Moskova saldırısı ve siyaset terör eliyle masum insanların kanına bulaştığında

Bazı işaretler, terör saldırısının Rusya'nın muhaliflerinin çıkarlarıyla ilişkili olduğunu gösterirken ABD’nin Putin'in başkanlık seçimlerini kazanmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşen olayı önceden bildiği haberleri ortada dolaşıyor

Moskova'daki terör saldırısı sonucunda ilk belirlemelere göre can kaybı sayısı 115’in üzerinde (AFP)
Moskova'daki terör saldırısı sonucunda ilk belirlemelere göre can kaybı sayısı 115’in üzerinde (AFP)
TT

Moskova saldırısı ve siyaset terör eliyle masum insanların kanına bulaştığında

Moskova'daki terör saldırısı sonucunda ilk belirlemelere göre can kaybı sayısı 115’in üzerinde (AFP)
Moskova'daki terör saldırısı sonucunda ilk belirlemelere göre can kaybı sayısı 115’in üzerinde (AFP)

Said Tanyous

Kommersant gazetesi, bazı kaynakların, Crocus City Hall adlı konser salonuna düzenlenen terör saldırısında ‘Ukrayna ve Rus halklarının özgürlüğü için savaştıklarını’ söyleyen Rus Gönüllü Kolordusu’nun (RDK) da rol oynadığını kabul ettiğini aktarırken Rusya Federal Güvenlik Servisi’nin (FSB) terör saldırısından birkaç saat önce bir grup RDK destekçisinin Moskova'da tutuklandığını duyurduğunu bildirdi.

FSB Direktörü Aleksandr Bortnikov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i, Moskova yakınlarındaki Crocus City Hall konser salonuna düzenlenen terör saldırısına doğrudan katılan dört terörist dahil 11 kişinin yakalandığı konusunda bilgilendirdi.

Kamuflaj giyen ve yüzleri açıkta olan silahlı kişiler, cuma günü, Moskova yakınlarındaki Krasnogorsk banliyösünde, Crocus City Hall’de ‘Picnic’ grubunun büyük konserinin başlamasının hemen öncesinde rastgele ateş açtılar. Rusya Soruşturma Komitesi göre terör saldırısı sonucunda ilk belirlemelere göre can kaybı sayısı 115’in üzerinde. Saldırganların saldırıyı 6 binden fazla kişinin bulunduğu salonda rehin almak amacıyla mı, yoksa çoğunu öldürmek amacıyla mı düzenlediği ise bilinmiyor.

Görgü tanıklarından biri verdiği ifadede “Crocus City Hall’de konserdeydik. Birden çatışma sesleri duyuldu ve bir grup insan koşuşturmaya başladı. İnsanlar çığlıklar atarken birtakım kimseler salonu ateşe verip makineli tüfeklerle ateş açtılar. Oradan kaçmak çok zor oldu” dedi.

Görgü tanığı ifadesini şöyle sürdürdü:

Her taraftan ateş ediliyordu ve çok sayıda yaralı vardı. Vurulanlardan bazılarının öldüğü, bazılarının kanlar içinde yığıldığı salona, ​​koridorlara ve her yöne ateş edildiği görülüyordu.

Görgü tanıkları

Başka bir görgü tanığı ise tüm olayın konserin başlamasından bir dakika önce yaşandığını belirterek, “Arkadaşım ve ben en ön sırada oturuyorduk. Bir uğultu duyduk., hemen ardından insanların amfitiyatrodan çıkıp aşağıya koştuğunu gördük. Arkadaşım birisinin havai fişek patlattığını söyledi ama ben elektrik kablolarının alev aldığını düşündüm. Daha sonra patlama sesleri duyduk. Bunun makineli tüfeklerden açılan ateş sonucu olduğunu bile anlamadık” diye konuştu.

Görgü tanığı şöyle devam etti:

Birisi bize aşağı inmemizi söyledi, biz de sahne arkasına gittik, sonra herkes sahneye koştu ve kalabalık dışarı çıktı. Önce sahneyi emekleyerek geçtik, sonra da arka kapıdan koşarak çıktık. Tabii ki dış kıyafetlerimiz olmadan. Sokakta güvenlik güçleriyle karşılaştık. Onlara nereye doğru koşacağımızı sorduk, onlar da bizi Vegas'taki alışveriş merkezine yönlendirdiler.

Elijah adındaki bir diğer görgü tanığı da yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

Arkadaşlarla konsere gelmiştik. Sonra uzaktan çatışma sesleri gelmeye başladı. Görünüşe göre teröristler salondaydı. Biz de yukarıdaki balkondaydık ve konser salonundan kaçtık. Kalabalık bir o yana bir bu yana koşuşturuyordu. İzdiham oldu, salon neredeyse tamamen doluydu. Aşağı indiğimizde üst üste yığışmış ceset yığınıyla olduğunu gördük. Yolun diğer tarafındaki Strogino bölgesine doğru koştuk ve iyi insanlar bizi oradan aldılar.

Rusya Sağlık Bakanlığı, saldırıda 69'dan fazlası ağır olmak üzere 140'tan fazla kişinin yaralandığını açıkladı.

Üst düzey bir Rus güvenlik yetkilisinin yaptığı açıklamada, Crocus City Hall’de düzenlenen terör saldırısının, Picnic grubunun Moskova saatiyle 20.00'da (dünya saatiyle/GMT 17:00) başlaması beklenen konseri öncesinde beş kişi tarafından gerçekleştirildiğini, olayda müzik grubunun üyelerinin zarar görmediğini söyledi.

Rusya Acil Durumlar Bakanlığı, yüzlerce kişinin binanın bodrum katından çıkarıldığını, onlarca kişinin ise çatıdan indirildiğini açıkladı.

Görgü tanıklarının sosyal medya platformlarından paylaştıkları görüntülere göre saldırının başladığı anda insanlar binanın içinden kaçmak için pencereleri ve kapıları kırdılar.

Güvenlik kaynakları, silahlı kişilerin konser salonunu yanıcı madde dökerek ateşe verdiğini, Crocus City Hall’de en az iki patlamanın meydana geldiğini bildirdiler.

Can kaybı sayısı

Rusya Soruşturma Komitesi, Crocus City Hall’de yaşananları terör saldırısı olarak nitelendirerek, silahlı saldırı sonucu 115'ten fazla kişinin hayatını kaybettiğini duyurdu. Soruşturma Komitesi, yangın nedeniyle binanın çatısının çökmesi ve moloz yığını altında çok sayıda kişinin bulunmasından ve yaralılar arasındaki ağır yaralıların olmasından dolayı can kaybı sayısının artabileceğini vurguladı.

Acil Durumlar Bakanlığı, resmi internet sayfasında, Moskova saati ile 21.00 (06.00 GMT) sularında Crocus City Hall’de meydana gelen terör saldırısı sonrasında hastaneye kaldırılan 107 kişinin adının yer aldığı bir liste yayınladı. Geriye kalanların ise kimlikleri henüz belirlenemediği için listede yer almadı.

Saldırganlarla ilgili bilgiler

Mash adlı Telegram kanalı bir görgü tanığının aktardığına göre saldırının ‘donanımlı ve eğitimli oldukları anlaşılan’ sakallı ve silahlı en az beş kişi tarafından gerçekleştirildiğini bildirdi. Ellerinde Kalaşnikof saldırı tüfekleri ve çok miktarda mühimmat bulunduğu belirtilen saldırganlarından dördünün cephaneleri bitince kaçmayı başardıkları iddia edildi.

RIA Novosti Haber Ajansı ve İzvestiya gazetesinin aktardığına göre Rus güvenlik güçleri, Moskova polisiyle birlikte, Moskova ile St. Petersburg arasında bulunan Tver şehrine ait plakaya sahip, Renault marka beyaz bir otomobili arıyor.

dsf b
Saldırıyı DEAŞ üstlendi (AFP)

112 adlı Telegram kanalı, dün sabah Bryansk şehrinde şüpheli bir aracın durdurulduğunu bildirdi. Kanal, aranan otomobilin Belarus ve Ukrayna sınırına birkaç kilometre uzaklıktaki Tibli köyü yakınlarında durduğunu iddia etti.

Ön bilgilere göre araçta 6 kişi vardı. Ancak bu kişilerden dördü kaçmayı başarırken ikisi yakalandı. Kanal, bu kişilerin Crocus City Hall’deki terör saldırısına karıştıklarını söylemek için henüz çok erken olduğunu vurguladı.

Baza adlı Telegram kanalı ise tamamı Tacikistan vatandaşı olan ‘şüpheli teröristlerin’ adlarının olduğu iddia edilen bir liste yayınladı. Kanal, ayrıca Merkez Federal Bölgesi’ndeki tüm polis teşkilatlarına gönderildiği belirtilen teröristlerle ilgili bilgilere de yer verdi. Kommersant gazetesi, güvenlik güçlerine aranan kişilerle ilgili ihbarlar gelmeye başladığını ve kaçmayı başaran teröristlerin, boyu ortalamanın üzerinde, 180 santimetreye civarında, kimliklerini gizlemek amacıyla takma sakal ve bıyık kullanmış olabilecek Slav kökenli genç erkekler olduğunu bildirdi.

Saldırganların postal ve kamuflaj giydiğini aktaran gazete, güvenlik güçlerinin elindeki yeni bilgilere göre sadece dövüş konusunda değil, aynı zamanda keskin nişancı olarak da eğitilmiş olabilecekleri ve saldırdıkları binanın dışından bile tehdit olarak gördükleri herkese soğuk kanlılıkla ateş edebilecekleri öngörülüyor.

Yangın sonucu binada ağır hasar oluştu

Moskova Bölge Valisi Andrey Vorobyov, yaptığı açıklamada, Crocus City Hall’deki yangının büyük ölçüde söndürüldüğünü söyledi. Vorobyov, ancak halen bazı noktalarda küçük çaplı yangınların devam ettiğini ve sızıntıların olduğunu da sözlerine ekledi. Acil Durumlar Bakanlığı'nın bildirdiğine göre yangında yaklaşık 13 bin metrekarelik alan yanarak yok olurken, yangının söndürülmesine 183 ekipman ve 477 kişi katıldı.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Acil Durumlar ve Yardım Bakanı Alexander Korenkov, Sağlık Bakanı Mikhail Murashko, Başbakan Yardımcısı Tatyana Golikova ve Moskova Bölge Valisi Andrey Vorobyov ile görüşürken FSB Başkanı, İçişleri Bakanı, Soruşturma Komitesi Başkanı ve Rusya Ulusal Muhafızları Komutanı da Crocus City Hall’deki terör saldırısına ilişkin soruşturmanın gidişatı hakkında Devlet Başkanı Putin’e rapor verdiler. Başbakan Yardımcısı Golikova, Putin'in terör saldırısında yaralanan herkese şifa dilediğini ve doktorlara şükranlarını ifade ettiğini söyledi.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Devlet Başkanı Putin’in ilgili tüm birimlerden gelişmeler ve alınan önlemler hakkında sürekli bilgi aldığını söyledi. Peskov, Putin’in gerekli tüm talimatları verdiğini de sözlerine ekledi.

Öte yandan Rusya Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev, Telegram kanalında yaptığı açıklamada, “Teröristler yalnızca misilleme amaçlı terörden anlarlar. Şiddete güçle karşılık verilmediği, teröristlerin toplu infazları ve ailelerine yönelik baskılara ölümlerle karşılık verilmediği sürece hiçbir mahkeme ve soruşturmanın faydası olmayacaktır” ifadelerini kullandı.

Medvedev, sert açıklamasına şöyle devam etti:

Bunların Kiev rejiminin teröristleri olduğu tespit edilirse onlara ve ideolojik ilham verenlere karşı başka türlü davranmak imkansızdır. Hepsi terörist olarak bulunup acımasızca yok edilmelidir. Böyle vahşeti gerçekleştiren devletin yetkilileri de dahil. Ölüme ölüm.

Terör saldırısı nasıl gerçekleşti?

Şarku'l Avsat'ın Reuters Haber Ajansı'ndan aktardığı habere, terör saldırısının sorumluluğunu DEAŞ’ın üstlendi. New York Times (NYT) gazetesi ve CBS News televizyon kanalı gibi ABD basınından yayın organları, ABD’li yetkililerin yaptıkları açıklamalara göre ABD’nin bu ay, DEAŞ’ın Afganistan kolu Horasan grubunun (DEAŞ-Horasan) Moskova'ya bir saldırı düzenlemeyi planladığına dair istihbarat bilgileri edindiğini aktardı.

ABD, 8 Mart’ta Moskova'da vatandaşlarını kentte bir terör saldırısı olasılığı konusunda önümüzdeki 48 saat boyunca kalabalık alanlardan uzak durmaya çağırmıştı. ABD’nin Moskova Büyükelçiliği’nden yapılan açıklamada, “Büyükelçilik, aşırılık yanlılarının konserler dahil Moskova'daki büyük toplantıları hedef almak için planları olduğuna dair haberleri izliyor ve ABD vatandaşlarına 48 saat boyunca kalabalık toplantılardan kaçınmalarını tavsiye ediyor” denildi.

Hollanda merkezli araştırmacı gazetecilik kuruluşu Bellingcat'in baş araştırmacısı Christo Grozev, ABD’nin Moskova Büyükelçiliği’nin Rus istihbarat servislerini, DEAŞ-Horasan grubunun terör saldırısı hazırlığına ilişkin ‘kesin bilgiler’ aldıkları konusunda uyardığını söyledi.

Ancak Grozev’e göre Rusya, ABD tarafından sağlanan bilgilerin ‘yeterince spesifik olmadığını’ belirtti. Rusya'da DEAŞ’ın uyuyan hücrelerinin bazı üyelerine yönelik tutuklama operasyonları da halen devam ettiğini aktaran Grozev, “FSB, bir yandan yakalanacak kişilerin kimliklerini belirlemeye çalışırken diğer yandan tutuklamalara başladı” dedi.

Rusya Devlet Başkanı Putin, 19 Mart’ta FSB Yönetim Kurulu toplantısında yaptığı konuşmada, Batılı yapıların Rusya’daki olası terör saldırılarına ilişkin açıklamalarını provokatif olarak nitelendirdi. Putin, “Bütün bunlar doğrudan şantaja ve toplumumuzu korkutma ve istikrarsızlaştırma niyetine benziyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Moskova’daki terör saldırısının ardından Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, Crocus City Hall’de yaşanan felaketin daha önce yapılan uyarıyla nasıl bir bağlantısı olduğunu belirlemenin henüz mümkün olmadığı belirtildi. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, Fox News'e yaptığı açıklamada, “Aralarında bir ilişki olup olmadığını anlamak amacıyla daha fazla bilgi topluyoruz” dedi.

FSB, 7 Mart'ta Rusya’nın terör örgütü olarak sınıflandırdığı DEAŞ terör örgütünün Afganistan kolu DEAŞ-Horasan grubu üyelerinin saldırı hazırlığında olduğu Moskova'daki bir sinagoga yönelik terör saldırısının önlendiğini duyurdu.

İstihbarat bilgileri

NYT’ye konuşan kaynaklar, ABD’nin, DEAŞ-Horasan'a bağlı terörist bir grubun Moskova'ya saldırı planladığı yönünde istihbarat bilgisi aldığını söylediler. ABD'li bir yetkili, saldırının ardından DEAŞ üyelerinin Rusya'da aktif olarak faaliyet gösterdiği yorumunda bulunurken Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada, terör saldırısına hazırlık konusunda bilgiye sahip olunmadığı belirtildi.

Ukrayna ise terör saldırısıyla bağlantılı olduğu iddialarını reddetti. Ukrayna Devlet Başkanlığı Ofisi Danışmanı Mihail Podolyak, Crocus City Hall’de yaşananlarla Ukrayna'nın ‘kesinlikle hiçbir ilgisinin olmadığını’ söyledi.

Ukrayna Savunma Bakanlığı İstihbarat Baş Müdürlüğü, terör saldırısını Putin yönetimindeki Rus özel servislerinin planlı ve kasıtlı bir provokasyonu olarak nitelendirdi. İstihbarat Baş Müdürlüğünden yapılan açıklamada, terör eyleminin amacının Ukrayna’ya daha şiddetli saldırılar düzenlemek ve Rusya'da tam seferberliği meşrulaştırmak olduğu öne sürüldü.

Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

Kremlin diktatörlüğünün benzer tezahürleriyle Putin'in iktidara geldiği ilk günlerden beri karşılaşıyoruz. Yeni bir kanlı provokasyon ve bir terör saldırısı hazırlığı bizi şaşırtmadı.

Ancak Rus gazetesi Kommersant, bazı kaynakların, Crocus City Hall’de düzenlenen terör saldırısında ‘Ukrayna ve Rus halklarının özgürlüğü için savaştıklarını’ söyleyen RDK’nın da rol oynadığını kabul ettiğini aktarırken FSB, terör saldırısından birkaç saat önce bir grup RDK destekçisinin Moskova'da tutuklandığını duyurduğunu bildirdi.

Güvenlik önlemleri ve kınamalar

Moskova Ulaştırma Bakanlığı, Crocus City Hall çevresinde araç trafiğine kısıtlamalar getirildiğini ve ulaşım tesislerinde güvenlik önlemlerinin sıkılaştırıldığını açıkladı. Bakanlık, güvenlik kontrolleri uzayabileceğinden yolcuların tren istasyonlarına ve havalimanlarına önceden gitmelerini istedi.

sctny
Uluslararası toplum, saldırıda hayatını kaybedenler için taziye mesajı yayınlarken olayı kınadı (AFP)

Diğer taraftan Avrupa Birliği (AB) saldırıyı kınadı. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell'in Sözcüsü Peter Stano, “AB sivillere yönelik her saldırıyı kınıyor. Düşüncelerimiz Rusya'da saldırıdan etkilenen tüm vatandaşlarla beraber” açıklamasında bulundu.

Fransa, Almanya, İngiltere ve diğer birçok ülke saldırıyı kınarken dışişleri bakanlıklarından saldırıda hayatını kaybedenler için başsağlığı dileyen açıklamalar yapıldı. Beyaz Saray, olay yerinden görüntüleri ‘korkunç’ olarak nitelendirerek ölenlerin yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diledi.

Görüş ve yorum

Crocus City Hall’deki terör saldırıs, Çeçen ayrılıkçıların 2003 yılında, yani bundan 21 yıl önce Moskova’nın kuzeybatısında gerçekleştirdiği tiyatro baskınından bu yana Rusya'daki en büyük terör eylemi. Çeçen ayrılıkçılar, tiyatro binasında üç gün boyunca yüzlerce kişiyi rehin aldı. Eylem, hem rehin alanların hem de rehin alınanların etkilendiği Rus güvenlik güçlerince zehirli gaz sıkılmasıyla sona erdi. Olayda sayıları 60'ı aşan Çeçen ayrılıkçılarla birlikte rehin alınan 200'den fazla Rus vatandaşı öldü.

Bu son terör eyleminde de öldürülen masum sivillerin sayısı 21 yıl önce öldürülen sayıya ulaşabilir. Ancak faillerinin kimliği ne olursa olsun, bu bir terör eylemidir. Çünkü ateş açılmış, masum insanlar oracıkta herhangi bir uyarı yapılmadan ve herhangi bir talepte bulunulmadan öldürülmüştür. Saldırı, cinsiyetlerine, yaşlarına, iktidarı destekleyip desteklemediğine bakılmaksızın ne kadar çok kişi öldürülürse o kadar kârdır gibi bir amaç doğrultusunda yapılmışa benziyor.

İronik olansa bu eylem, Putin'in başkanlık seçimlerini oyların yüzde 87'sinden fazlasını alarak kazanmasından birkaç gün sonra gerçekleşmesidir. Yani bu terör eylemi, Putin'in beşinci dönemindeki ilk şahsi meydan okuması ve hem yurt içinde hem de yurt dışında güvenlik ve askeri politikalarının en zorlu sınavı oldu. Ukrayna'da savaş daha kanlı ve daha vahşi bir şekilde devam ederken bu olay yüzbinlerce Rus gencin silah altına alınacağı yeni bir askeri seferberlik kampanyasının başlatılmasını gerektirebilir.



Trump: İran'da hedef alınacak "neredeyse bir şey" kalmadı

ABD Başkanı Donald Trump, 9 Mart 2026'da Miami, Florida'da gazetecilere açıklama yaptı (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 9 Mart 2026'da Miami, Florida'da gazetecilere açıklama yaptı (AFP)
TT

Trump: İran'da hedef alınacak "neredeyse bir şey" kalmadı

ABD Başkanı Donald Trump, 9 Mart 2026'da Miami, Florida'da gazetecilere açıklama yaptı (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump, 9 Mart 2026'da Miami, Florida'da gazetecilere açıklama yaptı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün, İran ile savaşın “yakında” sona ereceğini, çünkü “hedef alınacak pratikte hiçbir şey kalmadığını” söyledi.

Trump, Axios ile yaptığı kısa telefon görüşmesinde, "Bazı basit şeyler... Ben bitirmek istediğimde bitecek" diyerek, dün ABD'nin düzenlediği saldırılarda (Hürmüz Boğazı'nda) 16 mayın döşeme botunun imha edildiğini ve İran'ın planlarının bozulduğunu vurguladı.

ABD başkanı şöyle devam etti: “Savaş iyi gidiyor. Planladığımızdan çok daha ilerideyiz. İlk altı hafta içinde bile beklediğimizden daha fazla hasar verdik.”

Şöyle sürdürdü: “Onlar (İranlılar) gözlerini Ortadoğu'nun geri kalanına dikmişlerdi. 47 yıldır neden oldukları ölüm ve yıkımın bedelini ödüyorlar. Bedeli bu. Bu kadar kolay kurtulamayacaklar.”

Trump, operasyonunun büyük ölçüde hedeflerine ulaştığını kamuoyuna açıklamış olsa da ABD ve İsrail yetkilileri, çatışmaların ne zaman sona erdirileceğine dair herhangi bir iç talimat verilmediğini belirtiyor.

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz yaptığı açıklamada, savaşın, “zaman sınırı olmaksızın, gerekli olduğu sürece, tüm hedeflerimize ulaşana ve kesin olarak kazanana kadar” devam edeceğini söyledi.

İsrailli ve Amerikalı yetkililer, en az iki hafta daha İran'a saldırı hazırlıkları yaptıklarını belirtiyorlar.


Harg Adası... İran’ın ‘dünyanın vurmaktan korktuğu’ zayıf noktası

İran’ın Harg Adası’nın uydu görüntüsü (AFP)
İran’ın Harg Adası’nın uydu görüntüsü (AFP)
TT

Harg Adası... İran’ın ‘dünyanın vurmaktan korktuğu’ zayıf noktası

İran’ın Harg Adası’nın uydu görüntüsü (AFP)
İran’ın Harg Adası’nın uydu görüntüsü (AFP)

ABD ve İsrail’in İran içindeki hedeflere yönelik yoğun saldırılarına rağmen, İran petrol ihracatının en önemli merkezi olan Harg Adası şu ana kadar saldırıların dışında kaldı. Uzmanlar, adanın hedef alınmasının küresel enerji piyasalarında ciddi bir çöküşe yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Harg Adası, Arap Körfezi’nde bulunan ve uzunluğu yaklaşık 8 kilometre olan mercan kökenli bir ada. İran ana karasından yaklaşık 43 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Ülkenin orta ve batı bölgelerindeki petrol sahalarından gelen boru hatlarının son noktası olan ada, İran petrol ihracatının ana terminali konumunda. Tesisler ilk olarak ABD’li petrol devi Amoco tarafından inşa edilmiş, ancak 1979’daki İran Devrimi sonrasında İran’ın kontrolüne geçmişti.

İran’ın petrol ihracatının yaklaşık yüzde 90’ı bu adadan gerçekleştiriliyor. Adadaki tesisler normalde günde 1,3 ila 1,6 milyon varil petrol sevkiyatı gerçekleştiriyor. Ancak yatırım bankası JPMorgan’a göre İran, ABD öncülüğünde olası bir saldırıya karşı önlem olarak şubat ortasında sevkiyat hacmini günde 3 milyon varile çıkardı. Banka ayrıca Harg Adası’nda yaklaşık 18 milyon varillik ek petrol stokunun bulunduğunu belirtti.

Washington’da adaya yönelik çeşitli senaryoların da gündeme geldiği ifade ediliyor. Axios internet sitesinin cumartesi günü yayımladığı bir habere göre ABD’li yetkililer, adanın askeri kontrol altına alınması seçeneğini de değerlendirdi.

George W. Bush döneminde Pentagon’da İran ve Irak konularında kıdemli danışmanlık yapan Michael Rubin, geçen hafta Beyaz Saray yetkilileriyle bu fikri görüştüğünü söyledi. Rubin, böyle bir adımın İran yönetimini ekonomik olarak felç edebileceğini belirterek, “Petrollerini satamazlarsa kamu çalışanlarının maaşlarını da ödeyemezler” dedi.

Şarku’l Avsat’ın İngiliz gazetesi The Guardian’dan aktardığı analizlere göre ise adanın hedef alınması, çatışma sonrasında kurulabilecek herhangi bir İran hükümetinin ekonomik geleceğini de zayıflatabilir. Uzmanlar, tesislerin son derece karmaşık yapıya sahip olması ve hızlı şekilde onarılamayacak olması nedeniyle petrol gelirlerinin yıllarca ciddi biçimde zarar görebileceğini belirtiyor.

Ancak bazı uzmanlar, adanın bombalanmasının ya da ABD güçleri tarafından kontrol altına alınmasının yalnızca İran’a zarar vermekle kalmayacağını, aynı zamanda küresel ekonomiyi ciddi bir dalgalanma sürecine sürükleyebileceğini belirtiyor. Böyle bir adımın, hâlihazırda yüksek seviyelerde bulunan petrol fiyatlarında kalıcı artışlara yol açabileceği ifade ediliyor.

Chatham House araştırma merkezinden Neil Quilliam, “Pazartesi günü 120 dolara ulaşan petrol varil fiyatının, Harg Adası hedef alınırsa 150 dolara kadar yükseldiğini görebiliriz. Bu ada küresel enerji piyasaları açısından son derece kritik” değerlendirmesinde bulundu.

Eski İngiliz askeri istihbarat subayı Lynette Nusbacher de Quilliam’ın görüşlerine katılarak, Harg Adası’nın yok edilmesinin ya da ciddi şekilde zarar görmesinin petrol fiyatlarında keskin bir sıçramaya yol açma riski taşıdığını ve bu artışın kısa sürede geri çekilmeyebileceğini söyledi.

Son ABD-İsrail saldırılarından önce İran’ın Harg Adası’ndan ihraç ettiği ham petrolün büyük bölümü Çin’e gönderiliyordu. Ancak küresel petrol piyasalarının birbirine bağlı yapısı nedeniyle, ihracatta yaşanacak kalıcı bir kesinti dünya genelinde fiyatları etkileyecek. Üstelik Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle çoğu Irak’tan gelen yaklaşık 3,5 milyon varil günlük petrol akışı da durma noktasına gelmiş durumda.

ABD’nin İran içinde ve çevresinde yaklaşık 5 bin hedefi vurmasına rağmen, şimdiye kadar ülkenin petrol altyapısını, özellikle de Harg Adası’nı hedef almaktan kaçındığı belirtiliyor.

İsrail ise cumartesi günü iki petrol rafinerisi ile iki depolama tesisine saldırı düzenledi. Bu saldırılar sonrasında Tahran’ın büyük bölümünde elektrik kesintileri yaşandı ve bazı sakinler durumu ‘felaket’ olarak nitelendirdi. Yoğun siyah duman başkentin üzerinde geniş bir alanı kapladı. Ancak o tarihten sonra petrol altyapısına yönelik yeni bir saldırı gerçekleşmedi.

Uzmanlar, Harg Adası gibi bir hedefe yönelik operasyonun büyük askeri güç gerektireceğini ve ciddi bir ekonomik gerilime yol açabileceğini belirtiyor. Bu nedenle söz konusu stratejik tesisin şimdiye kadar hedef alınmamasının, olası sonuçların büyüklüğüyle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor.


İran Devrim Muhafızları’nın etkisi ne zamana kadar sürecek?

 İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)
İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)
TT

İran Devrim Muhafızları’nın etkisi ne zamana kadar sürecek?

 İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)
İran Devrim Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nın yıldönümünü anma amacıyla düzenlenen yıllık askeri geçit töreninde, Tahran, 22 Eylül 2018 (AFP)

Alex Vatanka

İran, mevcut çatışmaya yapısal olarak zayıflamış bir halde girdi. Yıllarca süren yaptırımlar ekonomisine ciddi zarar verdi, bir zamanlar en önemli nüfuz araçlarından biri olarak kabul edilen bölgesel vekil güçler ağının etkinliği ise 7 Ekim 2023 saldırılarını takip eden İsrail saldırısından bu yana İsrail ve ABD ile ardı ardına yaşanan çatışmalar nedeniyle azaldı. İçeride, yıllarca süren baskı ve ekonomik gerilemenin ardından İslam Cumhuriyeti'ne karşı halkın hoşnutsuzluğu yoğunlaştı ve bu durum, Ali Hamaney'in reform taleplerini görmezden gelme konusundaki ısrarıyla daha da kötüleşti. Bu nedenle, birçok gözlemciye göre bu faktörler tek bir sonuca götürüyor; uzun süren bir savaş rejimin çöküşüne yol açabilir.

Ancak yapısal zayıflık, rejimin mutlaka çökeceği anlamına gelmiyor. Tarih genellikle bunun tam aksini gösterir: Dış baskı altında siyasi rejimler gücü, baskı uygulama ve hayatta kalmayı sağlama konusunda en kudretli olan tarafların elinde yoğunlaştırma eğilimindedir. Bunun örnekleri çoktur; Rus güvenlik servisleri, 1990'lar ile 2000'lerin başlarındaki Çeçen savaşları sırasında ve sonrasında önemli ölçüde nüfuz kazanarak Vladimir Putin'in yükselişinin önünü açmıştı. Benzer şekilde, Çin Komünist Partisi Kore Savaşı sırasında güvenlik aygıtını güçlendirerek, toplumu yabancı kuşatma olarak algıladığı şeye karşı seferber etmişti. İran örneğinde, savaş zamanında bu güç yoğunlaşmasından en iyi şekilde yararlanabilecek kurum İslam Devrim Muhafızları gibi görünüyor.

Savaşın İran içindeki güç dengesini nasıl yeniden şekillendirebileceğini anlamak için yalnızca görünen zayıflıklara odaklanmak yeterli değil, İslam Cumhuriyeti'nin üzerine kurulduğu kurumsal yapıyı da incelemek gerekir. Yaygın inanışın aksine, bu rejim Dini Lider Ali Hamaney kadar güçlü biri bile olsa hiçbir zaman tek bir kişiye dayanmamıştır. İran'da otorite, öncelikle Dini Liderlik Ofisi, dini kurum, güvenlik servisleri ve İslam Devrim Muhafızları gibi birbiriyle iç içe girmiş kurumlar arasında dağıtılmıştır. Bu yapı kısmen, liderlik geçiş dönemleri de dahil olmak üzere kriz zamanlarında rejimin sürekliliğini sağlamak için tasarlanmıştır.

Devrim Muhafızları’nın kökenleri bu mantığı açıkça somutlaştırmaktadır. Devrim Muhafızları, İslamcıların devrimden sonra iktidarı ele geçirmesinden sadece birkaç hafta sonra, Mart 1979'da, yeni siyasi rejimi iç ve dış düşmanlarından koruyacak bir araç olarak kuruldu. Sonraki on yıllar boyunca, ideolojik bir milis gücünden, önemli askeri yeteneklere sahip ve etkisini ekonomi, istihbarat ve bölgesel siyaseti kapsayacak biçimde genişleten en güçlü devlet kurumlarından birine dönüştü.

Hatta şimdi bile, Hamaney'in yokluğundaki geçici liderlik düzenlemeleri, rejimin direncini bir dereceye kadar ortaya koyuyor. İran Anayasası, iktidar boşluğunu önlemek için tasarlanmış mekanizmalar içerir. Geçici bir liderlik yapısı ve yeni bir Dini Liderin seçilmesinde Uzmanlar Meclisi'nin rolü de bu mekanizmalardandır. En önemlisi, ulusal güvenlik konularında gerçek otorite tek bir kişinin elinde değil, liderliği istikrarsızlık yaşadığı dönemlerde bile etkili kalan kurumlarda yoğunlaşmıştır. Devrim Muhafızları ile Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ve yakın zamanda kurulan Savunma Konseyi, istihbarat servisleriyle birlikte, devletin planlama ile baskı kapasitesinin omurgasını oluşturmaktadır.

Bu kurumsal çerçeve, rejimin ani çöküşüne dair herhangi bir tahmini zorlaştırıyor. Haberler ayrıca, ABD istihbaratının değerlendirmelerinin de benzer sonuçlara ulaştığına ve çok sayıda etki merkezi arasındaki güç dağılımı göz önüne alındığında, büyük ölçekli bir askeri harekatın bile İslam Cumhuriyeti'nin çöküşüne yol açmayabileceği konusunda uyardığına işaret ediyor. Dolayısıyla temel soru sadece rejimin zayıflayıp zayıflamadığı değil, savaş ilerledikçe rejim içindeki güç dengesinin nasıl yeniden şekilleneceğidir.

Bu bağlamda, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın konumu öne çıkıyor. İran'da komşu ülkelere yönelik diplomatik söylemiyle ilgili son tartışmalar, savaş zamanında sivil otoritenin alanının ne kadar sınırlı olduğunu ortaya koyuyor. Pezeşkiyan, kendisini eleştirenlerin uzlaşmacı olarak değerlendirdiği bir dil kullandığında, siyasi kurum içindeki sertlik yanlıları ve milletvekilleri hızla tepki gösterdi. Bu, sadece konuşmasının tonuna itiraz değil, aynı zamanda cumhurbaşkanlığının İran'da stratejik karar alma yetkisinin olmadığının açık bir hatırlatıcısıydı. Bu yeni bir olgu değil, aksine Hamaney'in 36 yıllık iktidarı boyunca rejime eşlik eden ve yokluğuna rağmen bugün de devam eden bir özellik.

dfvgrt
Tahran'daki İslam Devrim Muhafızları Hava Kuvvetleri Müzesi'nde sergilenen füzeler, 15 Kasım 2024 (Reuters)

Şimdiye kadar, Hamaney'in siyasi sahneden ani ayrılışı, cumhurbaşkanlığının somut bir şekilde güçlenmesine yol açmadı. Uygulamada, bu makamın ağırlığı büyük ölçüde sahibinin kişiliğine ve siyasi hırslarına bağlı olmayı sürdürüyor. Pezeşkiyan da diğer güç merkezlerine meydan okumaya veya karar almada daha bağımsız bir rol üstlenmeye pek istekli görünmüyor. Bu çekingenlik, bir dereceye kadar siyasi ihtiyatlılık içeriyor olabilir; çünkü Hamaney'in mirasından uzaklaşmaya yönelik aceleci bir girişim, merhum liderin dönemini karakterize eden ideolojik çerçeveye halen son derece sadık olan sertlik yanlılarını kışkırtabilir.

Savaş zamanlarında sivil otoritenin sınırları daha belirgin hale gelir. Cumhurbaşkanlığı kamuoyuna yönelik söylemi ve iletişim yöntemlerini etkileyebilir, ancak savaş, caydırma ve karşılık verme ile ilgili kararlar askeri ve güvenlik kurumlarının elinde kalır. Bu, diplomatik manevralar için mevcut siyasi alanı önemli ölçüde daraltır. Washington veya İsrail'e karşı daha uzlaşmacı olarak algılanan İranlı yetkililer, yalnızca siyasi marjinalleşme riskiyle değil, aynı zamanda direniş söylemine hâlâ bağlı güçlü kurumlardan sert bir tepkiyle de karşı karşıya kalma riskiyle yüzleşiyorlar.

Bu perspektiften bakıldığında, Devrim Muhafızları, çatışma ne kadar uzun sürerse etkisini o kadar genişletmek için iyi bir konumda görünüyor. Bu kısmen kurumsal konumundan kaynaklanıyor; zira o İran'ın füze gücünü denetliyor, asimetrik savaş stratejisinin önemli bir bölümünü yönetiyor ve Lübnan'daki Hizbullah gibi kalan bölgesel vekil ağlarıyla yakın bağları sürdürüyor. Ek olarak, Devrim Muhafızları, İran içinde geniş bir ekonomik ve siyasi altyapıya sahip. On yıllardır inşaat, enerji, telekomünikasyon ve finans sektörlerindeki varlığını pekiştirmiş ve artık askeri alanın çok ötesine uzanan paralel bir etki sistemi oluşturmuş bulunuyor.

İran'da cumhurbaşkanlığının stratejik karar alma yetkisi yok ve bu yeni bir olgu değil, aksine Hamaney'in 36 yıllık iktidarı boyunca rejime eşlik eden ve yokluğuna rağmen bugün de devam eden bir özellik

Savaşlar bu tür yapıları güçlendirme ve genişletme eğilimindedir. Devletler sürekli dış baskıya maruz kaldığında, karar alma merkezi yavaş yavaş kaynakları seferber etme, disiplini uygulama ve askeri müdahaleyi koordine etme konusunda en donanımlı kurumlara kayar. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre İran'da bu işlevlerin çoğunu Devrim Muhafızları yerine getiriyor. Çatışma devletin ekonomik ve askeri yeteneklerine daha fazla zarar verse bile, Devrim Muhafızları bu krizden daha da büyük bir iç etki ile çıkabilir. Bu durum büyük ölçüde savaşın süresine ve ABD ile İsrail'in, Devrim Muhafızları'nın tüm seviyelerdeki ve tüm operasyon alanlarındaki kapasitesini sistematik olarak hedef alma derecesine bağlı olacaktır.

Bununla birlikte, Devrim Muhafızları'nın artan nüfuzu, rejimin mutlaka temelden yeniden yapılandırılması anlamına gelmiyor, aksine daha ziyade İslam Cumhuriyeti'nin kendi içinde yapısal bir dönüşüm anlamına geliyor. Gündemde olan olası senaryolar arasında, rejimin kontrollü bir şekilde devam etmesi ve Hamaney'in yerine nispeten düşük profilli bir dini halefin atanması, gerçek karar alma gücünün ise kademeli olarak güvenlik odaklı bir liderlik koalisyonuna kayması da yer alıyor. Başka bir olasılık ise Devrim Muhafızları'nın hem ulusal güvenlik hem de ekonomi politikası üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu, daha militarize bir rejime kademeli geçiştir.

rtgtr
İsrail ordusu tarafından yayınlanan ve 28 Şubat'ta İran Dini Lideri'nin konutunda meydana gelen patlamayı gösteren videodan bir kare (AFP)

Bu sonuçlar, mevcut gidişattan tamamen kopmayı değil, son yirmi yıldır gelişen eğilimlerin hızlandırılışını temsil edecektir. İran İslam Cumhuriyeti, adım adım, din adamlarına olan bağımlılığını azaltıp güvenlik kurumlarına daha fazla bağımlı hale geldi. Ayrıca Devrim Muhafızları Ordusu'nun ekonomik genişlemesi, bölgesel siyasetteki artan rolü ve kilit devlet kurumları içindeki artan nüfuzu, İran siyasi sahnesini yeniden şekillendirdi. Uzun süreli bir savaş da bu eğilimi hızlandırabilir.

Bununla birlikte, bunların hiçbiri rejimin çöküşe karşı bağışık olduğu anlamına gelmiyor. Otoriter rejimler, iktidardaki elit içinde çatlaklar ortaya çıkmaya başlayana kadar genellikle birleşik görünürler. Bu tür rejimlerin karşı karşıya kalabileceği en büyük tehlike, yalnızca dış baskılarda değil, aynı zamanda rejimi korumakla görevli kurumlar arasındaki iç bölünmelerde de gizlidir. İran örneğinde, bilhassa Devrim Muhafızları içindeki gruplar arasında veya Muhafızlar ile derin devletin diğer baskıcı kurumları arasında gerçek bir güç boşluğu, güvenlik aygıtının kendi içinde bölünmeler gerektirecektir.

Lakin bu tür bölünmelerin yokluğunda, İslam Cumhuriyeti halen önemli bir direnme gücüne sahip olmayı sürdürüyor. Rejim, tam da bu tür bir meydan okumaya hazırlanmak için on yıllarını harcadı. Silahlı kuvvetler içindeki çoklu komuta yapısı, üst düzey komutanların ölümü durumunda bile operasyonların sürekliliğini sağlamak üzere tasarlanmış yardımcı rütbeler ve paralel komuta zincirleri, çok katmanlı istihbarat ağları ve askeri liderlik için önceden belirlenmiş halef planları, devletin saldırı altında bile işleyişinin devamını garanti altına almaya yönelik sistematik bir çabayı ortaya koyuyor.

de
1 Mart'ta bombardımandan sonra başkent Tahran’ın mahalleleri üzerinde yükselen dumanlar (AFP)

İronik bir şekilde, rejimi zayıflatmayı amaçlayan dış askeri baskı, en sert unsurlarını güçlendirebilir. İranlı liderler, savaşın sadece davranışlarını değiştirmeyi değil, devletin kendisini ortadan kaldırmayı amaçladığı sonucuna varırlarsa, herhangi bir uzlaşma çağrısı siyasi olarak maliyetli hale gelecektir. Bu koşullar altında, Devrim Muhafızları'nın İran'ın içsel birlik, direniş ve sıkılaştırılmış bir güvenlik kontrolü gerektiren varoluşsal bir mücadele içinde olduğu yönündeki anlatısı daha da güç kazanacaktır.

Bu nedenle, savaş İslam Cumhuriyeti'nin çöküşüyle ​​sonuçlanmayabilir, aksine onu daha militarize bir biçime doğru itebilir. Zayıflamış bir İran, yaptırımlar altında etkili bir şekilde işleyebilen kurumlara dayanan, daha güvenlik odaklı, daha yoksul, daha izole ve daha bağımlı bir devlete dönüşebilir.

* Bu analiz Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.