Rapor: İsrail Gazze'ye insani yardımı kolaylaştırmak için 'ABD'nin özel taleplerini' kabul etti

Resmî kurumlar da yüzer limanın açılışının ardında gizli bir gündem olduğu konusunda aynı derecede endişeli

Gazze'de ilerleyen bir yardım konvoyu (AFP
Gazze'de ilerleyen bir yardım konvoyu (AFP
TT

Rapor: İsrail Gazze'ye insani yardımı kolaylaştırmak için 'ABD'nin özel taleplerini' kabul etti

Gazze'de ilerleyen bir yardım konvoyu (AFP
Gazze'de ilerleyen bir yardım konvoyu (AFP

ABD yönetiminden bir yetkili CNN'e yaptığı açıklamada, İsrailli yetkililerin Gazze Şeridi'ne insani yardım ulaştırılmasını kolaylaştırmak için ABD tarafından yapılan "özel talepleri" kabul ettiğini teyit etti.

Yetkili, Washington'un İsrail'den, Kıbrıs'ta kontrol edilen yardımın doğrudan İsrail'in Aşdod limanına gönderilmesine izin vermesini istediğini belirtti.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı habere göre İsrailli yetkililer, ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile yaptıkları görüşmede, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Refah'a olası bir saldırıya ilişkin son görüşlerini aktardı ve iki taraf görüşmeleri sürdürme konusunda mutabık kaldı.

Yetkili, "Bu istişarelerin yapıcı olduğunu düşünüyorum ve şimdi önümüzdeki günlerde üzerinde mutabık kalınan bazı hususların uygulanmasını dört gözle bekliyoruz" ifadelerini kullandı.

Habere göre Gazze'de yalnızca bugün 370'in üzerinde yardım kolisi dağıtıldı.



İran'da yönetimin geleceğine ve Körfez üzerindeki yansımalarına dair üç senaryo

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İran'da yönetimin geleceğine ve Körfez üzerindeki yansımalarına dair üç senaryo

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Muhammed eş-Şehrani

Bölgenin siyasi ve askeri gerilimde benzeri görülmemiş bir yükseliş yaşadığı, ABD-İsrail'in İran'a karşı bir askeri saldırı olasılığının arttığı ve İran’ın buna doğrudan yanıt verme tehdidiyle çatışmayı daha geniş bir bölgesel çatışmaya dönüştürebileceği dönemde, Tahran'da yönetimin geleceği ve bunun Körfez güvenliği ve Ortadoğu'nun istikrarı üzerindeki yansımaları hakkında sorular artıyor.

Bu bağlamda, bir dizi siyasi analist yaptıkları açıklamalarda, krizin artık yalnızca askeri bir saldırı olasılığıyla ilgili olmadığını, bunun yerine İran siyasi sisteminin gelecek dönemdeki şekliyle ve hayatta kalma, geçiş veya çöküş için olası üç senaryoyla, her bir sürecin geniş bölgesel ve uluslararası yankılarıyla ilgili olduğunu vurguladı.

Kesişen siyasi analizler, İran rejiminin artık içeriden kuşatıldığına ve ideolojik yapısının açıkça aşındığına, bunun da boğucu ekonomik krizler, hızlanan enflasyon ve artan baskı şeklinde yansıdığına ve bunun artan dış baskılarla eş zamanlı olarak geldiğine işaret ediyor.

Buna karşılık bölgenin, halklarının arzu etmediği bir çatışmanın eşiğinde olduğuna dair Körfez uyarıları artıyor. Çözümün, Ortadoğu'yu daha fazla kaos ve istikrarsızlıktan kurtarmak için akılcılığa öncelik vermekte, diyalog ve müzakerelere geri dönmekte yattığı belirtiliyor.

Stratejik tehlikeler ve bölgesel yansımalar

Bahreynli siyasi Uzman Ahmed el-Huzai, mevcut değerlendirmelerin ABD-İsrail'in İran'a karşı askeri bir harekat düzenleme olasılığının devam ettiğini gösterdiğini, ancak bunun yüksek düzeyde stratejik riskler içerdiğini belirtti. İsrail'in alarm seviyesini en üst düzeye çıkardığını, Tahran'ın ise bir saldırı olması durumunda bölgedeki ABD üslerini ve İsrail'in kendisini hedef alarak doğrudan karşılık vermeye hazır olduğunu açıkladığını ifade etti. Bu faktörlerin, herhangi bir askeri seçeneği, İran sınırlarının ötesine uzanarak Ortadoğu'daki tüm güvenlik dengesini kapsayabilecek geniş bölgesel yansımalarla dolu hale getirdiğini vurguladı.

Harekatın gerçekleşmesinin bölgesel istikrar için son derece tehlikeli sonuçlara yol açabileceğini, çünkü İran’ın, ABD ve İsrail üslerini meşru hedefler olarak değerlendireceğini ifade etti. Bunun da Körfez ile Ortadoğu'nun diğer bölgelerine uzanabilecek kapsamlı bir çatışmaya kapı açacağını açıkça belirtti

Askeri grilimin artmasının diplomatik çözüm şansını baltalayacağına ve İran'daki iç protestoları yoğunlaştıracağına, ayrıca Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferi tehdit edeceği için küresel enerji fiyatlarındaki artışın temsil ettiği ekonomik yansımalara yol açacağına da işaret etti. Ancak eğer bir harekattan kaçınılırsa, bölge sürekli bir gerilim ve hazırlık durumunda kalacak ve açık çatışmaya kaymayı önleyebilecek sınırlı bir diplomasi penceresi açık kalacaktır.

İran'ın geleceğine dair senaryolar

Huzai, ABD'nin İran'a saldırıp saldırmamasına bakılmaksızın temel sorunun, önümüzdeki dönemde İran'daki yönetimin biçimi olduğunu belirtti. Bilhassa İran'ın ve genel olarak bölgenin geleceğini anlamak için üç ana senaryo olduğunu ifade etti.

Hamaney liderliğindeki İran rejiminin halkla doğrudan çatışma seçeneğinde ilerlemesi durumunda, bunun günlük yaşamın eşi benzeri görülmemiş bir şekilde militarizasyonu anlamına geleceğini, büyük şehirlerin vatandaşlar ve güvenlik güçleri arasında savaş alanlarına dönüşebileceğini belirtti. Bu kapsamlı baskıya dayalı yönetim tarzının, devlet ile toplum arasındaki güveni aşındıracağını ve ülkenin düşük yoğunluklu iç savaşa benzeyen sürekli bir şiddet sarmalına sürüklenme olasılığını artıracağı değerlendirmesinde bulundu.

Devrim Muhafızları ve milislere aşırı güvenmenin, askeri ve güvenlik kurumları arasında bir rekabet ortamı yaratabileceğine, rejimin bütünlüğünü zayıflatabileceğine ve kontrol edilmesi zor iç bölünmelere karşı savunmasız hale getirebileceğine dikkat çekti.

Bahreynli siyasi analist, bu senaryonun devam etmesinin, istikrarsızlık nedeniyle üretimi ve yatırımları etkileyeceğinden ekonomik ve geçim krizlerini daha da kötüleştireceğini, protestoların omurgasını oluşturan orta ve alt sınıflar üzerindeki baskıyı artıracağını söyledi. Bu durumun hayal kırıklığı ve umutsuzluk duygularını körükleyeceğini ve gençlerin büyük bir bölümünü, örgütlü muhalefet hareketlerine katılarak veya göç ederek daha radikal alternatifler aramaya itebileceğini belirtti.

Ayrıca, Hamaney rejiminin ayakta kalmasıyla birlikte artan baskının, büyük güçler için zorlu bir sınav olacağını da ifade etti. Bazı Batı ülkeleri ilave yaptırımlar uygulamaya ve rejimi siyasi olarak izole etmeye çalışacakken, Rusya ve Çin gibi diğer güçler, Batı nüfuzuna karşı koymada stratejik bir ortak olarak rejime desteklerini güçlendirebilirler. Huzai, bu ayrışmanın diplomatik sahneyi karmaşıklaştıracağını ve İran'ı küresel güçler arasında dolaylı bir çatışma arenası haline getireceğini hem içten hem de dıştan kuşatılmış bir ülke yapacağını söyledi.

İkinci senaryoya ilişkin olarak, Huzai, İran rejiminin Hamaney'siz kalması durumunda, liderlik geçişinin ülkenin dini ve siyasi kurumlarının dayanıklılığı için bir test olacağını ifade etti. Uzmanlar Meclisi'nin bu sürecin merkezinde yer alacağını, ancak Devrim Muhafızları'nın etkisinin de bir sonraki aşamayı şekillendirmede çok önemli olmaya devam edeceğini belirtti.

Dini kurum ile askeri güç arasındaki bu dengenin, bir yanda muhafazakâr ve sertlik yanlısı gruplar, diğer yanda reformistler veya pragmatistler arasında iç çatışmalara yol açabileceği gibi, kolektif veya uzlaşmaya dayalı bir liderliğin ortaya çıkmasını da sağlayabileceğine dikkat çekti. Bu çatışmaların, rejimin katı yaklaşımını sürdürüp sürdürmeyeceğini veya halkın öfkesini hafifletmeyi amaçlayan sınırlı bir açılıma doğru ilerleyip ilerlemeyeceğini belirleyeceğini söyledi.

Huzai, Hamaney'in yokluğunun halk tarafından siyasi ve sosyal reform taleplerini yeniden canlandırmak için bir fırsat olarak yorumlanabileceğini belirtti. Ancak, değişimin sadece yeni yüzlerle aynı otoritenin yeniden üretilmesinden ibaret kaldığının ortaya çıkması halinde, bunun güven kaybını derinleştireceğini ve daha organize bir biçimde protestoların yeniden canlanmasına yol açacağını öngördü.

Huzai, üçüncü senaryonun, İran rejiminin çöküşü ile birlikte etnik ve mezhepsel çeşitlilik üzerindeki kontrolünün omurgasını oluşturan merkezi devlet kurumlarının dağılmasını içerdiğini düşünüyor. Bu dağılmanın, birleşik bir vizyondan yoksun, yerel bileşenlerin kendi bölgelerinde otorite kurmak için mücadele etmesiyle birlikte, yaygın bir siyasi ve güvenlik boşluğuna yol açabileceğini, bunun da milliyetçi veya mezhepsel özelliklere sahip yarı özerk oluşumların ortaya çıkmasına kapı açacağını ifade etti.

Ekonomik yansımaların son derece ciddi olacağını, petrol ve doğalgaz üretimi ve ihracatının doğrudan etkileneceğini ve Ahvaz (Arabistan) gibi bölgelerin, bölgesel ve uluslararası enerji çatışmasının odak noktası haline gelebileceğini vurguladı. Belucistan'ın ayrılmasının Pakistan için bir güvenlik ikilemi yaratacağına, bu arada İran Azerbaycanı'nın Azerbaycan Cumhuriyeti ile birleşmesi ile İran Kürdistan'ının daha geniş Kürt projesine entegre edilmesinin geniş çaplı bölgesel gerilimlere yol açabileceğine dikkat çekti. İran rejiminin devrilmesinin, eğer gerçekleşirse sadece içsel bir olaydan ibaret kalmayacağı, Ortadoğu'nun siyasi ve ekonomik haritasını yeniden çizebilecek kapsamlı bir bölgesel kriz olacağını kaydetti.

İran rejimi, dışarıdan kuşatılmadan önce içeriden kuşatılmış durumda

Kuveytli siyasi analist ve Körfez meseleleri araştırmacısı Muhammed Rumeyhi ise İran politikasının “kaydırma politikası” olarak bilinen, yani baskı yoğunlaştığında taktiksel esneklik gösterme politikasına dayandığını öne süren bazı Arap analizlerinin, uzmanlar için artık ikna edici olmadığını belirtti. İran rejiminin bugün dışarıdan kuşatılmadan önce içeriden kuşatılmış olduğunu ve kendi yıkımının tohumlarını kendi yapısında taşıdığını vurguladı.

Rumeyhi, halkların ideolojiden ziyade sosyoloji tarafından yönetildiğini açıklayarak, kalıcı rejimlerin, gözden geçirme, hesap verebilirlik ve değişime uyum mekanizmalarına sahip rejimler olduğunu belirtti. Bunların, kendisini mutlak doğru gören ve liderliğinin ilahi olarak yetkili kılınmış olduğuna inanan teokratik bir siyasi rejimde eksik olduğunu, bu nedenle herhangi bir gözden geçirme veya taviz vermenin son derece zor olduğunu ifade etti.

Yine Velayet-i Fakih teorisinin pratikte aşındığını ve İran halkına hizmet sunma veya fayda sağlama konusundaki iflasının, kontrolden çıkmış enflasyon, para biriminin değerindeki keskin düşüş ve baskıcı yönetimin genişlemesiyle birlikte ortaya çıktığını söyledi. İran halkının sokaklara dökülmesinin, mutlaka askeri olmayan dış baskılarla birlikte, rejimin çöküşüne yol açabileceğine dikkat çekti.

Rumeyhi rejimin çöküşüne dair korkulara ilişkin olarak, bu kaygıları önceki rejimlerin devrilişinden önce dile getirilenlere benzeterek, halkların kendi liderlerini üretebileceğini ve İran'ın alternatif bir lider üretebilecek nitelikte bir sosyal ve siyasi sınıfa sahip olduğunu vurguladı.

Bölgedeki istikrarsızlığın temelinin, bu rejimin iç baskı ve Irak, Lübnan, Yemen ve hatta Suriye'de devlet kurma çalışmalarını engelleme politikalarından kaynaklandığını ifade etti. Rejimin varlığını sürdürmesinin daha fazla vahşete yol açacağı ve ilahi yardımın yanında olduğu iddiasında bulunacağı, bunun da bölge için en tehlikeli senaryo olan yayılmacı politikalarını genişletmesi anlamına geleceği konusunda uyardı.

Bölge tehlikeli bir çatışmanın eşiğinde ve tek seçenek diyalog

Öte yandan, Ummanlı yazar ve siyasi analist Ahmed bin Salim Batmira, bölgedeki durumun son derece kritik aşamadan geçtiğini ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin ve halklarının arzu etmediği bir çatışmaya doğru ilerlediğini söyledi. Bölgedeki tüm ülkeler için felaket sonuçlar doğuracağı göz önüne alındığında, bilge kişilerin olası bir savaşı durdurmak için harekete geçeceği umudunu dile getirdi.

Batmira, mevcut aşamanın, özellikle de bu yılın, Venezuela'da yaşananlar, Ukrayna'daki savaşın devam etmesi, İsrail'in Gazze, Batı Şeria ve Lübnan'da gerilimi artıran uygulamaları ve Suriye'ye yönelik müdahalelerinin devam etmesi, ayrıca Şarm el-Şeyh konferansının sonuçlarının uygulanmaması gibi uluslararası ve bölgesel krizlerin iç içe gelmesi nedeniyle, bölge ve dünya için en zorlu dönemlerden biri olacağını açıkladı.

Ortadoğu'yu başlangıcının ve sonunun tahmin edilmesinin zor olduğu belirsiz bir dönemin beklediğini belirtti. İsrail müdahaleleri gölgesinde Suriye'deki durumun endişe verici olduğunu, aynı şekilde Lübnan'da devam eden gerilimin, yoğun medya kampanyaları ve İran'ı hedef alan Amerikan askeri hazırlıklarıyla aynı eş zamanlı olarak geldiğini kaydetti. Tüm bunların bölgenin güvenliği ve istikrarı üzerinde doğrudan etkileri olacağını, İsrail'in ise bilhassa uluslararası hukuku ihlal eden Somaliland bölgesini tanıma kararının ardından, artan emelleri göz önüne alındığında, bu yüksek tansiyondan en çok fayda sağlayan ülke olacağını vurguladı.

Ummanlı siyasetçi, çözümün müzakere masasına dönüş ve ABD ile İran arasında nükleer sorunu çözmek için ciddi bir diyalogda yattığına inanıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre caydırıcılık ve güç dilinin çözüm olmadığını vurgulayan Batmira, yıkımın, siyasi, ekonomik ve sosyal istikrarsızlığın etkilerinden hâlâ muzdarip olan Irak ve Libya'da olduğu gibi, bir ülkede başlayıp diğer ülkelere yayılan geçmiş senaryoların tekrarlanmaması konusunda uyarıda bulundu.

Batmira, tüm tarafların “zarar yok, zarar gören yok” ilkesini destekleyen anlamlı bir diyaloğa girmesinin gerekliliğini vurgulayarak, bölgede güvenlik ve barışın hakim olmasını umduğunu ifade etti. Ayrıca İran'ı, potansiyel bir Amerikan müdahalesini uygulamaya geçmeden önce önleyebilecek Arap ve İslami öneri ve görüşlere yanıt vermeye çağırdı.

İran üzerindeki artan uluslararası baskı

Iraklı siyasi analist Raad Haşim, mevcut durumun iniş çıkışları ve her iki tarafın da durumu daha kompleks hale getirecek kartlara sahip olması nedeniyle, bir tarafta İran diğer tarafta Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail arasında bir çatışmanın sonuçlarını ve olasılıklarını tahmin etmenin son derece zor olduğunu belirtti.

Olayların, İran'a yönelik baskıyı kademeli olarak artırmaya doğru ilerlediğini, bunun amacının, İran'ı öncelikle nükleer programının kısıtlanması, balistik füze programının sınırlandırılması ve menzillerinin belirlenmesi, ayrıca bölgedeki milislere verilen desteğin durdurulması ve rejimin politikalarına karşı çıkan protestoculara yönelik şiddetin sona erdirilmesi gibi çözülmemiş konularla ilgili uluslararası talepleri kabul etmeye zorlamak olduğunu açıkladı.

İran'ın bu talepleri kabul etmemesinin daha sert yaptırımlara yol açacağını belirten Haşim, özellikle ABD ve İsrail'in savunma ve önleme kapasitelerini güçlendirmeleri göz önüne alındığında, uluslararası iradeye karşı gelmeye devam etmenin, nihayetinde hayati önem taşıyan güç merkezlerini hedef alan silahlı bir mücadeleye yol açabileceği konusunda uyardı.

Amerikan caydırıcılık planının hesaplanmış ve kontrollü parametreler dahilinde gerilimi artırmasının muhtemel olduğunu, ancak bu yaklaşımın İran'ın “kolunu bükme” politikasını reddetmesi ve Tahran'ın “denklik temelinde” muamele görme isteğiyle çatışabileceğini, İran'ın kartları yeniden karmayı gerektirse bile meseleleri seçici olmadan eş zamanlı olarak çözmekte ısrar ettiğini açıkladı.

Son olarak, uyarı süresinin sona ermesinin İran'a artık erteleme veya çözümleri geciktirme konusunda fazla alan bırakmadığını belirtti. Amerikan yönetiminin, acil ve gecikmesiz bir şekilde çözülmesi gereken meseleleri çözmek için esnek veya ağırdan alan bir yaklaşımı benimsemeyi artık kabul edilemez bulduğunu kaydetti.


Trump, Minneapolis protestolarının ardından İsyan Yasası'nı devreye sokmakla tehdit etti

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump, Minneapolis protestolarının ardından İsyan Yasası'nı devreye sokmakla tehdit etti

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, İsyan Yasası’nı yürürlüğe sokmakla tehdit etti. Söz konusu yasa, acil durumlarda ordunun ülkede düzeni sağlamak için görevlendirilmesine izin veriyor. Trump, bu adımı, Minnesota eyalet yetkililerinin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Ajansı (ICE) personeline yönelik saldırıları durdurmaması halinde atacağını belirtti.

Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “Minnesota’daki yozlaşmış siyasetçiler yasaya uymaz ve profesyonel kışkırtıcılar ile isyancılar ICE personeline saldırmayı sürdürürse, İsyan Yasası’nı devreye sokacağım” ifadesini kullandı. Geçtiğimiz hafta bir ICE çalışanı bir kadını öldürmüş ve olay geniş çaplı protestoların fitilini ateşlemişti.

Trump, özellikle Ulusal Muhafızlar gibi yedek askeri güçleri kendi güvenliği açısından risk olarak gördüğü durumlarda kullanmasıyla ilgili olumsuz mahkeme kararlarının ardından, son aylarda bu adımı defalarca gündeme getirdi, ancak şimdiye kadar uygulamaya geçirmedi.

18. ve 19. yüzyıldan kalma yasaları kapsayan İsyan Yasası, federal hükümete ‘ABD içindeki hukukun uygulanması için orduyu kullanma yetkisi’ tanıyan bir acil durum mekanizması olarak öne çıkıyor.

su7ı8
ABD Gümrük ve Sınır Muhafaza Birimi (CBP) görevlileri, Minnesota eyaletinin Minneapolis kentinde protestocularla karşı karşıya geldi. (Reuters)

Söz konusu yasa, ordunun ABD vatandaşlarına karşı kullanılmasını yasaklayan Posse Comitatus Yasası’nı devre dışı bırakma yetkisi de tanıyor.

İsyan Yasası, en son 1992 yılında Başkan George H. W. Bush tarafından yürürlüğe konmuştu. O dönemde, California Valisi’nin talebi üzerine Los Angeles’ta, bir yıl önce siyahi sürücü Rodney King’e uygulanan polis şiddeti sonrası beraat eden iki polis nedeniyle yaşanan eşine az rastlanır isyanları bastırmak amacıyla kullanılmıştı.

7 Ocak’ta, 37 yaşındaki Amerikalı kadın Renee Nicole Good, Minneapolis’te aracında ICE personelinin yürüttüğü bir operasyonu engelleme protestosu sırasında vurularak hayatını kaybetti. Operasyon, şehirde geniş çaplı gözaltılar yapmak üzere çok sayıda federal ajan konuşlandırılarak gerçekleştirilmişti.

Bu olay, kuzey ABD’nin bu büyük şehrinde bir dizi protestoya ve federal kolluk kuvvetleri ile gerginliğe yol açtı.

Geçen hafta Demokrat yerel yetkililer, Trump yönetimini sert şekilde eleştirerek, söz konusu federal ajanların şehirden geri çekilmesini talep etti.

adfrgty
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Minneapolis'te tahrip edilmiş bir ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Ajansı (ICE) aracının fotoğrafını gösteriyor. (Reuters)

Süregelen gerginlikler sırasında, çarşamba gecesi Minneapolis’te bir ICE görevlisi, Venezuelalı bir erkeği bacağından vurdu. Olay, protestocular ile polis arasında yeni çatışmalara yol açtı.

Dün öğleden sonra, şehirde federal bir bina yakınında polis ile protestocular arasında bir başka gergin karşılaşma yaşandı; ancak önceki günkü çatışmalar kadar şiddetli değildi.

Trump’ın en yakın danışmanlarından biri olan Stephen Miller, Fox News kanalına yaptığı açıklamada, Demokrat milletvekillerini federal polise karşı ‘kasten şiddetli bir isyanı kışkırtmakla’ suçladı.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt de muhalefetin ‘nefret dolu söylemlerini’ kınadı ve bazı medya kuruluşlarını ‘iş birliği yapmakla’ itham etti.


Barak: ABD, Suriye’deki tüm taraflarla yakın temas hâlinde

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barak, 22 Temmuz’da Beyrut’ta Reuters’a verdiği röportajdan bir kare (Reuters)
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barak, 22 Temmuz’da Beyrut’ta Reuters’a verdiği röportajdan bir kare (Reuters)
TT

Barak: ABD, Suriye’deki tüm taraflarla yakın temas hâlinde

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barak, 22 Temmuz’da Beyrut’ta Reuters’a verdiği röportajdan bir kare (Reuters)
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barak, 22 Temmuz’da Beyrut’ta Reuters’a verdiği röportajdan bir kare (Reuters)

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barak, cuma günü yaptığı açıklamada, Şam yönetimine bağlı güçler ile Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında yaşanan son çatışmaların ardından, Washington’un ülkedeki tüm taraflarla yakın temasını sürdürdüğünü bildirdi.

Barak, sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşımda, ABD’nin Suriye’de tansiyonu düşürmek, gerilimin tırmanmasını önlemek ve Suriye hükümeti ile SDG arasında yeniden müzakere sürecine dönülmesini sağlamak için 24 saat esasına göre çalıştığını ifade etti.

Kuzeydoğu Suriye’nin geniş kesimlerini kontrol eden SDG, 10 Mart’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile bir anlaşma imzalamış ve buna göre sivil ve askerî tüm kurumlarını yıl sonuna kadar devlet kurumlarıyla birleştirmeyi kabul etmişti. Ancak tarafların, anlaşmanın uygulanması konusunda şu ana kadar kayda değer bir ilerleme sağlayamadığı belirtiliyor.