Kremlin'de çeyrek yüzyıl: İçeride tek vücut bir halk ve dışarıda ülkenin etrafını saran ‘düşmanlar’

Rusya’da devlet başkanlığı seçimleri sırasında Moskova'daki bir sandık merkezinde oy kullananlar seçmenler, 15 Mart 2024 (AFP)
Rusya’da devlet başkanlığı seçimleri sırasında Moskova'daki bir sandık merkezinde oy kullananlar seçmenler, 15 Mart 2024 (AFP)
TT

Kremlin'de çeyrek yüzyıl: İçeride tek vücut bir halk ve dışarıda ülkenin etrafını saran ‘düşmanlar’

Rusya’da devlet başkanlığı seçimleri sırasında Moskova'daki bir sandık merkezinde oy kullananlar seçmenler, 15 Mart 2024 (AFP)
Rusya’da devlet başkanlığı seçimleri sırasında Moskova'daki bir sandık merkezinde oy kullananlar seçmenler, 15 Mart 2024 (AFP)

Rusya'da pazar akşamı devlet başkanlığı seçiminde sandıkların kapanmasıyla birlikte Ruslar, ön sonuçların resmi olarak açıklanmasını beklemeye başladılar. Büyük zaferi bozabilecek hiçbir sürpriz beklenmiyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, seçim öncesi anket sonuçlarının da gösterdiği üzere ülkenin yarısının konsensüsüyle başkanlığının yeni bir dönemine başlaması ve en az 2030 yılına kadar Kremlin'deki başkanlık koltuğunda oturmaya devam edeceğinin onaylanması bekleniyor. Böylece Putin de ülkenin çeşitli dalgalanmalara ve iniş-çıkışlara sahne olduğu, içeriden ve dışarıdan en karmaşık zorluklarla karşı karşıya kaldığı uzun yıllar boyu Kremlin’de kalmaya devam eden Rus liderler ve çarlar arasına girecek. Aynı zamanda ilk kez 1999 yılında iktidara gelen Putin, 18’inci yüzyılda Çariçe 2. Katerina’nın saltanatından bu yana tahtta en uzun süre kalan isim olacak.

'Sakin geçen' seçimler

Seçim süreci, rekabetin olmadığı bir ortamda, ülkenin içinde bulunduğu zorluklarla orantısız olarak sakin geçti. Bununla birlikte seçimler, toplumun başkana ve onun başta iki yıl önce Ukrayna'ya karşı başlatılan savaş olmak üzere aldığı önemli kararlarına desteğini gösteren güçlü siyasi ve medya kampanyalarına sahne oldu.

Bazı sandık merkezlerinde, sandıklara yeşil boya dökülmesi ya da oy verme işlemleri sırasında tartışma çıkarılması gibi düzenlenen az sayıdaki protesto gösterisi bile ne toplumda geniş yankı uyandırdı ne de tepki çekti. Seçim, Kremlin'in muhalefet kanadının ötekileştirilmesi ve halk üzerindeki etkisinin zayıflığı üzerine oynağı bahsi kazandığını bir kez daha kanıtladı. Rus muhalif siyasetçi Aleksey Navalny’nin hapishanede ölmesinden iki hafta önce destekçilerine yaptığı, sandık merkezlerini toplanma alanlarına dönüştürme çağrıları da fazla ilgi görmedi.

defvfe
Devlet Başkanı adayı Leonid Slutsky, dün basın mensuplarına konuşurken (EPA)

Sokakta ise ülkenin öyle çok önemli bir dönemden geçtiğine dair herhangi özel bir görüntü yok. Putin'in dev posterlerinin asılı olduğu az sayıdaki yer dışında, seçim propagandası için pankartlar ve adayların resimleri da yok.

Putin'e rakip üç adayın seçim kampanyası ekipleri dahi bunun olacağını tahmin ediyordu. Bu yüzden Putin'in çeyrek yüzyıldır ortaya koyduğu kendinden emin ve kanıtlanmış çözümlerden farklı yenilikçi çözümler ya da vizyonlar sunabileceğini öne süren bir seçim propagandası yapılmadı.

Adayların siyasi söylemlerinde farklılık olup olmadığı anlaşılmıyordu bile. Dış politikada herkes Putin'in yaklaşımını destekliyor ve bunu çağdaş Rusya için tek doğru yol olarak görüyordu. İçeride ise bugün, tıpkı Komünist Parti'nin adayı Nikolai Kharitonov’un da söylediği gibi bütün ülkenin en militarist özellikler taşıyan ve tüm imkanlarını askeri cephenin hizmetine seferber eden yönlendirilmiş ekonomiye doğru yol aldığı bir dönemde kim biraz Sovyetler Birliği havası taşıyan ekonomik planlarının yeniden uygulanmasıyla ilgilenir ki?

Peki ya Devlet Başkanlığına adaylığını koyan genç isim Vladislav Davankov'un adayı olduğu Yeni İnsanlar Partisi tarafından ortaya atılan sınırlı ve biraz da liberal reformlar şu an kimin umurunda? Yoksulluk sınırının altında yaşayan (3 çocuk ve üzeri) büyük ailelerin yüzde 30'unun içinde bulundukları şartlar nasıl iyileştirilecek?

Liberal Demokrat Parti'den milliyetçi aday Leonid Slutsky, Kremlin'in ‘Rusya’ya yeni katılan bölgelere’ yardım edilmesi ve buraların ülke ekonomisine entegre edilmesi gerektiği konusunda iktidara olan desteğini açıklayan ilk isim oldu. Seçim kampanyasını da bu başlık altında yürüttü.

Putin’in bu seçimlerdeki karşısına çıkan adayların hiçbiri onun politikalarına rakip olabilecek, onların doğruluğunu zerre kadar bile sorgulayabilecek hiçbir şey sunmadılar. Hiçbiri bazen Rusları şaşırtan ya da endişelendiren zor sorular bile sormadı.

Putin’in bu seçimlerdeki rakiplerinin hiçbiri onun politikalarıyla rekabet edebilecek ya da politikalarının doğruluğunu zerre kadar sorgulatabilecek bir hipotez sunmadılar. Öyle ki hiçbiri zaman zaman Rusları dahi şaşırtan ya da endişelendiren zor sorulardan sormadı.

Bu atmosferde geçen seçim kampanyası süreci daha çok çizgileri dikkatlice çizilmiş bir dekorasyona benziyordu. Dekorasyondaki en büyük yeri de toplumun tüm kesimlerinden büyük çoğunluğunun ülkenin tüm sorunlarına çözüm bulacağına inandığı tek lider olan Putin işgal ediyordu.

Tek lider Putin

Kremlin’in ‘ülkenin kaderini belirleyici’ seçimlerden iki hafta önce Rusların önünde tercihin kimden yana olduğunu belirlemesi de tesadüf değildi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, yaptığı açıklamada, ‘mevcut Devlet Başkanına (Putin) alternatif bir isim görmediğini’ söyledi. Rusya’daki son seçimlerin ruhu ve özü buydu. Ruslar sandık başına gitme konusunda bazen tembellik yaparken ve bazen kayıtsız kalırken, eskiler yeni devlet başkanının çeyrek asır önce iktidara gelişmişini ve Rusya’nın 25 yılda nasıl değiştiğini halen dün gibi hatırlıyorlar.

dvdsvd
Dün Rusya’nın Leningrad şehrinki bir sandık merkezinde oyunu kullanan bir seçmen (EPA)

O dönemde ülke parçalanmış ve çökmüş durumda, Batı'ya bağımlılığın sıkıntılarını çekiyordu. Kafkasya'nın bazı bölgelerinde açıktan bazı bölgelerinde ise gizliden sürdürülen ayrılıkçı savaşlarla karşı karşıyaydı. Tıpkı bugün iç ve dış politikasını Kremlin kararlarından bağımsız olarak yöneten ve federal merkezin kontrolünde olan Tataristan’da olduğu gibi. Aynı durum, Kremlin'in kararlarından bağımsız politikaları olan neredeyse tüm federal bölgeler için geçerliydi. Artık topraklarındaki kaynakları kontrol ediyorlardı. Bu durum, ekonomi ve siyaset alanlarındaki kararları kontrol eden bir grup ‘para babasının’ ortaya çıkışıyla kaynakları kontrol etmeye yönelik mekanizmaları tekeline almaya çalışan yeni bir zengin sınıfının oluşmasına neden oldu.

Rus toplumu aşırı yoksullukla ve başta sağlık ve eğitim alanları olmak üzere tüm kamusal hizmetlerdeki az gelişmişlikle karşı karşıyaydı. Yönetim ise giderek daha fazla karmaşık hale geliyordu. Her yıl yaklaşık bir milyon kişi Rusya’yı terk ediyor ve ülke tam bir demografik felaketin eşiğinde görünüyordu. Burada durumun vahametini anlatmak için araştırmaların, 1990'lı yılların ortalarında yeni doğan her üç bebekten yalnızca birinin bir yaşına kadar yaşadığını gösterdiğini söylemek yeterli olacaktır.

Tüm bunlar sonunda toplumda neo-Nazi ve aşırı sağcı eğilimlerle ve sloganlarla intikam almak ve anavatanlarının saygınlığını yeniden tesis etmek isteyen gençler arasında aşırı milliyetçi hareketlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Öyle ki o dönem uluslararası düzeyde Rusya'nın hiçbir bölgesel ve küresel dosyada ciddi bir nüfuzu yoktu.

Hal böyle olunca Sovyet gizli istihbarat servisi KGB’nin eski bir ajanı olan Vladimir Putin'in adı duyulmaya başladı. Nihayet zayıf düşen yönetimin kurtarıcısı olarak iktidara gelmesi kararlaştırıldı. KGB'den gelmesi, her ne kadar ilerleyen dönemde politikalarında önemli bir rol oynamasa da güçlü lider havasının yaratılmasını sağlayan medya ve propaganda kampanyasında kullanıldı. Ne var ki Putin de korkunç işleriyle bilinen KGB’de önemli bir rol oynamadığını kabul etmişti. Ancak yaratılan bu güçlü lider havası, ülkeyi yönettiği dönemin her aşamasında ona eşlik etti.

c vcs
Putin, Kremlin'in Alexander Salonu'nda konuşma yaparken, Aralık 2021 (AFP)

Hızlıca çalışmalarına başlayan Putin, kendi yönetiminin temellerini atmaya çalıştı ve bir yıl içinde St. Petersburg Hükümeti'nde görev yaparken yanında olan ve daha sonra da yanında olmaya devam eden sadık insanlardan oluşan güçlü bir ekip kurdu. Rusya’nın tanık olduğu tüm dalgalanmalara rağmen bu insanların hiçbirinden vazgeçmedi.

Ancak Çeçenistan’daki isyanı vahşice bastıran ve kişisel temsilcilerini oraya atayarak Çeçenistan’ın tüm bölgelerinde mutlak kontrolü sağlamak için çeşitli tedbirleri hayata geçiren güçlü Devlet Başkanı Putin, eski Devlet Başkanı Boris Yeltsin’e verdiği söze uydu ve başkanlığının ilk döneminde para babalarının iktidarını devirmek için hiç acele etmedi. Rusya'yı Yeltsin’in nüfuzundan arındırmaya başlamak için birinci döneminin bitmesini (4 yıl) bekledi. O dönemde ülkenin servetini ve kaderini elinde bulunduran oligarklara, ya devletle koordineli olarak çalışabilecekleri ya da siyaset ve yönetim meseleleriyle boğuşmak zorunda kalacakları iki seçenek arasında seçim yapmaları esasına dayalı bir denklem dayatılmıştı. İkinci seçeneği seçenler kendilerini ya tıpkı Boris Berezovski ve İsrail'e ve Batı'ya sığınan bir grup zengin Yahudi iş adamı gibi kendisini sürgün edilmiş halde buldu ya da Mihail Hodorkovski ve büyük bir grup iş adamı gibi kendilerini ‘yozluk’ veya ‘hırsızlık’ gibi suçlamalarla hapishanelere atılmış halde buldu.

Geriye ise Rusya’da devletin oligarşik sınıfla ilişkisine dair yeni düzenlemeyi kabul edenler kaldı. Putin, tüm hayati öneme sahip sektörleri ve ülkenin servetini kontrol eden ve tekeline alan büyük şirketler kurarak ekonomik sektörlerle ilişkileri düzenledi ve her birinin başına kendisine yakın bir ismi yerleştirdi. Gazprom ve diğer dev petrol şirketleri, madencilik şirketleri ve çeşitli sektörleri ele geçiren birçok kurum böyle ortaya çıktı.

“Batı'dan intikam almak”

Putin, 2007 yılına gelindiğinde, ikinci döneminin sonlarına doğru Batı’ya karşı kendi içinde bir intikam operasyonu başlatmaya hazırlanıyordu. Münih Güvenlik Konferansı sırasında Batılı üst düzey isimlerin önünde yaptığı konuşma bu niyetini açıkça ortaya koyuyordu. Ardından NATO genişletilerek Rusya’nın tehdit edildiği suçlamasında bulun Putin, kendisini dünyanın ‘mutlak hakimi’ olarak gördüğünü söyleyerek ABD’yi eleştirdi. Putin, Ukrayna'ya karşı savaşı da aynı gerekçeleri kullanarak açmıştı.

dvdevd
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ARMY-2023 Forumu kapsamında katılımcılara telekonferans aracılığıyla hitap etti, Ağustos 2023 (EPA)

Yeni dönem başlamıştı. Kısa bir süreliğine başbakanlık yapan Putin, bu süre zarfında tüm ekibini yanına aldı ve Kremlin’in tüm siyasi ve ekonomik bölümlerinde kendisini temsil edecek sadık isimleri yerleştirdi. Böylece iktidarının ikinci dönemine Batı'ya karşı tam bir isyan hareketi ilan ederek başladı. Gürcistan'ın 2008 yılı yazında bazı bölgelerinin ayrılması Putin’in, Batı'nın 2014 yılında Ukrayna'ya doğru genişlemesini engelleme ve ertesi yıl da Suriye'ye müdahale etme yeteneğini test etmesi için alan sağladı.

Bu iki olay büyük bir dönüm noktası oluşturdu, çünkü öncesinde Rusya, eski ABD Başkanı Barack Obama'nın söylemekten hoşlandığı gibi ‘önemli bir bölgesel aktör değildi’. Bu ifade Kremlin'i çok kızdırıyordu. Ardından Rusya, süper güç olarak yeteneklerini ve tüm bölgesel ve uluslararası dosyalardaki nüfuzunu geri kazanmaya başladı. Kremlin, Sovyetler Birliği döneminden kalma ‘Moskova olmadan hiçbir sorunun çözümü yoktur’ ifadesinin yeniden kullanılmaya başlamasını sağladı.

Ukrayna ve üçüncü dönem

Ukrayna’ya savaş açma kararı Putin'in aldığı en tehlikeli ve zor kararlardan biri olmaya devam ediyor. Sızdırılan bilgiler ve veriler, kararın Putin tarafından çevresindeki az sayıdaki insana danışılarak alındığını gösterirken karar, Rusya’da halkın yanı sıra siyasi ve ekonomik sınıfın seçkinlerinin büyük bölümü için de sürpriz oldu.

sdcw
Cephede Rus güçlerinin mevzilerine top mermisi ateşleyen Ukraynalı askerler, (Arşiv - Ukrayna Ordusu’nun Telegram hesabı)

Kararın sonuçları Kremlin'in savaşın gidişatı için hazırladığı planlarla zaman zaman çelişkili görünse de kesin olan şu ki karar, alınması, zamanlaması ve içeriği bakımından Putin'in içerideki durumun bütünlüğüne olan güvenini ve çabalarını sekteye uğratacak herhangi bir zayıflık ya da sarsıntı hissetmeden savaşı yönetebildiğini ortaya koydu.

Gelişmeler de bunun doğruluğunu kanıtladı. Rusya’ya karşı daha önce eşi ve benzeri görülmemiş yaptırım paketleri uygulanması ve kısmen kötüleşen hayat şartları nedeniyle ekonomiyi sarsabilecek etkiler, Batı’nın beklediği gibi büyük çöküşlere yol açmadı. Rusya, aralarında finans ve iş dünyasının önde gelen isimlerinin önemli bir kısmının ve çeşitli alanlardaki parlak beyinlerin de bulunduğu yaklaşık bir milyon Rus’un ülkelerini terk ettiğine işaret eden verilere rağmen, genel durumu etkileyebilecek büyük bölünmelere tanık olmadı.

Putin, Ukrayna'nın 2023 yazında Rusya’ya karşı saldırısının başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Batılıların Ukrayna'ya askeri yardımda bulunmaya devam etme konusunda fikir ayrılığına düşmeleriyle manevra alanının genişlediğini hissetti.

Ancak Rusya Devlet Başkanı, gücüne rağmen halen birçok zorlukla karşı karşıya ve Ukrayna'da zaferden çok uzak. Rus halkının, seçkinlerinin ve ülke ekonomisinin zaman geçtikçe savaş karşısında dayanıp dayanamayacağı sorusu yanıt aramaya devam ediyor.

dscdw
Rus paralı asker grubu Wagner’in geçtiğimiz yaz başlattığı isyanının başlarında sokağa inen bir tankla resim çektiren Rostov sakinleri (AP)

Rusya’da en büyük iç zorluklardan biri Yevgeniy Prigojin liderliğindeki Wagner Grubu'nun isyanıydı. Ancak sorun hızlı bir şekilde çözüldü ve son derece stabil kalan cephede büyük bir etkiye neden olmadı. Muhalif siyasetçi Aleksey Navalny’nin hapishanede ölmesi ve ölüm nedeni ne olursa olsun Rusya’da büyük bir yankı uyandırmaması, Putin'in içerideki durumu dışarıdaki manevra alanını genişleyecek şekilde güçlendirmeyi başardığını gösterdi.

Kremlin, muhalefete tolerans göstermeyeceğini asla gizlemedi. Muhalif isimler artık ya sürgünde ya da mezarda. Ancak vatandaşların çoğunluğunun gözünde Putin, yoksulluk, yolsuzluk ve Batı'ya bağımlılık nedeniyle zayıflayan Rusya'nın ayaklar altına düşen onurunu yerden kaldıran kişi olmaya devam ediyor.

Putin'in seçimlere girerken hissettiği büyük güçle, çeyrek asır önce tükenen ve dağılan ülkenin bu büyük krizi atlattığı göz ardı edilemez. Ancak bu, Putin’in şu an çok büyük ve çok ciddi zorluklarla karşı karşıya olmadığı anlamına gelmiyor.

NATO, Putin'in çeyrek asırlık iktidarı sırasında birkaç kez genişledi. NATO güçleri, şu an Rusya sınırında konuşlanmış durumda. Rusya ile daha önce yapılan ve Rusya’nın asker ve silah konuşlandırmaması karşılığında Ukrayna ve Gürcistan'ın NATO’ya girmemesini öngören güvenlik anlaşmaları etrafında dönen tartışmalar çıkmaza girmeye başladı. Baltık Denizi'nin neredeyse Ruslara kapalı bir NATO havuzuna dönüşmesinin gelecekte tehlikeli sonuçları olacak. Bu tehlikelerin bazı işaretleri, NATO üyesi ülkelerden siyasetçilerin, NATO'nun bu bölgede izole haldeki Rus yerleşim bölgesi Kaliningrad'a kolayca saldırabileceğine dair verdikleri ipuçlarında ortaya çıktı. Ayrıca şu sıralar NATO’nun, onlarca yıl ‘tarafsızlığını’ koruduktan sonra NATO’ya katılan İsveç’in ardından artık Batı'nın yanında ve Rusya'nın karşısında oldukları düşünülen önemli yeteneklere sahip yeni NATO üyeleri Polonya’dan Finlandiya'ya kadar Avrupa ile temas halindeki tüm sınır hatlarına daha fazla güç ve silah konuşlandırılmasından bahsediliyor.

dfvedf
Fransa ve Polonya askerleri, Polonya'nın Korzeniow şehrindeki Vistül Nehri üzerinde NATO üyesi birçok ülkeden gelen askerlerle birlikte ortak askeri tatbikata katıldılar, 4 Mart 2024 (DPA)

Gürcistan, Ukrayna ve Moldova, Rusya’nın yakın çevresinde yer alan muhalifleri haline geldi. Moldova yakında savaşın Rusya’daki bazı çevreler tarafından Ukrayna'nın ayrılıkçı bölgesi Donbas’a benzetilen ayrılıkçı Pridnestrovian Moldavya Cumhuriyeti’ne (Pridnestrovie) doğru genişlediğine tanık olabilir.

Rusya ile müttefik olan diğer Sovyet cumhuriyetleri de Moskova’yı yavaş yavaş terk etmeye başladı. Ermenistan, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ne üyelik talebini dondurdu ve ayrılma tehdidinde bulunmaya başladı. Azerbaycan ise Güney Kafkasya'daki yeni durumu Türkiye ile iş birliği içinde yeniden düzenlemekle meşgul. Rusya şu an Orta Asya'da son yıllardaki en az nüfuza sahip ülke haline geldi.

Vladimir Putin başkanlığının yeni dönemine içeride büyük ölçüde uyumlu ve sağlam bir cepheyle kazandığı zaferle girerken Batı’nın tüm baskılarına rağmen güçlü silahlarını elinden bırakmıyor. Öte yandan Putin, dışarıda da kendisi gibi uzun yıllar iktidarda kalan Rus çarlarının karşı karşıya kaldıklarından daha az tehlikeli olmayan çeşitli zorluklarla karşı karşıya.



Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud- Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed görüşmesi: İç ve bölgesel gerilimi yatıştırma çabaları

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'u kabul etti (SONNA)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'u kabul etti (SONNA)
TT

Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud- Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed görüşmesi: İç ve bölgesel gerilimi yatıştırma çabaları

Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'u kabul etti (SONNA)
Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud'u kabul etti (SONNA)

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud ile Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed, yeni görüşmeler kapsamında Addis Ababa'da bir araya gelerek ekonomik bağların güçlendirilmesi, barış ve güvenlik ile bölgesel istikrar konularını ele aldı.

Somali Haber Ajansı SONNA’nın aktardığına göre Somali Cumhurbaşkanı, pazar günü bir çalışma ziyareti kapsamında Etiyopya’nın başkenti Addis Ababa’ya gitti. Burada çeşitli Etiyopyalı yetkililer tarafından karşılandı. SONNA, Hasan Şeyh Mahmud’u önceki ziyaretlerde karşılayan Abiy Ahmed'in adını bu kez anmadı.

SONNA, ziyaretin Somali ile Etiyopya arasındaki diplomatik ilişkileri ve stratejik iş birliğini güvenlik, bölgesel istikrar ve iki ülke arasındaki ortak çıkarların güçlendirilmesi başlıkları odağında pekiştirmeyi hedeflediğini belirtti.

fevfr
Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud ile Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed arasındaki görüşmelerden bir kare (SONNA)

Ziyaret, Somali'nin iç krizleri arasında gerçekleşiyor. Muhalif kanattaki Kurtuluş Konseyi, geçtiğimiz mayıs ayında anayasal görev süresinin dolmasının ardından Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud’un meşruiyetini tanımadığını ilan ederek doğrudan oylama yoluyla onlarca yılın ardından ilk kez yapılacak seçimlere ilişkin siyasi bir uzlaşıya varılana kadar 4 Haziran'dan itibaren her Perşembe Mogadişu'da haftalık protesto gösterisi düzenlenmesi çağrısında bulunmuştu. Muhalefet, Abiy Ahmed'le ilişkileri olan Gobaland ve Puntland eyaletlerinin desteğiyle bu seçim sürecine dair çekincelerini ortaya koydu.

Reuters'ın aktardığına göre Mogadişu bu ay siyasi anlaşmazlıklar nedeniyle hükümet kuvvetleri ile muhalefete bağlı silahlı gruplar arasında ateş alışverişine de sahne oldu.

Afrika ve Somali konularında uzman siyasi analist Ali Mahmud Kelni, Somali Cumhurbaşkanı'nın Etiyopya ziyaretinin ‘iç siyasi zorlukların bölgesel ilişkileri yeniden düzenleme ihtiyacıyla kesiştiği son derece hassas bir döneme denk geldiğini’ değerlendirdi. Bu durumun özellikle federal hükümet ile muhalefet güçleri ve bazı bölgesel yönetimler arasındaki anlaşmazlıkların tırmanmasıyla daha da belirginleştiğini vurguluyor.

Güvenlik tehditlerinin sürmesi ve ayrılıkçı Somaliland bölgesi dosyasıyla bağlantılı gerginliğin artmasının yanı sıra Mogadişu, Addis Ababa ile dış cepheyi sakinleştirmeye özen gösteriyor görünüyor; özellikle Addis Ababa'nın 2024 yılı başında bu bölgeyle imzaladığı mutabakat muhtırasının ardından yaşanan gerginlik sonrasında bu tutum daha da öne çıkıyor. Bu sayede Mogadişu, siyasi anlaşmazlıklar, seçimler ve federal sistemin geleceği başta olmak üzere çok daha karmaşık iç krizlerinin yönetimine dikkatini daha fazla verebilecek.

Buna karşın Addis Ababa ile yakınlaşmanın başarısının iç açılım anlamına gelmediğini vurgulayan Kelni, Somali'deki siyasi krizin köklerinin güç paylaşımı, anayasal değişiklikler ve seçim mekanizmalarına ilişkin derin görüş ayrılıklarıyla bağlantılı olduğunu, bu meselelerin herhangi bir dış mutabakatla çözülemeyeceğini belirtti.

Ziyaretin iç siyasi tabloda doğrudan bir dönüşüm yaratma ihtimalini düşük bulan Kelni, ancak bunun Somali hükümetine muhalefet ve bölgesel yönetimlerle kapsamlı bir ulusal diyalog başlatmak için daha geniş bir manevra alanı sağlayabileceğini, böylece siyasi istikrarı pekiştirip kutuplaşmayı sınırlandırabileceğini söyledi.

Abiy Ahmed ile Hasan Şeyh Mahmud, Etiyopya'ya bir yıl süren gerginlik ve kopukluğun ardından geçtiğimiz yılın ocak ayında Addis Ababa'da bir araya gelmişti. Gerginlik, Etiyopya'ya Aden Körfezi'nde Berbera Limanı'nı kullanma imkânı ve bir deniz çıkışı tanıyan, karşılığında bölgenin bağımsız bir devlet olarak tanınmasını öngören Somaliland muhtırasından kaynaklanmıştı.

Bunu karşılıklı ziyaretler izledi. Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed geçtiğimiz yılın şubat ayında Mogadişu'yu ziyaret etti, ardından Somali Cumhurbaşkanı Şeyh Mahmud, ekim ve aralık aylarında, sonra da bu yılın ocak ayında Etiyopya'yı ziyaret etti.

Kelni’ye göre iki ülkenin liderleri arasındaki karşılıklı görüşmeler, gerginliğin azaltılmasına ve siyasi iletişim kanallarının yeniden açılmasına katkı sağlasa da anlaşmazlığın nedenlerini tam olarak ortadan kaldırmıyor.

Bununla birlikte bu kazanımların, başta Etiyopya'nın denize çıkış hedefleri ve Somaliland ile imzalanan mutabakat muhtırasının geleceği olmak üzere temel meseleler askıda kaldığı sürece sınırlı kalacağı görüşünde; özellikle bu muhtıranın fiilen dondurulmuş görünmesine karşın resmi olarak iptal edilmemiş olması bu sınırlılığı pekiştiriyor.


Moskova'ya doğru fırlatılan 46 İHA önlendi

15 Mayıs 2026'da Moskova'nın merkezindeki Kremlin yakınlarında, makineli tüfekle donatılmış bir kamyonetin yanındaki Rus güvenlik görevlisi, (Reuters)
15 Mayıs 2026'da Moskova'nın merkezindeki Kremlin yakınlarında, makineli tüfekle donatılmış bir kamyonetin yanındaki Rus güvenlik görevlisi, (Reuters)
TT

Moskova'ya doğru fırlatılan 46 İHA önlendi

15 Mayıs 2026'da Moskova'nın merkezindeki Kremlin yakınlarında, makineli tüfekle donatılmış bir kamyonetin yanındaki Rus güvenlik görevlisi, (Reuters)
15 Mayıs 2026'da Moskova'nın merkezindeki Kremlin yakınlarında, makineli tüfekle donatılmış bir kamyonetin yanındaki Rus güvenlik görevlisi, (Reuters)

Moskova Belediye Başkanı, bugün erken saatlerde başkent Moskova'ya doğru fırlatılan 46 insansız hava aracının (İHA) engellendiğini duyurdu. Şu ana kadar herhangi bir can kaybı veya maddi hasar bildirilmedi.

Telegram üzerinden peş peşe mesajlar paylaşan Sergey Sobyanin, hava savunma sistemlerinin şehre yönelen dokuz ayrı İHA dalgasını etkisiz hale getirdiğini belirtti. Sobyanin, İHA enkazlarının düştüğü bölgelere kurtarma ekiplerinin sevk edildiğini ifade etti, ancak detaylı bilgi vermedi.

Ukrayna, son aylarda Rusya topraklarına, zaman zaman sınırdan oldukça uzak bölgelere düzenlediği saldırıları yoğunlaştırdı. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre özellikle enerji kaynaklarını ve ulaşım altyapısını hedef alan bu saldırılar, Rusya'nın Şubat 2022'de başlattığı saldırılarını finanse etme kapasitesini zayıflatmayı amaçlıyor. Rusya ise Ukrayna'ya yönelik bombardımanlarını neredeyse günlük olarak sürdürüyor.


Azınlıklar, BM’de “kültürel silinmeyi” amaçlayan yeni bir Çin yasası konusunda uyardı

Tibet'in manevi lideri Dalai Lama (Reuters)
Tibet'in manevi lideri Dalai Lama (Reuters)
TT

Azınlıklar, BM’de “kültürel silinmeyi” amaçlayan yeni bir Çin yasası konusunda uyardı

Tibet'in manevi lideri Dalai Lama (Reuters)
Tibet'in manevi lideri Dalai Lama (Reuters)

Tibet halkını ve Uygur azınlığını temsil edenler, Birleşmiş Milletler’in (BM) geçtiğimiz hafta düzenlediği bir toplantıda, azınlıkları yok etmeyi amaçladığını söyledikleri yeni bir yasanın iptal edilmesi için Çin'e uluslararası baskı uygulanması çağrısında bulundu.

Yarın yürürlüğe girmesi beklenen ‘Etnik Birlik ve İlerlemenin Pekiştirilmesi Yasası’, etnik gruplar arasında ‘ortak’ bir ulusal kimlik oluşturmayı ve Çin toplumunda ‘uyumun pekiştirilmesini’ amaçlıyor.

İnsan hakları savunucuları ise yetkilileri, yasayı ‘ülke nüfusunu çoğunluğunu oluşturan Hanlar ile zorla bütünleşmeyi hedefleyen uzun süredir uygulanan politikaların sürdürülmesi için Pekin'e hukuki kılıf sağlamak amacıyla çıkarmakla’ suçluyor.

Yasa, ‘şiddet içeren terör faaliyetleri, etnik ayrılıkçı faaliyetler veya dini aşırılık faaliyetlerine’ katılımı suç sayıyor.

BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, bu ayın başlarında Cenevre'deki BM İnsan Hakları Konseyi'nde yaptığı konuşmada yasanın iptal edilmesi çağrısında bulunarak yasanın ‘dil, eğitim, dini ve kültürel uygulama, ifade ve toplanma özgürlüklerine yönelik kısıtlamaları derinleştirme’ riski taşıdığı uyarısında bulunmuştu.

Konseyin cuma günü düzenlediği yan etkinlikte Tibet halkını ve Uygur azınlığını temsil edenler, kültürel, dini ve dilsel kimliklerinin nasıl suç sayıldığına dair açıklamalarda bulundu.

Dalai Lama'nın ve Orta ile Doğu Avrupa'daki Tibet Merkezi İdaresi'nin temsilcisi Thinlay Chukki, etkinlikte yaptığı konuşmada bu yasa uyarınca Tibetlilerin ‘artık yasal olarak var olmalarına izin verilmediğini’ söyleyerek bunun bir halkın maruz kaldığı ‘kültürel soykırım’ olduğu uyarısında bulundu.

Fransız Haber Ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada Chukki, yasanın ‘Tibetlileri kimlik, kültür ve dil olarak silmeye yönelik bir mevzuat’ niteliği taşıdığını belirtti.

Kimlik, kültür ve dil

Çin, sınırları içinde yüzlerce dil ve lehçe konuşan 55 etnik azınlığı resmi olarak tanıyor. Bununla birlikte hükümet politikaları, Tibet dahil azınlık nüfusunun yoğun olduğu bazı bölgelerde Mandarin Çincesinin eğitim dili olarak benimsenmesi konusunda girişimlerde bulundu.

Chukki, yasanın aslen Tibetli çocukların yatılı okullara zorla gönderilmesini öngören mevcut sistemi yasal bir kılıfa kavuşturduğuna işaret ederek bu çocukların ‘Mandarin dilini ve Han Çin kültürünü öğrenmeye zorlandığını’ belirtti.

Aktivistler, benzer bir yatılı okul sisteminin Müslüman çoğunluklu Uygur azınlığını hedef aldığı ve BM'nin insanlığa karşı suçlar işlenmiş olabileceği uyarısında bulunduğu Şincan bölgesinde de mevcut olduğunu söylüyorlar. Ancak Çin, bu iddiaları kesin biçimde reddediyor.

Dünya Uygur Kongresi Başkan Yardımcısı Zumretay Arkin, Pekin'in ‘kimliklerini zayıflatmaya ve nesiller arası bağları koparmaya’ çalıştığını söyledi. Arkin, yeni yasanın ‘Uygurların kimliğini, mirasını ve dinini tamamen ortadan kaldıracağı ve halkı Çin (Han) kimliğini benimsemeye zorlayacağı’ uyarısında bulundu.

Cuma günkü oturumda katılımcılar arasında bulunan Çinli bir temsilci yasayı savunarak ‘insan haklarını Çin'in itibarını sürekli zedelemek için siyasi bir araç olarak kullanan ülke ve kuruluşlara’ yüklendi.

Tibet ve Uygur temsilciler, diğer diplomatları ve BM'yi yasanın iptal edilmesi için Çin'e baskı uygulamaya çağırarak özellikle yurt dışındaki kişi ve kuruluşları yeni yasanın ihlalinden hukuki sorumlu tutabilecek bir maddeye dikkati çektiler.