Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden’ın Brüksel'deki görüşmesinden bir kare, 14 Haziran 2021 (DPA)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden arasında mayıs ayında Beyaz Saray'da yapılması beklenen görüşmenin ertelenmesi tartışma yarattı. Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Biden'ın başkanlık döneminde Washington’a gerçekleştirmesi planlanan bu ilk ziyaretinin ertelenmesinin nedenini ‘birbiriyle uyuşmayan diplomatik programlar’ olarak açıkladı. Cumhurbaşkanı’nın Washington ziyareti için daha sonra ‘her iki taraf için de uygun’ bir tarihin belirleneceğini söyleyen Keçeli, Türkiye ile ABD arasındaki üst düzey görüşmelerin devam edeceğini vurguladı.
Ziyaretle ilgili tartışmalar
Geçtiğimiz hafta Türk basınında yer alan ziyaretin ABD tarafından ‘iptal edildiği’ yönündeki haberler, Cumhurbaşkanlığı'na yakın kaynaklar tarafından yalanlandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Biden’ın başkanlığı döneminde ABD'ye yapması planlanan bu ilk resmi ziyaretin iptaline ilişkin son günlerde artan spekülasyonlar, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Sözcüsü John Kirby'nin perşembe günü yaptığı ‘planlanmış bir şey yok’ açıklamasıyla daha da alevlendi. Ardından ABD'nin Ankara Büyükelçisi Jeffry L. Flake, cuma günü İstanbul'da yapılan Türkiye - ABD İş Konseyi toplantısı sırasında ‘ziyaret için hazırlıkların devam ettiğini ancak resmi açıklamanın planlanan tarihe yakın bir zamanda yapılacağını’ açıkladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden’ın, NATO Zirvesi sırasında yaptıkları ikili görüşmeden bir kare, 11 Temmuz 2023 (Reuters)
ABD'li bir muhabir, Beyaz Saray’daki haftalık basın brifingi sırasında Kirby'ye “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iki hafta içinde Beyaz Saray'a bir ziyaret gerçekleştirmesi bekleniyor. Erdoğan geçtiğimiz cumartesi günü İstanbul'da Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’yi ağırladı. Görüşmeler sırasında bu konu da gündeme gelecek mi, yoksa ziyarete gölge düşürür mü? diye sordu.
Kirby, şu yanıtı verdi:
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ziyaretine ilişkin programlanmış bir şey yok. Dolayısıyla bu konuda bir yorum yapamayacağım. Bu konu Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın görüşmeleri sırasında konuşulacak. Hamas'a, kim olduklarına ve neyi savunduklarına ilişkin tutumumuzu açık bir şekilde ortaya koyduk.
Türk basınında üst düzey yetkililere ve diplomatik kaynaklara dayandırılan haberlerde Kirby'nin açıklamasının gerçeği yansıtmadığı ve ziyaretin planlandığı gibi gerçekleşeceği bildirildiyse de Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Keçeli, cumayı cumartesiye bağlayan gece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ziyaretinin ertelendiğini açıkladı.
Erdoğan-Heniyye görüşmesinin etkisi
Erdoğan hükümetine yakın kaynaklar, geçtiğimiz hafta Odatv haber sitesinde yayınlanan ‘ziyaretin Washington'ın İsrail'e 26 milyar dolarlık yardım paketini onaylamasının ardından iptal edildiği’ haberini teyit etmeyi reddettiler.
Geçtiğimiz pazartesi günü Erdoğan'a Irak ziyaretinde eşlik eden ve iktidara yakınlığıyla bilinen Hürriyet gazetesi yazarı Abdulkadir Selvi, ABD'nin ziyareti iptal etmediğini ve hazırlıkların devam ettiğini söyledi. Erdoğan'ın ilgili birimlere ziyaretin iptal edilmesi ya da ertelenmesi yönünde herhangi bir talimat vermediğini belirten Selvi, ABD'nin İsrail'e yardımı konusunun Türkiye tarafından bilindiğini ve ‘Washington ile ilişkilerini etkilemediğini’ vurguladı.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Henniye ile tokalaşırken, 20 Nisan 2024 (DPA)
Biden'ın başkanlık süresinin bitmesine sadece yedi ay kaldığına dikkati çeken Selvi, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD ziyaretinin ortak çıkarlara ilişkin konuları görüşmek üzere ‘hem Türkiye hem de ABD için önemli bir fırsat’ oluşturduğunun altını çizdi.
Ziyaretin önündeki olası engellerden birinin ABD’li bir grubun ve ABD'deki İsrail lobisinin, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Hamas Siyasi Büro Başkanı Heniyye ile görüşmesinin ardından Erdoğan-Biden görüşmesinin gerçekleşmesini engelleme çabaları olduğunu düşünen Selvi, “İsmail Heniyye ile Erdoğan görüşmesinden sonra ABD tarafında bir grup, Erdoğan-Biden görüşmesini engellemek istiyor. Erdoğan-Haniye fotoğrafından sonra verilecek bir Erdoğan-Biden fotoğrafının seçimlerde aleyhlerine olacağını düşünüyorlar” yorumunda bulundu. Selvi, söz konusu tarafların ziyaretin iptal edilmesi için Türkiye'nin inisiyatif almasını tercih edeceklerini de sözlerine ekledi.
NATO kartı
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Washington ziyareti için yeni bir tarih belirlenmemesi halinde, Biden-Erdoğan görüşmesinin önümüzdeki temmuz ayında Washington'da yapılması planlanan NATO Zirvesi sırasında artık geleneksel hale gelen gayri resmi görüşme şeklinde gerçekleşmesi bekleniyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Hollanda Başbakanı Mark Rutte, İstanbul'da bir araya geldi, 26 Nisan 2024 (EPA)
Öte yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan, NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg'in yerine seçilecek isim yarışını kullanarak ülkesinin çıkarlarını önde tutmaya çalışıyor. Erdoğan, geçtiğimiz cuma günü İstanbul'da NATO Genel Sekreterliği görevi için adaylardan biri olan Hollanda Başbakanı Mark Rutte ile görüştü. Erdoğan Rutte'un adaylığıyla ilgili görüşmeleri, bazı NATO ülkelerinin Türkiye'ye uyguladığı savunma sanayi ihracatına yönelik kısıtlamaları kaldırılmaları konusunda destekleyici bir pozisyon kazanmak için kullanmaya çalıştı.
Erdoğan, Rutte ile birlikte düzenlediği basın toplantısında Türkiye’nin NATO Genel Sekreteri seçimiyle ilgili kararını ‘stratejik ve adil düşünce’ çerçevesinde vereceğini söyledi. NATO’nun bazı üyelerinin bazı diğer üyelerin savunma sanayisine uyguladığı kısıtlamaların ve engellerin kaldırılmasının önemli olduğunu vurgulayan Erdoğan, NATO Genel Sekreterliği için adı geçen bir diğer isim olan Romanya Cumhurbaşkanı Klaus Iohannis ile geçtiğimiz hafta yaptığı telefon görüşmesinde de bunu belirttiğini sözlerine ekledi.
Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki gümrük birliği anlaşmasının modernize edilmesi çalışmalarına başlanması gerektiğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ankara'nın bu konuya verdiği önemi görüşmeleri sırasında Rutte ile de paylaştığını belirtti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB'nin Türkiye ile ilişkilerini ‘adalet ve stratejik perspektif’ çerçevesinde ele alması konusunda Hollanda'dan destek beklediğini de ifade etti.
Hollanda parlamentosu, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın geçtiğimiz hafta gerçekleştirdiği Hollanda ziyareti sırasında Türkiye-AB Gümrük Birliği modernizasyonunu için Türkiye'nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 2017 yılından bu yana tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile sivil toplum aktivisti ve iş adamı Osman Kavala'nın derhal serbest bırakılmasına ilişkin kararları uygulamasını şart koşan öneriyi kabul etmişti.
Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5242685-eski-g%C3%BCney-kore-devlet-ba%C5%9Fkan%C4%B1-s%C4%B1k%C4%B1y%C3%B6netim-ilan-etti%C4%9Fi-gerek%C3%A7esiyle-%C3%B6m%C3%BCr-boyu-hapis
Eski Güney Kore Devlet Başkanı, sıkıyönetim ilan ettiği gerekçesiyle ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı
Eski Güney Kore Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol (Reuters)
Güney Kore’nin eski Devlet Başkanı Yoon Suk Yeol, 2024’ün sonlarında kısa süreli sıkıyönetim ilan etmesi nedeniyle bugün ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı.
Seul Merkez Bölge Mahkemesi yargıcı Ji Gwi-yeon, karar duruşmasında “İsyan suçundan Yoon’u ömür boyu hapis cezasına mahkûm ediyoruz” ifadesini kullandı.
Böylece eski muhafazakâr lider, savcılığın talep ettiği idam cezasından kurtulmuş oldu.
Yoon Suk Yeol, 3 Aralık 2024 akşamı yaptığı sürpriz konuşmada sıkıyönetim ilan etmiş ve orduya Ulusal Meclis’e girme talimatı vermişti. Ancak askerler tarafından kuşatılan binaya yeterli sayıda milletvekili girmeyi başarmış, yapılan oylamada bu güç kullanımına karşı karar alınmış ve dönemin devlet başkanı geri adım atmak zorunda kalmıştı.
Sivil yönetim fiilen yalnızca altı saatliğine askıya alınsa da, söz konusu girişim ülkede derin ve uzun süreli bir siyasi krize yol açmıştı.
Gözaltında yargılanan Yoon, bu eylemleri nedeniyle nisan ayında görevden alınmıştı.
Mahkemenin, eski Savunma Bakanı Kim Yong-hyun’u da mahkûm etmesinin ardından, Yoon ile birlikte yargılanan diğer sanıklar hakkında da kısa süre içinde karar vermesi bekleniyor.
İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?https://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5242677-i%CC%87ran-abd-m%C3%BCzakereleri-ortado%C4%9Fu%E2%80%99yu-de%C4%9Fi%C5%9Ftirme-plan%C4%B1-ne-olacak
İran-ABD müzakereleri: Ortadoğu’yu değiştirme planı ne olacak?
Fotoğraf: Axel Rangel Garcia
Elie Kuseyfi
Salı günü Cenevre'de Rusya-Ukrayna ve ABD-İran müzakerelerinin eş zamanlı olarak yapılması sadece bir tesadüf müydü? Yoksa bu, her iki müzakereye de katılan, Moskova ve Kiev arasında arabuluculuk yapan ve Umman arabuluculuğuyla İran ile müzakere eden ABD'nin kasıtlı bir hamlesi miydi? Bu eş zamanlılığın nedeni, Cenevre'deki her iki müzakereye de katılan Steve Witkoff ve Jared Kushner'in orada bulunması olabilir. İki müzakere oturumunun aynı şehirde yapılması, onları başka bir yere gitmekten kurtardı ve bu da bilhassa Başkan Donald Trump'ın her iki sorunu, özellikle de Rusya-Ukrayna çatışmasını çözmekte acele etmesi nedeniyle görevlerini hızlandırmaya katkıda bulunabilir. Nitekim Trump, Kiev'i hızla bir anlaşmaya varmaya teşvik ediyor ve bu durum Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy'yi kızdırdı, Trump'ın kendisine uyguladığı baskının hiçbir gerekçesi olmadığını belirtti.
İki konu arasında ortak bir bağlantı arayışı, bizi perşembe günü Umman Denizi ve Hint Okyanusu'nda iki ülke arasında yapılacak ortak tatbikatlarla yeni bir seviyeye ulaşacak olan Rus-İran askeri iş birliğine götürüyor. Ancak en önemli konu, Tahran'ın Ukrayna şehirlerini bombalamak için Moskova'ya insansız hava araçları tedarik etmesi olmaya devam ediyor. Fakat bu neden, İran'ın nükleer dosya dışında herhangi bir konuyu görüşmeye hazır görünmemesi nedeniyle biraz olasılık dışı görünüyor. Her ne olursa olsun, bu iki müzakere turunun aynı şehirde eş zamanlı olarak yapılması, bizi bugün dünyadaki en önemli ve ABD’nin de tamamen dahil olmuş durumda olduğu iki olay ile karşı karşıya bırakıyor.
Bu da bizi, İran-ABD müzakerelerinin bölgedeki diğer tüm dosya, çatışma ve anlaşmazlıkların önüne geçtiği bölgeye götürüyor. Ancak burada gündemde olan soru, bu müzakerelerin bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların seyrine bir etkisi, daha doğrusu bu çatışmaların ve anlaşmazlıkların, özellikle de İsrail'in Gazze Şeridi'ne yönelik savaşının ve bölgesel sonuçlarının, bu müzakerelerin seyrine bir etkisi olup olmadığıdır. Daha önemli olan soru ise iki yıldan fazla süren ve yeni jeopolitik gerçeklikler yaratan, İran'ın stratejik konumunda bir gerilemeye yol açan savaşın sonucundan bağımsız olarak Washington ve Tahran arasında bir anlaşmaya varılıp varılamayacağıdır. Bu nedenle, Washington ve Tahran arasındaki müzakereler bağlamında sorulan temel soru, Hizbullah ve Hamas'ın zayıflaması, Suriye rejiminin devrilmesi ve ABD-İsrail'in İran'ın derinliğine yönelik saldırıları, dahası İran'daki eşi benzeri görülmemiş iç bölünmeden sonra, bu müzakerelerin beklenen sonuçlarının İran'ın stratejik konumundaki bu gerilemeyi yansıtıp yansıtmayacağıdır. Keza Tahran'ın Donald Trump'ın onunla bir anlaşmaya varma arzusunu göz önünde bulundurarak, bu gerilemeyi telafi edip edemeyeceğidir.
Devam eden Amerikan askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile temel Amerikan hassasiyetlerine dokunuyor
Her ne pahasına olursa olsun bir anlaşma mı?
Başka bir deyişle, Amerikan Başkanı, bölgesel savaşın tüm sonuçlarını ve İsrail'in tüm kırmızı çizgilerini, özellikle de İran’ın füze programı ve Tahran tarafından desteklenen bölgesel milis gruplar meselesiyle ilgili kırmızı çizgilerini göz ardı ederek, İran ile her ne pahasına olursa olsun anlaşmak mı istiyor? Önceliği, içeriği İran'ın stratejik konumundaki gerilemeyi yansıtmasa ve İran rejimini hem içeride hem de uluslararası alanda kurtarsa bile, İran ile bir anlaşmaya varmak mı?
Trump gibi bir başkanın ne istediğini tahmin etmek zor olsa da İran nükleer meselesini çevreleyen koşullar, ABD Başkanı’nın herhangi bir anlaşmayı kabul edebileceğini göstermiyor. Ancak bu, İran dosyasını yönetmenin onun için kolay olacağı anlamına gelmiyor. Hatta Rusya-Ukrayna savaşı dosyası ve uzun süreli sonuçlarını yönetmekten bile daha zor olabilir. Şüphesiz ki, Başkan ve genel olarak Amerikalılar için iki konu arasındaki temel fark, ABD'nin, 28 Aralık'ta Tahran'daki rejime karşı protestoların başlamasından bu yana Ortadoğu'da olduğu gibi, Rusya-Ukrayna savaşında doğrudan asker konuşlandırmaması ve askeri yığınak yapmamasıdır.
Umman Dışişleri Bakanı Bedr bin Hamad el-Busaidi, ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve ABD Başkanı Donald Trump'ın damadı Jared Kushner, İsviçre'nin Cenevre şehrinde ABD ve İran arasında yapılacak dolaylı görüşmeler öncesinde, 17 Şubat 2026 (Reuters)
Bu devam eden ABD askeri yığınağı bölgesel endişeleri yansıtmakla kalmıyor, aynı zamanda Başkan Trump'ı destekleyen MAGA hareketi içinde bile ABD'deki temel iç hassasiyetlere dokunuyor. Zira MAGA hareketinin Cumhuriyetçi Başkan ile temel anlaşması, ABD'nin yabancı savaşlara karışmaması üzerine kurulu. Bu durum şimdi ABD'nin İsrail'e verdiği desteğe de yansıyor. Geçtiğimiz kasım ayında yapılan bir YouGov anketi, 45 yaşın altındaki Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 51'inin, 2028 başkanlık ön seçimlerinde İsrail'e vergi mükelleflerinin vergileri ile finanse edilen silah transferlerini azaltmayı savunan bir adayı desteklemeyi tercih edeceğini gösterirken, sadece yüzde 27'si İsrail'e silah tedarikini artırmayı veya sürdürmeyi savunan bir adayı tercih ettiklerini söyledi. Bu, Trump destekçilerinin geniş bir kesiminin “Önce ABD” veya “ABD'yi Yeniden Harika Yap” gibi sloganlara dair anlayışını yansıtıyor ve bu anlayış, bu sloganların kapsamının ABD'nin ötesine uzandığını dikkate almıyor. Ancak, başka iki anket, Amerikalıların yüzde 59'unun geçen haziran ayında İran nükleer tesislerine yapılan ABD saldırısını onayladığını gösterdi. Dolayısıyla olası bir askeri saldırıya desteğinin veya muhalefetinin, saldırının hedeflerine ulaşmadaki başarısına bağlı olduğu göz önüne alındığında, Trump'ın İran ile ilgili herhangi bir kararını etkileyen iç Amerikan faktörü tek yönlü değildir. Trump, tabanına diplomasiye bir şans verdiği ancak bunun ABD çıkarları için olumlu sonuçlar vermediği gerekçesini sunabilir.
Mevcut ABD askeri yığınağı, iki uçak gemisi, 12 savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içerirken, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi
Cenevre turunda bir ilerleme kaydedildi mi?
Washington ve Tahran arasında yeniden başlatılan müzakerelerin salı günü Cenevre'de yapılan ikinci turunun gidişatı bu bağlamda anlaşılabilir. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi'nin “ABD ile temel ilkeler konusunda bir uzlaşıya varıldığı ve önceki tura kıyasla olumlu gelişmeler olduğu” yönündeki açıklamalarının verdiği iyimserlik esintisine rağmen, konu her zamankinden daha karmaşık görünüyor. Zira Donald Trump'ın, ABD'nin Ortadoğu'daki stratejisinde tam bir darbe gerçekleştirmeye hazır olmadığı sürece, İsrail pahasına İran için stratejik kazanımlar garanti eden bir anlaşmaya varabileceğini hayal etmek zor; ki bunun için henüz hiçbir işaret de yok.
İranlı üç yetkilinin New York Times'a verdikleri demeçlerde, Tahran'ın Trump'ın başkanlığı döneminde uranyum zenginleştirmeyi askıya almaya ve yaptırımların, petrol ambargosunun kaldırılması karşılığında Washington'a yatırım fırsatları sunmaya istekli ve hazır olduğunu belirtmeleri bile mevcut durumla uyumsuz görünüyor. Zira İran dosyası ile ilgili olarak mevcut durum iki nokta ile özetlenebilir; birincisi, Tahran rejimi hem iç hem de uluslararası alanda en zor stratejik gerileme dönemini yaşıyor. İkincisi, İsrail, ABD'nin desteğiyle bölgedeki stratejik konumunu sağlamlaştırmaya çalışıyor. Bu nedenle, ABD'nin İran ile yapacağı herhangi bir anlaşma bu denklemi alt üst etmemelidir. Aksi takdirde, bu anlaşma ABD'nin aleyhine İran’ın elde edeceği açık bir kazanç ve ana müttefiki İsrail için bir kayıp anlamına gelecektir.
Bu sebeple, Arakçi'nin “olumlu gelişmeler, Washington ile yakında bir anlaşmaya varacağımız anlamına gelmiyor, ancak süreç başladı” şeklindeki açıklaması, ABD Başkan Yardımcısı J.D. Vance'in de müzakerelerin iyi ilerlediği ancak İranlıların Trump tarafından belirlenen kırmızı çizgileri kabul etmeye istekli olmadığı yönündeki açıklaması, bu müzakereleri çevreleyen zorlukları yansıtıyor. Müzakerelerin İran'ın pazartesi günü Devrim Muhafızları gözetiminde stratejik Hürmüz Boğazı'nda tatbikatlara başlayacağını duyurması veya son 24 saat içinde bölgeye F-35, F-22 ve F-16'lar da dahil olmak üzere 50 ilave ABD savaş uçağının ulaşması gibi iki taraf arasında devam eden askeri gerilim ortamında gerçekleştiği göz önüne alındığında, kendisini çevreleyen zorluklar daha iyi anlaşılacaktır. Bu uçaklarla birlikte ABD'nin mevcut askeri yığınağı halihazırda iki uçak gemisi, yaklaşık on iki savaş gemisi, yüzlerce savaş uçağı ve çok sayıda hava savunma sistemini içeriyor. Ayrıca, Ortadoğu'ya silah ve mühimmat taşımak için 150'den fazla askeri kargo uçuşu gerçekleştirildi. Ancak bu devasa yığınak, büyüklüğüne rağmen, 2003 yılında Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinin arifesindeki Amerikan askeri yığınağının boyutuna henüz ulaşmadı. O zamanlar altı taarruz grubu bulunurken, şimdi sadece iki grup var. Bazı İsrailli seslere göre bu durum, Trump bunun olabilecek en iyi şey olacağını söylemiş olsa da İran'da rejim değişikliğini amaçlamadığının kanıtıdır.
İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez
Ancak, ABD merkezli Axios sitesi, bilgi sahibi kaynaklara atıfta bulunarak dün Trump yönetiminin artık İran ile “büyük bir savaşa” girmeye daha yakın olduğunu ve mevcut diplomatik çabaların başarısız olması durumunda bunun yakında gerçekleşebileceğini bildirdi. Ayrıca, İran'a karşı askeri operasyonun, sınırlı operasyonlardan ziyade tam ölçekli bir savaşa daha yakın, haftalarca sürecek geniş bir harekata dönüşebileceği tahmininde bulundu. Bu harekatın, geçen yıl haziran ayındaki 12 günlük savaştan daha geniş kapsamlı ve daha büyük etkiye sahip ortak bir ABD-İsrail harekatı olabileceğine de işaret etti.
Bu da müzakere sürecinin hem ABD hem de İsrail tarafından savaşa hazırlanmak için daha fazla zaman kazanmak amacıyla kullanılan bir geciktirme taktiği mi yoksa Trump'ın İsrail'in taleplerini göz ardı eden bir anlaşmaya gerçekten hazır olup olmadığı sorusunu yeniden gündeme getiriyor. Bu talepler arasında, Binyamin Netanyahu'nun sadece zenginleştirmeyi durdurmakla kalmayıp tüm nükleer altyapının ortadan kaldırılmasında ısrar ettiği nükleer program, Tel Aviv'in menzili 300 kilometreyi geçmeyen füzelerle sınırlandırılmasını istediği İran'ın balistik füze cephaneliği yer alıyor. İsrail, özellikle füze programlarının uluslararası alanda ele alınması konusunda, taleplerini savunurken 1991'deki Irak ve 2003'teki Libya örneklerini gösteriyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre buna ek olarak, İsrail'in Tahran’ın onlara desteğinin kısıtlanmasını talep ettiği İran yanlısı milis gruplar sorunu da var. Buna karşılık, Tahran müzakereleri füze ve milis gruplar sorunlarını içerecek şekilde genişletmeyi, keza nükleer programını tamamen bitirmeyi reddediyor.
İsviçre Dışişleri Bakanı ve Federal Konsey Üyesi Ignazio Cassis ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre'de İsviçre ve İran arasında yapılan ikili görüşme sırasında, 17 Şubat 2026 (Reuters)
Bütün bunlar Donald Trump'ı zor bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor. Bir yandan, bölgesel müttefiklerinin çekinceleri ve potansiyel maliyetler ve riskler göz önüne alındığında, İran'a karşı askeri harekatı önleyecek bir anlaşma istiyor. Diğer yandan, Tahran ile iki yıldan uzun süren en uzun bölgesel savaşını yürüten İsrail'in bölgedeki stratejik üstünlüğünü zayıflatacak bir anlaşmaya varamaz. Aynı zamanda İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın “Sünni dünyayı birleştirerek ve Mısır gibi eski Arap düşmanlarını da içeren yeni bir bölgesel sistem kurarak” İsrail'i diplomatik olarak kuşatmaya çalıştığı değerlendirmesinde bulunuyor. Onlara göre Ankara'nın amacı, İran’ın ateş duvarını İsrail'i çevreleyen birleşik bir Sünni diplomatik duvarla değiştirmek, böylece İsrail'in manevra özgürlüğünü azaltmak ve onu siyasi olarak izole etmektir. Bu nedenle, İsrail, son üç yılda rakiplerine indirdiği tüm darbelere rağmen, şu anda rahat bir stratejik konumda olduğunu iddia edemez. Bu durum, ana müttefiki olan ABD'nin çıkarlarını ve stratejik konumunu da etkiliyor. Yahut en azından, bu durum Washington'u İsrail ve bölgedeki diğer müttefiklerinin çıkarlarını dengelemek gibi zorlu, hatta çok meşakkatli bir görev ile karşı karşıya bırakıyor. Ancak, tasavvur edilmesi ve anlaşılması daha zor olan, Trump'ın, zamanlaması ve içeriğiyle, Netanyahu'nun son iki yıldır ABD’nin büyük finansmanıyla desteklenen “Ortadoğu'yu değiştirmek” ile ilgili tüm açıklamalarını kesin ve nihai olarak geçersiz kılacak bir anlaşma yoluyla İran'ı kurtarma hamlesinde bulunmasıdır.
Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladıhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5242669-lara-trump-a%C3%A7%C4%B1klad%C4%B1-ba%C5%9Fkan-d%C3%BCnya-d%C4%B1%C5%9F%C4%B1-ya%C5%9Fam%C4%B1n-ke%C5%9Ffini-duyurmak-i%C3%A7in-bir-konu%C5%9Fma
Lara Trump açıkladı: Başkan, dünya dışı yaşamın keşfini duyurmak için bir konuşma hazırladı
ABD Başkanı Donald Trump’ın gelini Lara Trump (Reuters)
Lara Trump, ABD Başkanı Donald Trump’ın, uzaylıların keşfi ilan edilirse okumak üzere önceden hazırlanmış bir konuşması olduğunu açıkladı.
43 yaşındaki Lara Trump, bu açıklamayı dün yayımlanan Pod Force One adlı podcast bölümünde yaptı. Söz konusu açıklama, eski Başkan Barack Obama’nın geçen hafta sonu yapılan röportajında uzaylıların varlığına dair yaptığı açıklamalara atıfla geldi.
Podcast sırasında sunucu Miranda Devine, Lara’ya “Eski Başkan Obama yakın zamanda bir podcastte uzaylılara inandığını ve başkanlığı sırasında bir şeyler gördüğünü ima etti. Başkanla UFO konusunu konuştunuz mu? Sizce bu konuda bir açıklama yapacak mı?” diye sordu.
Lara Trump yanıtında, “Komik olan şu ki, eşim Eric ile birlikte babasına bunu sorduk ve ‘Sen ne biliyorsun?’ dedik” ifadesini kullandı. Başkan’ın, kendisine ve Eric’e dünya dışı yaşam olasılığı sorulduğunda ‘bir şeyler saklıyormuş gibi davrandığını’ belirtti.
Lara sözlerini şöyle sürdürdü: “Ben ve Eric dedik ki, Tanrım, her şeyi bize anlatmak bile istemiyor, belki bunun ötesinde bir şey var. Farklı kaynaklardan duydum ki, babam bunu bizzat söylemiş: Bir konuşması var ve doğru zamanda bunu açıklayacak… Ne zaman olacağını bilmiyorum… Belki de bu, dünya dışı yaşamla ilgili bir konudur.”
Bu açıklamalar, eski Başkan Barack Obama’nın hafta sonu katıldığı bir podcastte yaptığı yorumların ardından geldi. Obama, uzaylılarla ilgili soruya, “Varlar, ama ben görmedim ve bir yerde tutulduklarını sanmıyorum. Herhangi bir yer altı tesisi yok, tabii ki ABD Başkanı’ndan saklanan devasa bir kompleks yoksa” yanıtını vermişti.
Obama’nın sözleri internet ortamında geniş yankı uyandırdı ve bunun üzerine Instagram hesabından bir açıklama yaptı. Açıklamasında, “Hızlı tur formatına uymaya çalışıyordum, ama konu büyük ilgi görünce açıklama yapayım. İstatistiksel olarak ev çok geniş, bu da yaşam olasılığını artırıyor” dedi.
Eski başkan ayrıca, “Yıldız sistemleri arasındaki mesafeler çok büyük, bu nedenle uzaylıların bizi ziyaret etme olasılığı düşük. Başkanlığım sırasında uzaylılarla iletişim olduğuna dair herhangi bir kanıt görmedim” ifadelerini kullandı.
Yıllardır, özellikle Nevada eyaletinin güneyinde gizemli Area 51 üssüyle ilgili olarak, uzaylılar ve UFO varlığı üzerine spekülasyonlar devam ediyor. Geçen yıl yayımlanan bir belgesel, Trump’ın yakın zamanda başka yaşam formlarını tanıyabileceğine işaret etmişti.
Tüm bu iddia ve spekülasyonlara rağmen Donald Trump, görevine geri dönmesinin ardından uzaylıların varlığı konusunda henüz kesin bir açıklama yapmış değil.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة