İsrail'in Gazze'de Filistinlilere karşı yürüttüğü savaşta verdiği kayıplar

Hamas'ın çabaları Filistin Yönetimi’nin elini güçlendirdi

Tel Aviv'de savaşın sona ermesi ve Gazze'deki İsrailli rehinelerin serbest bırakılması çağrısında bulunan bir protesto sırasında sokakta yatan ve trafiğin akışını engelleyen İsrailliler, 12 Nisan 2024 (Reuters)
Tel Aviv'de savaşın sona ermesi ve Gazze'deki İsrailli rehinelerin serbest bırakılması çağrısında bulunan bir protesto sırasında sokakta yatan ve trafiğin akışını engelleyen İsrailliler, 12 Nisan 2024 (Reuters)
TT

İsrail'in Gazze'de Filistinlilere karşı yürüttüğü savaşta verdiği kayıplar

Tel Aviv'de savaşın sona ermesi ve Gazze'deki İsrailli rehinelerin serbest bırakılması çağrısında bulunan bir protesto sırasında sokakta yatan ve trafiğin akışını engelleyen İsrailliler, 12 Nisan 2024 (Reuters)
Tel Aviv'de savaşın sona ermesi ve Gazze'deki İsrailli rehinelerin serbest bırakılması çağrısında bulunan bir protesto sırasında sokakta yatan ve trafiğin akışını engelleyen İsrailliler, 12 Nisan 2024 (Reuters)

Macid Keyali

İsrail'in Gazze Şeridi'ne karşı altı aydır sürdürdüğü imha savaşında, askeri gücüne, teknolojik imkânlarına, Batı'dan aldığı desteğe ve Gazze Şeridi'ni yaşanmaz hale getirecek yeteneğe sahip olmasına rağmen ağır kayıplar verdiğini söylersek abartmış olmayız. Filistinlilerin verdiği kayıpların ise çok daha büyük ve ölçülemeyecek kadar korkunç olduğunu söylersek de ne abartmış ne de yanılmış oluruz.

Her şeyden önce İsrail geçtiğimiz yıl 7 Ekim’de güvenlik, askeri ve moral bakımından hiç beklemediği bir darbe aldı. İsrail’in savaşı kısa sürede sonuçlandıramaması, Hamas savaşçılarının çatışmaya ve füze fırlatmaya devam etmeleri ve İsrail ordusunun altı aydır tek bir rehineyi bile kurtaramamasının da gösterdiği üzere bu savaş İsrail’in tarihinin en uzun ve en maliyetli savaşı haline geldi.

sxdvfbrgnty
İsrail'in Gazze şehrindeki Firas Pazarı bölgesini bombalaması sırasında kendilerini korumaya çalışan Filistinliler, 11 Nisan 2024 (AFP)

Savaş, İsrail'in tüm alanlarda sahip olduğu muazzam potansiyele rağmen güvenliğini ve niteliksel üstünlüğünü garanti altına almak için ABD'ye (ve Batılı ülkelere) ihtiyaç duyduğunu, gösterdi. Çünkü bu ülkeler, İsrail’in akciğerleri olduğu yahut bir başka deyişle göbeğinin bu ülkelere bağlı olduğu söylenebilir. Yani bu ülkeler olmasaydı İsrail farklı bir durumda olacak, sürekli risk altında ve tehditlere maruz kalacaktı. Bu durum, İsrail'in bir ‘muz cumhuriyeti’ olmadığını, demokratik ve egemen bir devlet olduğunu ve sanki 7 Ekim'den bu yana Akdeniz'de demirli ABD, İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden haberdar değillermiş ya da bu ülkeler deniz ve hava filolarıyla İsrail'e silah sevkiyatında bulunmuyormuş yahut ABD İsrail’e 14 milyar dolar değerinde acil yardım göndermemiş, kısacası bu savaş İsrail'in ABD ile olan yakın bağlarını hiç olmadığı kadar derinleştirmemiş gibi ABD'ye hiçbir şey borçlu olmadığını söyleyerek övünen milliyetçi ve dinci Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ve Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir gibi aşırı sağcıların gördüğü halüsinasyonların tam tersi bir tablo çiziyor.

Gazze’deki savaşı, her alanda muazzam bir potansiyele sahip olmasına rağmen İsrail'in gücünün sınırlarını ortaya koydu.

Öte yandan Gazze’deki savaş, Filistin'in yüzölçümünün yüzde 1,2'sine (365 kilometre kare) tekabül eden küçük bir bölgede mütevazı bir silahlı milis gücüyle karşı karşıya olan İsrail'in her alanda sahip olduğu muazzam potansiyele rağmen gücünün sınırlarını ortaya koydu. Peki ya daha büyük ve daha güçlü bir orduya karşı bir savaş söz konusu olursa ne olur?

Buradan düzenli bir savaşın hesaplarının, İsrail'i karşı tarafa felç edici darbeler indirebilecek hale getiren asimetrik bir savaşın hesaplarından farklı olduğu anlaşılsa da bu durum, İsrail'in sınırlı insan kaynağına sahip olduğu ve başka bir savaşta, düzenli ya da düzensiz daha büyük bir güçle, istikrarına, güvenliğine ve belki de bekasına yönelik daha fazla riskle karşı karşıya kalacağı gerçeğini gizleyemiyor.

xs dfbgn
Lahey'deki Uluslararası Adalet Divanı (ICJ) önünde toplanan ve Filistin bayrağı taşıyan göstericiler, 26 Ocak 2024

İsrail, uluslararası alanda Batılı ülkelerin kamuoyları nezdinde ‘taş atan çocuklar’ intifadasından (1987-1993) bu yana kaybetmeye başladığı mağdur statüsünü tamamen yitirdi ve Filistinlilere karşı soykırım uygulayan, sömürgeci, saldırgan ve ırkçı bir devlet olarak görülmeye başladı. Artık Filistinliler İsrail’in bu uygulamalarından ötürü küresel vicdanda kurban konumundaydı. Bu nedenle Batılı ülkelerin başkentlerinde ve şehirlerinde halk protestoları bazılarının hayal ettiği gibi, gerçeğe aykırı şekilde Hamas'ı desteklemek için değil, Filistinlileri desteklemek için protesto gösterileri başladı.

Söz konusu protesto gösterilerini, Uluslararası Adalet Divanı’nın (ICJ) kararı, dünyanın dört bir yanından edebiyat ve sanat camiasından çok sayıda ünlü sanatçının ortaya koydukları tutumlar ve Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda 193 ülkeden 153'ünün onayıyla alınan kararlar takip etti. Tüm bunlar, Batılı hükümetlerin tutumlarının değiştirmelerine, İsrail'e baskı yapmaktan yana olmalarına ve İsrail'in Gazze karşı yürüttüğü soykırım savaşını reddetmek de dahil olmak üzere Filistinlilerin acılarını ve haklarını daha anlayışla karşılayan mesajlar göndermelerine yol açtı.

İsrail'in imaj kaybıyla birlikte, tüm dünyada bazı Yahudi kesimleri nezdindeki itibarı da zedelendi.

İsrail içinde ise savaş, Netanyahu, Smitrich ve Ben-Gvir hükümetinin yargının altını oyma ve İsrail'in (Yahudi vatandaşlarına göre) Yahudi ve dini bir devlet kimliğini laik, liberal ve demokratik bir devlet kimliğinin önüne geçirme girişimi çerçevesinde savaştan önce patlak vermiş olan İsrail'deki iç krizi derinleştirdi.

Bu durum, Hamas’ın 7 Ekim saldırısının İsrailliler arasında varoluşsal bir tehlikeyle karşı karşıya oldukları fikrini uyandırdığı gerçeğini gizlemiyor. İsrail’deki farklı kesimler arasında var olan bölünmelerin ardından, dışarıdan, kendi algılarına göre özellikle de Filistinlilerden gelen bir tehdit karşısında kararlılıkları güçlense de kendi içlerindeki anlaşmazlıklar da bir o kadar güçlendi. Milliyetçi ve dinci aşırı sağın devleti ele geçirip karakterini değiştirmesinin tehlikelerine dikkat çekilerek Binyamin Netanyahu hükümetinin düşürülmesi ve erken seçime gidilmesi çağrıları bunun bir göstergesidir. Aynı zamanda Hamas'ın elindeki İsrailli rehinelerin ailelerinin rehinelerin serbest bırakılmalarını sağlayacak bir anlaşma yapılması taleplerini destekleyen protesto gösterilerindeki artış da bu durumun bir işareti.

sy6mu7ö8ıl
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu haftalık kabine toplantısında Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ile konuşurken, 7 Ocak 2024 (AP)

Tüm bunlarla birlikte, savaş nedeniyle laiklere tanınmayan ayrıcalıklardan yararlanan, vergiden ve askerlikten muaf tutulan ve yine de devletin kimliğini kendi lehlerine değiştirmek isteyen ultra Ortodoks Yahudilerin de askere alınmaları çağrıları ülkede bölünme yarattı.

İsrail'in imaj kaybıyla birlikte, İsrail'in dünya Yahudileri için güvenli bir sığınak olduğu fikrinin sarsılırken tüm dünyada bazı Yahudi kesimleri nezdindeki itibarı da zedelendi. Kendi ülkelerinde daha güvende olan İsrailli Yahudiler, hükümetlerinin Filistinlilere karşı düşman, faşist ve ırkçı politikalarının kurbanı oldular.

İsrail’in, Nekbe'ye rağmen Filistinlilerin varlığının üstesinden gelmesi ve onları siyasi haritadan silmesi mümkün görünmüyor.

Ayrıca İsrail'in Filistinlilere karşı yürüttüğü soykırım savaşı, dünya Yahudilerinin bir kısmında Holokost'un (Nazilerin Yahudi soykırımı) hatırlanmasına ve İsrail’in Filistinlilere karşı Nazilerin Yahudilere karşı izlediği politikanın aynısını izlediği, bu devletin kendileri ve yaşadıkları ülkeler için siyasi, ahlaki ve güvenlik yükü haline geldiği izlenimi uyanmasına yol açtı. ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya'da önde gelen Yahudi isimlerin yanı sıra Yahudi aydınlar, sanatçılar ve akademisyenler tarafından yapılan tarafından açıklamalarda ve Yahudilerin bu ülkelerde Gazze’deki savaşa karşı düzenlenen protesto gösterilerine katılmaları sırasında okunan bildirilerde İsrail'in Yahudileri ya da tek başına Holokost'u temsil ettiği iddiası ve antisemitizmi İsrail karşıtlığıyla bir tutulmasına karşı çıkıldı.

Filistin tarafında ise Nekbe'ye (İsrail güçlerinin Filistinlilere ait yüzlerce köy ve kasabayı yok ettiği Büyük Felaket) rağmen İsrail'in bu halkın varlığının üstesinden gelememiş ve onları siyasi haritadan silememiş gibi görünüyor. Hatta bu savaş Netanyahu hükümetinin isteklerinin aksine, elbette Batı vizyonuna göre olmak kaydıyla bağımsız bir Filistin devleti kurulması ve Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkı verilmesi fikrini, özellikle de sadece Filistin-İsrail çatışmasından çıkış yolları bulmak için değil, aynı zamanda İsrail'in bölgedeki varlığını normalleştirmek için de bir anahtar olarak yeniden gündemin üst sıralarına taşıdı. Hatta ve hatta Hamas'ın çabalarının Arap ülkelerinin ve uluslararası kamuoyununun nazarında yeni Nekbe'den sonra Filistin'in durumunu yeniden düzenlemek için en uygun merci haline gelen Filistin Yönetimi'nin konumunu güçlendirdiği ya da başka deyişle normalleştirdiği bile söylenebilir. Hani derler ya: “Bazen rüzgarlar gemilerin istemediği taraftan eser.”

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Çinli araştırmacının ABD’deki gizemli ölümü tartışma yarattı

Wang, Michigan Üniversitesi'nin Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü'nde araştırmacıydı (SCMP/Michigan Üniversitesi)
Wang, Michigan Üniversitesi'nin Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü'nde araştırmacıydı (SCMP/Michigan Üniversitesi)
TT

Çinli araştırmacının ABD’deki gizemli ölümü tartışma yarattı

Wang, Michigan Üniversitesi'nin Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü'nde araştırmacıydı (SCMP/Michigan Üniversitesi)
Wang, Michigan Üniversitesi'nin Elektrik Mühendisliği ve Bilgisayar Bilimleri Bölümü'nde araştırmacıydı (SCMP/Michigan Üniversitesi)

Çinli bilim insanının ABD'de federal güvenlik görevlilerince sorgulandıktan kısa süre sonra ölmesi tartışma yarattı.

CBS News'in aktardığına göre Michigan Üniversitesi'nde yarı iletkenler alanında çalışan Danhao Wang, 19 Mart'ta yaşamını yitirdi.

Üniversiteden yapılan açıklamada, araştırmacının kampüsteki bir binadan atlayarak intihar ettiği ihtimali üzerinde durulduğu belirtildi.

Çin'in Washington Büyükelçiliği Sözcüsü Liu Pengyu da Hong Kong merkezli South China Morning Post'a gönderdiği e-postada Wang'ın intihar ettiğini doğruladı.

"Bu trajediden derin bir üzüntü duyuyoruz" ifadelerini kullanan Liu, ABD'deki Çinli öğrenci ve akademisyenlerin haksız sorgulamalara ve tacizlere maruz bırakıldığını savundu.

Liu, ABD yönetimine olayla ilgili kapsamlı bir soruşturma yürütme, Wang'ın ailesine ve Çin tarafına bir açıklama sunma çağrısında bulundu.

Üniversitede doktora sonrası araştırma yapan 1500 kişiyi temsil eden Michigan Üniversitesi Doktora Sonrası Araştırmacılar Örgütü (UM-PRO), birçok uluslararası öğrencinin giderek daha fazla hedef alındığını hissettiğini bildirdi.

UM-PRO'dan Nick Geiser, Wang'ın ölümünden önce federal yetkililerce sorguya alındığını bildiklerini fakat incelemenin neyle ilgili olduğuna dair kendileriyle detay paylaşılmadığını söyledi.

ABD yönetimi olayla ilgili henüz açıklama yapmazken, soruşturmaya dair detay da verilmedi.

Geiser, "Bu olay, mevcut yönetim altında tüm sektörlerden, farklı ülkelerden ve farklı kesimlerden gelen göçmen işçilerin hissettiği genel korkunun bir yansıması" dedi.

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mao Ning, BBC'ye gönderdiği açıklamada olayla ilgili inceleme başlatılması çağrısını yineledi:

Çin, vatandaşlarının meşru ve yasal haklarını ve çıkarlarını kararlılıkla savunmak için gerekli adımları atmaya devam edecektir.

Northwestern Üniversitesi'ndeki Çin asıllı Amerikalı sinirbilimci Jane Wu'nun 2024'te intihar etmesinin ardından ailesi okula dava açmıştı. Wu'nun Çin yönetimiyle bağlantılı çalıştığına yönelik iddialarla başlatılan inceleme sırasında okul yönetiminin araştırmacıya kötü davrandığı savunulmuştu.

ABD, son yıllarda ulusal güvenlik endişelerini gerekçe göstererek Amerikan kampüslerindeki Çinli öğrencilere yönelik denetimleri sıkılaştırdı.

Donald Trump yönetimi, Çin Komünist Partisi'yle bağlantılı olduğu öne sürülen öğrencilerin vizelerinin iptal edileceğini geçen yıl açıklamıştı. Ancak Trump, bu sert tutumundan dönerek Pekin'le ticaret görüşmeleri sırasında 600 bin Çinli öğrenciye vize vermişti.

Independent Türkçe, BBC, SCMP, CBS News


Savaş bahisleri ve bilgi sızdırma: Trump ateşkesi duyurmadan dakikalar önce hesaplar açıldı

Ateşkes ilanından önce Beyaz Saray önünde İran savaşı karşıtı yürüyüş düzenlenmişti (Reuters)
Ateşkes ilanından önce Beyaz Saray önünde İran savaşı karşıtı yürüyüş düzenlenmişti (Reuters)
TT

Savaş bahisleri ve bilgi sızdırma: Trump ateşkesi duyurmadan dakikalar önce hesaplar açıldı

Ateşkes ilanından önce Beyaz Saray önünde İran savaşı karşıtı yürüyüş düzenlenmişti (Reuters)
Ateşkes ilanından önce Beyaz Saray önünde İran savaşı karşıtı yürüyüş düzenlenmişti (Reuters)

Kripto tabanlı Polymarket'ta ABD-İran ateşkesine dair bahisler içeriden bilgi sızdırılmasına yönelik tartışmaları yeniden alevlendirdi.

ABD Başkanı Donald Trump, İran'a Türkiye saatiyle 03:00'e kadar verdiği mühlete 1,5 saat kala Pakistan'ın iki haftalık ateşkes önerisini kabul ettiğini salı günü açıklamıştı.

Kripto analiz platformu Dune'un verilerine göre, Trump sosyal medya platformu Truth Social'dan ateşkes ilanını paylaşmadan önce Polymarket'ta en az 50 yeni hesap oluşturuldu.

Salı sabahı oluşturulan cüzdanlardan birinden, ortalama 8,8 sentlik bir fiyatla yaklaşık 72 bin dolarlık bahis yatırıldı. Kullanıcı, ateşkese oynadığı bahisten 200 bin dolar kazandı.

Aynı gün platforma katılan ve benzer bir bahis oynayan hesap da 125 bin 500 dolar kazanç elde etti.

Trump'ın gönderisinden 12 dakika önce oluşturulan başka bir cüzdan da 33,7 sentten 31 bin 908 dolarlık bahis oynadı ve 48 bin 500 dolar kazandı.

AP'nin analizine göre bu cüzdanların hepsi platforma yeni katıldı. Ancak bunların yeni kullanıcılar mı yoksa ek hesap açan mevcut kullanıcılar mı olduğu veri gizliliği nedeniyle belirlenemiyor.

Bu verileri gizli tutan Polymarket ise Amerikan haber ajansının yorum talebine yanıt vermedi.

Diğer yandan bu cüzdanlar, yatırımcıları arasında ABD Başkanı'nın oğlu Donald Trump Jr.'ın sahibi olduğu risk sermayesi şirketi 1789 Capital'ın da yer aldığı Polymarket'a içeriden bilgi sızdırıldığı tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.

İran ve ABD müzakereler hakkında çelişkili açıklamalar yaparken, Polymarket'ta 31 Mart öncesinde anlaşma yapılacağına dair bahisler de artmıştı.

Ayrıca platformdaki bazı kullanıcılar, ABD'nin ocak ayında Venezuela'ya kara harekatı düzenleyerek Nicolas Maduro'yu kaçırmadan saatler önce hesap açıp bahis oynayarak yüksek miktarlar kazanmıştı.

Georgia State Üniversitesi'nden Todd Phillips şunları söylüyor:

İşte bu yüzden bu piyasaların düzenlemeye ihtiyacı var. İçeriden alınan bilgilerle işlem yapılmasına izin verilirken diğer yatırımcıların bu piyasalarda sorun yaşamamasını bekleyemeyiz.

Öte yandan yatırımcıların, ateşkes ilanından birkaç saat önce petrol fiyatlarının düşeceğine ilişkin yaklaşık 950 milyon dolarlık pozisyon alması da dikkat çekti.

Reuters'ın analizine göre ateşkes ilanından yaklaşık iki saat önce 8 bin 600 adet Brent ve ABD ham petrol (WTI) vadeli işlem sözleşmesi satıldı.

Analizde, bu tür işlemlerin normalde tek seferde yapılmadığına, yatırımcıların fiyatları etkilememek için işlemleri saatlere yaydığına dikkat çekiliyor.

Trump'ın ateşkes ilanının ardından çarşamba günü piyasa açılısında petrol fiyatları yüzde 15 düşmüştü.

23 Mart'ta da yatırımcılar, Trump'ın İran'ın enerji altyapısına saldırıyı erteleyeceğini açıklamasından sadece 15 dakika önce 500 milyon dolarlık satış yapmıştı. Bu da fiyatlarda yüzde 15'lik düşüşe yol açmıştı.

Independent Türkçe, AP, Reuters


İran’da şahinler ateşkesten rahatsız: Güçlüyken savaşı sürdürmeliyiz

İran’da şahinler ateşkesten rahatsız: “Güçlüyken savaşı sürdürmeliyiz”
İran’da şahinler ateşkesten rahatsız: “Güçlüyken savaşı sürdürmeliyiz”
TT

İran’da şahinler ateşkesten rahatsız: Güçlüyken savaşı sürdürmeliyiz

İran’da şahinler ateşkesten rahatsız: “Güçlüyken savaşı sürdürmeliyiz”
İran’da şahinler ateşkesten rahatsız: “Güçlüyken savaşı sürdürmeliyiz”

İran'daki muhafazakarlar ABD ve İsrail'le çatışmaların askıya alınmasından rahatsız.

ABD Başkanı Donald Trump, salı günkü açıklamasında Hürmüz Boğazı'nın tamamen açılması şartıyla İran'la iki haftalık karşılıklı ateşkesi kabul ettiğini duyurdu.

Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, ateşkesin Lübnan'ı da kapsadığını savundu ancak İsrail Başbakanı Netanyahu bunu yalanladı.  

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf ise üzerinde uzlaşılan 10 maddelik önerinin üç temel maddesinin ihlal edildiğini savundu. Kalibaf'a göre bunlar arasında Lübnan'a saldırıların sürmesi, İran hava sahasına izinsiz girilmesi ve mutabakatın 6. maddesinde yer alan İran'ın uranyum zenginleştirme hakkının ihlal edilmesi bulunuyor.

Diğer yandan BBC'nin analizinde, İran'daki şahinlerin ateşkesten rahatsızlık duyduğuna dikkat çekiliyor.

Buna göre İran'ın Hürmüz Boğazı'nı kapatması ve Körfez ülkelerindeki ABD varlıklarına misillemeleri muhafazakar kanadı cesaretlendirdi. Tahran'daki şahinler, "ABD ve İsrail karşısında üstünlük sağladığı için İran'ın savaşı sürdürmesi gerektiğini" savunuyor.

Haberde, Devrim Muhafızları'na bağlı Besic milislerinden bir grubun, ateşkes ilan edildikten kısa süre sonra karara karşı çıkmak için İran Dışişleri Bakanlığı'na yürüdüğü aktarılıyor.

Muhafazakar Kayhan gazetesi de olaydan birkaç saat sonra ateşkesin "düşmana bir hediye vermek anlamına geleceğini" yazdı.

ABD ve İsrail'in saldırılarıyla 28 Şubat'ta başlayan savaşta İran'da en az 3 bin kişi yaşamını yitirdi. Ayrıca ülkedeki sivil altyapı da ciddi ölçüde zarar gördü.

Analizde, bazı şahin politikacılar arasında ülkeyi korumak adına ateşkese sıcak bakan kişiler olduğuna da işaret ediliyor.

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Trump'ın damadı Jared Kushner ve ABD Başkanı'nın Ortadoğu elçisi Steve Witkoff'un yer alacağı heyet cumartesi günü İslamabad'a gidecek.

Tahran yönetimi adına da Kalibaf ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi liderliğindeki heyet görüşmelere katılacak.

BBC, görüşmelerde birebir temasların yapılacağını aktarıyor. ABD-İsrail saldırıları sonucu öldürülen İran'ın dini lideri Ali Hamaney'in yönetiminde ABD'yle doğrudan müzakerelere yanaşılmıyordu.

Ancak analizde, Hamaney'in yerine geçen oğlu Mücteba'nın "birebir teması onayladığının düşünüldüğü" yazılıyor.

Independent Türkçe, BBC, Tesnim