoğunlukla habersiz olan yerel sakinleri fabrikaların fotoğraflarını çekmek de dahil olmak üzere çeşitli görevleri yerine getirmeleri için yönlendirmeye çalıştığına dikkati çekti.

Son gelişmeler, Rusya istihbaratının Avrupa'daki hedeflere karşı yürüttüğü ‘hibrit savaş’ hakkındaki son yıllardaki bir dizi Batılı suçlama ve istihbarat raporu kapsamında yer alıyor. Bu gelişmeler, Rusya'nın, Soğuk Savaş sırasında Batı ile mücadele stratejisinin bir parçası olarak Sovyet istihbarat teşkilatı (KGB) tarafından gerçekleştirilen operasyonlar olan ‘aktif tedbirleri’ geliştirmek için geleneksel olmayan araçlar kullanmasından duyulan endişeleri artırıyor.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nin (CSIS) geçtiğimiz yılın mart ayında Rusya’nın faaliyetlerine ilişkin hazırladığı bir rapora göre Rusya, Rus askeri istihbaratının öncülüğünde Avrupa'daki Avrupa ve ABD çıkarlarına karşı gerilimi tırmandırıcı ve şiddetli bir sabotaj kampanyası yürütüyor. Rapor, Rus saldırılarının sayısının 2023 ile 2024 yılları arasında yaklaşık üç katına çıktığına dikkati çekti.

Raporda, sabotaj eylemlerinin yüzde 27'sinin ulaştırma sektörünü (trenler, araçlar ve uçaklar gibi), diğer yüzde 27'sinin hükümet hedeflerini (askeri üsler ve yetkililer gibi), yüzde 21'inin kritik altyapıyı (boru hatları, deniz altı fiber optik kablolar ve elektrik şebekesi gibi) ve yüzde 21'inin sanayiyi (savunma şirketleri gibi) hedef aldığı belirtildi. Bu hedeflerin birçoğunun, Ukrayna'ya silah ve diğer malzemeleri üreten veya sevk eden şirketler gibi Batı'nın Ukrayna'ya yaptığı yardımlarla bağlantıları bulunuyordu.

Ukrayna'daki savaşın ardından Rusya'nın odak noktası, Kiev'e yapılan Batı askeri yardımlarını durdurmaya ve yoğun medya propagandasından gözdağı vermeye kadar uzanan geniş bir araç yelpazesi kullanarak Avrupa hükümetlerinin ve vatandaşlarının tutumunu değiştirmeye kaydı.

Ukrayna savaşının ardından Avrupa'da Rusya'ya atfedilen istihbarat ve sabotaj faaliyetlerine ilişkin raporların artmasına rağmen, Rus istihbaratı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in yüzyılın başında iktidara gelmesinden bu yana Batı ile mücadelede kanıtlanmış mekanizmalar olmaları ve Rusya'nın küresel bir süper güç olarak rolünü yeniden kazanmasına yönelik dış politikasını desteklemeleri temelinde ‘aktif tedbirler’ yaklaşımını yeniden benimsemeye ve geliştirmeye yöneldi.

Rus istihbarat teşkilatları bilgi alanındaki faaliyetlerini artırırken raporlara göre uzmanlaşmış ekipler aracılığıyla yanıltıcı bilgileri yaydı ve Rusya'ya yakın siyasetçilerin ağırlığını artırmak ve kendilerine düşman olanların şansını zayıflatmak için parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine müdahale etti. Ayrıca Batı'daki seçimlere ve iktidar kurumlarına olan güveni sarstı.

Batılı istihbarat teşkilatları, 2015 yılından bu yana Rus istihbarat teşkilatlarını Norveç, Finlandiya ve Baltık ülkeleri sınırlarında ‘göç krizleri tetiklemekle, bölünmeler yaratmakla ve ulus devletlerin geri dönüşünü ve AB’nin mevcut yapısıyla sona erdirilmesini savunan sağ popülist akımların yükselişine katkıda bulunacak toplumsal krizler oluşturmak amacıyla göçmenler ile mülteciler tarafından işlenen suçlar ve tecavüz vakaları hakkında sahte haberler yaymakla’ suçladı. Ayrıca çevrim içi oyunlar ve Telegram gibi sosyal medya platformları kullanılarak siber uzayda casusluk ve ajan kazanma operasyonları da artırıldı.

Yeni terminoloji ve hedefler

Putin dönemindeki resmi Rus stratejik belgelerinde ‘aktif tedbirler’ terimi kullanılmıyor. Rusya’nın 2000 yılına tarihli askeri doktrininde ‘destek tedbirleri’ ve ‘özel etki araçları’ gibi terimler görülmeye başlanmış ve daha sonra ise ‘askeri olmayan araçlar’, ‘dolaylı eylem’, ‘bilgi çalışması’, ‘bilgi-psikolojik çalışma’ ve ‘bilgi-teknolojik çalışma’ gibi terimler öne plana çıkmıştır. 2014 yılının sonlarında yayımlanan askeri doktrin versiyonunda ise ‘bilgi teknolojisi’ terimine yer verilmiştir. Terminolojinin ötesinde, Rusya'nın yurt dışındaki eylemlerinin doğası, Kremlin'in strateji ve politikalarına hizmet etmek amacıyla ekonomik, istihbarat, sosyal, diplomatik ve elektronik araçları harmanlayan gelişmiş Rus ‘aktif tedbirleriyle’ birlikte Sovyet istihbarat teşkilatlarının geçmiş yaklaşımının sürdürüldüğünü teyit ediyor.

cdfgrth
1981 yılının kasım ayında Moskova'da çekilen bu fotoğrafta, KGB’nin kurucusu Felix Dzerjinski'nin anıtı ve arka planda KGB binası görülüyor (AFP)

İletişim ve teknoloji devriminin Rus istihbarat araçlarında köklü değişikliklere yol açtığına şüphe yok. Hedefler ve amaçlar da Soğuk Savaş dönemine kıyasla değişip genişleyerek 2022 yılındaki Ukrayna savaşından bu yana ‘hibrit savaş’ biçimine dönüştü.

Ukrayna savaşından önce Avrupa'daki ‘aktif tedbirler’, Avrupalı siyasi ve ekonomik elitleri etkilemek suretiyle Rusya'nın siyasi ve ekonomik nüfuz alanını korumayı ve bunu Orta ve Doğu Avrupa'da genişletmeyi amaçlıyordu. Rusya, Belarus üzerindeki kontrolünü sürdürmek ve her iki ülkenin Rusya'nın Slav halklarının birliğine dair tarihi anlatısında ifade ettiği anlam ile Batı'ya karşı bir tampon bölge rolü gereği, 2004'teki Turuncu Devrim'den sonra Ukrayna üzerindeki kontrolü her türlü yolla yeniden sağlamaya çalıştı. Eski Sovyet Baltık ülkelerinin; Rusya'nın kuzeybatısında, en büyük insan ve askeri yığınaklara, Moskova ve St. Petersburg'a yakın stratejik konumlarıyla NATO'ya katılmasıyla birlikte Rusya, bu ülkelerin istikrarını bozmaya ve eş zamanlı olarak NATO'nun doğu kanadını zayıflatmaya yöneldi. Rusya'nın Avrupalı aşırı sağ parti liderlerini ağırlaması ve bazı partilere mali destek sağlandığı yönündeki raporlar, Rusya'nın AB’yi zayıflatmak veya parçalamak amacıyla ayrılıkçı eğilimleri teşvik etmeye odaklandığını ortaya koydu. Çünkü güvenlik ve ekonomi konularında küçük devletlerle müzakere etmek, birleşmiş bir blokla müzakere etmekten çok daha iyidir. Rus medya organları bir yandan Avrupalı liderlerin yetkinlik ve dürüstlüğünü hedef alıp küçümserken, diğer yandan çeşitli Avrupa ülkelerinde ve bizzat AB kurumlarında Rusya yanlısı bir ‘lobi’ inşa etme gayreti güttü. Öte yandan Rusya, bir taraftan Atlantik'in iki yakasında Avrupa ile ABD arasında bir gedik açmaya çalışırken diğer taraftan NATO üyesi ülkelerin sınırları yakınlarındaki askeri tatbikatlar, bölgedeki NATO güçlerine karşı Rus askeri üstünlüğünün sergilenmesi, ittifak üye devletlerindeki genel moralin düşürülmesi ve savunma kapasitelerini geliştirmeyi amaçlayan projelerin küçümsenmesi dahil olmak üzere askeri-psikolojik faktörü ve güç gösterisini devreye soktu.

cdfvg
Norveç Başbakanı Jonas Gar Stuer, Almanya Başbakanı Friedrich Mierz ve Kanada Başbakanı Mark Carney, 13 Mart’ta Norveç’in Kuzey Kutbu bölgesindeki Bardufoss yakınlarında düzenlenen NATO’nun Cold Response Tatbikatı kapsamında gerçekleştirilen bir askeri manevra sırasında konuşuyorlar (Reuters)

Rus saldırılarına ilişkin Batılı raporlar ve suçlamalar zinciri gözden geçirildiğinde, Ukrayna'daki savaştan sonra Rusya'nın odak noktasının Kiev'e yapılan Batı askeri yardımlarını durdurmaya ve yoğun medya propagandasından gözdağı vermeye kadar uzanan geniş bir araç yelpazesi kullanarak Avrupalı hükümetlerin ve vatandaşlarının tutumunu değiştirmeye kaydığı açıkça görülüyor.

Çeşitli araçlar

Rusya, önceki amaçlarına ulaşmak için bir kısmı resmi kılıflar altında, bir kısmı ise Rus istihbaratı tarafından yürütülen farklı araçlardan oluşan bir cephanelik kullandı. En önemli projelerden biri; Rusya'nın tutumuna güvenilirlik kazandıran elektronik portallar kurmak, etkili medya kuruluşlarıyla iletişim kurmak ve bilgi kargaşası yaratmak amacıyla yanıltıcı bilgileri dolaşıma sokmak suretiyle bilgi alanında etki kuruyor. Ayrıca Rusya, hedef ülkelerdeki durumu ve karşı casusluk alanındaki kapasitelerini tespit etmeyi, bu kapasiteleri sekteye uğratmaya çalışmayı ve savunma hazırlığından sorumlu kurum ile yapılara sızmayı amaçlayan istihbarat faaliyetleri yürütmeye koyuldu.

ABD Helsinki Komitesi’nin 2024 yılındaki raporuna göre Rusya’nın Ukrayna savaşından bu yana yaklaşık 150 sabotaj vakası ve diğer hibrit eylemi gerçekleştirdiği tahmin ediliyor.

Rusya, NATO'yu eleştiren taraflarla iletişim kurarak ve aşırı sağ ile aşırı soldaki radikal partileri destekleyerek, bilerek ya da bilmeyerek Rusya'nın siyasi hedeflerinin hayata geçirilmesini destekleyen sosyal, siyasi ve entelektüel bir zemin hazırlamaya çalıştı. Ayrıca eski siyasetçileri Rus şirketlerinde istihdam etmeye ve NATO, AB ve benzeri konularda Rusya ile aynı görüşü paylaşan partileri destekleyen bazı şirketlere ticari sözleşmeler vermeye yöneldi.

İstihbarat ve araştırma raporlarına göre Rus servisleri, yerel halk arasında panik yaratmak ve kritik altyapıyı devre dışı bırakmak amacıyla siber saldırılar ve sabotaj eylemleri gibi özel yerel operasyonlar gerçekleştirdi.

Rus istihbaratının kullandığı araçlar ülkeden ülkeye değişiklik gösteriyor. Moskova ile olan ilişkilerin niteliğine, siyasi, sosyal ve kültürel koşullara bağlı olarak istenen etki; Rus ve yabancı siyasi partiler, Rusya yanlısı çevreler, Rus Evi gibi sivil toplum kuruluşları, kültürel merkezler, kilise veya Kremlin'e bağlı sermaye grupları aracılığıyla sağlanıyor.

Düşük maliyetli stratejik caydırıcılık

Rusya Savunma Bakanlığı Askerî Ansiklopedik Sözlüğü ‘stratejik caydırıcılığı’, mevcut tüm devlet araçlarını kullanarak her türlü tehdidi bertaraf etmek amacıyla askeri ve askeri olmayan önlemlerden oluşan, askeri-siyasi durumu istikrara kavuşturmayı hedefleyen koordine bir sistem olarak tanımlamaktadır. Kullanılabilir araçların sayımındaki belirsizliğe rağmen bu tanım, ‘hibrit savaş’ ve sınır ötesi savaş terimleriyle örtüşüyor. İster fiziki ister elektronik olsun sabotaj, Rus hibrit cephaneliğindeki en önemli caydırıcılık araçlarından biri olarak görülebilir. Sabotaja başvurmak etkili ve düşük maliyetli bir seçenek olup düşmanı sürekli bir kargaşa halinde tutar; zira bu, geleneksel bir savaş olarak kabul edilmez, aynı zamanda hedef ülkenin kapasitelerini tüketir ve uygun araçlar seçilerek kusursuz bir şekilde icra edilmesi durumunda ispatlanamaz.

gbhyju
Almanya İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt ve Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Berlin'de, Leipzig havalimanındaki İHA olayının ardından basın toplantısı düzenlerken, 1 Eylül 2026 (Reuters)

Soğuk Savaş dönemine ilişkin çeşitli sızıntılara göre -ki bunların en dikkat çekicisi, 1990'larda Batı'ya iltica eden Sovyetler Birliği Dış İstihbarat Servisi arşiv memuru Vasili Mitrohin'in sızdırdığı belgelerdir-KGB, ‘tüm aktif tedbirlerin temel değerinin, aktarılan bilgilerin doğruluğunu teyit etmenin ve gerçek kaynağı belirlemenin zor olmasında yattığı’ ilkesinden yola çıkarak hareket etti. Aktif tedbirler, asgari harcama ve çaba ile azami nihai sonuçlar elde edildiğinde etkinliklerini ve faydalarını kanıtlıyor.

Son yıllarda Rusya'ya yöneltilen suçlamaların incelenmesi, Rusya'ya atfedilen gözdağı ve sabotaj olaylarının Sovyetler Birliği dönemindekilerden kökten bir farklılığı olmadığını gösteriyor. Zira bu eylemler NATO üyelerini ortak bir yanıta mecbur bırakan 5. madde eşiğinin altında kalırken Moskova'nın sorumluluğunu net bir şekilde ortaya koymaktan kaçınan, makul düzeyde inkâr edilebilirlik sağlayan yöntem ve araçlara dayanıyor. İstihbarat ağları, Rusya devletiyle doğrudan bağlar kurmaksızın bu operasyonları gerçekleştirebilecek ajanlar yetiştirdi.

Son olaylar, vekil aktörlerin, özellikle de Rus istihbaratının sabotaj eylemleri düzenlemek üzere görevlendirdiği yabancı uyrukluların ve suç şebekelerinin artan rolünü teyit ediyor. Avrupa genelinde gerçekleştirilen tutuklamalar, Belarus ve diğer ülkelerden aracılar vasıtasıyla saldırıları icra etmek üzere Balkan kökenli ajanların ve yerel muhbirlerin kullanıldığını ortaya koyuyor. Yerel ve diğer ülkelerden ajanlara başvurulmasının, Avrupalı hükümetlerin diplomatik kisve altında casusluk yaptıklarını belirttiği Rus büyükelçilik personelinin son yıllarda toplu olarak sınır dışı edilmesinin bir sonucu olarak gerçekleştiği aşikar.

Batılı taraflarca hazırlanan raporlara dayanarak, son yıllardaki Rus istihbarat operasyonları; ekonomik istikrarın temel altyapısının hedef alınması, silah fabrikalarına veya lojistik merkezlerine yönelik saldırılar yoluyla silah üretimini, nakliyatı ve askeri hazırlığı aksatan askeri sabotajlar ve sürekli bir sabotaj tehdidi yaratarak sosyal ve siyasi bölünmeleri büyütmek ve yerel halk arasında korku yaymak suretiyle siyasi istikrarsızlık yaratılması olmak üzere üç temel gruba ayrılıyor.

ABD Helsinki Komitesi’nin 2024 yılındaki raporuna göre Rusya'nın Ukrayna savaşından bu yana yaklaşık 150 sabotaj vakası ve diğer hibrit eylemi gerçekleştirdiği düşünülüyor. Rapor, Rusya’nın saldırılarının, hedef ülkeye verilen desteği caydırmak, 4. ve 5. maddeler kapsamındaki taahhütler de dahil olmak üzere NATO'nun birliğini ve direncini test etmek, ulusal seçimlere çeşitli biçimlerde müdahale etmek, kritik altyapıyı ifşa etmek ve zarar vermek, panik yaratmak ve Batılı hükümetler ile ittifaklara olan güveni sarsmak amacıyla bilişsel bir savaş yürütmek gibi çeşitli amaçlara ulaşmak için Ukrayna'yı en çok destekleyen ülkeleri hedef aldığına dikkati çekti.

Kullanılan taktikler arasında askeri lojistiğin aksatılması, kundaklama, siber saldırılar, kritik enerji altyapısına zarar verilmesi ve vekil grupların desteklenmesi yer aldı. Güncel operasyonlar, Sovyet dönemi uygulamalarına benzer şekilde enerji şebekelerini, ulaştırma ağlarını ve kamusal altyapıyı hedef almayı sürdürüyor.

Avrupa, geçtiğimiz yılın ağustos ayından bu yana askeri üslerin, havalimanlarının ve kritik enerji tesislerinin yakınlarında beliren insansız hava aracı (İHA) sürüleriyle başlayıp topraklarında gerçekleşen ve Rusya'nın parmağı olduğu şüphe uyandıran hava sızma operasyonlarının sayısında keskin bir artışa tanık oldu.

Siber saldırılar, dezenformasyon, sabotaj, gizli operasyonlar ve diğer aktif eylemler, Moskova'ya, Batı'nın istikrarına ve dayanışmasına meydan okumak için yüksek etkiye sahip, düşük maliyetli ve inkâr edilebilir bir yöntem sunuyor. Bu taktikler, Rusya'nın NATO ile doğrudan askeri çatışmadan kaçınırken zayıf noktaları istismar etmesine olanak tanıyor. Bu operasyonlar, maliyetli geleneksel savaş eşiğinin altında sınıflandırıldığı için önemli ve cazip bir seçenek teşkil ediyor. Devletler genellikle geleneksel savaş eşiğinin altında kalan bu tür eylemlere, faile savaş ilan ederek karşılık vermezler. NATO anlaşmasının kolektif savunmaya ilişkin 5. maddesi, ittifak üyelerinden birine yönelik silahlı saldırının tüm üyelere yapılmış bir saldırı kabul edileceğini öngörmesine rağmen, NATO hükümetleri genellikle aktif tedbirleri kolektif meşru müdafaa gerektiren silahlı bir saldırı olarak değerlendirmiyor. Rusya'nın Avrupa'daki eylemlerini ayırt edici kılan husus, nispeten ucuz olmaları ve geleneksel savaşın aksine genel olarak büyük miktarlarda para gerektirmemesi. Siber saldırılar ve elektronik harp gibi bu eylemlerin bazıları hedef ülkenin topraklarından, üçüncü bir ülkeden veya sanal ağlar üzerinden gerçekleştirilebilir. Bu da kaynağının tespit edilmesini zorlaştırır.


Witkov: Rusya ve Ukrayna savaşı sona erdirmek için "tavizler" vermeli

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, dün Kiev'de düzenlenen ortak basın toplantısının ardından ABD elçileri Steve Wittkopf ve Jared Kushner ile bir araya geldi (AP)
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, dün Kiev'de düzenlenen ortak basın toplantısının ardından ABD elçileri Steve Wittkopf ve Jared Kushner ile bir araya geldi (AP)
TT

Witkov: Rusya ve Ukrayna savaşı sona erdirmek için "tavizler" vermeli

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, dün Kiev'de düzenlenen ortak basın toplantısının ardından ABD elçileri Steve Wittkopf ve Jared Kushner ile bir araya geldi (AP)
Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy, dün Kiev'de düzenlenen ortak basın toplantısının ardından ABD elçileri Steve Wittkopf ve Jared Kushner ile bir araya geldi (AP)

ABD'li özel temsilci Steve Witkoff dün), Rusya ve Ukrayna'ya 2022'de başlayan Rusya işgalinden bu yana devam eden çatışmaya çözüm bulunabilmesi için “taviz vermeleri” çağrısında bulundu.

Şarku’l Avsatın AFP’nin aktardığına göre Witkoff, ABD'li temsilci Jared Kushner'ın Kiev'de Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile gerçekleştirdiği ilk görüşmelerin ardından düzenlediği basın toplantısında, “Her iki tarafın da taviz vermesi ve aralarındaki anlaşmazlıkları azaltması gerekiyor. Bunun sağlanması için gerekli koşullara sahip olduğumuza inanıyoruz” dedi. Witkoff, “Bu son derece zor bir süreç ancak kararlılığımız ve ilgimiz var. Bütün bunların diplomatik bir çözüme ulaşmasını umuyoruz” diye konuştu.

Öte yandan Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, Rusya ile Ukrayna arasındaki anlaşmazlığın merkezinde yer alan toprak meselesinin yalnızca devlet başkanları arasındaki görüşmeler yoluyla çözülebileceğini söyledi.

Zelenskiy, ABD Başkanı'nın temsilcileriyle Kiev'de gerçekleştirdiği görüşmelerin ardından düzenlediği basın toplantısında, “Bu tür karmaşık meselelerin (toprakla ilgili) yalnızca liderler düzeyinde çözülebileceği yönündeki tutumumu koruyorum” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy uzun süredir Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüşme çağrısında bulunuyor. Ancak Kremlin bu görüşmeye karşı çıkıyor.