Çin-İran ortaklığını güçlendiren ne?

Tahran ile Pekin arsındaki ilişkilerin temeli üzerine bir okuma

İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla
İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla
TT

Çin-İran ortaklığını güçlendiren ne?

İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla
İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla

Shirley Ze Yu

*Al Majalla dergisinin nisan sayısının Riyad ve Washington arasındaki olası savunma anlaşmasına ilişkin kapak haberlerinden biri olan ve İsrail'in İran’ın Şam'daki konsolosluğunu bombalaması ve Tahran'ın ‘misilleme’ tehditleri ile askeri adımlarından ve açıklamalarından önce kaleme alınan bu makale, Tahran ve Pekin arasındaki ilişkilere dair derin bir okuma sunuyor.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ve Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, Kızıldeniz’deki krizi yatıştırmak amacıyla Çin’e, Husilerin Batılı ülkelere ait ticaret gemilerine yönelik saldırılarını durdurması için İran üzerindeki nüfuzunu kullanması yönünde baskı yaptı. Bu diplomatik hamleye göre ABD, Çin'in İran ve Husiler üzerinde mutlak bir nüfuza sahip olduğunu varsayıyor.

ABD’nin hesaplamalarına göre Çin, ticari çıkarlarını Gazze’ye manevi desteğinden daha fazla önceliyor. Ancak ikisi de doğru değil. Çin’in İran'ın başlıca ekonomik ortağı olduğuna şüphe yok. Ancak iki ülkeyi birbirine bağlayan çıkarlar öncelikle ekonomik değil, jeostratejiktir. Her iki ülkenin izlediği jeostratejik hedefler, ticari çıkarlar güçlü olsa da olmasa da ortaklığın devam edeceği anlamına geliyor.

Çin ve İran arasındaki ticaret hacmi

Çin, geçtiğimiz on yılda İran’ın en büyük ticaret ortağı oldu. İran, Çin'in en büyük ticaret ortakları arasında 50’nci sırada yer alıyor. İran petrol ihracatının yüzde 90'ını Çin'e yapıyor. Ancak bu oran Çin'in toplam petrol ithalatının sadece yüzde 10'unu oluşturuyor. İran'a 2012 yılında büyük yaptırımlar uygulanmaya başlamasından bu yana, Çin ve İran arasındaki ticaret hacmi, zaman zaman önemli düşüşlerin kaydedildiği dönemlerle birlikte sabit kalabildi.

Çin'in 2020 yılında İran ile ticareti son 15 yılın en düşük seviyesine 14 milyar dolara gerilerken, Suudi Arabistan ile arasındaki ticaret İran ile olan ticaret hacminin yedi katına çıkarak 106 milyar dolara ulaştı.

İran, geçtiğimiz ocak ayında Çin'e ham petrol sevkiyatını durdurarak Pekin’e yaptığı önemli miktardaki indirimleri sonlandırmak istedi. İran’ın Çin üzerinde ekonomik bir baskı unsuru olduğu doğru, fakat Çin'in küresel petrol piyasasında başka alternatifleri olması sebebiyle bu baskı büyük bir önem arz etmiyor.

Çin'in 2023 yılında İran'a yatırımlarının değeri 50 milyon dolara geriledi.

Çin ile İran arasında doğrudan yatırım

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping 2020 yılında Tahran’a ziyareti sırasında iki ülke arasında Çin'in 2045 yılına kadar İran’a 400 milyar dolar yatırım yapmasını öngören bir yatırım anlaşması imzalandı. Anlaşma 25 yıllık uzun bir vadeye sahip olsa da anlaşmanın ilk üç yılında herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.

Çin'in 2023 yılında İran’a yaptığı yatırımları 50 milyon dolar ile asgari düzeyde kaldı. Çin'in İran'daki yatırımları 3,5 milyar doları buluyor. Rusya, 2022 yılında 2,7 milyar dolarlık yatırım yaparak İran'daki en büyük yatırımcı oldu. İran’a yatırım yapan ülkeler arasında ikinci sırada Afganistan yer alırken, onu Irak ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) takip etti. Çin Doğrudan Yabancı Yatırım (DYY) bazında ise ilk beşte yer almadı.

Çin’in yatırımları ve yaptırımlar

Çin’in İran ile ticaret hacmindeki ve yatırımlarındaki gerilme İran'a yönelik yaptırımların bir sonucu mu? Çin'in İran ile ticaret hacminin ve yatırımlarının artmamasının ve gerilemesinin   ABD'nin İran'a uyguladığı yaptırımlardan kaynaklandığını söylemek makul olsa da bu argümanda bulunmak yaptırımların etkisini abartmak olur.

sdfvrb
İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla

Peki yaptırımlar birçok kişinin düşündüğü kadar etkili mi? Rusya örneğinde kesinlikle değil. Rusya'nın kişi başına düşen gayri safi yurt içi hasılası (GSYİH) 2020 yılında 10 bin dolarken 2022 yılında 15 bin dolara yükseldi. Rusya’nın GSYİH’sindeki 2022 yılındaki bu yükseliş, petrol gelirlerindeki artıştan kaynaklanıyordu. Rusya’nın GSYİH’si her ne kadar 2023 yılında gerilese de Rusya'nın GSYİH'si Ukrayna'daki savaşın başladığı 2021 yılından daha yüksekti.

Çin, Körfez bölgesinin en büyük ticaret ortağı ve bölgenin limanlarına, sanayi sitelerine, yenilenebilir enerji ve dijital altyapısına istikrarlı bir şekilde yatırım yapıyor.

Peki Rusya Batı'nın uyguladığı yaptırımlara rağmen nasıl ekonomisini büyütmeye devam edebiliyor? Çin'in ekonomik desteği önemli bir değişken. Çin ve Rusya 2018 yılında uzlaşarak aralarındaki ticaret hacmini 2025 yılına kadar 200 milyar dolara çıkarma hedefi koydular. ABD’nin uyguladığı yaptırımlarla hız kazanan ikili ticaret hacmi 2023 yılında 240 milyar dolara ulaştı.

Çin, Rusya ve İran

O halde Çin neden İran'ı değil de Rusya'yı ekonomik olarak destekliyor? Ekonomik açıdan bakıldığında bunun nedeni Çin'in elindeki alternatifler olduğu görülebilir. Bu alternatiflerden biri de Körfez bölgesi. Çin Körfez bölgesinin sadece en büyük ticaret ortağı değil, aynı zamanda bölgenin limanlarında, sanayi sitelerinde, yenilenebilir enerji ve dijital altyapısında düzenli olarak yatırımlar yapan bir yatırımcı. Bununla birlikte Körfez ülkelerinin varlık fonlarının Çin'i de kapsayacak şekilde çeşitlendirilmesinin yanı sıra (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’dan oluşan BRICS grubu ülkeleri ve Arjantin, Mısır, Endonezya, Kazakistan, Suudi Arabistan, BAE, Nijerya, Senegal ve Tayland’ın yer aldığı) BRICS Plus platformu aracılığıyla doların hakimiyetini azaltmaya yönelik ortak çabalar da dahil olmak üzere mali alanda da daha fazla iş birliği söz konusu.

Büyük ölçekli yenilenebilir enerji ve dijital altyapı ile teknoloji ve finansal altyapının kurulması gibi büyük ölçekli ekonomik bir vizyon, İran’ın sahip olmadığı açıklık, finansal güç ve elverişli bir küresel ortam gerektiriyor.

Çin, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında stratejik ticaret koridorlarının haritasını çıkarırken uzun süredir Pakistan'ı Ortadoğu, Afrika ve Güney Avrupa ile merkezi bir bağlantı noktası olarak belirlemiş durumda. Hindistan, aynı zamanda Ortadoğu ve Avrupa'yı birbirine bağlayacak bir ekonomi koridoru için ABD destekli son öneride merkez olarak seçildi. Her iki kıtalararası ticaret koridoru da bir zamanlar Asya, Ortadoğu ve Avrupa'yı birbirine bağlayan kadim ekonomi koridoru olan İran'ı saf dışı bırakmayı amaçlıyor.

Çin ve İran’ın ortak çıkarlarının başında ABD’nin hegemonyasına karşı çıkmak geliyor.

Çin ayrıca Orta Asya ve Kafkasya koridorları üzerinden Avrasya kıtasındaki ticaret alanlarını da genişletiyor. Çin son zamanlarda Stan devletlerinin (Afganistan, Kazakistan, Kırgızistan, Özbekistan, Pakistan, Tacikistan, Türkmenistan) en büyük ticaret ortağı olarak Rusya'nın yerini aldı.

Çin, coğrafi yakınlığa sahip olması, ABD kontrolündeki (Endonezya'ya bağlı Sumatra adası ve Malezya Yarımadası/Batı Malezya arasında bulunan) Malakka Boğazı’ndan geçmekten kaçınması ve Kuzey Buz Denizi'nde açık deniz enerji araştırmalarında ortak çalışmalar yürütmeleri nedeniyle enerji tedariği için Rusya'ya büyük ölçüde bağımlı bir ülke.

Öte yandan Çin, yerli yenilenebilir enerjiye büyük yatırımlar yapıyor ve bu enerji dönüşümünü ekonomik büyümenin yeni ve kritik bir itici gücü olarak kullanıyor. Yenilenebilir enerji kaynakları 2023 yılında Çin'in toplam enerji kapasitesinin yüzde 50,9'unu oluşturarak fosil yakıtları geride bıraktı. Böylece Çin'in petrol ithalatına olan bağımlılığının zaman içinde azalması bekleniyor.

İran ile ilişkilerin temeli

Çin ile İran arasındaki ilişki öncelikle ekonomik değilse nedir? Bu, jeostratejik bir ortaklıktır. Çin ile İran'ı birbirine bağlayan ilk ortak çıkar, ABD hegemonyasına karşı mücadele etmektir. İran Cumhuriyeti bölgesel bir güçtür ve ulaşmaya çalıştığı birçok siyasi hedeften biri de ABD'nin uyguladığı küresel hegemonyaya güçlü bir şekilde karşı durmaktır.

Çin, çok kutuplu bir dünya inşa etme vizyonunu açıkça dile getirirken şu an ABD ve Batı tarafından ekonomik olarak baskılandığını düşünüyor. Çin ister BRICS Plus platformu ister G20 isterse Küresel Güney aracılığıyla olsun, liberal dünya düzeninin kaybolmakta ve çok kutuplu yeni bir dünyanın doğmakta olduğuna, bununla birlikte Batı'nın 20’nci yüzyıldan kalma birkaç uluslararası kurum tarafından yönetilen liberal demokratik değerlerini dünyanın geri kalanına dayattığı dönem, artık gelişmekte olan ülkelerin ahlaki isteklerini ve ekonomik gerçeklerini yansıtmadığına inanıyor. Çin, liberal hegemonyaya karşı Küresel Güney'in ve ‘Küresel Öteki'nin yanında yer alıyor.

Çin, Kızıldeniz'de ABD'nin dikkatini dağıtmak için İran ve 'direniş ekseni’ gruplarını kullanıyor.

Çin'in izlediği jeopolitik çevreleme politikasının İran olmadan daha kötü olacağı gerçeği ikinci faktörü oluşturuyor. Çin'in Ortadoğu'daki konumuna ABD ile olan stratejik rekabeti çerçevesinde daha geniş bağlamda bakılmalı. İran'ın büyük bir bölgesel güç olduğuna şüphe yok. Desteklediği ‘direniş ekseni’ grupları ile birlikte Kızıldeniz'de ABD'nin dikkatini dağıtmaya çalışıyor. Sonuç olarak ABD, aynı anda hem Karadeniz’de hem de Kızıldeniz'de iki ayrı savaşı yönetmek zorunda kaldı. Körfez'e takviye bir uçak gemisi gönderilmesi, Asya-Pasifik bölgesinde bir uçak gemisinin eksilmesi anlamına geliyor.

ABD'nin hayati önem taşıyan savunma kaynaklarının çeşitli coğrafyalara dağıtılması ve askeri harcamalarının arttırılması demek, tartışmalı bir mesele olan Tayvan Boğazı aktif olarak kullanıldığı zaman bazı faydalar sağlamak ve daha az askeri kaynak harcamak demektir.

ymj
İllüstrasyon: Edward Ramon/Al Majalla

Gücünün sınırlarının farkında olan ve bölgede bir güç dengesi kurmayı isteyen Çin, 2023 yılının ilk yarısında Suudi Arabistan ve İran arasında arabuluculuk yaparak iki ülke arasında yakınlaşma sağlamayı başardı. Bu yakınlaşma, dikkate değer bir şekilde Husilerin Kızıldeniz'deki saldırılarının test edilmesi temeline dayanıyordu. Eğer bu yakınlaşma geçtiğimiz ekim ayında Gazze'de başlayan savaştan önce sağlanamamış olsaydı, Ortadoğu'daki çatışma muhtemelen daha fazla bölgesel gücü içine alacaktı. Bu açıdan bakıldığında Çin’in bölgesel barışa katkıda bulunan bir ülke olduğu söyleyebiliriz.

ABD, 20’nci yüzyılın sonlarında Ortadoğu’daki büyük güçler arasında bir denge sağlamayı amaçladıysa da Irak’ta Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesi bu dengeyi bozdu. Bu bakımdan Çin’in Ortadoğu’ya müdahil olması, bölgedeki başlıca devletler arasındaki güç dengesini yeniden tesis etme çabalarının bir göstergesidir.

Çin, Ortadoğu’da sınırlı güce sahip olduğunu bildiğinden kısmen müdahaleci olmayan bir tutum sergiliyor.

Dünyanın önde gelen ticaret ülkelerinden biri olan Çin, ihracat pazarının canlanması için büyük ölçüde ticari gemilerinin hayati önem taşıyan deniz yollarından geçişinin devam etmesine bağımlı olsa da ABD liderliğindeki Refah Muhafızı Operasyonu (Operation Prosperity Guardian) girişimine katılmadı. Bunun yerine Kızıldeniz krizini ele almanın birincil yolu olarak iki devletli bir çözümü savunan Çin, barış hedefine ters düştüğü gerekçesiyle ABD liderliğinde Husilere karşı başlatılan askeri operasyonları reddettiğini açıkladı.

Çin, Ortadoğu’da sınırlı güce sahip olduğunu bildiğinden kısmen müdahaleci olmayan bir tutum sergiliyor ve çatışmaya girmektense barış aracısı olarak hareket etmeyi tercih ediyor. Bununla birlikte Çin'in Kızıldeniz'deki durumla ilgili olarak Husileri açıkça kınamaktan kaçınması, uzun vadeli ahlaki vizyonun bir yansıması. Çin'in 1940'lı yıllardan bu yana, hatta Çin Halk Cumhuriyeti kurulmadan önce Filistin davasına verdiği destek, Küresel Güney'deki egemenlik taleplerine uzun süredir verdiği desteğin de bir göstergesi.

Sonuç olarak, uluslararası ticaretin garanti altına alınması ve güvenliğin sağlanması ABD'nin askeri harcamalarına bağlı olduğundan halen Amerikan barışının gölgesinde yaşıyoruz. Çin bir yandan bu durumdan faydalanırken diğer yandan ABD'nin gücünün azalması Çin'in çıkarlarına hizmet edebilir.

*Bu makale Şarku'l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.