İran-İsrail çatışmasının denklemleri ve yansımaları

İran ve İsrail arasındaki son gelişmeler, Ortadoğu'daki kırılganlığı daha da derinleştirdi

İran devlet televizyonu tarafından 19 Nisan günü sabahın erken saatlerinde yayınlanan ve İsrail saldırılarının ardından İsfahan şehrinin ana meydanından canlı aktarıldığı söylenen bir görüntü (AFP)
İran devlet televizyonu tarafından 19 Nisan günü sabahın erken saatlerinde yayınlanan ve İsrail saldırılarının ardından İsfahan şehrinin ana meydanından canlı aktarıldığı söylenen bir görüntü (AFP)
TT

İran-İsrail çatışmasının denklemleri ve yansımaları

İran devlet televizyonu tarafından 19 Nisan günü sabahın erken saatlerinde yayınlanan ve İsrail saldırılarının ardından İsfahan şehrinin ana meydanından canlı aktarıldığı söylenen bir görüntü (AFP)
İran devlet televizyonu tarafından 19 Nisan günü sabahın erken saatlerinde yayınlanan ve İsrail saldırılarının ardından İsfahan şehrinin ana meydanından canlı aktarıldığı söylenen bir görüntü (AFP)

Hattar Ebu Diyab

İran'ın 13 nisanı 14 nisana bağlayan gece insansız hava araçları (İHA), kruz (seyir) füzeleri ve balistik füzelerle İsrail'e ilk kez doğrudan saldırmasının ardından Ortadoğu büyük bir savaşın eşiğine geldi.

Kırmızı çizgiler geçerliliğini yitirdi ve İran, yeni bir caydırıcılık denkleminin belirginleşmeye başladığını anladı. İran’ın İsrail’i hedef aldığı saldırıdan önce ise İsrail, İran’ın Şam'daki konsolosluk binasında İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) komutanlarını hedef almasının 7 Ekim’de Hamas Hareketi’nin gerçekleştirdiği Aksa Tufanı Operasyonu sonrası sarsılan caydırıcılığını yeniden tesis etmesini sağladığına inanıyordu. Ardından İsrail'in İran'a verdiği karşılık sınırlı ve ölçülü olmuş, İsrail'in caydırıcılığını geliştirememişti.

gty6j7
İran’ın bu ayın ortalarında İsrail'e düzenlediği hava saldırısında düzen bir İran füzesinin kalıntılarının yakınlarında duran İsrail askerleri (AFP)

Belirleyici denklemler, bu yeni durum karşısında henüz netleşmedi. Çünkü her iki tarafın da caydırıcılığı vekalet savaşlarının ve uzaktan kontrol edilen doğrudan saldırıların ardından zayıfladı.

Dolayısıyla İsrail'in İsfahan saldırısı, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Refah cephesi ile Lübnan ve Suriye cephelerine odaklanması ile doğrudan angajman kuralları arasındaki boşluğu kapatabilir. Ancak durumun gelişimine bağlı olarak İsrail tarafı daha sonra kabul edilebilir bir caydırıcılık düzeyini yeniden tesis etmeye çalışacağına şüphe yok. İsrail, ‘çatışma mühendisliğinin’ ABD’li maestronun kontrolünden çıkması halinde bölgesel bir savaşın patlak vereceğini de göz ardı etmiyor.

“Gölge savaşından doğrudan çatışmaya”

İsrail ile İran arasında Şah dönemindeki tarihi ve yakın ilişki, İran'ın nükleer programını geliştirmesi ve (nükleer gücün tekelleştirilmesini ve 1981'de Irak'a karşı olduğu gibi, herhangi bir potansiyel düşmanın nükleer güç elde etmesinin önlenmesini amaçlayan) ‘Begin Doktrini’ni atlatma arayışıyla yaşanan gerilimler ile stratejik bölgesel denklemde Arap ülkelerinin aleyhine olan ortak çıkarlar bağlamında bu gerilimleri yatıştırma arasında gidip gelen bir ilişkiye dönüşmüştür.

Bununla birlikte İran, 2003 yılında Irak'a karşı başlatılan (stratejik olarak hem İran'a hem de İsrail'e hizmet eden) savaştan faydalanarak ‘direniş ekseni’ ve Filistin davası bayrağı altında emperyalist projesinin temellerini güçlendirmeye başladı.

Böylece Lübnan'da Hizbullah, Yemen'de Ensarullah (Husiler), Irak'ta Halk Seferberlik Güçleri (Haşdi Şabi), Filistin'de İslami Cihad gibi vekillerden oluşan bir ağ aracılığıyla ya da Hamas Hareketi’ni destekleyerek ‘İsrail'e karşı bir vekalet savaşı’ geliştirmeyi başardı.

İsrail, son on yıldır İran ve desteklediği milis grupların Suriye'deki varlığına karşı ‘iki savaş arası savaş’ olarak adlandırdığı hava saldırıları düzenlese de Beşşar Esed'in liderliğindeki Suriye, İran için hayati bir koridor ve direniş ekseninin merkezi olmaya devam ettiğinden bu saldırılar etkili olamadı.

Washington, saldırıların çatışma mühendisliğini yapan ve her iki tarafın da imajını kurtaran maestro olmayı başardı.

Hamas Hareketi’nin 7 Ekim'de İsrail’e düzenlediği Aksa Tufanı Operasyonu sonrası İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hükümeti, İran'ı saldırının hazırlık aşamasında parmağı olmakla suçladı ve bu da riskleri arttırdı. Ancak Washington, kısa sürede İran'ı bu suçlamadan akladı. Ancak İran yönetimi, özellikle tüm işaretler Netanyahu'nun İran’ı savaşa çekme ve ABD'yi da dahil etmek istediğini gösterdiğinden, topyekûn bir savaşa girmemek şartıyla ‘saha birliklerini’ hafif ateş altında harekete geçirmeye karar verdi. Hizbullah Gazze'yi desteklemek için İsrail'e karşı harekete geçti, ABD’nin Irak ve Suriye'deki üsleri hedef alındı ve Husiler Kızıldeniz'de seyrüsefer güvenliğine ve ticaret gemilerine karşı saldırılar başlattı.

cdfgb
Gazze Şeridi sınırına yakın İsrail tankı, 17 Nisan 2024 (AFP)

İsrail Gazze’deki başlattığı yıkıcı savaşla birlikte geçtiğimiz aralık ayında Lübnan ve Suriye’de ‘İran eksenine’ karşı saldırılarını da yoğunlaştırdı. İsrail son olarak İran’ın Şam’daki konsolosluk binasını hedef aldı. Saldırıda DMO’nun önde gelen komutanlarından Tuğgeneral Rıza Musavi ile yardımları öldürüldü. Bu gelişmelerle gerilim tırmandı ve eşiği aştı.

Tüm bunlar olurken Ortadoğu'daki başlıca iki karşıt güç olan ve her biri diğerini ulusal güvenliğine yönelik en önemli tehdit olarak gören İsrail ve İran arasında doğrudan çatışmaya doğru bir ilerleme olduğu görüldü.

İran saldırısı sonrası senaryolar ve İsrail'in tepkisi

Nisan 2024, 1 Nisan’da İsrail’in İran’ın Şam’daki konsolosluk binasını hedef alan saldırısı, 13 nisanı 14 nisana bağlayan gece İsrail semalarında İran’a ait İHA’ların ve balistik füzelerin görülmesi ve 19 Nisan’da İsrail’in İran’a gerçekleştirdiği gizemli saldırıyla İsrail ile İran arasındaki gerilim ve çatışmada belirleyici bir dönüm noktası olarak tarihe not düşülebilir. Tüm bu güç gösterileri ve bunlarla verilen siyasi mesajlar, 2006 yılından bu yana devam eden ‘gölge savaşı’ ve ‘vekalet savaşı’ aşamasından ‘doğrudan çatışma’ aşamasına geçildiğini gösteriyordu.

Öte yandan Washington, saldırıların çatışma mühendisliğini yapan ve bir taraf için diğerine göre somut bir ilerleme sağlamadan her iki tarafın da imajını kurtaran maestro olmayı başardı. Elbette bu çaba, kasım ayında başkanlık seçimlerine sahne olacak olan ABD'nin 7 Ekim'den bu yana Ortadoğu'da geniş çaplı bir savaşın çıkmasını önleme ve hem Irak’ta hem de Afganistan’da yaşananlardan sonra ABD'nin müdahalesinden kaçınma stratejisinin bir parçası.

İran'ın inkârcı, İsrail'in ise gizemli tutumu, bölgede gerilimin tırmanmasını ve geniş çaplı bir savaşın patlak vermesini önlemeyi amaçlayan belirli bir sınırlama çerçevesinde olması dikkati çekiyor.

İran'ın İsrail’e misillemesi sınırlı ve kısıtlı, seviyesi ise askeri sonuçlar kaydetmeden taktiksel ve göstermelikti. Tahran, İsrail’e ya da ABD’ye topyekûn savaş açmadan ya da doğrudan bir çatışmaya girmeden İsrail karşısında caydırıcılığını yeniden tesis etmek istedi.

İran, tarihte ilk kez İsrail'e kendi topraklarından saldırdığından somut bir askeri sonuç alamasa da İsrail'in derinliklerini hedef almasına ahlaki, medyatik ve siyasi olarak yatırım yapması bekleniyor. Şarku’l Avsat’ın ABD televizyonu CNN'den aktardığı habere göre İran'ın saldırısı ‘insanlık tarihinde İHA’lar ve balistik füzelerle yapılan en büyük saldırıydı’ fakat sürpriz bir saldırı olmaması ivme kazanmasına engel oldu. Saldırı, iki ülke arasındaki gerilimin maestroluğunu yapan ABD önderliğinde Batılı güçlerin aktif katılımıyla engellendi.

Sonuç nasıl değerlendirilirse değerlendirilsin, İran Genelkurmay Başkanı Muhammed Bakıri, bu saldırıyla bölgede yeni bir denklemin kurulduğunu söyledi. İsrail Savunma Bakanı Yoav Gallant ise buna “İranlılar, Ortadoğu’da hava sahası savaş uçaklarımıza açıkken bize karşı farklı bir caydırıcılık denklemi kuramazlar” diyerek yanıt verdi.

cdfbrgt
İran'ın İsrail'e İHA’lar ve balistik füzelerle düzenlediği saldırı sırasında Aşkelon'da füze savunma sistemi devreye girdi, 14 Nisan 2024 (Reuters)

İran'ın misillemesinin ardından İsrail'in karşılık vermesi bekleniyordu. Ancak ABD ve Batılı ülkeler, İsrail’e sadece saldırıyı önlemekle yetinmesi için baskı yaptılar. ABD, İngiltere ve Fransa'nın 13 nisanı 14 nisana bağlayan gece gerçekleşen İran saldırısının püskürtülmesinde verdikleri koşulsuz destek nedeniyle İsrail'in ABD ve Batılı ülkelerin isteklerine yanıt vermekle İran’a karşılık vermek arasında seçim yapması kolay değildi. Bu yüzden ABD’nin özellikle Joe Biden yönetiminin İran’a karşı sert bir yanıt verilmemesi baskısı nedeniyle İran'a yönelik herhangi bir büyük saldırı planlamaktan kaçındı. Zira ABD, İngiltere ve Fransa'nın verdiği koşulsuz destek, her koşulda ve her seçenekte Binyamin Netanyahu'nun peşinden gidecekleri anlamına gelmiyordu. Ayrıca Washington, Hürmüz Boğazı'nın ablukaya alınmasını ve savaşın yayılması halinde küresel bir ekonomik krizin patlak vermesini istemiyor.

Nihayetinde hem İran hem İsrail, ihtiyatlı bir şekilde ele alınan sınırlı bir yanıt senaryolarına başvurdular. İki ülke arasındaki gerilim, diğer alternatif çatışma sahaları olarak siber uzayda ve istihbarat savaşı alanında yoğunlaşabilir. İsrail'in 19 Nisan Cuma günü sabaha karşı İran'ın orta kesimlerindeki İsfahan şehrine düzenlediği saldırının detayları halen belirsizliğini koruyor. İran'ın inkârı ve İsrail'in gizliliğinin, gerilimin tırmanmasını ve bölgesel bir yangının çıkmasını önlemek amacıyla belirli bir sınıra tabi olduğu dikkat çekiyor. İran'ın inkârcı, İsrail'in ise gizemli tutumu, bölgede gerilimin tırmanmasını ve geniş çaplı bir savaşın patlak vermesini önlemeyi amaçlayan belirli bir sınırlama çerçevesinde olması dikkati çekiyor. İran'a göre İsrail İsfahan’a küçük İHA’larla sınırlı bir saldırı gerçekleştirirken, İsrailli kaynaklar sessizliklerini koruyorlar. Batılı kaynaklardan sızdırılan bilgilerde İsrail’in üç adet F-35 savaş uçağıyla saldırdığı bildirilirken ABD'li bir kaynak saldırının amacının Natanz'daki hayati öneme sahip nükleer tesisin hava savunma sistemini test etmek olduğunu söyledi. Bu sebeple İsrail’in İran saldırısı, İran'ın iç kesimlerine kadar girebildiğine ve nükleer tesislerine ulaşabildiğine dair verilen bir mesajdı.

İsfahan saldırısından sonra bir çıkmaza daha girmek üzere olduğumuz ortada. Muhtemelen doğrudan çatışma faslını kapatan bir senaryoyla karşı karşıyayız.

İsrail tarafı caydırıcılık konusunda üstünlüğü yeniden ele geçirmeye çalıştı. Ancak bunu başarıp başaramadığı net değil. Çünkü verilen yanıt, bölgeyi topyekûn bir savaşa sürüklemeyecek, ABD tarafından kabul edilebilecek ve uluslararası müttefikleri kızdırmayacak ya da Gazze’deki savaşı ve orada yaşanan insani trajedinin bir sonucu olarak uluslararası tecridi sona erdirip Tahran'a karşı stratejik bir uluslararası koalisyon kurma fırsatını heba etmeyecek bir şekilde tasarlandı.

İsfahan saldırısından sonra bir çıkmaza daha girmek üzere olduğumuz ortada. Muhtemelen ya bu doğrudan çatışma faslını kapatıp vekalet savaşına dönme senaryosuyla ya da büyük bir savaşın ilk adımı olan bir senaryoyla karşı karşıyayız.

ABD bölgede topyekûn bir savaşın patlak vermesini istemiyor. Basına yapılan açıklamalarda, Gazze'deki askeri operasyonun sona erdiği vurgulanırken İsrail'in güvenliğinin korunacağının altı çiziliyor. Ama bu, İsrail'in Refah'a kara harekâtı düzenlemeyeceği ya da Lübnan’a ve Suriye'ye karşı askeri adımlar atmayacağı anlamına gelmiyor.

İran-İsrail çatışması, çok taraflı çatışmalara sahne olan, Filistin yarası kanamaya devam eden, devletlerin egemenliğinin aşındığı, adil bir barışın sağlanması ve bu yolda ilerlenmesi fırsatlarının kaybedildiği, dini saltanatların geri döndüğü ve uluslararası çatışma ve stratejik kaos arenasına dönüşen Ortadoğu'nun kırılganlığını daha da derinleştirdi.



ABD’nin olası İran operasyonu: Hangi seçenekler masada?

Londra'daki İran Büyükelçiliği önünde dün toplanan göstericiler arasında ABD'nin İran'a askeri müdahalesini savunanlar da vardı (Reuters)
Londra'daki İran Büyükelçiliği önünde dün toplanan göstericiler arasında ABD'nin İran'a askeri müdahalesini savunanlar da vardı (Reuters)
TT

ABD’nin olası İran operasyonu: Hangi seçenekler masada?

Londra'daki İran Büyükelçiliği önünde dün toplanan göstericiler arasında ABD'nin İran'a askeri müdahalesini savunanlar da vardı (Reuters)
Londra'daki İran Büyükelçiliği önünde dün toplanan göstericiler arasında ABD'nin İran'a askeri müdahalesini savunanlar da vardı (Reuters)

ABD, İran'a yönelik gizli operasyon ve askeri stratejiler üzerinde çalışıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla New York Times'a (NYT) konuşan yetkililer, ABD Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) Başkan Donald Trump'a çeşitli saldırı seçenekleri sunduğunu söylüyor.

Bunlar arasında ABD'nin haziranda vurduğu nükleer tesislere ek olarak balistik füze üretimi merkezlerinin hedef alınması da var.

İran ve İsrail arasında Gazze savaşı nedeniyle tırmanan gerginlik haziranda sıcak çatışmaya dönüşmüştü. İsrail'in 13 Haziran'daki saldırısıyla başlayan çatışmalarda İran vakit kaybetmeden misilleme yapmıştı.

Çatışmalarda ABD'ye ait bombardıman uçakları İran'daki İsfahan, Fordo ve Natanz tesislerine 22 Haziran'da hava saldırısı düzenlemiş, operasyonda 14 "sığınak delici" GBU-57 bombası kullanılmıştı.

Yetkililer, böyle bir saldırı senaryosunda operasyonun "birkaç gün" sürebileceğini ve İran'ın "şiddetli misilleme yapabileceğini" belirtiyor.

İran, ABD'nin saldırısına cevap olarak 23 Haziran'da Amerikan ordusunun Katar'daki El-Udeyd Hava Üssü'ne saldırmıştı. Operasyonda Tahran'ın önceden Washington'a haber verdiği ve hiçbir can kaybı yaşanmadığı aktarılmıştı.

Pentagon'un sunduğu diğer seçenekler arasında İran'ın güvenlik kurumlarına yönelik siber saldırı düzenlenmesi yer alıyor. Kaynaklara göre bu tarz saldırılarda "protestoculara karşı ölümcül güç kullanan iç güvenlik aygıtı" hedef alınacak.

Adlarının paylaşılmaması kaydıyla BBC'ye konuşan ABD'li yetkililer de İran'a yönelik olası operasyonda hava saldırılarının en muhtemel seçenekler arasında olduğunu belirtiyor. Bunlara ek olarak İran'ın "komuta ve telekomünikasyon sistemlerinin" hedef alınabileceğine işaret ediliyor.

Trump, sosyal medyadan dün paylaştığı gönderide İran'la iş yapan ülkelere yüzde 25 gümrük vergisi getirme tehdidinde bulundu.

NYT'nin analizinde, İran petrolünün en büyük alıcısı Çin'in yanı sıra Türkiye, Irak, Birleşik Arap Emirlikleri ve Hindistan'ın da böyle bir hamleden olumsuz etkilenebileceğine dikkat çekiliyor.

Trump'ın protestocuların öldürülmesi halinde askeri müdahale tehdidinde bulunduğu İran'ın ekonomisi, uzun süredir ABD ambargosunun da etkisiyle zor durumda.

İran riyalinin açık piyasada ABD doları karşısında rekor seviyede düşmesinin ardından başkent Tahran'daki Kapalı Çarşı'da esnaf 28 Aralık'ta greve gitmişti.

Gösterilerde ölen ya da yaralananlara ilişkin resmi açıklama yapılmazken, Norveç merkezli insan hakları örgütü İran İnsan Hakları (IHRNGO) verilerine göre, protestolarda en az 648 eylemci öldürüldü, bunlardan 9'u 18 yaşın altındaydı. BBC'nin İran'daki kaynaklarıysa ölü sayısının çok daha yüksek olabileceğini belirtiyor.

İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı (HRANA), öğrencilerin de katılımıyla büyüyen gösterilerin 16. gününe ilişkin raporunda, 133'ü emniyet görevlisi ve biri savcı, 9'u 18 yaşın altında toplam 646 kişinin hayatını kaybettiğini, 10 bin 721 kişinin de gözaltına alındığını bildirdi.

ABD'nin İran'a yönelik operasyon başlatma ihtimali İsrail'i de harekete geçirdi. İsrail Savunma Kuvvetleri'nden (IDF) dün yapılan paylaşımda, İran'daki durumla ilgili "sürpriz senaryolara karşı" hazırlık yapıldığı ifade edildi.

Independent Türkçe, New York Times, BBC, Times of Israel


Çin’den AB’ye Tayvan baskısı: Kırmızı çizgimizi geçiyorsunuz

AB, Tayvan'ı egemen bir devlet olarak tanımasa da Taipei yönetimiyle gayriresmi bağlantılara sahip (Reuters)
AB, Tayvan'ı egemen bir devlet olarak tanımasa da Taipei yönetimiyle gayriresmi bağlantılara sahip (Reuters)
TT

Çin’den AB’ye Tayvan baskısı: Kırmızı çizgimizi geçiyorsunuz

AB, Tayvan'ı egemen bir devlet olarak tanımasa da Taipei yönetimiyle gayriresmi bağlantılara sahip (Reuters)
AB, Tayvan'ı egemen bir devlet olarak tanımasa da Taipei yönetimiyle gayriresmi bağlantılara sahip (Reuters)

Çin, Tayvanlı politikacıları kabul etmemeleri için Avrupa ülkelerine baskı yapıyor.

Adlarının paylaşılmaması şartıyla Guardian'a konuşan diplomat ve yetkililer, Pekin'in Tayvanlı siyasetçilerin ülkelerine girişini yasaklaması için Avrupa Birliği (AB) hükümetlerine baskı yaptığını öne sürüyor. 

Kaynaklara göre Çin yönetimi, Avrupa'daki konsolosluklar üzerinden hükümet yetkililerine kasım ve aralıkta ulaşarak Tayvanlı politikacıların girişlerinin yasaklanması yönünde "hukuki tavsiye" verdi. 

Pekin yönetimi, Schengen Sınırları Kanunu diye bilinen ve AB vatandaşı olmayanların ülkelere girişi için "üye devletlerin uluslararası ilişkilerine tehdit oluşturmamasını" şart koşan kuralları öne sürerek uyarı yapıyor. 

Buna göre Çinli yetkililer, Tayvanlı siyasetçilerin Avrupa ülkelerine girişinin, mevzubahis ülkenin Çin'le uluslararası ilişkilerini tehdit edeceğini savunuyor. 

Diğer yandan Tayvan Ulusal Dong Hwa Üniversitesi'nden Zsuzsa Anna Ferenczy, "AB-Tayvan ilişkilerinin AB-Çin ilişkilerini tehdit ettiği yönündeki yorum Pekin'e ait. Bu, Avrupa'daki algı veya gerçeklikle hiç uyuşmuyor" diyor. 

Guardian'ın incelediği bazı notlarda "Tayvanlı personelin resmi temas için Avrupa'ya girmesinin yasaklanması" talep ediliyor. Bunun "Çin'in kırmızı çizgisinin ihlal edilmesi" anlamına geldiği ileri sürülüyor. 

Ayrıca bazı notlarda, AB hükümetlerinden Tayvan Devlet Başkanı Lai Ching-te, Devlet Başkanı Yardımcısı Hsiao Bi-khim ve Başbakan Cho Jung-tai'nin yanı sıra, bu pozisyonlarda önceden görev yapmış isimlerin de girişinin yasaklanması talep ediliyor. 

Çin yönetimine göre Tayvanlı yetkililerin Belçika, Çekya, Polonya, Hollanda, İtalya, Avusturya, Almanya, Litvanya, Danimarka, Estonya ve İrlanda'ya ziyaretleri, "Çin-AB ilişkilerini ciddi şekilde zedeleme" riski taşıyor. 

Guardian'ın aktardığına göre Norveç ve Finlandiya'ya da benzer uyarı notları gönderilmiş. 

Tayvan Dışişleri Bakanlığı gazeteye gönderdiği açıklamada, yetkililerin Avrupa ziyaretlerinin "Çin'le hiçbir ilgisi olmadığı, Çin'in bu konuda müdahale etme hakkının bulunmadığı" belirtildi. 

Çin'e odaklanan Alman düşünce kuruluşu Merics'ten Claus Soong, şu ifadeleri kullanıyor: 

Pekin, Tayvanlı yetkilileri ülkeye kabul etmeden önce iyice düşünmeniz gerektiğini söylemek için elinden geleni yapıyor. Bunun bir tehdit olduğunu söyleyemem, daha çok bir hatırlatma ancak pek de nazik bir hatırlatma değil.

AB, Çin ordusunun Tayvan etrafında geçen ay düzenlediği kapsamlı tatbikatı eleştirerek, "bölgedeki istikrarın tehlikeye girdiğini" bildirmişti.

Independent Türkçe, Guardian, European Newsroom


Trump, Adalet Bakanı Bondi'den şikayetçi: Sürekli yakınıyor

Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt gibi önemli isimler de WSJ'nin haberinin ardından Bondi'yi öven açıklamalar yaptı (Reuters)
Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt gibi önemli isimler de WSJ'nin haberinin ardından Bondi'yi öven açıklamalar yaptı (Reuters)
TT

Trump, Adalet Bakanı Bondi'den şikayetçi: Sürekli yakınıyor

Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt gibi önemli isimler de WSJ'nin haberinin ardından Bondi'yi öven açıklamalar yaptı (Reuters)
Başkan Yardımcısı JD Vance, Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt gibi önemli isimler de WSJ'nin haberinin ardından Bondi'yi öven açıklamalar yaptı (Reuters)

Wall Street Journal (WSJ), ABD Başkanı Donald Trump'ın Adalet Bakanı Pam Bondi'den memnun olmadığını bildirdi. 

Amerikan gazetesinin kaynakları, 60 yaşındaki siyasetçiyi etkisiz ve zayıf bulan Trump'ın, onu kapalı kapılar ardında sürekli yerdiğini iddia etti.

Danışmanlara yapılan şikayetlerinin dozu ve sıklığının özellikle son aylarda çok arttığı belirtiliyor. 

WSJ, eski FBI Direktörü James Comey ve New York Başsavcısı Letitia James gibi Trump'ın rakip gördüğü kişilere karşı atılan yasal adımların yeterli bulunmadığını öne sürüyor. 

Trump'ın bu kişilere ve kaybettiği 2020 seçimlerine dair hile iddialarına karşı yürütülen yasal süreçlerin hızlandırılması için Adalet Bakanlığı'na özel savcılar atamayı planladığı da haberde dile getirilen iddialar arasında. 

Trump'ın, MAGA hareketinden de tepki alan Pondi'nin Jeffrey Epstein dosyalarını eline yüzüne bulaştırdığı eleştirilerine hak verdiği ifade ediliyor. 

Trump'ın bizzat eleştirilerini ilettiği Bondi'nin endişelerinin özellikle son bir aylık süreçte arttığı bildiriliyor.

WSJ'nin haberinin ardından Beyaz Saray'dan peş peşe açıklamalar geldi.

Trump, "Pam harika bir iş çıkarıyor. Uzun yıllardır benim arkadaşım. Radikal solcu çılgınlara karşı muazzam bir ilerleme kaydedildi. Onlar tek bir işte iyi, seçimlerde hile yapmak ve suç işlemek" dedi. 

Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Susie Wiles da Bondi'nin onlarca yıldır arkadaşı olduğunu söyleyip ekledi:

O inanılmaz derecede yetenekli, zeki ve çalışkan. Adalet Bakanlığı'nın başında olduğu için Trump Yönetimi şanslı.

Trump eylülde X'te yaptığı paylaşımda Adalet Bakanı Pam Bondi'ye seslenerek Comey ve James'in yanı sıra Demokrat Partili Senatör Adam Schiff'in de cezalandırılması gerektiğini savunmuştu.

Yanlışlıkla paylaşıldığı iddia edilen gönderide, "Aşırı suçlular ama hiçbir şey yapılmıyor. Daha fazla gecikemeyiz. Bu bizim itibarımızı ve inanırlığımızı öldürüyor" denmişti. 

Sonrasında Comey ve James hakkında iddianameler hazırlandı. Ancak yargı, Trump'ın eski avukatıyken Virginia Doğu Bölgesi Başsavcısı yapılan Lindsey Halligan'ın atanmasının kanunlara uymadığı neticesine varınca bu girişimler suya düştü. 

Independent Türkçe, Wall Street Journal, The Times, NBC