ABD'nin rejim değişikliği maceralarından çıkarılacak dersler

Hedef her zaman demokrasi olmuyor, Washington çoğu zaman ilkelerini ikinci plana atıyor.

Dönemin ABD Başkanı George W. Bush'a Irak ziyareti sırasında, ABD politikasını ve ülkenin çehresini değiştiren savaşı protesto etmek için ayakkabı fırlatıldığı an. (AFP)
Dönemin ABD Başkanı George W. Bush'a Irak ziyareti sırasında, ABD politikasını ve ülkenin çehresini değiştiren savaşı protesto etmek için ayakkabı fırlatıldığı an. (AFP)
TT

ABD'nin rejim değişikliği maceralarından çıkarılacak dersler

Dönemin ABD Başkanı George W. Bush'a Irak ziyareti sırasında, ABD politikasını ve ülkenin çehresini değiştiren savaşı protesto etmek için ayakkabı fırlatıldığı an. (AFP)
Dönemin ABD Başkanı George W. Bush'a Irak ziyareti sırasında, ABD politikasını ve ülkenin çehresini değiştiren savaşı protesto etmek için ayakkabı fırlatıldığı an. (AFP)

İsa Nehari

Başkan George W. Bush'un görevden ayrılması ve ‘yeni muhafazakarların’ ortadan kaybolmasının ardından Washington, hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi çevrelerde giderek daha yüksek sesle dile getirilen rejim değişikliği karşıtı söylemin yükselişine tanık oldu. Afganistan ve Irak'taki savaşlara atıfta bulunan her iki partiden birçok kişi, ABD müdahalelerinin beklenen getirilere kıyasla yüksek maliyetli olmasını eleştirmeye başladı.

Ancak savaşlara ve darbelere karşı gözlemlenen nefret, Amerikan tarihinde ABD politikalarına düşman hükümetleri devirmeye yönelik pek çok girişim kadar yaygın değil. ABD, 1898'den 1994'e kadar Latin Amerika'da en az 41 başarılı rejim değişikliği girişiminde bulundu. Bu ortalama her 28 ayda bir gerçekleşiyordu. Söz konusu girişimlerin 17'sinde askeri güç ve istihbarat ajanları ya da ABD hükümeti için çalışan yerel vatandaşlar kullanılarak doğrudan müdahalede bulunuldu.

1947-1989 yılları arasındaki Soğuk Savaş dönemi boyunca ABD 72 kez başka ülkelerin hükümetlerini değiştirmeye teşebbüs etti. Washington, Ortadoğu'da, 1953'te İran Başbakanı Muhammed Musaddık hükümetine karşı CIA tarafından planlanan darbe ve 2003 savaşından sonra Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in devrilmesi gibi, çıkarlarına ve politikalarına karşı olan rejimleri devirmek için hem askeri hem de istihbarat güçlerini kullandı.

Kalıcı özellik ve gerici yaklaşım

ABD'nin hükümetleri devirmeye yönelik birçok girişimi, rejim değişikliğinin ABD dış politikasının DNA'sında mı yer aldığı yoksa Beyaz Saray'ın çıkarlarını koruması gerektiğinde acil bir durum mu olduğu gibi soruları gündeme getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre İngiltere'deki Birmingham Üniversitesi'nde Ortadoğu uzmanı olan Ömer Kerim, rejim değişikliğinin ABD dış politikasının ‘değişmez bir özelliği’ olduğunu ve İsrail dışında bölgedeki hemen her ülkeye uygulandığını söyledi. Kerim, ABD'nin zaman zaman bölgedeki politikalarına karşı çıkan ülkelere karşı ABD yanlısı güçleri desteklediğini de sözlerine ekledi.

Kerim, bu yaklaşımın etkililiğinin zamanla azaldığını ve giderek zayıflayacağını ifade etti. Zira Amerikan operasyonlarına ilişkin bilgilere ve detaylara erişim, son yıllarda bilginin artması ve sosyal medya aracılığıyla bilgiye ulaşmanın kolaylaşmasıyla birlikte kamuoyu tarafından bilinir hale geldi.

ABD tarihi, bazıları gerçekleştikten sonra ortaya çıkan ve Amerikan istihbaratının bu girişimlere karıştığını kabul ettiği rejimleri devirmeye yönelik pek çok girişimle doludur. Bu yazıda, söz konusu başarılı ve başarısız girişimlerden bazılarını ve bunlardan çıkarılabilecek dersleri gözden geçiriyoruz.

Muhammed Musaddık'ın devrilmesi

Muhammed Musaddık, 1951 yılında İran Başbakanı seçildi ve başta 1913 yılında İngilizlerin yardımıyla kurulan petrol endüstrisinin millileştirilmesi olmak üzere bir dizi siyasi ve ekonomik reform başlattı.

Petrol endüstrisinin millileştirilmesi İran çevrelerinde memnuniyetle karşılandı ve Musaddık'ın popülaritesi arttı. Ancak bu durum, İran'daki nüfuzlarının azalmasından ve petrol çıkarlarının zarar görmesinden korkan ABD ve İngiltere ile ilişkileri üzerinde olumsuz bir etki yarattı. Bu korkular, 1953'te Amerikan ve İngiliz istihbaratının müdahalesiyle Musaddık hükümetinin devrilmesine ve Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin otoritesinin 25 yıldan fazla bir süre güçlendirilmesine yol açtı.

Musaddık'a yapılan darbe, ABD'nin sandık yoluyla iktidara gelen bir hükümeti devirmeye müdahale edecek kadar kendi çıkarlarına duyduğu endişeyi gösteriyor. ABD'nin müdahalesi aynı zamanda Washington'un o dönemde petrole verdiği önemi ve enerjiye dayalı stratejik çıkarlarını ne ölçüde savunacağını da yansıtıyor.

1950'lerde İran petrol endüstrisinin millileştirilmesi, ABD'yi karardan sorumlu hükümeti değiştirmeye itmek için yeterliyken, bugün ABD, İran'ı doğrudan ve dolaylı olarak Amerikan askerlerini, üslerini ve çıkarlarını hedef almakla suçlamasına rağmen İran rejimini değiştirme politikasından kaçınıyor. Bütün bunlar Washington'u, Musaddık hükümetini deviren Ajax Operasyonu’na benzer çaba ve büyüklükte bir girişim başlatmaya sevk etmedi.

Ajax Operasyonu, Mart 1953'te ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles'ın, küçük kardeşi Allen Dulles başkanlığındaki CIA'ya İran Başbakanı’nı devirmeye yönelik bir plan geliştirmesi talimatını vermesinin ardından başlatıldı. 4 Nisan'da Amerikan istihbaratı bu amaç için hızla bir milyon dolar ayırdı ve Tahran'daki istasyonu Musaddık'a karşı propaganda kampanyası başlatmaya başladı.

Haziran ayında ABD ve İngiliz istihbarat yetkilileri, ABD Başkanı Theodore Roosevelt'in torunu olan CIA Yakın Doğu ve Afrika Şefi Kermit Roosevelt'in Tahran'dan yönettiği İran rejim değişikliği stratejisine son şeklini vermek üzere Beyrut'ta bir araya geldi.

Ajax Operasyonu, Muhammed Rıza Pehlevi'yi Musaddık'ı görevden alan bir kararname çıkarmaya ikna etmeye odaklandı. Ancak Şah o zamanlar böylesine ‘tehlikeli ve sevilmeyen’ bir adım atmaktan korkuyordu. Amerikan ve İngiliz girişim ve baskıları sonrasında Şah fikrini değiştirdi.

Operasyona katılan istihbarat görevlisi Donald Wilbur, Ağustos ayı başlarında İran'daki CIA ajanlarının sosyalist ve milliyetçi gibi davrandıklarını ve dini liderleri Musaddık'a karşı çıkmaları halinde acımasız cezalarla tehdit ederek Musaddık'ın muhalifleri bastırdığı izlenimini verdiğini söyledi.

sdvef
İran Başbakanı Muhammed Musaddık (sosyal medya)

CIA tarafından 2017 yılında yayımlanan gizliliği kaldırılmış belgeler, Şah'ın İtalya'ya kaçmasının ardından CIA’in darbenin başarısız olduğuna inandığını ortaya koydu. Musaddık hükümetinde İçişleri Bakanı olarak görev yapan General Fazlullah Zahidi'nin ilk başarısız darbesinin ardından CIA, 18 Ağustos 1953'te Roosevelt'e bir telgraf göndererek İran'ı derhal terk etmesini istemiş, ancak Roosevelt bunu dikkate almayarak ikinci darbe üzerinde çalışmaya başlamış ve Musaddık'ın tahtı ele geçirmeye çalıştığına ve İranlı ajanlara rüşvet verdiğine dair yanlış bir anlatı yaymıştır.

CIA'in planı protestoculara para ödemeyi, Musaddık'ı evde kalması için kandırmayı, subaylara rüşvet vermeyi ve onları Musaddık'a karşı harekete geçirmeyi, Musaddık'ın evinin önünde askeri bir çatışmaya yol açmayı ve aşiret mensuplarının ABD fonlarından yararlanan monarşi karşıtı ve yanlısı protestocularla birlikte darbeye yardım etmeye hazırlanmasıyla Tahran'da ve başka yerlerde Musaddık karşıtı gösterilerin yaygınlaşmasını içeriyordu.

Protestolar giderek şiddetlendi ve yaklaşık 300 kişi öldü. General Zahidi'nin Musaddık'ın tutuklanma emrini radyodan duyurması ve daha sonra Musaddık’ın askeri bir hapishaneye nakledilmesiyle söz konusu protestolar sona erdi.

CIA darbesi, yetkilerini genişleten ve 25 yılı aşkın bir süredir ABD ile dostane ilişkilerle karakterize edilen yönetiminin temellerini sağlamlaştıran Muhammed Rıza Pehlevi'nin yolunu açtı. Tahran, İran petrolünü büyük miktarlarda küresel pazarlara geri döndürmek için yabancı petrol şirketleriyle bir anlaşmaya vardı ve bu, restore edilen İngiliz mülklerinden aslan payını ABD ve İngiltere'ye verdi.

Salvador Allende'nin devrilmesi

1973'te ABD yine demokrasileri destekleme ilkesini terk ederek, sosyalist eğilimleri nedeniyle Salvador Allende'nin seçilmiş Şili hükümetine karşı komplo kurdu. Washington, Allende'ye karşı çıkan güçleri finanse edip silahlandırarak 1990'a kadar iktidarda kalan General Augusto Pinochet liderliğindeki askeri rejimin önünü açtı.

Gözlemciler, darbe koşullarının yaratılmasında CIA'in oynadığı rol ve ardından ABD'nin yeni rejime verdiği destek göz önüne alındığında, ABD müdahalesinin Şili'deki demokrasi deneyini öldürdüğüne inanır. Bu durum, Latin Amerika içinde ve dışında, Washington'un demokrasiyi savunduğu iddialarına rağmen, kendi etki alanı içinde olduğunu düşündüğü bölgelerde iktidarı ele geçiren bağlantısız veya demokratik yollarla seçilmiş sol eğilimli hükümetlerle uğraşmaktansa ‘dost’ otoriter rejimleri tercih ettiği yönünde bir kamuoyu algısı yaratmıştır.

Henry Kissinger'ın Richard Nixon'a verdiği gizli bir brifinge göre  ABD Başkanı ülkesinin rolünün açığa çıkmasından korkmuş ve ona “Parmak izlerimiz görünmüyor, değil mi?” diye sormuş. Kissinger da ona “Bunu biz yapmadık” yanıtını vermiştir.

dsfvedfv
Eski Şili Devlet Başkanı Salvador Allende. (Reuters)

‘Pinochet Dosyası’ (The Pinochet File) kitabının yazarı Peter Kornbluh, daha önceki bir röportajında ​​Kissinger'ın ABD ajanlarının tank kullandığı, istihbarat sağladığı ve La Moneda Sarayı’nı bombalayan uçakları uçurduğu gerçeğini görmezden geldiğini hatırlattı.

Kornbluh, ABD'nin Şili'deki darbede doğrudan bir rolü olmadığını ve Şili ordusunun ABD'nin kuklası olmadığını, ancak Washington'un ordunun harekete geçmesi için toplumsal baskıyı artıracak koşulların yaratılmasına yardımcı olduğunu ve ordunun da bunu yaptığını açıkladı.

Saddam Hüseyin'in devrilmesi

Washington, kendisi ve müttefiklerinin Irak'ın kimyasal ve biyolojik silahlar gibi kitle imha silahlarına sahip olduğu için uluslararası güvenliğe tehdit oluşturduğunu iddia etmesinin ardından 2003 yılında Irak'ı işgal ederek Ortadoğu'daki maceralarını yeniledi.

ABD, Saddam Hüseyin'i devirmeyi ve demokrasi deneyini başlatmayı başarmış olsa da, İran'ın Irak'taki nüfuzunun artması, silahlı milislerin oluşması, terörizmin, aşırıcılığın ve mezhepçiliğin yayılması ve demokratik kurumların karşılaştığı engeller gibi savaşın yansımaları, ABD'nin askeri güç kullanarak rejim değişikliğine müdahalesinin sorunlu doğasının kanıtıdır.

Guatemala darbesi

1950'lerde Guatemala Devlet Başkanı olarak Jacobo Arbenz'in seçilmesi, iktidara gelmesinden üç yıl sonra bölgedeki komünist etkisinden korktuğu için hükümetini devirmekte gecikmeyen Washington'un hoşuna gitmedi. CIA, Arbenz hükümetini devirmek için Albay Carlos Castillo Armas liderliğindeki bir grup Guatemalalı sürgünü destekleyip silahlandırarak PBSUCCESS kod adlı bir operasyon yürüttü ve sonunda Haziran 1954'te Arbenz'i devirdi.

Guatemala'ya müdahale, ABD'nin Latin Amerika'da komünizmin yayılmasını engellemeye yönelik Soğuk Savaş stratejisinin bir parçası olarak görülse de, ABD şirketlerinin çıkarları da bu müdahalede rol oynamıştır. Zira Arbenz, 1951'de seçilmesinin ardından ‘Guatemala Baharı’ olarak bilinen ve Guatemala'da geniş arazilere sahip bir ABD şirketi olan United Fruit'in çıkarlarını tehdit eden, büyük toprak sahiplerinden köylülere toprağın yeniden dağıtılmasına yönelik toprak reformunu da içeren bir dizi ilerici reform başlatmıştır.

Guatemala'daki iktidar değişikliğinin sonuçları, ABD'nin Armas'a verdiği desteğin istenmeyen sonuçlarını ve Washington'un darbeyi mümkün kıldıktan sonra ortaya çıkabilecek hükümet biçimine (ülkeyi siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, sosyal huzursuzluk ve silahlı çatışma döngüsüne sürükleyen bir askeri diktatörlük olsa bile) kayıtsız kalmasını yansıtmaktadır ki olan da budur.

Kontraların desteklenmesi

Dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan'ın 1981'de Nikaragua'daki sosyalist Sandinista hükümetini devirmek istediği dönemde Amerikan ilkeleri ikinci planda kaldı ve ABD, devrimci solcu Sandinista hükümetine karşı savaşan bir muhalefet hareketi olan Kontraları destekledi.

Nikaragua'da 1979 yılında Anastasio Somoza Debayle'nin otoriter rejimini devirerek iktidara gelen Sandinista hükümeti, Sovyetler Birliği ve Küba ile yakın bağları ve komşu ülkelerdeki solcu isyanlara verdiği destek nedeniyle ABD tarafından bir tehdit olarak görülüyordu.

Tehditlerini etkisiz hale getirmek ve Orta Amerika'daki komünist nüfuzu yenmek için Reagan yönetimi, Kontra hareketini aktif olarak destekleme politikasını benimsedi. Kuvvetlerine mali, askeri ve lojistik destek sağlayarak Sandinista askeri hedeflerine ve altyapısına saldırılar düzenlemelerine olanak sağladı.

CIA ayrıca Nikaragua'da, Sandinista hükümetini istikrarsızlaştırmak ve iktidar üzerindeki hakimiyetini zayıflatmak amacıyla yabancı silah sevkiyatını önlemek için Nikaragua limanlarına mayın yerleştirmek ve Kontra isyancılara istihbarat sağlamak da dahil olmak üzere gizli operasyonlar yürüttü. ABD, Kontralara askeri desteğin yanı sıra Sandinista hükümetine ekonomik yaptırımlar ve diplomatik izolasyon uyguladı. Ayrıca Kontralara uluslararası desteği harekete geçirdi.

Reagan yönetimi, Sandinista hükümetini şeytanlaştırmak ve Kontraları komünist zulme direnen özgürlük savaşçıları olarak göstermek için bir propaganda kampanyası başlattı. Bu anlatı, medya kanalları ve yönetim yetkililerinin kamuya açık konuşmaları aracılığıyla desteklendi.

ABD'nin Kontralara verdiği destek, Reagan yönetiminin İran'la yaptığı silah anlaşmasından gelen parayla hareketi finanse etme planının ortaya çıkmasının ardından gün yüzüne çıktı.

Çatışma yüz binlerce insanın ölümüne, yerinden edilmesine ve ülkenin altyapısının büyük ölçüde tahrip olmasına neden oldu. ABD yaptırımları Nikaragua'da büyük ekonomik zorluklara, yoksulluğun ve işsizliğin artmasına ve sermaye kaçışına yol açtı. Amerikan müdahalesi, Sandinista hükümetini devirmek şeklindeki ana hedefine ulaşamadı. Bunun yerine çatışmayı uzattı, insanların acılarını artırdı ve Nikaragua'da ABD'ye karşı bir güvensizlik ve nefret mirası bıraktı.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.