ABD: Dış politika nasıl önemli bir seçim kozu haline geldi?

Cumhuriyetçiler Biden'a Arap seçmenleri ve gençleri yatıştırmaya yönelik kararlar verdiği yönünde suçlamalar yöneltti.

Protestocular İsrail konusundaki tutumu nedeniyle Biden'ın görevden ayrılması çağrısında bulundu. (AFP)
Protestocular İsrail konusundaki tutumu nedeniyle Biden'ın görevden ayrılması çağrısında bulundu. (AFP)
TT

ABD: Dış politika nasıl önemli bir seçim kozu haline geldi?

Protestocular İsrail konusundaki tutumu nedeniyle Biden'ın görevden ayrılması çağrısında bulundu. (AFP)
Protestocular İsrail konusundaki tutumu nedeniyle Biden'ın görevden ayrılması çağrısında bulundu. (AFP)

Başkanlık seçimleri yaklaşırken, ABD seçmeninin ABD dış politikasına, özellikle de Gazze savaşına ve Amerika'nın İsrail'e yönelik politikasına olan ilgisinin boyutuna ilişkin sorular artıyor.

Biden yönetiminin Tel Aviv'e silah sevkiyatını dondurma kararı, ABD Başkanı'nın konuyu siyasileştirdiği suçlamaları ve ABD politikasının değiştirilmesi çağrısında bulunan öğrenci protestolarının artmasıyla birlikte, Demokrat ve Cumhuriyetçi partiler arasında bu konuda yaşanan derin iç gerilimi gözler önüne serdi.

Şarku’l Avsat ve Asharq News (eş-Şark) iş birliği ile hazırlanan Washington raporu, ABD seçmeninin ülkesinin dış politikasıyla nasıl ve neden alışılmadık bir şekilde ilgilendiğini ve eleştirmenleri yatıştırmak için ABD politikasının şekillenmesine ne ölçüde katkıda bulunduğunu araştırıyor.

New York'ta 11 Mayıs 2024 tarihinde düzenlenen Filistin’e destek gösterilerinden (AFP)

New York'ta 11 Mayıs 2024 tarihinde düzenlenen Filistin’e destek gösterilerinden (AFP)

Amerikan seçmeni ve dış politika

Anketler, ABD'li seçmenlerin geçen yıl sadece yüzde 18'inin, bu yıl ise yüzde 38'inin dış politikaya ilgi gösterdiğini ortaya koyuyor.

ABD'nin eski Ukrayna Büyükelçisi John Herbst, bu duruma şaşırmadığını belirterek, “Ortadoğu ve Ukrayna'da yaşananlar çok ciddi konular ve özellikle de medya bu konulara odaklandığı için seçmenlerin ilgisini çekmeleri doğal” değerlendirmesinde bulundu.

The Hill'in fikir yazarı Sarakshi Rai, daha önceki anketlerin ABD seçmeninin dış politikaya ilgisinin düşük olduğunu gösterdiğine, ekonomi, göç ve sınırların ana kaygılar olduğuna dikkat çekti. Rai, “Şimdi, her 10 Amerikalıdan dördü dış politikayla ilgilendiğini söylüyor. Bu yüzden İsrail-Gazze çatışması ve ABD'nin doğusundan batısına üniversite kampüslerindeki protestoların arka planında bir hareket görüyoruz” ifadelerini kullandı. Başkanlık seçimleri yaklaşırken ABD seçmeninin dış politikaya ilgisi artıyor. (AFP)

Başkanlık seçimleri yaklaşırken ABD seçmeninin dış politikaya ilgisi artıyor. (AFP)

Eski ABD Başkanı George H.W. Bush'un yardımcısı Trent Duffy, Amerikan seçmeninin dış politikayla giderek daha fazla ilgilenmekle birlikte, ABD Başkanı Joe Biden'ın bu konudaki performansına güven duymadığına dikkat çekti. Seçmenlerin sadece yüzde 32'sinin bu konuda Biden'a güvendiğini belirten Duffy, “Dış politika, Amerikan seçmeninin gözünde ülkenin lideri olarak başkanla başlar. Bence Başkan Biden bu alanda zorlanıyor. Çünkü şu ana kadar Ukrayna ve Gazze çatışmalarında sonuç Başkan'ın lehine olmadı. Bu ise onun zayıf olarak algılanmasına yol açıyor ki, bu, Amerikan seçmeni için çok önemli” şeklinde konuştu.

Bu nedenle Cumhuriyetçiler, ABD Başkanı’nı, özellikle Michigan gibi kararsız eyaletlerde Amerikan seçmeninin ne düşüneceğinden korktuğu için İsrail'e silah sevkiyatını dondurmak gibi dış politika kararlarını almakla suçluyor.

Herbst, “Arap asıllı ABD’li seçmenlerin oylarının Biden'ın Ortadoğu politikası üzerindeki etkisi konusunda hiçbir şüphe yok. Michigan'daki oylardan endişe ettiği için daha da sertleşti” yorumunda bulundu. Bu yaklaşıma katılan ve seçimin kararsız eyaletlerde belirleneceğine dikkat çeken Rai, “Biden'ın Wisconsin ve Michigan gibi eyaletlere ziyaretlerini yoğunlaştıracağını göreceğiz” dedi.

Duffy, Biden'ın gençlerin desteğinin azalmasından korktuğuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Genç Amerikalı seçmenler, özellikle de genellikle gençlerin oylarının çoğunluğuna sahip olan Demokrat Parti için çok önemli bir grup. Başkan Biden 2020'de seçildiğinde de böyle oldu. Parti, sadece Gazze'de ve dış politikada yaşananlar nedeniyle değil, aynı zamanda ekonomi ve konut sorunları nedeniyle de gençlerden gelen desteğin azaldığını gördü. Bunların hepsi hayal kırıklığına uğramış genç seçmenler için önemli konular. Dolayısıyla Başkan Biden'ın gençleri cezbetmeye yönelik tedbirler aradığını görüyoruz.”

Yardım mı uzlaşı mı?

Biden'ın Ortadoğu politikasına yönelik iç muhalefet artarken, George H.W. Bush yönetiminde görev yapmış olan Herbst, Biden'ın dış politika kararlarının, özellikle de İsrail'e silah sevkiyatını dondurma kararının anakronizminden bahsetti. Herbst, “ABD İsrail'i uzun zamandır güçlü bir şekilde destekliyor. Netanyahu ile yaşanan mevcut çatışmaya rağmen, bu durum Biden döneminde de geçerliliğini koruyor. Ancak Biden, özellikle Michigan'daki Arap asıllı ABD’li seçmenleri yatıştırmak için tasarlanmış adımlar attı. Bu siyasette yeni bir şey, çünkü hiçbir ABD başkanı politikasını kısmen bazı seçmenlerin İsrail'e karşı olacağı korkusuyla şekillendirmemişti” ifadelerini kullandı.

Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, İsrail'i destekleyen bir yasa tasarısı lehine oylama yapılması için baskı yaptı. (AFP)

Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson, İsrail'i destekleyen bir yasa tasarısı lehine oylama yapılması için baskı yaptı. (AFP)

Herbst, Baba Bush ve Nixon gibi geçmiş başkanların İsrail'e yönelik silah ve finansmanı dondurma kararlarını Biden'ın kararıyla karşılaştırarak, ABD’lilerin eskiden başkanlara İsrail'i desteklemeleri için baskı yaptığını, ancak bugün durumun böyle olmadığını belirtti. Herbst, “Bugün, tarihimizde ilk kez, ABD'de Arap ve Filistin yanlısı seçmenlerin siyasi sonuçlarından duyulan korku politikayı etkiliyor. İsrailliler bu konuda endişelenmeli. Çünkü genç Demokratlar arasında İsrail'in pozisyonunu ve bizim İsrail'e verdiğimiz desteği anlamayan büyük bir kesim var” vurgusunda bulundu.

Rai ise Biden'ın dış politikalarından bahsederken, yönetimin İsrail'i destekleyenler ile karşı çıkanlar arasında çok hassas bir konumda olduğunu savundu. Rai, Biden'ın silah sevkiyatını dondurması ve ardından muhaliflerini, özellikle de Temsilciler Meclisi'nin, 16 Demokrat'ın desteğiyle dondurulan silah sevkiyatını serbest bırakmaya zorlayan bir tasarıyı geçirebildiği Kongre'deki muhaliflerini yatıştırmak için 1 milyar dolar değerinde yeni bir silah paketi açıklaması örneğini verdi.

Bu politika değişikliğini bir çekişme olarak tanımlayan Duffy şu ifadeleri kullandı: “Yönetim İsrail'e silah sevkiyatını durduracağını söylüyor, ardından hızla yeni bir silah anlaşması açıklıyor. Tüm bunlar bahsettiğimiz faktörlerin bir sonucu. Bence Başkan Biden bu konuyu gündemden düşürmek ve insani krizi azaltmak için mümkün olan en kısa sürede ateşkes için bastırıyor. Bu ona siyasi açıdan da yardımcı olacaktır.”

‘Kısa hafıza’

Dış politika, siyasi ve öğrenci tartışmalarında ön planda yer alırken, Herbst, Biden yönetimini gerek Ukrayna gerekse Ortadoğu'da dış politika konularını ele alış biçimi nedeniyle sert bir şekilde eleştirdi. Herbst, “Biden'ın politikaları, Moskova'nın nükleer tehditlerinden duyduğu korku nedeniyle ciddi şekilde kusurludur ve bu da Ukrayna'ya silah tedarikimizi geciktirmiştir. Ortadoğu'da da benzer bir zayıflık gördük; İran'ın vekil güçleri tarafından kuvvetlerimize karşı çok sayıda saldırı düzenlendi ve buna verdiğimiz karşılık zayıf kaldı. Husilerin uluslararası nakliye yollarında kaos yaratmasına izin verdik. Akıllı strateji İran'a bedel ödetmektir, ancak yönetim Avrupa'da olduğu gibi Ortadoğu'da da gerilimin artmasından korkuyor. Bu bir süper gücün tutumu değildir” ifadelerini kullandı.

Duffy, Cumhuriyetçi aday Donald Trump'ın dış politika konularındaki değişken tutumuna rağmen, ‘çoğu seçmenin nispeten kısa bir hafızaya sahip olduğuna’ inanıyor. Duffy, “Seçmenlerin Trump'ın dış politikasından hatırladıkları, Rusya savaşı ve İsrail ile Filistin arasında bir çatışma olmadığı. Bu iki başlık seçimlerde tartışmanın merkezinde yer alacak” görüşünü dile getirdi.



Trump: Melania, "başkanlığa yakışmadığı için" dans etmemi sevmiyor

Trump'ın dans tarzı seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti (Reuters)
Trump'ın dans tarzı seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti (Reuters)
TT

Trump: Melania, "başkanlığa yakışmadığı için" dans etmemi sevmiyor

Trump'ın dans tarzı seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti (Reuters)
Trump'ın dans tarzı seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti (Reuters)

Donald Trump, First Lady Melania Trump'ın destekçilerine dans etmesinden nefret ettiğini şaka yollu söyledi ve hatta Başkan Franklin D. Roosevelt'in aynı şeyi yapmayacağını belirtti.

Kennedy Center'da seçim yılı hedeflerini belirlemek için düzenlenen Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi kampında konuşan başkan, destekçilerinin kendisini dans ederken görmek istediğini öne sürdü.

Trump'ın dans tarzı, seçim kampanyasının bir simgesi haline gelmişti. Sadık MAGA'cıları sık sık The Village People'ın "YMCA" şarkısı eşliğinde dans ettiriyordu.

Trump şöyle konuştu: 

Dans etmemden nefret ediyor. 'Herkes dans etmemi istiyor' dedim. 'Sevgilim, bu başkanlık makamına yakışmıyor' dedi. Aslında 'FDR'nin dans ettiğini hayal edebiliyor musun?' dedi, bana bunu söyledi. Ve ben de 'Belki de bilmediği köklü bir tarih var' dedim. Çünkü o, Demokrat olmasına rağmen zarif bir adamdı, değil mi? Japonya'nın saldırısı sırasında biliyorsunuz, epey zarifti, ama bunu yapmazdı, ama, ama başka pek çok kişi de yapmazdı. Ama o, 'Sevgilim, lütfen, şu ağırlık kaldırıyormuş gibi yaptığın hareket berbat' diyor.

Aslında Trump'ın dans yeteneği profesyonel dansçılar tarafından da eleştirildi. Hip Hop Dance Junkies'in kurucusu Brandon Chow, "1'den 10'a bir ölçekte, üç derdim. Üç veya en fazla dört" demişti.

The Guardian'a şunları söylemişti:

Kollarını kullanıyor ama kollar çok katı, gerçekten hareket etmiyorlar. Kelimenin tam anlamıyla yumruklarını sıkıp kollarını iki yanda sabitliyor. Yani, konfor alanından veya kendi alanından çıktığı hiçbir hareket yapmıyor. Kelimenin tam anlamıyla olduğu yerde adımlıyor, bir sağa bir sola, kalçalarını sallıyor.

Görsel kaldırıldı.
Başkan Maduro, Venezuela'daki destekçilerinin önünde dans ediyor (AP)

ABD Başkanı'nın son yorumları, Beyaz Saray yardımcılarının kendisine, devrik Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro'nun mitinglerde dans ederek kendisiyle dalga geçtiğini söylediği yönündeki haberler gündemdeyken geldi.

Washington'ın Karakas üzerindeki baskıyı artırmasından önceki haftalarda Maduro, eşi Cilia Flores'le birlikte halka açık etkinliklerde yer alarak, artan uluslararası incelemeye rağmen rahat ve meydan okuyan bir görüntü sergilemişti.

Aralık ayında Uluslararası Kadın Liderlik Okulu'nun açılışında yaptığı konuşmada Maduro, "Savaşa Hayır, Barışa Evet" başlıklı bir konuşmanın elektronik remiksine dans ederken görülmüştü.

Görüntüler internette geniş çapta yayılmış ve birçok kişi bunu Trump'ın mitinglerdeki hareketlerine benzetmişti. Bir yetkilinin olayı "bir dans hareketi fazla kaçmış" diye nitelendirdiği bildirilmişti.

Maduro, siyasi mesajlarında müzik ve performansı sıklıkla kullanıyordu. Kasımda John Lennon'ın "Imagine" şarkısının televizyonda yayımlanan bir yorumunu da buna dahil etmiş ve bu, Washington'la ilişkiler gerginken yapılan bir barış çağrısı olarak yorumlanmıştı.

Independent Türkçe


Venezuela ve ABD: MAGA çağında modern emperyalizm

ABD özel kuvvetleri, yargılama hazırlıkları kapsamında askeri helikopterle ABD'ye getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya eşlik ediyor (Reuters)
ABD özel kuvvetleri, yargılama hazırlıkları kapsamında askeri helikopterle ABD'ye getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya eşlik ediyor (Reuters)
TT

Venezuela ve ABD: MAGA çağında modern emperyalizm

ABD özel kuvvetleri, yargılama hazırlıkları kapsamında askeri helikopterle ABD'ye getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya eşlik ediyor (Reuters)
ABD özel kuvvetleri, yargılama hazırlıkları kapsamında askeri helikopterle ABD'ye getirilen Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro'ya eşlik ediyor (Reuters)

Christopher Phillips

ABD, kıtasındaki yerlilerin topraklarını fethetme, 19. yüzyılın sonlarında İspanyol topraklarını ele geçirme veya Latin Amerika’nın işlerine tekrar tekrar müdahale etme gibi nedenlerle sık sık “imparatorluk” olmakla suçlanmıştır. Tarih, Sam Amca’nın emperyalist yüzünün örnekleriyle doludur. Son on yıllarda bile birçok yorumcu, “yeni dünya düzeni”, “Washington mutabakatı” ve “teröre karşı savaş” gibi Washington'un büyük projelerinin, demokratik ve liberal söylemlerle örtülmüş olsa bile, emperyalist unsurlar içerdiğini savunmuştur.

Ancak birçok gözlemci, Trump'ın seleflerinden farklı olmasını bekliyordu. “Önce ABD” sloganı, izolasyonist bir eğilimi veya en azından dış müdahaleleri azaltma arzusunu ima ediyordu. İlk döneminde, sürekli olarak “sonsuz savaşları” kınaması ve ABD'nin askeri ve diplomatik müdahalelerini azaltmaya çalışmasıyla bu izlenimi pekiştirmiş gibi görünüyordu. Ancak, Beyaz Saray'a dönüşünün üzerinden geçen bir yıldan kısa bir süre, tamamen farklı bir yol izlediğini ortaya koymak için yeterliydi. Venezuela ile savaş tehdidinden Grönland'ın ilhakını önerme, Latin Amerika'daki seçimlere müdahale etme ve Avrupa'daki sağcı popülistleri desteklemeye kadar, Trump ikinci döneminde son on yılların en emperyalist Amerikan başkanı gibi görünüyor. Demokrasi veya liberal değerleri yayma iddiasından tamamen vazgeçmesinden sonra, şu soru öne çıkıyor: “MAGA tarzı emperyalizm” çağına mı girdik? MAGA, Trump'ın “ABD'yi Yeniden Harika Yap” sloganının kısaltmasıdır.

Bir hakaret olarak emperyalizm

“Emperyalizm” kelimesi, dış politikası kendisini eleştirenleri memnun etmeyen herhangi bir ülkeye yöneltilen bir hakaret olarak sıklıkla kullanılır. Küresel bir güç haline geldiğinden beri, ABD de sürekli olarak bu şekilde etiketlendi. Bu tür bir öznelliği önlemek için, siyaset bilimciler bir devletin ne zaman emperyalist olduğunu belirleme amacıyla çeşitli teoriler ve modeller geliştirmişlerdir. Bu teorilerin en ikna edici olanı, Columbia Üniversitesi'nden Michael K. Doyle'un 1986 tarihli “İmparatorluklar” adlı kitabındaki teorisi olabilir. Doyle, güçlü hükümetlerin genellikle daha zayıf devletlere kendi iradelerini dayatma eğiliminde olduklarını, ancak bunun mutlaka emperyalizm uyguladıkları anlamına gelmediğini savunuyor. Ona göre anahtar nokta, güçlü bir devletin daha zayıf bir devletin hem iç hem de dış politikalarını kontrol etmeye çalışıp çalışmadığıdır. Eğer iç ve dış politikalarını, ister güç kullanarak ister siyasi iş birliği, ekonomik, sosyal veya kültürel bağımlılık yoluyla kontrol etmeye çalışıyorsa, bu emperyalizmin özüdür. Eğer bunu yapmıyorsa, davranışı “emperyalizm” değil, “hegemonya” olarak kabul edilir.

sadfrgt
Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro, New York'taki duruşması sırasında, 5 Ocak (AFP)

Bu tanıma göre, ABD'nin emperyalist olmakla suçlandığı birçok örnek, gerçekte hegemonya kurma uygulamalarıydı. Örneğin, Soğuk Savaş sırasında Sovyetleri Latin Amerika'dan uzak tutmak için yapılan darbelere destek vermek, bir hegemonya eylemi olarak kabul edilebilir, çünkü Washington, anti-komünist oldukları sürece darbeden sonra göreve gelen rejimlerin nasıl yönetildiğine fazla önem vermiyordu. Buna karşılık, 1898 ile 1902 yılları arasında İspanyol Küba ve Filipinler'in işgali veya “terörle savaş” sırasında Afganistan ve Irak'ın işgali, Washington'un bu ülkelerin iç politikalarını yeniden şekillendirme, yeni anayasalar hazırlama ve farklı yönetim yapıları oluşturma çabaları göz önüne alındığında, emperyalizmin açık örnekleridir.

İster güç yoluyla, ister siyasi iş birliği yoluyla, ister ekonomik, sosyal veya kültürel bağımlılık yoluyla olsun, hem iç hem de dış politikaları kontrol etmek, emperyalizmin özüdür

Trumpvari emperyalizm mi?

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Trump'ın son politikalarını Doyle’un perspektifinden okuduğumuzda, biraz karmaşık da olsa, açık emperyalist eğilimler ortaya çıkıyor. Yönetimin Grönland, Kanada, Panama ve hatta Gazze'nin “ilhakı” yönündeki söylemi, bu ülkeler ve bölgelerdeki hem dış hem de iç politikanın sonuçlarını yeniden şekillendirme emellerine işaret ediyor. Örneğin, Aralık ayında Trump, Louisiana Valisi Jeff Landry'yi Grönland'a özel temsilcisi olarak atadıktan sonra, Landry açıkça görevinin özetle “Grönland'ı ABD'nin bir parçası yapmak” olduğunu belirtti. Bu arada Trump, Panama Kanalı'nı “geri alma” sözünü yineledi ve Kanada'ya “ABD’nin 51. eyaleti olması” gerektiğini söyledi. Bu açıklamalara, Grönland'ı ilhak etmek için askeri güç kullanma ve Kanada'ya yüksek gümrük vergileri uygulama tehditleri eşlik etti.

xc
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray, Oval Ofis'te bir başkanlık kararnamesi imzalıyor, Washington (Reuters)

Bu, Doyle'un emperyalizm tanımına benziyor olsa da, ihtiyatlı olmak gerekiyor. Söylemlere ve tehditlere rağmen, Trump henüz bu toprakları ilhak etmek için somut adımlar atmadı ve bunu emperyalist bir eylem olarak nitelendirmek için henüz erken. Trump, rakiplerinden taviz koparmak için sık sık abartılı tehditlere başvuruyor. Büyük olasılıkla, Danimarka'yı Washington'a üsler ve madenler konusunda geniş imtiyazlar vermeye zorlamak için, Grönland'ı ilhak etme tehdidini kullanıyor. ABD için “daha iyi bir anlaşma”ya varmak için aynı taktiği Kanada ve Panama ile de kullanıyor.

Kaldı ki Gazze örneğinde gerçekten de böyle oldu. Şubat ayında Trump, ABD'nin harap olmuş bölgenin kontrolünü “devralacağı” yönünde sansasyonel bir iddiada bulundu, ancak sonuçta uluslararası istikrar çabalarına zemin hazırlamayı amaçlayan bir ateşkesin sağlanmasına yardımcı oldu. Destekçileri, ABD'nin devralma tehdidinin çeşitli tarafları bir uzlaşmayı kabul etmeye ittiğini savunuyor.

Aynı durum Grönland, Panama ve Kanada için de geçerli olabilir; bu da nihai amacının, açık bir emperyalizmden ziyade hegemonya kurmak (ABD'nin dış politika üzerindeki kontrolünü güçlendirmek) olduğu anlamına gelir.

Latin Amerika'da emperyalizm

Buna karşılık, Beyaz Saray'ın Latin Amerika'daki eylemleri daha müdahaleci ve açıkça emperyalist görünüyor. Doyle'un tanımına göre, ABD'nin Venezuela'ya yönelik son müdahalesi, şüphesiz bir şekilde emperyalizme yakındır. Nicolás Maduro'nun görevden alınması ve ardından halefine Washington'un taleplerine boyun eğmesi için yapılan tehditler, Trump'ın Caracas'ın hem dış hem de iç politikalarını kontrol etmeyi amaçladığını gösteriyor.

Yaptırımlara ek olarak, ABD deniz ablukası uyguladı ve Venezuela kıyılarına yaklaşık 15 bin asker konuşlandırdı.

Ancak yönetim, devlet başkanının görevden alınmasından sonra bile, amacını henüz rejim değişikliği olarak çerçevelemedi. Bunun yerine, zorla devrilen Cumhurbaşkanı Nicolás Maduro hükümetine karşı argümanını dış politika çerçevesinde sunuyor; büyük miktarda fentanil ve kokain sevkiyatı, ABD'ye göçmen akını ve son olarak da yaptırım uygulanan İran petrolünün transferi gibi iddialara dayandırıyor.

frgthyu
Grönland'ın başkenti Nuuk yakınlarında bir Danimarka donanma gemisi, 8 Mart (AFP)

Yönetim, petrol tankerlerine el koymak ve 80'den fazla kişinin ölümüne yol açan ölümcül saldırılar düzenlemek de dahil olmak üzere güç kullanmış olsa da, Venezuela'nın iç politikasını değiştirme veya kontrol etme amacını resmen benimsemedi. Bu açıdan bakıldığında, yaklaşımı emperyalizmden ziyade hegemonyaya daha yakın görünüyor.

Latin Amerika'nın diğer bölgelerinde ise Trump, iç politikaya doğrudan müdahale etme konusunda daha çok istekli görünüyordu. Son Honduras seçimlerinde, aşırı sağcı Ulusal Parti adayı Nasry “Tito” Asfura'yı açıkça destekledi ve Asfura kazanmazsa ABD'nin mali yardımı keseceği imasında bulundu. Bu müdahale, seçim kampanyasının gidişatını değiştirirken, rakipleri onu müdahale etmekle suçladı.

Aynı senaryo Arjantin'de de yaşandı; Trump'ın Başkan Javier Milei'ye açık desteği, müttefikinin kaybetmesi durumunda Buenos Aires'e mali yardımı azaltma tehditleriyle desteklenerek, seçim başarısında kilit bir faktör oldu. Ancak Brezilya'da baskı daha az başarılı oldu. Trump, müttefiki eski devlet başkanı Jair Bolsonaro'nun yargılanmasına devam edilmesi halinde Brezilya’ya yüzde 50 oranında gümrük tarifesi uygulamakla tehdit etti. Ancak tehdit sonucu değiştirmedi; Bolsonaro darbe girişiminde bulunma suçlamasıyla 27 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu vakaların her birinde, Trump'ın Latin Amerika'ya yönelik “emperyalizminin” kalıbı açık ve netti: Seçmenleri veya hükümetleri MAGA projesiyle uyumlu sağcı adaylara yönlendirmek için mali nüfuzu kullanarak iç siyasete müdahale etmek.

Resmi olarak Venezuela'nın iç siyasetini değiştirme veya kontrol etme amacını benimsemedi. Bu açıdan bakıldığında, yaklaşımı emperyalizmden ziyade hegemonyaya daha yakın görünüyor

Avrupa'ya bakış

Görünen o ki yönetim şimdi Avrupa'da da benzer bir yaklaşım izlemeye çalışıyor. Nitekim yeni Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin, “Avrupa'nın kültürel kimliğinin aşınması” olarak tanımladığı şeyi önlemek için milliyetçi popülist güçleri desteklemek gerektiğini açıkça belirttiğini görüyoruz. Başkan Yardımcısı J.D. Vance, Almanya için Alternatif Partisi'nin sertlik yanlısı kanadını desteklediğini zaten ifade etti, MAGA destekçileri ise İngiltere'deki Reform Partisi ve Fransa'daki Ulusal Cephe ile aktif olarak bağlar kuruyorlar.

Şimdiye kadar Latin Amerika'da olduğu gibi doğrudan bir müdahale olmadı, ancak strateji belgesi benzer bir niyet olduğuna işaret ediyor.

İlhak söyleminin, daha büyük tavizler koparmak için sadece bir pazarlık kozu olduğu ortaya çıkabilir, ancak Trumpvari emperyalizmin en belirgin ve ayırt edici biçimi kendisini başka bir yerde, MAGA projesini Latin Amerika ve Avrupa'ya ihraç etmekte gösterebilir. Bu, “terörle savaş” ile ilişkilendirilen askeri emperyalizm olmasa da, MAGA'ya benzer hareketleri diğer ülkelerde iktidara ulaşmak için güçlendirmeyi amaçlayarak, çok daha iddialı ve uzun vadede potansiyel olarak daha etkili görünüyor.


Çin, "ayrılıkçı faaliyetler" gerekçesiyle iki Tayvanlı bakanın ülkeye girişini yasakladı

Ziyaretçiler, Çin'in doğusundaki Fujian eyaletinde, Tayvan'a en yakın nokta olan Pingtan Adası'nda bir kamera gözetleme noktasının (ortada) ve bir Çin bayrağının (sağda) önünden geçiyor (AFP)
Ziyaretçiler, Çin'in doğusundaki Fujian eyaletinde, Tayvan'a en yakın nokta olan Pingtan Adası'nda bir kamera gözetleme noktasının (ortada) ve bir Çin bayrağının (sağda) önünden geçiyor (AFP)
TT

Çin, "ayrılıkçı faaliyetler" gerekçesiyle iki Tayvanlı bakanın ülkeye girişini yasakladı

Ziyaretçiler, Çin'in doğusundaki Fujian eyaletinde, Tayvan'a en yakın nokta olan Pingtan Adası'nda bir kamera gözetleme noktasının (ortada) ve bir Çin bayrağının (sağda) önünden geçiyor (AFP)
Ziyaretçiler, Çin'in doğusundaki Fujian eyaletinde, Tayvan'a en yakın nokta olan Pingtan Adası'nda bir kamera gözetleme noktasının (ortada) ve bir Çin bayrağının (sağda) önünden geçiyor (AFP)

Çin, bugün iki Tayvanlı bakanın ayrılıkçı faaliyetlerde bulundukları gerekçesiyle Çin'e girişlerini yasakladı. Bu karar, Taipei'den öfkeli bir tepkiyle karşılandı ve Taipei, “tehdit ve sindirme”ye boyun eğmeyeceğini açıkladı.

Pekin'de düzenlenen basın toplantısında, Devlet Konseyi Tayvan İşleri Ofisi, Tayvan İçişleri Bakanı Liu Shih-fang ve Eğitim Bakanı Cheng Ying-yao'yu “sözde Tayvan bağımsızlığını destekleyen sert çizgideki ayrılıkçılar” olarak nitelendirdi ve kendileri ile akrabalarının Çin'e girişlerinin yasaklanacağını duyurdu. İki bakana getirilen yasak, Hong Kong ve Makao'ya giriş yasağını da içeriyor.

Pekin, Tayvan'ın kendi toprakları olduğunu ve adayı kontrol altına almak için güç kullanmayı göz ardı etmediğini söylüyor. Demokratik bir hükümet tarafından yönetilen Tayvan, Pekin'in egemenlik iddialarını şiddetle reddediyor ve adanın geleceğine sadece ada halkının karar verebileceğini söylüyor. Tayvan'ın Anakara İşleri Konseyi, bu hareketin iki ülke arasındaki ilişkileri ciddi şekilde zedelediğini ve halkın öfkesini kışkırtmaktan başka bir işe yaramayacağını belirten sert bir protesto yayınladı. Konsey, “Tehditler ve sindirme girişimleri, Tayvan halkının demokrasi ve özgürlüğü savunma kararlılığını asla sarsamayacaktır” ifadelerini kullandı.

Pekin'de, Tayvan İşleri Ofisi sözcüsü Chen Bin Hua, haftalık basın toplantısında gazetecilere, Çin'in şu anda 14 kişiyi “ayrılıkçı” olarak listelediğini söyledi. Bu açıklama, Çin ordusunun ada çevresinde şimdiye kadarki en büyük askeri tatbikatını gerçekleştirmesinden bir hafta sonra geldi.