Mısır medyasına göre İsrail saldırısında ölen yabancı yardım çalışanlarının naaşları Refah Sınır Kapısına ulaştı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Mısır medyasına göre İsrail saldırısında ölen yabancı yardım çalışanlarının naaşları Refah Sınır Kapısına ulaştı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

İsrail ordusunun Gazze'ye saldırısında hayatını kaybeden uluslararası yardım kuruluşu Dünya Merkezi Mutfağı'nın (WCK) çalışanlarından bazılarının naaşlarının Refah Sınır Kapısı'nın Mısır tarafına ulaştığı bildirildi.

Mısır’ın Al-Qahera News televizyon kanalının haberinde konuya ilişkin bilgi verildi.

Habere göre, yardım çalışanlarının naaşlarını taşıyan ambulanslar, Gazze Şeridi ile Mısır arasındaki Refah Sınır Kapısı'nın Mısır tarafına ulaştı.

- WCK çalışanlarının öldürülmesi

İsrail'in 1 Nisan'da Gazze'deki Deyr el-Belah bölgesine düzenlediği saldırıda, uluslararası yardım kuruluşu WCK çalışanları hayatını kaybetmişti.

Merkezi ABD'nin başkenti Washington'da bulunan WCK'den yapılan açıklamada, Gazze'de İsrail'in saldırısında 7 çalışanının öldüğü bildirilmişti.

Hayatını kaybeden çalışanların Avustralya, Polonya, Birleşik Krallık, ABD-Kanada ve Filistin uyruklu olduğu belirtilen açıklamada, ekibin saldırı sırasında çatışmasızlık bölgesinde kuruluş logosu taşıyan 2 zırhlı araçta bulunduğu kaydedilmişti.

Açıklamada, "Bu bir trajedi. İnsani yardım çalışanları ve siviller asla ve asla hedef olmamalı." ifadesi kullanılmıştı.

İsrail ordusundan da "Ordu, bu trajik olayın koşullarını anlamak için en üst düzeyde kapsamlı inceleme yürütüyor." açıklaması yapılmıştı.

- Netanyahu'dan "savaşlarda bu tür olaylar olur" açıklaması

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise sosyal medya hesabından paylaştığı görüntülü mesajında, ordunun Gazze Şeridi'nde uluslararası yardım konvoyuna düzenlediği saldırıda çoğu Batı uyruklu 7 kişinin öldürülmesine ilişkin, "Savaşlarda bu tür olaylar olur, bunu sonuna kadar araştıracağız. İlgili hükümetlerle iletişim halindeyiz. Bunun yeniden olmaması için her şeyi yapacağız." ifadesini kullanmıştı.



Pakistan, 3 milyar dolarlık paket kapsamında Suudi Arabistan’dan 1 milyar dolar daha aldı

Pakistan Merkez Bankası’nın Karaçi’deki genel merkezin girişinde bulunan logosu (Reuters)
Pakistan Merkez Bankası’nın Karaçi’deki genel merkezin girişinde bulunan logosu (Reuters)
TT

Pakistan, 3 milyar dolarlık paket kapsamında Suudi Arabistan’dan 1 milyar dolar daha aldı

Pakistan Merkez Bankası’nın Karaçi’deki genel merkezin girişinde bulunan logosu (Reuters)
Pakistan Merkez Bankası’nın Karaçi’deki genel merkezin girişinde bulunan logosu (Reuters)

Pakistan Merkez Bankası bugün yaptığı açıklamada, Suudi Arabistan Maliye Bakanlığı’ndan 1 milyar dolar tutarında yeni bir ödeme aldığını duyurdu. Söz konusu tutarın, iki ülke arasında kısa süre önce varılan 3 milyar dolarlık mevduat paketinin ikinci dilimi olduğu belirtildi.

Pakistan Merkez Bankası, resmi X hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, bu ödemenin 20 Nisan 2026 tarihi itibarıyla kayıtlara işlendiğini bildirdi. Bu gelişme, İslamabad’ın 15 Nisan’da 2 milyar dolarlık ilk dilimi teslim almasının ardından geldi.

Böylece Suudi Arabistan’ın toplam 3 milyar dolarlık ek destek taahhüdünü kısa süre içinde tamamladığı, bu adımın Pakistan’ın likiditesini güçlendirerek para politikası esnekliğine katkı sağladığı ifade edildi.

Suudi Arabistan’ın sürekli desteğinin bağlamı

Bu yeni nakit akışı, Suudi Arabistan’ın Pakistan ekonomisini istikrara kavuşturma ve ödemeler dengesi baskılarını hafifletme yönündeki büyük ölçekli finansal adımlarının bir haftalık sürecini tamamlayan bir gelişme olarak değerlendiriliyor. 3 milyar dolarlık yeni paketle birlikte, geçen hafta Suudi Arabistan’ın daha önce Pakistan Merkez Bankası’nda bulunan 5 milyar dolarlık eski mevduatını da yenilediği bildirildi.

Uzmanlara göre, mevcut mevduatların yenilenmesi ile yeni fon girişlerinin birleşmesi, Pakistan’daki Suudi Arabistan kaynaklı toplam mevduat hacmini önemli ölçüde artırarak döviz rezervlerini güçlendiriyor. Bu durumun, İslamabad’a uluslararası finans kuruluşlarıyla yürütülen müzakerelerde daha sağlam bir zemin sağladığı ifade ediliyor.

Mevduatların Pakistan ekonomisi üzerindeki etkisi

Bu Suudi desteği, Pakistan hükümetinin makroekonomik dengeyi yeniden sağlamaya yönelik stratejisinde temel unsurlardan biri olarak görülüyor. Söz konusu fonların;

- yerel para birimi olan rupinin ABD doları karşısında istikrarını desteklediği,

- devletin mali gücünü artırarak uluslararası yükümlülüklerini yerine getirme kapasitesini güçlendirdiği,

- dış şoklara ve yüksek enerji maliyetlerine karşı koruyucu bir tampon oluşturduğu ifade ediliyor.

Finansal adımların, Riyad ile İslamabad arasındaki stratejik ortaklığın derinliğini ortaya koyduğu ve Suudi Arabistan’ın Pakistan ekonomisinin istikrarına verdiği önemin, bölgesel ve küresel finansal istikrara katkı sağlayan rolünün bir göstergesi olduğu değerlendiriliyor.


İsrail Savunma Bakanı: Hizbullah’ın silahları askeri ve diplomatik yollarla etkisiz hale getirilecek

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
TT

İsrail Savunma Bakanı: Hizbullah’ın silahları askeri ve diplomatik yollarla etkisiz hale getirilecek

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)
İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz (DPA)

İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in Lübnan’daki Hizbullah örgütünün silahsızlandırılmasını askeri ve diplomatik yöntemlerin birleşimiyle gerçekleştirmeyi hedeflediğini söyledi.

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre Katz, savaşlarda hayatını kaybeden askerleri anma günü kapsamında düzenlenen törende yaptığı konuşmada, “Lübnan’daki operasyonun stratejik hedefi Hizbullah’ın silahsızlandırılmasıdır… Bu, askeri ve diplomatik adımların bir kombinasyonu ile sağlanacaktır” ifadelerini kullandı.

ABD, İsrail ile Lübnan arasında, kırılgan ateşkesin ardından süreci ilerletmeyi amaçlayan yeni bir müzakere turuna perşembe günü ev sahipliği yapacak. Görüşmelerin, İsrail ile Hizbullah arasında sağlanan ateşkesin ardından kalıcı bir anlaşmaya zemin hazırlamayı hedeflediği belirtildi. Toplantının Washington’daki ABD Dışişleri Bakanlığı binasında yapılacağı ve bir önceki turda olduğu gibi büyükelçiler düzeyinde gerçekleştirileceği ifade edildi.

Katz, Lübnan hükümetinin yükümlülüklerini yerine getirmemesi halinde askeri operasyonların süreceği yönünde uyarıda bulundu. Katz ayrıca, Lübnan topraklarından herhangi bir ateş açılmasına aynı şekilde karşılık verileceğini söyledi. İsrail Ordu Sözcüsü Avichay Adraee de dün yaptığı açıklamada, Güney Lübnan’daki yaklaşık 80 köyün sakinlerini geri dönmemeleri konusunda uyardı. Açıklamada, ateşkes anlaşmasına rağmen Hizbullah faaliyetlerinin bölgede sürdüğü iddia edildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan ismini vermek istemeyen bir yetkili, iki ülke arasında doğrudan diplomatik ilişki bulunmamasına rağmen ‘iyi niyetle yürütülen doğrudan görüşmelerin kolaylaştırılmaya devam edileceğini’ söyledi.

ABD’de 14 Nisan’da yapılan önceki görüşmede İsrail ve Lübnan’ın Washington büyükelçileri bir araya gelmişti. Ardından ABD Başkanı Donald Trump, İsrail ile Hizbullah arasındaki savaşta 10 günlük bir ateşkes ilan edildiğini açıklamıştı.

Resmî verilere göre, İsrail saldırılarında mart ayından bu yana Lübnan’da 2 bin 387 kişi hayatını kaybetti, yaklaşık 1 milyon kişi ise yerinden oldu.


İran hegemonyasının pençesinde Irak: Savaş neleri ortaya çıkardı?

Fotoğraf: Musul'un güneybatısındaki bir çöl bölgesinde Haşdi Şabi Güçleri'nden bir savaşçı (AFP)
Fotoğraf: Musul'un güneybatısındaki bir çöl bölgesinde Haşdi Şabi Güçleri'nden bir savaşçı (AFP)
TT

İran hegemonyasının pençesinde Irak: Savaş neleri ortaya çıkardı?

Fotoğraf: Musul'un güneybatısındaki bir çöl bölgesinde Haşdi Şabi Güçleri'nden bir savaşçı (AFP)
Fotoğraf: Musul'un güneybatısındaki bir çöl bölgesinde Haşdi Şabi Güçleri'nden bir savaşçı (AFP)

Rüstem Mahmud

Amerika Birleşik Devletleri ve İran arasında geçici bir ateşkesin ilan edilmesinden kısa süre sonra, Irak parlamentosu Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Nizar Amedi'yi cumhurbaşkanı seçti. Birçok gözlemci bunu, Amerikan baskısının dayattığı yıllarca süren zorunlu durgunluğun ardından İran etkisinin vitrine dönüşünün açık bir göstergesi olarak gördü. Bu Amerikan etkisi, bir yorumcunun tanımıyla tek bir tweet ile başbakan seçimini engelleyebilecek noktaya ulaşmıştı. Burada, Başkan Trump'ın Nuri el-Maliki'nin başbakan adaylığı hakkındaki yorumunun ardından Koordinasyon Çerçevesi'nin Nuri el-Maliki'yi aday göstermekten geri adım atmasına atıfta bulunuyordu.

Irak meselelerine aşina olanlar, İran rejiminin kanıtladığı direniş gücü ve çökmeye direnmesinin yanı sıra, müttefik Iraklı milis grupların sahadaki etkin varlığı nedeniyle, İran nüfuzunun, göreceli ve durumsal olarak da olsa, artmasının muhtemel olduğuna inanıyorlar. İran yanlısı milislerin bu etkin varlığı, Irak'taki İran karşıtlarına ciddi zararlar verdi. Hiçbir devlet kurumu -hükümet veya parlamento- bu grupları kontrol altına almayı veya eylemleri için kullandıkları sahte meşruiyet kılıfını ortadan kaldırmayı başaramadı.

Savaş sırasında, Iraklı silahlı fraksiyonlar Irak içinde füze ve insansız hava araçları (İHA) kullanarak 700'den fazla saldırı gerçekleştirdi; bunların yaklaşık 500'ü Kürdistan Bölgesi'ni hedef alarak diplomatik misyonlara, sivil kurumlara, Peşmerge mevzilerine, petrol şirketlerine ve İranlı Kürt partilere ait kamplara zarar verdi. Bu saldırılarda Irak genelindeki diplomatik ve güvenlik çıkarları da hedef aldı. 16 Mart'ta, altı yabancı diplomatik misyona ev sahipliği yapan Bağdat'taki el-Reşid Oteli'ne şiddetli bir saldırı düzenlendi. Birkaç gün sonra da Irak Ulusal İstihbarat Servisi'nin genel merkezi bombalandı.

Haşdi Şabi Güçleri ve ona bağlı silahlı fraksiyonlar bu saldırılardaki rollerini inkar etmediler. Hatta Haşdi Şabi’nin en büyük bileşenlerinden biri olan Ketaib Hizbullah, Ulusal İstihbarat Servisi'ni, Kürt unsurları aracılığıyla İsrail Mossad'ı ile bağlantılı olmakla suçladı. Buna karşılık, Irak hükümeti ve ordusu caydırıcı önlemler almadan, yalnızca Irak'ın “tarafsızlığını” teyit eden ve ihlalleri kınayan göstermelik açıklamalar yaparak, sahada sessizlik politikası izledi. Amerika Birleşik Devletleri ise daha da ileri giderek, hükümeti bu fraksiyonlara siyasi ve güvenlik desteği sağlamakla suçladı.

Bu fraksiyonlara karşı olan siyasi güçlere gelince, tepkileri sözlü protestolarla sınırlı kaldı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi ve diğer Iraklı taraflar sadece saldırıları kınadı ve federal hükümeti harekete geçmeye çağırdı, ancak parlamentodan veya diğer etkili siyasi güçlerden net bir pozisyon çıkmadı.

Böylece Irak'taki iç denklem, “açıklanmamış çatışma” aşamasından açık çatışma aşamasına geçti. İran ile müttefik siyasi güçler, şüpheli bir meşru örtü altında faaliyet gösteren silahlı fraksiyonları ile birlikte, onları caydırabilecek herhangi bir kurumsal iradenin tamamen yokluğunda, siyasi ve güvenlik ortamının kontrolünü fiilen ele geçirdiler. Bu denklem, en az 2010'dan beri perde arkasında işliyordu; o zaman İran yanlısı blok, parlamento seçim sonuçlarını Nuri el-Maliki lehine manipüle etmeyi başarmış ve bloğu, İran baskısı altında saf dışı bırakılmadan önce İyad Allavi liderliğindeki "Irak Listesi"nin ardından ikinci sırada yer almıştır.

Savaşın gidişatı, İran yanlısı bloğun, Irak devletinin deklare ettiği stratejik ilkeleri, özellikle de bölgesel çatışmalarda tarafsızlık ilkesini hiçe sayarak, Irak'ı ABD ile açık bir çatışmaya sürükleyebileceğini ortaya koydu. Bu durum, 2022 yılında parlamento tarafından onaylanan hükümet programıyla doğrudan çelişmektedir. Nitekim programın 21. maddesinin ilk paragrafında “uluslararası koalisyon ülkeleriyle güvenlik ve egemenlik gerekliliklerine uygun olarak güçlerinin varlığı konusunda diyaloğun devam ettirilmesi”, dokuzuncu paragrafında ise “resmi ve meşru kurumlar çerçevesi dışında kontrolsüz silahlanma olgusunun sona erdirilmesi” teyit edilmiştir.

Devlet kurumlarının aşınması

Güvenlik meseleleri araştırmacısı Naif Hüseyin yaptığı açıklamada, savaşın ortaya çıkardığı kurumsal kırılganlık göstergelerini belirleyerek, bunun üç temel üzerine yansımalarını özetledi; ordu, hükümet ve siyasi güçler. Yusuf bu olayları daha geniş bir bağlamda, Irak devletinin kimliğini ve davranışını yeniden şekillendirme aşaması olarak değerlendirdi ve mevcut sonuçların bu gelecekteki biçimin hatlarını belirleyeceğini ifade etti.

fvfbf
Fotoğraf: Bağdat'ta, 21 Haziran'da İran'da İsrail hava saldırısında öldürülen Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah'ın eski yardımcısı Hüseyin Halil'in (Ebu Ali olarak da biliniyor) cenaze töreninde Irak Haşdi Şabi Güçleri (AFP)

Yusuf şöyle diyor: “Irak içinde yaşananlar, ordunun teknik altyapısının etkisiz hale geldiğini kanıtlıyor. Ne eğitim, ne silahlandırma, ne de yüz binlerce savaşçıyı bünyesine katmak ve onlarca askeri tümen oluşturmak, net bir doktrin ve gerçek bir siyasi irade yokluğunda hiçbir işe yaramaz. Irak ordusu savaş boyunca tamamen tarafsız kaldı; silahlı grupların kendi sınırları içindeki ulusal ve diplomatik çıkarlara saldırmasını engelleyemedi ve aynı şekilde İran'ın Irak topraklarını bombalamasına da karşılık veremedi. Sorun, hava savunması ve istihbarat da dahil olmak üzere askeri yetkinlik eksikliği değil, anayasal görevleri yerine getirme konusunda siyasi irade ve hazırlık eksikliğiydi. Bu gerçek, gelecekte birden fazla tepkiye yol açacaktır: Kürdistan Bölgesi, öz savunma kabiliyetinin güçlendirilmesini talep etmek zorunda kalabilir. ABD ana himayedar olarak, kendisini ordunun öz savunma kabiliyetine yönelik desteğinin niteliğini temelden gözden geçirme durumunda bulabilir.”

Yusuf, bir başka dönüşümü şöyle detaylandırıyor: “Ordunun yanı sıra, Irak'ın iyi komşuluk ilişkilerine ve uluslararası normlara saygıya bağlı bölgesel bir güç olarak imajı da çöktü. Bölgedeki birçok ülke, Irak topraklarından düzenlenen saldırılara maruz kaldı. Fraksiyonlar ve onlara bağlı medya kuruluşları ise komşu devletlere karşı kışkırtma kampanyaları yürüterek, Kuveyt ve Suriye'ye karşı doğrudan askeri müdahale tehditleri savurma kertesine vardılar. Bu, önceki rejimin yönetimi altında Irak’ın sahip olduğu ve birbirini takip eden Iraklı hükümetlerin temelden aştıklarını göstermeye gayret ettikleri imajı akla getiriyor. Ne var ki, olaylar, Iraklı hükümetlerin bu iddiasının kırılganlığını ortaya koydu.”

Irak'ın iyi komşuluk ilişkilerine ve uluslararası normlara saygıya bağlı bölgesel bir güç olarak imajı çöktü. Bölgedeki birçok ülke, Irak topraklarından düzenlenen saldırılara maruz kaldı

Üç beklenen dönüşüm

Yukarıdakiler ışığında, ABD-İran çatışmasındaki güç dengesinin değişmeden kalması koşuluyla, Irak'ta yakın gelecekte üç önemli dönüşüme dair olası bir gidişat şekillenmektedir.

Birincisi, Irak, İran yanlısı blok tarafından dayatılan ve devlet kurumları ile seçim sürecinin bu sistemi meşrulaştırmaktan başka bir amaca hizmet etmeyen formalitelere indirgendiği “baskın” yönetim tarzına geri dönebilir. Şarku’l Avsat’ın al Majalla’dan aktardığı analize göre bu, Kürt ve Sünni blokların yanı sıra İran ile ittifak halinde olmayan Şii blokları da fiilen marjinalleştirecek ve artan baskı ve sistematik şantajla karşı karşıya kalmalarına, statükoyu kabul etmeye zorlanmalarına neden olacaktır.

wecd
 Haşdi Şabi Güçleri üyeleri, Bağdat'ta düzenlenen cenaze töreninde ABD hava saldırılarında öldürülenlerin fotoğraflarını taşıyor, 4 Şubat (AFP)

İkincisi, Irak’ın ABD hesaplarında “haydut devlet” statüsüne geri dönmeye aday olmasıdır. Zira Irak hükümeti, gerek Haşdi Şabi Güçleri ve fraksiyonlarının dağıtılması gerekse onlara yönelik kurumsal desteğin kesilmesi konusunda ABD'nin taleplerine uyamayacaktır. Bu durum, Irak'ı iki tür ABD baskısına maruz bırakacaktır; ekonomik veya askeri. Her iki durumda da Bağdat, Washington'un himayesi altındaki ve ABD ile dengeli ilişkilere sahip bir devlet olarak geleneksel konumunu kaybedecektir.

Üçüncüsü, yukarıdakilerin tümü Irak'ın ciddi bir mali ve ekonomik krize sürüklenmesine yol açacaktır. Zira ekonomisi büyük ölçüde petrol gelirlerine dayanmaktadır ve bu sektör, Irak'ın Washington ile siyasi ittifakı nedeniyle Amerikan baskısından muaf olmayacaktır. Güvenlik sektöründe de durum farklı olmayacaktır. Eğer bozulma belirli bir noktaya ulaşırsa, geniş çaplı bir halk protestosu hareketi olası senaryo haline gelir ve bu hareket, Ekim 2019 ayaklanmasından bile daha yoğun ve köklü olabilir.

* Bu analiz Şarku’l Avsat tarafındanLondra merkezli al Majalla dergisinden çevrilmiştir.