Siyahiler ve Latinler nasıl Trump'ın kozu, Biden'ın kâbusu haline geldi?

Mevcut başkandan duyulan memnuniyetsizlik ve eski başkanın politikalarından faydalanmak savaşın sonucunu belirleyebilir.

ABD Başkanı Joe Biden ve rakibi Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden ve rakibi Donald Trump (AFP)
TT

Siyahiler ve Latinler nasıl Trump'ın kozu, Biden'ın kâbusu haline geldi?

ABD Başkanı Joe Biden ve rakibi Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden ve rakibi Donald Trump (AFP)

Tarık eş-Şami

Joe Biden ve Donald Trump, ABD'de 1892'den bu yana görevdeki bir başkan ile eski bir başkan arasında yapılacak ilk seçimde karşı karşıya gelmeye hazırlanırken, bu süreçte Trump için cesaretlendirici, rakibi için ise endişe verici işaretler görülüyor. Biden'ın tüm seçim kampanyası boyunca Trump'a tercih edildiği 2020'nin aksine, bu kez özellikle Trump'ın politikalarından Biden'a kıyasla kişisel olarak yararlandıklarına inanan siyahi ve Latin seçmenler Biden’ın yolunu zorlaştırıyor. Peki bu ne anlama geliyor ve bu değişimin nedeni nedir?

Güneş kadar parlak

Eğer ABD başkanlık seçimleri bugün yapılsaydı, sonuç eski Başkan Donald Trump'ın lehine olacaktı. Son birkaç hafta içinde The New York Times ile Siena College, CBS News ile YouGov, Fox News ve The Wall Street Journal tarafından yayınlanan ve Trump'a rakibi karşısında iki ila dört puan arasında bir fark veren tüm anketler güneş kadar parlak bir gerçeği gözler önüne seriyor.

Her ne kadar bu sonuçlar resmi olarak kamuoyu yoklamalarında hata payı dahilinde olsa da genel seçimlerde rakibi karşısında kendisini son 75 yılda Beyaz Saray'da oturan herhangi bir başkandan daha kötü bir konumda bulan Biden için kasvetli bir tablo çiziyor. Zira son anketler Biden'ın 2020'deki başarısının ardında yatan tabanını, salıncak eyaletlerde küçük bir farkla kaybetmeye başladığını gösteriyor.

New York Times ve Siena College tarafından kısa süre önce yapılan bir anket, siyahi Amerikalıların eski başkana desteğinin yüzde 23'e yükseldiğini ve Trump'ın Latin kökenliler arasında Biden'a karşı yüzde 46'ya yüzde 40'lık doğrudan bir üstünlüğü olduğunu gösterdi.

Siyahiler ve Latinler

Siyahiler ve Latinler için yapılan anket sonuçları sadece ulusal düzeyde değil, aynı zamanda Seçiciler Kurulu oylamasının galibini belirleyen savaş alanı olarak adlandırılan eyaletlerde de endişe yaratıyor.

Kasım ayında New York Times ve Siena College'in Arizona, Georgia, Michigan, Nevada, Pensilvanya ve Wisconsin olmak üzere altı eyalette yaptıkları anket sonuçları, siyahilerin yüzde 22'sinin, Latinlerin ise yüzde 42'sinin Trump'a oy vereceğini ortaya koydu.

Pew Araştırma Merkezi’ne göre bu eğilimler devam ederse sonuçlar, 2020'deki başarısının temelini siyahi ve Latin oyları oluşturan Biden için felaket olacak. Çünkü Biden, Trump'ın yüzde 8'ine karşılık siyahilerin yüzde 92'sinin ve Trump'ın yüzde 38'ine karşılık Latin oylarının yüzde 59'unu kazandı.

Ekonomik faktörler

ABD'deki liberal medya ve basın, Barack Obama'nın doğum belgesi hakkında komplo teorileri yayan, Meksika vatandaşlarını kötüleyen ve eski Ulaştırma Bakanı Elaine Chao ile Asyalı olduğu için alay eden bir ırkçı olarak tanımladıkları Trump'ı beyaz olmayanların neden desteklediğini anlayamıyor gibi görünse de durum o kadar da karmaşık değil.

Veriler, siyahi ve Latin Amerikalıların yarısından fazlasının mevcut ekonomik koşulları kötü olarak değerlendirdiğini gösterirken, siyahilerin yüzde 26'sı ve Latin Amerikalıların yüzde 37'si Trump'a oy vereceklerini çünkü politikalarının kişisel olarak kendilerine fayda sağladığını belirtiyor.

xsdv fbrt
Biden ve Trump arasındaki ABD seçim kampanyası faaliyetleri (AFP)

Wall Street Journal'a göre Kovid-19 salgınından önce, çoğu siyahi ve Latin kökenli on milyonlarca işçi sınıfı seçmen düşük enflasyon, düşük işsizlik ve artan ücretlerin tadını çıkarıyordu. Azınlıkların daha büyük bir paya sahip olduğu en düşük gelir dilimindeki ABD’lilerin haftalık ücreti, Barack Obama döneminde çeyrek başına ortalama 88 sentlik ücret artışına kıyasla, Trump'ın başkanlığının ilk üç yılında çeyrek başına 4,24 dolar arttı.

Azınlık çatışması

Trump'ın siyahi ve Latin azınlıklar arasındaki gücünün son yirmi yılda hiçbir Cumhuriyetçi başkan adayında görülmeyen bir düzeye ulaşması, Demokratları son yıllarda kazanmak için güvendikleri Latin seçmenlerin büyük çoğunluğunu korumak için savunmaya geçmeye sevk etti. Bu durum, 2024 seçimlerinin çarpıcı gerçeğini gözler önüne seriyor. Beyaz Saray ve ABD Kongresi için mücadele, ırksal olarak farklı eyaletlere kayarken, her iki partinin de siyahi, Asyalı ve Latin seçmenleri içeren koalisyonlara güvenmesi gerektiğinden, hiçbir parti tek başına beyaz seçmenleri kazanamaz.

Bu önem artışının nedeni, Latin kökenli seçmenlerin bu yıl tüm seçmenlerin tahminen yüzde 15'ini oluşturmasıdır. Latin kökenli seçmenler, ABD Temsilciler Meclisi'nin kontrolünü belirlemeye aday birçok kararsız bölgenin bulunduğu Kaliforniya'daki seçmenlerin yüzde 33'ünü oluşturuyor. Bu durum, Latinlerin neredeyse her dört seçmenden birini oluşturduğu Arizona ve Nevada gibi salıncak eyaletlerde de yankı buluyor ve onları hem başkanlık hem de Senato'daki güç dengesini değiştirebilecek bir konuma getiriyor.

Başkan Biden 2020'de Arizona, Georgia ve Nevada'da Trump'a karşı kazandığı zaferlerde bu etnik azınlıklara büyük ölçüde güvendiyse de bu yıl iki parti arasındaki büyük savaş, her iki partinin de çok sayıda Latin seçmeni kendilerine oy vermeye ikna etmek için büyük yatırımlar yaptığı aynı eyaletlerde yaşanacak.

ABD genelinde, hiçbir aday Latin seçmenlerin son 20 yıldaki patlayıcı büyümesini görmezden gelemez. 2020'ye göre yaklaşık dört milyon, 2008'e göre ise iki kattan fazla bir artışla bu yıl 36 milyon Latin seçmenin oy kullanma hakkına sahip olduğu tahmin ediliyor.

Dönüşümün nedenleri

Latinler her ne kadar Demokratlara daha fazla oy verme eğiliminde olsalar da birçoğunun her iki partiye de bağlılığı zayıf. Örneğin 2004 yılında her 10 Latin seçmenden dördü George W. Bush'u seçerek Latinlerin Cumhuriyetçi bir başkan adayına verdiği en büyük desteği gösterdi. Ancak sadece dört yıl sonra Demokratlara verilen destek iki katına çıktı ve 2008 yılında Latin seçmenlerin yaklaşık yüzde 70'i Cumhuriyetçi Senatör John McCain yerine Barack Obama'yı seçti. 2012 ve 2016'da Cumhuriyetçi adaylar Mitt Romney ve Donald Trump'ın her biri başkanlık seçimlerinde Latin oylarının yüzde 29'unu aldı. Ancak bu oran 2020'de yüzde 37'ye yükseldi ve 2022 ara seçimlerinde Cumhuriyetçilere Latin desteği azaldı.

Ancak 2020'den bu yana Cumhuriyetçiler, Latinlere yönelik desteklerini artırdı ve özellikle Florida, Teksas ve New Mexico'nun bazı bölgelerinde daha fazla ilgi çekti. Adaylar seçmenlerle sık sık İspanyolca iletişim kurdular.

Trump, Latin Amerikalı göçmenler de dahil olmak üzere tüm göçmenler hakkında seçimi kazanması halinde kitlesel sınır dışı etme politikaları uygulayacağını vaat ederek kışkırtıcı söylemlerde bulunmuştu. Ancak anketler birçok Latin kökenli seçmenin kendilerini Trump'ın yorumlarının hedefi olarak görmediğini, onun sınırda bir baskıdan bahsetmesini memnuniyetle karşıladıklarını ve bunun iş sahiplerine ve ekonomiye yardımcı olacağını düşündüklerini ortaya koydu.

Biden'dan duyulan memnuniyetsizlik

Bazı anketler Latin seçmenlerin Demokratlara bakışının olumlu olduğunu ve Pew Araştırma Merkezi'nin bir anketine göre yaklaşık yüzde 80'inin Demokrat Parti'nin kendilerini önemsediğine ve oylarını kazanmaya çalıştığına inandığını gösterse de Latin seçmenler arasındaki değişim, Trump'a duyulan heyecan kadar Biden'a duyulan memnuniyetsizlikle de ilgili gibi görünüyor.

Bunun nedeni kısmen, diğer genç seçmenler gibi genç Latin seçmenlerin de ekonomi ve Gazze'deki savaşla ilgili hayal kırıklıkları nedeniyle Başkan Biden'dan uzaklaşmaları. Bu durum, kürtaj haklarının yükseltilmesinin bu sonbaharda seçmenler için merkezi bir mesele olacağına inanan bazı Demokrat stratejistleri endişelendiriyor.

Kuşak sorunu

Buna ilave olarak Biden, sivil haklar mücadelesinden sonra doğan nesillere mensup genç siyahi seçmenlerle gerçek sorunlarla karşı karşıya. Anketler genç siyahi seçmenler arasında Cumhuriyetçi Parti'ye doğru hafif bir kayma olduğunu gösteriyor. 60 yıldır neredeyse tamamen Demokrat olan bir seçmen kitlesinde Demokrat adayların kaybedeceği birkaç puan ölümcül olabilir.

Siyahi seçmenler arasında dört puanlık bir değişim, Pensilvanya, Georgia, Michigan, Kuzey Carolina ve Wisconsin gibi salıncak eyaletlerde Biden ve Demokratların kaderini belirleyebilir. Siyahi seçmenler arasındaki değişimin bir kısmı da yakın tarihin yansımasıdır. On yıllar boyunca Cumhuriyetçi adayların siyahilerden en az yüzde 10 destek alması alışılmadık bir durum değil.

Araştırmalar ayrıca Latin kökenli seçmenlerin 2024 yılında kendilerini ayrı bir sınıf olarak hissetmediklerini ve kendilerini daha çok Amerikan ulusal karakterinin parçası olarak gördüklerini gösteriyor.

Sayıları giderek artan Asya ve Güney Asya kökenli ABD’liler için bu durum iki kat daha fazla. Tarih, geçmişte Asyalı ABD’lilere yönelik korkunç suiistimallerden bahsetse de bugün Asyalı ABD’lilerin hikayesi, kölelik ve ayrımcılığın birçok nesle yayılan dehşetinden çok farklı.

Muhafazakârlar için derin nefes

Bütün bunlarla birlikte muhafazakârlar ve Cumhuriyetçiler derin bir nefes alabilir ve genel politikalarının ABD'deki hızlı demografik değişim korkusuyla bağlantılı kalmasının ardından nispeten rahatlayabilirler. Bu da onları önemli politika konularını etkileyecek kalıcı azınlık haline getirebilir.

Dolayısıyla sağın, kürtaj politikasında devrim yapan ve göçmenlik konusunda daha sağcı hale gelen muhafazakârların değer verdiği her şeyden ödün vermeden ABD'nin değişen demografik ve kültürel yapısına uyum sağlamaktan başka alternatifi yok.

* Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



CIA, İsrail saldırısından önce Hamaney’in konumunu tespit etmeye nasıl yardımcı oldu?

(foto altı) Airbus uydusundan alınan bir görüntüde, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in karargâhına yapılan saldırının ardından yaşananlar görülüyor, 28 Şubat 2026. (AP)
(foto altı) Airbus uydusundan alınan bir görüntüde, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in karargâhına yapılan saldırının ardından yaşananlar görülüyor, 28 Şubat 2026. (AP)
TT

CIA, İsrail saldırısından önce Hamaney’in konumunu tespit etmeye nasıl yardımcı oldu?

(foto altı) Airbus uydusundan alınan bir görüntüde, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in karargâhına yapılan saldırının ardından yaşananlar görülüyor, 28 Şubat 2026. (AP)
(foto altı) Airbus uydusundan alınan bir görüntüde, İran Dini Lideri Ali Hamaney’in karargâhına yapılan saldırının ardından yaşananlar görülüyor, 28 Şubat 2026. (AP)

ABD ve İsrail’in İran’a saldırı hazırlıkları yaptığı bir dönemde, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) en kritik hedefin konumunu belirledi: İran Dini Lideri Ali Hamaney.

Yetkililer, CIA’nın Hamaney’i aylardır takip ettiğini ve onun nerede bulunduğu ile hareket alışkanlıkları konusunda artan bir güven kazandığını aktardı. Ardından, İranlı üst düzey yetkililerin dün sabah Tahran’ın merkezindeki Bastur bölgesinde yer alan liderlik kompleksinde bir toplantı yapacağı bilgisi ortaya çıktı. Daha da önemlisi Hamaney’in bu toplantıda hazır bulunacağı öğrenildi.

Yetkililere göre, ABD ve İsrail bu yeni istihbarat bilgilerini kullanmak amacıyla saldırının zamanlamasında kısmi değişiklik yaptı.

Bu bilgiler, iki ülkeye erken ve belirleyici bir zafer elde etme fırsatı sundu: İran’ın üst düzey yetkililerini etkisiz hale getirmek ve Hamaney’i ortadan kaldırmak.

Hızlı operasyon, ABD ile İsrail arasındaki yakın koordinasyon ve istihbarat paylaşımının düzeyini ortaya koyarken, geçen yıl 12 gün süren savaşın ardından iki ülkenin İran liderliği hakkında geliştirdiği istihbarat derinliğini de gözler önüne serdi.

Operasyon, İran liderlerinin, hem İsrail’in hem de ABD’nin savaş hazırlıklarıyla ilgili net sinyaller gönderdiği bir dönemde, kendi konumlarını gizlemek için yeterli önlem alamadığını da gösterdi.

İstihbarat raporlarına aşina kaynaklara göre CIA, Hamaney’in konumuyla ilgili ‘yüksek doğrulukta’ olduğu belirtilen bilgileri İsrail’e iletti. Bu kaynaklar ve operasyona dair detayları paylaşan diğer kişiler, askeri planlamanın hassasiyeti nedeniyle kimliklerinin açıklanmaması koşuluyla bilgi verdi.

İsrail, ABD’den aldığı bilgilerle kendi istihbaratını birleştirerek aylardır planladığı bir operasyonu hayata geçirdi: İran’ın üst düzey liderlerine yönelik hedefli suikast.

Başlangıçta ABD ve İsrail, saldırıyı gece karanlığında gerçekleştirmeyi planlamıştı, ancak Tahran’daki hükümet kompleksinde cumartesi sabahı yapılacak toplantıyla ilgili bilgiler doğrultusunda zamanlamayı değiştirdiler.

Toplantının, İran Cumhurbaşkanlığı Ofisi, Dini Liderlik Ofisi ve Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin bulunduğu Bastur bölgesindeki güvenli kompleksin içinde yapılması öngörülüyordu.

İsrail, toplantıya savunma alanındaki üst düzey yetkililerin katılacağını tahmin ediyordu; bunlar arasında Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) Genel Komutanı Muhammed Bakpur, Savunma Bakanı Aziz Nasırzade, savaş zamanlarında askeri işleri yöneten Savunma Konseyi Genel Sekreteri Ali Şemhani, DMO Havacılık ve Uzay Kuvvetleri Komutanı Tuğgeneral Mecid Musevi ve İstihbarat Bakan Yardımcısı Muhammed Şirazi gibi isimler bulunuyordu.

Operasyon, İsrail saatiyle sabah 06:00 civarında savaş uçaklarının üslerinden havalanmasıyla başladı. Saldırıda görece az sayıda uçak kullanıldı, ancak uçaklar uzun menzilli ve yüksek hassasiyetli mühimmatla donatılmıştı.

Uçakların havalanmasından iki saat beş dakika sonra, yani Tahran saatiyle yaklaşık 09:40’ta, uzun menzilli füzeler kompleksi vurdu. Saldırı sırasında üst düzey yetkililer bir binada bulunurken, Hamaney yakınlardaki başka bir binadaydı.

İsrailli bir savunma yetkilisi, New York Times gazetesine gönderdiği mesajda, “Bu sabah Tahran’da eş zamanlı olarak birden fazla noktaya operasyon gerçekleştirildi. Bunlardan biri İran’ın siyasi ve güvenlik çevrelerinden önde gelen isimleri barındırıyordu” ifadelerini kullandı.

Yetkili, İran’ın savaş hazırlıklarına rağmen İsrail’in kompleks üzerindeki saldırısında ‘taktik bir sürpriz’ yaratmayı başardığını ifade etti.

Beyaz Saray ve CIA’den konuya ilişkin herhangi bir açıklama gelmedi.

İran resmi haber ajansı IRNA bugün, İsrail’in dün öldürdüğünü açıkladığı iki üst düzey askeri yetkilinin -Ali Şemhani ve Muhammed Bakpur- hayatını kaybettiğini doğruladı.

Operasyonun detaylarına vakıf kişiler, saldırının aylardır süren hazırlıkların ve titiz istihbaratın ürünü olduğunu belirtti.

Geçtiğimiz haziran ayında, İran’ın nükleer hedeflerine yönelik planlamalar sürerken, dönemin ABD Başkanı Donald Trump, Hamaney’in saklandığı yeri bildiklerini ve onu öldürebileceklerini açıklamıştı.

Eski bir ABD yetkilisine göre bu bilgi, dün ABD’nin dayandığı istihbarat ağıyla aynı kaynaktan elde edilmişti.

Ancak o tarihten bu yana ABD’nin topladığı bilgiler önemli ölçüde gelişti; eski yetkili ve istihbarat raporlarına vakıf diğer kaynaklar bu durumu doğruladı. 12 gün süren savaş sırasında ABD, Hamaney ve DMO’nun baskı altındayken nasıl iletişim kurduğunu ve hareket ettiğini daha iyi öğrendi.

Washington, bu bilgi birikimini Hamaney’i izleme ve hareketlerini tahmin etme kapasitesini artırmak için kullandı.

ABD ve İsrail ayrıca İran istihbaratının üst düzey subaylarının bulunduğu konumlarla ilgili özel bilgiler topladı. Dün liderlik kompleksine düzenlenen saldırının ardından yapılan ek operasyonlarda, istihbarat yetkililerinin bulunduğu bölgeler hedef alındı.

İran istihbaratının üst düzey subaylarından bazıları kaçmayı başardı, ancak istihbarat örgütünün en üst kademeleri ağır darbe aldı; birçok kıdemli subay öldü.


ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısı nükleer ve balistik füze programlarının ötesinde

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla
TT

ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısı nükleer ve balistik füze programlarının ötesinde

Görsel: Al Majalla
Görsel: Al Majalla

Elie el-Kuseyfi

Beklenen oldu ve ABD ile İsrail'in Tahran rejimine karşı ortak saldırısı, Ortadoğu saatiyle dün sabah başladı. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz, “İsrail Devleti İran'a önleyici bir saldırı başlattı” açıklamasını yaptıktan sonra, ABD’li yetkililer haber ajanslarına ve medya kuruluşlarına ABD’nin saldırıya katıldığını doğrulamaya başladı. İsrail televizyonu Kanal 13, İran’a yönelik saldırının İsrail ve ABD'nin ortak operasyonu olduğunu ilk duyuran medya organı oldu. Ardından ABD Başkanı Donald Trump, “İran'da büyük ve devam eden bir askeri operasyon başlattık” açıklamasını yaptı.

Şimdi ilki, son günlerde ve haftalarda ‘İran dosyası’ ile ilgili gelişmeleri gözden geçirmekle, ikincisi ise ABD ve İsrail'in İran'a saldırıdaki amaçlarıyla ilgili olan iki soru gündeme geldi. Saldırının kaçınılmaz olduğunu kesin olarak söylemek gerçekten mümkün müydü? Başka bir deyişle, son birkaç gün ve saat içinde elde edilen bilgiler saldırının kaçınılmaz olduğunu doğrulamak için belirleyici miydi, yoksa ‘ilerleme’ ve ‘atılımlardan’ söz edildikten ve önümüzdeki pazartesi günü Viyana'da teknik ekipler arasında bir toplantı yapılacağı duyurulduktan sonra perşembe günü Cenevre'de Washington ve Tahran arasında yapılan üçüncü tur müzakereler ‘askeri seçenek’ ihtimalini ortadan kaldırdı mı?

Aslında, İran tarafı en iyimser olan taraftı. Bu, gerçekliği veya İran'ın müzakerelerdeki gelişmeleri anlamasını yansıtmıyordu, daha ziyade bu müzakerelerle ve aşamanın genelindeki zorluklarla başa çıkmak için İran'ın izlediği bir stratejiydi. Tahran rejimi, dışişleri bakanının dikkatlice düşünülmüş ve defalarca tekrarlanan açıklamalarında ifade ettiği gibi, sürekli iyimserlik göstermeye karar vermiş gibi görünüyordu. Ancak Tahran, müzakerelerde olası tavizlerin üst sınırını belirlemiş gibiydi. Nükleer konuda taviz marjını genişletmiş olsa da özellikle Trump'ın görev süresi boyunca uranyum zenginleştirmeyi askıya alma fikriyle, ABD'nin sıfır zenginleştirme veya hatta ‘sembolik miktarda zenginleştirme’ şeklindeki müzakere tavizini kabul etmedi. ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff'un dediği gibi, bunun Washington için ne anlama geldiğini açıklamadan. Aynı zamanda Tahran, anlaşmayı ABD'nin İran'daki ekonomik kazançlarıyla ilişkilendirmeye çalışırken, en azından kamuoyu önünde, füze programı ve Tahran'a sadık bölgesel milisler konusunda müzakereye hazır olmadığını vurguladı.

Büyük ve devam eden askeri operasyon başladığına göre şu soru gündeme geldi: Operasyonun amacı, Tahran'a müzakerelerde büyük tavizler kabul etmesi için askeri baskı uygulamak mı yoksa rejimi istikrarsızlaştırmak, hatta belki de devirmek mi?

Öte yandan ABD tarafı müzakerelerin sonucuna sürekli şüpheyle yaklaşıyor gibi görünüyordu. ABD yönetimi içinde askeri harekete karşı çıkan ekibin lideri olan Başkan Yardımcısı J.D. Vance biraz daha iyimser olsa da askeri hareketi destekleyen ve Trump'ı Venezuela’ya saldırı düzenlemeye ikna eden ve daha sonra onu kendi ülkesi Küba'ya saldırı düzenlemeye ikna edebilecek olan Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun pazartesi günü ‘İran dosyasını’ görüşmek üzere İsrail'i ziyaret etmesi planlanıyor. Müzakere seçeneğine her zaman şüpheyle yaklaşan Rubio, sonunda Tahran'ın füze programını görüşmeyi reddetmesinin büyük bir sorun olduğunu söyledi. Her zaman Rubio'nun tutumuna yakın bir tutum sergiliyor gibi görünen ABD Başkanı Donald Trump, cuma akşamı yaptığı açıklamada, Tahran ile görüşmelerin gidişatından ‘memnun olmadığını’ söyleyerek, Tahran'ın nükleer silah elde etmesini engelleyecek kapsamlı bir anlaşma istediğini, aksi takdirde ‘başka seçenekler’ olacağını vurguladı. Kısa süre sonra, İsrail ve ABD’nin Tahran ve İran'ın çeşitli diğer bölgelerine ortak saldırı başlatacağını duyurdu.

xyjuk
Tahran'da meydana gelen patlamanın ardından gökyüzüne duman yükselirken yürüyen bir adam, 28 Şubat 2026 (AFP)

Ön bir sonuç çıkaracak olursak, Washington'ın müzakereleri, İran'ın önemli tavizler vererek müzakerelerde büyük bir ilerleme sağlanmadıkça veya İran rejimi ‘davranışını değiştirmeye’ istekli olduğunu göstermedikçe, askeri saldırı hazırlıklarını tamamlarken zaman geçirmek için bir araç olarak gördüğü sonucuna varabiliriz. Ya da rejim içten değiştirilseydi, ki bu uzak ve imkânsız görünüyordu ve sağlam ve aşılmaz ideolojik ve askeri yapıların üstesinden gelinmesini gerektiriyordu. Pratikte Trump, topu İran rejimine geri attı. Geçtiğimiz bahar altı tur süren ve geçtiğimiz haziran ayında 12 gün süren savaşla sona eren müzakerelerde Tahran'ı ‘yanıltan’ Trump, şimdi üçüncü tur müzakerelere sırtını dönüyor. Bu, İran rejiminin hazırlıklı olmadığı ve bunu bir başka aldatmaca olarak görmediği anlamına gelmiyor, zira rejim savaşa hazırlanıyordu ve savaşın yakın ve kaçınılmaz olduğunu düşünüyordu.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İsrail-ABD ortak saldırısının hazırlıklarının yaklaştığını doğrulamak için önemli bir bilgiye dayanmamız gerekiyorsa, bu bilgi Trump'ın geçtiğimiz hafta yaptığı ‘Birliğin Durumu’ konuşmasında İran'ın ABD ve diğer ülkeleri tehdit edebilecek uzun menzilli füzeler geliştirdiğini belirtmesi olabilir. Trump, cumartesi sabahı Tahran'a saldırının başladığını duyurduğu konuşmasında bu açıklamayı tekrarladı. Bu açıklamalar, ABD Başkanı’nın saldırıyı başlatmak için milliyetçi bir Amerikan bahanesi bulduğu ve ‘İsrail'in yararına’ İran'a saldırı konusunda temkinli davranan ‘izolasyonist’ seslere karşı tutumundaki boşluğu doldurduğu anlamına geliyor.

İran rejimini devirmek mi?

Büyük ve devam eden askeri operasyon başladığına göre şu soru gündeme geldi: Operasyonun amacı, Tahran'a müzakerelerde büyük tavizler kabul etmesi için askeri baskı uygulamak mı yoksa rejimi istikrarsızlaştırmak, hatta belki de devirmek mi? Ya da CNN'in öne sürdüğü gibi ‘rejimi önemli ölçüde zayıflatmak’ mı?

Trump'ın İran halkına hükümetlerini kontrol altına almaları çağrısı ve Netanyahu'nun askeri harekatın İran halkının ‘kaderini kontrol etmesini’ sağlayacak koşulları yaratacağı yönündeki açıklaması, mevcut askeri harekat için çok yüksek ve eşi benzeri görülmemiş bir siyasi tavan belirledi.

ABD-İsrail saldırısının hızının hızlı, ölçeğinin büyük ve uzun soluklu olduğu kesin. Reuters'a konuşan ABD’li bir yetkili, ABD ordusunun İran'a karşı birkaç gün sürecek bir askeri operasyon düzenlemesinin beklendiğini söyledi. Tahran ve Tebriz, Dezful, Hark Adası, Nihavend ve Kongur dahil olmak üzere birçok İran şehri hedef alındı. Medya raporlarında, kıyı şehri Buşehir'in de saldırıya uğradığı belirtiliyor, ancak buradaki nükleer santralin hasar görüp görmediği belli değil. İsrail Yayın Kurumu, İran'a yönelik saldırıların balistik füze tesisleri (özellikle ülkenin batısında) dahil olmak üzere askeri tesisleri hedef aldığını açıklarken, İsrailli bir yetkili “Hamaney dahil tüm İran rejimi hedef alındı ve İran gündüz saatlerinde gerçekleştirilen saldırı karşısında çok şaşırdı” ifadelerini kullandı.

sdcvdfv
Tahran'daki Vali Asr Meydanı'nın ortasında sergilenen İran'ın Dini Lideri Ali Hamaney'in resminin bulunduğu bir reklam panosu, 13 Temmuz 2025 (AFP)

Askeri operasyonun hedeflerinin İran coğrafyasının tamamında önemli ve ‘kapsamlı’ olduğunu doğrulayan somut gerçeklerin yanı sıra, Trump'ın İran halkına “artık size yardım etmeye hazır bir başkanınız var” diyerek hükümeti ele geçirmeleri çağrısı yapması ve Netanyahu'nun ABD-İsrail operasyonunun İran halkının ‘kaderini kontrol etmesini’ sağlayacak koşullar yaratacağı yönündeki açıklaması, Tahran rejimine karşı yürütülen mevcut askeri operasyona çok yüksek ve daha önce benzeri görülmemiş bir siyasi tavan belirledi ve operasyonun asıl amacının rejimi devirmek ya da ‘yukarıdan’ yani, rejimin liderliğini ve siyasi ve askeri aygıtının kilit üyelerini hedef alarak, belki de rejimin liderlik yapısı zayıflatıldıktan sonra İran içindeki muhalefetin önderliğinde ikinci bir aşamaya zemin hazırlayarak devirmeye çalışmak olduğu yönünde önemli spekülasyonlara yol açtı.

Ancak Trump, dün sabah yaptığı konuşmada, İran rejimini ‘dünyanın önde gelen terörizm destekçisi’ olarak nitelendirerek ‘tarihi bir yargılama’ gerçekleştirdi. 1979 yılında ABD’nin Tahran Büyükelçiliği’nin ele geçirilmesi ve ABD’li onlarca rehinenin 444 gün boyunca alıkonulması, 1983 yılında Beyrut'taki deniz piyade kışlasının bombalanması sonucu 241 Amerikan askerinin öldürülmesi, Irak'ta İran destekli güçlerin öldürülmesi ve yüzlerce Amerikan askerinin yaralanması olayların yanı sıra milislerinin Ortadoğu'daki kuvvetlerimize yönelik devam eden saldırıları hatırlatan Trump, devam eden askeri harekat için öncelikle Tahran'ın ABD'ye ulaşacak füzeler geliştirdiği yönündeki suçlamasını yaparak İran rejiminin oluşturduğu acil tehditleri ortadan kaldırıp Amerikan halkını savunmak, İran füzelerini ve tüm füze endüstrisini yok etmek, deniz filosunu ortadan kaldırmak ve milislerinin bölgeyi veya dünyayı istikrarsızlaştırmasını veya ABD güçlerine saldırmasını engellemek şeklinde doğrudan hedefler belirledi.

Savaş henüz başlangıç aşamasında. ABD’li bir yetkili de “uzun bir askeri operasyonun başlangıcındayız” açıklamasında bulundu. Bu savaş sürprizlerle ve cevapsız sorularla dolu olabilir.

Dolayısıyla Amerikan saldırı hedeflerinin listesinin genişlemesi, özellikle devam eden ABD-İsrail askeri operasyonu ve İran'ın DMO tarafından açıklanan Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Katar, Bahreyn ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki (IKBY) birkaç Amerikan üssünü hedef alarak gerçekleştirdiği misilleme çerçevesinde ‘rejim değişikliği’ hakkındaki spekülasyonları biraz erken hale getiriyor. Şu anda savaşın, çatışmanın veya ‘askeri operasyonun’ nasıl gelişeceği sorusu yanıt arıyor. İran rejimi darbeleri ne ölçüde absorbe edebilecek ve sütunlarını ve imajını ne kadar koruyabilecek? İran'ın tepkisi nasıl gelişecek? Şimdiye kadar, Tahran'ın dün sabah başlayan ‘önleyici saldırıya’ misilleme olarak coğrafi kapsamını genişlettiği görülüyor. İran medyası, ülke içindeki askeri hedefleri vuran saldırılar sonucunda binlerce Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) üyesinin öldüğünü ve yaralandığını bildiriyor ve bu durum İran'ın tepkisinin ölçeğini ve hızını etkiliyor. Ancak, ‘savaş alanındaki’ gerçek durum hakkında bilgi eksikliği nedeniyle, tüm bunlar spekülasyondan ibaret kalıyor. Öte yandan İsrail savunma sistemi, özellikle de Demir Kubbe, bu yeni sınavında İran'ın füze saldırılarını ne ölçüde absorbe edebilecek? Trump, ABD'nin bölgedeki personelinin maruz kaldığı riskleri en aza indirmek için mümkün olan her adımı attığını söyledikten sonra, aynı soru bölgedeki ABD üsleri için de geçerli.

dvfrtg
Sirenler çalarken Kudüs'te bir caddede koşan bir adam, 28 Şubat 2026 (AFP)

Savaş henüz başlangıç aşamasında. ABD’li bir yetkili de “uzun bir askeri operasyonun başlangıcındayız” dedi. CNN’e konuşan üst düzey yetkili, ABD'nin aralıklı ve dozu artan bir dizi saldırı planladığını, her turun bir ila iki gün süreceğini ve hasarı yeniden değerlendirmek ve ölçmek için ara verileceğini söyledi.

Dolayısıyla, bu savaş sürprizlerle ve cevapsız sorularla dolu olabilir. Donald Trump, askeri danışmanlarından birinin kendisine bildireceği büyük bir sürprize hazırlanmaya başlamış olabilir, ancak İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in başarılı bir şekilde suikast sonucu öldürüldüğü haberini getirmeyen hiçbir sürpriz, duyurulmaya değer olmayacak. Trump ‘hediyesini’ alacak mı, almayacak mı? Bu, belki de savaşın en önemli ve en garip sorularından biri!


Pakistan ve Afganistan, uluslararası toplumun sükûnet çağrısına rağmen gerginliği artırmaya devam ediyor

Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)
Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)
TT

Pakistan ve Afganistan, uluslararası toplumun sükûnet çağrısına rağmen gerginliği artırmaya devam ediyor

Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)
Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)

Pakistan ordusu, cuma gününden itibaren devam eden sınır ötesi saldırılara yanıt olarak, komşu Afganistan’ın derinliklerindeki daha fazla askeri tesisi hedef alan yeni hava saldırıları düzenledi. Operasyonlar, gece saatlerinden cumartesi sabahının ilk saatlerine kadar sürdü. Pakistan, saldırılarını ‘açık savaş’ ilan ettikleri komşusuna karşı yürütülen bir misilleme olarak nitelendirdi. Afganistan ise egemenliğinin ihlal edildiğini belirterek durumu protesto ederken, diyaloğa hâlâ açık olduklarını vurguladı ve çatışmanın genişlemesinin yaratabileceği olumsuz sonuçlara dikkat çekti.

sddrf
Afganistan ile yaşanan çatışmalara dair haberleri gazetelerden takip eden Pakistanlılar, Peşaver, 27 Şubat 2026 (AP)

İslamabad, Afganistan’ı, Pakistan’da saldırılar düzenleyen silahlı gruplara ev sahipliği yapmakla suçluyor; Taliban hükümeti ise bu iddiaları reddediyor. Pakistan Savunma Bakanı Khavaja Muhammed Asıf cuma günü X hesabından yaptığı paylaşımda, “Sabrımız tükendi. Artık aramızda açık bir savaş var” dedi. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif de yaptığı açıklamada, “Güçlerimiz, herhangi bir saldırgan girişimi ezmek için gereken tüm kapasiteye sahip” ifadesini kullandı.

Pakistan Enformasyon Bakanı Attaullah Tarar ise dün yaptığı açıklamada, Afganistan içindeki operasyonlar sırasında 331’den fazla Afgan güvenlik görevlisinin öldüğünü, 500’den fazlasının ise yaralandığını belirtti. Tarar ayrıca, Pakistan’ın 102 Afgan noktasını imha ettiğini, 22 noktayı ele geçirdiğini ve 37 bölgede 163 tank ve zırhlı aracı yok ettiğini açıkladı.

vfrg
Afganistan’ın Nangarhar vilayetinde Afganistan ile Pakistan arasındaki Torkham Sınır Kapısı’nı koruyan Taliban güvenlik güçleri, 27 Şubat 2026 (AFP)

Afganistan Hükümeti Sözcü Yardımcısı Hamdullah Fıtrat, Afgan güçlerinden yüzlerce kişinin öldüğü veya yaralandığı iddialarını ‘gerçeğe aykırı’ olarak nitelendirerek reddetti. Fıtrat, Pakistan’ı Baktika, Host, Konar, Nangarhar ve Kandahar vilayetlerindeki sivil bölgeleri, ayrıca Torkham ve Kandahar’daki mülteci kamplarını hedef almakla suçladı. Açıklamasına göre 52 kişi yaşamını yitirdi, çoğu kadın ve çocuk olmak üzere 66 kişi de yaralandı.

Birleşmiş Milletler (BM) X platformunda yaptığı paylaşımda, Afganistan’ın bazı büyük şehirlerinin cuma günü Pakistan ordusu tarafından bombalandığını ve bu yeni adımın, zaten Taliban yönetiminin sıkı kontrolü altında yaşayan siviller için endişe kaynağı olduğunu bildirdi.

Resmî Pakistan medyası, Pakistan Hava Kuvvetleri’nin Doğu Afganistan’ın farklı bölgelerindeki başlıca askeri tesislere yönelik operasyonlar gerçekleştirdiğini duyurdu. Yetkililer, ülkenin kuzeybatısındaki Torkham Sınır Kapısı’na yakın bölgelerde yaşayan yüzlerce sivilin kaçtığını belirtti.

Afganistan Savunma Bakanlığı ise cuma gecesinden cumartesiye kadar Miramşah ve Spinwam’daki Pakistan askeri üslerini hedef aldıklarını, askeri tesisleri imha ettiklerini ve ciddi kayıplar verdirdiklerini açıkladı. Bakanlık, bu saldırıların, Pakistan’ın sürdürdüğü hava operasyonlarına misilleme niteliğinde olduğunu vurguladı.

Bölgedeki ordu sözcüsü Vahidullah Muhammedi’nin AFP’ye verdiği bilgiye göre Afganistan yönetimi, Celalabad’da bir Pakistan savaş uçağını düşürdüklerini ve pilotunu esir aldıklarını iddia etti.

İslamabad ise haberi yalanladı. Pakistan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tahir Hüseyin Andrabi, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Bu asılsız ve gerçekle ilgisi olmayan bir iddia” dedi.

ABD, X platformunda yayınlanan bir paylaşımda, Pakistan’ın Taliban saldırılarına karşı kendini savunma hakkını desteklediğini duyurdu. Paylaşımı ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Allison Hooker yaptı.

cevf
Pakistan ordusuna ait bir tank, Pakistan-Afganistan sınırındaki Chaman’da, 27 Şubat 2026 (AFP)

Avrupa Birliği (AB) de dün, Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas aracılığıyla tüm taraflara ‘düşmanca eylemleri sona erdirme’ çağrısında bulundu. Bu çağrı, sınır ötesi saldırılar ve hava operasyonlarını da kapsıyor. Söz konusu saldırıların bölge için ciddi sonuçlar doğurabileceği uyarısı yapılıyor.

Kallas, “AB, Afgan topraklarının başka bir ülkeye saldırı veya tehdit için kullanılmaması gerektiğini yeniden vurguluyor ve fiilen iktidarda bulunan Afgan otoritelerinden, Afganistan’da faaliyet gösteren veya buradan operasyon yürüten tüm terörist gruplara karşı etkili önlemler almasını talep ediyor” dedi. Çatışmalar, Çin, Birleşik Krallık, BM ve Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) tarafından da endişeyle takip ediliyor.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Afganistan Özel Temsilcisi Zamir Kabulov, Pakistan ve Afganistan’ı karşılıklı saldırıları derhal sonlandırmaya ve anlaşmazlıkları diplomatik yollarla çözmeye çağırdı.

Kabulov cuma günü Sputnik’e yaptığı açıklamada, “Karşılıklı saldırıların en kısa sürede durdurulmasını ve anlaşmazlıkların diplomatik yollarla çözülmesini destekliyoruz” dedi. Ayrıca, Pakistan ve Afganistan taraflarının talebi olması durumunda Rusya’nın arabuluculuk hizmeti sunmayı değerlendireceğini vurguladı.

dfvfd
Chaman’daki Pakistan-Afganistan sınırında devriye gezen Pakistan askerleri, 27 Şubat 2026 (AFP)

Çin ise tarafları diyaloga davet etti. Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mao Ning cuma günü Pekin’de yaptığı açıklamada, “Komşu ve dost bir ülke olarak Çin, çatışmanın tırmanmasından ciddi şekilde endişelenmekte ve yaşanan can kayıpları ve yaralanmalar nedeniyle derin üzüntü duymaktadır” dedi.

Mao, anlaşmazlıkların diyalog yoluyla çözülmesi gerektiğini belirterek, derhal ateşkesin uygulanmasını talep etti. Mao, Pekin’in taraflar arasında özel kanalları aracılığıyla arabuluculuk yaptığını ve gerilimi azaltmak için ‘yapıcı bir rol’ üstlenmeye hazır olduğunu bildirdi.