İki asırlık istihbarat ve durmadan büyüyen vahşilik

Britanya, günümüze kadar varlığını sürdüren en eski modern casusluk aygıtını kurmasıyla tanınıyor.

MI6 olarak da bilinen İngiliz Gizli İstihbarat Servisi'nin genel merkezi (EPA)
MI6 olarak da bilinen İngiliz Gizli İstihbarat Servisi'nin genel merkezi (EPA)
TT

İki asırlık istihbarat ve durmadan büyüyen vahşilik

MI6 olarak da bilinen İngiliz Gizli İstihbarat Servisi'nin genel merkezi (EPA)
MI6 olarak da bilinen İngiliz Gizli İstihbarat Servisi'nin genel merkezi (EPA)

Tarık Ali

Dünyadaki hiçbir modern devlet, ne kadar güçlü ya da zayıf olursa olsun, istihbarat teşkilatı olmadan yaşayamaz. Her ne kadar bu fikir tamamen yeni gibi görünmese de eski halklar ve uluslar, özellikle casusluk, haber iletimi, komplo kurma vs. ile ilgili olan ilkel istihbarat biçimlerine güvenmişlerdir. Ancak bu biçimler Roma İmparatorluğu'ndan Osmanlı İmparatorluğu'na kadar hızlı bir gelişme gösterememiştir.

İlk tuğla

İlk organize haliyle istihbarat fikri, 1800'lerdeki ilk Fransız Bonapartist döneminde ortaya çıkmıştır. Jean-Jacques Rousseau’nun (1712-1778) toplumsal sözleşme teorisi sonraki yüzyıllarda ulusların şeklini ve örgütlenmesini yaratmış, Rousseau'nun teorisi kibarlık ve pasifizmle dolu olsa da; Fransız Devrimi’ne ilişkin fikirleri, bireylerin devlet tarafından korunmaları karşılığında bazı özgürlüklerinden vazgeçmeleri gerektiğini açıkça ifade ediyordu.

Bu koruma sadece sınırlarda savaşan bir ordu tarafından yapılmayacaktı. Aynı etik teori farkında olsun ya da olmasın küresel istihbaratı da kristalize etti.

En eski istihbarat sevisi

Bugün dünya çapında sürekliliği olan en eski modern istihbarat servisi, eski İngiliz Gizli İstihbarat Servisi'nin rahminden doğan İngiliz İstihbarat Servisi'dir (MI6/1909). Diğer yandan geçen yüzyılın ortalarına kadar pek çok ülkenin en azından gizli casusluk aygıtları kullanmış olması dikkate değer bir husustur.

Bu ya da başka herhangi bir teşkilatta memur veya ajan olabilmek için bir bireyin istisnai psikolojik, fiziksel, bedensel, sosyal ve entelektüel niteliklerden daha fazlasına sahip olması gerekir. Belki de testlerinin en önemli noktaları, kişinin değişkenlik yeteneği ile özetlenebilir. Bu, herhangi bir güvenlik teşkilatının adamları için en zor görev olarak kabul edilen casusluk da dahil olmak üzere, koşulların dayattığı her türlü farklı ve yeni çalışma ortamına uyum sağlama yeteneğidir.

Ayrıca kişi, kendisine verilen görevi en iyi şekilde yerine getirebilmesini sağlayacak daha yüksek dereceleri öğrenme ve elde etme ayrıcalığına da sahip olmalıdır. Zira bazen bir istihbarat görevlisinin siyaset bilimi, hukuk, suç psikolojisi, medya ve tabii ki diğer alanlarda derece alması gerekebilir.

Diğer ana özellikler

İstihbarat camiasının bir üyesi, duygularını ve izlenimlerini kontrol etmede çok bilgili olmalıdır. Ayrıca teşkilat içinde ve dışında, ofislerinde ve toplumda, ülke içinde ve gönderildiği ülkelerde uyum sağlamada son derece esnek olmalıdır. Çünkü bazen bir istihbarat teşkilatı mensubunun müzakerelerdeki tek bir hatası savaşa, yabancılaşmaya veya ayrıcalıkların kaybedilmesine ve geniş anlaşmazlıklara yol açabilir.

Herhangi bir teşkilatın üyelerinin profesyonelleşmesinde, sürekli siyasi, sosyal ve demografik okuma yapmanın yanı sıra yetki alanlarına giren ülkelerin kültürünü, nasıl ve ne zaman susulacağını öğrenmek gibi daha fazla görevi yerine getirmek gereklidir.

Çeşitli istihbarat okulları ve acımasız hapishaneler

Bir istihbaratçının akredite olabilmesinin belki de en önemli koşullarından biri güvenlik, kriminal ve siyasi soruşturmaya ilişkin içgüdüleridir. Bu alanda dünyada birçok istihbarat ekolü öne çıkmaktadır. Belki de en belirgin ve çarpıcı olanı İkinci Dünya Savaşı sırasında Adolf Hitler'in Propaganda Bakanı olan Joseph Goebbels'in ekolüdür. Goebbels, Üçüncü Reich'ın acımasızlığına rağmen, bilgi elde etmede psikolojik işkencenin fiziksel işkenceden çok daha önemli olduğuna inanıyordu ve bu konuda bir ilkti.

FOTO: İsrail Ofer Cezaevi (AFP)
İsrail Ofer Cezaevi (AFP)

Bu vaka o dönemde nispeten benzersizdir. Zira ABD'den Çin'e kadar dünyanın dört bir yanındaki ülkeler, tutuklulardan bilgi almak için ölümle sonuçlanabilecek doğrudan şiddet kullanmıştır. Bu durum Ebu Gureyb (Irak - ABD kuvvetlerine aitti), Guatemala ve Alcatraz (ABD), Evin (İran), Stanley (Hong Kong), Kamp 22 (Kuzey Kore), Ofer (İsrail), Petak Adası (Rusya), Nairobi (Kenya) ve Gitamara (Ruanda) cezaevlerinde de açıkça görülmektedir.

Bu hapishanelerde itirafların alınması, tüm vahşetine rağmen, keyfi olarak yapılmamaktadır ve bu da istihbarat çalışmalarının bir başka özüdür. Çünkü eğitimli ajanlar onlarca işkence yöntemine sahiptir. Bu da onların dövüş sanatları, bilgi toplama ve taktik yöntemler konusundaki eğitimlerinin bir başka önemli parçasıdır. Elektrikli sandalye ve diğerlerinin en acımasız işkence yöntemleri olduğuna inanılabilir, ancak gerçekte daha iğrenç başka yöntemler de vardır.

İşkence teknikleri yeniden gözden geçirildi

Bu yöntemler arasında tutukluyu sinirleri bozulana kadar günlerce bembeyaz bir odada tutmak ya da günlerce yanında damlayan bir su musluğu bırakmak, uyumasını engellemek ve kişinin duyduğu korkuyu istismar etmek gibi istihbaratın son on yıllardaki gelişiminin geride bıraktığı daha pek çok yöntem yer almaktadır.

Söz konusu işkence yöntemlerinin yanı sıra, istihbarat görevlisinin kendisi de yaptığı herhangi bir hatadan dolayı her an görev yerinin değiştirilebileceği ve muhtemelen cezalandırılabileceği yönünde yoğun bir psikolojik baskı altında kalır. Bunun ışığında istihbarat teşkilatlarının üyeleri arasında, en azından gelişmiş olanlarında, yeni olan her şeyi öğrenme yarışı çılgınca devam etmektedir.

Bir istihbarat görevlisinin belki de en önemli özelliklerinden biri, kişiliğini ve bilgilerini gizleme, tanımlama ve gizli tutma yeteneğidir. Bunu başarmak için gerekli tüm unsurlara sahip olduğu varsayıldığında, kişisel koruma sorumluluğu da kendisine düşer.

Nerede eğitiliyorlar?

Her ülke istihbarat personelini eğitmek için en uygun yeri seçerken, başlangıç ve deneysel aşamada en uygun ortam, kendi ülke sınırları içinde, okullarda, kamplarda ve yaklaşılması yasak olan ve ulusal düzeyde güvenlik dokunulmazlığına sahip özel ve genellikle gizli tesislerdir.

Daha sonraki aşamalarda, güvenlik ve enformasyon sektöründe ortak çalışmalar yürütmek, deneyim alışverişinde bulunmak ve becerilerden faydalanmak üzere önceden yapılan güvenlik anlaşmaları uyarınca personel dost ülkelere gönderilir. Sovyetler Birliği dağılmadan önce Doğu Asya, Arap ve Ortadoğu ülkelerine bunu sağlamış, Çin de daha sonra benzer bir görevi üstlenmiştir. Tabii ki ABD de bu çizgiye gelerek diğer Arap istihbarat servislerini ve bunun yanı sıra bahsedilebilecek en önemli teşkilat olan Mossad’ı eğitme görevini üstlenmiştir.

İstihbarat servislerine örnekler

İsrail'in üç ana istihbarat servisi vardır: Askeri İstihbarat Dairesi (AMAN), Dış İstihbarat Servisi Mossad, İç İstihbarat Servisi Şin-Bet.

Mossad, İsrail sınırları dışında gizli güvenlik çalışmaları yürütmekle görevlidir ve 1949 yılında, Arap-İsrail çatışmasının erken bir aşamasında kurulmuştur. Teşkilat, iç gücü ve dost ya da düşman ülkelerde yüzlerce gizli ve bazen aleni operasyon gerçekleştirmesini sağlayan yapısının gücü nedeniyle dünyanın en tehlikeli istihbarat servislerinden biri olarak kabul edilir.

İsrail'in yanı sıra Mısır'ın da üç istihbarat teşkilatı vardır: Cumhurbaşkanlığına bağlı Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı, Savunma Bakanlığı’na bağlı Askeri İstihbarat ve İçişleri Bakanlığı’na bağlı Ulusal Güvenlik.

FOTO: Suriye güvenlik güçleri (AFP)
Suriye güvenlik güçleri (AFP)

Suriye'de dört merkezi ve ana istihbarat teşkilatı bulunmaktadır: Devlet Başkanlığı'na bağlı Genel İstihbarat Teşkilatı, İçişleri Bakanlığı'na bağlı Siyasi Güvenlik Dairesi, Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Hava İstihbarat Dairesi ve Savunma Bakanlığı'na bağlı Askeri İstihbarat Dairesi. Bunların hepsi pratikte çalışmalarını düzenleyen Ulusal Güvenlik Teşkilatı'na bağlıdır.

Rusya'ya gelince, hakkında bilinenlere göre genellikle sivil işlerle ilgilenen ve geçmişte Devlet Güvenlik Komitesi adı verilen bir üst komiteye bağlı olan Dış İstihbarat Servisi var. Ayrıca faaliyetleri ülke içinde bulunan ve en önemli görevleri arasında casusluğu izlemek, terörizm, sabotaj ve diğerleriyle mücadele etmek olan Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB) ve ordunun işleriyle ilgilenen Silahlı Kuvvetler Ana İstihbarat Müdürlüğü bulunmakta.

ABD'de ise dünyanın en güçlü istihbarat teşkilatlarından biri olan ve görevleri yabancı hükümetler, şirketler, bireyler ve dünya çapındaki açık ve gizli faaliyetler hakkında casusluk yapmak ve veri toplamak olan Merkezi İstihbarat Teşkilatı (CIA) ile ülke sınırları içinde güvenlik ve hukukun uygulanmasıyla ilgilenen bir iç istihbarat teşkilatı olan Federal Soruşturma Bürosu (FBI) bulunmaktadır.

Kaybolan deneyimler

Geçtiğimiz yüzyılın, 1960'larda o zamanlar Vedi Haddad tarafından yönetilen Filistin Halk Kurtuluş Cephesi (FHKC) Özel Operasyonlar Birimi de dahil olmak üzere, hiçbir tehlike teşkil etmediği düşünülen teşkilatlar tarafından organize ve beklenmedik istihbarat devrimlerine tanık olduğunu belirtmekte fayda var.

FHKC, özellikle 1968'de bir İsrail uçağının kaçırılması ve ardından 1969'da bir Amerikan yolcu uçağının kaçırılması gibi operasyonlar gerçekleştirebilmiştir. FHKC’nin uçak ve rehine kaçırma girişimleri 1970'te Ürdün'de Kara Eylül olarak bilinen olaylara kadar devam etmiştir.

İlginç deneyimler arasında Suriye'de 1950'lerde Cemal Abdulnasır tarafından Suriye-Mısır birliği (Birleşik Arap Cumhuriyeti) döneminde (1958-1961) istihbarat başkanı, içişleri bakanı ve başkan yardımcısı yapılan subay Abdulhamid es-Serrac'ın yönetiminde faaliyet gösteren İkinci Gizli Büro da yer almaktadır.

Es-Serrac geleneksel anlamda bir suçlu değil, daha ziyade bir seri katildi. Tarihi belgeler, Gizli Büro'nun gözaltı merkezlerine girip de suçlama olmadan bile canlı çıkan kimsenin olmadığını söylüyor. Es-Serrac'ın, korkunç Arap istihbarat düşüncesinin kurucusu, hamisi, kralı ve koruyucusu olduğu söylenir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir.



Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
TT

Pezeşkiyan: İran, küresel güçlerin baskısına boyun eğmeyecek

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, (Reuters)

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan bugün yaptığı açıklamada, ülkesinin ABD ile nükleer görüşmeler sürerken dünya güçlerinin baskısına "boyun eğmeyeceğini" söyledi.

Reuters'ın haberine göre Pezeşkiyan televizyonda yayınlanan konuşmasında, "Dünya güçleri bizi boyun eğmeye zorlamak için sıraya giriyor... ama bize yarattıkları tüm sorunlara rağmen başımızı eğmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

ABD Başkanı Donald Trump perşembe günü, İran'a iki taraf arasındaki devam eden müzakerelerde "anlamlı bir anlaşmaya" varması için 15 günlük bir ültimatom verdi, aksi takdirde "kötü sonuçlarla" karşılaşacakları uyarısında bulundu. Tahran ise uranyum zenginleştirme hakkını yineledi.

ABD'nin bölgedeki askeri yığılması devam ederken, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD müttefiki olan ülkesinin Tahran'ın herhangi bir saldırısına güçlü bir şekilde karşılık vereceği konusunda uyardı.

ABD ve İran, Umman'ın arabuluculuğuyla 6 Şubat'ta dolaylı görüşmelere yeniden başladı. Salı günü Cenevre'de ikinci tur görüşmeleri gerçekleştirdikten sonra müzakerelere devam etme niyetlerini açıkladılar.

İran çarşamba günü bu müzakereleri ilerletmek için bir taslak çerçeve hazırladığını açıklarken, ABD, Tahran'a saldırmak için "birden fazla neden" olduğunu belirterek uyarı tonunu korudu.

Trump, “Yıllar içinde İran'la uygulanabilir bir anlaşmaya varmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Uygulanabilir bir anlaşmaya varmalıyız, yoksa kötü şeyler olacak” dedi.

Şöyle devam etti: “Bir adım daha ileri gitmemiz gerekebilir, gitmeyebiliriz veya bir anlaşmaya varabiliriz. Bunu muhtemelen önümüzdeki 10 gün içinde öğreneceksiniz.” Daha sonra Trump, gazetecilere sürenin “10-15 gün” olduğunu söyledi.


İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
TT

İnfaz fotoğrafları gündem oldu: Yunanistan "ülke mirasını" satın alıyor

İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)
İnfazdan hemen önce 200 komünistin fotoğrafları çekilmiş (Ebay/Greece at WW2 archives)

Yunanistan Kültür Bakanlığı, Naziler tarafından kurşuna dizilen 200 komünistin son anlarına ait olduğu belirtilen fotoğrafları bir Belçikalı koleksiyoncudan almak için ön anlaşma imzaladı.

Bu fotoğrafların ülke mirası olduğunu kabul eden Atina yönetimi, anlaşmanın detaylarını açıklamadı.

Anlaşma üzerine internetteki satış ilanı yayından kaldırıldı. 

Kültür Bakanı Lina Mendoni, koleksiyoncu Tim de Craene'nin yanına giden uzmanların, fotoğrafların gerçek olduğunu tespit ettiğini cuma günü duyurdu. 

200 komünistin, 1 Mayıs 1944'te Atina'nın banliyölerinden Kesariani'de infaz edilmeden önce çekildiği bildirilen 12 fotoğraf, geçen hafta eBay'de satışa çıkarılmıştı. 

Yunanistan Kültür Bakanlığı'nın Belçika'ya gönderdiği uzmanlar, bunların 1943-1944'teki Nazi işgali sırasında Yunanistan'da görevlendirilen Alman komutanlarından Hermann Heuer'ın imzasını taşıyan 262 fotoğraflık koleksiyonun bir parçası olduğunu fark etti. 

Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)Ölüme yürüyen direnişçilerin marş söylediği görülüyor (Ebay/Greece at WW2 archives)

200 komünist siyasi mahkumun Naziler tarafından kurşuna dizilmesi, o dönemin en büyük katliamlarından biri olarak kabul ediliyor. Olaya dair fotoğraflar ilk kez gün yüzüne çıkarken açık artırma girişimi tepki çekti.

Teselya Üniversitesi'nde toplumsal tarih dersleri veren Polymeris Voglis, New York Times'a şu yorumu yaptı:

Kendi infazlarına yürüyen bu kişilerin yüzlerini 82 yıl sonra ilk kez görüyoruz. Boyun eğmeyen duruşları beni çok etkiledi.

Voglis bu fotoğrafların ders kitaplarına eklenmesi gerektiğini ifade etti. 

Kesariani'de Nazilerin öldürdüğü komünistler için yapılan bir anıt, fotoğrafların gündem olmasının ardından tahrip edildi. 

Anıtı onaracağını bildiren Kesariani Belediyesi, "Bazılarını ne kadar rahatsız ederse etsin tarihi hafıza silinemez" dedi.

II. Dünya Savaşı biterken Batı destekli yönetimle komünistler arasında patlak veren iç savaş 1949'a kadar sürmüştü. O dönemde yaşanan kutuplaşmaların etkileri, günümüzde de hissediliyor. 

Independent Türkçe, New York Times, France24, AP


Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
TT

Amerika ve Avrupa... Zorlu evlilik ve acı boşanmanın alternatifi olarak zorunlu birlikte yaşama

Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)
Almanya’nın Düsseldorf kentinde düzenlenen bir festivalde sergilenen heykelde, ABD Başkanı Donald Trump ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in bir ineği yediği, ineğin üzerinde ise Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen'in oturduğu görülüyor. (AFP)

Antoine el-Hac

ABD Başkan Yardımcısı J. D. Vance’ın geçen yılki Münih Güvenlik Konferansı’nda yaptığı konuşma, Avrupa için adeta bir alarm zili oldu. Eleştirel ve suçlayıcı tonuyla dikkat çeken konuşma, Başkan Donald Trump’ın ikinci döneminin, Beyaz Saray’ın NATO ve Avrupa ile ilişkilerinde daha sert bir tutum benimseyeceğinin en açık işareti olarak değerlendirildi.

Bu yıl ise ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Münih’teki konuşmasında başkanına olan bağlılığı ile Avrupa ile derin ilişkiler arasında bir denge kurdu. Ülkesini Avrupa’nın ‘çocuğu’ olarak tanımlayan Rubio, eski kıta liderlerine, “Sevgili müttefiklerimiz ve eski dostlarımızla birlikte yeni bir küresel düzen inşa etmeye kararlıyız” mesajını verdi. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise bu açıklamalardan ‘çok memnun’ olduğunu belirtti.

Miami’de Kübalı ebeveynlerden doğan Rubio, ortak kültürel bağlara da dikkat çekti; Beethoven ve Mozart’ın yanı sıra The Beatles ve The Rolling Stones gibi grupları örnek gösterdi. Rubio, “Geleceğiniz ve geleceğimiz bizim için çok önemli. Bazen görüş ayrılıkları yaşayabiliriz, ancak bu farklılıklar, Avrupa’ya duyduğumuz derin kaygıdan kaynaklanıyor” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 14 Şubat 2026 tarihinde Münih Güvenlik Konferansı’nda konuşma yapıyor. (AFP)

Ancak Foreign Policy dergisinde konferansın ardından yapılan değerlendirmede, “Birçok Avrupa lideri özel oturumlarda endişelerini dile getirdi; Trump’ın son dönemde Grönland’ı ele geçirme tehdidini kırmızı çizgiyi aşma olarak gördüler. Rubio’nun Hristiyanlık ve Batı uygarlığına yaptığı vurgular ise bazıları için etnik çağrışımlar içeriyormuş gibi göründü” ifadeleri yer aldı.

Batı dışından konferansa katılanlar, Rubio’nun Avrupa’yı ABD’nin yanında Batı’yı genişletme yoluna davet etmesini, yeni kıtalara yerleşme ve dünya çapında imparatorluklar kurma vurgusuyla birlikte, yeniden sömürgeleştirme mesajı olarak yorumladı.

Rubio, Trump’ın Avrupa’nın göç ve iklim değişikliği konularındaki yaklaşımına yönelik eleştirilerini de yineleyerek, ABD’nin gerekirse kendi yolunu tek başına açmaya hazır olduğunu belirtti. Rubio, ülkesinin NATO ittifakını canlandırmak istediğini vurgulasa da Avrupa’nın buna olan iradesi ve kapasitesine şüpheyle yaklaştı.

Konuşma, Rubio’nun Trump’ın politik önceliklerine uyum ile Avrupa ortaklarını güvence altına alma arasında dikkatle kurması gereken dengeyi ortaya koydu. Cumhuriyetçi yönetimdeki birçok kişiden farklı olarak Rubio, ABD’nin dış politika hedeflerini gerçekleştirebilmesi için Avrupa ile ilişkilerde daha fazla diplomasiye ihtiyaç duyduğunu biliyor.

Rubio’nun görevi ve diplomasiye liderlik etmesi, tonunun göreceli olarak ılımlı olmasının nedeni olarak görülüyor. Rubio, güvenlik ve askeri kurumların varlığını -özellikle NATO’yu- her zaman desteklemişti. Örneğin 2019’da herhangi bir ABD başkanının NATO’dan çekilmesini engellemek için Cumhuriyetçi ve Demokrat partiler arasında yürütülen ortak çabanın parçası olmuştu. O dönemde, “Ulusal güvenliğimiz ve Avrupa’daki müttefiklerimizin güvenliği için ABD’nin NATO içinde etkin bir rol oynamaya devam etmesi hayati önemdedir” demişti.

Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)Ukrayna’nın doğusundaki Donetsk cephesinde top ateşleyen Ukraynalı bir asker (AFP)

Başka bir örnekte, Rubio’nun, ABD’nin taahhüdü konusunda Vladimir Zelenskiy’ye belirli güvence verdiği belirtiliyor. Aynı zamanda, savaşın sona ermesi için Ukrayna’nın zor tavizler kabul etmesi gerektiği uyarısında bulundu. Bu yaklaşım, Vance’in daha önce ABD’nin ‘birkaç mil toprak için’ on milyonlarca dolar harcamasının gerekçelerine şüpheyle bakmasından farklı.

Rubio’nun Münih’teki konuşması, Vance’in bir yıl önceki konuşmasına göre daha az bölücü olsa da Trump döneminde ABD dış politikasında herhangi bir temel değişikliği yansıtmıyor. Yeni denklem şöyle özetlenebilir: ABD, bazı çıkarlarını Avrupa ile paylaşsa da değerlerini paylaşmıyor.

Büyük Atlantik mesafeleri

Konu sadece konuşmalar, anlatılar veya dil üslubu meselesi değil; dünya, ittifakların, çekişmelerin ve hatta düşmanlıkların değiştiği yeni bir gerçekliği yaşamaya başladı.

Özellikle Avrupa’da, yüzyıllar boyunca en yıkıcı savaşları yaşamış kıtada birçok kişi, kendilerini Rusya’nın yayılmacı eğilimleri ile Çin’in saldırgan ekonomik politikaları arasında ve hızla değişen eski yakın müttefik ABD’nin arasında açıkta ve tehlikeye maruz hissediyor.

Eurobarometer tarafından yapılan yakın tarihli bir ankete göre, Avrupalıların yüzde 68’i ülkelerinin  tehdit altında olduğunu düşünüyor.

Bugün Atlantik ötesi ilişkiler incelendiğinde, bu yılki Münih Güvenlik Konferansı’nın manzarası, stratejik bir ‘bilişsel uyumsuzluk’ durumunu yansıtıyor. Psikolojide bilişsel uyumsuzluk, inançlar ile davranışlar arasında uyumsuzluk olduğunda ortaya çıkan zihinsel gerilimi ifade eder.  Antoine el-Hac’ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre Münih’te bu çelişki açıkça görüldü: dostluk açıklamaları, derin güvensizlik sinyalleriyle yan yana, stratejik güvence ise politik kararlarla çelişiyordu. Sonuç, biçimde birleşik ama özde sıkıntılı bir Avrupa-Amerika ittifakı oldu; bu durum, uygun önlem alınmazsa açık bir çatışma riski taşıyor.

Bu bağlamda Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, ABD’nin Avrupa’yı sonsuza dek koruyamayacağını kabul etti, ancak bölgesel baskılara -özellikle Grönland konusuna- kesin bir şekilde karşı çıktı. Pistorius, “Barış ve güvenliği sağlamak için uluslararası kuruluşlara başvurulmalı” dedi ve Avrupa Birliği (AB) ile ABD’nin bunu ancak birlikte başarabileceğini vurguladı. Bu tutum, ABD’nin iş birliği ve kolektif disiplin çağrısını temel alan yaklaşımıyla çelişiyor; söz konusu yaklaşım, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana geçerli olan kurallara ters düşen yeni bir oyun kuralı öneriyor.

Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)Danimarka Kutup Komutanlığı tarafından Grönland’da düzenlenen bir eğitim tatbikatına katılan askerler (Reuters)

Ada ve buz

İstikrarı en çok sarsan anlaşmazlıklardan biri Grönland meselesi oldu. Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen, konunun hâlâ açık bir yara olduğunu belirtti. Donald Trump, Danimarka ve Avrupa’nın tepkilerini dikkate almadan, Danimarka egemenliğine bağlı ada ile ilgili cesur pozisyonunu açıkladı.

Bazı gözlemciler ve analistler, Münih’te ve diğer duraklarda gözlemlenen tutumların, mevcut krizin yalnızca siyasi elitler arasındaki iletişim eksikliğinden kaynaklanmadığını, daha geniş bir uyumsuzluk olduğunu gösterdiğini belirtiyor. Avrupa halkının kayda değer bir kısmı, ABD’nin kendilerini askeri saldırılara karşı korumayacağına inanıyor.

Bu nedenle Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın caydırıcı şemsiyesini Avrupa’nın geri kalanını kapsayacak şekilde genişletme tartışmasını yeniden açtı. Ancak bu güç gösterisi sağlam temellere dayanmıyor; yaklaşık 300 Fransız nükleer başlığı, 4 bin 309 nükleer başlığa sahip Rus cephaneliği karşısında caydırıcı olamaz. Avrupa ortaklarıyla bütünleşik bir komuta, kontrol ve iletişim sistemi olmadan hiçbir savunma sistemi anlam ifade etmiyor.

Öte yandan Birleşik Krallık Başbakanı Keir Starmer Fransa ile iş birliğine hazır olduğunu ifade etse de Fransa’nın nükleer silahları yerel üretimken, İngiltere’nin nükleer caydırıcılığı, İngiliz yapımı savaş başlıkları taşıyan ve Kraliyet Donanması’nın denizaltılarında konuşlandırılan ABD yapımı Trident 2 D5 füzelerine dayanıyor. Bu nedenle İngiliz caydırıcılığı bağımsız değil ve bu stratejik açıdan kritik bir gerçek.

Avrupa liderleri, ülkelerinin mali, sosyal ve yaşam koşullarıyla ilgili sorunlar yaşadığını bilerek, ekonomik çıkar çatışmaları ve farklı söylemlere rağmen ‘Atlantik boşanmasının’ mümkün olmadığını anlıyor. Zor bir evliliğin maliyeti, acı bir boşanmadan daha azdır. Dolayısıyla zayıf taraf, ilişki sürekli gerilimli olsa da güçlü tarafla kalmak zorunda.

ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in birleştirilmiş görüntüsü (Reuters)

Bu liderler, Donald Trump ve ekibinin söyleminin değişmeyeceğini ve mesajının AB’yi zayıf ve yönelimlerinde hatalı gösterme amacını sürdüreceğini de biliyor. Ancak AB’nin sosyal piyasa ekonomisi modeli ve açıklık taahhüdü hâlâ somut kazançlar sağlıyor. Tereddüt ve şüphe yerine, AB’nin güçlü yönlerine yatırımını artırması ve deneyimini, özellikle ABD ile Çin arasındaki jeopolitik rekabetin yoğunlaştığı bu dönemde, iş birliği ve entegrasyon modeli olarak öne çıkarması gerekiyor. Avrupa başarılı olursa, bu sürekli dengesi bozulan bir dünya için yararlı olur; başarısız olur ise kıta, yıkıcı çatışmaların sahnesi haline gelebilir.