Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Avrupa'nın altın çağına katkıda bulunan Rothschild ailesinin uzantıları başka ülkelere ve kıtalara yayılırken ailenin etrafı komplo teorileriyle dolu hikayelerle ve söylentilerle örüldü

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
TT

Para ve politika “Rothschild ailesi” adlı efsanede bir araya gelince

Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)
Rothschild ailesinin ataları (AnaBritannica Ansiklopedisi)

Rothschild ailesi, özellikle bu ismin 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa'daki mali piyasalar ve bankacılıkla köklü bağlantılara sahip olması nedeniyle son üç yüzyıldır Avrupa’nın​​ en önemli aileleri arasında yer alıyor.

Peki, bu ailenin geçmişini, tüm tarihi gerçekleriyle ve bazılarının kendilerine bir efsane olarak dayatıldığına inandığı propaganda iddialarıyla yeniden okunmasını gerektiren sebep neydi?

Elbette ünlü Rothschild bankacılık ailesinin bir üyesi olan İngiliz iş adamı Baron Jacob Rothschild'in 87 yaşında ölmesiydi. Bu ölüm, hikâyenin boyutlarını insanlara bir kez daha hatırlattı.

Başarılı bir kariyeri olan Baron Jacob, ilk kez 1963 yılında ailenin yatırım bankası NM Rothschild & Sons'da işe başladı. Ardından İngiltere merkezli The Guardian gazetesinin aktardığına göre 1980 yılında finansçı Sir Mark Weinberg ile birlikte (şu an St. James's Place adıyla bilinen) J Rothschild Assurance Group adlı kendi finans zincirini kurdu.

Fertleri dünyanın dört bir yanına dağılmış halde olan ve insanları meşgul eden bu ailenin adı anıldığında, özellikle gerçeklerin yalanlarla karıştırıldığı modern dönem bilgi bombardımanı nedeniyle bir tür entelektüel inceleme yapılması gerekiyor.

Öyleyse nereden başlamalı?

Rothschild hanedanının kurucusu Mayer Amschel Rothschild

Okuyucuların gözüne ilk çarpan ‘Rothschild’ ismidir. Rothschild kelimesi, ‘kırmızı kalkan’ (Roth-child) anlamına gelen iki kelimenin birleşiminden türemiştir. Kırmızı kalkan,18’inci yüzyılın ortalarında Frankfurt'taki bir Yahudi mahallesinde yaşayan ailenin evinin kapısında asılı bir tabela iken daha sonraları ailenin simgesi haline gelmiştir.

devdefv
Baron Jacob Rothschild (AP)

Ailenin kurucusu Mayer Amschel (Rothschild), Roth-child ifadesini ailesinin soyadı, kırmızı kalkanı da değerlerinin bir simgesi olarak benimsedi. Bronzdan yapılma kırmızı kalkan simgesinin ortasında beş oğlunu simgeleyen beş ok taşıyan bir kol bulunur. Alt kısımda ise ailenin son üç yüzyıldır temel değerleri olarak gördüğü ‘birlik, çalışkanlık ve dürüstlük’ sözcükleri yer alır.

Bankacı olan Mayer Amschel Rothschild, 18’inci yüzyılda başarı üstüne başarı elde ederek Rothschildleri küresel alanda faaliyet gösteren bir bankacı aile haline getirdi. Daha sonra servetini Londra, Paris, Frankfurt, Viyana ve Napoli gibi Avrupa'nın büyük metropollerinde ticari faaliyetlerde bulunan beş oğluna miras bıraktı. Bu da ailenin, hayatın can damarı olan para aracılığıyla her zaman varlığını koruyan ve aktif olan güçlü bir mali ağa sahip olduğunu gösteriyor.

Para, ailenin (başta Almanya olmak üzere) Kutsal Roma İmparatorluğu'nda ve ‘üzerinde güneş batmayan imparatorluk’ Birleşik Krallık'ta soylu aileler arasında yer almasının önün açtı.

Rothschild ailesi 19’uncu yüzyılda, hem dünyadaki hem de modern dünya tarihindeki en büyük özel servete sahipti.

Bu servet, 20’nci yüzyıla gelindiğinde özellikle nesilden nesle geçerek, çocuklar ve torunlar arasında paylaştırıldıktan sonra azalmaya başladı. Her ne kadar hepsi bir süre aynı alanlarda yani finans ve bankacılık alanlarında faaliyet göstermeye devam etseler de daha sonra emlak, madencilik, enerji, tarım ve şarapçılık alanlarına da yönelmeye başladılar.

Rothschildler, siyasi ve sivil rollerini yerine getirmekten de hiç kaçınmayıp ABD’de, Avrupa'da ve dünyanın diğer ülkelerinde hayatları boyunca belirgin izler bıraktılar.

Ancak burada sorulması gereken en önemli sorulardan biri şu:

“Rothschild ailesine yöneltilen ve yöneltilmeye devam eden suçlamaların başlıca ve doğrudan sebebi Mayer Rothschild'in (1744-1812) yaşadığı ve çalıştığı dönemde Avrupa'daki antisemitizm miydi?

Aile kurucusunun mali zekasıyla erken dönemde atılan temeller

Rothschild ailesinin tarihiyle Avrupa'daki Yahudi varlığı arasındaki bağ neredeyse hiç kopmamıştır. Aile, başta ‘Engizisyon mahkemeleri’ olmak üzere tarihteki bir olay nedeniyle büyük hayati zorluklarla karşı karşıya kalmıştır. Bu yüzden Avrupa’daki ​​Yahudi ailelerin çoğu, herhangi bir Avrupalı kralın istediği anda kendilerinden alabileceği topraklar ve gayrimenkuller edinmek yerine, para ve bankacılık sektörü gibi hızlı gelişen alanlara yöneldiler.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild, ölmeden önce aileyi çok zekice bir finansal yöntemle organize etti. İmkanları açısından bazı Avrupa ülkelerini geride bırakan, eşi ve benzeri görülmemiş bir mali ağın temellerini attığı söylenebilir.

Mayer A. Rothschild, çocuklarını ve torunlarını Avrupa’nın beş ülkesine (İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya ve Avusturya) gönderdi ve onlara, o dönem dünyanın en önemli ülkelerinde çalışmak üzere görevler verdi.

Söz konusu ülkelere yerleşen ailenin her kolu için bir finans kurumu kurmaya ve aralarında yakın bir bağ oluşturmaya çalışan Mayer A. Rothschild, bu kurumlar arasında yüksek hızda bilgi alışverişine ve uzmanlık aktarımına olanak tanıyan, maksimum düzeyde fayda ve kâr elde edilmesini sağlayan kurallar getirdi.

Mayer A. Rothschild’in ailesinin finans alanındaki nüfuzunun haritası, Almanya'yı oğlu Amschel’e, Avusturya'yı oğlu Salomon'a, Birleşik Krallığı oğlu Nathan'a ve Fransa'yı oğlu James'e teslim ettikten sonra ortaya çıktı.

Burada üzerinde durup derin düşünmeyi gerektiren ilginç nokta ise Mayer A. Rothschild’in o dönem henüz devlet olarak ilan edilmemiş olan Vatikan Şehri'ne olan yoğun ilgisidir. Son derece zeki bir adam olan Mayer A. Rothschild, ‘Katolik Kilisesi’nin başta Avrupa kıtasının tüm ülkeleri olmak üzere dünya genelinde de önemli ve etkili bir rol oynadığını kavramıştı. Bundan dolayı o dönemde Vatikan'da gelişmiş finans merkezleri olmamasına rağmen oğlu Karl'ı oraya yerleştirdi.

Mayer A. Rothschild’in zekası, ailesinin coğrafi ve demografik dağılımı ve kollarının dünya geneline yayılmalarıyla sınırlı değildi. Mayer A. Rothschild, ailenin bütünlüğünü ve devamlılığını sağlayan kırmızı çizgiler çizerek ‘ailenin soy saflığını’ da koruma altına almıştı. Bunun için beş oğlu arasındaki ilişkileri, evliliklerinden başlayarak çeşitli düzeyler belirledi. Zamanla ailenin genişleyeceğini ve torunların daha sonra aile dışından evlenmeyi tercih edeceğini tahmin ettiğinden seçecekleri eşlerin zengin ve statü sahibi Yahudi ailelerden olması gerektiğini şart koştu. Böylece ailenin Avrupa kıtasındaki nüfuzu güçlenecekti.

dscvdev
Ailenin şu anki baronu Nathaniel Rothschild'in arması (Sosyal medya siteleri)

Fakat Rothschild ailesinin sadece barış zamanlarında değil, savaş zamanlarında da oynadıkları önemli ve hayati rol, ailenin hikayesindeki en ilginç sorudur. Nasıl oldu da finans ve bankacılık ağlarını, başta Birleşik Krallık olmak üzere bazı ülkelerin komşularıyla, özellikle de Fransa ile olan savaşlarında yardım ve destek için kullanabildiler?

Nathan Rothschild ve Birleşik Krallığa savaşlarında verdiği destek

Metinde Rothschild ailesinin Fransa ile olan savaşları sırasında Birleşik Krallığı destekleyen rolünden bahsedilmesi gerekiyor. Zira 1803-1815 yılları arasındaki dönemde gücün nasıl elde edildiğine dair kapsamlı detaylar söz konusu.

Nathan Rothschild, Rothschild ailesinin Birleşik Krallık’taki planlarının ve işlerinin başındaki isimdi. Artık herkes ailenin başta külçe altın olmak üzere büyük bir servet biriktirdiğini biliyor.

Nathan Rothschild'in Birleşik Krallık ordularının, özellikle de ünlü İngiliz General Mareşal Arthur Wellesley komutasındaki orduların donatılmasında nasıl önemli bir rol oynadığı tarihi belgelerde yer alıyor. Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine mali destek sağlamanın yanı sıra, külçe altın sevkiyatlarını organize ederek savaş giderlerinin finansmanında da etkili ve önemli bir rol oynadı. Rakamlardan bahsetmişken, Nathan Rothschild, Birleşik Krallığın müttefiklerine bugün yaklaşık bir milyar ABD doları değerinde olan yaklaşık 9,8 milyon İngiliz Sterlini sağladı.

Avrupa, o dönem iç savaşlar ile uluslararası savaşlar arasında kalan ve 1648 yılında Vestfalya Barış Antlaşması imzalanana kadar durmayan Otuz Yıl Savaşları'nın neden olduğu acıları yaşıyordu.

Rothschild ailesi, Avrupa’ya hakim olan bu atmosferden nasıl yararlanacağını biliyordu ve savaşların yaşandığı kıtada altın sevkiyatı için casuslardan bir ağ oluşturdu.

Ailenin kurucusu Mayer A. Rothschild’in ustaca planı yavaş yavaş meyve vermeye başlamış gibi görünüyordu. Siyasi ve askeri açıdan Avrupa başkentlerinde ve gelişmiş merkezlerde görevlendirilen kardeşlerin dördü, Birleşik Krallık’taki kardeşleri Nathan'a önemli haberleri ve çok gizli bilgileri sağlıyorlardı. Nathan'a özellikle piyasalarda avantaj sağlayacak ve Rothschild'lerin evini İngiliz hükümeti için daha da değerli bir yer haline getirecek finansal haberleri ve gizli bilgileri aktarıyorlardı.

Nathan ve kardeşlerinin özellikle General Arthur Wellesley'in eliyle Fransa İmparatoru Napolyon'un mutlak yenilgisiyle sonuçlanan Waterloo Muharebesi sırasında Birleşik Krallığın savaşan ordularının tam kalbinde gözleri ve kulakları olduğuna şüphe yok.

Nathan askeri bilgileri önemli mali çıkarlara nasıl dönüştüreceğini iyi biliyordu. Waterloo Muharebesi zaferinden sonra hemen Birleşik Krallığın ihraç ettiği devlet tahvillerini satın aldı ve iki yıl bekledi. Bu bekleyişin ardından 1917 yılında tahvilleri yüzde 40 kârla sattı.

Nathan, olağanüstü bir mali zekaya sahipti. Devlet tahvilleriyle ilgili anlaşma, o dönem için çok yüksek bir fiyat olduğundan finans tarihindeki en cesur anlaşma olarak nitelendirildi. Rothschild ailesinin elindeki mali güç göz önüne alındığında elde edilen bu kâr, yine o dönem için çok büyük bir miktardı.

Rothschild ailesinin Mayer A. Rothschild’in torunları aracılığıyla nesiller boyu devam eden faaliyetleri, ‘yaşlı kıtayla’ (Avrupa kıtası) sınırlı kapmayıp ötesine uzandı.

Bu kadar da değil. Nathan'ın ölümünden sonra ailenin baronluğu en büyük oğlu Lionel Nathan Rothschild’e geçti. Lionel, ailenin İngiliz başkentindeki hisselerinin yönetimini devraldı.

İngiliz Avam Kamarası’nın ilk Yahudi üyesi olan Lionel, Kırım Savaşı'nın giderlerinin finansmanı için 16 milyon sterlin değerinde bir kredinin ayarlanması da dahil olmak üzere önemli mali işlerde yer aldı.

Lionel ayrıca Birleşik Krallık Başbakanı Benjamin Disraeli'ye (1804-1881) 1875 yılında Mısır'ın Süveyş Kanalı hisselerinden pay satın alması için gerekli mali desteği sağladı. Bu işlem, Birleşik Krallık Hazinesi'nden uzakta, tam bir gizlilik içinde yürütüldü ve tamamlanana kadar İngiliz Avam Kamarası’na bu konuda bilgi verilmedi.

Lionel N. Rothschild, aynı zamanda Mısır Valisi (Hidivi) İsmail Paşa’ya ve o dönemde devasa borçları olan Mısır’ın ileri gelenlerine bol miktarda kredi sağladı.

Lionel N. Rothschild ailenin bu iki ülkedeki kollarıyla iş birliği yaparak, Mısır'dan Fransa ve Avusturya'ya,uzanan demiryolları döşenmesi için başlatılan çalışmalara katıldı.

Bu projeleri, ailenin demiryolları projeleri başlatan ilk ülke olan Birleşik Krallık’taki kollarının uzmanlık ve deneyim alışverişini yansıtan öneminin ve başarısının boyutunu anladıktan sonra başlatan Lionel N. Rothschild, kendi adını taşıyan vakıf aracılığıyla İngiliz asıllı Güney Afrikalı politikacı ve kaşif Cecil John Rhodes'un Güney Afrika'da büyük bir elmas üretim ve ticaret imparatorluğu kurma çabalarını da finanse etti.

fervbfr
James Mayer de Rothschild tarafından yaptırılan ressam Eugène Lamy'ye yaptırılan ‘Le Grand Hall du château de Ferrières’ (Ferrières Kalesi'nin Büyük Salonu) adlı malikanesinin suluboya tablosu (Christie's)

Rothschild ailesi ve İsrail Devleti'nin kuruluşuna verdiği destek

Peki, Rothschild ailesinin İsrail Devleti'nin kuruluşunda herhangi bir rolü var mı?

Bu soruya cevap verebilmek için derinlemesine bir araştırma yapmanın yanında çok fazla nesnellik ve güvenilirliğe ihtiyaç var. Çünkü bunu yapmaya kalktığımızda adeta tersten okumaya benzeyen ilginç gerçeklerle karşı karşıya kalıyoruz.

Rothschild ailesi, 19’uncu yüzyılın sonlarında hepsi olmasa da genel olarak Avrupa ülkelerinin çoğuna ve özelde Birleşik Krallığı benimseyen diğer zengin Yahudi aileler gibi Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl’in Filistin topraklarında Yahudiler için bir ulus devlet kurma önerisini reddediyor gibi görünüyordu, ama neden?

Söz konusu aileler, bu fikrin sadakat açısından yol açabileceklerine dair bir endişe taşıyorlardı. Bu fikir, o dönem için toplumsal duruşlarını ve elbette mali durumlarını tehdit ediyordu. Mesele, Rothschild ailesinin, Herzl'in fikrine ve çağrısına karşı çıkan ve o dönemde ‘İngiliz-Yahudi Birliği’ adlı bir örgüt kurulmasına katkıda bulunduğu noktaya kadar geldi.

Rothschild ailesi bu tutumunu uzun süre devam ettirdi mi?

Tarih, bir tutumun daha sonra değiştiğini ortaya koymuştur. Bu tutum değişikliğinin arkasında, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasının Birleşik Krallık İmparatorluğu'nun çıkarlarına hizmet ettiği şeklinde daha geniş ve kapsamlı bir anlayış yatıyordu. Beklenen bu durumu destekleyen de Doğu Avrupa’da yaşayan ​​Yahudilerin Filistin'e göçünü İngiltere ve Batı Avrupa'dan uzaklaştıracak pratik bir çözüm olarak sunulması oldu.

Tarihi veriler, ailenin Birleşik Krallık’taki kolunun baronu ve oradaki Yahudi cemaatinin lideri Lionel Rothschild’in (1868-1937) kendisini İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'a ve Polonyalı Yahudi gazeteci ve yazar Nahum Sokolow'a yakın hissettiğini ve bu iki ismin, Lionel Rothschild’i Yahudilerin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurmaları için Birleşik Krallık hükümetinden yardım istemeye ikna edebildiklerini ortaya koyuyor.

Bu konuda hiç tereddüt etmeyen Lionel Rothschild, Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanması ve Birinci Dünya Savaşı sırasında İngiliz Ordusu içinde ‘Yahudi Lejyonu’ adlı bir birlik kurulması için çaba sarf etti.

Ardından ailenin Fransa'daki kolunun lideri olan Edmond Rothschild (1845-1934), Yahudilerin Filistin'e göçünün finanse edilmesinde ve göç sırasında güvenliklerinin sağlanmasında rol oynadı. Daha sonra kendi adını taşıyan ve 1967 yılında İsrail ile Dayanışma Komitesi'nin başkanlığını üstlenen torunu, 1950'li ve 1960'lı yıllarda İsrail'e büyük yatırımlarda bulundu.

Komplo teorisiyle hedef alınan Rothschild ailesi

Rothschild ailesi geçmişte komplo teorileriyle hiç kandırıldı mı?

Komplo teorileri, meseleleri ve gerçekleri güç ve nüfuz sahiplerinin ‘entrikalarına’ indirgeyen ve bu karmaşık gerçeklerin basit ve yüzeysel bir anlatısını aktaran sahte hikayelerdir. Bu hikayelerle nüfuz sahiplerinin olayların gidişatını etkiledikleri, dünyadaki önemli gerçeklerin bir kısmının ya da tamamının onların isteklerine göre değiştirdikleri, modern dünyamızda olup biteni kontrol ettikleri iddia edilir.

Bu teoriler iki yönlü olarak birbirini destekliyor. Bunlardan birincisi yukarıdan aşağı yönlü olarak Rothschild ailesinin kurucusu Mayer A. Rothschild’in eleştiri oklarının hedefi olduğunu ve Avrupa kıtasının imkanlarını mali olarak manipüle ettiğine dair hikayeler anlatıldığını görüyoruz. İkincisi ise aşağıdan yukarı yönlü olarak Mayer A. Rothschild’in modern çağda yaşayan torunları aracılığıyla ailenin ve çeşitli kollarının şikayet ettiği konunun da bu olduğunu görüyoruz.

Belki de Rothschild ailesini inceleyen biri, 300 yıl öncesinden bugüne aileyle ilgili anlatılan çeşitli hikayeler arasında radikal bir ilişki olduğunu görecektir.

Avrupalılar, 19’uncu yüzyılda birçok sanatsal çizimi biliyordu. Bu da Mayer A. Rothschild ve ailesinin imajını çarpıtmaya katkıda bulundu. Belki de o dönem Avrupa'da hüküm süren ve İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna, Nazilerin Yahudi soykırımı nedeniyle tüm kıta vicdan azabı çekene kadar da sürmeye devam eden antisemitizm (Yahudi karşıtlığı) buna yardımcı olmuştu.

Ailenin halen kötü şöhretle anılmaya devam etmesinin belki de en ilginç kavşaklarından biri, Kovid-19 salgınının ortaya çıktığı dönemde ailenin virüsle ilişkilendirilmesi, virüsün yayılmadan yıllar önce ortaya çıkacağını bildiği ve aşı üreten şirketlerden maddi kazanç elde etmek için sessiz kaldığı şeklindeki haberlerin yayılması olabilir.

Aileyle ilgili yalan gibi görünen haberler arasında, gerçek dışı görünen bir rakam olan yaklaşık 500 trilyon dolara sahip olduğu ve ABD Federal Bankası'nın (FED) yarı ortağı olduğuna dair iddialar da yer alıyor.

Buradan bakıldığında Rothschild ailesinin fertleri, ‘dünyanın bütün günahlarından’ ve son otuz yılda insanlığın başına gelen ‘tüm hastalıklardan’ sorumlu gibi görünüyorlar.

Belki de bir finans imparatorluğunu yöneten böylesine efsanevi bir ailenin kendi çıkarlarını gözetmesi, ülkelerle ve hükümetlerle anlaşmalar yapması ve başka kurumlarla ve başta ABD’deki Rockefeller ailesi olmak üzere çeşitli ailelerle köken ve yol bakımından neredeyse benzer olan ilişki ağları örmesi gerekiyordur. Ancak her halükarda gerçek iki uç noktanın arasında bir yerde kalıyor ve birçok gerçeği yanılsamalarla iç içe geçiren komplocu hafıza harekete geçiyor.

Papa Francis aile fertlerinin elini öptü mü?

Rothschild ailesiyle ilgili son yıllarda dünyanın dört bir yanında çıkan haberlerden biri de 2020 yılının haziran ayı başlarında yayınlanan ve Papa Francis’in Vatikan’da Rothschild ailesinin zengin üyelerinin elini öperken görüldüğü bir görseldi.

O dönemde İtalyan göstergebilimci ve filozof Umberto Eco, Papa’yı ‘ahmaklar lejyonu’ olarak tanımladığı bu ünlü ve zengin aileye dalkavukluk yapmakla suçlayarak, Papa’ya karşı yoğun bir eleştiri kampanyası başlattı. Eco, olayın arkasında Vatikan Şehri ile Rothschild ailesi arasındaki derin mali ilişkilerin olduğunu, özellikle Avrupa'da, Papa Francis'i eski çağlardan beri Avrupa'da faaliyet gösteren gizli gruplarla, özellikle de Masonlarla ilişkileri olmakla suçlayan sesler yükseldiğinden belki de durumun mali ilişkilerden daha karmaşık olabileceğini öne sürdü.

Görsel, çeşitli yorumlarla dünyaya servis edildi. Hatta bir yorumda, “Hıristiyan dininde Papa dışında herkes Papa’nın elini öperken o da bu ailenin elini öpüyor” ifadeleri yer aldı. Tüm bunlar Papalık Makamı’nın statüsüne gölge düşürdü.

Peki görsel gerçek miydi yoksa Vatikan ile Rothschild ailesi arasındaki komplolar için kullanılan bir araç mıydı?

Ancak gerçek tamamen farklıydı. Papa Francis, 25 Mayıs 2014 tarihinde, yani görselin ortaya çıkmasından birkaç gün önce Kudüs ve Beytüllahim'i kapsayan Kutsal Topraklar’a yönelik bir ziyaret turuna başladı.

Bu ziyaret turu çerçevesinde Papa Francis, İkinci Dünya Savaşı sırasındaki Yahudi soykırımında hayatını kaybeden Yahudilerin anısına Kudüs'te inşa edilen Yad Vashem anıtını ziyaret etti ve burada anıt meşalesini yakarak çelenk koydu.

Papa ayrıca dönemin İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, Başbakanı Binyamin Netanyahu ve hahamların katılımıyla soykırımdan sağ kurtulanlar için saygı duruşunda bulundu.

Burada Nazilerin yaptıklarından duyduğu üzüntüyü dile getiren Papa Francis, “Sen kimsin, insan mı? Artık seni tanımıyorum. Sen kimsin, insan mı? Kim oldun? Hangi vahşeti gerçekleştirmeyi başardın? Kendini iyinin ve kötünün efendisi ilan edebileceğini sana kim söyledi? Kim seni Tanrı olduğuna inandırdı? Kardeşlerinize işkence edip öldürmekle kalmadınız, kendinizi Tanrı olarak gördüğünüz için onları kendinize kurban ettiniz” ifadelerini kullandı.

Papa, o gün törene katılan ve Nazilerin soykırımından sağ kurtulan altı kişinin elini öptü. Sosyal medyada bu kişilerin Rothschild ailesinin üyeleri olduklarına dair söylentiler ortaya atıldı.

En nihayetinde bir ailenin ne melek ne de şeytan olduğu iddia edilebilir. Gerçekse her zaman bir yanda göreceli, diğer yanda iki uç ya da aşırı uçlar arasında bir yerde kalmaya devam eder.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabai’dan çevrilmiştir.



ABD'deki ara seçim sonuçları, Trump'ın İran politikasını nasıl şekillendirecek?

Trump seçim sonuçlarına itiraz etmeyeceğini söyledi (Reuters)
Trump seçim sonuçlarına itiraz etmeyeceğini söyledi (Reuters)
TT

ABD'deki ara seçim sonuçları, Trump'ın İran politikasını nasıl şekillendirecek?

Trump seçim sonuçlarına itiraz etmeyeceğini söyledi (Reuters)
Trump seçim sonuçlarına itiraz etmeyeceğini söyledi (Reuters)

ABD'de düzenlenen ara seçimlerde Demokratlar hem Temsilciler Meclisi'nde hem de Senato'da çoğunluğu sağlarken, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a geniş çaplı saldırıları başlatıp başlatmayacağı merak ediliyor.

Associated Press'in (AP) resmi olmayan sonuçlarına göre Demokratlar, 435 sandalyeye sahip Temsilciler Meclisi'nde 225 sandalye kazandı. Cumhuriyetçiler ise çoğunluğu kaybederek 136 sandalyede kaldı. Böylelikle Demokratlar, Temsilciler Meclisi'nde çoğunluk için gereken 218 sandalyeyi geçti.

Seçimlerde sandığa gidenler, Senato'daki 100 sandalyeden 35'ini belirlemek için de oy kullandı. Senato'da toplam dağılımda Demokratların sandalye sayısı 54'e yükselirken, Cumhuriyetçilerin sandalye sayısı 43'e geriledi.

Ajansın analizinde, Trump'ın görev süresinin kalan son iki yılında "kökten değişen" bir Kongre'yle karşı karşıya kalacağı belirtiliyor. 3 Ocak 2027'de göreve başlayacak yeni Kongre'de çoğunluğu elde eden Demokratlar, Trump'ın yasama gündemini engelleyebilecek, Senato'da başkanlık atamalarına karşı çıkabilecek ve yönetim hakkında soruşturmalar başlatabilecek.

Seçmenlere defalarca "Pusulada benim adım varmış gibi oy kullanın" diyen Trump'ın, İsrail'e yıllık yaklaşık 4 milyar dolarlık askeri yardımı yıl sonunda durduracaklarını duyurması bile Cumhuriyetçilerin mağlubiyetini engelleyemedi.

ABD Başkanı, Wall Street Journal'a verdiği röportajda Cumhuriyetçilerin aldığı yenilginin kısmen İran savaşıyla bağlantılı gelişmelerden kaynaklandığını kabul etti.

ABD ve İsrail'in 28 Şubat'taki saldırılarıyla başlayan savaşın yarattığı enerji krizi ve yükselen akaryakıt fiyatları Trump'ın onay oranının ciddi biçimde düşmesine yol açmıştı. Diğer yandan Trump, İran'la savaşa girmekten pişman olmadığını belirterek "Doğru olanı yaptım, yine olsa yine aynısını yapardım" dedi.

Cumhuriyetçilerin kalesi sayılan Kansas, Güney Karolina ve Teksas gibi eyaletlerde alınan seçim yenilgisinin kendi başkanlığıyla ilgili olmadığını savunan Trump, "En büyük sorun benim oy pusulasında olmamamdı" ifadelerini kullandı.

Amerikan basınında son dönemde çıkan haberlerde, Trump'ın ara seçimlerin ardından İran'a yönelik kapsamlı bir askeri operasyon başlatabileceği öne sürülmüştü. Trump ise seçim günü Financial Times'a yaptığı açıklamada, ABD ordusunun harekata hazır olduğunu ancak saldırıya gerek kalmayabileceğini söyledi.

ABD Başkanı, seçimlerden önce İran'a saldırmayacağını söylese de ABD ordusunun, İran'ın Keşm Adası'na 2 Kasım'da "savunma amaçlı sınırlı ölçekte bir saldırı" düzenlediği basına yansımıştı.

Washington ara seçimler öncesinde Tahran'la müzakere için girişimlerini artırmıştı. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, İran'ın nükleer programıyla ilgili müzakerelerin yeniden başlaması için İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai'ye mektup göndermişti.

Rızai, dün sosyal medyadan yayımladığı açıklamada ABD, İran'ın sunduğu şartları kabul etmeden Hürmüz Boğazı'nın açılmayacağını duyurdu. İran yönetimi görüşmeler için ABD'nin Hürmüz Boğazı'ndaki deniz ablukasını kaldırmasını, yaptırımları hafifletmesini ve dondurulmuş varlıkları serbest bırakmasını şart koşuyor.

Diğer yandan İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, ABD'deki ara seçimlerle ilgili X'teki paylaşımında, "Vicdan ya da geçim sıkıntısı; Amerikalılar SAVAŞA HAYIR dedi ve biz de bu mesajı destekliyoruz" ifadelerini kullandı.

Adının paylaşılmaması şartıyla Reuters'a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, Tahran ve Washington'ın hâlâ anlaşmaya varmaktan uzak olduğunu söylüyor. Arabuluculuk rolünü üstlenen Katar ise diplomatik girişimlerin sürdüğünü bildiriyor.     

Independent Türkçe, AP, Wall Street Journal, Press TV, Reuters


Trump, Senato adaylarını kendisi belirledi... Cumhuriyetçiler bedelini ödedi

ABD Senatosu üyeliği için Demokrat Parti’den aday olan James Talarico’nun destekçileri, Teksas eyaletindeki seçim yarışını kazanmasının ardından kutlama yaptı. (AFP)
ABD Senatosu üyeliği için Demokrat Parti’den aday olan James Talarico’nun destekçileri, Teksas eyaletindeki seçim yarışını kazanmasının ardından kutlama yaptı. (AFP)
TT

Trump, Senato adaylarını kendisi belirledi... Cumhuriyetçiler bedelini ödedi

ABD Senatosu üyeliği için Demokrat Parti’den aday olan James Talarico’nun destekçileri, Teksas eyaletindeki seçim yarışını kazanmasının ardından kutlama yaptı. (AFP)
ABD Senatosu üyeliği için Demokrat Parti’den aday olan James Talarico’nun destekçileri, Teksas eyaletindeki seçim yarışını kazanmasının ardından kutlama yaptı. (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, seçmenlerden Kongre ara seçimlerinde kendi adının da oy pusulalarında yer aldığını hayal etmelerini istedi. Senato seçimlerindeki en kritik yarışlardan bazılarında Cumhuriyetçi adayları bizzat belirleyen Trump’ın desteklediği isimler, dün akşam itibarıyla seçmenlerin tercihi karşısında yenilgiye uğradı.

Trump’ın Güney Carolina, Kuzey Carolina, Teksas ve Michigan eyaletlerinde desteklediği adayların tamamı seçimleri kaybetti. Michigan’da açıklanan ilk sonuçlar da Trump’ın tercih ettiği adayın yenilgisini ortaya koydu. Şarku’l Avsatın Reuters'ten aktardığına göre bu yenilgiler, Demokratlara Senato’da çoğunluğu kazandırırken, Trump’ın siyasi gücünün sınırlarını da gözler önüne serdi.

Trump, on yılı aşkın süredir Cumhuriyetçi Parti’yi kendi siyasi hareketi olan “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) etrafında yeniden şekillendirmek için çalışıyor. Bu süreçte ön seçimlerde aday tercihlerini dayatırken, kendisine yeterince bağlı olmadığını düşündüğü veya siyasi vizyonuyla örtüşmeyen muhafazakâr isimleri parti dışına itti. Trump, eyalet çapında daha güçlü destek ağlarına sahip ve seçim kazanma konusunda kendilerini kanıtlamış Cumhuriyetçiler yerine, çoğu zaman kendisine sadık isimleri ve siyasi görüşlerini benimseyen adayları tercih etti. Kendi desteğinin, bu adayların siyasi zayıflıklarını telafi edeceğini hesap etti.

Ancak dün ortaya çıkan seçim sonuçları, Trump’ın geniş seçmen kitlelerini kendi tercih ettiği adaylara oy vermeye ikna edemediğini gösterdi.

En şaşırtıcı yenilgilerden biri, 1998’den beri Senato’ya Demokrat üye göndermeyen ve Trump’ın 2024 yılında 18 puan farkla kazandığı Güney Carolina’da yaşandı. Trump, hayatını kaybeden Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın kız kardeşi Darlene Graham’ı destekledi. Ancak Demokrat aday Annie Andrews, seçimleri kazanarak büyük bir sürprize imza attı.

Kuzey Carolina’da Trump, Cumhuriyetçi Parti’nin eski seçim kampanyası yetkililerinden Michael Whatley’i destekledi. Whatley, eyaletin eski Demokrat Valisi Roy Cooper karşısında ağır bir yenilgi aldı.

Teksas’ta Trump, tartışmaların gölgesinde geçen Cumhuriyetçi ön seçimlere müdahale ederek, hakkında çeşitli skandallar bulunan Başsavcı Ken Paxton’a destek verdi. Paxton, Trump’ın müttefiklerinden biri olan ve parti içinde daha güvenli bir seçenek olarak görülen Senatör John Cornyn’e karşı yarıştı. Demokrat aday James Talarico ise dün gece seçimi rahat bir farkla kazandı. Böylece Demokratlar, 1988’den bu yana kazanamadıkları bir Senato koltuğunu elde etti.

Michigan’da ise Demokrat Abdülrahman es-Seyyid, Trump’ın tercih ettiği aday, eski Temsilciler Meclisi üyesi Mike Rogers’ı mağlup etti. Es-Seyyid bu sonuçla, ABD Senatosu’nda görev yapan ilk Müslüman olacak.

Reuters-Ipsos anketleri, söz konusu yenilgilerin Trump’ın kamuoyu desteğinin seçimlerden önce, 6 Ocak 2021’de Kongre binasına düzenlenen saldırının hemen sonrasındaki seviyenin de altına gerilediği bir dönemde yaşandığını ortaya koydu. Bu durum, Cumhuriyetçiler arasında Trump’ın kendi etrafında yeniden şekillendirdiği parti için bir siyasi yüke dönüştüğü yönündeki endişeleri artırdı.

Deneyimli Cumhuriyetçi siyasi Uzman Doug Heye, seçmenlerin gümrük tarifeleri ve İran savaşı nedeniyle artan fiyatlardan duyduğu rahatsızlığa işaret ederek, “Bu, Trump açısından bir deprem” değerlendirmesinde bulundu.

Heye sözlerini şöyle sürdürdü:

Trump, bütün yıl boyunca seçmenlere kendileri için önemli olan konuları değil, kendi önem verdiği meseleleri anlattı.

Seçim sonuçları açıklanmaya başladığında Trump meydan okuyan bir tavır sergiledi.

Trump, dün akşam sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Seçimlerde aday değildim. Aday olsaydım ezici bir çoğunlukla kazanırdık!” ifadelerini kullandı.

Beyaz Saray yetkililerinden biri, isminin açıklanmaması koşuluyla yaptığı açıklamada, Trump’ın oy pusulalarında yer alan birçok adayı, bu adayların kendilerinden daha iyi tanıttığını söyledi.

Reuters’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir Beyaz Saray yetkilisi ise yönetimin altı hafta öncesine ait anket verilerinin Cumhuriyetçilerin hem Temsilciler Meclisi’ni hem de Senato’yu kaybedeceğini gösterdiğini belirtti. Bunun üzerine Trump’ın Cumhuriyetçi adayları kurtarmak amacıyla bir ay süren ülke çapında seçim kampanyası başlattığını ifade etti.

O koltuğu kendi elleriyle bıraktı

Bazı bağımsız analistler, Senato seçimlerindeki kayıpların doğrudan Trump’ın siyasi müdahalelerinin izlerini taşıdığını düşünüyor. American University öğretim üyesi Thomas Kahn, Trump’ın Teksas’taki Cumhuriyetçi ön seçimlere müdahalesinin, partisine garanti gözüyle bakılan bir koltuğa mal olduğunu belirtti. Kahn, Senatör John Cornyn’in yeniden aday gösterilmesi durumunda Cumhuriyetçilerin “kesin bir zafer elde edeceğini” söyledi.

Kahn’a göre Kuzey Carolina’daki durum da benzer şekilde açıktı. Cumhuriyetçi Senatör Tom Tillis, Trump ile yaşadığı kamuoyuna yansıyan anlaşmazlığın ardından geçen yıl yeniden aday olmayacağını açıkladı. Tillis, Trump’ın sunduğu vergi ve harcama tasarısında yer alan Medicaid kesintilerine karşı çıkmış, bunun üzerine Trump ön seçimlerde kendisine rakip bir adayı desteklemekle tehdit etmişti.

Kahn, “Bu koltuğu fiilen Demokratlara hediye etti. Tom Tillis yeniden aday olsaydı Roy Cooper seçim yarışına girmezdi” dedi.

Kuzey Carolina'nın eski Cumhuriyetçi Valisi Pat McCrory de Trump’ın ön seçimlere müdahalesinin eyalet eyalet Cumhuriyetçiler arasında bölünmeye yol açtığını söyledi.

McCrory, Trump’ın seçimlerde kendisini destekleyen seçmenlerle kurduğu ilişkiye yönelik en sert eleştirilerini dile getirdi.

McCrory, “Başkan Trump’ın en büyük güçlü yönlerinden birinin işçi sınıfından insanlarla iletişim kurabilmesi olduğunu düşünüyorum. Bu becerisini kaybetti. Ülkenin çıkarları için bu yeteneğini yeniden kazanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.


“Net bir mesaj”... Obama’dan Demokratların elde ettiği zafere övgü

ABD'nin eski Başkanı Barack Obama, 24 Ekim'de Michigan eyaletinde düzenlenen seçim mitinginde, Abdülrahman es-Seyyid ile birlikte. (DPA)
ABD'nin eski Başkanı Barack Obama, 24 Ekim'de Michigan eyaletinde düzenlenen seçim mitinginde, Abdülrahman es-Seyyid ile birlikte. (DPA)
TT

“Net bir mesaj”... Obama’dan Demokratların elde ettiği zafere övgü

ABD'nin eski Başkanı Barack Obama, 24 Ekim'de Michigan eyaletinde düzenlenen seçim mitinginde, Abdülrahman es-Seyyid ile birlikte. (DPA)
ABD'nin eski Başkanı Barack Obama, 24 Ekim'de Michigan eyaletinde düzenlenen seçim mitinginde, Abdülrahman es-Seyyid ile birlikte. (DPA)

ABD eski Başkanı Barack Obama, Demokratların ara seçimlerde elde ettiği kesin zaferi överek, bunu seçmenlerden gelen “net bir mesaj” olarak nitelendirdi.

Demokratlar, dün düzenlenen seçimlerde Cumhuriyetçilerin kontrolündeki Temsilciler Meclisi ve Senato’da çoğunluğu elde etti. Bu sonuç, görev süresinin bitmesine iki yıl kala Başkan Donald Trump’ın yönetimine yönelik güçlü bir ret mesajı olarak değerlendirildi.

Obama, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, “Amerikan halkı bu gece net bir mesaj verdi. Halk, insanları birbirinden uzaklaştıran değil, bir araya getiren bir siyaset ve karşı karşıya oldukları sorunlara somut çözümler sunan liderler istiyor” ifadelerini kullandı.

Demokrat Partili Obama, açıklamasının devamında şu değerlendirmede bulundu:

“Bu yönetimin iktidarda geçireceği iki yıl daha olsa da şimdi görevimiz çok çalışmak, imkânımız olan her alanda değişim gerçekleştirmek, daha fazla zararın önüne geçmek ve geleceğin temellerini atmaktır.”

Obama’nın seçim kampanyası sürecindeki en dikkat çekici etkinliklerinden biri, Michigan eyaletinde ABD Senatosu seçimlerini kazanan Abdülrahman es-Seyyid ile birlikte katıldığı miting oldu. Es-Seyyid, bu zaferle ABD Senatosuna seçilen ilk Müslüman oldu.