İsrail'in normalleşmeye olan coşkulu yaklaşımı Filistinlilerle çözüme ilişkin daha büyük bölünmeleri ve yanılsamaları gizledi

İsrail barış sürecine geri dönmenin bir yolunu bulmayı istiyor mu?

Beyaz Saray'da yapılan İbrahim (Abraham) Anlaşmaları imza töreni, Washington, 15 Eylül 2020 (AFP)
Beyaz Saray'da yapılan İbrahim (Abraham) Anlaşmaları imza töreni, Washington, 15 Eylül 2020 (AFP)
TT

İsrail'in normalleşmeye olan coşkulu yaklaşımı Filistinlilerle çözüme ilişkin daha büyük bölünmeleri ve yanılsamaları gizledi

Beyaz Saray'da yapılan İbrahim (Abraham) Anlaşmaları imza töreni, Washington, 15 Eylül 2020 (AFP)
Beyaz Saray'da yapılan İbrahim (Abraham) Anlaşmaları imza töreni, Washington, 15 Eylül 2020 (AFP)

Michael Horowitz

İsrail’de yapılan anketlerin, halkın büyük çoğunluğunun herhangi bir siyasi programı ya da hareketi desteklediğini göstermesi nadir bir durum olsa da Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) İsrail ile normalleştirmeye yönelik daha önce eşi ve benzeri görülmemiş bir adım atmasından sadece birkaç hafta önce yapılan anketler normalleşme fikrini destekleyen İsraillilerin oranının yüzde 80 gibi emsalsiz bir seviyeye yükseldiğini ortaya koymuştu.

İbrahim Anlaşmaları, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun İsrail’in işgal altındaki Filistin topraklarından Batı Şeria’yı ilhak etmek için yeni bir yasa tasarısı sunduğu ve tasarının büyük gerilimlere yol açtığı bir dönemde imzalandı. Ancak Netanyahu’nun desteklediği yasa tasarısı, İbrahim Anlaşmaları lehine rafa kaldırıldı. Anketlerden biri, İsraillilerin büyük bir çoğunluğunun, eğer yasa tasarısından vazgeçilmesi Abu Dabi ile ilişkilerin normalleşmesinin önünü açacaksa bölünmeye neden olan yasa tasarısından vazgeçilmesini desteklediğini gösterdi.

Anketin ortaya koyduğu bu sonuç, İsraillilerin gerçekten normalleşmeyi benimsediklerini ve bölgeye entegre olmayı istediklerini teyit etti. Ancak İsraillilerin İbrahim Anlaşmalarına verdiği bu geniş desteğin ardındaki motivasyonlar, siyaset sahnesindeki taraflara göre farklılık gösteriyor. İsraillilerin, 2020 yılında imzalanan anlaşmalara eşi ve benzeri görülmemiş bir destek vermelerinin nedeni, İsrail'in önemli tavizler vermesini gerektirmemesiydi.

Batı Şeria’nın ilhakıyla ilgili tartışmalara dönecek olursak, bu tartışma özelde daha çok Netanyahu tarafından seçim odaklı olarak körükleniyor. Netanyahu, bu sayede sağcı müttefikleri ile merkez sol kamp arasında geniş bir uçurum yaratmayı ve aşırı sağcılardan aldığı desteği artırmayı amaçlıyor. Genel anlamda ise tamamlanmamış bir projeden vazgeçmek, daha derin, daha kalıcı tavizler vermekle (gelecekteki herhangi bir anlaşmada verilmesi gereken türden tavizler) aynı değil.

İsraillilerin büyük çoğunluğu bölgeye açılımı desteklese de bu yaklaşım Filistinlilere taviz verilmesiyle ilişkilendirildiğinde İsrailliler arasında bölünmeler yeniden başlıyor.

Sonraki yıllar normalleşmenin ardındaki asıl sorunun yani İsrailliler arasında büyük anlaşmazlıklara yol açan, İsrail'in gelecekteki herhangi bir anlaşmada hangi anlaşmayı sonuçlandırmaya hazır olacağı sorusu olduğunu ortaya çıkardı. İsraillilerin büyük çoğunluğu, bölgeye açılımı destekleyen bir yaklaşım sergiliyor. Ancak bu yaklaşım ‘bir bedel’ ile yani Filistinlilere taviz verilmesiyle ilişkilendirildiğinde İsrailliler arasında bölünmeler yeniden başlıyor.

Bu soru, İsrail'e karşı tarihinin en kötü saldırılarından birinin gerçekleşmesinin ve İsrail'in Gazze'ye kitlesel saldırılarla misillemede bulunmasının ardından hiç bu kadar önemli olmamıştı.

İsrail siyaset sahnesinden bazı kişilerin İbrahim Anlaşmalarını Filistin meselesini daha da derinlere gömmek açısından yararlı olacağı düşüncesiyle benimsediği açık. Bu kişilerin başında, normalleşme sürecinin hiçbir zaman Filistinlilerle barış sürecinin yeniden başlamasını gerektirmeyeceğini defalarca kez vurgulayan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu geliyor. Netanyahu, 7 Ekim saldırılarından sadece birkaç hafta önce Filistinlilerin gelecekte normalleşme konusunda herhangi bir ‘veto’ hakkına sahip olmaması gerektiğini söylemişti. Birçok defa açık ve net konuşan Netanyahu, Arap dünyasıyla normalleşmenin aynı zamanda İsrail-Filistin çatışmasının çözümünde işe yarayacağı ve her türlü diplomatik çözüme olan ihtiyacı azaltacağı yönündeki gerçek inancını ifade etti.

Netanyahu, Arap dünyasıyla normalleşmenin aynı zamanda İsrail-Filistin çatışmasının çözümünde işe yarayacağına ve her türlü diplomatik çözüme olan ihtiyacı azaltacağına inanıyor.

Netanyahu, 7 Ekim saldırılarından sadece birkaç hafta önce Suudi Arabistan'la bir anlaşma yapılması halinde her türlü tavizi vermeye hazırdı. O dönemde ABD Başkanı Joe Biden yönetimi tarafından müzakere edilen anlaşma, ABD’nin Suudi Arabistan nükleer programı projesine yönelik onayını ve maddi desteğini de içeriyordu. Suudi Arabistan’ın nükleer programı projesi meselesi, bölgede, hatta dost ülkelerde bile nükleer silahların yayılmasından endişe eden İsrail güvenlik servislerini telaşlandırsa da Netanyahu, bu anlaşmayı değerlendirip onaylamaya hazırdı. Ama konu Filistinlilere verilecek olası tavizlere gelince Netanyahu, buna itiraz etti.

dfervfe
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, (arka planda) Kudüs'ün güneyindeki Ebu Ganim Dağı'nda yer alan Har Homa Yahudi yerleşim birimi yakınlarında, 20 Şubat 2020 (AFP)

Netanyahu’nun bu tutumunun bir başka nedeni olarak aşırı sağcı müttefikleri Itamar Ben-Gvir ve Bezalel Smotrich'i memnun etmeyi amaçladığına şüphe yok. Bu aşırı sağcı iki politikacı, Filistinlilerin hayat şartlarını iyileştirmeye ve Hamas'a denk Filistinli tek gücü olan Filistin Yönetimi’ni güçlendirmeye yönelik her türlü çabaya kesinlikle karşılar.

Smotrich, İbrahim Anlaşmaları sebebiyle rafa kaldırılan Batı Şeria'yı ilhak etme planının en büyük destekçilerinden biriydi. Geçtiğimiz eylül ayında Suudi Arabistan'la olası bir normalleşme anlaşması imzalanmasına karşı heyecanın giderek büyüdüğü bir dönemde Ben-Gvir, Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinden çekilme tehdidinde bulundu ve “Filistinlilere taviz verilirse hükümette kalmayacağız” diye uyardı. Smotrich ise daha akıllıcı hareket ederek ‘barış için barış’ formülünü, yani her ne kadar iki ülke resmi olarak savaşta olmasa da Suudi Arabistan’ın İsrail’le barış yapması halinde İsrail'in Suudi Arabistan ile barışmasını kabul edeceğini söyledi. Barış için barış formülüyle, ülkeler arasındaki ilişkileri normalleştirmeye yönelik herhangi bir anlaşmanın kendi içinde yeterli olması ve diğer barışı, yani aşırı sağcıların kesinlikle istemediği Filistinlilerle barışı gerektirmemesi fikri kast ediliyor.

Ben-Gvir, Suudi Arabistan’la olası normalleşmesi anlaşması imzalanması ve bu anlaşma çerçevesinde Filistinlilere birtakım tavizler verilmesi halinde Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümetinden çekilme tehdidinde bulundu.

Ancak Netanyahu, Filistinlilerle ilgili tutumundan taviz vermek istemediğinden sadece aşırı sağcı müttefiklerini suçlamak, ona hak etmediği bir ayrıcalık sunuyor. Netanyahu'ya muhalefet etmek ise daha derin bir mevzu ve kökü İsrail sağının önde gelen kurucularından biri olan Ze'ev Jabotinsky’nin orijinal fikrinden doğan ideolojisinin özüne kadar uzanıyor.

Netanyahu'nun babasının sekreterliğini yaptığı Jabotinsky, ünlü makalelerinden birinde, İsrail’in çevresinde ‘demir duvar’ örmediği sürece Arapların müzakere masasına gelip İsrail'in varlığını kabul etmeyeceklerini ve İsrail’in onlara asla boyun eğmeyeceğini yazmıştı.

Peki, İsrailliler ne istiyor?

Netanyahu’ya göre İbrahim Anlaşmalarının bunun yani, İsrail’in bu tutumunda ısrar etmesi halinde bölge ülkelerinin önünde sonunda İsrail’in varlığını kabul etmek zorunda kalacağı kehanetinin somutlaşmış hali olduğuna şüphe yok. Bu da Suudi Arabistan'ın (ve ABD'nin) barışa yönelik önemli bir adım talep edeceğine dair açık işaretler varken Netanyahu'nun 7 Ekim'den sonra dahi neden bu tür fikirleri aklına getirmek istemediğini, hatta dikkate almadığını açıklıyor. Bunun nedeni aşırı sağcı müttefiklerine bağlı olması değil, normalleşmeye verdiği desteğin arkasında yatan inancına aykırı olması.

Daha somut bakımdan Netanyahu’nun itirazı, sadece hükümet koalisyonundaki ortaklarının itirazıyla ilgili olsaydı onları değiştirmeye çalışabilirdi. İsrail'de ana muhalefet lideri Yair Lapid’in partisi Yesh Atid (Gelecek Var) yetkilileri, 7 Ekim'den önce, İsrail parlamentosu Knesset'e sunulması halinde partinin (Filistinlilere tavizler veren) bir anlaşmayı destekleyebileceklerini söylediler. Bunun Netanyahu'yu ikilemde bırakacağı kesindi. Çünkü Lapid, Netanyahu’nun aşırı sağcı müttefiklerinin yerini almak üzere koalisyon hükümete girmeye niyetli değildi.

İsrail’deki merkez partiler, normalleşmenin barışa ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik bir ilerlemenin önünü açması karşısında daha esnek ve daha anlayışlı bir tutum sergilediler.

Ancak burada Netanyahu’dan başka bir İsrailli siyasetçiden bahsediyor olsaydık, bu en önemli ülkeyle yapılan anlaşmanın tarihi niteliği, bilinmeyene yönelik bu atılımı haklı gösterebilirdi. Bu durum aynı zamanda İsrail'de Lapid'in partisi gibi Arap-İsrail çatışmasının Filistin dosyasında ilerleme kaydedilerek (ve normalleşme anlaşmalarıyla) çözülmesi gerektiğini anlayışla karşılayan ve bu meseleleri birbiriyle ilişkilendirmek isteyen tarafların olduğunu da gösterdi.

İsrail’deki merkez partiler, normalleşmenin barışa ve bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasına yönelik bir ilerlemenin önünü açması karşısında daha esnek ve daha anlayışlı bir tutum sergilediler.

Ancak belki de asıl sorun şu an İsraillilerin iki meselenin birbiriyle ne kadar iç içe geçmiş olduğunu anlamamasıdır. İbrahim Anlaşmaları, Batı Şeria’nın ilhakı tehlikesini ortadan kaldırmış olsa da çok az İsrailli anlaşmaları bu şekilde hatırlıyor. Netanyahu'nun yıllardır öne sürdüğü, normalleşme sürecinin Filistinlilerle yaşanan çatışmayla hiçbir ilgisinin olmadığı iddiaları, İsrailliler arasında değişmesi kolay olmayacak kalıcı bir izlenim bıraktı.

Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Kaliforniya'da kimyasal sızıntı nedeniyle 40 bin kişinin tahliyesi emri verildi

Kaliforniya'da kimyasal sızıntı nedeniyle 40 bin kişinin tahliyesi emri verildi
TT

Kaliforniya'da kimyasal sızıntı nedeniyle 40 bin kişinin tahliyesi emri verildi

Kaliforniya'da kimyasal sızıntı nedeniyle 40 bin kişinin tahliyesi emri verildi

Kaliforniya’da bir kimyasal tanktan sızıntı meydana gelmesi üzerine yaklaşık 40 bin kişiye tahliye emri verildi. Yetkililer, sızıntının patlamaya ve yoğun nüfuslu bölge üzerinde zehirli gazların yayılmasına yol açabileceği uyarısında bulundu.

Tankta, plastik üretiminde kullanılan, uçucu ve yanıcı bir sıvı olan 26 bin litre metil metakrilat bulunduğu belirtilirken, itfaiye ekipleri durumun ciddi olduğunu ifade etti.

İtfaiye yetkililerinden biri, olayın büyük çaplı bir kimyasal kirliliğe hatta patlamaya neden olabileceğini söyledi.

Kaliforniya'nın Orange County bölgesinde bir kimyasal tesiste meydana gelen sızıntıdan bir adam tahliye ediliyor (AP)Kaliforniya'nın Orange County bölgesinde bir kimyasal tesiste meydana gelen sızıntıdan bir adam tahliye ediliyor (AP)

Sızıntının meydana geldiği Los Angeles’ın güneydoğusundaki Orange County’ye bağlı Garden Grove bölgesinin Emniyet Müdürü Amir Elfarra, tahliye kararının yaklaşık 40 bin kişiyi kapsadığını ancak binlerce kişinin bölgeyi terk etmeyi reddettiğini açıkladı.

Yetkililer şu ana kadar herhangi bir yaralanma vakasının bildirilmediğini duyururken, sızıntının nedenine ilişkin henüz açıklama yapılmadı.

Öte yandan ekiplerin, zehirli maddelerin su kanallarına ve birkaç kilometre uzaklıktaki okyanusa karışmasını önlemek amacıyla bariyerler oluşturmak için çalışmalarını sürdürdüğü bildirildi.


Kalibaf’tan Pakistan ordu komutanına: İran haklarından vazgeçmeyecek

İran İçişleri Bakanı İskender Mümeni, dün Tahran'a gelen Pakistan Ordu Komutanı Asim Munir'i karşıladı (Reuters)
İran İçişleri Bakanı İskender Mümeni, dün Tahran'a gelen Pakistan Ordu Komutanı Asim Munir'i karşıladı (Reuters)
TT

Kalibaf’tan Pakistan ordu komutanına: İran haklarından vazgeçmeyecek

İran İçişleri Bakanı İskender Mümeni, dün Tahran'a gelen Pakistan Ordu Komutanı Asim Munir'i karşıladı (Reuters)
İran İçişleri Bakanı İskender Mümeni, dün Tahran'a gelen Pakistan Ordu Komutanı Asim Munir'i karşıladı (Reuters)

İran devlet televizyonunun haberine göre, İran Meclis Başkanı ve baş müzakereci Muhammed Bakır Kalibaf, bugün Tahran’da Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir ile yaptığı görüşmede, İran’ın “ulusunun ve ülkesinin haklarından asla taviz vermeyeceğini” söyledi.

Kalibaf, İran silahlı kuvvetlerinin ateşkes sürecinde yeniden kapasite inşa ettiğini belirterek, ABD’nin “akılsızca savaşı yeniden başlatması halinde sonuçların çok daha yıkıcı olacağı” uyarısında bulundu.

İran daha önce ABD’yi, savaşı sona erdirmeyi amaçlayan müzakereleri “aşırı taleplerle” sekteye uğratmakla suçlamıştı. Bu süreçte ABD Başkanı Donald Trump’ın programında yaptığı değişiklikler, çatışmaların yeniden başlayabileceği yönündeki spekülasyonları artırdı.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri António Guterres ile yaptığı görüşmede, ABD’nin “çelişkili tutumları ve aşırı taleplerinin” müzakere sürecini engellediğini söyledi. İran ajansları Tesnim ve Fars’a göre Arakçi, söz konusu durumun “Pakistan’ın arabuluculuğunda yürütülen görüşmeleri aksattığını” ifade etti.

Arakçi ayrıca, ABD’nin “tekrarlanan ihanetlerine rağmen” İran’ın diplomatik sürece “sorumlu bir yaklaşımla” katıldığını , “makul ve adil bir sonuca ulaşmayı hedeflediğini” dile getirdi.

Asım Münir Tahran’da temaslarda bulundu

İran devlet medyası, Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir’in dün Tahran’da Arakçi ile görüştüğünü bildirdi. Görüşmelerin, İslamabad yönetiminin İran ile ABD arasında arabuluculuk çabalarını yoğunlaştırdığı bir dönemde gerçekleştiği kaydedildi.

Haberde, tarafların gece geç saatlere kadar süren görüşmelerde, daha fazla gerilimi önlemeye ve savaşı sona erdirmeye yönelik son diplomatik girişimleri ele aldığı belirtildi.

Asım Münir’in dün İran’a, İslamabad’ın Tahran ile Washington arasında yürüttüğü arabuluculuk girişimleri kapsamında geldiği aktarılırken, ABD Başkanı Trump’ın İran’a yönelik saldırıları yeniden başlatmayı değerlendirdiğine ilişkin haberlerin gündemde olduğu ifade edildi.

8 Nisan’da ilan edilen ateşkes, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in başlattığı savaşta çatışmaları sona erdirmişti. Ancak müzakereler şu ana kadar kalıcı bir barış anlaşmasıyla sonuçlanmadı.

Pakistan ordusu, Münir’in “devam eden arabuluculuk çabaları çerçevesinde Tahran’a ulaştığını” açıklarken, İran’ın İSNA ajansı ziyaretin “İran ile ABD arasındaki savaşı sona erdirme ve anlaşmazlıkları çözme amacı taşıyan arabuluculuk girişimlerinin” devamı olduğunu yazdı.

Bununla birlikte İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, üst düzey Pakistanlı yetkilinin ziyaretinin ABD ile yakın zamanda bir anlaşma sağlanacağı anlamına gelmediğini vurguladı.

Öte yandan Şarku’l Avsat’ın Axios ve CBS’ten aktardığına göre ABD yönetimi İran’a yönelik yeni saldırı seçeneklerini değerlendiriyor. Trump’ın hafta sonu programını değiştirerek Washington’da kalma kararı alması, Tahran’a yönelik yeni askeri operasyon ihtimaline ilişkin yorumları güçlendirdi.

CBS, ABD ordusunun hafta sonu İran’a yönelik olası yeni saldırılar için hazırlık yaptığını öne sürdü. Axios ise Trump’ın dün İran’daki savaşı görüşmek üzere en yakın danışmanlarıyla toplantı yaptığını yazdı. CBS’ye göre ise henüz nihai bir karar alınmış değil.

Trump, dün yaptığı açıklamada, oğlu Donald Trump Jr.’ın New Jersey’deki düğününe katılamayacağını ve “devlet işleri nedeniyle” Washington’da kalacağını söyledi.

İran yönetimi ise “baskılara asla boyun eğmeyeceğini” yineledi. İran Devrim Muhafızları da yeni bir ABD saldırısı halinde savaşın “bölgenin ötesine taşınacağı” tehdidinde bulundu.

İran medyasına göre Arakçi, ABD’nin “tekrarlanan ihanetlerine rağmen” Tahran’ın diplomatik sürece sorumlu şekilde katıldığını ve “makul ve adil bir sonuç” aradığını yineledi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Bekayi, son dönemde arabuluculuk rolünü artıran Katar’dan bir heyetin de İran’ı ziyaret ettiğini ve heyetin Arakçi ile görüştüğünü açıkladı.

Pakistan ve Katar’ın diplomatik temasları, Trump’ın iki gün önce müzakerelerin “anlaşma ile saldırıların yeniden başlaması arasında bir yol ayrımında” olduğu yönündeki açıklamasının ardından hız kazandı.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise perşembe günü yaptığı açıklamada, Pakistan’ın girişimlerinin “süreci ilerleteceğini umduğunu” belirterek, bazı ilerlemeler kaydedildiğini söyledi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio,Helsingborg kentinde düzenlenen NATO dışişleri bakanları toplantısında (Reuters)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio,Helsingborg kentinde düzenlenen NATO dışişleri bakanları toplantısında (Reuters)

Trump, New York yakınlarında yaptığı konuşmada, “İran donanmasını, hava kuvvetlerini kaybetti; her şey yok oldu, liderleri ortadan kayboldu” dedi.

“Eğer yanıltıcı haberleri okuyorsanız her şeyin yolunda olduğunu düşünebilirsiniz ama bu doğru değil. Onlar anlaşma yapmayı çok istiyor” ifadelerini kullandı.

Pakistan geçen ay, savaşın başlamasından bu yana Washington ile Tahran arasındaki tek doğrudan müzakere turuna ev sahipliği yapmış, ancak görüşmeler anlaşmayla sonuçlanmamıştı. Taraflar o tarihten bu yana çeşitli öneriler sunarken, karşılıklı sert açıklamalar nedeniyle savaşın yeniden başlaması ihtimali gündemde kalmayı sürdürdü.

Pakistan İçişleri Bakanı Muhsin Nakvi da hafta başında ikinci kez Tahran’a gitmişti. İran, Nakvi’nin ziyaretinin ardından ABD’den gelen bir yanıtı değerlendirdiğini açıkladı. İslamabad yönetimi dün Nakvi’nin hâlen Tahran’da bulunduğunu duyurdu.

Müzakereler sürerken Kalibaf çarşamba günü yaptığı açıklamada, ABD’yi savaşı yeniden başlatmaya çalışmakla suçlamış ve İran’a yönelik herhangi bir saldırıya “sert karşılık verileceği” uyarısında bulunmuştu.

Müzakerelerdeki temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam eden Hürmüz Boğazı konusunda da küresel petrol stoklarının azalması nedeniyle dünya ekonomisine etkiler konusunda endişeler arttı.

Rubio, İsveç’te NATO dışişleri bakanlarıyla yapacağı toplantı öncesinde, Trump’ın müttefiklerin İran savaşı ve Hürmüz Boğazı konusundaki tutumundan duyduğu “hayal kırıklığının” dikkate alınması gerektiğini söyledi.

Rubio, “Başkanın görüşleri ve açıkçası bazı NATO müttefiklerinin Ortadoğu’daki operasyonlarımıza verdikleri tepkiler nedeniyle yaşadığı hayal kırıklığı iyi biliniyor. Bunun ele alınması gerekecek, ancak bugün çözülecek bir mesele değil” ifadelerini kullandı.


Pakistan Genelkurmay Başkanı Tahran'da İran Dışişleri Bakanı ile görüştü

İran İçişleri Bakanı İskendar Mumini, dün Tahran'a gelen Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'i karşıladı (Reuters)
İran İçişleri Bakanı İskendar Mumini, dün Tahran'a gelen Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'i karşıladı (Reuters)
TT

Pakistan Genelkurmay Başkanı Tahran'da İran Dışişleri Bakanı ile görüştü

İran İçişleri Bakanı İskendar Mumini, dün Tahran'a gelen Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'i karşıladı (Reuters)
İran İçişleri Bakanı İskendar Mumini, dün Tahran'a gelen Pakistan Genelkurmay Başkanı Asim Munir'i karşıladı (Reuters)

İran resmi medyası, Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Asım Munir’in dün Tahran’da İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile görüştüğünü duyurdu.

Haberde, İslamabad yönetiminin İran ile ABD arasında arabuluculuk çabalarını yoğunlaştırdığı bir dönemde gerçekleşen görüşmede tarafların, gerilimin daha fazla artmasını önlemeye ve İran’la devam eden savaşı sona erdirmeye yönelik son diplomatik girişimleri ele aldığı belirtildi.

Gece geç saatlere kadar sürdüğü ifade edilen görüşmede, iki tarafın bölgedeki gelişmeler ve diplomatik çözüm yolları konusunda görüş alışverişinde bulunduğu kaydedildi.