Cumhurbaşkanı Erdoğan: Millî iradeyi gasbetmeye yönelik gizli, açık nice girişimle karşılaştık

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Millî iradeyi gasbetmeye yönelik gizli, açık nice girişimle karşılaştık
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Millî iradeyi gasbetmeye yönelik gizli, açık nice girişimle karşılaştık

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Millî iradeyi gasbetmeye yönelik gizli, açık nice girişimle karşılaştık

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, “Siyasette rotamızı bugüne kadar hep milletimiz çizdi. Biz de milletin belirlediği yoldan hiçbir zaman sapmadık. İstişarelerimizi milletimizle yaptık” dedi.

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi’nde düzenlenen Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’na katılarak bir konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yılın ilk toplantısında dava ve yol arkadaşlarıyla birlikte olmaktan büyük bir bahtiyarlık duyduğunu belirtti.

İl başkanları toplantısının sonuncusunu 30 Kasım'da yaptıklarını, 31 Mart seçimleriyle ilgili ön hazırlıklarını değerlendirdiklerini anımsatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kampanya döneminde il ziyaretleri vesilesiyle il başkanlarıyla görüştüğünü, yakın istişare hâlinde olduklarını söyledi.

“TÜRKİYE'NİN DEMOKRASİ STANDARDININ NEREDEN NEREYE GELDİĞİNİ TÜM DÜNYAYA BİR KEZ DAHA GÖSTERDİK”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ziyaret ettikleri 52 ilde halkın nabzını tutmanın yanı sıra seçim çalışmalarını da sahada bizzat görme fırsatı bulduklarını, yine bu ara dönemde Seçim İşleri Başkanlıkları ve Seçim Koordinasyon Merkezi temsilcileriyle münhasıran bir araya geldiklerini bildirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "31 Mart seçim çalışmalarımızı çok yoğun bir şekilde devam ettirirken teşkilatlarımızla irtibatımızı daima en üst seviyede tuttuk. 31 Mart Mahallî İdareler Seçimleri rekabet seviyesi yüksek bir atmosferde, demokrasi şöleni havasında gerçekleşti. Bölücü örgüt uzantılarının seçmeni baskı altına alma girişimleri dışında ülkemiz genelinde sandığa gölge düşürecek hiçbir olay yaşanmadı. Seçim öncesinde hatırlayacağınız üzere çok farklı kampanyalar vardı. Bu son seçim olacak kehanetinden ekonomiyle ilgili piyasaya sürülen tezvirata kadar pek çok algı operasyonuna maruz kaldık. Bunların hepsini boşa çıkardık.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Ülkemiz aleyhine yürütülen onca propagandaya rağmen 85 milyon olarak sandığın gücünü ortaya koyduk. Türkiye'nin demokrasi standardının nereden nereye geldiğini tüm dünyaya bir kez daha gösterdik. Burada öncelikle bir hususun altını çizerek ifade etmek istiyorum. Demokrasi, asla ve asla sıfır toplamlı bir oyun değildir. Demokrasinin kazandığı bir yerde kaybeden olmaz. Sandığın itibarının arttığı bir denklemde galip 85 milyonun tamamıdır. Sivil siyaseti güçlendiren her sonuç, Türk demokrasisinin istikbali adına eşsiz bir başarıdır” diye ekledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 75 yıllık çok partili demokrasi hayatına iki darbe, iki muhtıra, iki darbe girişimi sığdırmış bir millet odluklarını dile getirdi.

Neredeyse her on yılda bir demokrasinin vesayet odaklarının saldırısına uğradığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: "En son 15 Temmuz'da 253 insanımızın canı pahasına tarihimizin en alçak darbe teşebbüsünü püskürttük. Bunların haricinde millî iradeyi gasbetmeye yönelik gizli, açık daha nice girişimle karşılaştık. Vesayet odaklarının asla uyumadığını, asla pes etmediğini, uygun ortam ve fırsat kolladığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Son yıllarda FETÖ'cülerin ve marjinal yapıların da propagandasıyla bazı toplum kesimlerinde çok partili demokrasiye ve sandığa karşı istifhamların zemin bulmaya başladığını görüyorduk. Gerek 14 Mayıs seçimleri, gerekse 31 Mart Mahallî İdareler Seçimleri, demokrasi düşmanları tarafından körüklenen bu algıyı yerle bir etmiştir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “14 Mayıs seçimlerinde, Cumhurbaşkanı seçimi yüzde 0,5 farkla ikinci tura kalırken, 31 Mart seçimlerinde millî irade farklı şekilde tecelli etmiştir. AK Parti ve Cumhur İttifakı olarak her iki seçim sonucunu da büyük bir olgunlukla karşıladık, milletin iradesini öpüp başımızın üstüne koyduk. Sandık sonuçlarından dolayı milleti suçlama, kabahati millete atma gibi yollara tevessül etmedik. Nitekim 14 Mayıs ile ortaya çıkan belirsizlik 28 Mayıs seçimleriyle giderildi, millet yasamada olduğu gibi ülke idaresinde de mührü bize takdim etti, Cumhur İttifakı'nı açık ara lider yaptı” değerlendirmesinde bulundu.

“BİZİM İÇİN ÖNEMLİ OLAN TÜRKİYE'NİN VE TÜRK DEMOKRASİSİNİN KAZANMASIDIR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart yerel yönetimler seçimlerinde yine milletin takdiriyle Türkiye haritasının daha fazla renge boyandığını, 2019 seçimlerine göre daha çok sayıda siyasi partinin il, ilçe ve belde düzeyinde belediye başkanlığı kazandığını hatırlattı.

Bu tablo karşısında başkaları gibi 14 Mayıs gecesi sahnelenen "öndeyiz" müsamerelerine başvurmadıklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Parti olarak her ne kadar hedeflerimizin uzağında kalsak da 31 Mart seçim sonuçlarını müspet karşıladık. Bizim için önemli olan Türkiye'nin ve Türk demokrasisinin kazanmasıdır. Biz siyaseti, önce milletim, önce memleketim şiarıyla yapıyoruz. Sandığın itibarına itibar katan her neticeyi, partimizin oyları ne olursa olsun, Türkiye'nin 75 yıllık çok partili demokrasi mücadelesinde aşılmış yeni bir eşik olarak görüyoruz. AK Parti ve Cumhur İttifakı'nın olgun duruşu, 31 Mart sonrasında siyasetin genel havasını da değiştirmiştir. Siyasi atmosferde olan yumuşama ikliminde siyasetçilerin mesajları kadar toplumda siyaset kurumuna yönelik güvenin artmasının da önemli payı vardır.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu iklimin geçici bir bahar esintisi değil, Türk siyasetinin hâkim karakteri hâline gelmesini ümit ediyoruz. Samimiyetimizi ve yapıcı tavrımızı bugüne kadar muhafaza ettik. Türkiye'yi partiler arasındaki gerilim hattına mahkûm etmek isteyenlerin başta 1 Mayıs olmak üzere çeşitli oyunlarına gelmedik. Muhalefetteki muhataplarımızın da dirayetli davrandığını görüyor, bundan da ülkemiz siyaseti adına memnuniyet duyuyoruz. Siyasetçilerin sorumluluk bilinciyle hareket ederek bundan sonra sandığın itibarına gölge düşürecek sivil siyasete güveni sarsacak beyanlardan uzak duracaklarına inanıyorum."

“31 MART SEÇİM SONUÇLARINI GÖZ ARDI ETMİYORUZ”

Seçimlerde sandığa giderek oyunu kullanan vatandaşların her birine demokrasiye ve millî iradenin üstünlüğüne olan bağlılıkları sebebiyle teşekkürlerini sunan Cumhurbaşkanı Erdoğan, parti kurmay kadrosu nezdinde teşkilat mensupları ve dava arkadaşlarına 31 Mart seçimleri döneminde gösterdikleri gayret dolayısıyla şükranlarını sundu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "31 Mart seçim sonuçlarını da göz ardı etmiyoruz. Sonuçlara dair kapsamlı iç muhasebemizi partimizin yetkili organlarında yaptık, yapıyoruz ve yapacağız" diye konuştu.

Bugüne kadar Merkez Yürütme Kurulu (MYK), Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK), AK Parti Meclis Grubu, fikirlerine kıymet verdikleri dostları, kanaat önderleri, partide daha önce görev almış yol ve dava arkadaşları, siyaset bilimci, akademisyen ve sivil toplum temsilcileriyle farklı vesilelerle bir araya gelip görüştüklerini ve fikirlerini aldıklarını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, bugün de il başkanları ve teşkilat kademelerinin diğer mensuplarıyla bir arada olduklarını söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, istişare halkalarını genişletmeye devam edeceklerini bildirerek, "Son Merkez Yürütme Kurulu toplantımızda geleneksel istişare kampımızı çok yakın bir tarihte toplama kararı aldık. Önce milletvekillerimizle ardından da inşallah belediye başkanlarımızla bir araya geleceğiz" dedi.

“İHTİYAÇ DUYDUĞUMUZDA HER ZAMAN MİLLETİMİZİ YANIMIZDA BULDUK”

Komplekse kapılmadan, eleştirilere kulaklarını asla tıkamadan bu süreci büyük bir öz güven ve şeffaflıkla yönettiklerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bir defa şu gerçeğin gayet farkındayız. Hata değil, yanlışta ısrar etmek kaybettirir. Siyasetin inişli çıkışlı serencamında esas mesele hep istikamet üzerinde kalabilmektir. Nereden geldiğinizi unutmazsanız, hedeflerinizden de kopmazsınız. Bakınız, biz siyasi hayatımız boyunca elde ettiğimiz her başarıyı, zaferle bitirdiğimiz her mücadeleyi önce Allah'ın yardımına, sonra da milletimizin desteğine, duasına ve yanımızda olmasına borçluyuz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu açıklamalarda bulundu: “Her zaman söylediğimiz gibi AK Parti, milletin kurduğu, tabelasını milletin astığı, siyaseti daima millet için ve milletle birlikte yapmış bir partidir. Siyasette rotamızı bugüne kadar hep milletimiz çizdi. Biz de milletin belirlediği yoldan hiçbir zaman sapmadık. İstişarelerimizi milletimizle yaptık. Derdimizi milletimize anlattık. Sorunlarımıza milletimizle birlikte çözüm aradık. Başarılarımızın sevincini yine milletimizle paylaştık. İhtiyaç duyduğumuzda her zaman milletimizi yanımızda bulduk. Millet bize bakınca kendini gördü, kendi meselelerini gördü ama aynı zamanda sıkıntılarına çözüm üretecek güçlü bir irade gördü. Toplumumuzun farklı kesimleriyle gönül köprülerimizi sağlam tuttuğumuz için bugünlere kadar alnımızın akıyla gelebildik."

“SİYASET MİLLETİN İÇİNDE MİLLETLE OMUZ OMUZA, SIRT SIRTA VEREREK YAPILIR”

Teşkilatlarını, belediyelerini, gönül kapılarını millete hiçbir zaman kapatmadıklarını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: "Bugün bir kez daha açık ve net söylemek istiyorum, AK Parti milletin partisidir ve inşallah ebediyen öyle kalacaktır. Biz şafak vakti evine ekmek götürmek için yola koyulan emekçilerin, yazın sıcağına, kışın ayazına aldırmadan rızık peşinde koşan çiftçilerin, helal lokmasına haram bulaştırmayan esnafın, tüccarın, sanayicinin, vatanımız uğruna gözünü kırpmadan şehadete koşan kahramanların, Türkiye'nin aydınlık yarınlarının teminatı olan gençlerimizin, ellerini değdikleri her yeri güzelleştiren, bereketlerinden kadınlarımızın, ülkemizin başarılarını kendi başarıları olarak gören tüm mazlumların, velhasıl hangi kökene, hayat tarzına, görüşe mensup olursa olsun büyük ve güçlü Türkiye sevdalısı her bir yüreğin partisi olmayı sürdüreceğiz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletle kurdukları gönül köprülerini kimsenin yıkamayacağını ifade ederek, "Siyaset milletin içinde milletle omuz omuza, sırt sırta vererek yapılır. Halkla araya mesafe koymanın, duvar örmenin, sokakla, çarşıyla, pazarla, mahalleyle bağı zayıflatmanın bizim siyaset geleneğimizde yeri yoktur. Bu konularda eksiğimiz, hatamız, problemimiz, millete karşı bir kusurumuz varsa çok açık söylüyorum, mutlaka kendimizi düzeltmemiz gerekiyor. Partimizin ve davamızın geleceği her türlü şahsi kaygının, her türlü kişisel hesabın üzerindedir" değerlendirmesini yaptı.

“KİMSE PARTİMİZE GÖNÜL VERENLERİN FEDAKÂRLIĞINI ŞAHSİ HEVES VE HESAPLARI İÇİN ZAYİ EDEMEZ”

Yerel seçim kampanya döneminde 52 ili ziyaret ettiğini, diğer vilayetlere de farklı vesilelerle defalarca gittiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları dile getirdi: "Bu ziyaretlerimde şahit olduğum değişmez manzara şuydu, AK Parti'nin gerçekten inanmış, kendini adamış milyonlarca neferi var. Hepsi birer özveri abidesi olan bu kardeşlerimizin hakkını ödeyemeyiz. Karşılığını sadece Allah'tan bekleyerek, gece gündüz demeden koşturan samimi AK Parti neferlerinin emeğini kusura bakmayın ama kibirleri boylarını aşan muhterislere kesinlikle kurban edemeyiz. Siyasetçisiyle, kaprisli bürokratıyla, lobisiyle, çıkar gruplarıyla kimse partimize gönül verenlerin fedakârlığını şahsi heves ve hesapları için zayi edemez. Biz buna göz yummayız, rıza göstermeyiz. Bu partinin genel başkanı ve hepsinden öte bir neferi olarak böyle ağır bir vebali biz şahsen taşıyamayız."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 31 Mart seçim sonuçlarını, "Olanda hayır vardır" düsturuyla partileri, hareketleri ve davaları açısından hayra tebdil etmek için ne gerekiyorsa onu yapmaktan kesinlikle çekinmeyeceklerini belirtti.

“KIRARAK, DÖKEREK DEĞİL TAM TERSİNE BİRLEŞTİREREK, KUCAKLAYARAK İLERLEYECEĞİZ”

İstişare ve yenilenme sürecinin sonunda AK Parti olarak yola çok daha güçlü bir şekilde devam etmekte kararlı olduklarını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "AK Parti'nin alametifarikası kendini daima yenileme, tazeleme, büyütme, geliştirme, yeni şartlara adapte etme kabiliyetine haiz olmasıdır. Başlatmayı kararlaştırdığımız kongre sürecimizi bunun en önemli vesilesi olarak görüyoruz. Sizlerden bu süreci zehirlemek, aramızda nifak tohumları ekmek için pusuda bekleyen fitne tüccarlarına karşı dikkatli olmanızı bekliyorum. Biz 50 yıla varan siyasi mücadelemizde attığımız adımları bugüne kadar dedikodulara göre belirlemedik, bundan sonra da belirleyemeyiz" dedi.

Temel kriterlerinin Hakk'a ve halka hizmet etmek olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Milletimizin nazarında ibra olan, bizim gözümüzde de başarılıdır. Milletin sınıfta bıraktığını biz de baş tacı edemeyiz. İnşallah bu süreci kılı kırk yaran bir kuyumcu titizliğiyle yürüteceğiz" diye konuştu.

AK Parti teşkilatlarına, "Kırarak, dökerek, dağıtarak değil, tam tersine toparlayarak, birleştirerek, bütünleştirerek, kucaklayarak ilerleyeceğiz" diye seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Saflarımızı genişletecek, sıklaştıracak, partimizi daha da büyütmenin gayretinde olacağız. Yeni isimlerle, yeni değerlerle, yeni hizmet erleriyle kadrolarımızı tahkim ederken, partimizin emektarlarına vefasızlık göstermeyeceğiz. Şunun bilinmesini isterim, bizim AK Parti'den güç devşirecek isimlere değil AK Parti'ye güç katacak, ufuk, vizyon, dinamizm, heyecan katacak şahsiyetlere ihtiyacımız var.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bu anlayışla partimizin çatısı altında AK Parti rozetiyle ülkeye ve millete gerçekten hizmet etmek isteyenlere kapımızı kapatmıyoruz. Ama siyaseti kariyer basamağı olarak görenlerle yol yürünemeyeceğini de geçmiş tecrübelerimizin ışığında çok çok iyi biliyoruz. Partimizi zirveye taşıyacak isimlerle kongrelerimizi birer yeniden diriliş, yeniden şahlanış vesilesi haline dönüştürmek arzusundayız. Özünde bir gönül seferberliği olan kongremiz ancak böyle bir vizyon, kuşatıcılık ve hassasiyetle yürütülmesi durumunda bekleneni verebilir” dedi.

“MİLLETİMİZ BİZDEN DAHA ÇOK ÇALIŞMAMIZI BEKLİYOR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti'nin Türk siyasi hayatına damga vurduğunu ve üye sayısı itibarıyla Türkiye'nin en büyük ailesi olduğunu belirterek, "21 yıllık iktidarlarımız bu dönemde bizden önce yapılan hizmet ve eserlerin katbekat fazlasını ülkemize kazandırmış bir hükûmetiz. Nasıl Türkiye'nin son 21 yılına mührümüzü bastıysak inşallah geleceğine de yine biz yön vereceğiz" ifadelerini kullandı.

Salonda bulunan partililerin her birinin, Türkiye Yüzyılı'nın inşasına emeğiyle, alın teriyle ve mücadelesiyle katkı sunan millet sevdalıları olduğuna vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu milletin özü, aslı sizsiniz. Milletimiz, bizden daha çok çalışmamızı güç ve enerji toplamış bir şekilde yeniden yola revan olmamızı bekliyor. Şimdi her zamankinden daha fazla birbirimize tutunacağız, daha fazla sarılacağız, daha fazla kucaklaşacağız. Niyet hayır, akıbet hayır diyoruz. Rabbim birliğimizi beraberliğimizi dayanışmamızı daim eylesin" şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının sonunda, AK Parti Sosyal Politikalar Başkanlığını, Türk Kızılay ile hayata geçirdiği kan bağışı projesi için tebrik ederek, "Kan acil değil, sürekli ihtiyaç prensibiyle, sağlığı elveren tüm dava arkadaşlarımı kan bağışı yapmaya davet ediyorum. Kan bağışı kampanyamıza destek veren tüm kardeşlerimize, vatandaşlarımıza, parti teşkilatımıza, Kızılay çalışanlarına ve teşkilatlarına teşekkür ediyorum" dedi.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, KAN BAĞIŞI KAMPANYASINA KATILANLARI ZİYARET ETTİ

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı öncesinde AK Parti Sosyal Politikalar Başkanlığı tarafından Genel Merkez’de düzenlenen kan bağışı kampanyasına katılanları ziyaret etti. Kan bağışında bulunanlarla bir süre sohbet eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, vatandaşlarla hatıra fotoğrafı çektirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, burada, İstanbul'da Aralık 2023'te düzenlenen Avrupa Wushu Kungfu Şampiyonası'nda şampiyon olduktan sonra podyumda Filistin bayrağı açarak dabke dansı yatığı için



Kesin bir sonuca varmayan savaşlar (2)

İran insani ve maddi anlamda önemli kayıplar yaşadı ve bölgesel ağlarının gücü azaldı (AFP)
İran insani ve maddi anlamda önemli kayıplar yaşadı ve bölgesel ağlarının gücü azaldı (AFP)
TT

Kesin bir sonuca varmayan savaşlar (2)

İran insani ve maddi anlamda önemli kayıplar yaşadı ve bölgesel ağlarının gücü azaldı (AFP)
İran insani ve maddi anlamda önemli kayıplar yaşadı ve bölgesel ağlarının gücü azaldı (AFP)

Nebil Fehmi

Bu yazı dizisinin ilk makalesinde, askeri gücün muazzam insani, askeri ve ekonomik maliyetlere rağmen net bir siyasi çözüm üretemediği bir savaş modeli olarak Ukrayna'daki savaşa odaklanılmıştı.

İran ile olan savaş farklı jeopolitik ve askeri doğasına rağmen, aynı ikilemi yansıtıyor: Açıklanan hedefler ile gerçek sonuçlar arasında genişleyen uçurum ile “zafer ve sonuca varma” fikrinin, çatışmayı yönetme ve tehlikelerini kontrol altına alma lehine kademeli olarak gerilemesi.

Mayıs 2026'ya kadar, gerek nükleer ve askeri altyapıyı hedef alma, gerekse vekalet savaşları veya karşılıklı füze ve insansız hava araçları saldırıları olsun, İran ile bağlantılı askeri çatışmalar İran'ın bazı kabiliyetlerini zayıflattı, ancak Tahran'ın oluşturduğu stratejik meydan okumayı ortadan kaldırmadı. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail, İran'ın nükleer silah gücü kazanmasını engellemeyi, bölgesel etkisini geriletmeyi ve gelecekteki bir yüksek gerilimi önlemek için daha yüksek bir caydırıcılık düzeyi oluşturmayı amaçladı. Buna karşılık, İran insani ve maddi anlamda önemli kayıplar verdi, bölgesel ağları zayıfladı, askeri ve nükleer altyapısının bazı bölümleri hasar gördü. Dolayısıyla, herkes için büyük bir maliyet var, ancak bu savaştan kimse galip çıkmadı.

İran yenilmedi veya siyasi olarak boyun eğdirilmedi, ancak umduğu gibi istikrarlı bir caydırıcılık denklemi kurmayı veya bölgesel nüfuzunu genişletmeyi başaramadı. Belki de en önemli siyasi kaybı, daha önce bazı Körfez Arap devletleri ile başlayan yakınlaşma sürecinin tersine dönmesi, stratejik davranışına ilişkin bölgesel şüphelerin yeniden ortaya çıkması ve bölgesel konumunun gerilemesi oldu.

Burada Ukrayna'da ortaya çıkan aynı paradoks öne çıkıyor; taktiksel başarılar mutlaka sürdürülebilir siyasi sonuçlara dönüşmez. Askeri saldırılar bir nükleer programı geciktirebilir, altyapıyı yok edebilir veya güçlü caydırıcılık mesajları gönderebilir, ancak otomatik olarak istikrarlı bir bölgesel düzen oluşturmazlar. Zayıflamış olsa bile, İran hâlâ etki araçlarına, yaptırımlar ve baskı ile birlikte yaşama yeteneğine sahip. Bu nedenle, “İran sorununun” askeri güç ve rejim değişikliği yoluyla çözülebileceği inancı, gerçekçi bir stratejiden ziyade bir yanılsama gibi görünüyor.

Dolayısıyla en uygulanabilir ve gerçekçi yol, kapsamlı bir anlaşma peşinde koşmak değil, daha geniş bir bölgesel savaşa kaymayı önlemek için kademeli bir gerilim azaltma ve risk yönetimi süreci oluşturmaktır.

İran'ın uranyum zenginleştirme seviyelerine net sınırlar koymanın yanı sıra, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun (UAEK) rolünü güçlendirmek, denetim ve doğrulama mekanizmalarını genişletmek bunun ilk adımı olabilir. Bu süreç ayrıca, İran'ın sorumsuz ve uluslararası alanda kınanan nükleer ve sivil tesisleri hedef alma eylemlerinden tamamen ve kararlı bir şekilde vazgeçmesinin yanı sıra, sivil gemi taşımacılığı veya petrol tesislerinin korunması da dahil olmak üzere karşılıklı saldırılarda bulunmama uzlaşılarını da içermelidir. Buna ilave olarak, krizler sırasında yanlış anlamaları önlemek için doğrudan veya dolaylı iletişim kanalları kurulması da çok önemlidir.

Yaptırımların kademeli ve geri döndürülebilir şekilde hafifletilmesi, açık uyum mekanizmalarına bağlanması, siyasi ufuktan yoksun, ucu açık baskı politikalarından daha pratik bir teşvik sağlayabilir. Bu tür gergin ortamlarda, insani önlemler ve rehine takasları, krizin kök nedenlerini ele aldıkları için değil, iletişim kanallarının tamamen kopmasını önlemeye yardımcı oldukları için önemli siyasi araçlar haline gelir.

Bölgesel boyut, gerçekçi yaklaşımda hayati bir unsur olmaya devam ediyor. Arap Körfez ülkeleri İran’ın saldırılarına maruz kaldılar ve iç güvenliklerini veya enerji piyasalarının istikrarını korumak, ekonomik kalkınma süreçlerini sürdürmek için gerilimin tırmanmasını önlemek onların doğrudan çıkarınadır. Başkan Trump yakın zamanda, birkaç Arap ve Körfez ülkesinin talebi üzerine İran'a karşı yeni bir saldırıyı ertelediğini vurguladı. Ayrıca, ABD Başkanı ile İsrail Başbakanı arasında, ikincisinin askeri tırmandırmayı sürdürme konusundaki ısrarı sebebiyle sert bir telefon görüşmesi yapıldığına dair haberler de yayınlandı.

Türkiye ve Irak’a gelince hem İran hem de Batı ile karmaşık dengeleri yönetiyorlar ve bu da onları gelecekteki herhangi bir bölgesel denklemin parçası haline getiriyor. Bu nedenle, ciddi bir gerilimi azaltma süreci yalnızca ABD-İran kanalıyla sınırlı kalamaz; daha geniş bir bölgesel çerçeve gerektiriyor.

Bu bağlamda, Arap ve Körfez ülkelerinin rolü, herhangi bir tarafın açıkça büyük bir siyasi taviz vermesini gerektirmeden gerilimlerin azaltılmasına olanak tanıyan sınırlı teknik anlaşmaları kolaylaştırabileceği için göründüğünden daha önemli hale gelmiştir. Benzer şekilde, Yemen, Lübnan ve Irak gibi arenalarda deniz güvenliği veya angajman kurallarıyla ilgili kısmi anlaşmalar somut pratik sonuçlar doğurabilir ve daha geniş bir çatışmaya kaymayı önleyebilir.

Ancak, en kesin teknik düzenlemeler bile genellikle göz ardı edilen bir faktöre, iç politikaya bağlı kalacaktır. İran liderlerinin herhangi bir anlaşmayı baskıya boyun eğme olarak değil, ulusal onurun ve stratejik direncin korunması olarak sunmaları gerekir. Karşı tarafta, ABD yönetimi de zayıf görünmeyi göze alamaz. Arap devletlerine gelince, İran'a ilave nüfuz sağlamadan güvenliklerini artıracak düzenlemelere ihtiyaçları var.

İşte tam da bu noktada, bütün taraflara iç manevralar için siyasi alan tanıyan sınırlı, kademeli anlaşmaların önemi ortaya çıkıyor. Diplomasi, rekabet eden ulusal anlatıları göz ardı edemeyen devletler arasındaki bir müzakeredir. Son saatlerde, İran ve Amerika Birleşik Devletleri'nin savaşı sona erdirmek ve aynı zamanda kapsamlı, ayrıntılı bir anlaşmaya varmak için ek süre sunacak bir plan üzerinde uzlaşıya varabileceğine dair haberler gelmeye başladı.

Ukrayna ile benzerlik açıkça ortada. Her iki durumda da askeri güce aşırı güvenmek, nihai çözümler dayatmak yerine siyasi kimlikleri derinleştirdi ve pozisyonları sertleştirdi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre iki kriz de savaş alanındaki kazanımları uzun vadeli siyasi kabule dönüştürmede askeri gücün sınırlılıklarını ortaya çıkardı.

İran örneğinde bu, stratejik rekabet devam ederken, acil riskleri azaltan sınırlı nükleer ve bölgesel uzlaşılar anlamına gelebilir. Her iki durumda da çatışmaların tekrarını önlemek ve sorunlara kapsamlı çözümler bulma yolunda ilerlemeye devam etmek için zaman alsa bile, bu adımları bölgesel ve uluslararası düzeyde birbirine bağlamak ve geliştirmek çok önemli.

Bu gerçeklik, aşırı görüşlere sahip olanları veya tam zafer savunucularını tatmin etmeyebilir, ancak alternatiflerin çok daha tehlikeli olması nedeniyle çoğu zaman eksik uzlaşılarla sonuçlanan modern savaşın doğasıyla örtüşüyor. Ateşkes barış değildir ve sınırlı bir anlaşma uzlaşma değildir, ancak daha geniş kaosa sürüklenmeyi önlemenin tek yolu olabilirler.

Sonuç olarak, Ukrayna ve İran'daki savaşlar, çağdaş uluslararası sistem hakkında temel bir gerçeği ortaya koyuyor: Savaşları sona erdirmek artık dramatik, belirleyici bir an değil, aksine savaşı devam ettirmenin maliyetini artırmaya, kendine hâkim olmak ve anlaşmazlıklarla birlikte yaşamak için kademeli süreçler inşa etmeye dayalı uzun bir yoldur. Yavaş ve çok da ideal olmayan bu yaklaşım, bu çalkantılı dönemde dünyanın sahip olduğu tek gerçekçi seçenek olabilir.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir.


KİK Müzakere Heyeti Başkanı: KİK-Birleşik Krallık Anlaşması, çalkantılı bir dünyada stratejik bir adım

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ve Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, Londra’da anlaşmayı imzaladıktan sonra müzakerecilerin alkışları eşliğinde birbirlerine sarıldılar. (Birleşik Krallık Ekonomi Bakanlığı)
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ve Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, Londra’da anlaşmayı imzaladıktan sonra müzakerecilerin alkışları eşliğinde birbirlerine sarıldılar. (Birleşik Krallık Ekonomi Bakanlığı)
TT

KİK Müzakere Heyeti Başkanı: KİK-Birleşik Krallık Anlaşması, çalkantılı bir dünyada stratejik bir adım

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ve Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, Londra’da anlaşmayı imzaladıktan sonra müzakerecilerin alkışları eşliğinde birbirlerine sarıldılar. (Birleşik Krallık Ekonomi Bakanlığı)
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ve Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, Londra’da anlaşmayı imzaladıktan sonra müzakerecilerin alkışları eşliğinde birbirlerine sarıldılar. (Birleşik Krallık Ekonomi Bakanlığı)

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri ile Birleşik Krallık, Londra’da iki taraf arasında serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin resmen tamamlandığının duyurulmasının ardından kapsamlı stratejik iş birliğinde yeni bir döneme girdi. Anlaşma, yatırım akışlarını güçlendiren ve yedi pazardaki iş dünyası için geniş fırsatlar sunan yapısal bir dönüşüm niteliği taşıyor. Ayrıca bu anlaşma, Körfez ülkelerinin G7 üyesi bir devletle imzaladığı ilk serbest ticaret anlaşması olma özelliğini taşıyor.

KİK Müzakere Heyeti Başkanı Dr. Reca el-Merzuki, anlaşmayı ortak ticaret ve yatırım hareketlerini yeniden yönlendirecek kaçınılmaz stratejik bir adım olarak nitelendirdi. El-Merzuki, küresel ekonominin yüksek belirsizlik ve korumacı dalgalanmaların baskısı altında bulunduğu bir dönemde anlaşmanın önemine dikkat çekti.

El-Merzuki, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, KİK ülkeleri ile Birleşik Krallık arasındaki ticaret hacminin hâlihazırda yaklaşık 80 milyar dolar seviyesinde olduğunu belirtti. Serbest ticaret anlaşmasının, dünyadaki benzer anlaşmaların sonuçlarına dayanarak ticaret hacmini yüzde 60’tan fazla artırmasının beklendiğini ifade etti.

Olumsuz etkilerin hafifletilmesi

El-Merzuki, anlaşmanın küresel ekonomi açısından kritik bir dönemde imzalandığını belirtti. ABD’nin gümrük vergilerini artırma ve bazı önceki ticaret anlaşmalarını iptal etme yönündeki kararlarının riskleri yükselttiğine dikkat çeken el-Merzuki, bunun uluslararası ekonomik ilişkileri düzenleyecek istikrarlı ve net bir hukuki çerçeveye duyulan ihtiyacı daha da artırdığını söyledi.

sdvdf
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleri, Birleşik Krallık ile imzalanan serbest ticaret anlaşmasını ticaret ve yatırım akışını yeniden yönlendirmek için stratejik bir adım olarak görüyor. (KİK)

Anlaşmanın, içerdiği ayrıntılı ve karşılıklı hukuki yükümlülükler sayesinde bu değişimlerin olumsuz etkilerini hafifletmeye katkı sağlayacağını ifade eden el-Merzuki, serbest ticaret çerçevesinin riskleri azaltarak taraflara geleceğe yönelik daha net bir perspektif sunduğunu kaydetti. El-Merzuki ayrıca, anlaşmanın kapsamlı yapısına dikkat çekerek, düzenlemenin yalnızca geleneksel mal ticaretiyle sınırlı kalmadığını; yatırım, hizmetler ve modern finansal hizmetler sektörleri için de bütüncül çerçeveler oluşturduğunu vurguladı.

Teknoloji ve bilgi transferi ile yatırım çekmeye yönelik bir platform

El-Merzuki, serbest ticaret anlaşmalarının yabancı yatırımları çekme ve teknoloji transferini hızlandırma açısından en önemli araçlardan biri olduğunu belirtti. Benzer anlaşmaları imzalayan birçok ülkenin deneyimlerinin, doğrudan yabancı yatırım akışlarında yüzde 30’un üzerinde artış yaşandığını ortaya koyduğunu ifade etti.

El-Merzuki, KİK- Birleşik Krallık Anlaşması’nın öneminin, Birleşik Krallık’ın teknoloji ve yabancı yatırım ihraç eden başlıca ülkeler arasında yer almasından kaynaklandığını vurguladı. Bu durumun Körfez ekonomilerine nitelikli yatırım tabanını genişletme, bilgi birikimini artırma ve ileri teknolojileri transfer etme konusunda ek fırsatlar sunduğunu söyledi.

dv
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Müzakere Heyeti Başkanı Dr. Reca el-Merzuki, KİK- Birleşik Krallık Anlaşması’nın imzalanması sırasında KİK Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi’nin arkasında duruyor. (DPA)

El-Merzuki, KİK ülkelerinin başta Çin olmak üzere büyük doğu ekonomileriyle imzaladığı diğer ticaret anlaşmalarıyla eş zamanlı atılan bu adımın, bölgenin Doğu ile Batı arasında bir köprü niteliği taşıyan stratejik konumundan azami ölçüde faydalanılmasını güçlendirdiğini belirtti. Bu yaklaşımın aynı zamanda farklı uluslararası ortaklarla dengeli ekonomik ilişkilerin geliştirilmesini desteklediğini ifade etti.

Yeni aşama

HSBC Grubu CEO’su Georges Elhedery ise KİK ülkelerinin, sunduğu uzun vadeli büyüme fırsatları sayesinde stratejik açıdan giderek daha büyük önem kazandığını belirtti. Elhedery, bankacılık grubunun Körfez’deki altı ülkede köklü ve güçlü bir varlığa sahip olduğunu, Birleşik Krallık’ın da bankanın ana pazarlarından biri olduğunu ifade etti.

Elhedery, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, bankanın bölgedeki varlığının yeni anlaşmanın doğuracağı fırsatları doğrudan görmesine imkân sağladığını kaydetti. Bankanın ekonomik bağların derinleştirilmesine katkı sunmaya, şirketler ve kurumlar arasında yeni ortaklıkların kurulmasını desteklemeye, yatırımları güçlendirmeye ve daha fazla büyümenin önünü açmaya hazır olduğunu vurguladı.

Ortak bildirinin imzalanması

KİK Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi ile Birleşik Krallık Ticaretten Sorumlu Devlet Bakanı Chris Bryant, geçtiğimiz çarşamba günü Londra’da iki taraf arasındaki serbest ticaret anlaşması müzakerelerinin tamamlandığını ilan eden ortak bildiriyi imzaladı. Anlaşma, yıllar süren müzakere turlarının ardından sonuçlandı.

El-Budeyvi, anlaşmayı KİK- Birleşik Krallık ilişkilerinde ‘niteliksel bir sıçrama’ olarak tanımladı. Anlaşmanın iki bölge arasındaki ekonomik ilişkileri gelecek nesiller boyunca güçlendireceğini belirten el-Budeyvi, düzenlemenin tesadüfi olmadığını, Körfez’deki altı ülke ile Birleşik Krallık arasında ‘yıllar süren çalışma ve ortak siyasi iradenin’ ürünü olduğunu ifade etti.

Londra taahhüdü

Birleşik Krallık Dışişleri, İngiliz Milletler Topluluğu ve Kalkınma Bakanlığı daha önce yaptığı açıklamada, KİK ülkeleriyle imzalanan serbest ticaret anlaşmasının Londra’nın Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Umman ile uzun vadeli ortaklık taahhüdünü yansıttığını belirtti. Bakanlık, bunun KİK’nin bir G7 ülkesiyle yaptığı ilk serbest ticaret anlaşması olduğunu vurguladı.

Açıklamada, anlaşmanın iki taraf arasındaki siyasi ve güvenlik koordinasyonunun giderek arttığı bir dönemde şirketler ve yatırımcılar için hukuki güvence ile istikrar sağlayacak bir çerçeve sunacağı ifade edildi.

İngiliz verilerine göre, Birleşik Krallık ile Körfez ülkeleri arasındaki mevcut ticaret hacmi yaklaşık 52,9 milyar sterlin (72 milyar dolar) seviyesinde bulunuyor. Ticaret hacminin yüzde 20 artarak yıllık yaklaşık 15,5 milyar sterlinlik (21 milyar dolar) ek büyüme sağlaması bekleniyor.

sdvdsfv
HSBC Grubu CEO’su Georges Elhedery

Anlaşmanın ayrıca Körfez ülkelerinin Birleşik Krallık pazarına ihracatını kolaylaştıracağı, hizmet ve meslek sektörlerini destekleyeceği, vize işlemleri ile iş ziyaretlerini basitleştireceği belirtildi.

Birleşik Krallık İş ve Ticaret Bakanı Peter Kyle, anlaşmanın Birleşik Krallık ile Körfez ülkeleri arasındaki ortaklıkta ‘büyük bir adım’ olduğunu belirterek ticaret, yatırım ve inovasyon alanlarında yeni fırsatlar yaratacağını söyledi.

Birleşik Krallık’ın Ortadoğu ve Pakistan Ticaret Komiseri Sarah Mooney ise anlaşmanın gümrük vergilerini düşüreceğini ve iki tarafın ihracatını güçlendireceğini belirtti. Mooney, bunun yatırımcılara uzun vadeli kararlar alma konusunda daha fazla güven sağlayacağını ifade etti.


İsrail, Filistin'in el-Velece köyünü yıkım ve kuşatmayla yok etme tehdidi altında tutuyor

18 Mayıs'ta İsrail'e ait ağır buldozerler, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistin köyü Velaca'da bir binayı yıktı (Reuters)
18 Mayıs'ta İsrail'e ait ağır buldozerler, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistin köyü Velaca'da bir binayı yıktı (Reuters)
TT

İsrail, Filistin'in el-Velece köyünü yıkım ve kuşatmayla yok etme tehdidi altında tutuyor

18 Mayıs'ta İsrail'e ait ağır buldozerler, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistin köyü Velaca'da bir binayı yıktı (Reuters)
18 Mayıs'ta İsrail'e ait ağır buldozerler, işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistin köyü Velaca'da bir binayı yıktı (Reuters)

İsrail makamları, Yahudi yerleşim birimlerinin genişletilmesi ve refahı adına, Batı Şeria’da binlerce yıldır varlığını sürdüren Filistin kasabalarını tasfiye etme politikası kapsamında, Kudüs’ün güneybatı mahallelerine komşu olan el-Velece köyündeki evleri yıkmaya başladı.

El-Velece sakinleri, İsrail işgal güçlerinin bin yıllık köylerini parçalamak için sistematik bir şekilde çalıştığını ifade ediyor. Tarihi Osmanlı kayıtlarında 500 yıl öncesine dayanan ismiyle yer alan ve dünyanın en yaşlı ikinci zeytin ağacına ev sahipliği yapan köyde, son birkaç gün içinde yıkım faaliyetleri hız kazandı. İsrail makamları, köydeki 60 evden 38’ine yönelik yıkım operasyonlarını yoğunlaştırdı.

Kalkınmayı engelleme ve boğma politikası

El-Velece köyünü tamamen nefessiz bırakmayı amaçlayan bu adımlar, kasabadaki üçüncü neslin de tıpkı önceki iki nesil gibi yeni evler inşa etmesini engellemeyi hedefliyor. Köy halkı, 1948 yılındaki Nekbe (Büyük Felaket) sırasında, köylerinin karşısındaki dağın yamacına, Beyt Cela şehrinin hemen yakınına zorla göç ettirilmişti.

1948 savaşı sonunda İsrail ile Ürdün Krallığı arasında imzalanan ateşkes anlaşmaları çerçevesinde, el-Velece sakinleri köylerini terk etmek zorunda kaldı. Bölge halkının bir kısmı doğuya göç ederek, Yeşil Hat’tın diğer tarafında kalan ve o dönem 18 bin dönüm olan köy arazisinin yaklaşık 6 bin dönümlük kısmında "Yeni" el-Velece’yi kurdu.

1967 yılında Batı Şeria’yı işgal eden İsrail, yeni köy topraklarının yaklaşık üçte birini Kudüs Belediyesi sınırlarına dahil etti. Ardından köy arazilerini parça parça gasp etmeye başlayan İsrail, 1968 yılında "Har Gilo", 1971 yılında ise "Gilo" yerleşim birimlerini inşa etti. Günümüzde Har Gilo bin 600 Yahudi yerleşimcinin yaşadığı küçük bir kasaba konumundayken, Gilo 33 bin yerleşimcinin barındığı devasa bir şehre dönüştü.

sdvbgth
İsrail'e ait ağır iş makineleri, 18 Mayıs'ta işgal altındaki Batı Şeria'da bulunan Filistin köyü Velece'de bir binayı yıktı (Reuters)

İsrail makamları, el-Velece'nin büyümesini engellemek için köyü adeta abluka altına aldı. Bugün nüfusu sadece 3 bin olan köyün Kudüs belediye sınırlarına dahil edilen kısmına, onlarca yıldır hiçbir belediye hizmeti sunulmadı.

İsrail’in imar planlarını onaylamayı reddetmesi nedeniyle, bölge halkı yıllar boyunca ruhsatsız evler inşa etmek zorunda kaldı. El-Velece’nin Kudüs sınırlarına katılan ve yaklaşık bin kişinin yaşadığı Ayn el-Cüveyze mahallesindeki 60 evden 38’i hakkında, İsrail Adalet Bakanlığı Arazi Özel İşlemler Birimi tarafından yıkım kararı çıkarıldı. Kalan 22 evin de ruhsatsız olduğu ve benzer bir kaderi paylaşabileceği belirtiliyor. Yıkım kararlarının uygulanması halinde 380 kişi evsiz kalacak.

Yıkımlar, ruhsatsız inşaat yapanlara veya evini kendi yıkmayanlara ağır para cezaları öngören ve "Kaminitz Yasası" olarak bilinen düzenlemeye dayandırılıyor. Köy sakinleri 2018 yılında Yüksek Mahkeme’ye başvurarak yıkımların durdurulmasını ve bir imar planı hazırlanmasını talep etti. Mahkeme önce geçici durdurma kararı vermiş, Mart 2022'deki son duruşmada ise yetkililere imar planı imkanlarını incelemeleri için 6 aylık ilave süre tanımıştı.

axdfrgt
Bu ay Eski Kudüs'teki "Şam Kapısı"nda Yahudi aşırılık yanlıları (EPA)

Bu süreçte köy halkı, mimar Claude Rosenkovitch ve İsrailli insan hakları örgütleri "Bimkom" ile "Ir Amim"in desteğiyle kendi imar planlarını hazırlayıp belediye ve bölge planlama komitelerine sundu. Ancak bu planların tamamı, "doğal manzara ve çevresel değerlerin korunması" gibi gerekçelerle reddedildi.

Yerleşimcilere özel çevre yolu

İsrailli insan hakları kuruluşu B'Tselem, "doğal ve çevresel değerler" argümanının, Filistinlilerin imar ve kalkınma haklarını gasp etmek için kullanılan bir bahaneden ibaret olduğunu belirtiyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre örgüt, yerleşim projeleri söz konusu olduğunda bu değerlerin tamamen göz ardı edildiğini vurgulayarak şu örneği veriyor:

"Kudüs sınırlarına dahil edilmeyen köy topraklarında, Gush Etzion yerleşimcilerinin Kudüs’e ulaşımını sağlamak amacıyla 25 yıl önce El-Velece Çevre Yolu inşa edildi. Bu yol, askeri emirlerle kamulaştırılan araziler üzerinde, onaylı bir plan olmadan yapıldı. Gush Etzion Yerel Konseyi, Har Gilo yerleşimini genişletmek ve 560 yeni konut inşa etmek için bu yolun durumunu 'yasallaştırmak' üzere yakın zamanda bir imar planı sundu. Bu yeni konutlar, el-Velece köyünü batıdan tamamen kuşatacak."

dfvrbtyj
Batı Şeria'daki Beytüllahim şehri arka planda görünürken, Gush Etzion yerleşim bloğundaki İsrail'e ait Efrat yerleşimi, (Reuters)

İsrail makamları, bir kısmı Kudüs sınırlarında kalan bu yeni yolu gelecekte her iki nüfusa da hizmet edecek bir ana ulaşım damarı olarak sunsa da Filistinlilerin bu yolu kullanarak Kudüs’e girmesi yasak olduğu için el-Velece halkı yoldan faydalanamıyor.

Ayrım Duvarı tarımı ve hayvancılığı bitirdi

İsrail yetkilileri, 2011 yılında Ayrım Duvarı’nın (Utanç Duvarı) inşasına başladığında, bölgenin tarihi simgesi olan antik taş duvarları (teraslar) korumayı da dikkate almadı. Ayn el-Cüveyze mahallesinin kuzeybatı ve güneyini çevreleyen 9 metre yüksekliğindeki beton duvar, el-Velece’nin 500 dönümlük arazisi üzerine kuruldu.

Duvar yüzünden köy sakinlerinin giriş çıkışları tek bir koridora indirgendi. Köylüler; zeytin ve badem ağaçlarının bulunduğu tarım arazilerinden tamamen yalıtıldı. Artık arazilerine yalnızca hasat döneminde, önceden koordinasyon sağlamak şartıyla ve Beyt Cela’daki tek bir kapıdan girmelerine izin veriliyor. Duvar aynı zamanda köydeki hayvancılığı bitirdi, mera alanlarını yok etti ve su kaynaklarına erişimi engelledi. Ayrıca yağmur suyu drenaj krizine yol açarak tarihi taş teraslara ciddi zararlar verdi.

Üç nesildir ev yapmaları yasak

İsrailli liberal yazar Naomi Susman, 18 Mayıs'ta el-Velece'de gerçekleştirilen yıkımlara tanıklık ettiği haberinde durumu şu sözlerle özetledi:

"Mülkiyet hakkını kimse inkâr edemediği halde, üç nesildir hiç kimsenin kendi ve atalarının toprağı üzerine yasal olarak ev inşa etmesine izin verilmedi. Ruhsatsız ev yapan herkes risk aldığını biliyor, ancak yaşamak için bir eve muhtaç olduklarından başka çareleri de yok."

we4rt
İsrail askerleri, işgal altındaki Batı Şeria'daki el Hali kentinde haftalık denetimleri sırasında yerleşimcileri koruyor (Reuters)

Susman, İsrail Sivil İdaresi sorumluluğundaki "C Bölgesi"nde kalan bir evin yıkımı sırasında yaşanan şiddeti ise şöyle aktardı:

"Yıkım ekipleri geldi. Yollar dar ve dik olduğu için dozerlerin ilerlemesi zordu. Bu zorluğu aşmak için özel bir mülke zorla girip evlerin arasından yeni bir yol açtılar. Bahçesi dozerler tarafından ezilen bir köy sakini nereye gittiklerini sorduğunda, İsrail güçleri ona ses bombalarıyla karşılık verdi. 4 daire olması planlanan iki katlı bir binanın iskeletini, iç duvarlar için hazırlanan keresteler dahil her şeyi ezip yıktılar. O saatlerde evlerinde oturan çocuklar ve yaşlılar büyük bir korku içindeydi. Evleri şimdilik kurtulmuştu ama bir sonraki sefere nereye gideceklerini kimse bilmiyor."