Hamas yenilgiye uğratılabilir mi?

“Fikirler kurşun geçirmez değildir”

İllüstratör: Nash Weerasekera
İllüstratör: Nash Weerasekera
TT

Hamas yenilgiye uğratılabilir mi?

İllüstratör: Nash Weerasekera
İllüstratör: Nash Weerasekera

Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırısı ve buna karşılık olarak İsrail'in yürüttüğü yıkıcı savaş, bazılarını ‘ideolojilerin askeri olarak yenilgiye uğratılamayacağı’ düşüncesiyle Hamas'ı ortadan kaldırmanın mümkün olmadığı sonucuna götürdü. Öte yandan bazıları da askeri gücün, özellikle Gazze'de radikalleşmiş yeni bir neslin ortaya çıkması riski taşıdığını ve bunun da Hamas saflarına yeni katılımlar sağlayabileceğini savunuyor.

Her iki argüman da yanlıştır. Askeri güç bir ideolojiyi tamamen ortadan kaldırmasa da operasyonel kabiliyetlerini önemli ölçüde zayıflatarak o ideolojinin önemini azaltabilir. Hamas gibi gruplara karşı düzenlenen askeri operasyonların radikalleşmeye neden olduğu ve böylece bu tür grupların bünyesine yeni üye katıp güçlenmesine yol açtığı yönündeki diğer argüman ise genellikle insan eylemliliğinin önemini en aza indirgerken bireylerin ve toplulukların dış baskılardan ya da şiddet eylemlerinden bağımsız olarak seçim yapma ve hareket etme yeteneklerini göz ardı ediyor. Bu bakış açısı, silahlı çatışmanın uzun vadede olumlu sonuçlara yol açtığı geçmişteki vakaları görmezden gelme eğilimi gösteriyor.

Fikirler kurşun geçirmez midir?

“Fikirler kurşun geçirmezdir” sözü kulağa ikna edici gelebilir, ancak bu bir ‘aşırı basitleştirme’ örneğidir. Hamas'ınki de dahil olmak üzere tüm ideolojiler genellikle dirençli olmakla birlikte nadir durumlarda tamamen yok olurlar. Örneğin, askeri yenilgiye ve ahlaki itibar kaybına rağmen Nazilerin, El Kaide'nin ve DEAŞ’ın ideolojileri tamamen silinmedi. Bu ideolojilere tutunan örgüt üyeleri her zaman oldu ve yeniden ortaya çıkmalarını kolaylaştıracak şartlar yeniden olgunlaşabilir. Benzer şekilde Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan-ı Müslimin) gibi hareketler de defalarca kez ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Hamas’a yönelik askeri operasyonları bu tür yöntemlerin grubu tamamen ortadan kaldıramayacağı gerekçesiyle reddedenler gerçekçi olmayan bir başarı standardına bel bağlıyorlar.

Ancak bu durum, Hamas da dahil olmak üzere bu tür ideolojilerin ve örgütlerin, büyük tehditlerden - bazen tehlikeli, bazen de potansiyel olarak trajik olsa da - marjinal bir baş belasına dönüştürüldükleri ölçüde yeterince yenilgiye uğratılamayacakları anlamına gelmez. Hamas ve benzeri örgütleri etkili kılansa sadece benzersiz olmayan ideolojileri değil, bu ideolojiyi sürekli şiddet yoluyla operasyonel hale getirme becerileridir.

Hamas'ı siyasi ya da ekonomik teşviklerle başka yöne çekme, ılımlılaştırma ya da marjinalleştirmeye yönelik tüm girişimler her seferinde başarısızlıkla sonuçlandı.

Hamas siyasi gücünü öncelikle sürekli şiddete başvurma becerisi üzerinden inşa etti. Hatta popülaritesinin en zayıf olduğu 1990'lı yıllarda bile stratejik olarak şiddeti kullanması, o zamanlar Filistin'in kurtuluşu için yaygın olarak desteklenen barışçıl yaklaşımı bozdu ve kendisini siyasi bir alternatif olarak konumlandırmasını sağladı. O dönemden beri şiddet, Hamas'ın öncelikli stratejisi olmaya devam ediyor.

Hamas'ı siyasi ya da ekonomik teşviklerle başka yöne çekmeye, ılımlılaştırmaya ya da marjinalleştirmeye yönelik tüm girişimler her seferinde başarısızlıkla sonuçlandı. Bunun başlıca nedeni Hamas'ın vizyonuna göre şiddet kullanımının barış sürecini sabote etmekten 2007 yılında Gazze'nin kontrolünü ele geçirmeye kadar hedeflerine etkili bir şekilde ulaşmış olması. Bunun bir başka kanıtı da 7 Ekim'de yaşananlar. Hamas askeri yeteneklerini koruduğu sürece siyasi sonuçları etkileyebilecek önemli bir güç olmaya devam edecek. Hamas’la etkin bir şekilde mücadele edebilmek için şiddet uygulama kabiliyetinin elinden alınması, güç kullanımını gerektiren önemli bir ilk adımdır.

Savaş Hamas'a yeni üyelerin katılmasını sağladı

Askeri yaklaşımın ağır siyasi bedelleri olacağı şüphesiz. İsrail'in savaş sırasındaki aşırılıkları ve insani yardımların ulaştırılmasına getirdiği kısıtlamalar silinmez izler bırakacak ve savaşa ilk elden tanıklık eden Gazzeliler, yurttaşlarının çektiği acıları gören Filistinliler ve soydaşlarının uğradığı yıkımı gören Araplar bunun için uzun yıllar boyunca İsrail'i suçlayacaktır. İsrail'in İsrail'in Hamas'ın 7 Ekim'deki vahşi saldırısını asla tekrarlayamamasını sağlama hedefi ne kadar meşru olursa olsun ya da örneğin Hamas gibi kendi halkının hayatını hiçe sayan bir düşmana karşı meskun mahal savaşının karmaşıklığıyla ilgili olanlar gibi bazıları makul olsa bile sunduğu gerekçeler ne olursa olsun bu suçlamalar yapılması kaçınılmaz.

cdvfbrtghx
Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta devriye geziyor, 26 Ocak 2020 (Shutterstock)

Filistin ve İsrail toplumlarının birbirlerine güvenebilecekleri ve hatta yakın zamanda makul bir düzeyde bir arada yaşayabilecekleri yönündeki tüm hayaller - eğer elde edilebilirse - en iyi ihtimalle nesiller boyu sürecek bir çabanın sonucu olabilir. Bu, iki devletli bir çözüme asla ulaşılamayacak demek değilse de bu çözüm, iş birliğinden ziyade ayrılığa dayalı bir çözüm olabilir.

Gazze Savaşı gibi çatışmaların acı hatıraları zamanla soyutlaşmaya başlıyor ve bir neslin çıkardığı dersler bir sonraki nesil tarafından genellikle unutuluyor.

Ancak şu da bir gerçek ki Gazzeliler, Filistinliler ve Araplar, İsrail'e karşı ne tür duygular beslerse beslesinler, hiç kimsenin gelecekte böyle bir trajedinin tekrarlanmasını istemeyeceği kesin.

Her şey an meselesi

Sık sık dile getirildiği üzere askeri eylemler kalıcı ve sürdürülebilir sonuçlar üretemez. Bu düşünce, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana dünya genelinde varlığını sürdürüyor. Gazze Savaşı gibi çatışmaların acı hatıraları zamanla soyutlaşmaya başlıyor ve bir neslin çıkardığı dersler bir sonraki nesil tarafından genellikle unutuluyor. Ancak, kalıcı ve sürdürülebilir olamama durumu sadece askeri eylemlerin sonuçlarıyla sınırlı olmamakla birlikte - eğer varsa - kalıcı olan çok az şey vardır. Eğer politikalar kalıcılıklarına göre değerlendirilirse, çok azı zaman testinden geçebilecektir.

Ancak Hamas'ı askeri olarak yenmek çok önemli bir şeyi garanti edebilir. O da zaman. Zaman son derece önemlidir. Herhangi bir önemli siyasi, ekonomik ya da sivil reformu gerçekleştirmek için zamana ihtiyaç duyulur. Sadece askeri müdahalenin gerekli olup olmadığı değil, aynı zamanda bu müdahalenin sağlayacağı zamanın nasıl kullanılacağı da önemli bir soru.

fvbg
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus’ta bir askeri geçit töreni sırasında İzzeddin el-Kassam Tugayları savaşçıları (Shutterstock)

Bununla ilgili tarihte iki örnek var. Bunlardan birincisi -günümüz tartışmalarında sıkça duyulan- savaşın radikalleşmeye ve daha fazla huzursuzluğa yol açtığı Irak ve Filistin-İsrail çatışmasının farklı aşamalarının teşkil ettiği örnek olurken diğeri çatışmanın aşılarak istikrarlı ve huzurlu bir geleceğin kurulmasının mümkün olduğunu gösteren Almanya, Japonya, Güney Kore, Vietnam ve Ruanda gibi ülkelerin teşkil ettiği örnektir. Her ne kadar bu örnekler hatasız değil ve mükemmel bir tarihi analoji barındırmıyor olsa da her modelde temel ortak noktalar bulunuyor.

Birinci örnekte çatışmayı genellikle acıların artmasına ve işlevsizliğe yol açan kötü politikalar takip ediyor. Tıpkı Irak savaşı sonrasında görüldüğü gibi. Irak’ta savaş sonrası istikrarsızlık, yolsuzluk ve yönetim boşluğunun özellikle de artık önceki rejimler altında yaşamaya dair anıları olmayan gençler arasında radikalleşmeyi kolaylaştırdığı görüldü.

Filistin örneğinde, Hamas’ı ya da ideolojik olarak benzer bir şeyi destekleyenler her zaman olacaktır.

Buna karşın ikinci örnektekiler gibi öfkenin yerini umudun almasını sağlayan olumlu alternatifler ortaya çıktığı görüldü. Ulusal odak yeniden inşaya ve geleceğe yönelik hedeflere kaydıkça, geçmişteki acılar tamamen ortadan kalkmasa da daha az önemli hale gelir. Bu tür durumlarda, eski düşünceler ve geçmiş acılar devam etseler bile ülkelerin geleceğini belirleyemezler.

Hamas sonrası

Filistin örneğinde, Hamas'ı ya da onun ideolojik olarak bir başka benzerini destekleyenler her zaman olacağı şüphesiz. Zira siyasal İslamcılar Arap siyasetinin bir özelliğidir. Bununla ilgili olarak geçtiğimiz yüzyılı Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nı ortadan kaldırmaya çalışarak geçiren Arap ülkelerini düşünmemiz yeterli olur. Şiddet yanlısı uç radikal her toplumda vardır ve sürekli güvenlik, istihbarat ve aşırı durumlarda askeri müdahalede bulunulması gerekir. Bu açıdan bakıldığında Hamas'ın tamamen ortadan kaldırılıp kaldırılamayacağı sorusunun cevabı ‘hayır’ olacaktır.

dvfbg
Gazze'deki bir tüneli inceleyen bir İsrail askeri (Reuters)

Hamas'ı sadece ara sıra şiddet uygulayabilen, ama siyasi ve güvenlik ortamını değiştirmeye gücü yetmeyen marjinal bir fenomene dönüştürmek ulaşılabilir bir hedef olacaktır. Ancak bu, böyle bir hedefin kolayca ulaşılabilir olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü inandırıcı ve ikna edici bir alternatifin yaratılmasını gerekiyor.

Böyle bir alternatif yaratmak için birbiriyle ilişkili üç bileşene ihtiyaç var. Bunlardan ilki Hamas'ın yeniden yapılanmasını engellemek için savaş bittikten sonra da güvenlik önlemlerinin devam ettirilmesi. Açık olmak gerekirse Hamas'ın savaş öncesi gücüne dönmesine gerek yok. Sadece savaş sonrası çabaları bozmak için yeterli kapasiteyi yeniden inşa etmesi yeterli.

İkincisi olarak silahlı çatışmaların hemen ardından önemli iyileştirme ve yeniden inşa çabalarına girişilmeli. Üzüntü ve öfke ortadan kalkmayacaksa da elle tutulur bir değişim Gazze halkına hayatlarının parçalarını toplamaya başlayabileceklerinin sinyalini verebilir.

Üçüncüsü olarak ise Filistin Yönetimi'nin yeniden canlandırılması gerekiyor. Filistinlilerin çoğunluğu Filistin Yönetimi'ni gayrimeşru olarak gördüğü sürece Hamas kendisini tek geçerli alternatif olarak sunmaya devam edecektir. Filistin Yönetimi'nin yeniden canlandırılması içinse önce yolsuzluk ve kötü yönetim sorunlarının ele alınması gerekiyor. Filistinlilerin çoğunluğu Filistin Yönetimi liderlerini etkisiz hırsızlar olarak gördükleri sürece, Hamas'la mücadele için gereken inandırıcılığı kazanamayacakları kesin. Ancak daha da önemlisi, Filistin Yönetimi'nin temel önermesi olan diplomasinin Filistinliler için sonuç getirebileceği fikrinin onarılması gerekiyor. Bağımsız bir Filistin devleti kurulması için şu an fazla gerçekçi değilse bile Filistin Yönetimi, halkına bağımsızlık yolunda ilerlediğini gösterebilmeli.

Hamas'a karşı koymak için siyasi, diplomatik, idari ve ekonomik önlemlerin alınmasının yanı sıra Filistin Yönetimi, İsrail, Arap devletleri ve uluslararası toplum açısından önemli kararlar alınması ve eyleme geçilmesi gereken karmaşık ve çok yönlü bir yaklaşıma ihtiyaç var. Bu görev, doğası gereği zahmetli ve riskli olmasının yanında başarısızlık potansiyeli de taşıyor. Ancak Hamas askeri olarak etkisiz hale getirilmeden ve askeri yetenekleri azaltılmadan, altta yatan siyasi ve ekonomik meseleleri ele alan bu daha geniş stratejileri hayata geçirmek mümkün olmayacak. Bu adım atılmadığı takdirde zaten zor olan bu görev daha da imkansız hale gelecek.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



Trump, Japonya'nın Amerika Birleşik Devletleri'ne yapacağı ilk yatırım paketini açıkladı

Trump ve Takaichi, Tokyo'da nadir toprak minerallerinin "tedarikini güvence altına almak" amacıyla bir anlaşma imzaladıktan sonra (Arşiv- Reuters)
Trump ve Takaichi, Tokyo'da nadir toprak minerallerinin "tedarikini güvence altına almak" amacıyla bir anlaşma imzaladıktan sonra (Arşiv- Reuters)
TT

Trump, Japonya'nın Amerika Birleşik Devletleri'ne yapacağı ilk yatırım paketini açıkladı

Trump ve Takaichi, Tokyo'da nadir toprak minerallerinin "tedarikini güvence altına almak" amacıyla bir anlaşma imzaladıktan sonra (Arşiv- Reuters)
Trump ve Takaichi, Tokyo'da nadir toprak minerallerinin "tedarikini güvence altına almak" amacıyla bir anlaşma imzaladıktan sonra (Arşiv- Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, dün Japonya'nın enerji ve temel madenler projelerine yaptığı ilk yatırımları duyurdu. Bu açıklama, Başbakan Sanae Takaichi'nin ABD ziyaretinden önce iki ülke arasında ticaret anlaşmasının ilerletilmesi kapsamında yapıldı.

Trump, Truth Social platformundaki paylaşımında, "Japonya, Amerika Birleşik Devletleri'ne yatırım yapma taahhüdü olan 550 milyar dolarlık yatırımların ilk aşamasına resmi ve mali olarak adım atıyor" dedi. Bu yatırımların üç projeyi kapsadığını açıkladı: biri Teksas'ta petrol ve doğalgaz, diğeri Ohio'da elektrik üretimi ve üçüncüsü Georgia'da nadir toprak mineralleriyle ilgili.

12 Şubat'ta Japon basını, toplamda yaklaşık 40 milyar dolarlık bir yatırım için üç proje hakkında ileri düzeyde görüşmeler yapıldığını bildirmişti.

Trump, projelerin gümrük vergileri olmadan hayata geçmeyeceğini savundu. "Bu, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya için çok heyecan verici ve tarihi bir dönem" ifadesini kullandı.

İki ülke, temmuz ayı sonunda, ABD'nin ithal Japon mallarına %15 gümrük vergisi uygulayacağı ve karşılığında Japon şirketlerinin toplam 550 milyar dolarlık yatırım yapacağı bir ticaret anlaşması imzaladıklarını duyurmuştu.

Protokol, Japonya'nın Amerika Birleşik Devletleri'ndeki yatırımlarının nereye yönlendirileceğine ilişkin kararın Washington'a ait olduğunu öngörüyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre ortak bir Japon-Amerikan komitesi önerilen projeleri inceleyecek, ancak nihai karar Trump'a ait olacak.

Projeler seçildikten sonra, Tokyo'dan 45 gün içinde gerekli fonu sağlaması istenecek. Protokole göre, Japonya yatırımının değerini geri kazanana kadar, Japonlar ve Amerikalılar her projenin karını eşit olarak paylaşacaklar.


Ukrayna barışına ilişkin kritik müzakereler

Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)
Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)
TT

Ukrayna barışına ilişkin kritik müzakereler

Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)
Cenevre görüşmelerindeki Amerikan ekibi (AP)

Ukrayna barış görüşmeleri dün Cenevre'de başladı ve gözlemciler bu görüşmelerin, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan ve son dönemde üzerinde değişiklikler yapılan plana dayalı siyasi çözüm için temel bir çerçeve oluşturulması açısından çok önemli olacağını öngörüyor.

Bu, Rusya, Ukrayna ve Amerika Birleşik Devletleri'ni bir araya getiren üçüncü doğrudan müzakere turu. Daha önce Birleşik Arap Emirlikleri'nin başkenti Abu Dabi'de düzenlenen iki tur müzakere, çözümsüz kalan konularda görüşleri uzlaştırmada başarısız olmuştu.

Kremlin, erken tahminlerden kaçınılması gerektiğini belirterek, "Taraflar çarşamba günü (bugün) çalışmalarına devam edecekler" dedi.

Başkan Trump ise Kiev'i müzakereye ve "hızlı bir şekilde" anlaşmaya varmaya çağırdı.


85 ülke, İsrail'in Batı Şeria'da "genişleme" girişimlerini kınadı

İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)
TT

85 ülke, İsrail'in Batı Şeria'da "genişleme" girişimlerini kınadı

İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)
İşgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Hebron'da yerleşimcilere düzenlenen bir tur sırasında İsrail askerleri nöbet tutuyor (Reuters)

Birleşmiş Milletler'de 85 ülke, işgal altındaki Batı Şeria'da "yasadışı varlığını genişletmeyi" amaçlayan yeni önlemler aldığı gerekçesiyle dün İsrail'i ortak bir bildiriyle kınadı ve Filistin topraklarının ilhakının "demografik değişikliklere" yol açabileceği endişesini dile getirdi.

İsrail'in yerleşimcilerin arazi satın almasını kolaylaştıran önlemleri onaylamasından bir hafta sonra, İsrail hükümeti pazar günü, 1967'den beri işgal altında tuttuğu Batı Şeria'da arazi kayıt sürecini hızlandırmaya karar verdi.

Fransa, Çin, Suudi Arabistan ve Rusya da dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler'in 85 üye ülkesi ve Avrupa Birliği ve Arap Birliği gibi çok sayıda kuruluş, "İsrail'in Batı Şeria'daki yasadışı varlığını genişletmeyi amaçlayan tek taraflı karar ve eylemlerini" kınadı.

New York'ta yayınlanan açıklamada ülkeler, "bu kararların İsrail'in uluslararası hukuk kapsamındaki yükümlülükleriyle bağdaşmadığını ve derhal geri alınması gerektiğini" belirterek, her türlü ilhak biçimine kesin olarak karşı olduklarını ifade ettiler.

 Ayrıca, "her türlü ilhak biçimine şiddetle karşı olduklarını" yinelediler.

Açıklama şöyle devam etti: “1967’den beri işgal altında olan Filistin topraklarının, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere, demografik yapısını, karakterini ve yasal statüsünü değiştirmeyi amaçlayan tüm önlemleri reddettiğimizi yineliyoruz.”

“Bu politikalar uluslararası hukukun ihlalini teşkil etmekte, bölgede barış ve istikrarı sağlamaya yönelik devam eden çabaları baltalamakta ve çatışmayı sona erdirecek bir barış anlaşmasına ulaşma olasılığını tehdit etmektedir” uyarısında bulundu.

BM Genel Sekreteri António Guterres pazartesi günü İsrail'i "sadece istikrarsızlaştırıcı olmakla kalmayıp, Uluslararası Adalet Divanı'nın da teyit ettiği gibi yasadışı olan yeni önlemlerini derhal geri çekmeye" çağırdı.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre yerleşim faaliyetleri 1967'den bu yana tüm İsrail hükümetleri altında devam etti, ancak özellikle 7 Ekim 2023'te başlayan Gazze savaşından bu yana, İsrail tarihinin en sağcı hükümetlerinden biri olan Binyamin Netanyahu'nun mevcut hükümeti altında hızı önemli ölçüde arttı.

İsrail'in işgal edip ilhak ettiği Doğu Kudüs dışında, Batı Şeria'da yaklaşık üç milyon Filistinlinin arasında 500 binden fazla İsrailli yaşıyor ve bu yerleşim yerleri Birleşmiş Milletler tarafından uluslararası hukuka göre yasadışı kabul ediliyor.