Kremlin'de çeyrek yüzyıl: İçeride tek vücut bir halk ve dışarıda ülkenin etrafını saran ‘düşmanlar’

Rusya’da devlet başkanlığı seçimleri sırasında Moskova'daki bir sandık merkezinde oy kullananlar seçmenler, 15 Mart 2024 (AFP)
Rusya’da devlet başkanlığı seçimleri sırasında Moskova'daki bir sandık merkezinde oy kullananlar seçmenler, 15 Mart 2024 (AFP)
TT

Kremlin'de çeyrek yüzyıl: İçeride tek vücut bir halk ve dışarıda ülkenin etrafını saran ‘düşmanlar’

Rusya’da devlet başkanlığı seçimleri sırasında Moskova'daki bir sandık merkezinde oy kullananlar seçmenler, 15 Mart 2024 (AFP)
Rusya’da devlet başkanlığı seçimleri sırasında Moskova'daki bir sandık merkezinde oy kullananlar seçmenler, 15 Mart 2024 (AFP)

Rusya'da pazar akşamı devlet başkanlığı seçiminde sandıkların kapanmasıyla birlikte Ruslar, ön sonuçların resmi olarak açıklanmasını beklemeye başladılar. Büyük zaferi bozabilecek hiçbir sürpriz beklenmiyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in, seçim öncesi anket sonuçlarının da gösterdiği üzere ülkenin yarısının konsensüsüyle başkanlığının yeni bir dönemine başlaması ve en az 2030 yılına kadar Kremlin'deki başkanlık koltuğunda oturmaya devam edeceğinin onaylanması bekleniyor. Böylece Putin de ülkenin çeşitli dalgalanmalara ve iniş-çıkışlara sahne olduğu, içeriden ve dışarıdan en karmaşık zorluklarla karşı karşıya kaldığı uzun yıllar boyu Kremlin’de kalmaya devam eden Rus liderler ve çarlar arasına girecek. Aynı zamanda ilk kez 1999 yılında iktidara gelen Putin, 18’inci yüzyılda Çariçe 2. Katerina’nın saltanatından bu yana tahtta en uzun süre kalan isim olacak.

'Sakin geçen' seçimler

Seçim süreci, rekabetin olmadığı bir ortamda, ülkenin içinde bulunduğu zorluklarla orantısız olarak sakin geçti. Bununla birlikte seçimler, toplumun başkana ve onun başta iki yıl önce Ukrayna'ya karşı başlatılan savaş olmak üzere aldığı önemli kararlarına desteğini gösteren güçlü siyasi ve medya kampanyalarına sahne oldu.

Bazı sandık merkezlerinde, sandıklara yeşil boya dökülmesi ya da oy verme işlemleri sırasında tartışma çıkarılması gibi düzenlenen az sayıdaki protesto gösterisi bile ne toplumda geniş yankı uyandırdı ne de tepki çekti. Seçim, Kremlin'in muhalefet kanadının ötekileştirilmesi ve halk üzerindeki etkisinin zayıflığı üzerine oynağı bahsi kazandığını bir kez daha kanıtladı. Rus muhalif siyasetçi Aleksey Navalny’nin hapishanede ölmesinden iki hafta önce destekçilerine yaptığı, sandık merkezlerini toplanma alanlarına dönüştürme çağrıları da fazla ilgi görmedi.

defvfe
Devlet Başkanı adayı Leonid Slutsky, dün basın mensuplarına konuşurken (EPA)

Sokakta ise ülkenin öyle çok önemli bir dönemden geçtiğine dair herhangi özel bir görüntü yok. Putin'in dev posterlerinin asılı olduğu az sayıdaki yer dışında, seçim propagandası için pankartlar ve adayların resimleri da yok.

Putin'e rakip üç adayın seçim kampanyası ekipleri dahi bunun olacağını tahmin ediyordu. Bu yüzden Putin'in çeyrek yüzyıldır ortaya koyduğu kendinden emin ve kanıtlanmış çözümlerden farklı yenilikçi çözümler ya da vizyonlar sunabileceğini öne süren bir seçim propagandası yapılmadı.

Adayların siyasi söylemlerinde farklılık olup olmadığı anlaşılmıyordu bile. Dış politikada herkes Putin'in yaklaşımını destekliyor ve bunu çağdaş Rusya için tek doğru yol olarak görüyordu. İçeride ise bugün, tıpkı Komünist Parti'nin adayı Nikolai Kharitonov’un da söylediği gibi bütün ülkenin en militarist özellikler taşıyan ve tüm imkanlarını askeri cephenin hizmetine seferber eden yönlendirilmiş ekonomiye doğru yol aldığı bir dönemde kim biraz Sovyetler Birliği havası taşıyan ekonomik planlarının yeniden uygulanmasıyla ilgilenir ki?

Peki ya Devlet Başkanlığına adaylığını koyan genç isim Vladislav Davankov'un adayı olduğu Yeni İnsanlar Partisi tarafından ortaya atılan sınırlı ve biraz da liberal reformlar şu an kimin umurunda? Yoksulluk sınırının altında yaşayan (3 çocuk ve üzeri) büyük ailelerin yüzde 30'unun içinde bulundukları şartlar nasıl iyileştirilecek?

Liberal Demokrat Parti'den milliyetçi aday Leonid Slutsky, Kremlin'in ‘Rusya’ya yeni katılan bölgelere’ yardım edilmesi ve buraların ülke ekonomisine entegre edilmesi gerektiği konusunda iktidara olan desteğini açıklayan ilk isim oldu. Seçim kampanyasını da bu başlık altında yürüttü.

Putin’in bu seçimlerdeki karşısına çıkan adayların hiçbiri onun politikalarına rakip olabilecek, onların doğruluğunu zerre kadar bile sorgulayabilecek hiçbir şey sunmadılar. Hiçbiri bazen Rusları şaşırtan ya da endişelendiren zor sorular bile sormadı.

Putin’in bu seçimlerdeki rakiplerinin hiçbiri onun politikalarıyla rekabet edebilecek ya da politikalarının doğruluğunu zerre kadar sorgulatabilecek bir hipotez sunmadılar. Öyle ki hiçbiri zaman zaman Rusları dahi şaşırtan ya da endişelendiren zor sorulardan sormadı.

Bu atmosferde geçen seçim kampanyası süreci daha çok çizgileri dikkatlice çizilmiş bir dekorasyona benziyordu. Dekorasyondaki en büyük yeri de toplumun tüm kesimlerinden büyük çoğunluğunun ülkenin tüm sorunlarına çözüm bulacağına inandığı tek lider olan Putin işgal ediyordu.

Tek lider Putin

Kremlin’in ‘ülkenin kaderini belirleyici’ seçimlerden iki hafta önce Rusların önünde tercihin kimden yana olduğunu belirlemesi de tesadüf değildi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, yaptığı açıklamada, ‘mevcut Devlet Başkanına (Putin) alternatif bir isim görmediğini’ söyledi. Rusya’daki son seçimlerin ruhu ve özü buydu. Ruslar sandık başına gitme konusunda bazen tembellik yaparken ve bazen kayıtsız kalırken, eskiler yeni devlet başkanının çeyrek asır önce iktidara gelişmişini ve Rusya’nın 25 yılda nasıl değiştiğini halen dün gibi hatırlıyorlar.

dvdsvd
Dün Rusya’nın Leningrad şehrinki bir sandık merkezinde oyunu kullanan bir seçmen (EPA)

O dönemde ülke parçalanmış ve çökmüş durumda, Batı'ya bağımlılığın sıkıntılarını çekiyordu. Kafkasya'nın bazı bölgelerinde açıktan bazı bölgelerinde ise gizliden sürdürülen ayrılıkçı savaşlarla karşı karşıyaydı. Tıpkı bugün iç ve dış politikasını Kremlin kararlarından bağımsız olarak yöneten ve federal merkezin kontrolünde olan Tataristan’da olduğu gibi. Aynı durum, Kremlin'in kararlarından bağımsız politikaları olan neredeyse tüm federal bölgeler için geçerliydi. Artık topraklarındaki kaynakları kontrol ediyorlardı. Bu durum, ekonomi ve siyaset alanlarındaki kararları kontrol eden bir grup ‘para babasının’ ortaya çıkışıyla kaynakları kontrol etmeye yönelik mekanizmaları tekeline almaya çalışan yeni bir zengin sınıfının oluşmasına neden oldu.

Rus toplumu aşırı yoksullukla ve başta sağlık ve eğitim alanları olmak üzere tüm kamusal hizmetlerdeki az gelişmişlikle karşı karşıyaydı. Yönetim ise giderek daha fazla karmaşık hale geliyordu. Her yıl yaklaşık bir milyon kişi Rusya’yı terk ediyor ve ülke tam bir demografik felaketin eşiğinde görünüyordu. Burada durumun vahametini anlatmak için araştırmaların, 1990'lı yılların ortalarında yeni doğan her üç bebekten yalnızca birinin bir yaşına kadar yaşadığını gösterdiğini söylemek yeterli olacaktır.

Tüm bunlar sonunda toplumda neo-Nazi ve aşırı sağcı eğilimlerle ve sloganlarla intikam almak ve anavatanlarının saygınlığını yeniden tesis etmek isteyen gençler arasında aşırı milliyetçi hareketlerin ortaya çıkmasına neden oldu. Öyle ki o dönem uluslararası düzeyde Rusya'nın hiçbir bölgesel ve küresel dosyada ciddi bir nüfuzu yoktu.

Hal böyle olunca Sovyet gizli istihbarat servisi KGB’nin eski bir ajanı olan Vladimir Putin'in adı duyulmaya başladı. Nihayet zayıf düşen yönetimin kurtarıcısı olarak iktidara gelmesi kararlaştırıldı. KGB'den gelmesi, her ne kadar ilerleyen dönemde politikalarında önemli bir rol oynamasa da güçlü lider havasının yaratılmasını sağlayan medya ve propaganda kampanyasında kullanıldı. Ne var ki Putin de korkunç işleriyle bilinen KGB’de önemli bir rol oynamadığını kabul etmişti. Ancak yaratılan bu güçlü lider havası, ülkeyi yönettiği dönemin her aşamasında ona eşlik etti.

c vcs
Putin, Kremlin'in Alexander Salonu'nda konuşma yaparken, Aralık 2021 (AFP)

Hızlıca çalışmalarına başlayan Putin, kendi yönetiminin temellerini atmaya çalıştı ve bir yıl içinde St. Petersburg Hükümeti'nde görev yaparken yanında olan ve daha sonra da yanında olmaya devam eden sadık insanlardan oluşan güçlü bir ekip kurdu. Rusya’nın tanık olduğu tüm dalgalanmalara rağmen bu insanların hiçbirinden vazgeçmedi.

Ancak Çeçenistan’daki isyanı vahşice bastıran ve kişisel temsilcilerini oraya atayarak Çeçenistan’ın tüm bölgelerinde mutlak kontrolü sağlamak için çeşitli tedbirleri hayata geçiren güçlü Devlet Başkanı Putin, eski Devlet Başkanı Boris Yeltsin’e verdiği söze uydu ve başkanlığının ilk döneminde para babalarının iktidarını devirmek için hiç acele etmedi. Rusya'yı Yeltsin’in nüfuzundan arındırmaya başlamak için birinci döneminin bitmesini (4 yıl) bekledi. O dönemde ülkenin servetini ve kaderini elinde bulunduran oligarklara, ya devletle koordineli olarak çalışabilecekleri ya da siyaset ve yönetim meseleleriyle boğuşmak zorunda kalacakları iki seçenek arasında seçim yapmaları esasına dayalı bir denklem dayatılmıştı. İkinci seçeneği seçenler kendilerini ya tıpkı Boris Berezovski ve İsrail'e ve Batı'ya sığınan bir grup zengin Yahudi iş adamı gibi kendisini sürgün edilmiş halde buldu ya da Mihail Hodorkovski ve büyük bir grup iş adamı gibi kendilerini ‘yozluk’ veya ‘hırsızlık’ gibi suçlamalarla hapishanelere atılmış halde buldu.

Geriye ise Rusya’da devletin oligarşik sınıfla ilişkisine dair yeni düzenlemeyi kabul edenler kaldı. Putin, tüm hayati öneme sahip sektörleri ve ülkenin servetini kontrol eden ve tekeline alan büyük şirketler kurarak ekonomik sektörlerle ilişkileri düzenledi ve her birinin başına kendisine yakın bir ismi yerleştirdi. Gazprom ve diğer dev petrol şirketleri, madencilik şirketleri ve çeşitli sektörleri ele geçiren birçok kurum böyle ortaya çıktı.

“Batı'dan intikam almak”

Putin, 2007 yılına gelindiğinde, ikinci döneminin sonlarına doğru Batı’ya karşı kendi içinde bir intikam operasyonu başlatmaya hazırlanıyordu. Münih Güvenlik Konferansı sırasında Batılı üst düzey isimlerin önünde yaptığı konuşma bu niyetini açıkça ortaya koyuyordu. Ardından NATO genişletilerek Rusya’nın tehdit edildiği suçlamasında bulun Putin, kendisini dünyanın ‘mutlak hakimi’ olarak gördüğünü söyleyerek ABD’yi eleştirdi. Putin, Ukrayna'ya karşı savaşı da aynı gerekçeleri kullanarak açmıştı.

dvdevd
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, ARMY-2023 Forumu kapsamında katılımcılara telekonferans aracılığıyla hitap etti, Ağustos 2023 (EPA)

Yeni dönem başlamıştı. Kısa bir süreliğine başbakanlık yapan Putin, bu süre zarfında tüm ekibini yanına aldı ve Kremlin’in tüm siyasi ve ekonomik bölümlerinde kendisini temsil edecek sadık isimleri yerleştirdi. Böylece iktidarının ikinci dönemine Batı'ya karşı tam bir isyan hareketi ilan ederek başladı. Gürcistan'ın 2008 yılı yazında bazı bölgelerinin ayrılması Putin’in, Batı'nın 2014 yılında Ukrayna'ya doğru genişlemesini engelleme ve ertesi yıl da Suriye'ye müdahale etme yeteneğini test etmesi için alan sağladı.

Bu iki olay büyük bir dönüm noktası oluşturdu, çünkü öncesinde Rusya, eski ABD Başkanı Barack Obama'nın söylemekten hoşlandığı gibi ‘önemli bir bölgesel aktör değildi’. Bu ifade Kremlin'i çok kızdırıyordu. Ardından Rusya, süper güç olarak yeteneklerini ve tüm bölgesel ve uluslararası dosyalardaki nüfuzunu geri kazanmaya başladı. Kremlin, Sovyetler Birliği döneminden kalma ‘Moskova olmadan hiçbir sorunun çözümü yoktur’ ifadesinin yeniden kullanılmaya başlamasını sağladı.

Ukrayna ve üçüncü dönem

Ukrayna’ya savaş açma kararı Putin'in aldığı en tehlikeli ve zor kararlardan biri olmaya devam ediyor. Sızdırılan bilgiler ve veriler, kararın Putin tarafından çevresindeki az sayıdaki insana danışılarak alındığını gösterirken karar, Rusya’da halkın yanı sıra siyasi ve ekonomik sınıfın seçkinlerinin büyük bölümü için de sürpriz oldu.

sdcw
Cephede Rus güçlerinin mevzilerine top mermisi ateşleyen Ukraynalı askerler, (Arşiv - Ukrayna Ordusu’nun Telegram hesabı)

Kararın sonuçları Kremlin'in savaşın gidişatı için hazırladığı planlarla zaman zaman çelişkili görünse de kesin olan şu ki karar, alınması, zamanlaması ve içeriği bakımından Putin'in içerideki durumun bütünlüğüne olan güvenini ve çabalarını sekteye uğratacak herhangi bir zayıflık ya da sarsıntı hissetmeden savaşı yönetebildiğini ortaya koydu.

Gelişmeler de bunun doğruluğunu kanıtladı. Rusya’ya karşı daha önce eşi ve benzeri görülmemiş yaptırım paketleri uygulanması ve kısmen kötüleşen hayat şartları nedeniyle ekonomiyi sarsabilecek etkiler, Batı’nın beklediği gibi büyük çöküşlere yol açmadı. Rusya, aralarında finans ve iş dünyasının önde gelen isimlerinin önemli bir kısmının ve çeşitli alanlardaki parlak beyinlerin de bulunduğu yaklaşık bir milyon Rus’un ülkelerini terk ettiğine işaret eden verilere rağmen, genel durumu etkileyebilecek büyük bölünmelere tanık olmadı.

Putin, Ukrayna'nın 2023 yazında Rusya’ya karşı saldırısının başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından Batılıların Ukrayna'ya askeri yardımda bulunmaya devam etme konusunda fikir ayrılığına düşmeleriyle manevra alanının genişlediğini hissetti.

Ancak Rusya Devlet Başkanı, gücüne rağmen halen birçok zorlukla karşı karşıya ve Ukrayna'da zaferden çok uzak. Rus halkının, seçkinlerinin ve ülke ekonomisinin zaman geçtikçe savaş karşısında dayanıp dayanamayacağı sorusu yanıt aramaya devam ediyor.

dscdw
Rus paralı asker grubu Wagner’in geçtiğimiz yaz başlattığı isyanının başlarında sokağa inen bir tankla resim çektiren Rostov sakinleri (AP)

Rusya’da en büyük iç zorluklardan biri Yevgeniy Prigojin liderliğindeki Wagner Grubu'nun isyanıydı. Ancak sorun hızlı bir şekilde çözüldü ve son derece stabil kalan cephede büyük bir etkiye neden olmadı. Muhalif siyasetçi Aleksey Navalny’nin hapishanede ölmesi ve ölüm nedeni ne olursa olsun Rusya’da büyük bir yankı uyandırmaması, Putin'in içerideki durumu dışarıdaki manevra alanını genişleyecek şekilde güçlendirmeyi başardığını gösterdi.

Kremlin, muhalefete tolerans göstermeyeceğini asla gizlemedi. Muhalif isimler artık ya sürgünde ya da mezarda. Ancak vatandaşların çoğunluğunun gözünde Putin, yoksulluk, yolsuzluk ve Batı'ya bağımlılık nedeniyle zayıflayan Rusya'nın ayaklar altına düşen onurunu yerden kaldıran kişi olmaya devam ediyor.

Putin'in seçimlere girerken hissettiği büyük güçle, çeyrek asır önce tükenen ve dağılan ülkenin bu büyük krizi atlattığı göz ardı edilemez. Ancak bu, Putin’in şu an çok büyük ve çok ciddi zorluklarla karşı karşıya olmadığı anlamına gelmiyor.

NATO, Putin'in çeyrek asırlık iktidarı sırasında birkaç kez genişledi. NATO güçleri, şu an Rusya sınırında konuşlanmış durumda. Rusya ile daha önce yapılan ve Rusya’nın asker ve silah konuşlandırmaması karşılığında Ukrayna ve Gürcistan'ın NATO’ya girmemesini öngören güvenlik anlaşmaları etrafında dönen tartışmalar çıkmaza girmeye başladı. Baltık Denizi'nin neredeyse Ruslara kapalı bir NATO havuzuna dönüşmesinin gelecekte tehlikeli sonuçları olacak. Bu tehlikelerin bazı işaretleri, NATO üyesi ülkelerden siyasetçilerin, NATO'nun bu bölgede izole haldeki Rus yerleşim bölgesi Kaliningrad'a kolayca saldırabileceğine dair verdikleri ipuçlarında ortaya çıktı. Ayrıca şu sıralar NATO’nun, onlarca yıl ‘tarafsızlığını’ koruduktan sonra NATO’ya katılan İsveç’in ardından artık Batı'nın yanında ve Rusya'nın karşısında oldukları düşünülen önemli yeteneklere sahip yeni NATO üyeleri Polonya’dan Finlandiya'ya kadar Avrupa ile temas halindeki tüm sınır hatlarına daha fazla güç ve silah konuşlandırılmasından bahsediliyor.

dfvedf
Fransa ve Polonya askerleri, Polonya'nın Korzeniow şehrindeki Vistül Nehri üzerinde NATO üyesi birçok ülkeden gelen askerlerle birlikte ortak askeri tatbikata katıldılar, 4 Mart 2024 (DPA)

Gürcistan, Ukrayna ve Moldova, Rusya’nın yakın çevresinde yer alan muhalifleri haline geldi. Moldova yakında savaşın Rusya’daki bazı çevreler tarafından Ukrayna'nın ayrılıkçı bölgesi Donbas’a benzetilen ayrılıkçı Pridnestrovian Moldavya Cumhuriyeti’ne (Pridnestrovie) doğru genişlediğine tanık olabilir.

Rusya ile müttefik olan diğer Sovyet cumhuriyetleri de Moskova’yı yavaş yavaş terk etmeye başladı. Ermenistan, Kolektif Güvenlik Antlaşması Örgütü’ne üyelik talebini dondurdu ve ayrılma tehdidinde bulunmaya başladı. Azerbaycan ise Güney Kafkasya'daki yeni durumu Türkiye ile iş birliği içinde yeniden düzenlemekle meşgul. Rusya şu an Orta Asya'da son yıllardaki en az nüfuza sahip ülke haline geldi.

Vladimir Putin başkanlığının yeni dönemine içeride büyük ölçüde uyumlu ve sağlam bir cepheyle kazandığı zaferle girerken Batı’nın tüm baskılarına rağmen güçlü silahlarını elinden bırakmıyor. Öte yandan Putin, dışarıda da kendisi gibi uzun yıllar iktidarda kalan Rus çarlarının karşı karşıya kaldıklarından daha az tehlikeli olmayan çeşitli zorluklarla karşı karşıya.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.