Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



Pasifik Adaları Forumu, yıllık zirvesinin açılışında her türlü dış müdahaleyi reddetti

Pasifik Adaları Forumu, yıllık zirvesinin açılışında her türlü dış müdahaleyi reddetti
TT

Pasifik Adaları Forumu, yıllık zirvesinin açılışında her türlü dış müdahaleyi reddetti

Pasifik Adaları Forumu, yıllık zirvesinin açılışında her türlü dış müdahaleyi reddetti

Palau'da düzenlenen 55. Pasifik Adaları Forumu Liderleri Toplantısı, Çin ile Tayvan arasındaki gerilimin gölgesinde geçen görüşmelere en az beş liderin katılmadığı bir ortamda, ‘yabancı ortakların bu ülkelerin kaderini belirleme hakkına sahip olmadığı’ yönündeki net bir mesajla dün başladı.

Zirve, iklim değişikliği, uyuşturucu bağlantılı suçlar ve Çin'in geçen temmuz ayında fırlattığı ve Pasifik Okyanusu sularına düşen balistik füze denemesinin yansımaları da dahil olmak üzere bir dizi acil bölgesel sorunu ele alıyor.

Üye devletlerden en az beş lider zirveye şahsen katılmayacak, ancak yerlerine temsilcilerini gönderecek.

Fransız haber ajansı AFP’nin kaynakları, Çinli diplomatların Pasifik adaları liderlerine, Palau'da Tayvan Dışişleri Bakanı'nın da katılabileceği yan etkinliklere iştirak etmeyeceklerini bildirdiğini aktardı.

Palau Cumhuriyeti Devlet Başkanı Surangel Whipps Jr., toplantının açılışında yaptığı konuşmada, “Ortaklarımızın aramızda bulunmasından memnuniyet duyuyoruz, ancak rotamızı belirleyecek olanlar onlar değildir” diyerek Pasifik adalarının tek bir tutum etrafında birleşmesi gerektiğini vurguladı.

Solomon Adaları Dışişleri ve Dış Ticaret Bakanı Rick Houenipwela ise ‘etraflarındaki stratejik rekabetin tırmandığını’ belirterek “Forum, Pasifik liderlerinin açıkça konuştuğu, ciddiyetle dinlediği ve yalnızca kendilerine ait fikirleri ortaya koyduğu siyasi bir yuva olarak kalmalı” dedi.

Houenipwela, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ortaklarımızı memnuniyetle karşılıyor ve desteklerini takdir ediyoruz; ancak bu destek, görevlerimizi belirlememeli, onları başarmamıza yardımcı olmalı.”

Houenipwela, pazar günü bir bakanın kendisine karşı güvensizlik önergesi vermesinin ardından acil bir siyasi krizle ilgilenmek üzere beklenmedik bir şekilde ülkesine dönen Solomon Adaları Başbakanı Matthew Wale'yi temsilen toplantıya katıldı.

Avustralya Dışişleri Bakanı Penny Wong, Pasifik ülkelerinin ‘gönderdikleri heyetler ve bunlara kimin başkanlık edeceği konusunda kendi kararlarını kendilerinin verdiğini’ söyledi.

Wong, Avustralya yayın kurumu ABC’ye yaptığı açıklamada “Bu forum, Pasifik ülkelerinin kendi kararlarını almalarına olanak tanıyor” dedi. Wong, bölgesel rekabet ve çatışma döneminde karar alan güçlü bir bölgesel örgüt ve bölgesel mekanizmaya sahip olmanın büyük güçler ile küçük devletler arasındaki güç eşitsizliğiyle başa çıkmanın yollarından biri olduğunun altını çizdi.

Toplantıya katılmayanlar arasında ayrıca Pekin'e yakınlığıyla bilinen Kiribati Devlet Başkanı, Samoa ve Vanuatu başbakanları ile Fransa'nın denizaşırı toprağı Yeni Kaledonya'nın hükümet başkanı da bulunuyor.

 

Çeşitli Pasifik adalarından gelen yaklaşık 110 polis memuru, bu alanda bölge düzeyindeki iş birliğinin ilk büyük çaplı pratik uygulaması olarak toplantı boyunca güvenliği sağlıyor.

Forumun en büyük ülkesi ve bağışçısı olan Avustralya, Solomon Adaları ve Kiribati'de Çin polisinin varlığına gerek olmadığı gerekçesiyle, forum bünyesinde kendi  güvenliğini sağlamaya yönelik çabalara öncülük ediyor.


ABD, Hürmüz Boğazı’nda yeni mayınların döşenmesini engelledi

Pezeşkiyan, dün Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi oturum aralarında Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile görüştü (İran Cumhurbaşkanlığı)
Pezeşkiyan, dün Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi oturum aralarında Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile görüştü (İran Cumhurbaşkanlığı)
TT

ABD, Hürmüz Boğazı’nda yeni mayınların döşenmesini engelledi

Pezeşkiyan, dün Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi oturum aralarında Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile görüştü (İran Cumhurbaşkanlığı)
Pezeşkiyan, dün Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi oturum aralarında Hindistan Başbakanı Narendra Modi ile görüştü (İran Cumhurbaşkanlığı)

ABD ordusu, temmuz ayı sonlarından bu yana İran'a yönelik bilinen ilk saldırısında Larak Adası'ndaki iki fırlatma rampasını hedef alarak, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Hürmüz Boğazı'na deniz mayını taşıyan füzeler fırlatma girişimini engelledi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), mayın döşeyen DMO’nun ‘yakın bir tehdi’ oluşturduğunu belirtirken, İranlı yetkililer, ABD saldırısında iki kişinin öldüğünü ve bazı kişilerin de yaralandığını duyurdu. Tahran, bu saldırıya Ürdün'deki iki ABD üssüne füzeler fırlatarak karşılık verirken Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki (BAE) El Minhad Üssü’nü hedef aldığını ve Hürmüz Boğazı semalarında bir ABD insansız hava aracını (İHA) düşürdüğünü açıkladı.

Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Amerikan çıkarlarının hedef alınmasına karşı uyardı. İran'ın saldırılarını karşılıksız bırakmama sözü veren Trump, “Bir karşılık olacak ve onları ağır şekilde vuracağız” dedi. Diğer taraftan Reuters'ın aktardığına göre üst düzey bir İranlı kaynak, son çatışmayı ‘sınırlandırılmış ve kısıtlı’ olarak değerlendirerek her ABD saldırısına ‘onlarca kat daha büyük’ bir yanıt verileceği uyarısında bulundu.

Trump, Hark Adası'nın ‘paramparça edildiğini’ gösterdiğini belirttiği yapay zeka (AI) ile üretilmiş bir video yayınladı. Ancak ABD'li bir yetkili adanın gece boyunca hedef alınmadığını söylerken, Tahran da adadaki petrol faaliyetlerinin devam ettiğini doğruladı.

İran Dışişleri Bakanlığı, Larak Adası’na yönelik saldırıyı kınadı ve ABD’nin Ürdün'deki üslerine yönelik saldırıları ‘meşru müdafaa’ olarak nitelendirdi.

Bir diğer gelişmede ise İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Bişkek'teki Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) Zirvesi’nin oturum aralarında yaptığı açıklamada, İran'ın hala Washington ile bir anlaşma arayışında olduğunu ve savaşın devam etmesinin ‘kimsenin çıkarına olmadığını’ belirtti. Pezeşkiyan, sorunların çözümünün diyalog ve iş birliğinde yattığını da sözlerine ekledi.


Şanghay Zirvesi: Çok kutupluluk arayışı ile krizlerle mücadele sınavı arasında

Rusya ve Çin devlet başkanları, pazartesi günü Bişkek’te düzenlenen “Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi” kapsamında bir toplantıya katılırken. (EPA)
Rusya ve Çin devlet başkanları, pazartesi günü Bişkek’te düzenlenen “Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi” kapsamında bir toplantıya katılırken. (EPA)
TT

Şanghay Zirvesi: Çok kutupluluk arayışı ile krizlerle mücadele sınavı arasında

Rusya ve Çin devlet başkanları, pazartesi günü Bişkek’te düzenlenen “Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi” kapsamında bir toplantıya katılırken. (EPA)
Rusya ve Çin devlet başkanları, pazartesi günü Bişkek’te düzenlenen “Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi” kapsamında bir toplantıya katılırken. (EPA)

Kırgızistan’ın başkenti Bişkek’te dün başlayan Şanghay İşbirliği Örgütü Zirvesi iki gün sürecek. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin gibi liderlerin, uluslararası sistemde çok kutupluluk anlayışını güçlendirmeye çalışması beklenirken, örgüt aynı zamanda bazı üye ülkelerin karşı karşıya olduğu büyük krizlerle mücadele gibi önemli sınamalarla karşı karşıya.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, pazartesi günü Bişkek’te düzenlenen “Şanghay Zirvesi” kapsamında bir araya gelirken. (EPA)
Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, pazartesi günü Bişkek’te düzenlenen “Şanghay Zirvesi” kapsamında bir araya gelirken. (EPA)

Zirveye katılan 10 lider arasında Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif de bulunuyor.

Kırgızistan Cumhurbaşkanı ve eşi, Bişkek’te Çin Devlet Başkanı ve eşiyle birlikte, (AP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı ve eşi, Bişkek’te Çin Devlet Başkanı ve eşiyle birlikte, (AP)

Rusya Devlet Başkanı Putin, zirvenin ilk gününde Çinli mevkidaşı Şi Cinping ile bir araya geldi. Kremlin, iki liderin Kırgızistan’daki görüşmede Ukrayna’daki savaşı ele aldığını, ancak bunun görüşmenin ana gündem maddesi olmadığını açıkladı.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ise pazar günü, Rusya’nın eski hâkim güç olduğu Orta Asya’da Pekin’in vazgeçilmez ekonomik ortak olarak konumunu güçlendirdiği bir dönemde, Çin ile Kırgızistan arasındaki ilişkilerde “altın çağ” yaşandığını söyledi.

Şanghay İşbirliği Örgütü; Belarus, Çin, Hindistan, İran, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan ve Tacikistan olmak üzere 10 ülkeden oluşuyor. Örgüt, güvenlik ve ekonomi alanlarına odaklanarak, Batı nüfuzuna karşı denge oluşturacak bir güç merkezi olmayı hedefliyor.

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov’un ev sahipliğinde düzenlenen genel oturumun yanı sıra Putin ile Pezeşkiyan arasında da ikili bir görüşme yapılması planlanıyor. Kremlin’e göre Putin ayrıca Şi Cinping, Erdoğan ve Hindistan Başbakanı Modi ile de ayrı ayrı görüşecek.

Örgüt, son yıllarda Çin ve Rusya’nın girişimleriyle yeni bir ivme kazandı. Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar’ın da aralarında bulunduğu 15 ülke diyalog ortağı olarak örgüte katılırken, Afganistan ve Moğolistan gözlemci statüsünde yer alıyor.

Örgütün kuruluş bildirgesinde, “başka ülkelere karşı yöneltilmiş bir ittifak olmadığı” vurgulanıyor. Ancak Putin ve Şi, örgütün toplantılarını çoğu zaman aralarındaki birlikteliği göstermek ve ABD’nin hâkimiyetine karşı çok kutuplu bir dünya vizyonunu ortaya koymak için kullanıyor.

 Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve eşi Ay gül, Bişkek’te düzenlenen 6. Dünya Göçebe Oyunları’nın açılış töreninde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan ile birlikte. (AFP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov ve eşi Ay gül, Bişkek’te düzenlenen 6. Dünya Göçebe Oyunları’nın açılış töreninde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan ile birlikte. (AFP)

Çok sayıda kriz

2025 yılındaki zirvede Putin, Şubat 2022’den beri Ukrayna’da sürdürdüğü savaşın sorumluluğunu Batı’ya yüklemeyi yinelemiş, Şi ise Washington ile Pekin arasındaki gerilimlere işaret ederek, bazı ülkelerin gerçekleştirdiği “zorbalık eylemlerini” kınamıştı.

Bu yılki zirve, örgüte üye bazı ülkelerin savaşlarla karşı karşıya olduğu bir dönemde düzenleniyor. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik savaşı dört buçuk yıldır devam ederken, henüz bir çözüm ihtimali görünmüyor. Öte yandan Ortadoğu’da da şubat ayında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla yeni bir savaş başladı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi kapsamında gerçekleştirdikleri görüşmede, (EPA)
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Bişkek'te düzenlenen Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesi kapsamında gerçekleştirdikleri görüşmede, (EPA)

Bazı üye ülkeler aynı zamanda ticari anlaşmazlıklarla karşı karşıya. Bunların başında, ABD’nin ağır gümrük vergilerine maruz kalan Çin ve Hindistan geliyor.

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, İran’ın müttefiklerini hedef alırken, ağustos ayının sonunda İran’la ticaret yapmayı sürdüren ülkelere özellikle altın, teknoloji, dijital varlıklar, havacılık ve deniz taşımacılığı alanlarında ikincil yaptırımlar uygulamaya başladı. Washington bu kampanyayla İran ekonomisini “boğmayı” hedefliyor.

İran’ın önemli ticaret ortaklarından ve başlıca petrol alıcılarından Çin ise çıkarlarını “güçlü şekilde savunacağı” uyarısında bulundu. Rusya da askeri ve ticari iş birliğini artırdığı İran’ın önemli ortakları arasında yer alıyor. İran ise 1979’daki İslam Devrimi’nden bu yana ABD ve uluslararası yaptırımlara maruz kalmasına rağmen ekonomik baskılara ve tehditlere boyun eğmeyeceğini sürekli vurguluyor.

Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, pazartesi günü Bişkek’te düzenlenen “Şanghay Zirvesi”nin ilk gününde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile tokalaşırken. (AP)
Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, pazartesi günü Bişkek’te düzenlenen “Şanghay Zirvesi”nin ilk gününde Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile tokalaşırken. (AP)

Sonuçları belirsiz

Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katılımın somut sonuçları ise belirsizliğini koruyor. Örgüt, dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 40’ını ve küresel gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 25’ini temsil ettiğini vurgulasa da üyeleri arasındaki farklılıklar ve anlaşmazlıklar nedeniyle heterojen bir yapı sergiliyor.

Örneğin Çin ve Rusya, enerji kaynakları bakımından zengin ve Avrupa ile Asya arasındaki mal taşımacılığında kritik öneme sahip Orta Asya’da rekabet ediyor. Çin’in Hindistan ve Pakistan ile ilişkilerinde de zaman zaman gerilim yaşanıyor.