Netanyahu ve Sinvar’ın Gazze'nin enkazı üzerinde ete kemiğe bürünen egoları

Hem İsrail Başbakanı hem de Hamas’ın Gazze’deki lideri, sadece kendi hayallerinde var olan bir zafer anlatısına kendilerini kaptırmış haldeler

İllüstrasyon: Marco Lawrence/Al Majalla
İllüstrasyon: Marco Lawrence/Al Majalla
TT

Netanyahu ve Sinvar’ın Gazze'nin enkazı üzerinde ete kemiğe bürünen egoları

İllüstrasyon: Marco Lawrence/Al Majalla
İllüstrasyon: Marco Lawrence/Al Majalla

 Ahmed Mahir

İsrail'in Gazze'ye karşı başlattığı savaş, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Hamas Hareketi’nin Gazze Şeridi’ndeki lideri Yahya Sinvar'ın isimleriyle özdeşleşirken Gazze’nin tamamının çehresini değiştiren büyük yıkıma rağmen iktidarda kalmalarına yardımcı oldu. Netanyahu’nun iktidarına düzenlenen halk protestolarıyla muhalefet edilirken, Sinvar’ın liderliğine Gazze'deki Hamas'a bağlı bakanlıkların çalışanları da dahil olmak üzere, Sinvar’ı kendilerini Aksa Tufanı Operasyonu’na karıştırmakla suçlayan Filistinliler tarafından hem özelde hem de kamusal alanda yapılan eleştirilerle muhalefet ediliyordu.

Netanyahu ve Sinvar savaşı kendileriyle özdeşleştirdiler. Dolayısıyla bu, bir devlet olarak İsrail'in, bir hareket olarak Hamas'ın ya da İsrail işgaline direnen diğer gruplara karşı bir eleştiri değil, Netanyahu ve Sinvar’a yönelik bir eleştiridir. Bu, aynı zamanda radikal biçimde farklı geçmişleri olan iki adam arasında bir karşılaştırma da değil, daha ziyade mevcut krizin siyasi yönetimine yapılan bir eleştiridir. Netanyahu, kesin bir vizyon ortaya koyamadan duygusal konuşmalarıyla Hamas'ı yok etmek için savaşın devam etmesi gerektiğini savunurken, merkez sağı ve aşırı sağı harekete geçirip ülkesinin siyasi ve stratejik çıkarları pahasına egosunu tatmin ediyor. Buna karşın Sinvar, ürkütücü sessizliğini sürdürüyor. Sinvar, Netanyahu’nun aksine 7 Ekim’den bu yana sessizliğini hiç bozmadı. Bu sessizlik, sözsüz medya iletişim stratejisinin önemli bir parçası gibi görünüyor. Çünkü sessizlik suikast korkusunun yanı sıra karşı tarafı küçümsemenin de ifadesidir. Sinvar’ın siyasi tutumunu psikolojik bir perspektiften analiz edecek olursak, Fransız filozof Michel de Certeau'nun “Siyasi eylem seçeneği olarak sessizlik taktiksel olabilir, yani zayıf tarafın sanatıdır” şeklindeki tanımını kullanabiliriz.

Ancak Sinvar, zayıf olduğu için sessiz kaldığı yönündeki şüpheleri savuşturmak amacıyla, askeri ve siyasi sözcülerini savaşı kendi perspektifinden çerçevelemeleri için görevlendirdi. Tıpkı Netanyahu ve İsrail sözcülerinin yaptığı gibi.

Netanyahu, duygusal konuşmalarıyla Hamas'ı yok etmek için savaşın devam etmesi gerektiğini savunurken, Sinvar ürkütücü sessizliğini sürdürüyor.

Her birinin kendi söylemi ve basına yaptıkları açıklamalarda kullandıkları bir dil var. Bu söylemler nihayetinde sadece kendilerini ve tutumlarını haklı çıkarmaya hizmet ediyor. İkisi de hem Netanyahu'ya çatışmaları durdurması için Hamas ile bir anlaşma yapması yönünde baskı yapan İsraillilerin hem de Sinvar'ın İsrail gibi bir ülkeye saldırma kararı nedeniyle, sevdiklerinin ölümüne ve Gazze'deki büyük yıkıma üzülen Filistinlilerin çoğunluğu için hiçbir önemi olmayan şeylere önem veriyorlar. Savaştan zaferle çıkmak ikisinin de siyasi çıkarına. Çünkü ikisinin de halklarının belleğinde şekillendirmeye çalıştıkları bu zafer, öncelikle iktidarı ellerinde tutmalarında, ikinci olarak da hatalı politikalardan kaynaklanan sosyal ve ekonomik başarısızlıkları meşrulaştırma konusunda yardımcı olabilir. Ayrıca Netanyahu, yolsuzluk, rüşvet ve görevi kötüye kullanma suçlamalarıyla karşı karşıya olduğundan, İsraillilerin kendisine yönelttiği eleştirileri hafifletmek ve itibarını kurtarmak amacıyla ilk aylarından beri savaştan faydalanmaya çalışıyor.

‘Tam Zafer’ ve ‘Neden Aksa Tufanı?’ sloganları

Bir lider, genellikle çevresindeki siyasi ve güvenlik kurumlarının yetkilileri tarafından şekillendirilen anlatısını sağlamlaştırmak için kamuoyunu aynı yöne yönlendirecek büyük bir sloganı benimser. Örneğin Netanyahu, en yakın müttefikleri olan ABD ve İngiltere'nin sert eleştirilerine rağmen, Hamas'ı yok etmek adına savaşı sürdürmenin öneminden bahsederken siyasi dilini güçlendirmek için ‘tam zafer’ ifadesini kullandı. Sinvar ise sessizlik stratejisini ve Hamas tarafından ocak ayında Hamas Hareketi’nin ve hareketin Gazze'deki liderinin (Sinvar) anlatısını çerçevelemek için yayınladığı bildiride kullanılan ‘Neden Aksa Tufanı?’ ifadesini benimsedi. Yani karşımızda, kimileri tarafından İsrail'in ‘soykırımla’ suçlandığı bir savaşı siyasi olarak meşrulaştırmaya çalışan bir adamla, Gazze'de İsrailli sivillerin ve ailelerinin kaçırılmasını ve öldürülmesini siyasi olarak haklı göstermeye çalışan bir başka adam var.

Hem Netanyahu hem de Sinvar, şişirilmiş bir egoya sahipler. Bu onların karakteristik özellikleri ve savaşı yönetirken de bu özellikleri ortaya çıkıyor. Hayranları ise bu özelliklerini siyasi bir karizma olarak görülüyor. Netanyahu merkez sağcı, aşırı sağcı ve yerleşimci hayranları arasında ‘sihirbaz’ olarak biliniyor. Çünkü onları, sözleri ve eylemleriyle uyuşturucu almışlar gibi etkileyebiliyor. Bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasını engelleyebilecek ‘tek kişinin’ kendisi olduğunu söyleyen Netanyahu, İsrail'in önde gelen kurucularından biri ve ilk başbakanı olan David Ben-Gurion’ı bile geride bırakarak, İsrail’in en uzun süre görev yapan başbakanı oldu. İsrailliler Netanyahu’nun iktidara özgür ve adil seçimlerle demokratik bir şekilde geldiğini asla unutmazlar.

erfvtvbr
Gazze'deki Şifa Hastanesi çevresinde yıkılan binaların enkazı arasında bisikletini iterek yürüyen bir adam, 3 Nisan 2024 (AFP)

Sinvar'ın ise hayranları için karizmasının iki dayanağı var. Gazze'deki bir Filistinli, Sinvar'ın 2017 yılında Hamas Hareketi’nin Gazze Şeridi'ndeki liderliğini devraldıktan sonra birkaç kez kamuoyu önüne çıktığı sırada ‘öfkeli bakışlarıyla insanların kalbine korku saldığını’ söylüyor.

Gençlik yıllarından beri İsrail'e karşı siyasi ve silahlı mücadele veren Sinvar, İsrail tarafından dört kez müebbet hapis cezasına çarptırıldı. İsrail hapishanelerinde 23 yılını geçiren Sinvar, 2011 yılında bir esir takası anlaşmasıyla serbest bırakıldı. Sinvar, Hamas Hareketi’nin 2006 yılındaki Filistin Yasama Meclisi (PLC) seçimlerini, Filistin Ulusal Kurtuluş Hareketi (El Fetih) karşısında büyük bir çoğunluk elde ederek kazandığı demokratik süreçte de rol aldı.

Bir lider, genellikle çevresindeki siyasi ve güvenlik kurumlarının yetkilileri tarafından şekillendirilen anlatısını sağlamlaştırmak için kamuoyunu aynı yöne yönlendirecek büyük bir sloganı benimser.

Netanyahu ve Sinvar, İsraillilerin ve Filistinlilerin kendilerinden hoşnut olmamalarına rağmen iktidarda kalmaya devam etmelerini meşrulaştırmak için kullandıkları ‘meşruiyet’ kavramı siyasi açıdan önem arz ediyor. Ünlü Alman sosyolog ve tarihçi Max Weber'e göre meşruiyet ‘inanç' seviyesine ulaştığında, yetkililere ve rejime verilen desteğin devam etmesini sağlamak için en etkili unsur haline gelir.

Netanyahu ve Sinvar'ın otoriterliği, İsrail sokağındaki büyük öfkeye ve Gazze'deki boğuk kaynamaya aldırmadan Gazze savaşına kendi kişisel perspektiflerinden bakmalarında açıkça görülüyor. Hata yaptığını kabul etmemek ve Netanyahu’nun Hamas’ın tamamen yok edilmesi gerektiği şeklindeki söylemi gibi, savaşla ilgili gerçek olmayan bir medya anlatısı benimsemek otoriter bir yöneticinin karakteristik özelliğidir. Netanyahu, Hamas’ın ancak yerine başka cazip bir ideoloji getirilerek ve -Sinvar’ın da 7 Ekim saldırısının meşrulaştırılmaya çalışıldığı bildiride söylediği gibi- bir Filistin devleti kurularak ortadan kaldırılabilecek bir ideoloji olduğunu gayet iyi biliyor. Ancak İsrail siyaset sahnesinin ve İsrail toplumunun çoğunluğunun, bugün bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasından bahsedilmesini dahi kabul etmediği göz önüne alındığında, böyle bir devletin kurulması daha uzun bir süre ertelenecek gibi görünüyor.

Liderin, Kur’an-ı Kerim’den ve Tevrat'tan alıntılanan dini metinlere ve anlatılara atıfta bulunması da onun halkın gönlünü ve zihin dünyasını kazanmasına, savaşı kişiselleştirmesine yardımcı olur. Çünkü dinin kanıta ihtiyacı yoktur. Hem Netanyahu hem de Sinvar, Gazze’deki savaşta askerlerinin ilahi iradeyi yerine getirdiğine inanıyorlar.

Örneğin Netanyahu, Hamas'a karşı Tevrat'ın Yeşaya kitabındaki ‘kehaneti’ göreceklerini öne sürerek, “Bizler ışığın çocuklarıyız, onlar karanlığın çocukları” ifadelerini kullandı. Yeşaya, Yahudilik inancındaki peygamberlerden biridir. Hamas ise zaferin sadece yaklaşmakla kalmayıp çoktan geldiğine dair açıklamalarında, birçok kez Kur’an-ı Kerim ayetlerine atıfta bulundu.

Her iki taraf için de sanki bu zafer kutsal, ilahi ya da doğaüstü bir şeymiş ve sorgulanamazmış gibi. Ancak sahada sahte bir zafer balonu şişirdikleri kesin. Öyle ki Netanyahu, İsrail için stratejik bir yenilgiye sebep olabilir, Hamas ise ortalık yatıştığında büyük bir siyasi ve askeri yenilgiye uğrayabilir.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump, UFO'lar ve uzaylı varlıklarla ilgili belgelerin yayınlanması emrini verecek

ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağında gazetecilere açıklama yapıyor (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağında gazetecilere açıklama yapıyor (AP)
TT

Trump, UFO'lar ve uzaylı varlıklarla ilgili belgelerin yayınlanması emrini verecek

ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağında gazetecilere açıklama yapıyor (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Air Force One uçağında gazetecilere açıklama yapıyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, federal kurumların UFO'lar ve uzaylı varlıklarla ilgili hükümet dosyalarını "tanımlamaya ve yayınlamaya" başlaması emrini vereceğini söyledi; bu, Amerikalıların on yıllardır talep ettiği bir adımdı.

Trump, Truth Social platformunda şunları yazdı: "Bu konunun yarattığı büyük ilgi göz önüne alındığında, Savunma Bakanı'ndan ve diğer ilgili bakanlık ve kurumlardan, uzaylı yaşamı, tanımlanamayan hava olayları ve uçan dairelerle ilgili hükümet dosyalarını belirleme ve yayınlama sürecini başlatmalarını isteyeceğim."

ABD Başkanı dün yaptığı açıklamada, selefi Barack Obama'nın bir podcast'te uzaylı varlıkların olduğundan rastgele bahsetmesiyle "gizli bilgileri" ifşa ettiğini iddia etmişti. Trump, Gürcistan gezisi sırasında Air Force One uçağında gazetecilere, "Konuşmayı sınırların dışına taşıdı... Bunu yapmamalıydı. Korkunç bir hata yaptı" dedi.

Cumartesi günü yayınlanan Brian Tyler Cohen ile yaptığı bir röportajda Obama'ya uzaylıların gerçek olup olmadığı soruldu. Obama şu yanıtı verdi: "Onlar gerçek ama ben onları görmedim ve 51. bölgede tutulmuyorlar. Büyük bir komplo olmadığı ve bunu Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'ndan gizlemedikleri sürece yeraltında bir tesis yok."

51.bölge, Nevada'da bulunan gizli bir Hava Kuvvetleri tesisidir ve bazıları burada uzaylı varlıkların kalıntıları ve düşmüş bir uzay gemisinin bulunduğunu tahmin etmektedir. Şerku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre 2013 yılında yayınlanan CIA arşivleri, buranın son derece gizli casus uçakları için bir test alanı olduğunu gösterdi.

Obama, pazar günü yaptığı bir paylaşımda, evrenin enginliği göz önüne alındığında uzaylı yaşamının olasılığının yüksek olduğunu belirterek, açıklamalarını netleştirdi. Ancak, aradaki muazzam mesafeler nedeniyle uzaylıların Dünya'yı ziyaret etme olasılığının düşük olduğunu ifade etti.

Perşembe günü, uzaylı yaşamına dair herhangi bir kanıt görüp görmediği sorulduğunda Trump, "Gerçek olup olmadıklarını bilmiyorum" diye yanıt vermişti.


İran’ndan Guterres'e: Askeri saldırıya maruz kalırsak kararlı bir şekilde karşılık vereceğiz

İran güçleri Hürmüz Boğazı yakınlarında tatbikatta, (Reuters)
İran güçleri Hürmüz Boğazı yakınlarında tatbikatta, (Reuters)
TT

İran’ndan Guterres'e: Askeri saldırıya maruz kalırsak kararlı bir şekilde karşılık vereceğiz

İran güçleri Hürmüz Boğazı yakınlarında tatbikatta, (Reuters)
İran güçleri Hürmüz Boğazı yakınlarında tatbikatta, (Reuters)

İran, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'e yazdığı bir mektupta, askeri saldırıya maruz kalması halinde bölgedeki "düşman gücün" üslerini, tesislerini ve varlıklarını meşru hedefler olarak değerlendireceğini bildirdi.

İran'ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilciliği, dün gönderdiği mektubunda, ABD Başkanı Donald Trump'ın İran hakkındaki açıklamalarının "askeri saldırı olasılığını çok gerçekçi bir şekilde gündeme getirdiğini" belirterek, İran'ın savaş istemediğini vurguladı. Mektupta, askeri saldırı durumunda İran'ın "kararlı bir şekilde" karşılık vereceği teyit edildi.


Danimarka, usulsüz kayıt nedeniyle İran bayraklı bir gemiyi alıkoydu

Danimarka polis memurları (AFP- Arşiv)
Danimarka polis memurları (AFP- Arşiv)
TT

Danimarka, usulsüz kayıt nedeniyle İran bayraklı bir gemiyi alıkoydu

Danimarka polis memurları (AFP- Arşiv)
Danimarka polis memurları (AFP- Arşiv)

Danimarka denizcilik yetkilileri dün, ülkenin sularında demirlemiş olan İran bayraklı bir konteyner gemisinin, usulüne uygun olarak kayıtlı olmadığı gerekçesiyle alıkonulduğunu açıkladı.

Londra Borsası Grubu'ndan alınan verilere göre konteyner gemisinin adı "Nora" idi ve Komor Adaları bayrağı taşıyordu; ancak Danimarka yetkilileri Reuters'e e-posta yoluyla Komor Adaları'nın Kopenhag'a gemiyi kayıtlarında bulamadığını bildirdiğini söyledi.

Yetkililer, "Gemi, bayrak devleti Danimarka denizcilik yetkililerine tam olarak kayıtlı ve yetkilendirilmiş olduğuna dair kanıt sunana kadar alıkonulacaktır" diyerek, gemiyi serbest bırakmadan önce inceleyeceklerini belirterek, "Denetim, hava koşulları güvenli bir şekilde izin verdiğinde gerçekleştirilecek" ifadelerini kullandı.

Londra Borsası Grubu'ndan alınan verilere göre, "Noura" gemisi şu anda İran bayrağı altında seyrediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre haberi ilk duyuran Danimarka televizyon kanalı TV2, geminin çarşamba günü bayrağını Komor Adaları'ndan İran'a değiştirdiğini belirtti. Reuters, değişikliğin ne zaman gerçekleştiğini bağımsız olarak doğrulayamadı.

Londra Borsası Grubu'ndan alınan veriler, "Nora" gemisinin, ABD Hazine Bakanlığı'nın yaptırım listesinde yer alan ve daha önce "Cyrus" adıyla anılan bir konteyner gemisiyle aynı Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) numarasına sahip olduğunu gösteriyor.

IMO numaraları, isim veya bayrak değişikliklerinden bağımsız olarak değişmeden kalan kalıcı gemi tanımlayıcılarıdır.

Cyrus, ABD Yabancı Varlık Kontrol Ofisi'nin İran yaptırım programı kapsamında belirlenmiş olup, Londra Borsası Grubu'ndan elde edilen veriler, şirketin Argon Shipping ve Rail Shipping ile bağlantılı olduğunu göstermektedir.

Reuters, Argon Shipping ve Rail Shipping şirketlerine yorum almak için ulaşamadı.

TV2, geminin son 25 gündür limanda demirli ve kullanılmadan beklediğini bildirdi.