Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye'nin geleceğinde teröre yer olmadığını herkese göstermekte kararlıyız

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Türkiye'nin geleceğinde teröre yer olmadığını herkese göstermekte kararlıyız

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye'nin ve bölgenin geleceğinde teröre yer olmadığını, herkese göstermekte kararlıyız. Son seçimlerle bu kararlılığımız daha da perçinlenmiştir." dedi.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,  Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Sergi Salonu'nda Emniyet, Jandarma ve Sahil Güvenlik mensupları ile bir araya geldiği iftar programında konuştu.

Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Sergi Salonu'nda Emniyet, Jandarma ve Sahil Güvenlik mensuplarıyla bir araya geldiği iftar programında konuştu.

Konuşmasına, programın düzenlenmesinden dolayı İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ile Sahil Güvenlik Komutanlığına teşekkür ederek başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, katılımcıların Ramazan-ı Şerifini tebrik etti.

Bu mübarek günlerin tüm polis, jandarma, bekçi, sahil güvenlik ve güvenlik korucuları için hayırlar getirmesini niyaz eden Erdoğan, şöyle devam etti:

"İçinde bulunduğumuz bu bereketli günlerin milletimizle birlikte tüm insanlık için barışa, huzura, refaha vesile olmasını temenni ediyorum. Rabb'imden bizleri ramazan ayı gibi Kadir Gecesi ve bayrama da sağlıkla, afiyetle, esenlikle kavuşturmasını diliyorum. Bu vesileyle bir kez daha vatanımız uğruna can veren aziz şehitlerimizi rahmetle yad ediyor, kahraman gazilerimize şükranlarımızı sunuyorum. Rabb'im tüm şehitlerimizi cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin.

Biliyorsunuz dün İstanbul'un Beşiktaş ilçesinde bir yangın faciası yaşadık. Maalesef bu faciada, rızkının peşinde koşan 29 işçi kardeşimiz hayatını kaybetti, 2 kişi de yaralandı. Yangında vefat eden insanlarımıza Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralımıza acil şifalar temenni ediyorum. Faciayla ilgili gerekli idari ve adli tahkikat hemen başlatılmış, bu kapsamda 9 kişi gözaltına alınmıştır. Belediye dahil böyle büyük bir acının yaşanmasında kimin sorumluluğu, ihmali, kusuru varsa, hepsinin de üzerine kararlılıkla gidilecektir."

"Türk demokrasisinin olgunluğunu bir kez daha tüm dünyaya gösterme fırsatı bulduk"
Son 1 yıldaki üçüncü seçimi 31 Mart Pazar günü başarıyla tamamladıklarını söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, birkaç münferit hadise dışında, demokrasiye gölge düşürecek hiçbir üzücü olayın yaşanmadığını belirtti.

Bazı şehirlerde bölücü örgüt sempatizanlarının provokasyonlarını da emniyet mensuplarının gayretleriyle boşa çıkardıklarını ifade eden Erdoğan, şöyle konuştu:

"Millet olarak, Türk demokrasisinin olgunluğunu bir kez daha tüm dünyaya gösterme fırsatı bulduk. Buradan sizlerin şahsında, seçimlerin suhuletle gerçekleştirilmesi için fedakarca çalışan tüm güvenlik güçlerimizi canıgönülden tebrik ediyorum. Emekleriniz, gayretleriniz ve sabrınız için, ülkem ve milletim adına, her birinize teşekkür ediyorum. Bu seçimler, milli iradenin gücünün yanı sıra her seçim döneminde gündeme getirilen kimi ithamların da asılsız olduğunu ortaya koymuştur.

Sonuçlar umdukları gibi çıkmayınca sandığın itibarına zarar veren iddialarda bulunanların bir daha bu tür basit ve kolaycı yollara tevessül etmeyeceklerine inanıyorum. Bunu da ülkemiz, milletimiz ve gelecek kuşaklar adına değerli bir kazanım olarak gördüğümü ifade etmek istiyorum. Şu gerçeği herkesin kabullenmesi ve içselleştirmesi önem taşıyor. Türkiye hangi kökene, meşrebe, partiye mensup olursa olsun, 85 milyonun tamamının ortak yuvası, ortak vatanıdır."

"Çok partili demokrasimiz ise uğruna gerçekten ağır bedeller ödeyerek, yaklaşık 75 yılda canımızla, terimizle inşa ettiğimiz muazzam ve muhkem bir binadır." diyen Erdoğan, "Bu ortak değerlerimize ne kadar samimiyetle sahip çıkar, güçlendirirsek; istikbalimiz için o derece iyi olacaktır. Bunu siyasi partiler ve görüşler üstü bir mesele olarak görmemiz gerekiyor. Tabii burada şu hakikati de vurgulamak durumundayım, Türkiye'nin ve demokrasimizin bugün ulaştığı yüksek seviyelerde harcınızın, emeğinizin, mücadelenizin çok büyük katkıları vardır. Bunun için de her birinize teşekkür ediyorum." ifadesini kullandı.

"Teröre karşı çok etkin ve başarılı bir mücadele yürüttük, yürütüyoruz"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, siyaset üstü görülmesi gereken bir diğer konunun da terör belası olduğunu vurgulayarak, "PKK'sından FETÖ'süne, DEAŞ'ından DHKP/C'sine hiçbir ayrım yapmadan tüm terör örgütleri, milletimizin düşmanıdır. Hükümet ve devlet olarak teröre karşı çok etkin ve başarılı bir mücadele yürüttük, yürütüyoruz." dedi.

Türkiye'nin terörü kaynağında yok etme stratejisinin meyvelerini yurt içinde ve dışında topladıklarını anlatan Erdoğan, kesintisiz süren operasyonlar sayesinde bölücü terör örgütünü bitme noktasına getirdiklerini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Suriye ve Irak'taki harekatlarımızla da DEAŞ ve PKK-YPG terör örgütlerini sınırlarımızdan uzaklaştırdık. Attığımız bu olumlu adımları inşallah azimle sürdüreceğiz. Türkiye'nin ve bölgenin geleceğinde teröre yer olmadığını, dost düşman herkese göstermekte kararlıyız. Son seçimlerle birlikte bu kararlılığımız daha da perçinlenmiştir." değerlendirmesinde bulundu.

"Türkiye'nin siyasetini, ekonomisini, diplomasisini terör örgütleriyle dizayn etmeye çalışanlar emellerine ulaşamayacak"
Erdoğan, geçmişte olduğu gibi Türkiye'nin siyasetini, ekonomisini, diplomasisini terör örgütleri vasıtasıyla dizayn etmeye çalışanların emellerine ulaşamayacaklarını belirtti.

Can çekişen terör örgütlerini yeniden palazlandırma niyetlerini gördüklerini, bunları çok yakından takip ettiklerini kaydeden Erdoğan, özellikle dün akşamdan itibaren bazı illerde sokakları karıştırma, milletin malına, mülküne saldırma hadiseleri yaşandığını söyledi.

Birilerinin yine sokakları terörize etmeye kalkıştığını dile getiren Erdoğan, emniyet güçlerinin bu provokatörlere gerekli müdahalelerde bulunarak olayların büyümesini engellediğini vurguladı.

Erdoğan, şöyle devam etti:

"Her kim şiddeti, kaosu, eşkıyalığı, vandallığı bir hak arama yolu olarak görürse dün olduğu gibi yine karşısında devletimizin çelikten yumruğunu bulacaktır. Dünyanın hiçbir medeni devleti böyle bir şeye göz yummaz. Türkiye Cumhuriyeti de bir çadır devleti değildir, olmayacaktır. Burada şu hakikatin çok iyi bilinmesini isterim, milletin iradesine ve takdirine hiçbir şekilde hürmetsizlik etmeyiz. Ama Kandil'deki terör baronlarının da farklı maskeler altında baskıyla vatandaşlarımıza tekrar musallat olmalarına, şehirlerimizin huzuruna ve barışına kast etmelerine, milletin imkanlarını dağdaki teröristlere peşkeş çekmelerine, artık geçmişte kalan acıları insanımıza tekrar yaşatmalarına kesinlikle izin vermeyiz, veremeyiz. Bu tarz teşebbüsler karşısında, hukuk devletinin gereği neyse demokrasimizin neyi gerektiriyorsa onu yapmaktan çekinmeyeceğiz. Tüm siyasi aktörlerden de hukukun üstünlüğüne saygı göstermelerini bekliyoruz."

"Gençlerimizi hedef alan zehir tacirlerinin tepesine binmekten geri durmayacağız"
Terörle mücadeleyi demokratikleşmeden, demokratikleşmeyi de ekonomiden bağımsız görmediklerini vurgulayan Erdoğan, tüm bu alanlardaki başarıların diğerini geliştirdiğine, yücelttiğine ve desteklediğine inandıklarını belirtti.

Erdoğan, bugüne kadar hep özgürlük ve güvenlik dengesini korumaya gayret ettiklerinin altını çizerek, birini ötekine tercih etmeden dengeli bir şekilde bugünlere gelindiğini söyledi.

Bu anlayışla son 21 yıldır olduğu gibi gelecekte de hak ve özgürlükler alanlarında reformları idame ettireceklerine işaret eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Ekonomide yol haritamız olan Orta Vadeli Program ve 12'nci Kalkınma Planımızı uygulamakta kararlıyız. Büyümeyi taviz vermeden istihdamı ve ihracatımızı artırıyor, cari açığımızı iyileştiriyor, yatırım ve üretim ile bünyemizi güçlendiriyoruz. Yılın ikinci yarısından itibaren enflasyonun düşüşe geçtiğine inşallah hep birlikte şahit olacağız. Nitekim bugün TÜİK tarafından açıklanan veriler, 'aylık enflasyonun' mart ayında gerilediğini gösteriyor. Enflasyonun düşmesi, yapılan ücret artışlarının erimesini önleyerek kalıcı refah artışını sağlayacaktır. Bunun olumlu yansımalarını, toplumun her kesimiyle birlikte, emniyet birimlerimizde görev yapan siz kardeşlerimiz de bizzat hissedeceksiniz."

Aynı şekilde düzensiz göç ve suç örgütleriyle mücadelede de etkin, kararlı ve kapsamlı adımlar atmayı sürdüreceklerini vurgulayan Erdoğan, "Dağdaki eşkıyaya nasıl müsaade etmiyorsak, kendini devletten, hukuktan üstün gören şehir eşkıyalarına da nefes aldırmayacağız." dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bilhassa istikbalin güvencesi olan gençleri hedef alan zehir tacirlerinin tepesine binmekten de geri durmayacaklarını ifade etti.

Vatandaşların, gelecek dönemde suçla ve suçluyla mücadeleden terörle mücadeleye, düzensiz göç sorunundan asayiş meselesine kadar emniyet hizmetlerinin tamamında daha etkin bir devlet göreceğini dile getiren Erdoğan, "İnşallah bunu sizlerle el ele, gönül gönüle vererek yapacağız. Bugüne kadar nasıl dayanışma içinde hareket ettiysek, bundan sonra da birlikte yol yürümeye devam edeceğiz. Rabbim yolumuzu, bahtımızı açık etsin. Rabbim sizleri her türlü beladan, kazadan, saldırıdan muhafaza eylesin." diye konuştu.



Roket saldırısının ardından Hayfa rafinerisinde yangın çıktı

İsrail medyasında yayınlanan bir fotoğrafta Hayfa rafinerisindeki yangın görülüyor.
İsrail medyasında yayınlanan bir fotoğrafta Hayfa rafinerisindeki yangın görülüyor.
TT

Roket saldırısının ardından Hayfa rafinerisinde yangın çıktı

İsrail medyasında yayınlanan bir fotoğrafta Hayfa rafinerisindeki yangın görülüyor.
İsrail medyasında yayınlanan bir fotoğrafta Hayfa rafinerisindeki yangın görülüyor.

İsrail Yayın Kurumu bugün yaptığı açıklamada, roket saldırısı sonrası Hayfa’daki Bazan petrol rafinerisinde yangın çıktığını bildirdi.

İsrail medyası, Hayfa şehri ve Hayfa Körfezi’ni hedef alan 10 roket fırlatıldığını aktarırken, bazı raporlar saldırının İran ve Hizbullah tarafından eş zamanlı gerçekleştirildiğini öne sürdü.

Rafinerinin doğrudan roketle mi yoksa bir roketin imha edilmesi sırasında çıkan parçalarla mı hedef alındığı henüz netleşmedi.

İsrail itfaiye yetkilileri, Hayfa’daki rafineride bir sanayi binası ve yakıt tankının, imha edilen bir roketin parçalarından zarar gördüğünü belirtti. Olayda yaralanma haberi gelmedi.

İsrail Enerji Bakanı Eli Cohen, rafineride üretim tesislerine herhangi bir zarar gelmediğini ve yakıt tedarikinin etkilenmeyeceğini açıkladı.

İsrail ordusu, sabah saatlerinde İran’dan İsrail topraklarına doğru fırlatılan roketleri tespit ettiklerini ve savunma sistemlerinin tehditleri engellemek için aktif olduğunu duyurmuştu.


İran, ABD’nin taleplerini gerçekçi bulmuyor... Trump ise ‘rejim değişikliğini’ övüyor

İran, ABD’nin taleplerini gerçekçi bulmuyor... Trump ise ‘rejim değişikliğini’ övüyor
TT

İran, ABD’nin taleplerini gerçekçi bulmuyor... Trump ise ‘rejim değişikliğini’ övüyor

İran, ABD’nin taleplerini gerçekçi bulmuyor... Trump ise ‘rejim değişikliğini’ övüyor

xABD Başkanı Donald Trump, ABD-İsrail savaşının ‘İran rejiminde değişim’ sağladığını belirterek, mevcut liderleri ‘son derece mantıklı’ olarak nitelendirdi. Trump, aynı zamanda İranlılarla bir ‘anlaşma’ yapmayı planladığını söyledi.

Trump, dün akşam yayımlanan Financial Times röportajında, ‘İran petrolünü ele geçirmek istediğini’ ve İran’ın petrol ihracat merkezi olan Harg Adası üzerinde kontrol sağlayabileceğini belirtti. Trump, İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın Hürmüz Boğazı’ndan petrol tankerlerinin geçişine izin verdiğini de ifade etti.

Diğer taraftan İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi, Tahran’ın aracı kişiler üzerinden ABD’den müzakere teklifleri aldığını, ancak bu önerileri ‘gerçekçi, mantıklı ve ölçülü bulmadıklarını’ açıkladı.

Öte yandan, Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, Suudi Arabistan, Türkiye ve Mısır dışişleri bakanlarıyla yapılan görüşmelerin ardından, İslamabad’ın önümüzdeki günlerde ABD ve İran arasında ‘müzakereleri kolaylaştırmaya hazırlandığını’, bunun çatışmaya kalıcı ve kapsamlı bir çözüm bulunmasını hedeflediğini bildirdi.


Ali Dayi’nin adının caddeden silinmesine yönelik tepkiler ve İran Azerilerinin tutumları

Tahran'daki İran Kültür Bakanlığı binası önünde, ‘Yaşasın Azerbaycan’ yazılı pankart taşıyan Azeri göstericileri dağıtmaya çalışan İran polisi, 28 Mayıs 2006 (AFP)
Tahran'daki İran Kültür Bakanlığı binası önünde, ‘Yaşasın Azerbaycan’ yazılı pankart taşıyan Azeri göstericileri dağıtmaya çalışan İran polisi, 28 Mayıs 2006 (AFP)
TT

Ali Dayi’nin adının caddeden silinmesine yönelik tepkiler ve İran Azerilerinin tutumları

Tahran'daki İran Kültür Bakanlığı binası önünde, ‘Yaşasın Azerbaycan’ yazılı pankart taşıyan Azeri göstericileri dağıtmaya çalışan İran polisi, 28 Mayıs 2006 (AFP)
Tahran'daki İran Kültür Bakanlığı binası önünde, ‘Yaşasın Azerbaycan’ yazılı pankart taşıyan Azeri göstericileri dağıtmaya çalışan İran polisi, 28 Mayıs 2006 (AFP)

Rustem Mahmud

İran'ın başkenti Tahran’da Belediye Meclisi, savaşın zorlu koşullarına rağmen, İran'ın en ünlü futbolcusu Ali Dayi'nin şehrin caddelerinden birine verilen adının değiştirilip yerine, savaşın ikinci gününde ABD tarafından düzenlenen hava saldırısında hedef alınan ilkokul öğrencilerine atıfla ‘Minab İlkokulu Şehitleri’ adının verilmesini önerdi.

Tahran Belediye Meclisi, Azeri kökenli olduğu bilinen İranlı futbolcu Dayi’nin adının caddeden silinmesine yönelik kararını, yaptığı açıklamada şöyle gerekçelendirdi:

Bu karar, ülkenin içinde bulunduğu mevcut savaş koşullarına karşı bazı şahsiyetlerin ve simgelerin sessiz kalmasından kaynaklanan halkın hoşnutsuzluğu nedeniyle alınmıştır.”

Belediye Meclisi, bu açıklamayla Dayi'nin ülkedeki resmî kurumlarla ve yetkililerin propagandasıyla olan etkileşimine işaret ediyordu.

Kararın alınmasından bir gün sonra, resmi haber ajansları, nüfusun çoğunluğunu Azerilerin oluşturduğu Batı Azerbaycan ilinde 25 kişinin ‘yalan haber yaymak’, ‘sabotaj eylemlerini belgelemek’ ve bunları ‘düşman ağlara’ göndermek gibi suçlamalarla gözaltına alındığını duyurdu. Bunların, İranlı yetkililerin Azeri kökenli İranlı siyasi aktivistlere yönelttikleri geleneksel suçlamalar olduğu biliniyor.

Bu iki olay, onlarca benzer vakaya örnek teşkil ederken Azeri kökenli İranlı aktivistler, entelektüeller ve politikacılar, bunların kendileriyle ilgili günlük olayları belgelediğini belirttiler. Her bir olayın, ülkede siyasi, kültürel ve ekonomik zulüm gördüklerinin bir göstergesi olduğunu vurgularken güvenlik güçlerinin ve DMO'nun kendilerinden şüphelendiklerini, bunun da ‘büyük bir etnik grup olmaları ve stratejik bir coğrafi bölgede yaşamalarından’ kaynaklandığını vurguladılar.

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre konuya ilişkin yorum yapanlardan biri, caddenin isminin değiştirilmesi kararına ilişkin yazısında, ‘sayısız ünlü sporcu, sanatçı, şair ve müzisyenin son yıllarda savaşa karşı olduklarını ifade edip halk protestolarını desteklediklerine, ancak Ali Dayi'ye ait olan dışında hiçbir caddenin isminin değiştirilmediğine’ dikkati çekti.

Azerilerin üç siyasi akımı

Gayri resmi istatistiklere göre İran’daki Azerilerin nüfusu 15 ila 20 milyon arasında değişiyor. Bu topluluk, kuzeybatıdaki dört ilin (Doğu Azerbaycan, Batı Azerbaycan, Erdebil ve Zencan) mutlak çoğunluğunu oluşturuyor.

Mevcut savaş ve İran'ın geleceği ile siyasi sistemi hakkında iç ve dış kamuoyunda yaşanan tartışmalar, İran Azerilerinin görüş ve tutumlarını ortaya çıkarmak için bir fırsat oluşturuyor. Gözlemcilere göre bu görüş ve tutumlar, birbirinden açıkça ayrılan üç düzeyde şekilleniyor. Birinci kesim, İran devlet kurumları ve iktidar mekanizmalarına entegre olmuş, bunları kendi devletleri ve siyasi sistemleri olarak görenler. Ülkenin Azeri kökenli ikinci Dini Lideri Ali Hamaney'in ülkenin yönetiminde başı çekmesi, ardından oğlu Mücteba Hamaney'in bu göreve gelmesi, aynı şekilde mevcut Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve birçok bakan ile birinci dereceden yetkilinin Azeri kökenli olması bunun kanıtı olarak gösterilebilir.

dsv
İran'ın eski Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, İran milli takımının ünlü oyuncusu Ali Dayi'den, takımın Dünya Kupası'na katılmak üzere Almanya'ya gitmeden önce milli takım forması hediyesini alırken, 3 Haziran 2006 (AFP)

Bu kişiler genellikle dini/mezhepsel ideolojik bir arka plana sahip siyasi çevrelerden gelmektedir. İran’daki iktidar sistemini, yöneticilerinin etnik kökenine bakılmaksızın, 12 İmam Şiilerine özgü bir sistem olarak görüyor. Azeri bölgelerindeki din adamları, büyük tüccarlar, yerel iş adamları, aşiret liderleri ve devlet kurumlarının üst düzey memurlarından oluşan ağlar, bu entegrasyonist sınıfın temelini oluşturuyor.

Onların tam tersine, ‘Azeri milliyetçileri’ ise, devletin dini/mezhepsel kimliğini ve ülkedeki siyasi sistemi, kendi görüşlerine göre 19’uncu yüzyılın başlarına kadar uzanan Fars milliyetçiliğinin egemenliği önünde sadece bir paravan olarak görüyorlar. O dönemde ‘tarihi Azerbaycan’, Kaçar Hanedanlığı İran’ı ile Çarlık Rusya’sı arasında bölünmüştü. Bu kesimi temsil eden siyasi akımlar, özerklik, federalizm ve konfederalizm çağrılarından bağımsızlığın yanı sıra Azerbaycan devletine yeniden katılma gibi taleplere sahipler. Bu gruplar çoğunlukla İran dışında faaliyet gösteren ve bazı bölge ülkelerinden destek alan Azeri milliyetçi partilere mensuplar. Ancak bu siyasi örgütler, İran'daki Kürt ve Beluç muadillerine kıyasla daha az tanınıyor ve daha az nüfuza sahip.

Gayri resmi istatistiklere göre İran'daki Azeri nüfusu 15 ila 20 milyon arasında değişiyor ve bu nüfus, ülkenin kuzeybatısındadaki dört ilin mutlak çoğunluğunu oluşturuyor.

Bu iki kesim arasında ‘Azeri reformcular’ ise Azeri dili ve kültürüne daha fazla ilgi gösterilmesi, merkezi olmayan yönetim biçimlerine meşruiyet kazandıran ve Azeri bölgelerindeki kurumların özgünlüğünü ve kamusal alanın kimliğini koruyan yasaların çıkarılması yoluyla, İran anayasası ve devlet kurumları çerçevesinde Azerilerin İran devleti içindeki konum ve rolünün güçlendirilmesini savunuyor.

Bu eğilimde olanlar hem entegrasyoncuları hem de ayrılıkçıları eleştirirken onları ya kendi çıkarlarının peşinden koşmakla ya da İran'da Azerilerin devlet ve toplumla kesişme durumlarını ve düzeylerini anlamak için gerçekçi bir siyasi okumaya dayanmamakla suçluyorlar. Bu kişiler genellikle kültürel, akademik ve sanatsal geçmişe sahip olup, gençler, öğrenciler ve şehir sakinleri üzerinde yoğun bir etkiye sahip.

Siyasi kaos

İran meseleleri konusunda uzman araştırmacılar, İran’daki Azeri siyasi örgütlerin talepleri ile Kürtler, Araplar ve Beluçlar gibi Fars kökenli olmayan İranlı milliyetlerin talepleri arasında köklü bir fark olduğuna işaret ediyor. Diğer gruplar, siyasi rejim yıllardır milliyetçi eğilimli siyasi hareketlerini bastırmak için kararlı bir çaba sarf etse de coğrafi temelli taleplerini dile getirip Fars muadilleriyle siyasi ve sembolik egemenliği paylaşmayı talep etseler de bu gruplar kendi toplumlarının halk kesimlerinde yoğun bir varlık, etki ve etkinliğe sahipler. Dini kurumlar, iş adamları ve aşiret liderleri, bu ulusal azınlık topluluklarında bu siyasi örgütlerin rolünü gölgede bırakmayı başaramadı. Bu, Azerbaycan'da mevcut olmayan bir durumdur.

İsrail ile İran arasında 2025 yazında yaşanan savaşın ardından, yakın gelecekte savaşın tekrarlanacağına dair işaretlerin belirginleşmesiyle, 11 İranlı Azeri siyasi örgüt, ‘Güney Azerbaycan Örgütleri ve Partileri İşbirliği Konseyi’ni kurmayı başardı.

Konsey, İran rejimine yönelik sert ifadelerin olduğu bir bildiri yayınladı. Bildiride şu ifadeler yer aldı:

"İran'daki en büyük etnik grup olan Azeri halkının uzun yıllardır şiddetli baskı ve zulümle karşı karşıya olduğu artık kimse için bir sır değil. Teokratik rejim, ülkenin kaynaklarını kendi varlığını korumaktan başka bir değeri olmayan ideolojik maceralara harcadı ve halkın canlarını ve mallarını rehin aldı... Bu koşullar altında, Azeri halkının kendini savunmak için başka bir seçeneği yoktur ve biz, barış ve istikrarı destekleyen komşu ülkeler ve halkların yanı sıra dünyadaki ilerici güçlerin de bu yolda bizimle birlikte olacağından eminiz.”

Bildiriyi, Azerbaycan Demokrat Partisi, Azerbaycan Merkez Partisi, Azerbaycan Ulusal Direniş Örgütü, Azerbaycan Öğrenci Hareketi, Güney Azerbaycan Cumhuriyetçi Partisi ve Güney Azerbaycan Bağımsızlık Partisi gibi siyasi ve sektörel örgütler imzaladı. Ancak imzacıların gelecekte atacakları siyasi adımlara dair herhangi bir ipucu verilmezken belirgin bir açıklama da yapılmadı.

2025 Aralık ve 2026 Ocak aylarında Tebriz, Urmiye ve Erdebil şehirlerinde ve diğer Azeri bölgelerinde yaşanan geniş çaplı gösteriler, göstericiler ile güvenlik güçleri arasında çatışmalara dönüştü. ‘Çarşı tüccarları’, yakın tarihlerinde ilk kez, bildiriyi imzalayan siyasi güçlerin çağrılarına uydu. Bu da Azeri siyasi yapısında köklü bir dönüşüme işaret etti.

İç ve bölgesel faktörlerin kesişimi

İranlı Azeri aktivist Abbas Bedir Varisi, İran'daki Azerilerin siyasi konumunu açıklıyor ve bunu, onları Kürt, Arap ve Beluç muadillerinden ayıran, tarihsel boyutları olan bir dizi iç ve bölgesel faktörle ilişkilendirdi. Azeriler ile Farslar arasında yaşanacak herhangi bir geniş çaplı çatışmanın İran devletinin kendisinin dağılmasına yol açacağını öngören Varisi, Azeri meselesinin ulusal ve mezhepsel söylemlerle örtbas edilmeye devam edilmesinin imkânsız olduğuna dikkati çekti.

Sosyal medya ve yurt dışından Türkçe (Azeri lehçesi) yayın yapan medya kanallarının izleyici kitlesindeki artış, Ahmedinejad ve Ruhani dönemlerinde artan siyasi baskı, Azeri etnik kimliği temelinde iç dayanışmanın güçlenmesine yol açtı.

Azerilerin siyasi ve kültürel hakları alanında faaliyet gösteren aktivist Varisi, şunları ekledi:

“Azerbaycan Cumhuriyeti ve Türkiye’nin İran’ın batı sınırında yer alması, Azeri meselesini daha da karmaşık hale getiriyor. Her iki ülke de 20. yüzyılın başlarında İran devletinin modern kuruluşundan bu yana Azerilere kültürel, medyatik ve hatta siyasi olarak sürekli destek verirken, İran devletiyle çatışma olasılığı konusunda güvenlik açısından temkinli davrandı ve stratejik endişeler taşıdı. Dolayısıyla Azerileri defalarca kez kendi ülkelerinin yetkilileriyle uzlaşıya ve hiçbir zaman onlarla açık bir çatışmaya başvurmamaya teşvik ettiler. Türkiye, Azerilerle olan kültürel ve duygusal bağı, İran’ın Türkiye’deki Kürtler üzerindeki etkisine denk bir etki unsuru olarak görüyor. Ancak Azerilerin milliyetçiliğinin yükselişinin, İran devletini parçalamaya veya zayıflatmaya ve ülkenin tam egemenliğini elinde tutma yeteneğini zedelemesine yol açmasından her zaman korkuyor. Böyle bir durumun gerçekleşmesi, Türkiye'nin ulusal güvenliğini zedeler. Azerbaycan da Azerilere karşı aynı eğilime sahip, ancak İran'ın Kafkasya bölgesinde vereceği tepkiden büyük ölçüde çekiniyor. Bu tepki, özellikle Ermenistan ile olan ilişkilerinde Azerbaycan'ın çıkarlarına ve istikrarına zarar verebilir. Aynı şekilde Azerbaycan, Türk etnik grubu içinde bir tür mezhepsel denge oluşturmaya özen gösteriyor ve İran'daki Azerilerin tamamen Türkiye'nin lehine kaymasının bir yararı olmadığını düşünüyor.”

frb
ABD tarafından hava saldırısı düzenlenen Minab Kız Okulu'nun enkazı, 28 Şubat 2026 (AFP)

İran Azerilerinin genç kesimlerinde meydana gelen ve onların daha fazla ulusal bilinç ve iç örgütlenme yeteneği kazanmalarını sağlayan değişimlere de dikkati çeken Varisi, şunları söyledi:

“Sosyal medya ve yurtdışından Türkçe (Azeri lehçesi) yayın yapan medya kuruluşlarının takip edilmesindeki artış, ayrıca eski cumhurbaşkanları Ahmedinejad ve Hasan Ruhani dönemlerinde artan siyasi baskı, Azeri etnik kimliği temelinde daha fazla iç dayanışma biçimlerinin oluşmasına zemin hazırladı. Bugün İran'da tamamen Azeri kimliğine sahip kültürel, ekonomik ve hatta siyasi faaliyet alanları bulunuyor. Son yıllarda Azeri şehirlerinin en yüksek düzeyde genel protesto gösterileri düzenlemesi, Kürtler ve Azeriler arasında ortak bölgelerde defalarca kez siyasi ve halk çatışmalarının yaşanması, futbol maçları gibi etkinliklerde yapılan tezahüratlar, hepsi bu eğilimin birer göstergesi. Bu eğilim siyasi bir örgütlenme halini alırsa, İran'ın birliği için gerçek bir tehdit oluşturur. Çünkü Azeriler, Kürtler, Araplar ve Beluçlar gibi bir ulusal azınlık değil, İran devletinde Farslara paralel bir etnik unsurdur. Kimliklerinin patlaması, İran'ın patlaması anlamına gelir."