Üniversite öğrencilerinin devriminin neden bir faydası yok?

Bunlar hükümetlerde çatırdamalara neden olan ancak onları deviremeyen veya yerine alternatif bir otorite getiremeyen hareketlerdir.

Danimarka’nın başkentindeki Kopenhag Üniversitesi kampüsünde bir öğrenci kampı, 6 Mayıs Pazartesi (Reuters)
Danimarka’nın başkentindeki Kopenhag Üniversitesi kampüsünde bir öğrenci kampı, 6 Mayıs Pazartesi (Reuters)
TT

Üniversite öğrencilerinin devriminin neden bir faydası yok?

Danimarka’nın başkentindeki Kopenhag Üniversitesi kampüsünde bir öğrenci kampı, 6 Mayıs Pazartesi (Reuters)
Danimarka’nın başkentindeki Kopenhag Üniversitesi kampüsünde bir öğrenci kampı, 6 Mayıs Pazartesi (Reuters)

Emced İskender

Amerikan üniversitelerindeki öğrenci protestoları, üniversite öğrencileri ve sendikaların "Beşinci Cumhuriyet"in kurucusu başkan Charles de Gaulle'ün temsil ettiği otoriteye karşı ayaklanmasıyla Fransa'yı sarsan ve başkanın istifasına yol açan "Mayıs 1968" olaylarını hatırlattı. O dönemde Fransız ayaklanması, Amerika Birleşik Devletleri'nde Vietnam'daki savaşa karşı çıkan bir gösteri dalgasıyla aynı zamana denk gelmişti. Pek çok Batılı ülkeye yayılan bu hareketten birkaç ay önce, tam olarak Ocak 1968'de “Prag Baharı” yaşanmıştı. Çekoslovakya, yörüngesindeki ülkelerde her türlü özgürlüğe düşman olan Sovyetler Birliği'nin pençesinden kurtulmayı talep eden bir halk hareketine sahne olmuştu. Batı demokrasilerinde gösterilere komünist partiler ile Avrupa ve Amerikan solu öncülük ediyordu. Prag Baharı’nda ise Çekoslovak Komünist Partisi Genel Sekreteri Alexander Dubček, halkın hoşnutsuzluğunu gidermek için ifade ve basın özgürlüğüne ilişkin reformlar uygulamaya çalışmış ve Komünist Partinin toplum üzerindeki vesayetini kaldırma sözü vermişti. Batı ülkelerindeki gösterilerin gürültüsü demokratik kurumların mekanizmaları tarafından kontrol altına alınırken, ​​Prag Baharı’nın tomurcuklarını ezmeyi Sovyet tankları üstlendi. Hayaller, 1989'da Berlin Duvarı'nın yıkılması ve Moskova'da komünizmin yıkılmasıyla gerçekleşen "Kadife Devrim"e kadar gömüldü.

Mevcut “üniversite devriminin” başlığı, İsrail'in Gazze savaşındaki vahşetini protesto etmek, Filistin halkıyla dayanışmak ve bağımsız bir Filistin devleti kurma ilkesini desteklemektir. Arap dünyasında da, farklı başlık ve sloganlarla da olsa, 1968 ve 2024 olaylarına eşlik eden benzer hadiseler bulmak mümkün. Ekim 2019'da Lübnan ve Irak'ta, yozlaşmış idareden kurtulma özlemi, rejimin yapısını değiştirme isteği taşıyan ve İran'ın iki ülkenin içişlerine müdahalesini kınayan geniş çaplı halk gösterileri patlak verdi. 1968, 2019 ve 2024 yıllarındaki tüm devrimlerin, bazı farklılıklarla da olsa, istenilen sonuçlara ulaşmadığı sonucuna varılabilir. Bunlar hükümetlerde çatırdamalara neden olan ancak onları deviremeyen, yerine alternatif bir otorite getiremeyen hareketlerdir. Nitekim Fransa'da de Gaulle istifa etti ama güvendiği yardımcısı Georges Pompidou başkanlık görevini üstlendi. ABD'de başkan Richard Nixon'ı deviren Vietnam Savaşı karşıtı gösteriler değil, "Watergate skandalı"ydı. Hem Lübnan hem de Irak’taki "Ekim Hareketi" belirli siyasi sonuçlar ile sınırlı kaldı ve bunlar da her iki ülkede "derin devlet" tarafından hızla çökertildi. Öte yandan, bugün dünyayı kasıp kavuran Amerikan “üniversite devrimi” ve Filistin yanlısı gösteriler de ne İsrail hükümetinin tutumunu değiştirdi ne de Washington'da bir dönüşüme neden olacak gibi görünüyor. Önümüzdeki Kasım ayında, ya polis gücüyle oturma eylemlerinin sona erdirilmesini haklı gören Joe Biden Beyaz Saray'da kalacak ya da Amerikan solunun muhalifi ve İsrail'in sonuna kadar destekçisi olan Donald Trump geri dönecek. Peki, yarım yüzyılı aşkın süredir "öğrencilerin ve değişimcilerin devrimleri" neden otoritelerin yapısında yalnızca çizikler ve dar gedikler bıraktı?

Bu "devrimler" fikri kaynaklardan yoksun değildi ve büyük filozoflar, düşünürler ve hükümetlerin kararlarını etkileyen ve kamuoyunu şekillendiren büyük bir uluslararası gazete grubu tarafından savunuluyordu. Başarısız olmalarının nedenlerine verilecek cevaplardan biri de söz konusu devrimlerin istikrarlı temellere sahip partiler oluşturamaması olabilir. Bu nedenle hızla kendilerinden daha fazla siyasi ve tarihsel meşruiyete, kendi örgütsel çerçeveleri içinde sembolleri ve liderleri yeniden üretmeye yönelik köklü mekanizmalara sahip olan partilerin elindeki kartlara dönüştüler. Lübnanlı akademisyen, siyasetçi ve diplomat Gassan Selame, gösteri yapan, "X" platformunda tweet atan ile sandığa oyunu atanın mutlaka aynı kişi olması gerekmediğini söylüyor. Selame'ya göre sosyal medya, toplumlara "yatay seferberlik" hastalığını bulaştırıyor ve bir yönetim programı oluşturmaktan veya yeni liderler yetiştirmekten aciz olduğu için de hayal kırıklığına ve kırgınlığa neden oluyor. Fransa'da "68 Mayıs"ın en önde gelen öğrenci devrimcilerinden biri, "anarşist-sosyalist" olmakla övünen Daniel Cohn-Bendit adında bir Alman Yahudisiydi. Bu hadiseler sırasında edindiği şöhret, bugünkü sosyal medya fenomenlerinin şöhretiyle eşdeğer olsa da bugün ondan geriye kalan tek şey “Kızıl Danny” lakabı ile daha sonra "nefret dolu bir provokasyon" olduğunu kabul ettiği, eşit olmayan erkek çocuklar ile cinsel ilişkiyi teşvik eden makalesidir.



Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
TT

Trump: İran'a karşı sınırlı bir saldırı düzenlemeyi değerlendiriyorum

Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)
Başkan Donald Trump, Beyaz Saray Devlet Yemek Salonu'nda Valiler Birliği ile yaptığı kahvaltıda konuşuyor (AP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün İran'a karşı sınırlı bir askeri saldırı düzenlemeyi düşündüğünü söyledi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

ABD ordusu, İran'a karşı birkaç hafta sürebilecek ve güvenlik tesislerinin yanı sıra nükleer altyapıyı da bombalamayı içerebilecek bir operasyona hazırlanıyor.

İran'ı nükleer programı konusunda anlaşmaya varmaya zorlamak için sınırlı bir saldırıyı düşünüp düşünmediği sorulduğunda, Beyaz Saray'da gazetecilere, "Sanırım bunu düşündüğümü söyleyebilirim" dedi.

Trump dün, İran'ın bir anlaşmaya varması için 10 ila 15 günlük bir sürenin "yeterli" olacağına inandığını söyledi. Ancak görüşmeler yıllardır tıkanmış durumda ve İran, füze programını kısıtlama ve silahlı gruplarla bağlarını koparma yönündeki daha geniş ABD ve İsrail taleplerini görüşmeyi reddediyor.

Şarku'l Avsat'ın Reuters'ten aktardığına göre iki ABD yetkilisi, İran'la ilgili ABD askeri planlamasının ileri bir aşamaya ulaştığını ve seçenekler arasında bireyleri hedef alan bir saldırı, hatta Trump'ın emriyle Tahran'da rejim değişikliğinin de yer aldığını söyledi. Bu askeri seçenekler, diplomatik çabaların başarısız olması durumunda ABD'nin İran'la ciddi bir çatışmaya hazırlandığının son göstergesi.

Son haftalarda yapılan dolaylı görüşmelerde çok az ilerleme kaydedildi ve taraflardan biri veya her ikisi bunu savaşa hazırlıkta geciktirme taktiği olarak kullanıyor olabilir.

İran, geçen yıl İsrail ve ABD'nin nükleer ve askeri tesislerini hedef alan 12 günlük saldırılarının yanı sıra ocak ayındaki kitlesel protestoların şiddetle bastırılmasının ardından, hiç olmadığı kadar savunmasız bir konumda bulunuyor.

 İran'ın BM Güvenlik Konseyi'ne dün yazdığı mektupta, BM Büyükelçisi Emir Said İrevani, ülkesinin "gerilim veya savaş aramadığını ve savaş başlatmayacağını", ancak herhangi bir ABD saldırganlığına "kararlı ve orantılı bir şekilde" karşılık vereceğini belirtti.

Şöyle devam etti: “Bu koşullar altında, bölgedeki tüm düşman üsleri, tesisleri ve varlıkları, İran'ın savunma yanıtı çerçevesinde meşru hedefler olarak kabul edilecektir.”

Bu haftanın başlarında İran, dünyanın ticareti yapılan petrolünün yaklaşık beşte birinin geçtiği Körfez'in dar su yolu olan Hürmüz Boğazı'nda gerçek mühimmatlı tatbikatlar gerçekleştirdi. Ülke içinde de gerilim artıyor; yas tutanlar, 40 gün önce güvenlik güçleri tarafından öldürülen protestocuları anmak için törenler düzenliyor ve bazı gösterilerde yetkililerin tehditlerine rağmen hükümet karşıtı sloganlar atılıyor.


İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
TT

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında gerçekleştirdiği bombalama operasyonu

İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)
İsrail'in ocak ayında Lübnan'ın güneyindeki Kanarit köyüne düzenlediği hava saldırısının yol açtığı hasar, 16 Şubat 2026 (AFP)

İsrail güçleri bu sabah erken saatlerde Lübnan'ın güneyindeki Adise kasabası yakınlarında bir bombalama operasyonu gerçekleştirdi.

Lübnan'ın resmi Ulusal Haber Ajansı'na göre, büyük patlama saat 02:20'de meydana geldi.

İsrail ile Lübnan Hizbullahı arasında, bir yıldan fazla süren ve partinin askeri ve liderlik altyapısına darbeler aldığı çatışmanın ardından, 27 Kasım'dan beri yürürlükte olan bir anlaşma bulunuyor.

Anlaşma, Lübnan ordusunun ve Lübnan'daki Birleşmiş Milletler Geçici Gücü'nün (UNIFIL) konuşlandırılmasının güçlendirilmesi karşılığında, Hizbullah savaşçılarının Litani Nehri'nin güneyindeki bölgeden (sınırdan yaklaşık 30 km uzaklıkta) çekilmesini ve askeri altyapısının tasfiye edilmesini öngörüyordu.

Anlaşma ayrıca İsrail'in savaş sırasında girdiği tüm bölgelerden çekilmesini de öngörüyordu. Bununla birlikte, İsrail sınırın her iki tarafını da izleyebilmek için beş yüksek noktada askeri varlığını sürdürdü. Ayrıca, askeri hedefler veya Hizbullah unsurları olduğunu iddia ettiği yerlere neredeyse her gün saldırılar düzenliyor ve güçleri buldozerle yıkım ve tahribat operasyonlarına devam ediyor.


ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
TT

ABD Adalet Bakanlığı genel merkezine Trump'ın posteri asıldı

İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)
İşçiler, Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan yeni bir pankartı, Washington’daki ABD Adalet Bakanlığı binasının cephesine yerleştiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafını taşıyan bir pankart, ABD Adalet Bakanlığı binasına asıldı. Bu adım, Trump’ın Washington’daki bir kuruma kimliğini yansıtma yönündeki son girişimi olarak değerlendiriliyor.

Mavi renkli pankart, dün (perşembe) binanın bir köşesindeki iki sütun arasına yerleştirildi. Pankartta “Amerika’yı Yeniden Güvenli Hale Getirelim” sloganı yer aldı.

Trump, geçen yıl Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana federal kurumlar üzerindeki varlığını ve nüfuzunu pekiştirmek için güçlü adımlar atıyor.

Trump, kültürel ve siyasi kurumları yeniden şekillendirirken kendisine yakın isimleri görevlendiriyor, önde gelen kurumların adlarını değiştiriyor ve geçmiş soruşturmalarla bağlantılı yetkilileri geri plana itiyor. Eleştirmenler ise bu adımların, siyasi iktidar ile normal şartlarda bağımsız olması gereken kamu görevleri arasındaki sınırları ortadan kaldırdığını savunuyor.

Geçen yıl Trump’ın fotoğrafını taşıyan pankartlar, ABD Çalışma Bakanlığı, ABD Tarım Bakanlığı ve Amerikan Barış Enstitüsü binalarına da asılmıştı.

Trump tarafından atanan bir yönetim kurulu, Aralık ayında John F. Kennedy Sahne Sanatları Merkezi’ne Trump adının eklenmesi yönünde oy kullandı. Ayrıca Washington’daki Amerikan Barış Enstitüsü binasına da Trump’ın adı verildi.

Son pankarta ilişkin soruları Beyaz Saray, Adalet Bakanlığı’na yönlendirdi. Bakanlık ise şu ana kadar yorum talebine yanıt vermedi.