Pentagon’un artan insansız deniz aracı savaşları karşısındaki kafa karışıklığı

Ukrayna'nın Karadeniz'de Rus savaş gemilerini ve mayın tarama gemilerini batırmak için insansız deniz araçlarını kullanması bu araçların etkinliğini kanıtladı

Pentagon, özel şirketlerden ABD Donanması için küçük insansız deniz araçları üretmelerini istedi (Reuters)
Pentagon, özel şirketlerden ABD Donanması için küçük insansız deniz araçları üretmelerini istedi (Reuters)
TT

Pentagon’un artan insansız deniz aracı savaşları karşısındaki kafa karışıklığı

Pentagon, özel şirketlerden ABD Donanması için küçük insansız deniz araçları üretmelerini istedi (Reuters)
Pentagon, özel şirketlerden ABD Donanması için küçük insansız deniz araçları üretmelerini istedi (Reuters)

Şirket yetkilileri ve CEO'lar, ABD Donanması'nın insansız deniz araçlarından (İDA) oluşan bir filo kurma çabalarının, ABD Savunma Bakanlığı’nın (Pentagon) büyük gemiler inşa etme projelerine bağlı kalması nedeniyle sekteye uğradığını ve İDA’ların deniz savaşlarının şeklini değiştirdiği bir dönemde bunun bir zayıflık olarak ortaya çıkardığını söylediler.

İDA'ların etkinliği, Ukrayna’nın bu araçları 2022 yılı sonlarından bu yana Karadeniz'de Rus savaş gemilerini ve mayın tarama gemilerini batırmak için kullanmasıyla kanıtlandı.

Yemen'deki Husiler de geçtiğimiz aylarda Kızıldeniz’deki ticari gemileri hedef almak için benzer araçlar kullanmış, ancak başarılı olamamıştı.

Pentagon Sözcüsü Eric Pahon, Reuters’a yaptığı açıklamada, bu taktiklerin Ukrayna savaşından ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer özgürlüğünü hedef alan saldırılardan çıkarılan dersleri, Çin'in Pasifik Okyanusu’nda artan deniz gücüne karşı koyma planlarına dahil eden Pentagon'un dikkatini çektiğini söyledi.

Savunma Bakan Yardımcısı Kathleen Hicks’in Çin'in Pasifik’te artan askeri tehdidine karşı önümüzdeki 18 ila 24 ay içinde yüzlerce küçük, nispeten ucuz insansız hava aracı (İHA) ve İDA konuşlandırmak üzere ‘replicator’ adında bir girişim başlattıklarını duyurması Pentagon'un niyetinin bir işareti olarak görüldü.

Aralarında donanma subayları, Pentagon yetkilileri ve İDA üreten şirketlerin yöneticilerinin de bulunduğu, ABD'nin İDA planları hakkında doğrudan bilgi sahibi olan onlarca kişiyle yapılan görüşmeler sonucu alınan karar, ABD Donanması'nın deniz savaşlarının geleceğinde etkili olduğuna dair defalarca yapılan uyarılara rağmen İDA’lardan oluşan bir filo kurma konusunda yıllardır gösterdiği isteksizliğin üstünü örttü.

ABD Donanması’ndan iki kaynak ve denizcilik sektöründe faaliyet gösteren üç şirket yöneticisi, İDA filosu oluşturmanın önündeki en büyük engelin Pentagon’un bütçesinde geleneksel savunma sanayi üreticileri tarafından inşa edilen büyük gemilere ve denizaltılara öncelik verilmesi yönündeki eğilim olduğunu söyledi.

ABD Donanması'na WAM-V model İDA’lar tedarik eden New Jersey merkezli Ocean Power Technologies (OPT) şirketinin CEO'su Philipp Stratmann, Washington’daki karar mercilerine atıfla, “Bir noktada Washington sorunuyla karşı karşıya kalacaksınız” dedi.

Stratmann, sözlerini şöyle sürdürdü:

En iyi lobicilerin olduğu ve Pentagon’daki para akışının ve sözleşmelerin nasıl yapıldığını tam olarak bilen bir savunma sanayi ittifakı olduğu gerçeğiyle yüzleşeceksiniz.

ABD Donanması’ndan bir sözcü, Merkez Komutanlığı’nın donanma komutanlarından aldığı mesajlara atıfla ‘filoların talepleri doğrultusunda deniz yeteneklerini geliştirdiklerini’ söyledi.

Sözcü, Donanmanın bu yıl küçük ve orta ölçekli insansız araçlar için 172 milyon dolarlık bir bütçeye ayırdığını ve bu rakamın önümüzdeki yıl 101,8 milyon dolara düşeceğini açıkladı. Bu rakam, ABD Başkanı Joe Biden yönetiminin 2025 yılı için Donanmaya ayırdığı 63 milyar dolarlık bütçenin çok küçük bir kısmını oluşturuyor.

İDA’lar, füzelerle donatılmış hızlı botlardan, deniz mayınlarını imhaya yönelik küçük denizaltılara, yüksek çözünürlüklü casus kameralar, su altı sensörleri ve düşman gemilerine uyarı vermek için kullanılan hoparlörlerle donatılmış güneş enerjili yelkenlilere kadar çeşitlilik gösteriyor.

Ancak konunun hassasiyeti nedeniyle isimlerinin açıklanmasını istemeyen ABD Donanması’ndan iki kaynak, Donanmanın son birkaç yıl içinde keşif görevlerinde kullandığında İDA’lar konusunda yeterli deneyime sahip olmadığını söyledi.

Kaynaklar, İDA'ları kullanacak ya da aracın kameraları ve sensörleri aracılığıyla gönderilen büyük miktardaki verileri analiz edecek yeterli sayıda deniz piyadesi olmadığını belirttiler.

Buna karşın ABD Donanması Sözcüsü, Donanmanın veri toplama ve analiz yeteneklerini geliştirdiğini açıkladı.

Pentagon Sözcüsü Pahon ise Pentagon’un ‘son üç yıldır İDA’ların kullanımı da dahil olmak üzere yenilikçi yöntemlere hız vermeye odaklandığını’ söyledi.

Bütçe bakımından birtakım zorluklarla karşı karşıya olduklarını itiraf eden Pahon, Pentagon'un ‘ölüm vadisini’ aşmak için yenilikçi yöntemler kullandığını da sözlerine ekledi. Ölüm vadisi ifadesi, yeni araçların topluca satın alınmasına karar verilene kadar geçtiği zorlu onay sürecini tanımlamak için kullanılıyor.

Replicator Programı Girişimi

Pahon’un yenilikçi yöntemlere verdiği örneklerden biri, bürokrasiyi aşmak ve binlerce ucuz maliyetli İHA ve İDA'nın konuşlandırılmasını hızlandırmak için tasarlanmış, yılda 500 milyon dolarlık kısa vadeli bir proje olan Replicator Programı’ydı.

Girişim, ağustos ayında başlatıldığında Savunma Bakan Yardımcısı Hicks yaptığı açıklamada, insansız araçlar, Çin'in Asya-Pasifik bölgesinde hızla büyüyen hava ve deniz gücüyle rekabet için kullanılacak. Hicks, Replicator Programı’nın temelde Pentagon'un mevcut bütçesinden yeniden tahsis edilen fonlarla finanse edildiğini de sözlerime ekledi.

Pentagon, girişim çerçevesinde geçtiğimiz ocak ayında özel şirketlere Donanma için küçük İDA’lar üretmeleri talebinde bulunurken teslimatları 2025 yılının nisan ayında başlamak üzere yılda 120 adete kadar üretim yapılmasını istedi.

ABD'nin en büyük askeri gemi üreticisi Huntington Ingalls Industries'in Görev Teknolojileri Başkanı Duane Fotheringham, Pentagon ve Donanma'nın İDA'ların konuşlandırılmasını hızlandırma ‘niyeti’ olduğunu, ancak savunma sanayinin de savunma bütçesinde uzun vadeli finansman görmek istediğini söyledi. Fotheringham, “Bir talep olduğuna dair sinyaller görüyoruz, ama bu talebin ne olduğunu ve ne zaman hazır olacağını anlamak için hep birlikte çok yakın bir iş birliği içinde çalışmamız gerekiyor” yorumunda bulundu.

Donanma ve Pentagon ile sözleşmeleri olan kaynaklara göre her biri 1 milyon ile 3 milyon dolar arasında bir maliyete sahip olan İDA'lar, yeni bir fırkateyn sınıfı gibi birçok büyük geleneksel gemi inşası projesinin planlanandan yıllarca geride kalmış olması nedeniyle Donanmanın filosunu genişletmek için ucuz ve nispeten hızlı bir yol sunuyor.

ABD, gerçek savaş senaryolarında robotik gemilerin kullanımını test etse de en acil kullanım alanları, insanlı deniz filoları için çok pahalı ve çok sayıda olan görevler olmaya devam ediyor.

İDA üreticisi dört şirket, söz konusu görevler arasında deniz gözetimi, deniz mayınlarının yer tespiti ve doğalgaz boru hatları ve fiber optik kablolar gibi kritik denizaltı altyapısının korunmasının yer aldığını belirtti.

ABD Donanması İnsansız Araçlar danışmanı ve Washington merkezli düşünce kuruluşu Hudson Enstitüsü'nde araştırmacı olan Brian Clark, bu küçük boyutlu insansız araçların uçak gemileri ve denizaltılar gibi pahalı insanlı araçlar için bir kalkan görevi görebileceğini ve Çin'in Tayvan'ı işgal etmeye çalışması durumunda asker taşıyan gemileri durdurabileceğini söyledi.

ABD Donanması’nın okyanus yüzeyinde kullanılmak üzere 100 ve su altında kullanmak üzere 100 olmak üzere küçük İDA’lara sahip olduğunu tahmin eden Clark, Çin’in de benzer miktarda insansız araca sahip olduğunu ve sayılarının hızla arttığını belirtti. ABD Donanması Sözcüsü ise aktif hizmetteki insansız araçların sayısı hakkında yorum yapmaktan kaçındı.

Clark, sözlerini şöyle sürdürdü:

Ukrayna, İDA’ların ne kadar etkili olduklarını ve mevcut operasyonlarda nasıl kullanılabileceklerini gösterdi. ABD Donanması'nın bundan ders çıkarması ve İDA’ları sahada kullanmak üzere derhal donatması gerekiyor.

ABD’nin Bahreyn'de konuşlu 5. Filosu, Görev Gücü 59 (TF-59) öncülüğünde üç yıldır İDA’ları test ediyor.

Projede, Lockheed Martin ve Huntington Ingalls Industries gibi savunma sanayinin ağır topları tarafından desteklenenlerin yanı sıra yeni kurulan şirketler de dahil olmak üzere özel şirketler tarafından üretilen İDA’lar kullanıldı.

TF-59’un Komutanı Tuğamiral Colin Corridan, “Kızıldeniz'deki durum TF-59’un çalışmalarını daha da acil hale getiriyor. Husilerin davranışlarını ele almaya yardımcı olacak çözümler bulmayı sabırsızlıkla bekliyoruz” açıklamasında bulundu.

Roketlerin test edilmesi

ABD Donanması, geçtiğimiz ekim ayında Arap Yarımadası’da yüksek hızlı bir İDA’dan ilk gerçek füze atışı denemesini gerçekleştirdi.

Donanma tarafından bir video ile birlikte yapılan açıklamaya göre Florida merkezli Maritime Tactical Systems (MARTAC) tarafından üretilen Devil Ray T38 model bir İDA, kıyıda komut veren bir operatörün gözetiminde hedef tekneyi imha etmek üzere minyatür bir füze sistemini başarıyla fırlattı.

MARTAC Pazarlama Müdürü Stephen Ferretti, operasyonla ilgili soruları yanıtlamaktan kaçınarak sorunların muhatabı olarak Donanma'ya işaret etti.

ABD Donanması’nın İDA kullanımı geçtiğimiz yıl Orta Amerika'da konuşlu 4. Filosu'na kadar genişletildi. İDA’lar, Orta Amerika ülkelerinden Haiti'nin kuzey kıyılarında insan kaçakçılığıyla mücadelede kullanıldı.

Bu alanda faaliyet gösteren şirketlerden biri de Saildrone. Kaliforniya merkezli şirket, kameralar ve sensörler kullanarak görüntü ve veri toplayan rüzgar, güneş ve benzinle çalışan İDA'lar üretiyor.

Washington'un finansman politikasıyla ilgili engellerin üstesinden gelen Saildrone, kendi araçlarını kullanıyor, bakımını yapıyor ve topladığı veriler için bir hizmet bedeli alıyor. Bu sayede Donanma, İDA’ların kullanım bedelini İDA satın alma bütçesinden değil, operasyonel giderler için ayrılan bütçeden karşılayabiliyor.

Saildrone, geçtiğimiz mart ayında ABD Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Lisa Franchetti’nin de katıldığı bir etkinlikte ABD ordusuna özel üretilen en büyük aracı Surveyor'u tanıttı.

Saildrone’un kurucusu ve CEO’su Richard Jenkins, Sahil Güvenlik ve Okyanus Araştırmaları Dairesi'ne hizmet veren şirketinin 130 araçlık bir filosu olduğunu ve her ay daha fazlasını ürettiğini açıkladı.

Saildrone’un ABD Donanması’ndan ne kadar ücret talep ettiği konusunda yorum yapmaktan kaçınan Jenkins, “Şu anda talebi karşılamakta zorlanıyoruz” dedi.

Ocean Aero Şirketi ise sensörler kullanarak veri toplayan ve deniz mayını taraması için hem su yüzeyinde hem su altında gidebilen Triton adlı bir İDA modeli üzerinde çalışıyor.

Lockheed Martin tarafından desteklenen şirket, geçtiğimiz ekim ayında Mississippi eyaletinin Gulfport şehrinde yılda 150 Triton üretme kapasitesine sahip 63 bin metrekarelik bir üretim tesisi kurdu.

Lockheed Martin, şirketin çalışmalarıyla ilgili yorum talebine yanıt vermedi.

Huntington Ingalls Industries, geçtiğimiz ekim ayında ABD Donanması'nın Lionfish Programı için dokuz adet küçük boyutlu sualtında gidebilen İDA üretmek üzere bir sözleşme imzaladı. Önümüzdeki beş yıl içinde bu sayının 200'e çıkması bekleniyor. Sözleşmenin toplam değeri 347 milyon dolara kadar çıkabilir, ancak kesinleşmiş değil.

ABD ve Çin'in nüfuz ve kontrol için rekabet ettiği Hint-Pasifik bölgesine odaklanan Lionfish Programı, Huntington Ingalls Industries'in mürettebatlı bir gemi ya da denizaltıdan torpido fırlatılabilen, deniz mayını taraması yapabilen ve sualtında gidebilen bir İDA modeli olan Remus 300'ü temel alıyor.

Tüm bu programların Pentagon'un İDA’lar konuşlandırmak için daha hızlı hareket etmeye çalıştığının kanıtı olduğunu söyleyen Pentagon Sözcüsü Pahon, “Bir adım önde olmak için ilerlemeye devam etmemiz gerektiğini biliyoruz” ifadelerini kullandı.



Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!
TT

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump'ın son Grönland hamlesi kafa karıştırdı: Yolda!

Trump, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Grönland'a hastane gemisi göndereceğini duyurdu (Reuters)

Ancak adanın neden böyle bir gemiye ihtiyaç duyduğu, Trump'ın hangi gemiyi ne zaman göndereceği belirsiz.

Başkan, duyurusunu cumartesi akşamı, Beyaz Saray'da valiler için akşam yemeği düzenlemeden kısa süre önce Truth Social hesabından paylaştı. Trump, geçen yılın sonlarında Grönland'a ABD özel elçisi olarak atadığı Louisiana'nın Cumhuriyetçi valisi Jeff Landry'yle birlikte çalıştığını belirtti.

Trump, Truth Social'da şöyle yazdı:

Louisiana'nın harika valisi Jeff Landry'yle birlikte, orada hasta ve bakıma muhtaç birçok insanın bakımını üstlenecek büyük bir hastane gemisini Grönland'a göndereceğiz. Yolda!!!

Başkanın paylaşımında, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi de vardı. Geminin ne zaman varacağı veya ne kadar süre kalacağı konusunda bilgi vermedi. Trump'ın bu kararına neyin sebep olduğu da belirsiz. Grönland hükümeti sakinlerine ücretsiz sağlık hizmeti sağlıyor.
 

Görsel kaldırıldı.
Başkan Donald Trump'ın Truth Social'daki duyurusunda, ABD Donanması'nda faaliyet gösteren iki hastane gemisinden biri olan USNS Mercy'nin resmi yer aldı (Donald Trump/Truth Social)

Donanma takip sistemlerine göre USNS Mercy ve kardeş gemisi USNS Comfort, Alabama eyaletinin Mobile kentinde demirli durumda.

The Independent, Beyaz Saray, ABD Savunma Bakanlığı ve Landry'nin ofisinden daha fazla bilgi talep etti.

Reuters'a göre, duyuru ayrıca Danimarka'nın Ortak Arktik Komutanlığı'nın Grönland sularında ABD denizaltısından bir mürettebat üyesini tahliye etmesinden saatler sonra geldi. Yetkililer, mürettebat üyesinin acil tıbbi müdahaleye ihtiyaç duyduğunu söyledi.

ABD Donanması denizcisi, görevinden ayrılan ve Grönland'ın Nuuk kentinden yaklaşık 13 km açıkta yüzeye çıkan nükleer denizaltıdan tıbbi sebeple tahliye edilmek zorunda kaldı.

Landry, Trump'ın duyurusunu X'te yeniden paylaşarak, "Teşekkürler Başkan @realDonaldTrump! Bu önemli konuda sizinle çalışmaktan gurur duyuyorum!" diye yazdı.

Önde gelen Grönlandlı aktivist Orla Joelsen, Trump'ın duyurusuna X'te "Hayır teşekkürler!!!" diye tepki gösterdi.

"Biz Grönlandlılar sağlıklı ve iyi durumdayız, nesillerdir nüfusumuzu güçlü tutan vitamin ve besin açısından zengin fok yağı da dahil kendi geleneksel yiyeceklerimizle besleniyoruz" dedi.

Trump ve müttefikleri, ulusal güvenlik amacıyla ABD'nin Danimarka'nın özerk bölgesi Grönland'ı satın alması gerektiğini defalarca savundu. Öte yandan Grönlandlı yetkililer adanın satılık olmadığını ve Danimarka'nın bir bölgesi olarak kalması gerektiğinde ısrar ediyor.

Geçen ayın sonlarında Trump, Grönland konusunda "gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini" duyurmuştu.

Truth Social'da, "NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'yle yaptığım çok verimli görüşmeye dayanarak, Grönland ve aslında tüm Arktik Bölgesi'yle ilgili gelecekteki bir anlaşmanın çerçevesini oluşturduk" diye yazmıştı.

Trump'ın Grönland'a yönelik çabalarının birçok Amerikalı arasında popüler olmadığı anlaşılıyor. Bu ay yayımlanan AP-NORC anketine göre ABD'li yetişkinlerin yüzde 72'si Trump'ın Grönland'ı ele alma biçimini onaylamazken, sadece yüzde 24'ü onaylıyor.

Independent Türkçe


Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
TT

Umman Dışişleri Bakanı: ABD–İran müzakereleri Perşembe günü Cenevre’de yapılacak

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)
Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi (sağda), İran-ABD müzakereleri öncesinde Maskat’ta düzenlenen toplantıda ABD Başkanı’nın özel temsilcisi Steve Witkoff (ortada) ve Jared Kushner’i (solda) karşılıyor – Maskat, 6 Şubat 2026 (EPA)

Umman Dışişleri Bakanı Bedr el-Busaidi, ABD ile İran arasındaki yeni müzakere turunun önümüzdeki Perşembe günü Cenevre’de yapılmasına karar verildiğini açıkladı. Busaidi, nihai bir anlaşmaya varılması amacıyla “ilave çaba gösterilmesi için olumlu bir ivme” bulunduğunu belirtti.

Umman’dan gelen bu teyit, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin bugün (Pazar) yaptığı açıklamanın ardından geldi. Arakçi, ABD’nin özel temsilcisi Steve Witkoff ile Perşembe günü Cenevre’de görüşmesinin muhtemel olduğunu söyledi ve Tahran’ın nükleer programına ilişkin diplomatik bir çözüme ulaşılması için hâlâ “iyi bir fırsat” bulunduğunu ifade etti.

Arakçi bu açıklamaları, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik olası askeri saldırı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde, CBS News kanalına verdiği mülakatta yaptı.

Başkan Trump’ın özel temsilcisi Witkoff ise, İran’ın bugüne kadar neden “teslim olmadığını” ya da nükleer programını sınırlamayı kabul etmediğini başkanın sorguladığını söyledi. Washington’ın Ortadoğu’daki askeri kapasitesini artırmayı sürdürdüğü bir süreçte bu değerlendirmelerin yapıldığını kaydetti.

Witkoff, dün (Cumartesi) , Fox News’te yayımlanan ve başkanın gelini tarafından sunulan “My View with Lara Trump” programında şu ifadeleri kullandı: “Onu (Trump’ı) ‘hayal kırıklığına uğramış’ olarak tanımlamak istemem; çünkü önünde çok sayıda seçenek olduğunu biliyor. Ancak neden onların... ‘teslim oldular’ kelimesini kullanmak istemem ama neden teslim olmadıklarını soruyor. Bu baskılar altında ve orada bu kadar büyük bir deniz gücü varken neden bize gelip ‘Nükleer silah istemediğimizi ilan ediyoruz ve atmaya hazır olduğumuz adımlar şunlardır’ demediler?... Buna rağmen onları o aşamaya getirmek bir şekilde zor.”

Trump, Orta Doğu’da büyük çaplı bir askeri yığınak talimatı vermiş ve haftalar sürebilecek bir hava saldırısı ihtimaline karşı hazırlık yapılmasını istemişti. Tahran ise saldırıya uğraması hâlinde bölgedeki Amerikan üslerini vurmakla tehdit etmişti.

Tekrarlanan yalanlama

ABD, İran’dan Washington’a göre bomba yapımında kullanılabilecek zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmesini, Ortadoğu’daki silahlı gruplara desteğini durdurmasını ve füze programına kısıtlamalar getirilmesini kabul etmesini talep ediyor.

Tahran ise nükleer programının barışçıl olduğunu vurguluyor. Bununla birlikte, mali yaptırımların kaldırılması karşılığında programa bazı kısıtlamalar getirilmesini kabul edebileceğini belirtiyor; ancak nükleer dosyanın füze programı ya da silahlı gruplara destek gibi diğer başlıklarla ilişkilendirilmesini reddediyor.

Witkoff, “Uranyumu sivil nükleer enerji için gerekli seviyenin çok üzerinde zenginleştirdiler. Saflık oranı yüzde 60’a ulaşıyor... ve muhtemelen bomba yapımına uygun endüstriyel düzeyde malzemeye sahip olmaya sadece bir hafta uzaktalar. Bu gerçekten tehlikeli” dedi.

Öte yandan, üst düzey bir İranlı yetkili bugün (Pazar) Reuters ajansına yaptığı açıklamada, Tahran ile Washington arasında yaptırımların hafifletilmesinin mekanizması ve kapsamı konusunda görüş ayrılıklarının sürdüğünü söyledi.


Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
TT

Pakistan aracılığıyla Çin ve İran ile diyalog: Orta güç perspektifi

Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)
Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar ve İranlı mevkidaşı Abbas Arakçi, İslamabad'daki Dışişleri Bakanlığı'ndaki toplantı sırasında, 2 Ağustos 2025 (AFP)

Kemal Allam

Financial Times, yıllık yıl sonu değerlendirme serisi kapsamında, 2026 yılının İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en büyük belirsizlikle başladığını ve orta güçlerin önümüzdeki dönemde küresel düzeni ya pekiştirmede ya da zayıflatmada belirleyici faktör olabileceğini yazdı. Habere  göre, şaşırtıcı bir şekilde, Pakistan’ın adı, Amerikan hegemonyasını öngören “Donroe Doktrini”nde şimdiye kadarki en büyük kazanan olarak anılıyor. Pakistan, Beyaz Saray ziyaretlerinden Gazze barış planına kadar Donald Trump'ın çevresinde önemli bir yer edinmeyi açıkça başardı.

Ancak, Ortadoğu'ya askeri ve güvenlik tedarikçisi olarak geleneksel rolünün yanı sıra, Pakistan, İran gibi karmaşık çatışmalarda köprü görevi görmesi ve Çin ile ABD gibi daha büyük güçler arasında daha yakın bağlar kurması gereken bir orta güç olarak yeniden öne çıktı. Pakistan, daha önce, Nixon döneminde de ABD ve Çin arasındaki ilk diplomatik görüşmeye arabuluculuk yapmıştı. Bugün, on yıllık diplomatik boşluğun ardından, Pakistan, İran ile gizli görüşmeler yürütebilen ve Çin ile ortaklığı aracılığıyla bölgedeki askeri dengeyi yeniden ayarlayabilen bir güç olarak yeniden öne çıktı.

Trump'ın İran sorununu çözmek için Pakistan'a güvenmesi

Trump'ın ikinci başkanlığının başlangıcında, geçmiş dönemde Hindistan ile yakın ilişkisi ve Hindistan'ı Çin'e karşı tercih edilen stratejik ortak olarak görmesi nedeniyle Pakistan'da önemli bir belirsizlik hakim oldu. Ancak, görevdeki ilk yılından sonra Pakistan, sadece bölgede değil, küresel ölçekte de Trump'ın favorilerinden biri olarak görülmeye başladı. İsrail ve İran arasında yazın yaşanan 12 günlük savaş sırasında, Mareşal Asım Münir'in başkent Washington ve Langley'in koridorlarında neredeyse bir hafta boyunca bulunması tesadüf değildi. Dönemin Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral Michael Eric Kurilla'nın Pakistan'ı terörizm ile mücadelede bir ortak olarak savunması da pek çok kişiyi şaşırttı. Zira bu açıklama, Kongre'nin önde gelen üyelerinin, Senato'nun ve generallerin Pakistan'ı sürekli olarak terörizmi destekleyen bir devlet olarak nitelendirdiği on yıllık bir dönemle çelişiyordu. Peki ne değişti?

Birincisi, Kurilla, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi, Washington'un istenmeyen saydığı ve ABD'nin doğrudan, en azından kamuoyu önünde, ilişki kuramadığı rejimlerle Pakistan'ın ilişki kurma yeteneğine yeniden güvenmeye başladı. İsrail-İran çatışması sırasında, ABD İran nükleer tesislerini vurduktan sonra, Pakistan gerilimin daha fazla yükselmesinin sonuçlarını hafifletmede sessiz, perde arkası bir rol oynadı. Pakistan, Tahran ve Washington arasında mesajları taşımakla kalmadı, aynı zamanda Trump'a İran’a nasıl davranması gerektiği konusunda doğrudan tavsiyelerde de bulundu. Nitekim Trump, Asım Münir ile yaptığı ve ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının yankılarını kontrol altına alma stratejisinin ele alındığı görüşmenin ardından, “Pakistan İran'ı çoğu ülkeden daha iyi tanıyor” açıklamasını yaptı. Bu, Trump'ın ilk döneminde Irak'ta Kasım Süleymani'nin öldürülmesiyle sonuçlanan önceki hamlesinden sonra yaşananları hatırlattı. O zaman, 2020'de de suikasttan sonra ilk olarak dönemin Pakistan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kamar Cavid Bacva ile telefonla görüşmüştü.

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor, ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor

Bunu anlamanın kilit noktası, Pakistan'ın, İsviçre, Katar, Umman ve İran görüşmelerindeki diğer bazı arabuluculardan farklı olarak, İran ile uzun bir sınıra sahip olması ve İran ile sürekli gerilimler yaşamasıdır. İranlılar, tam ölçekli bir çatışma durumunda Pakistan'ın kendileri için gerçek bir tehdit oluşturduğunun ve tüm Körfez ülkelerinin Pakistan'ın arkasında duracağının farkındalar. Daha önce yine el-Mecelle’de, İran ve Pakistan'ın, açık ve tam ölçekli bir çatışmayı önlemesi gereken dini, kültürel ve dilsel bağlara rağmen, açıkça duyurulmamış bir istihbarat ve vekalet savaşı içinde olduklarını yazmıştım. Süleymani sık sık Pakistan ile açık savaş tehdidinde bulunmuştu ve İsrail ile Amerika Birleşik Devletleri'nin yanı sıra, İran'a hava saldırıları düzenleyen tek ülke Pakistan'dır. Bu durum, Pakistan'ı İran’a karşı havuç-sopa yaklaşımını uygulamak için önemli bir arka kapı haline getiriyor.

Mevcut Maskat görüşmelerinin nereye varacağını, Trump'ın İran'a saldırıp saldırmayacağını veya gerilimi azaltıp azaltmayacağını bilmesek de, Pakistan'ın rolü önemli olmaya devam ediyor. ABD, çatışma tırmandığında Beluç sınırının tarihi ve Pakistanlı Şiilerin devlete karşı kullanılması nedeniyle İran’ın Pakistan ile de ters düşebileceğinin farkında olarak kendisine mesajlar gönderebilir. İran, geçtiğimiz yaz yaşanan 12 günlük savaş sırasında ve protestoların başlamasından bu yana yaşanan son gerilimlerde Pakistan'ın gerilimi azaltmadaki rolü için de kamuoyu önünde kendisine teşekkür etti.

dvbfrg
Çin'in doğusundaki Shandong eyaletinin Qingdao kentinde Şanghay İşbirliği Örgütü üye devletlerinin savunma bakanlarının çektirdiği toplu fotoğraf, 26 Haziran 2025 (AFP)

Pakistan, ABD ve Körfez ülkeleri gibi, İran'ın bölgeye yönelik niyetlerine güvenmiyor. Ancak Suudi Arabistan ve Türkiye ile birlikte bir rejim değişikliği de istemiyor. Bu da onu aradaki uçurumu kapatmada önemli bir oyuncu haline getiriyor. Pakistan’ın kendisi de nükleer güç olma yolunda benzer bir süreçten geçti ve nükleer meselede nasıl başarılı bir şekilde müzakere edeceğini biliyor. Askeri kapasiteye dayanma gücü olmadığında müzakerelerin ne kadar sınırlı olabileceğini biliyor. Pakistan ayrıca, Çin’in dünyadaki en yakın diplomatik ve askeri müttefiki olma avantajına da sahip.

Çin ve etkiyi kullanma sanatı

Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger ve Başkan Richard Nixon'ın Pakistan aracılığıyla Çin ile yaptıkları görüşmeler ve gerçekleştirdikleri ziyaretler, İslamabad’ın eski Amerikan ulusal güvenlik uzmanlarının uzun zamandır minnettar olduğu önemli bir köprü olmasına olanak tanıdı. Pervez Müşerref dönemine kadar Pakistan, Çin ve ABD'nin kendi nüfuz alanlarındaki dengeleyici rolünde denklik konumunu korudu. Yine Müşerref dönemine kadar Pakistan ordusu, F-16 savaş uçaklarından Bell AH-1 Cobra saldırı helikopterlerine kadar neredeyse tamamen Amerikan kaynaklı ekipmanlara güveniyordu.

Çin'in etkisi, İslamabad'ı bir dönem Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi

Ancak bu değişim daha sonra gerçekleşti ve Pakistan, Çin'in en yeni savaş uçakları ve füze teknolojilerini paylaştığı dünyadaki tek ordu haline geldi; bu da geçen yılki kısa savaşta Hindistan'a karşı üstün gelmesine yardımcı oldu. Böylece Çin, en yeni ekipmanlarını test etmek için Pakistan’ı kullanmaya başladı ve bunları Hint güçlerine karşı ve Pakistan'ın İran ile olan birkaç sınır çatışmasında test etti. Bu durum Pakistan'ı, Çin'in nasıl düşündüğünü ve gelecekteki savaşlara nasıl hazırlandığını anlamada ABD için bir kez daha vazgeçilmez bir ortak haline getiriyor. Dünyada hiçbir ordu, Pakistan ordusu gibi bir yandan Trump ile doğrudan ve hızlı iletişim kurma yeteneğine, diğer yandan da Çin ile en yakın askeri ittifaka sahip değil. Pakistan ayrıca tarihsel olarak Çin'in hem Türkiye hem de Suudi Arabistan ile olan ilişkisinde de bağlantı noktası görevi

Türkiye'nin önde gelen askeri stratejistlerinden ve Erdoğan'a yakın isimlerden sayılan Türk Amiral Cihat Yaycı, Pakistan'ın Soğuk Savaş sırasında Çin'in yükselişinde çok önemli bir rol oynadığını ve 1980'lerde ABD, Türkiye ve Suudi Arabistan ile olan ilişkilerini kullanarak bu tarafları Çin'e yaklaştırdığını düşünüyor. Yaycı ayrıca, kıdemli bir Türk subayı olarak, Çin'in kendisini Pakistan'ın en yakın müttefiki olarak nasıl gösterdiğine ve bunun Ankara'yı Uygur sorunu nedeniyle aralarında gerilim tırmandığında Pekin ile açılıma nasıl ittiğine bizzat şahit olduğunu belirtiyor. Bu Çin etkisi, İslamabad'ı bir zamanlar Pekin'e karşı yanlış tarafta duran birçok güç için bir köprü kurucu haline getirdi. Hudson Enstitüsü de yakın zamanda aynı konuyu, yani Çin'in Pakistan'ı Batı ve Avrasya arasındaki güç dengesini yeniden şekillendirmek için nasıl kullandığını gündeme getirdi.

Elbette Pakistan'ın gücünün de sınırları var; kırılgan ekonomisi Suudi Arabistan, Çin, BAE ve ABD dahil olmak üzere bir dizi uluslararası hamisine dayanıyor. Bu geniş bağışçı havuzu, Pakistan’ı çıkarlarını dengeleyebilen ve herhangi bir tarafla ittifak kurma tuzağına düşmeden aralarında manevra yapabilen bir köprü görevi görmesini sağlıyor. Avrupa Birliği ve Latin Amerika'daki birçok ülke, Trump taraf seçmeleri için baskı yaptığında ABD-Çin çatışmasında bir denge kurmakta zorlanırken, Pakistan bir anlamda tam tersi bir yaklaşım benimsedi. Sıfır toplamlı bir oyun tuzağına düşmek yerine, başkaları tarafından kullanılan bir köprü haline geldi. Bu da onu hem İran hem de Çin ile konuşmak için uygun bir muhatap yapıyor.