Hamas yenilgiye uğratılabilir mi?

“Fikirler kurşun geçirmez değildir”

İllüstratör: Nash Weerasekera
İllüstratör: Nash Weerasekera
TT

Hamas yenilgiye uğratılabilir mi?

İllüstratör: Nash Weerasekera
İllüstratör: Nash Weerasekera

Hamas'ın 7 Ekim'deki saldırısı ve buna karşılık olarak İsrail'in yürüttüğü yıkıcı savaş, bazılarını ‘ideolojilerin askeri olarak yenilgiye uğratılamayacağı’ düşüncesiyle Hamas'ı ortadan kaldırmanın mümkün olmadığı sonucuna götürdü. Öte yandan bazıları da askeri gücün, özellikle Gazze'de radikalleşmiş yeni bir neslin ortaya çıkması riski taşıdığını ve bunun da Hamas saflarına yeni katılımlar sağlayabileceğini savunuyor.

Her iki argüman da yanlıştır. Askeri güç bir ideolojiyi tamamen ortadan kaldırmasa da operasyonel kabiliyetlerini önemli ölçüde zayıflatarak o ideolojinin önemini azaltabilir. Hamas gibi gruplara karşı düzenlenen askeri operasyonların radikalleşmeye neden olduğu ve böylece bu tür grupların bünyesine yeni üye katıp güçlenmesine yol açtığı yönündeki diğer argüman ise genellikle insan eylemliliğinin önemini en aza indirgerken bireylerin ve toplulukların dış baskılardan ya da şiddet eylemlerinden bağımsız olarak seçim yapma ve hareket etme yeteneklerini göz ardı ediyor. Bu bakış açısı, silahlı çatışmanın uzun vadede olumlu sonuçlara yol açtığı geçmişteki vakaları görmezden gelme eğilimi gösteriyor.

Fikirler kurşun geçirmez midir?

“Fikirler kurşun geçirmezdir” sözü kulağa ikna edici gelebilir, ancak bu bir ‘aşırı basitleştirme’ örneğidir. Hamas'ınki de dahil olmak üzere tüm ideolojiler genellikle dirençli olmakla birlikte nadir durumlarda tamamen yok olurlar. Örneğin, askeri yenilgiye ve ahlaki itibar kaybına rağmen Nazilerin, El Kaide'nin ve DEAŞ’ın ideolojileri tamamen silinmedi. Bu ideolojilere tutunan örgüt üyeleri her zaman oldu ve yeniden ortaya çıkmalarını kolaylaştıracak şartlar yeniden olgunlaşabilir. Benzer şekilde Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan-ı Müslimin) gibi hareketler de defalarca kez ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Hamas’a yönelik askeri operasyonları bu tür yöntemlerin grubu tamamen ortadan kaldıramayacağı gerekçesiyle reddedenler gerçekçi olmayan bir başarı standardına bel bağlıyorlar.

Ancak bu durum, Hamas da dahil olmak üzere bu tür ideolojilerin ve örgütlerin, büyük tehditlerden - bazen tehlikeli, bazen de potansiyel olarak trajik olsa da - marjinal bir baş belasına dönüştürüldükleri ölçüde yeterince yenilgiye uğratılamayacakları anlamına gelmez. Hamas ve benzeri örgütleri etkili kılansa sadece benzersiz olmayan ideolojileri değil, bu ideolojiyi sürekli şiddet yoluyla operasyonel hale getirme becerileridir.

Hamas'ı siyasi ya da ekonomik teşviklerle başka yöne çekme, ılımlılaştırma ya da marjinalleştirmeye yönelik tüm girişimler her seferinde başarısızlıkla sonuçlandı.

Hamas siyasi gücünü öncelikle sürekli şiddete başvurma becerisi üzerinden inşa etti. Hatta popülaritesinin en zayıf olduğu 1990'lı yıllarda bile stratejik olarak şiddeti kullanması, o zamanlar Filistin'in kurtuluşu için yaygın olarak desteklenen barışçıl yaklaşımı bozdu ve kendisini siyasi bir alternatif olarak konumlandırmasını sağladı. O dönemden beri şiddet, Hamas'ın öncelikli stratejisi olmaya devam ediyor.

Hamas'ı siyasi ya da ekonomik teşviklerle başka yöne çekmeye, ılımlılaştırmaya ya da marjinalleştirmeye yönelik tüm girişimler her seferinde başarısızlıkla sonuçlandı. Bunun başlıca nedeni Hamas'ın vizyonuna göre şiddet kullanımının barış sürecini sabote etmekten 2007 yılında Gazze'nin kontrolünü ele geçirmeye kadar hedeflerine etkili bir şekilde ulaşmış olması. Bunun bir başka kanıtı da 7 Ekim'de yaşananlar. Hamas askeri yeteneklerini koruduğu sürece siyasi sonuçları etkileyebilecek önemli bir güç olmaya devam edecek. Hamas’la etkin bir şekilde mücadele edebilmek için şiddet uygulama kabiliyetinin elinden alınması, güç kullanımını gerektiren önemli bir ilk adımdır.

Savaş Hamas'a yeni üyelerin katılmasını sağladı

Askeri yaklaşımın ağır siyasi bedelleri olacağı şüphesiz. İsrail'in savaş sırasındaki aşırılıkları ve insani yardımların ulaştırılmasına getirdiği kısıtlamalar silinmez izler bırakacak ve savaşa ilk elden tanıklık eden Gazzeliler, yurttaşlarının çektiği acıları gören Filistinliler ve soydaşlarının uğradığı yıkımı gören Araplar bunun için uzun yıllar boyunca İsrail'i suçlayacaktır. İsrail'in İsrail'in Hamas'ın 7 Ekim'deki vahşi saldırısını asla tekrarlayamamasını sağlama hedefi ne kadar meşru olursa olsun ya da örneğin Hamas gibi kendi halkının hayatını hiçe sayan bir düşmana karşı meskun mahal savaşının karmaşıklığıyla ilgili olanlar gibi bazıları makul olsa bile sunduğu gerekçeler ne olursa olsun bu suçlamalar yapılması kaçınılmaz.

cdvfbrtghx
Hamas'ın silahlı kanadı İzzeddin el-Kassam Tugayları üyeleri Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta devriye geziyor, 26 Ocak 2020 (Shutterstock)

Filistin ve İsrail toplumlarının birbirlerine güvenebilecekleri ve hatta yakın zamanda makul bir düzeyde bir arada yaşayabilecekleri yönündeki tüm hayaller - eğer elde edilebilirse - en iyi ihtimalle nesiller boyu sürecek bir çabanın sonucu olabilir. Bu, iki devletli bir çözüme asla ulaşılamayacak demek değilse de bu çözüm, iş birliğinden ziyade ayrılığa dayalı bir çözüm olabilir.

Gazze Savaşı gibi çatışmaların acı hatıraları zamanla soyutlaşmaya başlıyor ve bir neslin çıkardığı dersler bir sonraki nesil tarafından genellikle unutuluyor.

Ancak şu da bir gerçek ki Gazzeliler, Filistinliler ve Araplar, İsrail'e karşı ne tür duygular beslerse beslesinler, hiç kimsenin gelecekte böyle bir trajedinin tekrarlanmasını istemeyeceği kesin.

Her şey an meselesi

Sık sık dile getirildiği üzere askeri eylemler kalıcı ve sürdürülebilir sonuçlar üretemez. Bu düşünce, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana dünya genelinde varlığını sürdürüyor. Gazze Savaşı gibi çatışmaların acı hatıraları zamanla soyutlaşmaya başlıyor ve bir neslin çıkardığı dersler bir sonraki nesil tarafından genellikle unutuluyor. Ancak, kalıcı ve sürdürülebilir olamama durumu sadece askeri eylemlerin sonuçlarıyla sınırlı olmamakla birlikte - eğer varsa - kalıcı olan çok az şey vardır. Eğer politikalar kalıcılıklarına göre değerlendirilirse, çok azı zaman testinden geçebilecektir.

Ancak Hamas'ı askeri olarak yenmek çok önemli bir şeyi garanti edebilir. O da zaman. Zaman son derece önemlidir. Herhangi bir önemli siyasi, ekonomik ya da sivil reformu gerçekleştirmek için zamana ihtiyaç duyulur. Sadece askeri müdahalenin gerekli olup olmadığı değil, aynı zamanda bu müdahalenin sağlayacağı zamanın nasıl kullanılacağı da önemli bir soru.

fvbg
Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus’ta bir askeri geçit töreni sırasında İzzeddin el-Kassam Tugayları savaşçıları (Shutterstock)

Bununla ilgili tarihte iki örnek var. Bunlardan birincisi -günümüz tartışmalarında sıkça duyulan- savaşın radikalleşmeye ve daha fazla huzursuzluğa yol açtığı Irak ve Filistin-İsrail çatışmasının farklı aşamalarının teşkil ettiği örnek olurken diğeri çatışmanın aşılarak istikrarlı ve huzurlu bir geleceğin kurulmasının mümkün olduğunu gösteren Almanya, Japonya, Güney Kore, Vietnam ve Ruanda gibi ülkelerin teşkil ettiği örnektir. Her ne kadar bu örnekler hatasız değil ve mükemmel bir tarihi analoji barındırmıyor olsa da her modelde temel ortak noktalar bulunuyor.

Birinci örnekte çatışmayı genellikle acıların artmasına ve işlevsizliğe yol açan kötü politikalar takip ediyor. Tıpkı Irak savaşı sonrasında görüldüğü gibi. Irak’ta savaş sonrası istikrarsızlık, yolsuzluk ve yönetim boşluğunun özellikle de artık önceki rejimler altında yaşamaya dair anıları olmayan gençler arasında radikalleşmeyi kolaylaştırdığı görüldü.

Filistin örneğinde, Hamas’ı ya da ideolojik olarak benzer bir şeyi destekleyenler her zaman olacaktır.

Buna karşın ikinci örnektekiler gibi öfkenin yerini umudun almasını sağlayan olumlu alternatifler ortaya çıktığı görüldü. Ulusal odak yeniden inşaya ve geleceğe yönelik hedeflere kaydıkça, geçmişteki acılar tamamen ortadan kalkmasa da daha az önemli hale gelir. Bu tür durumlarda, eski düşünceler ve geçmiş acılar devam etseler bile ülkelerin geleceğini belirleyemezler.

Hamas sonrası

Filistin örneğinde, Hamas'ı ya da onun ideolojik olarak bir başka benzerini destekleyenler her zaman olacağı şüphesiz. Zira siyasal İslamcılar Arap siyasetinin bir özelliğidir. Bununla ilgili olarak geçtiğimiz yüzyılı Müslüman Kardeşler Teşkilatı’nı ortadan kaldırmaya çalışarak geçiren Arap ülkelerini düşünmemiz yeterli olur. Şiddet yanlısı uç radikal her toplumda vardır ve sürekli güvenlik, istihbarat ve aşırı durumlarda askeri müdahalede bulunulması gerekir. Bu açıdan bakıldığında Hamas'ın tamamen ortadan kaldırılıp kaldırılamayacağı sorusunun cevabı ‘hayır’ olacaktır.

dvfbg
Gazze'deki bir tüneli inceleyen bir İsrail askeri (Reuters)

Hamas'ı sadece ara sıra şiddet uygulayabilen, ama siyasi ve güvenlik ortamını değiştirmeye gücü yetmeyen marjinal bir fenomene dönüştürmek ulaşılabilir bir hedef olacaktır. Ancak bu, böyle bir hedefin kolayca ulaşılabilir olduğu anlamına gelmiyor. Çünkü inandırıcı ve ikna edici bir alternatifin yaratılmasını gerekiyor.

Böyle bir alternatif yaratmak için birbiriyle ilişkili üç bileşene ihtiyaç var. Bunlardan ilki Hamas'ın yeniden yapılanmasını engellemek için savaş bittikten sonra da güvenlik önlemlerinin devam ettirilmesi. Açık olmak gerekirse Hamas'ın savaş öncesi gücüne dönmesine gerek yok. Sadece savaş sonrası çabaları bozmak için yeterli kapasiteyi yeniden inşa etmesi yeterli.

İkincisi olarak silahlı çatışmaların hemen ardından önemli iyileştirme ve yeniden inşa çabalarına girişilmeli. Üzüntü ve öfke ortadan kalkmayacaksa da elle tutulur bir değişim Gazze halkına hayatlarının parçalarını toplamaya başlayabileceklerinin sinyalini verebilir.

Üçüncüsü olarak ise Filistin Yönetimi'nin yeniden canlandırılması gerekiyor. Filistinlilerin çoğunluğu Filistin Yönetimi'ni gayrimeşru olarak gördüğü sürece Hamas kendisini tek geçerli alternatif olarak sunmaya devam edecektir. Filistin Yönetimi'nin yeniden canlandırılması içinse önce yolsuzluk ve kötü yönetim sorunlarının ele alınması gerekiyor. Filistinlilerin çoğunluğu Filistin Yönetimi liderlerini etkisiz hırsızlar olarak gördükleri sürece, Hamas'la mücadele için gereken inandırıcılığı kazanamayacakları kesin. Ancak daha da önemlisi, Filistin Yönetimi'nin temel önermesi olan diplomasinin Filistinliler için sonuç getirebileceği fikrinin onarılması gerekiyor. Bağımsız bir Filistin devleti kurulması için şu an fazla gerçekçi değilse bile Filistin Yönetimi, halkına bağımsızlık yolunda ilerlediğini gösterebilmeli.

Hamas'a karşı koymak için siyasi, diplomatik, idari ve ekonomik önlemlerin alınmasının yanı sıra Filistin Yönetimi, İsrail, Arap devletleri ve uluslararası toplum açısından önemli kararlar alınması ve eyleme geçilmesi gereken karmaşık ve çok yönlü bir yaklaşıma ihtiyaç var. Bu görev, doğası gereği zahmetli ve riskli olmasının yanında başarısızlık potansiyeli de taşıyor. Ancak Hamas askeri olarak etkisiz hale getirilmeden ve askeri yetenekleri azaltılmadan, altta yatan siyasi ve ekonomik meseleleri ele alan bu daha geniş stratejileri hayata geçirmek mümkün olmayacak. Bu adım atılmadığı takdirde zaten zor olan bu görev daha da imkansız hale gelecek.

*Bu makale Şarku’l Avsat tarafından Londra merkezli Al Majalla dergisinden çevrilmiştir.



İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
TT

İranlılar, protesto kurbanları için düzenlenen 40. gün anma töreninde liderlik karşıtı sloganlar attı

İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)
İran karşıtı protestocular, 17 Şubat 2026'da Cenevre'de ABD ve İran arasında başlayacak dolaylı nükleer görüşmeler öncesinde Birleşmiş Milletler ofisi önünde pankartlar ve resimler taşıdı (AFP)

AFP’nin doğruladığı videolara göre İranlılar dün, binlerce kişinin ölümüne yol açan protestoların başlamasının 40. gününde hükümet karşıtı sloganlar attılar.

Tahran'daki yetkililer ayrıca, 8 ve 9 Ocak'taki protestoların zirve noktasında hayatını kaybeden "şehitler" için anma töreni düzenledi.

İranlı yetkililer, aralık ayı sonlarında başlayan karışıklıklar sırasında 3 binden fazla kişinin öldüğünü açıkladı. Ölenlerin çoğunun güvenlik güçleri mensupları ve yoldan geçenler olduğu, ayrıca ABD ve İsrail'den destek aldıkları iddia edilen "terörist eylemlerin" faillerinin de bulunduğu belirtildi.

Başlangıçta artan hayat pahalılığına karşı ortaya çıkan protestolar, rejimi, özellikle de Yüksek Lider Ali Hamaney'i hedef alan sloganlara dönüşüp büyümeden önce bir süre hafiflemişti. Ancak son günlerde, İranlıların geceleri evlerinden ve çatılarından sloganlar attığını gösteren videolar ortaya çıktı.

Bazı videolarda ise birkaç kurbanın ölümünün 40. gününü anmak için düzenlenen anma töreninde toplanan kalabalıkların hükümet karşıtı sloganlar atıldığı görülüyor.

vffdv
Tahran'da bir kadın, İran'daki önceki hükümet karşıtı protestolarda hayatını kaybedenlerin 40. yıldönümünde öldürülen bir kişinin fotoğrafını gösteriyor (AFP)

Görüntülerde, Abadan'da (güneybatı) insanların ellerinde çiçekler ve bir gencin resmini taşıyarak, "Hamaney'e ölüm" ve "Şah çok yaşasın" diye slogan attıkları görülüyor.

Aynı şehirden bir başka videoda ise silah seslerine benzeyen sesler duyduktan sonra panik içinde koşuşturan insanlar görülüyor; ancak seslerin gerçek mermi olup olmadığı net değil.

İnsan hakları örgütleri tarafından yayınlanan videolarda ayrıca, kuzeydoğudaki Meşhed ve merkezdeki Necefebad şehirlerinde düzenlenen anma törenlerinde, kalabalıkların yönetim karşıtı sloganlar attığı da görüldü.

Tahran'daki Büyük Camii'de yetkililer tarafından düzenlenen 40. gün anma töreninde, kalabalıklar İran bayrakları ve "şehitlerin" resimlerini taşıdı; büyük kompleksin her yerinde millî marşlar ile "Amerika'ya ölüm" ve "İsrail'e ölüm" sloganları yankılandı.

Yetkililer, protestoların barışçıl bir şekilde başladığını, ancak daha sonra cinayet ve vandalizm içeren "ayaklanmalara" dönüştüğünü söylüyor ve şiddetten ABD ile İsrail'i sorumlu tuttuyor.

Törene, aralarında Cumhurbaşkanı Birinci Yardımcısı Muhammed Rıza Arif ve Devrim Muhafızları Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani'nin de bulunduğu üst düzey yetkililer katıldı.

Tesnim haber ajansına göre Kaani, “Göstericileri ve teröristleri destekleyenler suçludur ve sonuçlarına katlanacaklardır” dedi.

Dünkü tören, İran ve ABD arasında Cenevre'de yapılan ikinci tur müzakerelerle eş zamanlı gerçekleşti. Bu müzakereler, Washington'un ölümcül protestoların ardından Ortadoğu'ya bir uçak gemisi ve saldırı gurubu konuşlandırması ve Başkan Donald Trump'ın Tahran'a karşı askeri harekât tehdidinde bulunmasının ardından artan gerilimler arasında gerçekleşti.


Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
TT

Hamas’ın silahsızlanması için son tarih... Baskı taktiği Gazze anlaşmasını zorlaştırıyor

Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)
Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları arasında oyun oynayan çocuklar (AFP)

İsrail basınına yansıyan sızıntılar, yarın (19 Şubat Perşembe) Washington’da Gazze Şeridi’ne ilişkin başlıkları ele almak üzere yapılması planlanan Barış Konseyi toplantısı öncesinde gündeme geldi. Söz konusu sızıntılarda, Hamas’ın silahsızlanması için 60 günlük süre tanınacağı, aksi halde ABD’nin ‘yeşil ışığıyla’ savaşın yeniden başlayabileceği ifade edildi.

Sızıntıların, ABD Başkanı Donald Trump’ın Hamas’ın derhal ve tamamen silahsızlanması yönündeki açıklamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğü belirtiliyor. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, bu adımı ABD ile İsrail’in, söz konusu dosyayı toplantı gündemine dayatmak amacıyla kullandığı ortak bir baskı aracı olarak değerlendirdi. Uzmanlar, bu baskının ‘Gazze anlaşmasının seyrini sekteye uğratabileceği’ uyarısında bulundu.

Gazze’de 10 Ekim’den bu yana, Trump’ın sunduğu öneriye dayanan bir ateşkes anlaşması yürürlükte bulunuyor. Hamas’ın silahsızlandırılması, ABD’nin ocak ayı ortasında ikinci aşamasına geçildiğini duyurduğu planın temel unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu aşamanın, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nden kademeli çekilmesi ve bölgede istikrarın sağlanması için uluslararası bir gücün konuşlandırılmasıyla eş zamanlı ilerlemesi öngörülüyordu.

İsrail tarafı ise Trump yönetiminin talebi doğrultusunda Hamas’a silah bırakması için 60 günlük süre tanınacağını, sürenin yarınki Barış Konseyi toplantısının ardından başlayabileceğini belirtiyor. İsrail hükümet sekreteri Yossi Fuchs’un pazartesi akşamı yaptığı açıklamaya dayandırılan ve The Times of Israel tarafından aktarılan haberde, Hamas’ın talebe yanıt vermemesi halinde savaşın yeniden başlatılacağı tehdidinde bulunulduğu kaydedildi.

Bu gelişme, Trump’ın pazar günü sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımdan sonra geldi. Trump mesajında, “Hamas silahsızlanma taahhüdüne tamamen ve derhal uymalıdır” ifadesini kullandı.

Son sızıntı, aralık ayında gündeme gelen benzer bir iddiayı da hatırlattı. Israel Hayom gazetesi, ABD ile İsrail’in, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu arasında Florida’da gerçekleşen görüşmenin ardından Hamas’ın silahsızlandırılması için iki aylık bir takvim üzerinde uzlaştığını öne sürmüştü.

Trump söz konusu dönemde Netanyahu ile düzenlediği ortak basın toplantısında, “Hamas ve silahsızlanma konusunu ele aldık. Silah bırakmaları için çok kısa bir süre verilecek, sürecin nasıl ilerleyeceğini göreceğiz” demişti. Netanyahu ise o tarihte Fox News kanalına verdiği mülakatta, Hamas’ın yaklaşık 20 bin silahlı unsurunun bulunduğunu ve bunların yaklaşık 60 bin Kalaşnikof tüfeği bulundurduğunu savunmuş, savaşın hedeflerinin -başta Hamas’ın tamamen ortadan kaldırılması olmak üzere- henüz tam anlamıyla gerçekleşmediğini belirtmişti.

frrftgtr
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında, yerinden edilmiş insanların çadırlarının yanından geçen Filistinliler (AFP)

Askeri strateji uzmanı Muhammed el-Umde, söz konusu sızıntının ‘İsrail’in anlaşma sürecini yalnızca sekteye uğratmayı değil, tamamen başarısızlığa sürüklemeyi amaçlayan doktriniyle örtüştüğünü’ belirtti. El-Umde, özellikle bu yıl yapılacak seçimlerle bağlantılı çıkarlarının, Başbakan Binyamin Netanyahu’yu müzakereleri uzatmaya, süreci yavaşlatacak engeller ve savaşa dönüşü meşrulaştıracak gerekçeler üretmeye ittiğini savundu.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal ise sızıntının birden fazla hedef taşıdığını ifade etti. Nazzal’a göre bunlar arasında beklenti çıtasını yükseltmek, ikinci aşama resmen sabitlenmeden önce ‘oyunun kurallarının’ değişebileceği mesajını vermek ve daha önce gündeme gelen kademeli silahsızlanma önerisinden farklı fikirler ortaya atarak Hamas üzerinde baskı kurmak yer alıyor.

Nazzal, bu gelişmeyi Washington yönetiminin Gazze anlaşmasını ilerletme konusundaki ciddiyetini test eden bir adım olarak nitelendirdi. Netanyahu hükümetinin ise süreci karmaşıklaştırmak ve Barış Konseyi’nde ortaya çıkabilecek muhtemel uzlaşıların önünü kesmek istediğini dile getirdi.

Son sızıntılar, bir hafta önce gündeme gelen farklı bir iddiayla çelişiyor. New York Times gazetesi, kaynaklara dayandırdığı haberinde Washington’un Hamas’a yönelik yeni bir teklif hazırladığını yazmıştı. Haberde, İsrail’i vurma kapasitesine sahip ağır silahların teslim edilmesini öngören teklifin, ilk aşamada Hamas’ın bazı hafif silahları elinde tutmasına izin verebileceği ve önerinin önümüzdeki haftalarda sunulmasının planlandığı belirtilmişti.

fygfy
Geçtiğimiz pazar günü Gazze Şeridi’nin güneyindeki Han Yunus’ta yıkılmış binaların enkazı üzerine Ramazan süsleri asan Filistinliler (EPA)

Hamas ise silah konusunda tutumunu koruyor. Hareketin önde gelen isimlerinden Halid Meşal, bir hafta önce Doha’da düzenlenen bir forumda silahların tamamen bırakılması çağrılarını reddetti. “Halkımız hâlâ işgal altında. Bu nedenle silahsızlanma çağrısı, halkımızı kolayca ortadan kaldırılabilecek bir kurban haline getirme girişimidir. İsrail ise uluslararası düzeyde her türlü silahla donatılmış durumda” diyen Meşal, Barış Konseyi’ne ‘dengeli bir yaklaşım’ benimseme çağrısında bulundu.

Askeri uzman Muhammed el-Umde, tartışmaların kademeli silahsızlanma önerisi etrafında şekillenebileceğini ancak iki aylık sürenin Hamas ya da başka bir yapının silah bırakması için yeterli olmayacağını savundu. El-Umde, “Hareket zaten böyle bir adım atmayacak ve bu yolu kabul etmeyecektir” dedi.

El-Umde’ye göre Hamas gibi bir yapının silahsızlandırılması, taraflar arasında bir mutabakat sağlansa dahi en az bir yıl sürecek bir süreç gerektirir.

Nizar Nazzal da çelişkili sızıntıların ‘müzakere sürecinde kullanılan bir baskı kartı’ olabileceğini ifade etti. Nazzal’a göre 60 günlük süre iki olası senaryoya işaret ediyor: Hamas’ı kısmi tavizlere zorlayarak Gazze anlaşmasının yavaş da olsa sürmesini sağlamak ya da anlaşmayı uzun süreli olarak dondurmanın ve İsrail’e daha geniş çaplı ihlaller için alan açmanın zeminini hazırlamak.


JD Vance: İranlılar Trump'ın bazı kırmızı çizgilerini kabul etmeye henüz hazır değil

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
TT

JD Vance: İranlılar Trump'ın bazı kırmızı çizgilerini kabul etmeye henüz hazır değil

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance (DPA)

ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, dün Cenevre'de ABD ile İran arasında yapılan ikinci tur müzakerelerin ardından yaptığı açıklamada, İran'ın ABD Başkanı Donald Trump'ın belirlediği bazı ‘kırmızı çizgileri’ kabul etmeye hala isteksiz olduğunu söyledi.

Bazı konularda görüşmelerin iyi gittiğini ve İranlıların daha sonra tekrar bir araya gelmeyi kabul ettiğini belirten JD Vance’e göre diğer konularda ise Başkan Trump’ın İranlıların hala kabul etmek ve ele almak istemediği bazı kırmızı çizgiler belirlediği aşikâr.

ABD televizyonu Fox News'ün “The Briefing” programında açıklamalarda bulunan Vance, “ABD Başkanı, İranlıların nükleer silah elde edememesi için diplomatik veya diğer yollarla bir çözüm bulmak için yoğun bir şekilde çalışıyor. Başkan elbette diplomasi yolunun doğal sonuca ulaştığına karar verme hakkını saklı tutuyor. Bu noktaya gelmememizi umuyoruz, ancak gelirse, karar başkana ait olacak” ifadelerini kullandı.

Vance, açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Buradaki temel çıkarımız, İran'ın nükleer silah elde etmesini önlemektir. Nükleer silahların yayılmasını istemiyoruz. İran nükleer silaha sahip olursa, diğer birçok ülke de bu silahlara sahip olacak, bazıları dost, bazıları düşman olacak ve bu, Amerikan halkı için bir felaket olacak, çünkü dünyanın her yerinde en tehlikeli silahlara sahip aşırıcı rejimler ortaya çıkacak.”

Trump'ın geçtiğimiz cuma günü İran'da rejim değişikliğini desteklediğini belirten açıklamasıyla ilgili olarak ‘Başkan’ın Amerikan halkının çıkarlarına en uygun olduğunu düşündüğü ne varsa onu yapacağını’ söyleyen Vance, “Bence o, Barack Obama olmadığını açıkça ortaya koydu. Amerikan ulusal güvenliğine çok farklı bir yaklaşımı var ve onu savunmak için daha güçlü adımlar atmaya daha istekli” şeklinde konuştu.

dfvgbhy
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi Cenevre'de (AP)

Amerikan halkının ‘İran'ın dünyadaki en düşmanca ve irrasyonel rejimlerden biri olduğunu anlamasının çok önemli olduğuna’ inandığını ifade eden ABD Başkan Yardımcısı, “Bu tür insanların, insanlık tarihinin en tehlikeli silahına sahip olmasına izin verilemez. Bu, güvenliğimiz ve çocuklarımızın geleceği için felaket olur. ABD Başkanı bunu hedefliyor. Bunun gerçekleşmemesi için elinde birçok seçenek ve araç bulunuyor” dedi.

Nükleer silahlar kırmızı çizgidir

Vance, kendisine yöneltilen “Görüşmeler balistik füze programı ve vekillere verilen desteği de içeriyor mu?” şeklindeki soruya, “Her şey masada. İran'ın terörizmi desteklemeyi kesinlikle durdurmasını istiyoruz. İran, dünyanın en büyük terörizm destekçisi devletlerden biridir. İran, ABD'nin ulusal güvenliğini birçok yönden tehdit ediyor, ancak en ciddi tehdit nükleer silaha sahip olmasıdır. Bu kırmızı çizgidir” cevabını verdi.

Vance, yanıtını şöyle sürdürdü:

“İranlılar nükleer silah peşinde olmadıklarını söylüyorlar. Ama biz bunun doğru olmadığını biliyoruz. Nükleer silaha sahip olma isteklerini doğrulayan birçok şey yaptılar. Amacımız bunun gerçekleşmemesini sağlamak. Tekrar söylüyorum; Başkan’ın bunun gerçekleşmemesini sağlamak için birçok aracı var.”

ABD Başkanı Trump’ın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner ile Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi başkanlığındaki İran heyeti arasında Umman'ın arabuluculuğunda Cenevre'de yapılan görüşmeler, nihai bir anlaşma veya ortak bildiri olmadan sona erdi. Üçüncü tur için henüz bir tarih belirlenmedi, ancak her iki taraf da müzakereleri sürdürmeyi istediğini açıkladı.

Umman Dışişleri Bakanı Bedir bin Hamad el-Busaidi, görüşmelerin İran'ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması ve uranyum zenginleştirmesinin sınırlandırılması konularına odaklandığını belirterek, görüşmeleri ‘çok ciddi’ olarak nitelendirdi ve ortak hedeflerin belirlenmesi konusunda iyi ilerleme kaydedildiğini söyledi.