ABD'nin rejim değişikliği maceralarından çıkarılacak dersler

Hedef her zaman demokrasi olmuyor, Washington çoğu zaman ilkelerini ikinci plana atıyor.

Dönemin ABD Başkanı George W. Bush'a Irak ziyareti sırasında, ABD politikasını ve ülkenin çehresini değiştiren savaşı protesto etmek için ayakkabı fırlatıldığı an. (AFP)
Dönemin ABD Başkanı George W. Bush'a Irak ziyareti sırasında, ABD politikasını ve ülkenin çehresini değiştiren savaşı protesto etmek için ayakkabı fırlatıldığı an. (AFP)
TT

ABD'nin rejim değişikliği maceralarından çıkarılacak dersler

Dönemin ABD Başkanı George W. Bush'a Irak ziyareti sırasında, ABD politikasını ve ülkenin çehresini değiştiren savaşı protesto etmek için ayakkabı fırlatıldığı an. (AFP)
Dönemin ABD Başkanı George W. Bush'a Irak ziyareti sırasında, ABD politikasını ve ülkenin çehresini değiştiren savaşı protesto etmek için ayakkabı fırlatıldığı an. (AFP)

İsa Nehari

Başkan George W. Bush'un görevden ayrılması ve ‘yeni muhafazakarların’ ortadan kaybolmasının ardından Washington, hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi çevrelerde giderek daha yüksek sesle dile getirilen rejim değişikliği karşıtı söylemin yükselişine tanık oldu. Afganistan ve Irak'taki savaşlara atıfta bulunan her iki partiden birçok kişi, ABD müdahalelerinin beklenen getirilere kıyasla yüksek maliyetli olmasını eleştirmeye başladı.

Ancak savaşlara ve darbelere karşı gözlemlenen nefret, Amerikan tarihinde ABD politikalarına düşman hükümetleri devirmeye yönelik pek çok girişim kadar yaygın değil. ABD, 1898'den 1994'e kadar Latin Amerika'da en az 41 başarılı rejim değişikliği girişiminde bulundu. Bu ortalama her 28 ayda bir gerçekleşiyordu. Söz konusu girişimlerin 17'sinde askeri güç ve istihbarat ajanları ya da ABD hükümeti için çalışan yerel vatandaşlar kullanılarak doğrudan müdahalede bulunuldu.

1947-1989 yılları arasındaki Soğuk Savaş dönemi boyunca ABD 72 kez başka ülkelerin hükümetlerini değiştirmeye teşebbüs etti. Washington, Ortadoğu'da, 1953'te İran Başbakanı Muhammed Musaddık hükümetine karşı CIA tarafından planlanan darbe ve 2003 savaşından sonra Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin'in devrilmesi gibi, çıkarlarına ve politikalarına karşı olan rejimleri devirmek için hem askeri hem de istihbarat güçlerini kullandı.

Kalıcı özellik ve gerici yaklaşım

ABD'nin hükümetleri devirmeye yönelik birçok girişimi, rejim değişikliğinin ABD dış politikasının DNA'sında mı yer aldığı yoksa Beyaz Saray'ın çıkarlarını koruması gerektiğinde acil bir durum mu olduğu gibi soruları gündeme getiriyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı habere göre İngiltere'deki Birmingham Üniversitesi'nde Ortadoğu uzmanı olan Ömer Kerim, rejim değişikliğinin ABD dış politikasının ‘değişmez bir özelliği’ olduğunu ve İsrail dışında bölgedeki hemen her ülkeye uygulandığını söyledi. Kerim, ABD'nin zaman zaman bölgedeki politikalarına karşı çıkan ülkelere karşı ABD yanlısı güçleri desteklediğini de sözlerine ekledi.

Kerim, bu yaklaşımın etkililiğinin zamanla azaldığını ve giderek zayıflayacağını ifade etti. Zira Amerikan operasyonlarına ilişkin bilgilere ve detaylara erişim, son yıllarda bilginin artması ve sosyal medya aracılığıyla bilgiye ulaşmanın kolaylaşmasıyla birlikte kamuoyu tarafından bilinir hale geldi.

ABD tarihi, bazıları gerçekleştikten sonra ortaya çıkan ve Amerikan istihbaratının bu girişimlere karıştığını kabul ettiği rejimleri devirmeye yönelik pek çok girişimle doludur. Bu yazıda, söz konusu başarılı ve başarısız girişimlerden bazılarını ve bunlardan çıkarılabilecek dersleri gözden geçiriyoruz.

Muhammed Musaddık'ın devrilmesi

Muhammed Musaddık, 1951 yılında İran Başbakanı seçildi ve başta 1913 yılında İngilizlerin yardımıyla kurulan petrol endüstrisinin millileştirilmesi olmak üzere bir dizi siyasi ve ekonomik reform başlattı.

Petrol endüstrisinin millileştirilmesi İran çevrelerinde memnuniyetle karşılandı ve Musaddık'ın popülaritesi arttı. Ancak bu durum, İran'daki nüfuzlarının azalmasından ve petrol çıkarlarının zarar görmesinden korkan ABD ve İngiltere ile ilişkileri üzerinde olumsuz bir etki yarattı. Bu korkular, 1953'te Amerikan ve İngiliz istihbaratının müdahalesiyle Musaddık hükümetinin devrilmesine ve Şah Muhammed Rıza Pehlevi'nin otoritesinin 25 yıldan fazla bir süre güçlendirilmesine yol açtı.

Musaddık'a yapılan darbe, ABD'nin sandık yoluyla iktidara gelen bir hükümeti devirmeye müdahale edecek kadar kendi çıkarlarına duyduğu endişeyi gösteriyor. ABD'nin müdahalesi aynı zamanda Washington'un o dönemde petrole verdiği önemi ve enerjiye dayalı stratejik çıkarlarını ne ölçüde savunacağını da yansıtıyor.

1950'lerde İran petrol endüstrisinin millileştirilmesi, ABD'yi karardan sorumlu hükümeti değiştirmeye itmek için yeterliyken, bugün ABD, İran'ı doğrudan ve dolaylı olarak Amerikan askerlerini, üslerini ve çıkarlarını hedef almakla suçlamasına rağmen İran rejimini değiştirme politikasından kaçınıyor. Bütün bunlar Washington'u, Musaddık hükümetini deviren Ajax Operasyonu’na benzer çaba ve büyüklükte bir girişim başlatmaya sevk etmedi.

Ajax Operasyonu, Mart 1953'te ABD Dışişleri Bakanı John Foster Dulles'ın, küçük kardeşi Allen Dulles başkanlığındaki CIA'ya İran Başbakanı’nı devirmeye yönelik bir plan geliştirmesi talimatını vermesinin ardından başlatıldı. 4 Nisan'da Amerikan istihbaratı bu amaç için hızla bir milyon dolar ayırdı ve Tahran'daki istasyonu Musaddık'a karşı propaganda kampanyası başlatmaya başladı.

Haziran ayında ABD ve İngiliz istihbarat yetkilileri, ABD Başkanı Theodore Roosevelt'in torunu olan CIA Yakın Doğu ve Afrika Şefi Kermit Roosevelt'in Tahran'dan yönettiği İran rejim değişikliği stratejisine son şeklini vermek üzere Beyrut'ta bir araya geldi.

Ajax Operasyonu, Muhammed Rıza Pehlevi'yi Musaddık'ı görevden alan bir kararname çıkarmaya ikna etmeye odaklandı. Ancak Şah o zamanlar böylesine ‘tehlikeli ve sevilmeyen’ bir adım atmaktan korkuyordu. Amerikan ve İngiliz girişim ve baskıları sonrasında Şah fikrini değiştirdi.

Operasyona katılan istihbarat görevlisi Donald Wilbur, Ağustos ayı başlarında İran'daki CIA ajanlarının sosyalist ve milliyetçi gibi davrandıklarını ve dini liderleri Musaddık'a karşı çıkmaları halinde acımasız cezalarla tehdit ederek Musaddık'ın muhalifleri bastırdığı izlenimini verdiğini söyledi.

sdvef
İran Başbakanı Muhammed Musaddık (sosyal medya)

CIA tarafından 2017 yılında yayımlanan gizliliği kaldırılmış belgeler, Şah'ın İtalya'ya kaçmasının ardından CIA’in darbenin başarısız olduğuna inandığını ortaya koydu. Musaddık hükümetinde İçişleri Bakanı olarak görev yapan General Fazlullah Zahidi'nin ilk başarısız darbesinin ardından CIA, 18 Ağustos 1953'te Roosevelt'e bir telgraf göndererek İran'ı derhal terk etmesini istemiş, ancak Roosevelt bunu dikkate almayarak ikinci darbe üzerinde çalışmaya başlamış ve Musaddık'ın tahtı ele geçirmeye çalıştığına ve İranlı ajanlara rüşvet verdiğine dair yanlış bir anlatı yaymıştır.

CIA'in planı protestoculara para ödemeyi, Musaddık'ı evde kalması için kandırmayı, subaylara rüşvet vermeyi ve onları Musaddık'a karşı harekete geçirmeyi, Musaddık'ın evinin önünde askeri bir çatışmaya yol açmayı ve aşiret mensuplarının ABD fonlarından yararlanan monarşi karşıtı ve yanlısı protestocularla birlikte darbeye yardım etmeye hazırlanmasıyla Tahran'da ve başka yerlerde Musaddık karşıtı gösterilerin yaygınlaşmasını içeriyordu.

Protestolar giderek şiddetlendi ve yaklaşık 300 kişi öldü. General Zahidi'nin Musaddık'ın tutuklanma emrini radyodan duyurması ve daha sonra Musaddık’ın askeri bir hapishaneye nakledilmesiyle söz konusu protestolar sona erdi.

CIA darbesi, yetkilerini genişleten ve 25 yılı aşkın bir süredir ABD ile dostane ilişkilerle karakterize edilen yönetiminin temellerini sağlamlaştıran Muhammed Rıza Pehlevi'nin yolunu açtı. Tahran, İran petrolünü büyük miktarlarda küresel pazarlara geri döndürmek için yabancı petrol şirketleriyle bir anlaşmaya vardı ve bu, restore edilen İngiliz mülklerinden aslan payını ABD ve İngiltere'ye verdi.

Salvador Allende'nin devrilmesi

1973'te ABD yine demokrasileri destekleme ilkesini terk ederek, sosyalist eğilimleri nedeniyle Salvador Allende'nin seçilmiş Şili hükümetine karşı komplo kurdu. Washington, Allende'ye karşı çıkan güçleri finanse edip silahlandırarak 1990'a kadar iktidarda kalan General Augusto Pinochet liderliğindeki askeri rejimin önünü açtı.

Gözlemciler, darbe koşullarının yaratılmasında CIA'in oynadığı rol ve ardından ABD'nin yeni rejime verdiği destek göz önüne alındığında, ABD müdahalesinin Şili'deki demokrasi deneyini öldürdüğüne inanır. Bu durum, Latin Amerika içinde ve dışında, Washington'un demokrasiyi savunduğu iddialarına rağmen, kendi etki alanı içinde olduğunu düşündüğü bölgelerde iktidarı ele geçiren bağlantısız veya demokratik yollarla seçilmiş sol eğilimli hükümetlerle uğraşmaktansa ‘dost’ otoriter rejimleri tercih ettiği yönünde bir kamuoyu algısı yaratmıştır.

Henry Kissinger'ın Richard Nixon'a verdiği gizli bir brifinge göre  ABD Başkanı ülkesinin rolünün açığa çıkmasından korkmuş ve ona “Parmak izlerimiz görünmüyor, değil mi?” diye sormuş. Kissinger da ona “Bunu biz yapmadık” yanıtını vermiştir.

dsfvedfv
Eski Şili Devlet Başkanı Salvador Allende. (Reuters)

‘Pinochet Dosyası’ (The Pinochet File) kitabının yazarı Peter Kornbluh, daha önceki bir röportajında ​​Kissinger'ın ABD ajanlarının tank kullandığı, istihbarat sağladığı ve La Moneda Sarayı’nı bombalayan uçakları uçurduğu gerçeğini görmezden geldiğini hatırlattı.

Kornbluh, ABD'nin Şili'deki darbede doğrudan bir rolü olmadığını ve Şili ordusunun ABD'nin kuklası olmadığını, ancak Washington'un ordunun harekete geçmesi için toplumsal baskıyı artıracak koşulların yaratılmasına yardımcı olduğunu ve ordunun da bunu yaptığını açıkladı.

Saddam Hüseyin'in devrilmesi

Washington, kendisi ve müttefiklerinin Irak'ın kimyasal ve biyolojik silahlar gibi kitle imha silahlarına sahip olduğu için uluslararası güvenliğe tehdit oluşturduğunu iddia etmesinin ardından 2003 yılında Irak'ı işgal ederek Ortadoğu'daki maceralarını yeniledi.

ABD, Saddam Hüseyin'i devirmeyi ve demokrasi deneyini başlatmayı başarmış olsa da, İran'ın Irak'taki nüfuzunun artması, silahlı milislerin oluşması, terörizmin, aşırıcılığın ve mezhepçiliğin yayılması ve demokratik kurumların karşılaştığı engeller gibi savaşın yansımaları, ABD'nin askeri güç kullanarak rejim değişikliğine müdahalesinin sorunlu doğasının kanıtıdır.

Guatemala darbesi

1950'lerde Guatemala Devlet Başkanı olarak Jacobo Arbenz'in seçilmesi, iktidara gelmesinden üç yıl sonra bölgedeki komünist etkisinden korktuğu için hükümetini devirmekte gecikmeyen Washington'un hoşuna gitmedi. CIA, Arbenz hükümetini devirmek için Albay Carlos Castillo Armas liderliğindeki bir grup Guatemalalı sürgünü destekleyip silahlandırarak PBSUCCESS kod adlı bir operasyon yürüttü ve sonunda Haziran 1954'te Arbenz'i devirdi.

Guatemala'ya müdahale, ABD'nin Latin Amerika'da komünizmin yayılmasını engellemeye yönelik Soğuk Savaş stratejisinin bir parçası olarak görülse de, ABD şirketlerinin çıkarları da bu müdahalede rol oynamıştır. Zira Arbenz, 1951'de seçilmesinin ardından ‘Guatemala Baharı’ olarak bilinen ve Guatemala'da geniş arazilere sahip bir ABD şirketi olan United Fruit'in çıkarlarını tehdit eden, büyük toprak sahiplerinden köylülere toprağın yeniden dağıtılmasına yönelik toprak reformunu da içeren bir dizi ilerici reform başlatmıştır.

Guatemala'daki iktidar değişikliğinin sonuçları, ABD'nin Armas'a verdiği desteğin istenmeyen sonuçlarını ve Washington'un darbeyi mümkün kıldıktan sonra ortaya çıkabilecek hükümet biçimine (ülkeyi siyasi ve ekonomik istikrarsızlık, sosyal huzursuzluk ve silahlı çatışma döngüsüne sürükleyen bir askeri diktatörlük olsa bile) kayıtsız kalmasını yansıtmaktadır ki olan da budur.

Kontraların desteklenmesi

Dönemin ABD Başkanı Ronald Reagan'ın 1981'de Nikaragua'daki sosyalist Sandinista hükümetini devirmek istediği dönemde Amerikan ilkeleri ikinci planda kaldı ve ABD, devrimci solcu Sandinista hükümetine karşı savaşan bir muhalefet hareketi olan Kontraları destekledi.

Nikaragua'da 1979 yılında Anastasio Somoza Debayle'nin otoriter rejimini devirerek iktidara gelen Sandinista hükümeti, Sovyetler Birliği ve Küba ile yakın bağları ve komşu ülkelerdeki solcu isyanlara verdiği destek nedeniyle ABD tarafından bir tehdit olarak görülüyordu.

Tehditlerini etkisiz hale getirmek ve Orta Amerika'daki komünist nüfuzu yenmek için Reagan yönetimi, Kontra hareketini aktif olarak destekleme politikasını benimsedi. Kuvvetlerine mali, askeri ve lojistik destek sağlayarak Sandinista askeri hedeflerine ve altyapısına saldırılar düzenlemelerine olanak sağladı.

CIA ayrıca Nikaragua'da, Sandinista hükümetini istikrarsızlaştırmak ve iktidar üzerindeki hakimiyetini zayıflatmak amacıyla yabancı silah sevkiyatını önlemek için Nikaragua limanlarına mayın yerleştirmek ve Kontra isyancılara istihbarat sağlamak da dahil olmak üzere gizli operasyonlar yürüttü. ABD, Kontralara askeri desteğin yanı sıra Sandinista hükümetine ekonomik yaptırımlar ve diplomatik izolasyon uyguladı. Ayrıca Kontralara uluslararası desteği harekete geçirdi.

Reagan yönetimi, Sandinista hükümetini şeytanlaştırmak ve Kontraları komünist zulme direnen özgürlük savaşçıları olarak göstermek için bir propaganda kampanyası başlattı. Bu anlatı, medya kanalları ve yönetim yetkililerinin kamuya açık konuşmaları aracılığıyla desteklendi.

ABD'nin Kontralara verdiği destek, Reagan yönetiminin İran'la yaptığı silah anlaşmasından gelen parayla hareketi finanse etme planının ortaya çıkmasının ardından gün yüzüne çıktı.

Çatışma yüz binlerce insanın ölümüne, yerinden edilmesine ve ülkenin altyapısının büyük ölçüde tahrip olmasına neden oldu. ABD yaptırımları Nikaragua'da büyük ekonomik zorluklara, yoksulluğun ve işsizliğin artmasına ve sermaye kaçışına yol açtı. Amerikan müdahalesi, Sandinista hükümetini devirmek şeklindeki ana hedefine ulaşamadı. Bunun yerine çatışmayı uzattı, insanların acılarını artırdı ve Nikaragua'da ABD'ye karşı bir güvensizlik ve nefret mirası bıraktı.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.