Türkiye-ABD ilişkileri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ertelenen ABD ziyaretinin önemi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden, 11 Temmuz'da Vilnius'ta düzenlenen NATO Zirvesi sırasında bir araya geldiler (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden, 11 Temmuz'da Vilnius'ta düzenlenen NATO Zirvesi sırasında bir araya geldiler (AFP)
TT

Türkiye-ABD ilişkileri ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ertelenen ABD ziyaretinin önemi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden, 11 Temmuz'da Vilnius'ta düzenlenen NATO Zirvesi sırasında bir araya geldiler (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ABD Başkanı Joe Biden, 11 Temmuz'da Vilnius'ta düzenlenen NATO Zirvesi sırasında bir araya geldiler (AFP)

Ömer Önhon

Her şey Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi İletişim Danışmanı John Kirby’nin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 9 Mayıs'ta Washington'a gerçekleştireceği ve Başkan Joe Biden ile resmi görüşmelerde bulunacağı resmi ziyaretle ilgili olarak “Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ziyaretine ilişkin programlanmış bir şey yok” açıklamasıyla başladı.

Buna karşın kimliği ismi açıklanmayan resmi Türk kaynakları ve ABD'nin Ankara Büyükelçisi, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Washington ziyaretinin planlandığını teyit ettiler. Ancak iki gün süren belirsizliğin ardından Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 9 Mayıs'ta ABD'ye planlanan ziyaretinin, programların uyuşmaması nedeniyle ileri bir tarihe ertelendiğini açıkladı.

Kim bilir belki de dünya gerçekten de telaşlı bir yerdir. Gerçekten de programlar uyuşmamıştır. Ancak bazı çevreler, ziyaretin ertelenmesinin arkasında daha derin siyasi boyutlar olabileceğini düşünüyorlar. Dolayısıyla, ziyaretin söz konusu tarihte gerçekleşmeyeceğini artık biliyor olsak da bunun arkasındaki nedenler halen netleşmiş değil ve her türlü spekülasyona açık.

Ziyaret, Joe Biden'ın göreve gelmesinden bu yana Ukrayna’daki ve Gazze'deki yıkıcı savaşlar da dahil olmak üzere uluslararası sahnede yaşanan kritik gelişmelerin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Washington'a gerçekleştirdiği ilk resmi ziyaret olacaktı. Ziyaret aynı zamanda birtakım zorluklarla boğuşan Türkiye-ABD ilişkilerinin yeniden yönlendirilmesi gereken bir döneme denk geliyordu.

Erdoğan ve Biden, sonuncusu 2023 yılında Vilnius'ta yapılan NATO Zirvesi’nin oturum aralarında olmak üzere iki ya da üç kez bir araya geldiler, birkaç kez telefon görüşmesi gerçekleştirdiler. Bu yüzden iki lider arasındaki ilişkiler zaman zaman samimi olarak tanımlanabilir.

Türkiye, 1952 yılında Sovyetler Birliği'nin sınırlarına doğru genişlemesinin bir sonucu olarak NATO'ya üye olup ABD ile çok yakın bir ittifak kurdu. O tarihten bu yana iki ülke arasındaki ilişkiler, ABD’nin Türkiye'nin 1974 yılında Kıbrıs adasına askeri müdahalesi sebebiyle uyguladığı ve birkaç yıl süren silah ambargosu gibi ara sıra gerginliklere sahne olduysa da hiçbir zaman son on yıldaki kadar soğuk ve çalkantılı olmamıştı.

dfbgnthyum
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani Bağdat'ta bir araya geldiler, 22 Nisan 2024 (AFP)

Son yıllarda Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerin tarihine bakıldığında, sorunlu bir dönem yaşandığı görülüyor. İlişkilerdeki bozulma muhtemelen Körfez krizi sırasında, 2003 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) ABD’nin Türkiye'de asker konuşlandırma ve Irak'ta bir kuzey cephesi açma talebine karşı oy kullanmasıyla başladı.

Türkiye-ABD ilişkilerindeki en önemli dönüm noktası 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye'de yaşanan darbe girişimi oldu. ABD, Ankara'nın darbenin arkasında terörist bir grup olarak gördüğü ve 1999 yılından bu yana Pensilvanya'daki malikanesinde yaşayan Fethullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) lideri Fethullah Gülen'in iadesine ilişkin Türkiye'nin talebini görmezden geldi.

Türkiye’nin Rusya ile gelişen ilişkileri ve 2019 yılında Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi satın alması ise ABD'nin Türkiye'yi F-35 programından çıkarmasına yol açtı.

Türkiye-ABD ilişkilerindeki en önemli dönüm noktası 15 Temmuz 2016 tarihinde Türkiye'de yaşanan darbe girişimi oldu. ABD, Fethullah Gülen'in iadesine ilişkin Türkiye'nin talebini görmezden geldi.

ABD Kongresi’nin Türkiye'ye F-16 savaş uçağı satışını engelleme kararının ve Türkiye’nin İsveç'in NATO’ya üyeliğini engellemesinin ardından ilişkilerdeki gerginlik daha arttı.

ABD'nin Suriye'de Halk Koruma Birlikleri’ne (YPG) verdiği destek, Ankara’nın ABD'nin DEAŞ'a karşı mücadeledeki yerel ortağını (Türkiye ve ABD'nin terör örgütü olarak tanımladığı) PKK'nın Suriye'deki uzantısı olarak görmesi nedeniyle iki ülke arasındaki temel anlaşmazlık noktası oldu.

sdfbth
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 31 Ocak'ta Romanya'nın başkenti Bükreş'i ziyareti sırasında (AP)

Türkiye ile ABD arasındaki anlaşmazlıkların listesi böyle uzayıp gidiyor. Fakat tüm bunlara rağmen siyasi gerçekçilik, ortak stratejik çıkarlar ve NATO içindeki dayanışma, iki ülke arasındaki ilişkilerin tamamen çökmesini engelledi. Her iki taraf da aradaki uçurumu kapatmayı sağlayacak yollar bulmaya çalıştı.

İki taraf arasındaki görüşmeler sonunda ABD ile Türkiye arasında bir soruna dönüşen İsveç'in NATO’ya üyeliği meselesi çözüme kavuşturuldu. ABD Kongresi de Türkiye'ye F-16 satışının yeniden başlatılmasına yeşil ışık yaktı.

Diğer tüm sorunların devam etmesine rağmen, her iki ülke de geçtiğimiz mart ayında Washington'da düzenlenen ABD-Türkiye Stratejik Mekanizma Toplantısı’nın sonunda yayınlanan ortak bildiride vurgulanan ‘ortak hedeflere ve olumlu bir ikili gündeme ulaşmaya’ karar verdiler.

Erdoğan, ABD ziyaretini mart ayındaki yerel seçimlerde partisinin tarihinin en ağır yenilgisini almasının ardından gerçekleştirecekti. Erdoğan, bir yandan bu yenilginin ardından toparlanmaya çalışırken ekonomi en önemli konu olmaya devam ediyor. Bu yüzden ABD ile ilişkiler, yeni yatırımlar, ticaret ve olumlu referanslar açısından büyük önem taşıyor.

Öte yandan Biden, önümüzdeki kasım ayında yapılması planlanan ve sonucu önceden kestirilemeyen çok kritik bir seçimle, başkanlık seçimleriyle karşı karşıya.

Biden'ın siyasi görüşüne göre Türkiye kriz yönetiminde bölgesel açıdan büyük önem taşıyor.

Erdoğan’ın 9 Mayıs'taki Washington ziyaretinin ertelenmesinin başlıca sebebi, Gazze’deki savaş ve çevresindeki gelişmeler oldu. Türkiye, uluslararası toplumun çoğunluğu gibi, Gazze'deki savaşın derhal durdurulması gerektiğine ve kalıcı barışın ancak iki devletli bir çözümle sağlanabileceğine inanıyor.

Türkiye’yi diğer ülkelerden ayıransa Hamas'ı bir terör örgütü olarak değil, Filistin’in kurtuluşu için mücadele eden bir direniş örgütü olarak görmesi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kısa bir süre önce Hamas’ın Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye ve beraberindeki heyeti sıcak bir şekilde ağırlarken konuşmasında Hamas'ı Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İtilaf Devletleri’nin Türk topraklarını işgaline karşı kurulan direniş örgütü Kuvayi Milliye'ye benzetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ekibi, dünyayı Hamas'ın bir muhatap olarak kabul edilmesi gerektiğine ikna etmek için çok çalışıyor gibi görünüyorlar.

Türkiye’nin Hamas'ı bir terör örgütü olarak değil, Filistin’in kurtuluşu için mücadele eden bir direniş örgütü olarak görmesi onu diğer ülkelerden ayırıyor.

Erdoğan'ın, ABD’nin Filistin devletinin tanınmasını engellemesi ve ABD Kongresi'nin kısa bir süre önce İsrail'e 26 milyar dolarlık yeni bir yardım paketini onaylamasının yanında İsrail'i durdurmak için ciddi adımlar atmaması karşısında kızgın olduğu herkesçe biliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın görüşlerini ve politikalarını içerideki önemli meseleler de şekillendiriyor. Yerel seçimlerde Gazze için yeterince çaba sarf etmediği için oylarını başka bir muhafazakar partiye kaptırdığına inanan Erdoğan, bu imajın üzerine yapışmasını istemiyor.

ABD’nin ve Türkiye'nin Gazze krizi çerçevesinde bir ateşkese ulaşılmasını sağlamak ve İran ile İsrail arasındaki krizi yatıştırmak için iş birliği yaptığı bildiriliyor. Ancak İsrail ve Türkiye arasında artan gerilim, eğer gerçekten böyle bir çaba varsa bu ortak çabaya gölge düşürdü.

Bununla birlikte Türkiye'nin İsrail'e ihraç edilen bazı mallara ticari ambargo uygulama kararı tepkilere neden oldu. İsrail Dışişleri Bakanı Yisrael Katz, ülkesinin Türkiye’ye aynı şekilde karşılık vereceğini açıkladı. Katz, ayrıca ‘ABD Kongresi'ndeki dostlarına’ Türkiye'ye karşı yaptırım uygulamayı düşünmeleri çağrısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Netanyahu'yu ve İsrail'in Gazze'deki savaşını eleştirmeye devam etmesiyle Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim de giderek artıyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, son olarak İstanbul'da düzenlenen Parlamenterler Arası Kudüs Platformu 5. Konferansı’nda İsrailli yetkilileri ‘modern zaman firavunları, Hitler ve Naziler’ olarak tanımladı. İsrail Dışişleri Bakanı Katz, bu tanımlamalara sosyal medya platformu X hesabından yaptığı paylaşımda Erdoğan'ı hedef alan alaycı ifadelerle karşılık verdi.

Diğer taraftan Türkiye’nin ve ABD'nin enine boyuna tartışması gereken bir diğer konu da Suriye. Basında yer alan bazı haberlerde her iki tarafın da endişelerini gidererek ilişkileri yeniden tesis edecek ve Suriye'deki Türkiye-ABD iş birliğinde yeni bir dönem başlatacak bir anlaşmadan bahsedildi. Ancak sahadaki durum ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD ziyaretiyle ilgili gelişmeler göz önüne alındığında bunu düşünmek aşırı iyimserce olabilir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 12 yıl aradan sonra Irak'a yaptığı resmi ziyaretin ardından Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier ve NATO Genel Sekreterliğine aday olan Hollanda Başbakanı Mark Rutte arka arkaya Ankara'yı ziyaret ettiler. Bu yoğun diplomasi trafiğiyle Türkiye’nin uluslararası sahnede önemli bir oyuncu olarak gösterilmesi amaçlanırken ABD ziyaretinin ertelenmesi bu imaja ters düştü.

Belki de önümüzdeki günlerde ziyaretin ertelenmesinin nedenleri ve ilişkilerin durumu daha iyi açıklanabilecek hale gelir. Eğer Cumhurbaşkanı Erdoğan, Washington ziyaretini yeniden planlayamazsa Erdoğan ve Biden, önümüzdeki temmuz ayında Washington'da yapılması planlanan NATO Zirvesi’nde bir araya gelme fırsatı yakalayabilirler.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



ABD'li yetkili: İran ile düşmanlıklar "savaş yetkileri" ile ilgili nedenlerden dolayı sona erdi

Tahran'daki Devrim Meydanı'nda 28 Nisan'da, İran güçlerinin Amerikan savaş uçaklarını ağ kullanarak avladığını gösteren dev bir pankart asıldı (AFP)
Tahran'daki Devrim Meydanı'nda 28 Nisan'da, İran güçlerinin Amerikan savaş uçaklarını ağ kullanarak avladığını gösteren dev bir pankart asıldı (AFP)
TT

ABD'li yetkili: İran ile düşmanlıklar "savaş yetkileri" ile ilgili nedenlerden dolayı sona erdi

Tahran'daki Devrim Meydanı'nda 28 Nisan'da, İran güçlerinin Amerikan savaş uçaklarını ağ kullanarak avladığını gösteren dev bir pankart asıldı (AFP)
Tahran'daki Devrim Meydanı'nda 28 Nisan'da, İran güçlerinin Amerikan savaş uçaklarını ağ kullanarak avladığını gösteren dev bir pankart asıldı (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminden üst düzey bir yetkili, dün gece geç saatlerde yaptığı açıklamada, şubat ayında başlayan ABD ile İran arasındaki çatışmaların “sona erdiğini” duyurdu. Açıklamada, bu değerlendirmenin Savaş Yetkileri Yasası kapsamında yapıldığı belirtildi.

Yetkili, “Taraflar, 7 Nisan Salı günü itibarıyla iki haftalık bir ateşkes üzerinde anlaştı ve bu süre daha sonra uzatıldı... 7 Nisan’dan bu yana ABD ile İran silahlı kuvvetleri arasında herhangi bir çatışma yaşanmadı” ifadelerini kullandı.

Trump’ın, İran ile yürütülen savaşı sona erdirmesi ya da uzatılması için Kongre’ye gerekçe sunması gereken sürenin bugün dolduğu, ancak bu sürenin muhtemelen çatışmanın seyrinde bir değişiklik olmadan geçeceği değerlendiriliyor.

Yetkili, yönetimin görüşünü aktararak, “Savaş Yetkileri Yasası açısından, 28 Şubat Cumartesi günü başlayan çatışmalar sona ermiştir” dedi.

Analistler ve Kongre’deki bazı yardımcılar daha önce Trump’ın, çatışmayı 30 gün uzatma niyetini Kongre’ye bildirmesini ya da ateşkesi çatışmanın sonu olarak gördüğü için süreyi görmezden gelmesini beklediklerini ifade etmişti.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası, başkana Kongre’den yetki almadan 60 gün boyunca askeri operasyon yürütme imkânı tanıyor; ayrıca zorunlu askeri gerekçelerle bu sürenin 30 gün daha uzatılması da mümkün.

İran ile savaş, 28 Şubat’ta İsrail ve ABD tarafından düzenlenen hava saldırılarıyla başlamıştı. Trump, 48 saat sonra Kongre’yi resmen bilgilendirmiş, bu da 60 günlük sürenin 1 Mayıs’ta dolması anlamına gelmişti.

Savunma Bakanı Pete Hegseth, dün Senato’daki bir oturumda, 60 günlük sürenin ateşkes sırasında durduğunu söyledi. Demokratlar ise buna itiraz ederek, böyle bir durumu destekleyen herhangi bir yasal hüküm bulunmadığını savundu.

ABD Anayasası, savaş ilan etme yetkisini yalnızca Kongre’ye verirken, yönetimin kısa süreli ya da doğrudan tehditlere karşı yürütülen operasyonlar olarak nitelendirdiği durumlarda bu kısıtlamanın uygulanmadığı belirtiliyor.

Trump’ın mensubu olduğu Cumhuriyetçi Parti, Kongre’nin her iki kanadında da sınırlı bir çoğunluğa sahip. Demokratlar, savaşın başlangıcından bu yana ABD güçlerinin geri çekilmesini ya da Kongre onayı alınmasını zorunlu kılacak kararlar geçirmeye çalışsa da Cumhuriyetçiler bu girişimleri engellemeyi sürdürdü.


Çin-ABD teknoloji yarışı kızışıyor: Yapay zeka stratejik varlığa dönüştü

Çin ve ABD arasında son dönemde artan yapay zeka rekabeti, küresel teknoloji ve finans piyasasını da belirliyor (AP)
Çin ve ABD arasında son dönemde artan yapay zeka rekabeti, küresel teknoloji ve finans piyasasını da belirliyor (AP)
TT

Çin-ABD teknoloji yarışı kızışıyor: Yapay zeka stratejik varlığa dönüştü

Çin ve ABD arasında son dönemde artan yapay zeka rekabeti, küresel teknoloji ve finans piyasasını da belirliyor (AP)
Çin ve ABD arasında son dönemde artan yapay zeka rekabeti, küresel teknoloji ve finans piyasasını da belirliyor (AP)

Çin hükümetinin, Meta'nın Manus'u satın alma işlemini durdurması, Washington-Pekin hattındaki teknoloji rekabetini kızıştırdı.

Vuhan'da üç mühendis tarafından kurulan Manus, otonom görevleri yerine getirebilen yapay zeka ajanıyla Silikon Vadisi'nin dikkatini çekmişti.

2025'in sonunda Meta, şirketi satın almak için anlaşmaya varmıştı. Bu gelişme, Çinli bir girişimin küresel pazara açılması için önemli bir fırsat olarak görülüyordu.

Ancak Pekin yönetimi, DeepSeek'ten sonra çok konuşulan yapay zeka şirketinin CEO'su Xiao Hong'la baş bilim insanı Ji Yichao'ya geçen ay yurtdışına çıkış yasağı getirmişti.

Çin hükümeti, ocak ayında süreçle ilgili inceleme de başlatmıştı. Ülkenin ana ekonomik planlama organı Ulusal Kalkınma ve Reform Komisyonu'ndan (NDRC) pazartesi günü yapılan açıklamada, Manus'un devrinin yatırım kurallarını ihlal ettiğinin belirlendiği bildirilmişti.

New York Times'ın analizine göre, 2 milyar dolarlık anlaşmayı suya düşüren bu adım, Pekin'in yapay zeka teknolojilerini "stratejik varlık" olarak gördüğünü açık biçimde ortaya koydu.

Meta ve Manus'la ilgili son gelişmeler, Washington ve Pekin'in ileri teknoloji üzerinden yürüttüğü jeopolitik mücadeleyi de tırmandırdı.

Haberdeki verilere göre Çinli şirketlerle yabancı yatırımcılar arasındaki anlaşmalar 2021'den bu yana düşüşte. 2024'te işlem sayısı yüzde 73 azalırken, toplam hacim 54 milyar dolardan 7,8 milyar dolara geriledi.

Artan siyasi riskler nedeniyle birçok girişim ve yatırımcı strateji değiştiriyor. Çinli start-up'lar artık daha çok yerel yatırımcılara yönelirken, ABD'li fonlar da regülasyon risklerinden kaçınmak için geri çekiliyor.

Bazı şirketlerse Singapur gibi üçüncü ülkeler üzerinden küreselleşmeye çalışıyor. Örneğin TikTok'un sahibi ByteDance ve moda firması Shein, merkezlerini Singapur'a taşımıştı.

Geçen yıl Çin'de kurulan Manus da kısa süre içinde Singapur'a taşınmış, daha sonra da Meta tarafından satın alınmıştı.

Uzmanlara göre Çin'in müdahalesi yalnızca tek bir anlaşmayı değil gelecekteki benzer işlemleri de etkileyebilir.

Diğer yandan Çin Komünist Partisi'nin (ÇKP) yayın organı Global Times'ın analizinde, Pekin yönetiminin Manus'la ilgili adımı ABD'yle jeopolitik rekabet nedeniyle atmadığı savunuluyor.

Yapay zeka, veri ve algoritmaları içeren anlaşmaların "hiçbir zaman sıradan ticari işlemler olarak değerlendirilmediği" belirtilirken, Çin'in "stratejik teknoloji sektörlerinde güvenlik incelemeleri" yapma hakkına sahip olduğu ifade ediliyor.

Independent Türkçe, New York Times, Global Times


Zohran Mamdani'den Kral III. Charles'a elmas çıkışı: İade etmelisiniz

Mamdani, Kral Charles ve eşi Camilla'yla 11 Eylül töreninde el sıkıştı (Reuters)
Mamdani, Kral Charles ve eşi Camilla'yla 11 Eylül töreninde el sıkıştı (Reuters)
TT

Zohran Mamdani'den Kral III. Charles'a elmas çıkışı: İade etmelisiniz

Mamdani, Kral Charles ve eşi Camilla'yla 11 Eylül töreninde el sıkıştı (Reuters)
Mamdani, Kral Charles ve eşi Camilla'yla 11 Eylül töreninde el sıkıştı (Reuters)

New York Belediye Başkanı Zohran Mamdani, ABD'yi ziyaret eden Kral III. Charles'la birebir görüşmeyi reddetti.

Mamdani, Manhattan'da dün düzenlenen basın toplantısında Kral Charles'la birebir görüşme yapıp yapmayacağına dair soruları yanıtladı.

Belediye başkanı, Kral Charles'la 11 Eylül Anıtı ve Müzesi'ndeki törene katılacağını ancak Britanya monarşisinin başındaki isimle etkileşiminin bununla sınırlı kalacağını söyledi.

Kral Charles'la özel bir görüşme yapsa ne konuşacağı sorulduğundaysa Mamdani, "Muhtemelen ona Kuh-i Nur'u iade etmesini önerirdim" yanıtını verdi.

34 yaşındaki Mamdani'nin, 1840'larda Britanya İmparatorluğu'nun kolonisiyken 11 yaşındaki bir Hint prensinden alınarak Kraliçe Victoria'ya sunulan 105,6 karatlık elmasa atıfta bulunması ABD ve İngiliz basınında geniş yankı uyandırdı.

Mamdani, Uganda'nın başkenti Kampala'da Hint asıllı Ugandalı akademisyen Mahmood Mamdani ile Hindistanlı film yapımcısı Mira Nair'in oğlu olarak dünyaya geldi.

Telegraph'ın haberinde, postkolonyalizm alanında çalışan Mahmood Mamdani ve eşinin de elmasın geri gönderilmesi gerektiğini savunanlar arasında yer aldığına dikkat çekiliyor.

ABD'nin en büyük sosyalist örgütü Amerika Demokratik Sosyalistleri'ne (DSA) üye Mamdani'nin, Charles ve eşi Camilla'yla konuştuktan sonra törende genellikle onlardan uzakta durması da dikkat çekti.

Mamdani'nin sözcüsü Joe Calvello şu açıklamayı yaptı:

Belediye başkanı genel olarak bir kral fikrine karşı.

New York Times'ın aktardığına göre Mamdani'nin adı, Charles'ın Harlem'deki ziyaretine katılacak kişiler arasında da geçiyordu. Ancak belediye başkanı, kralın kentsel tarım alanında faaliyet gösteren kâr amacı gütmeyen Harlem Grown'a yaptığı ziyarete katılmadı.

Mamdani, geçen yılki belediye başkanlığı seçimlerini kazanarak New York'u yöneten ilk Müslüman ve ilk Hint asıllı Amerikalı olmuştu. 

Independent Türkçe, Guardian, Telegraph, New York Times